Bu makale, katılım bankacılığı ve İslâmî finans uygulamalarında son yıllarda daha sık kullanılan yatırım vekâleti kavramını hem fıkhî zemini hem de finansal ürünlerdeki kullanım alanları bakımından ele almaktadır. Çalışmada, klasik fıkıh literatüründe vekâletin çoğunlukla malvarlığına ilişkin tasarruflar ve aile hukuku çerçevesinde işlendiği; buna karşılık modern bankacılık yapıları içinde şekillenen yatırım vekâletinin klasik kaynaklarda bağımsız bir başlık olarak yer almadığı vurgulanmaktadır. Bu çerçevede yatırım vekâleti, sermaye sahibinin (müvekkil) sermayesini işletmek üzere bir kişi ya da kurumu (vekil) ücretli veya ücretsiz biçimde yetkilendirmesi şeklinde tanımlanmakta; uygulamanın getiriyi garanti etmemesi ve taraflar arasında tahmini getiri üzerinden bir mutabakat kurulması, sözleşmenin ayırt edici yönleri arasında gösterilmektedir.
Makalede, yatırım vekâletinin şer‘î çerçevesinin tespitinde AAOIFI’nin 46 nolu standardının temel bir referans teşkil ettiği vurgulanmakta bunun yanında çağdaş İslâm hukuku literatüründe yer alan tanımlar ve yaklaşımlar dikkate alınarak kavramın kapsamı ve sınırları ortaya konulmaktadır. Bu çerçevede çalışma, yatırım vekâletinin finansal ürünler içindeki işlevini; katılma hesapları, yatırım fonları ve portföy yönetimi, yatırım vekâletine dayalı kira sertifikaları ile fon toplama ve fon kullandırma uygulamaları olmak üzere dört temel başlık altında ele almaktadır.
Bu kapsamda, Türkiye’de 2018 tarihli düzenleme ile yatırım vekâletine dayalı katılma hesaplarının mevzuat düzeyinde tanımlandığı; buna rağmen uygulamada, özellikle tahmini kâr yaklaşımının doğurduğu fıkhî hassasiyetlerin ve tartışmaların sürdüğü ifade edilmektedir. Katılma hesaplarında bankanın konumuna ilişkin literatürde yer alan farklı temellendirmeler aktarılmakta; vekâlete dayalı modelin havuz yönetimi ve hesaplama mantığı bakımından geleneksel katılma hesaplarından ayrıştığına dikkat çekilmektedir. Yatırım fonları ve portföy yönetimi bağlamında yatırım vekâletinin, ortaklık ilişkisinden ziyade temsil ilişkisi kuran bir yapı sunduğu; sukuk alanında ise vekâlet sözleşmesinin varlık havuzu ve yönetim kurgusu içinde işlev gördüğü örnekler üzerinden açıklanmaktadır. Son olarak makale, yatırım vekâletinin uluslararası fon temininde ve işletme sermayesi finansmanında da kullanılabildiğini bu tür yapılarda sözleşmenin mahiyetinin açık biçimde belirlenmesi ve tarafların hak-yükümlülüklerinin netleştirilmesinin belirleyici bir gereklilik olarak öne çıktığını belirtmektedir.
This article examines the concept of investment agency, which has become increasingly prevalent in participatory banking and Islamic finance applications in recent years. It explores the fiqh basis of this concept and its application to financial products. It emphasises that, in classical fiqh literature, the concept of proxy is mostly addressed in the context of property-related transactions and family law. In contrast, the concept of investment proxy, which has emerged within modern banking structures, does not appear as an independent heading in classical sources. Within this framework, investment agency is defined as authorising a person or institution (agent) to manage a capital owner's (principal's) capital, either for a fee or free of charge. The fact that the application does not guarantee a return, and that an agreement is established between the parties based on an estimated return, are highlighted as distinguishing features of the contract.
The article emphasises that AAOIFI Standard 46 is a key reference for determining the Sharia framework of investment agency. Furthermore, the scope and boundaries of the concept are outlined by considering the definitions and approaches found in contemporary Islamic law literature. Within this framework, the study addresses the function of investment agency within financial products under the following four headings: participation accounts; investment funds and portfolio management; investment agency-based lease certificates; and fund collection and utilisation practices.
In this context, it is stated that, with the 2018 regulation, participation accounts based on investment agency were defined at the legislative level in Turkey. However, fiqh sensitivities and debates arising from the estimated profit approach continue in practice. The literature presents different justifications regarding the bank's position in participation accounts and draws attention to the fact that the proxy-based model differs from traditional participation accounts in terms of pool management and calculation logic. Regarding investment funds and portfolio management, examples are given to illustrate that investment agency establishes a representative relationship rather than a partnership relationship. In the sukuk field, the agency contract operates within the asset pool and management structure. Finally, the article states that investment agency can also be used for international fundraising and working capital financing. It emphasises that clearly defining the nature of the contract and clarifying the rights and obligations of the parties involved is a key requirement for such structures.