






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2020 Sayı Year: 13 - Number: 81</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1251</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>LİSE ÖĞRENCİLERİNİN ÖĞRENME STİLLERİ VE FİZİK DERSİNE YÖNELİK TUTUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44455</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44455</guid>
      <author>Hatice GÜZELYasemin DURGUT </author>
      <description> Bu araştırma, 4MAT öğretim yöntemine göre yapılan öğretimin lise öğrencilerinin fizik dersine yönelik tutumuna etkisini, öğrencilerin öğrenme stilleri ile fizik dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2016-2017 öğretim yılında yapılmıştır.  Araştırmanın çalışma grubunu bir kamu lisesinde öğrenim gören lise 2. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmada ön-test,  son-test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır.  Araştırmada, öğrencilerin öğrenme stillerini belirlemek için, Kolb Öğrenme Stilleri Ölçeği,  Başarı Testi ve Fizik Tutum Ölçeği kullanılmıştır Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmış anlamlılık düzeyi p 0.05 olarak kabul edilmiştir. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği Kolmogorov-Smirnov testi ile analiz edilmiştir.  Test sonucu normal dağılıma uymayan veriler için Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis-H testi kullanılarak analizler yapılmıştır. Öğrencilerin öğrenme stillerinin birbirinden farklı olduğu bulunmuştur. Deney ve kontrol grubu öğrencilerinin son- test tutum puanlarının arttığı görülmüştür. Fakat artış oranı hem deney hem de kontrol grubunda aynı düzeyde olmuştur. Bu sonuca bakarak deney grubunda uygulanan 4MAT öğretim yönteminin öğrenci tutumlarında kontrol grubuna uygulanan geleneksel yönteme göre bir fark yaratmadığı söylenebilir. Farklı öğrenme stillerine sahip öğrencilerin fizik dersine karşı tutumlarının farklı olduğu görülmüştür. Deney grubunda sağduyulu (3. Tip) öğrenme stiline sahip öğrencilerin derse yönelik tutumları en olumlu olurken, kontrol grubunda ise dinamik (4. Tip)  öğrenme stiline sahip öğrencilerin derse karşı tutumları en olumlu olmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER EĞİTİMİNDE TEKNOLOJİ KULLANIMI KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44400</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44400</guid>
      <author>Aslı AVCI AKÇALIÖzgür BAŞ</author>
      <description>Eğitimde teknolojinin kullanımı günümüzde hem kaçınılmaz hem de etkili öğretim faaliyetlerinin gerçekleştirilebilmesi açısından gerekli bir olgudur. Bu nedenle çeşitli alanların öğretiminde teknoloji kullanımına dair yapılan araştırmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öğrencileri hayata hazırlama hususunda rol üstlenen sosyal bilgiler dersinin etkili öğretiminde de teknoloji kullanımı önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle sosyal bilgiler eğitiminde teknoloji kullanımı konusu birçok araştırmacının dikkatini çekmiş, konu hakkında önemli oranda literatür oluştuğu görülmüştür. Bu araştırmada ülkemizde sosyal bilgiler ve teknoloji konusunda yapılan araştırmaların çeşitli değişkenler açısından analiz edilmesi hedeflenmiştir. Konu hakkında yapılan araştırmaların incelenmesi ile literatürde var olan eğilimlerin belirlenmesi, yeni ve özgün araştırmalar üretilmesine katkı sağlanması beklenmektedir. Nitel araştırma yöntemini esas alan bu çalışma tarama desenine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 35’i makale, 38’i yüksek lisans tezi ve 9’u doktora tezi olmak üzere toplam 82 çalışma doküman incelemesi yöntemine dayalı olarak incelenmiştir. Bu çalışmalar araştırmacılar tarafından geliştirilen yayın sınıflandırma formu aracılığıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda konu hakkındaki çalışmaların 2006 yılından itibaren sayıca büyük artış gösterdiği ve çalışmalarda ağırlıklı olarak nicel araştırma yönteminin kullanıldığı görülmüştür. Çalışmaların çoğunlukla tarama şeklinde desenlendiği, çalışma grubu olarak ise en çok öğretmenlerin tercih edildiği tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmaların büyük oranda katılımcıların tutum ve görüşlerini belirleme amacına yönelik olarak gerçekleştirildiği belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOCUK EDEBİYATINDA OTORİTER ANLATIM: ÖRNEK METİN İNCELEMESİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43232</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43232</guid>
      <author>Hatice FIRAT</author>
