KARANLIĞIN YÜREĞİ KONGO’DA ATIYOR: 23 YIL SÜREN ESARET VE VAHŞETİN ÖYKÜSÜ

Author:

Number of pages: 463-474
Year-Number: 2016- 43

Abstract

Özet: 19. Yüzyılda İngiltere, Fransa ve Almanya gibi büyük Avrupa ülkelerindeki hammadde açlığı ve bu ülkeler arasındaki politik rekabet sömürgeciliğin zirveye tırmanmasına neden olur. Aynı dönemde, bu ülkelerle birlikte Belçika’da da sömürgecilik göz ardı edilemeyecek bir seviyede varlığını sürdürmektedir. Ancak Belçika’nın sömürgesi Kongo’nun diğer kolonilerden farkı, ülkenin Kral II. Leopold’ün özel mülkü olması ve bu durumdan aldığı güçle kralın burada 23 yıl sürdürdüğü vahşi uygulamalar, kıyım ve hırsızlıktır. Bu bağlamda, bu çalışma bir anlamda Conrad’ın Karanlığın Yüreği adlı romanındaki kurgusal gerçeklerle Leopold döneminde yaşananlar arasındaki paralelliği ortaya koymakta ve romanı bir hırsızlık romanı olarak ele almaktadır. Öykü, roman, tiyatro ve hatta şiir de olmak üzere bütün sanat eserlerinin ortaya çıktığı dönemin toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullarını yansıtması yadsınamaz bir gerçektir. Edebiyat ve sanat eserleri ile toplumsal koşullar arasındaki ilişkileri araştırarak tespit etmek Marksist eleştiri yöntemi üzerine kurulmuş olan edebiyat sosyolojisinin bir işlevidir. Marksist eleştiride toplumda üretim araçları ve üretim ilişkilerinden oluşan altyapı, kültür, din, dil, devlet, örf ve adetler gibi unsurlardan oluşan üstyapıyı belirler. Marksist eleştiri sosyolojik bağlam yanında edebiyat açısından ele alındığında temelinde yansıtma kuramı ve gerçekçilik akımı olduğu görülmektedir. 19. ve 20. yüzyılda Marksist edebiyat kuramcıları temeli Aristoteles’e dayanan yansıtma kuramını esas alarak kuramı, ekonomik açıdan ve yukarıda da değinilen altyapı-üstyapı ilişkileri bağlamında yorumlamışlardır. Buradan hareketle Marksist eleştiri yöntemi edebiyat eserleri ile toplumsal yapı arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu varsaymaktadır. Bunun yanında Althusser’in öncülük ettiği ve 1960’larda geçerlilik kazanan, edebiyatın ve sanat eserlerinin birer üretim aracı olduğu fikri de Marksist eleştirinin bünyesinde yer almaktadır. Bu durumda yazar da toplumda var olan ideolojiyi, bir anlamda var olan hammaddeyi, edebiyat aracılığıyla alıp işleyerek ve dönüştürerek yeni bir ürün ortaya koyan bir üreticidir. Kısacası burada toplumun ya da toplumda var olan ideolojinin doğrudan yansıtılması söz konusu değildir. Yani Aristoteles’in yansıtma kuramında olduğu gibi edebi eserler toplumu birebir yansıtan aynalar değildir, elde bulunan malzeme değiştirilip dönüştürülerek yeni bir eser ortaya koyulur. Bu bağlamda, Conrad’ın da II. Leopold döneminde Kongo’da yaşanan

Keywords

Abstract

Abstract: In the 19th century the hunger for raw materials in the big European countries like England, France and Germany and the political rivalry among these countries cause colonialism to reach its peak. In the same period, along with these countries, colonialism continues its existence in Belgium, strikingly. However, the difference of Belgium’s colony Congo, from the other colonies is that it is the private property of King Leopold II. and owing to this he has commited cruel practices, genocide and theft in Congo for 23 years. In this context, this study reveals the parallels between the fictional realities in Conrad’s Heart of Darkness and the aforementioned experiences lived during Leopold’s period and deals with the novel(la) as a novel(la) of theft. It is an undeniable fact that story, novel, play and even poetry reflect the social, political and economic conditions of the era they were born within. It is the function of the literature sociology constructed on the Marxist criticism to search and determine the relationship between literature including literary works and the social conditions. In Marxist criticism the substructure formed of means of production and relations of production defines the superstructure formed of elements like culture, religion, language, government and traditions in society. When Marxist criticism is handled in terms of literature along with the sociological context, it is seen that it has reflection theory and realism in its basis. In the 19th and 20th centuries Marxist literature theorists took the reflection theory going back to Aristoteles and interpreted it in terms of economy and substructure-superstructure relations mentioned above. Taking this as a starting point, Marxist criticism method supposes that there is a close relationship between literary works and social structure. Besides, Marxist criticism consists of the notion that literature and thus literary works are a means of production, which was pioneered by Althusser and became valid in 1960s. In this case, the author is a producer who takes the ideology or in other words, the raw material present in the society, and handles and changes it by means of literature in order to produce a new product. In brief, it is out of question that either society of the ideology existing in the society is reflected directly. That means, the literary works are not mirrors reflecting the society exactly, as they do according to the reflection theory of Aristoteles, but a ne

Keywords