DİYASPORANIN NEDEN OLDUĞU TRAVMA MI YOKSA TRAVMANIN YARATTIĞI DİYASPORA MI?: JHUMPA LAHİRİ’NİN THE NAMESAKE (ADAŞ) ROMANININ YENİDEN İRDELENMESİ

Author:

Number of pages: 103-112
Year-Number: 2017- 59

Abstract

Coptik ya da diyaspora (Eski Yunanca’da ???????? - "diaspora) uzun süre bir inancın, bir ulusun anavatanından uzaklaşıp başka bir yerde azınlık olarak varlığını sürdürmesi olarak tariff edilmiştir. Sözcük, hem uzaklaşma eylemini hem de azınlık olarak ayrı yaşayan insanları ifade eder.İnsanın dünya üzerindki yolculuğu devam ettikçe, diyaspora kavramı da tartışılmaya devam edecektir. Sosyolojide o anda yaşanılan ve sahip olunan şeylerin toplamı olan bütünsellik, varlık alanına genel anlamda kültürel travma deniyor. Bir toplumu oluşturan bireylerin o toplumla kurdukları aidiyetin hissedilme kesifliği, kendilerini o toplum üzerinden kurma, kurgulama pratiklerinin samimiyeti, bireyin, o toplum tarafından algılanan, yapılan herhangi bir olumsuz hareketi kendisine yapılmış gibi görülmesini sağlar. birey öncelikle örselenenin topluma ait şeyler olduğuna inanır. yani birey kendisini toplumun dili, dini, etnik kökeni, gelenekleri vb. gibi alanlara ne kadar yakın mesafede kurgula(ndırıl)mışsa duyarlılığı da tepkisi de o denli güçlü hale gelmektedir. ‘Diyaspora’ ve ‘travma’ kavramları özellikle Asya kökenli Amerikalıların edebiyat ürünlerinde genel anlamda nerdeyse birbirlerinin yerine kullanılan iki kavramdır. Diyasporada hayat kültürel travmanın ana nedenlerinden biri olarak kabul edilir ya da tam tersi. Kültürel travma bir tür diyaspora sonucu ve diyasporanın doğal bir kaynağıdır. Bu yüzden de bu iki kavram arasında bir karşılıklı neden-sonuç ilişkisi vardır. Jeffrey C. Alexander “kültürel travmanın kolektif hareket eden unsurların, onların sonsuza kadar anılarını şekillendiren grup bilinci üzerinde silinemez işaretler bırakan ve gelecekteki kimliklerini radikal ve geri çevrilemez şekilde değiştiren korkunç bir olaya mazur kaldıkları zaman hissettiklerini” (VIII). Bu makale kültürlerarası çatışmaları, travmaları, tecridi, umutları ve çıkmazları ortaya koyar ve bu karşılıklı etki kendilerini yabancı kültürle yerli kültür arasında bir yerlerde bulan Jhumpa Lahiri’nin Adaş romanındaki yarı kurgusal karakterler aracılığıyla ortaya konur.

Keywords

Abstract

Coptic or diaspora (Ancient Greek: ???????? - "diaspora") has been described as living as a minority elsewhere, breaking away from the mainland of a people, nation, or belief for a long time. The word expresses both the act of breaking apart and the people who are living apart as a minority. As the journey of man over the world continues, the concept of diaspora will continue to be discussed. The terms ‘diaspora’ and ‘trauma’ are commonly used almost interchangeably especially in the literary products of Amerasians. Life in diaspora is considered to be one of the main reasons for cultural trauma or vice versa. Cultural trauma is a kind of diasporic result and a natural resource of diaspora, so it is believed that there is a mutual cause-and-effect between the two. Jeffrey C. Alexander claims that “Cultural trauma occurs when members of a collectivity feel they have been objected a horrendous event that leaves indelible marks upon their group consciousness marking their memories forever and changing their future identity in fundamental and irrevocable ways” (VIII). This article reveals the intercultural conflicts, traumas, isolation, hopes and dilemmas and this mutual influence through semi-fictional characters in The Namesake by Jhumpa Lahiri, who find themselves between indigenous culture and home culture.

Keywords