      <description>Çocuk edebiyatında eserin anlatımına hâkim olan bir tür anlayışı ifade etmek için kullanılan “otoriter anlatım” kavramında otorite terimi kısaca “itaat ettirme, kabul ettirme” anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla otoriter anlatım özelliği, yazarın üslubuyla ilgili bir kavramdır ve çocuk edebiyatı metinlerinde “çocuğa görelik” özelliğinin dışında kalan çocuk kitaplarının sahip olması istenmeyen bir özelliktir. Bu çalışmada, çocuk edebiyatı eserlerinde bulunması istenmeyen otoriter anlatım özelliği ölçüt olarak ele alınmış, otoriter anlatım özelliğini metinden verilen örneklerle ortaya koymak amaçlanmıştır. Çocuk edebiyatı metinlerinde otoriter anlatım özelliğine yönelik çalışmaların sınırlı olması nedeniyle bu çalışmanın alana katkı sağlayabilecek olması çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden -araştırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında bilgi içeren yazılı materyallerin analizini kapsayan- doküman incelemesi kullanılmıştır. Ulviye Alpay tarafından kaleme alınan ve çocuklar için yazılan bir tiyatro metni olan “Tren Gelir Hoş Gelir” adlı eser doküman olarak incelenmiş, verileri içerik analizi ile elde edilmiştir. İçerik analizi, birbirine benzeyen verilerin belirli kavramlar ve temalar çerçevesinde bir araya getirilmesi ve anlaşılabilir biçimde düzenlenerek yorumlamaya yardımcı olmasını sağlayan bir yöntemdir. Metinden doğrudan alıntılara yer verilmiş, elde edilen bulgular yorumlanmıştır. İnceleme sonucunda eserin; demiryolları ve ulaşım aracı olarak trenin üstün yanları üzerine kurulduğu belirlenmiştir. Eserde bu konuda pek çok bilgi verildiği, verilen bilgilerin sıkça tekrar edildiği (trenin güvenli olması 23 kez, ekonomik oluşu 11 kez, konforlu oluşu 7 kez vb.), diğer ulaşım araçlarının üstün yanlarının göz ardı edildiği (özellikle kara yollarıyla ilgili olumsuz düşüncelere geniş yer verildiği), eleştirel bir tutum sergilendiği tespit edilmiştir.  Ayrıca doğru ya da yanlış olduğu düşünülen noktaların açıkça ifade edilmiş olduğu, çocukların sorgulamalarını, düşünüp kendi fikirlerini üretmelerini sağlayacak bir ortam oluşturulmadığı belirlenmiştir. Emir cümleleri ve gereklilik bildiren cümlelerin varlığı da öğütçü/nasihatçi yaklaşımın benimsendiğine işaret etmektedir. Bu özelliklere dayanarak, yazarın eseri öğretici amaçlarla oluştuğu; metnin farklı fikirlere açık, iletişime dayanan bir özelliğe sahip olmadığı; kısacası eserin otoriter bir anlayışla kaleme alındığı sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI’NDA YER ALAN DEĞERLER AÇISINDAN ÇİZGİ FİLM İNCELEME: RAFADAN TAYFA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44068</guid>
      <author>Nuray KURTDEDE FİDANFiliz KILIÇ</author>
      <description>Sosyal Bilgiler öğretiminin önemli amaçlarından biri çocuklara değerleri kazandırmaktır. Daha etkili ve nitelikli değerler eğitimi için Sosyal Bilgiler dersinde birçok eğitim aracı öğretmenler tarafından kullanılmaktadır. Değerlerin kazandırılmasında özellikle destan, şiir, hikâye gibi edebi ürünlerin yanında çizgi filmler de değerler eğitimi için önemli yer almaktadır. Bu araştırmada, Sosyal Bilgiler derslerinde değerler eğitimi kapsamında yararlanılabilecek Rafadan Tayfa çizgi filminin 2018 Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’ndaki değerler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ile veriler toplanmıştır. Çizgi filme ait 2014-2016 yılları arasında yayınlanan ve 2 sezon süren toplamda 79 bölüm içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, çizgi filmin bölümlerinde toplam 17 değer tespit edilmiştir. Sosyal bilgiler dersi öğretim programında yer alan değerlerin çizgi filmde farklı oranlarda yer aldığı tespit edilmiştir. Özellikle bilimsellik, dayanışma ve sevgi değeri en fazla yer alan değerdir. Bilimsellik değeri teorik bilgiler ve günlük yaşamdan bilgiler şeklinde, Dayanışma değeri ise arkadaş dayanışması ve toplumsal dayanışma şeklinde iki alt tema altında ele alınarak değerlendirilmiştir. Ayrıca Rafadan Tayfa çizgi filminde kültürel değerlere sıkça yer verildiği belirlenmiştir. Kültürel değerler geleneksel yemekler, geleneksel oyunlar, milli unsurlar, yöresel kıyafetler, müzikler ve belirli gün ve haftalar altında ele alınmıştır. Özgürlük, bağımsızlık ve barış değerlerinin çizgi filmde çok az yer verildiği tespit edilmiştir.  &#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ SÜRDÜRÜLEBİLİR TÜKETİM DAVRANIŞ DÜZEYİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42972</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42972</guid>
      <author>Hatice KADIOĞLU ATEŞAyşe IŞIK ÖNER</author>
