Göçmen kaçakçılığı, kısaca, maddi bir fayda elde etmek amacıyla, bir kimsenin “yasadışı şekilde” ülkeye sokulması, ülkede kalmasına veya ülkeden çıkmasına imkân sağlanması şeklinde tanımlanmaktadır. Göçmen kaçakçılığı, birçok ağır insan hakları ihlallerine neden olan bir suç tipidir. Bu kaçakçılık faaliyeti sırasında, çocuklar ve kadınların da içinde bulunduğu gruplar, günlerce veya haftalarca kamyon veya tırların kasalarında veya gizli bölmelerinde havasız bir şekilde yolculuk yapmak zorunda kalmakta ya da elverişsiz botlara aşırı kalabalık bir biçimde yerleştirildikleri için denizin ortasında boğularak can vermektedirler.
Göçmen kaçakçılığı suçunun konusu olan, maddi ve manevi anlamda sömürülen ve istismar edilen göçmenlerin yaşama hakkının, vücut bütünlüğünün ve insanlık onurunun korunması amacıyla suçun bazı işleniş şekilleri daha ağır bir şekilde cezalandırılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 79. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında cezanın ağırlaştırılmasını gerektiren nitelikli haller, “suçun göçmenlerin hayatı bakımından tehlike oluşturması”, “mağdurları onur kırıcı muameleye maruz bırakılarak işlenmesi”, “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi” ve “suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi” şeklinde düzenlenmiştir. TCK’nın 266. maddesinde “kamu görevlisinin kendisine görevi dolasıyla verilmiş araç ve gereçleri suçun işlenmesinde kullanması”, daha fazla cezayı gerektiren “genel” bir nitelikli hal olarak düzenlenmektedir. Yine, “suçun terör amacıyla işlenmesi” de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde ortaya çıkabilecek bir nitelikli haldir. Çalışmamızda sırasıyla bu nitelikli hallerin uygulanma koşulları doktrindeki görüşler ve yargısal içtihatlar ışığında incelenmiş, daha sonra mukayese edilebilmesi amacıyla Alman hukukunda göçmen kaçakçılığı suçunun nitelikli hallerine değinilmiştir.
Migrant smuggling is briefly defined as “illegally” bringing someone into the country, allowing them to stay in the country, or enabling them to leave the country, with the aim of obtaining a material benefit. Smuggling of migrants is a type of crime that causes many serious human rights violations. During this smuggling activity, groups of people, including children and women, are forced to travel for days or weeks without air in the crates or secret compartments of trucks or lorries, or drown in the middle of the sea due to overcrowding in unsuitable boats.
In order to protect the right to life, bodily integrity and human dignity of migrants, who are the subject of the crime of migrant smuggling and who are materially and morally exploited and abused, some forms of the crime are punished more severely. In paragraphs 2 and 3 of Article 79 of the Turkish Penal Code, the qualified cases that require aggravation of the penalty are regulated as “the crime poses a danger to the lives of migrants”, “the crime is committed by subjecting the victims to degrading treatment”, “the crime is committed by more than one person together” and “the crime is committed within the framework of the activities of an organization”. Article 266 of the TPC regulates “the use by a public official of tools and equipment given to him/her by virtue of his/her duty in the commission of a crime” as a “general” qualifying circumstance that requires a higher penalty. Again, “committing the offense for terrorist purposes” is a qualified case that may arise within the framework of the Anti-Terrorism Law No. 3713. In our study, the conditions for the application of these qualified circumstances are examined in the light of doctrinal opinions and judicial jurisprudence, and then the qualified circumstances of the crime of migrant smuggling in German law are mentioned in order to make a comparison.