Bu çalışma, kira sözleşmelerinin modern finansal sistem içerisindeki konumunu yeniden ele alarak, söz konusu sözleşmelerin yalnızca birer kullanım hakkı devri olarak değil, ekonomik özü itibarıyla borç benzeri yükümlülükler ve finansal enstrümanlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışma, ABD ve Türkiye örneklerini karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelemekte; US GAAP kapsamında yürürlüğe giren ASC 842 ile Türkiye’de uygulanan TFRS 16 standartlarının kira sözleşmelerine yaklaşımını analiz etmektedir. Her iki standart da kira sözleşmelerini bilançoya dâhil ederek, kiralama işlemlerinden doğan nakit akışlarını anapara ve faiz bileşenlerine ayrıştırmakta ve bu işlemleri tahvil veya kredi benzeri finansal yükümlülükler hâline getirmektedir. Çalışmanın bulguları, ABD’de uygulanan ikili model yaklaşımının (operasyonel ve finansal kiralama ayrımı) işletmelere belirli bir operasyonel esneklik sağladığını, buna karşılık Türkiye’de benimsenen tek model yaklaşımının kira yükümlülüklerinin daha erken aşamada borç benzeri bir yapı olarak finansal tablolara yansıtılmasına yol açtığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye’de yüksek ve dalgalı enflasyon oranları ile döviz kurlarındaki oynaklık, kira sözleşmelerini yalnızca bir finansman aracı olmaktan çıkararak, faiz riski, enflasyon riski ve kur riski içeren çok boyutlu ve karmaşık finansal enstrümanlar hâline getirmektedir. Bu dönüşüm, politika yapıcılar ve işletme yöneticileri açısından kira yükümlülüklerinin stratejik borç yönetimi, risk değerlendirmesi ve sermaye planlaması süreçlerinde kritik bir unsur olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sonuç olarak çalışma, kira sözleşmelerinin finansal enstrüman olarak tanınmasının, akademik literatürde kavramsal netliği artırdığını, finansal tabloların gerçeğe uygun sunumunu güçlendirdiğini ve sermayenin daha etkin fiyatlandırılmasına katkı sağladığını ortaya koymaktadır.
This study aims to reconsider the position of lease contracts within the modern financial system by demonstrating that such contracts should be evaluated not merely as transfers of usage rights, but as debt-like obligations and financial instruments in terms of their economic substance. Within this framework, the study adopts a comparative perspective by examining the cases of the United States and Türkiye, and analyzes the approaches of ASC 842 under US GAAP and TFRS 16 as applied in Türkiye toward lease contracts. Both standards require leases to be recognized on the balance sheet, decomposing lease-related cash flows into principal and interest components, thereby rendering lease transactions comparable to bond- or loan-like financial liabilities. The findings indicate that the dual-model approach applied in the United States-distinguishing between operating and finance leases—provides firms with a certain degree of operational flexibility, whereas the single-model approach adopted in Türkiye leads to the earlier recognition of lease obligations as debt-like structures in financial statements. Moreover, high and volatile inflation rates and exchange rate fluctuations in Türkiye transform lease contracts from simple financing instruments into complex financial instruments embodying multiple dimensions of risk, including interest rate, inflation, and currency risks. This transformation necessitates that lease obligations be addressed as a critical component of strategic debt management, risk assessment, and capital planning processes by policymakers and corporate managers. Overall, the study demonstrates that recognizing lease contracts as financial instruments enhances conceptual clarity in the academic literature, strengthens the faithful representation of financial statements, and contributes to a more efficient pricing of capital.