      <description>Sürdürülebilirlik, artan tüketim davranışlarının doğal çevreye zarar verilmesi sonucunda ortaya çıkan kavramlardan biridir. Sürdürülebilirlik açısından hem bugünü hem yarını kurtarmak ve korumak için öğrencilere nasıl bir eğitim verileceği konusu üzerinde uzun yıllar düşünülmesi gereken küresel bir mevzudur. Temelinde, gelecek nesillerin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak şimdiki neslin ihtiyaçlarını karşılaması görüşü yer almaktadır. Sürdürülebilirlik için dönüştürülebilir tüketim anlayışı büyük önem taşımaktadır. Bireylerin, erken çocukluktan yükseköğretime kadar olan döneminde sürdürülebilir tüketim bilincine sahip olarak yetişmeleri gereklidir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı öğretmen adaylarının sürdürülebilir tüketim davranış düzeyinin belirlenmesidir. Bu amaç bağlamında öğretmen adaylarının sürdürülebilir tüketim davranış düzeyi incelenmiş olup çeşitli değişkenlere göre anlamlı farklılaşma olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Öğretmen adaylarının sürdürülebilir tüketim davranış düzeylerinin incelendiği bu araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2018-2019 eğitim-öğretim yılında İstanbul ilinde öğrenim gören öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Evren İstanbul ili sınırları içerisindeki bir vakıf üniversitesinin eğitim fakültesine kayıtlı olan toplam 1250 lisans öğrencisidir. Örneklem ise ilgili üniversitede öğrenim gören 297 tane öğretmen adayıdır. Araştırma sonucunda öğretmen adaylarının sürdürülebilir tüketim davranışının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Öğretmen adaylarının cinsiyet, yaş, bölüm, çevre eğitimi dersi alma durumu, çevreyi koruma temalı topluluklara üye olma durumu, mesleği yapmak isteme durumu, daha önce herhangi bir lisans programından mezun olma durumu ve lisansüstü eğitimi almak isteme durumuna göre sürdürülebilir tüketim davranışı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EĞİTİM DENETİMİNDE YAŞANAN PROBLEMLERE İLİŞKİN EMEKLİ YÖNETİCİ ve DENETMEN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44888</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44888</guid>
      <author>Oksana MANOLOVA YALÇINBilge Kağan BIKMAZ</author>
      <description>Bu araştırmanın temel amacı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eğitim denetiminde yaşanan problemleri emekli yönetici ve denetmen görüşleriyle belirlemektir. Araştırma nitel bir araştırma olup fenomenoloji modelindedir. Çalışma grubunu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na bağlı olarak çalışıp emekli olan dört yönetici ve altı denetmen oluşturmaktadır. Veriler standartlaştırılmış açık uçlu görüşme aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmede yer alacak sorular kapsamlı literatür taraması sonucunda ve eğitim yönetimi ve denetimi alanında uzman görüşleri alınarak hazırlanmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde eğitim denetimi yapısının yetersiz bulunarak, beklenen yararı sağlamamakta, denetimin mevcut haliyle eğitim süreçlerini destekleyici bir niteliğine sahip değil; eğitim denetiminde belirli bir kriterlerden yoksun; var olan uygulamaların şeffaflık ilkesine aykırı bir biçimde paydaşlardan ve araştırmacılardan gizleniyor oluşu denetlenen öğretmen ve yöneticilerde yalnızca kontrol ediliyor algısı uyandırmakta; denetmen yetersizliğinden dolayı denetimler yalnızca aday ve yeni atanmış öğretmenlerle kısıtlı kalmakta; uzun yıllar görev yapmakta olan öğretmenler, bakanlık soruşturmaları dışında gözlem yapılıp denetlenememektedir. Dolayısıyla, mevcut uygulamalarla eğitim denetiminden beklenen pozitif etki elde edilememekte ve bunun sonucunda denetim, eğitim–öğretim süreçlerine gereken katkıyı sağlayamamaktadır. Bu araştırmada denetmenler ve yöneticiler ortak olarak eğitim ve denetim sisteminin ivedilikle güncellenerek, denetim sisteminin çoklu denetim yapısına uyarlanması gerektiğini belirtmişler ancak beklenen değişikliklerin olacağına inanmadıkları görüşüne ulaşılmıştır.&#13;
&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KORONA VİRÜSÜ SALGINI İLE ORTAYA ÇIKAN SÜRECİN OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÇOCUKLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNE İLİŞKİN EBEVEYN ALGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46326</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46326</guid>
      <author>Pınar AKSOY</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemde (48-72 aylık) çocuğu olan ebeveynlerin görüş ve deneyimlerine göre Koronavirüs salgını ile ortaya çıkan sürecin çocuklar üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışma gurubunu, okul öncesi dönemde (48-72 aylık) çocuğu olan Ankara, Kayseri ve Tokat ilinde yaşayan ebeveynlerden uygun örnekleme yöntemi doğrultusunda ulaşılan toplam 28 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışma verileri, çalışma grubundaki ebeveynlerle yapılan bireysel telefon görüşmeleri yoluyla elde edilmiş ve ebeveynlere ‘‘Koronavirüs salgını ile ortaya çıkan sürecin çocuğunuz üzerindeki etkilerinin neler olduğu ile ilgili görüş ve deneyimleriniz nelerdir?’’ sorusu yöneltilmiştir. Bu kapsamda elde edilen veriler betimsel analiz ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, Koronavirüs salgını ile ortaya çıkan sürecin okul öncesi dönem çocuklarının en fazla stresli/korkulu/kaygılı/endişeli/tedirgin/huzursuz/panik hale gelmesine yol açtığını göstermiştir. Ebeveynler tarafından iletilen görüşler de bu sürecin çocukların daha agresif/hırçın/dirençli olmasına, okuldan ve/veya arkadaşlarından ayrı kalmasına, canının sıkılması/duruma baş kaldırmasına, doğa/açık hava ile iletişimlerinin kesilmesine, ebeveyne daha bağımlı davranmasına, bilgisayar ve/veya televizyon kullanımında artışın olmasına ve abur-cubur tüketiminde artışın olmasına ve ölüm/yakınlarını kaybetme ile ilgili düşüncelere kapılmasına yol açtığını ortaya koymuştur. Koronaviris salgını ile ortaya çıkan sürecin sınırlı sayıdaki olumlu etkileri arasında okul öncesi dönem çocuklarının ebeveyn ile daha fazla vakit geçirmeye başlamasının, evde zaman geçirmeyi-kardeşiyle oyun kurmayı öğrenmesinin, sağlık çalışanlarına yakınlık beslemeye/olumlu algı geliştirmeye başlamasının ve hastalık-hastane ile ilgili farkındalıklarının artmasının mümkün olabildiği tespit edilmiştir. Bu süreçle ortaya çıkan ‘‘yeni normal düzen’’in sağlıkla yürütülmesi için ebeveynlerin proaktif olması ve çocuklarının günlük rutinlerini daha düzenli ve kontrollü hale getirerek, olası tehlikeleri en aza indirgemeye çalışması önerilmektedir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DANIŞAN VE PSİKOLOJİK DANIŞMANIN PENCERESİNDEN TERAPÖTİK İŞBİRLİĞİ: ÇEVRİMİÇİ, YÜZ YÜZE VE PLASEBO GRUPLARININ KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40292</guid>
      <author>Seher Merve ERUSŞerife Gonca ZEREN</author>
      <description>Bu araştırmada yüz yüze ve çevrimiçi psikolojik danışma sürecinde, danışanların ve psikolojik danışmanların terapötik işbirliği düzeyleri incelenmiştir. Araştırmaya, 61 birey (25 danışan yüz yüze, 21 danışan çevrimiçi ve 15 katılımcı plasebo grubundadır) ve altı psikolojik danışman katılmıştır. Psikolojik danışmanlar her bir gruba hizmet vermiştir. Veri toplama aracı olarak Terapötik İttifak Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Danışanlar ile psikolojik danışmanların terapötik işbirliği düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Spearman Brown korelasyon analizi ve grupların terapötik işbirliği düzeylerini karşılaştırmak için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda yüz yüze ve çevrimiçi danışanlar ile psikolojik danışmanların terapötik işbirliği (amaç, görev ve bağ boyutları) düzeyleri arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Plasebo grubunda ise katılımcılar ile psikolojik danışmanların terapötik işbirliği düzeyleri arasında ilişki bulunmamıştır. Ayrıca yüz yüze ve çevrimiçi gruplarda danışanların ve psikolojik danışmanların terapötik işbirliği düzeylerinde gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Plasebo grubunda ise psikolojik danışmanların terapötik işbirliği (amaç, görev ve bağ boyutları) düzeyleri yüz yüze ve çevrimiçi gruplara göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuşken, plasebo grubundaki katılımcılar için terapötik işbirliğinde sadece amaç alt boyutu anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur.&#13;
&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK PERFORMANS KAYGISI ENVANTERİNİN TÜRKÇEYE UYARLANMASI: GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45980</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45980</guid>
      <author>Varol ÇİÇEKBahar GÜDEK </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Kenny, Davis ve Oates (2004) tarafından geliştirilen ve Kenny (2009) tarafından revize edilen Kenny Müzik Performans Kaygısı Envanterini (K-MPKE) Türkçe’ye uyarlayarak geçerlik ve güvenirlik çalışmalarını gerçekleştirmektir. K-MPKE müzik performansı sergilen kişilerin performans öncesi deneyimleri ve altta yatan psikolojik savunmasızlıkları ölçmek amacıyla geliştirilmiştir. Alan ve dil uzmanlarının katkısıyla ölçeğin Türkçeye uyarlanması tamamlandıktan sonra, veriler uygun örnekleme yoluyla 2018-2019 eğitim öğretim yılında, üç farklı üniversitenin müzik bölümlerine devam etmekte olan 321 mesleki müzik eğitimi alan lisans öğrencisinden toplanmıştır. Envanter, doğrulayıcı faktör analizi, geçerlik, güvenirlik ve çeviri-geri çeviri yöntemleriyle incelenmiştir. Envanterin yapı geçerliğini test etmek amacıyla doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve üç faktörlü yapının model veri uyum oran değerlerinin mükemmel bir uyuma işaret ettiği görülmüştür. Tüm alt boyutlar ve envanterin tamamında maddeler en az .20 ve üzeri madde-toplam korelasyon değerine sahiptir. Envanterin alt boyutlarında maddeler arası ortalama korelasyon değerleri ise .28 (Psikolojik kırılganlık) ile .43 (Erken Yaşantılar) arasında değişirken, envanterin tamamının maddeler arası ortalama korelasyon değeri .31’dir. Envanterin alt boyutlarının Cronbach alpha iç tutarlılık katsayıları .60 (Erken Yaşantılar) ile .92 (Yakın Somatik Kaygı) arasında değişirken, envanterin tamamının Cronbach alpha iç tutarlılık katsayısı .94’tür. Elde edilen sonuçlar, uyarlaması yapılan envanterin, Türkiye’de müzik performans kaygı düzeyinin ölçülmesinde geçerli ve güvenilir olarak kullanılabilecek bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERNLEŞMENİN EDEBİ ELEŞTİRİSİ IŞIĞINDA AHMET HAMDİ TANPINAR VE THOMAS BERNHARD</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45691</guid>
