Yüzyıllardır çeşitli disiplinlerden eleştirmenler ve akademisyenler tarafından insan-doğa ilişkisi üzerine çokça araştırma yapılmıştır. Disiplinlerarası bir kuram olan postkolonyal ekoeleştiri, ezilen, sömürülen ve istismar edilen halkların hikâyelerini, yerli toprakların boyunduruk altına alınma tarihiyle birleştirerek, sömürgeleştirilmiş halkların doğayla yeniden buluşmaları yoluyla gerçekleşen dekolonizasyon sürecine dair önemli bir bakış açısı sunar. Postkolonyal ekoeleştiri, sömürgeleştirilmiş halkların topraklarını, kültürlerini ve kimliklerini doğayla yeniden bağ kurarak geri kazanma ve sömürge etkilerinden arındırma çabalarına odaklanır ve toplumsal adaletin ancak ekolojik adalet yoluyla sağlanabileceği fikrini öne sürer. Postkolonyal ekoeleştirinin yanında, ekoloji ve psikoloji alanlarını bir araya getiren ekopsikoloji de, insan-doğa etkileşimini ve bu ilişkinin insanın zihinsel, biyolojik, fiziksel, ruhsal ve duygusal iyilik hali üzerindeki inkâr edilemez etkilerini incelemede etkili bir disiplinlerarası kuram haline gelir. Dekolonizasyon bağlamında, sömürgeleştirilmiş halklara toprakla yeniden bağ kurma alanı açan ekopsikoloji, onların sömürgecilik nedeniyle yaşadıkları travmatik deneyimleri iyileştirmelerine, zihinlerini sömürge etkilerinden arındırmalarına, aidiyet duygusunu yeniden inşa etmelerine ve kimliklerini yeniden yapılandırmalarına yardımcı olur. Bu bağlamda, bu çalışma, postkolonyal ekoeleştiri ve ekopsikoloji kuramlarının nasıl kesiştiğini ve sömürgeleştirilmiş halkların doğayla yeniden buluşarak toprak, kültür ve kimliklerini geri kazanma direnişini aydınlatmak amacıyla dekolonizasyon sürecine zemin hazırlayan kuramsal bir çerçeve sunduğunu göstermeyi amaçlamaktadır.
Much attention has been paid to the exploration of human-nature relationship by critics and scholars of various disciplines for ages. As an interdisciplinary theory, postcolonial ecocriticism, merging the stories of the repressed, exploited, and abused people into the history of the subjugation of indigenous lands, provides an insight into the decolonization process of the colonized people through reunion with nature. Postcolonial ecocriticism focuses upon the colonized’s attempt to reclaim and decolonize the land, culture and identity through reunion with nature putting forth the idea that social justice is only accomplishable through ecological justice. Apart from postcolonial ecocriticism, converging the fields of ecology and psychology together, ecopsychology becomes an effective interdisciplinary theory to scrutinize human-nature interaction and its undeniable impact on human’s mental, biological, physical, spiritual, as well as emotional sense of well-being. Within the context of decolonization, opening a space for the colonised to reconnect with land, ecopsychology helps the colonized people recover their traumatic experiences, decolonize mind, recreate the sense of belonging, and reconstruct identity. Within this context, the present study provides a theoretical framework to demonstrate how the theories of postcolonial ecocriticism and ecopsychology intersect in offering a basis for the process of decolonization in order to enlighten the colonized’s resistance to reclaim land, culture, and identity through reunion with nature.