Müzik ve kimlik arasındaki ilişki, 1980li yıllardan itibaren etnomüzikoloji literatüründe en sık tartışılan temalardan biri haline gelmiştir. Bu makale, söz konusu tartışmaları, Foucaultdiyen jenealojiden esinlenen nitel bir kuramsal-eleştirel perspektif dâhilinde irdelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, konuyla ilgili literatürün tamamını kapsayan bir tarama sunmak yerine, müzik ve kimlik kavramlarını, disipliner kriz söylemini ve saha araştırmasının bilgi değeri hakkındaki tartışmaları konu alan, dar fakat oldukça efektif bir Anglophone metin korpusuna odaklanmaktadır. Bu korpus, etnomüzikolojide belli bilgi türlerini normalleştiren sistematik bir müdahale olarak ele alınmaktadır. Makale, özellikle hermeneutik fenomenolojinin uzun süreli saha araştırması, deneyimsel anlatı ve refleksif sunum ile nasıl eklemlendiğini izleyerek hermeneutik fenomenolojik bir hakikat rejiminin nasıl kurulduğunu analiz etmektedir. Bu rejimde, müzikal kimlik üzerine söz söyleme yetkisi, deneyimli alan araştırmacısının belleğe dayalı anlatısına ve etik öz farkındalığına sıkı bir şekilde bağlanmaktadır. Jenealojik yaklaşım, bu rejimin salt olarak doğru ya da yanlış olup olmadığını sormak yerine, onun karşılaştırmacılık, kültürel görelilik ve temsil sorunlarına verilen daha önceki yanıtlar içinden nasıl türediğini ve disiplin içindeki kuramsal otoritenin dağılımını nasıl yeniden şekillendirdiğini araştırmaktadır. Makale, kimlik odaklı dönüşümün müzik ile özne arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan güncel bir tarih olarak okunması gerektiğini ileri sürmektedir. Böylece kriz, kimlik ve deneyim sorularının belli özne konumlarını, yayın mecralarını ve kurumsal bağlamları önceleyen bir biçimde yeniden örgütlendiğini savunmakta ve etnomüzikologları, kimlik ile alan araştırmasının, etnomüzikolojinin ne olduğu ve ne olması gerektiği yönündeki iddiaların merkezine hangi koşullar altında yerleştiğini eleştirel bir şekilde düşünmeye davet etmektedir. Nitekim bu düşünsel çerçeve, kimlik söyleminin merkezde üretilen kuramsal standartlarla kurduğu eşitsiz ilişkiyi görünür kılmakta ve disiplinin kendi tarihini yazarken hangi anlatılara ayrıcalık tanıdığını tartışmaya açmaktadır.
From the 1980s onward, the relation between music and identity has become one of the most intensively discussed topics in ethnomusicology. This article revisits that development through a qualitative, theoretical, critical inquiry informed by Foucauldian genealogy. Rather than surveying the entire field, it focuses on a small corpus of widely cited Anglophone texts that reflect on music and identity, on disciplinary crisis, and on the epistemological status of fieldwork. The study treats this corpus as a systematic intervention through which particular ways of knowing are normalized. By tracing how hermeneutic phenomenology comes to be linked with extended fieldwork, experiential narrative, and reflexive self-presentation, the article analyzes what it calls a hermeneutic phenomenological regime of truth. In this regime, the authority to speak about musical identity is closely tied to the figure of the experienced fieldworker, whose personal story and ethical self-awareness are taken as privileged routes to knowledge. Drawing on genealogy, the analysis does not ask whether this regime is simply valid or invalid. Instead, it examines how it emerges from earlier concerns with comparativism, cultural relativism, and representation, and how it reshapes the distribution of theoretical authority within the discipline. The article argues that the identity turn should be understood as a history of the present in which questions of crisis, identity, and experience are reorganized in ways that favor certain subject positions, publication venues, and institutional settings. In doing so, it invites ethnomusicologists to reflect critically on the conditions under which identity and fieldwork become central to claims about what ethnomusicology is and what it ought to be.