      <author>Cüneyt ARSLANHazal YÜRÜKLÜ</author>
      <description>Batı Avrupa’da, Aydınlanma Çağı, Sanayi İnkılabı ve Fransız İhtilali gibi devrimsel fikri hareketlerin akabinde gelişen modernleşme harekâtı, Türk toplumunda Tanzimat Fermanı ile başlamış ve Cumhuriyet Türkiye’sinde gelişimini devam ettirmiştir. 19. yüzyıl ile birlikte özellikle eskiden yeniye geçiş süreci olarak tanımlanan ve literatürde kavram olarak da yerini almaya başlayan modernizmle birlikte yazarlar içinde bulundukları ve kendilerini de kapsayan bu dönüşümün eleştirisini yaparken edebi anlatıyı modernleştirmişlerdir. &#13;
Günümüze kadar uzanan modernleşme tartışmaları, Türk edebiyatında özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde önemli bir yer edinmektedir. Türk edebiyatının önemli değerlerinden biri olan Tanpınar aracılığıyla Türk ulusunun modernizme adapte olma sürecinin önemli bir kesitine tanık olunmaktadır. &#13;
Almanca yazan yazarlar arasında yer alan Avusturyalı Thomas Bernhard eserlerini Batı Avrupa’nın savaşın etkisini henüz üstünden atmak üzere olduğu bir dönemde kaleme almış ve Tanpınar gibi bireyden topluma uzanan yenilenme sürecine eserlerinde eleştirel bir yaklaşımla yer vermiştir. &#13;
Karşılaştırmalı edebiyat biliminin yöntemlerine dayalı kaleme aldığımız bu çalışmada, modernizm, Tanpınar ve Bernhard’ın bakış açısı üzerinden analiz edilmiş, benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Her iki yazarın da edebi kurguları ve  düşüncelerini aktardıkları diğer metin türleriyle 20. yüzyılın modernleşmesinin bir nevi edebi eleştirisini yapmış oldukları başlıca bulgularımız arasındadır. Bu tespitten yola çıkarak birbirinden farklı dillerde yazan ve doğu-batı ekseninde düşünen iki farklı kültüre mensup yazarın modernleşme olgusu karşısındaki duruşları karşılaştırılarak eserlerinin anlaşılmasına bir katkı sağlanması amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYDIN EPİZMİ KRİTİĞİ, TÜRK EDEBİYATININ İLK DEVİR KRONİĞİ OKUMASI OLARAK HALİT ZİYA ROMANI: ÜST OKUMA SİSTEMLERİ YENİLENMESİ OLARAK FRANSIZ EPİQUE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43788</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43788</guid>
      <author>İmran GÜR </author>
      <description>Halit Ziya Roman’ının aydın epizmi kritiği olarak değerlendirilmesi, Halit Ziya Romanı’yla ilgili üç farklı sözcelem epizminin aynı düzlem üzerinden okuma terimine özgü değişimsel gelişimiyle [izdüşümsel: yapı izleksel] İmge bilim uzamsalı değişkeseline özgü, terim değişkesel okuma sistemidir. Halit Ziya Uşaklıgil’in genel izleksel terim edimini, farklı bir okuma bilimi olarak gelişen izleksel dönüşüm değerlendirmelerini, Halit Ziya’ya özgü okuma terimselinin, [la sistematique epique; aestetica ephica] iki farklı edimbilimini barındırmaktadır. Halit Ziya’nın romanlarında varlık ve belirginlik kazanan Türk Epizmi, modern insanın oluşumunda Paul Bourget tarzı Fransız realizminin Türk epiğini biçimlendiren temel unsur olarak psikolojik gerçekçiliği geliştirmesi Türk Epizminin [sistemsel epique] modern insanı bulgulatmasıdır. [modern insanın olum bulumu] Toplumsal ve psikolojik bağlantılarının çözümlenebilir göstergeselliğine özgü somut bir varlık olarak Halit Ziya Romanı’nda insanın faktörel değişimi bağlamsal etkileşim süreçleri olumu, Türk Edebiyatı’nda bireyin romanlaşma evresine tekabül etmektedir. [karşılaşma düzlemleri] Modern dönümün belirgin faktör olarak roman türünü epikleştirmesi [birey anlatısı olarak epique] anlatı tekniği değişim süreçlerinde derin kırılmalara neden olmuştur.  Halit Ziya Uşaklıgil’in romanlarında türün gelişimi moderninin bulgulatılması süreci olarak verili benimsenmiş değerlerin sınıf ayrımsal gerçekleşmeleriyle toplumsala özgü değişim süreçlerinin birey olumu çatışkısına özgü belirgin faktörelidir. [monotematique] Türk modernleşmesi bireyin toplumsal düzeylerde gelişim çerçevesinin [dumaism] psikolojiye endexlenmesi, gerçekçilik düzlemi problemleri olarak temsilini Halit Ziya Romanı’nda bulur.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SENSE AND SENSIBILITY (AKIL VE TUTKU) ADLI ROMANI FEMİNİST İMGELER IŞIĞINDA OKUMAK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43741</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43741</guid>
      <author>Duygu AYDEMİRHanife Nalan GENÇ</author>
