SEMİOSFER’DE BİR METİN: GÜVERCİNİM HARPUT’TA KALDI

Author:

Number of pages: 347-364
Year-Number: 2015- 39

Abstract

Yirminci yüzyılın başlarında düşünce tarihinde önemli bir alan olarak ortaya çıkan göstergebilim yüzyıl boyunca farklı bilimsel yaklaşımlara sıklıkla uygulanmış ve bu yaklaşımlarla paralel olarak ilerlemiştir. 1990’larda “ekosemiyotik”, “ekolojik göstergebilim” ya da “göstergebilimsel ekoloji” olarak adlandırılan yaklaşım ise özellikle kültürel aktarımın en önemli kolu olan edebiyat çalışmalarında oldukça değerli bir yer edinmiştir. Tabiatın belirli gösterenlerle konuştuğu fikriyle şekillenen ekosemiyotik, insan ve onun ekosistem ile arasındaki göstergesel işlevi ele alır. Kültürel göstergebilimin bir parçası olarak kabul edilen, ekosemiyotik bu anlamda, sosyoloji, etnoloji, çevresel psikoloji ve çevresel antropoloji gibi alanlara yaklaşır. İnsan dışındaki diğer tüm sistemlerin de göndergesel bir yapısı olduğundan yola çıkarak, özellikle insan-tabiat arasındaki ilişkiyi göndergesel açıdan inceler. Bu bağlamda, insan-dışı sistemlerin edebiyatta da nasıl şekillendiğini görerek, edebiyat eleştirisinde “ekolojik olarak okur yazar olmayı” amaçlar. Bu amaçla, bu çalışmada Hamasdeğ’in Güvercinim Harput’ta Kaldı adlı öykü derlemesi, insan ve insan-dışı tüm varlıkları ekolojik bir bütünlük içinde ele alan “göstegebilimsel bir küre (semiosfer)” olarak okunacaktır. Maddi üretim kaygısının, içinde barındırdığı tüm varlıklarla birlikte tabiatın tahribine henüz yol açmadığı bir çağı yansıtan bu öyküler tabiatın gösterenler aracılığı ile konuştuğu bir dil sunar. Hamasdeğ öykülerinde, toplumsal, tarihsel, kültürel hatta psikolojik tarihin uzamdaki yansıması, canlı varlıklar dışında cansız varlıklara da bir tür gösterge niteliği atfeder. Öykülerin Türkçe değil Hamasdeğ’in anadili olan Ermenicede yazılmış olması ise, öyküler kullanılan sosyo-kültürel kavramlar ve ortak tarihi bir anlayış ışığında ele alındığında, göstergebilimsel olarak ikincil bir önem taşır. Birincil olan ise, her iki dilin de ruhunda barındırdığı kültürel ve ekolojik göstergebilimsel dildir. Hamasdeğ, öykülerinde ekosistemin hâkimi değil, sadece bir parçası olarak sunduğu insan aracılığıyla konuşulan figüratif dilin yanı sıra bölgedeki yerel kültürün ekosemiyotik dilini yansıtır. Bu çalışma da bu ekosemiyotik dili bir kültürel birlikteliğin ve ekolojik bütünlüğün temsilcisi olarak çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Keywords

Abstract

Semiotics, appeared as a significant field in the history of thought in the beginning of the twentieth century, was applied to various scientific approaches and developed parallel to them. The approach labelled in the 1990s as “ecosemiotics”, “ecological semiotics” or “semiotic ecology” has taken an essential part particularly in literary studies that is the most significant branch of cultural transmission. Ecosemiotics formed by the idea that nature speaks via certain signs depicts the semiotic function between man and its relation to ecosystem. Ecosemiotics, accepted as a component of cultural semiotics, gets close to the fields such as sociology, ethnology, environmental psychology and environmental anthropology in this sense. By starting with the idea that all other systems beside human being have a semiotic structure, this approach examines the relationship between man and nature from a semiotic point of view. In this respect, it aims to be “ecologically literate” by observing how non-human systems are shaped also in literature. For this purpose, in this study, Hamasdeğ’s story collection titled Güvercinim Harput’ta Kaldı will be read as a “semiotic sphere (semiosphere)” which handles human and non-human beings in an ecological wholeness. Those stories reflecting an era in which material production concern had not destroyed nature with all the beings involved within her present a language by which nature speaks via signs. In the stories of Hamasdeğ, the reflection of sociological, historical, cultural even psychological history on the space attributes a kind of status of sign to the non-human beings besides human ones. That the stories were not written originally in Turkish but in Armenian, Hamasdeğ’s native tongue, holds a secondary importance in terms of semiotics when the stories are examined in the light of involved socio-cultural concepts and the common historical understanding. The primary importance is the cultural and ecosemiotic language involved in the souls of both languages. Hamasdeğ, in his stories, reflects the ecosemiotic language of the local culture of the area besides the figurative language spoken by the human presented not as the dominant of the ecosystem but as a part of it. In this respect, this study aims to analyze this ecosemiotic language as a representative of the cultural unity and ecological wholeness.

Keywords