Şefaat düşüncesi Cahiliye dönemindeki Arapların uluhiyet anlayışlarının bir parçasıydı. İslam dininden önce Araplar, Allah’ın yanı sıra birtakım varlıklara ilahi güçler isnat etmek sureti ile bu ilahların ahirette kendilerine Allah nezdinde şefaatçi/aracı olacaklarını iddia ederek bağışlanmalarına vesile olacaklarına inanıyorlardı. Kur’ân bu durumu şirk olarak değerlendirmiş ve açık bir şekilde reddetmiştir. Mutezile ve Ehl-i sünnet kelamcıları erken dönemden itibaren şefaat konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilafın nedeni iman anlayışlarından kaynaklandığını söylemek mümkündür. İslam düşüncesinin teşekkülü ile Ehl-i sünnet kelamcıların büyük çoğunluğu şirk koşulmadığı müddetçe başta Hz. Peygamber olmak üzere şehitler ve bazı salih insanların ahirette Müminler hakkında Allah nezdinde şefaatçi olacaklarını savunmuşlardır. Bu anlayışta olanlar şefaatin nasıl gerçekleşeceği konusunda görüş ayrılığı içerisinde olmuşlardır. Bazı düşünürler de şefaatin ilahi adalet açısından problemli olacağını iddia ederek şefaatin sadece Allah’a ait olacağını Allah’ın dışındaki herhangi bir varlığın şefaat edemeyeceğini savunmuşlardır. Müslümanlar konuyla ilgili savundukları bu iki görüşün yanı sıra başka görüşte olanlarda vardır. Günümüzde de şefaat konusu kelami bir problem olarak tartışılmaktadır. Bu çalışma, şefaat, vesile, tevessül, dua, istiğfar ve benzeri şefaat konusuyla ilgili olan ve aracılık kapsamına giren bazı kavramları erken dönem kaynaklarından faydalanarak açıklamak suretiyle konunun doğru anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
The concept of intercession was part of the Arabs’ understanding of divinity during the pre-Islamic period. Before the advent of Islam, the Arabs attributed divine powers to certain beings alongside Allah, claiming that these deities would act as intercessors or mediators on their behalf before Allah in the Hereafter, thereby facilitating their forgiveness. The Qur’an has characterised this situation as shirk and has explicitly rejected it. From the early period onwards, Mu’tazilite and Ahl al-Sunnah theologians have disagreed on the issue of intercession. It is possible to say that the reason for this disagreement stems from their differing understandings of faith. With the development of Islamic thought, the vast majority of theologians have argued that, provided it does not constitute shirk, the Prophet, the martyrs and certain righteous people will act as intercessors on behalf of the believers before Allah in the Hereafter. Those who hold this view have differed on how intercession is to be carried out. Some thinkers have argued that intercession would pose a problem in terms of divine justice, maintaining that intercession belongs solely to Allah and that no being other than Allah can intercede. In addition to these two views held by Muslims on the subject, there are also those who hold other views. Even today, the subject of intercession is debated as a theological problem. This study aims to contribute to a correct understanding of the subject by explaining certain concepts related to intercession—such as intercession, mediation, supplication, seeking forgiveness, and similar terms falling within the scope of mediation—drawing upon early-period sources.