      <description>İngiliz yazar Jane Austen’ın temel izleğine aşkı alan ve ilk yayımlanan romanı Sense and Sensibility mektup formatında yazılmıştır. Üç cilt halinde yayımlanmış olan yapıt üzerinde 1790’lardan 1811 yılına kadar pek çok düzeltme yapılmıştır. Farklı dillere çevirisi yapılmış olan roman gerek başlığı gerekse anlatı yapısıyla sosyal, ekonomik, düşünsel, ahlaki ve etik açıdan İngiliz toplumunun normlarını yansıtmaktadır. Bu ölçütler toplumsal cinsiyet rolleri ve kadının gerek ailevi gerekse toplumsal yaşam içinde üstlendiği rolleri, işlevini ve konumunu sergilemesi bakımından oldukça önemlidir. Bu çalışmada söz konusu roman, anlatı yapısına doğrudan yerleştirilen veya dolaylı olarak sızdırılan feminist imgeler aracılığıyla okunmaya çalışılacaktır. İngiliz Yazını klasiklerinden biri olarak değerlendirilen roman özellikle de yazıldığı dönem itibariyle önemli feminist düşünceler içermekte, kadına karşı bakış açısı ve ona yüklenen roller bakımından farklı açılımlar yapmaktadır. Roman gerek bir kadın yazar tarafından kaleme alınması gerekse başkişilerin kadın olması yönüyle pek çok feminist imgeye sahiptir. Romanı bu imgeler ışığında okumak romanın yazıldığı dönem koşulları ve toplum yapısı hakkında bilgilendirici olmasının yanında değişen kadın algısının yansımalarını göstermesi bakımından da günümüz yazın çalışmalarına model olacak niteliklere sahiptir. Çalışmada feminist yöntembilim ilkeleri bağlamında romanda yer alan evlilik, miras, aile kavramlarının toplumsal cinsiyet algısıyla kazandıkları anlamlar bulgulanmaya çalışılmıştır. Bu algıda özellikle kadının konumu örtük ya da açık biçimde içerdikleri göndermeler bakımından değerlendirilmiştir. Romanın ana eksenini kadın ve kadınlık olgusu oluşturduğundan yapıtın anlamsal ve biçimsel özellikleri feminist imgelerle değerlendirilecektir. Romanın basitleştirilmiş ve dil öğretimine uyarlanabilecek dilsel özellikleri söz ettiğimiz imgelerin yalnızca yazınsal ve feminist öğretiler bakımından değil aynı zamanda eğitsel yönden de varsıl olabileceğini göstermektedir. Bu yüzden romanı feminist imgeler ışığında okumak geniş bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir.  </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“WHERE ANGELS FEAR TO TREAD”: LEVINAS’IN ETİK İLGİSELLİK VE LAYDER’IN ÖNLENEMEYEN ARZU BAKIŞ AÇISIYLA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41983</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41983</guid>
      <author>Dilek Tüfekçi CAN</author>
      <description>Meleklerin Uğramadığı Yer (1905) adıyla E. M. Forster tarafından yazılan ilk roman iki farklı kültür ve toplum arasında geçer. Forster bilinçli bir biçimde insanoğlunun tinselliği üzerinde tanınmayan yerlerin ve değerlerin etkisini ortaya koyabilmek adına hem Sawston, İngiltere’den hem de Monteriano, Italya’dan ele aldığı karakterleri birbirleriyle karşılaştırır. Dolayısıyla, bu çalışmanın amacı romandaki hem kadın hem de erkek karakterlerin Edward dönemi toplumunun yerleşmiş kültürel normlar ve sosyal kodlarını Emanuel Levinas’ın “etik ilgisellik” ve Derek Layder’ın “önlenemeyen arzu”, ve bunların yanı sıra, diğer kuramcıların bakış açılarıyla incelemektir. Bu çalışmada bir taraftan Levinas’ın “etik ilgisellik” ile birlikte “duyarlılık”, “öznellik” ve “yakınlık” gibi kavramları irdelenirken diğer taraftan Layder’in “önlenemeyen arzu” kavramını da mimetik kurama uygun olarak incelenmektedir. Levinas açısından, ötekiliğe öznellik bütün karakterlerin aynı romanda olduğu gibi kendi etik ilgisellikleri aracılığıyla diğerleriyle etkileşim kurması anlamına gelir. Levinas’ın bakış açısına göre, Forster çoğunlukla benliğin önyansıtma yerini göz önünde bulundurarak karakterleri arasındaki yakınlık kavramını, daha çok tinsel ve duygusal yakınlık kavramları olarak ele alır. Bunu yapabilmek için Forster farklı ülkeler, milletler ve sınıfları ele alır. Levinas’tan farklı olarak bu çalışma aynı zamanda Layder’in bakış açısıyla karakterlerin içsel zihinsel yaşamları ve rasyonel düşünceleri içinde yer alan “önlenemeyen arzu” kavramındaki gizemi ortaya çıkarır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR’IN BAZI ROMANLARININ AŞK AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42917</guid>
      <author>Pelin DİMDİK EMEKSİZ</author>
      <description>Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 41 adet romanı yayımlanmıştır. Bu çalışmada yazarın konuyla doğrudan ilgili olan 25 romanı incelenmiştir. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ilgili romanlardan aşk hakkındaki görüşlerini tespit ettik. Böylece Gürpınar’ın eserlerinde savunduğu aşkla ilgili düşüncelerin ve okuyucuya iletmek istediklerinin anlaşılmasını kolaylaştırmayı hedefledik. Bu makalenin amacı Hüseyin Rahmi'nin romanlarındaki aşk konusunu psikolojik bir bağlamda ele almak ve yorumlamaktır. &#13;
Aşk konusu her dönem güncelliğini koruyan bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşk yaşantılarının işlendiği romanlar, okura her zaman ilgi çekici gelmiştir. Romanını daha cazip kılmak isteyen yazar, ana konu doğrudan aşk olmasa bile onu bir aşk öyküsüyle birlikte sunar. Türkiye’de çok satan romanlar, en çok seyredilen dizi ve filmler incelendiğinde birçoğunun içeriğinde etkisi güçlü bir aşk hikâyesinin var olduğu söylenebilir. &#13;
Aşk insan yaşamının bir parçasıdır. Âşık olmak güzeldir. Saygı ve sevgi gibi pozitif duyguların karşılıklı olarak yaşandığı aşkta olumsuz bir taraf yoktur. Çoğu aşk faciası, araya giren engellerden veya yanlış kişiye karşı beslenen güçlü duygulardan kaynaklanmaktadır. &#13;
Hüseyin Rahmi’nin romanlarındaki âşıkların sonu çoğu zaman trajiktir. Aşk intiharı, aşk esareti, karşılıksız aşk, reddedilme, aşkın istismarı eserlerde işlenen konular arasındadır. Yazar, eserlerinde aşkın tehlikelerine dikkatleri çekmek istemiş görülmektedir. Aşkın gereğinden fazla yüceltilmesi ya da küçümsenmesi zararlı etkiler, telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkarabilir. Âşık olunan kişinin karşısında mantığın kaybolduğu bir gerçektir. Romanlar bu prensibe dayanarak yazılmış izlenimi vermektedir. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DERVİŞ HASAN MEDHÎ’NİN TERCÜME-İ ŞÂHNÂME-İ FIRDEVSÎ ADLI ESERİNİN TÜRK KİTAP SANATLARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44846</guid>
      <author>Ruhi KONAKMine DİLBER</author>
      <description>Fars edebiyatının önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilen, kahramanlık ve destansı olayları ele alan Şehname İslam dünyasının en çok tanınan ve okunan eserlerinden birisidir. Firdevsi tarafından İran’da yazılmaya başlanan kitabın çok sayıda kopyası süslenmiş ve metinde anlatılan çok sayıda konu resimlendirilmiştir. Bu bakımdan kıymetli kitap özelliği taşıyan Firdevsi Şehnamesi, Osmanlı hükümdarları tarafından da beğeni ile okunmuş ve kütüphanelerinde bulundurulmuştur. Gelişen süreçte kimi Osmanlı Sultanları atalarının veya kendi Şehnamelerini hazırlatırken kimisi de Firdevsi Şehnamesi’nin tercümesini yaptırmıştır. Bu tercüme eserlere kimi zaman kitabı hazırlatan sultanın beğenisi doğrultusunda yeni bölümler eklenmiştir. Böylece ilgili Osmanlı Sultanının şehnamesine dönüşen kitap Sultanın kendini anlatma veya kendisinden bahsetme aracı da olmuştur. Günümüze gelen örneklerine bakıldığında şehname, edebi bir eser olma özelliği taşımasının yanı sıra kitap sanatları açısından da önemli bir yere sahiptir. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok kütüphane, müze ve özel koleksiyonda gerek Firdevsi’ye ait Şehnamenin farklı yazarlar tarafından istinsah edilen örnekleri, gerek başka isimlerle hazırlanan nüshaları, gerekse orijinal eserin tercümeleri mevcuttur. Çalışmanın konusunu oluşturan ve Derviş Hasan Medhi’ye ait olan Tercüme-i Şâhnâme-i Firdevsî adlı eser Paris Bibliotheque Nationale'de yer almaktadır. Cilt, ebru, resim ve tezhip sanatına dair örnekleri barındıran el yazması, çalışma kapsamında Osmanlı kitap sanatları açıdan incelenmiştir. Eserde yer alan cilt, tezhip, ebru ve resim örnekleri dönem, üslup özellikleri ve sanatçı bağlantıları açısından analiz edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“KODALY” ŞARKI SÖYLEME MERKEZLİ MÜZİK ÖĞRETİM YÖNTEMİNİN İNCELENMESİ VE KOKAS PEDAGOJİSİ DESTEKLİ BİR ÖRNEK DERS MODELLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45428</guid>
      <author>Tuğçem KAR</author>
      <description>Ülkemizde, diğer müzik eğitimi yöntemleriyle kıyaslandığında daha az uygulanan Kodály yöntemi, bir yaklaşım değil, bir sistem olması nedeniyle farklılık ve önem taşır. Bu farklılığı yaratan en önemli unsurlardan biri, solfej eğitimi konusunda etkili olmasıdır. Kodály yöntemi, müzik öğrenimi yolunda her gereksinimin titizlikle belirlendiği ve bu gereksinimlere yanıt vermek üzere her aşamanın özenle kurgulandığı bir bütündür. Temel çalgısının her bireyin kendi sesi olduğu görüşü üzerine oturtulan, müzik eğitimine aktif katılımın öneminin her zaman vurgulandığı, işitme becerisinin geliştirilmesi ve müzikal okuryazarlığın artmasının amaçlandığı yöntemde, erken dönem müzik eğitimi önemli bir yer kaplar. Bu sistemde çocukluktan başlayıp yetişkinliğe kadar uzanan süreçte müzikal anlamda okuryazar bireylerin yetiştirilmesi hedeflenir. Müzikal altyapısı donanımlı ve kültürlü şarkıcıların yetişmesi için erken dönem müzik eğitiminin önemi yadsınamaz. Ülkemizde Ses Eğitimi ile ilgili bölümlere lisans düzeyinde öğrenci kabul edildiği düşünüldüğünde, bu sistemin bireye kazanımlarının geleceğin profesyonel şarkıcılarına gerek ensemble çalışmalarında gerekse müzikal yaratıcılık, improvizasyon ve yorumculuk yönlerine katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Eldeki çalışma Kodaly Eğitim Pedagojisinin ilkeleri doğrultusunda bir örnek ders modellemesi tasarlamayı amaçlamıştır. Bloom’un Taksonomisi yani Tam Öğrenme Modeline uygun olarak Kodaly’nin Fonomimi, Tartımmimi, Parmak Portresi, Tonik Sol-Fa, Çubuk Notasyon gibi teknikler kullanılarak nota harfleri, şifreler, tetratonik ve pentatonik diziler ile duyma ve improvizasyona dayalı bir model çalışma ortaya konmuştur. Kodaly’nin bu tekniklerini kullanılarak tam öğrenme ilkelerine hizmet eden bilişsel, duyuşsal ve psikomotor aktivitelerle bir örnek müzik dersi nasıl planlanabilir sorusuna cevap aramaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVİD-19 SÜRECİNDE UZAKTAN YÜRÜTÜLEN MÜZİK ÖĞRETİMİ UYGULAMALARININ 8-15 YAŞ GRUBU ÇOCUKLARINDAKİ YANSIMALARI ÜZERİNE BİR DURUM ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45437</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45437</guid>
      <author>Göksen TOSUNERNazife Oya LEVENDOĞLU</author>
      <description>Bu çalışma Covid-19 salgını sebebiyle sosyal izolasyon sürecinde çocuklara verilen uzaktan müzik eğitiminin, öğrenme durumlarını ve süreçlerini nasıl etkilediğini anlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma bir genelleme çalışması olmayıp, nitel araştırma geleneğine bağlı bir durum çalışması olarak yapılmıştır. Çalışmanın odaklandığı temel konu, genel olarak ''Covid-19 salgını sürecinde  uzaktan eğitimle yürütülen müzik dersleri, çocukların öğrenme süreçlerini nasıl etkilemektedir?'' sorusu ile oluşturulmuştur.  Bu soruya cevap bulmak amacıyla, Kayseri T.C. M.E.B. Özel Katre Müzik Kursu bünyesinde uzaktan eğitim alan 8-15 yaş grubu çocuklar çalışmaya dahil edilmiş ve bu öğrencilerin süreç içindeki tutumları, gözlem notları ve öğrenci günlükleri ile takip edilmiştir. Öğrencilerden elde edilen bu veri setine ilave olarak, çocuk gelişimi ve pedagojisi alanında uzman kişilerin görüşlerine başvurulmuştur. Çalışmanın analiz kısmında, elde edilen tüm verilerin çözümlenmesi tematik ve renkli kodlamalarla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan kodlamaların tematik analizinin güvenilirliğini artırmak ve iç-geçerlilik sağlamak için üç uzman meslektaş çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya ek bilgi sağlamak amacıyla nitel çalışmaların açık uçlu soru tipine ilave olarak bu çalışmada uzaktan eğitim modeliyle piyano dersi alan yirmi öğrenciye dersler sırasındaki tecrübelerini ve verilen eğitimin verimliliğini anlamaya yönelik 5 ölçekli 10 soruluk Likert tipi bir anket uygulanmıştır. Araştırma sürecinde elde edilen bulgularla, uzaktan eğitim modeliyle uygulanan müzik derslerinde kesintisiz ve verimli bir süreç sağlanabilmesi için belirli teknolojik aletler ve yüksek hızlı internet altyapısı gerekmektedir. Bu doğrultuda, çocuğun sosyal izolasyon sürecinde düzenli olarak almış olduğu müzik eğitimiyle ortaya çıkan çoklu kazanımların günlük yaşantısını olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BASIN İŞLETMELERİNİN VE DAĞITIM KANALLARININ  TEKELLEŞMESİ AÇISINDAN ETİK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44852</guid>
      <author>Görkem BORANMurat SEZGİN</author>
      <description>Basının kamuoyu üzerinde bir ideoloji yaratma konusundaki gücü herkes tarafından bilinen bir gerçek. Basının bu gücünü fark eden sermaye sahibi insanlar internetin de yaygınlaşması ile basın sektörüne daha çok girmeye başladılar. Sermaye sahibi patronların gazete, dergi, radyo, televizyon ve hatta dağıtım kanalı gibi işletmeleri satın almaları, basında tekelleşme kavramını ortaya çıkarmış ve bu durumu alışılagelmiş bir hale getirmiştir. Enerji, maden, petrol, otomotiv, finans ve turizm gibi farklı iş alanlarında faaliyet gösteren iş adamları, kendilerinin ve şirketlerinin reklamlarını yapmak ve basını siyasi ilişkilerde kullanmak isterlerken, aynı zamanda kamuoyu üzerinde bir söz sahibi olmak maksadıyla da basın kuruluşlarını satın alırlar. Holding sahibi patronlar devletten bazı çıkarlar elde etmek adına pek çok ödün vermekte ve bu da basın sektöründe çalışan kişiler üzerinde yoğun bir baskı oluşturmaktadır. Türkiye’de medyanın durumu, yıllarca bu sektör içerisinde uğraş gösterip tutunmaya çalışan kişilerin yerlerini, büyük sermaye sahibi patronlara bırakmasıyla günden güne kötüleşen bir hal almaktadır. Sektördeki holdingleşmeler temel basın ilkelerini hiçe sayarak pek çok etik sorunu da beraberinde getirmektedir. Çalışmanın amacı, tekelleşmeden kaynaklanan, etiksel çerçeveye aykırı olan bir durumun eleştirel yönlerini sunmak ve tartışma formları hazırlamaktır. Aynı zamanda bu çalışma, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı’na bağlı yüksek lisans tezinde daha detaylı bir biçimde incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NASSLAR IŞIĞINDA AHİRET MÜKAFATLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43957</guid>
      <author>Abdullah NAMLI</author>
      <description>Allah’a imandan sonra en önemli iman esaslarından birisi hiç şüphesiz âhirete imandır. Âhirete iman ilâhî dinlerin özellikle de İslam’ın temel inanç esaslarındandır. Kur’an’da âhiretten bahseden çok sayıda ayet vardır. Dünya hayatı geçici, âhiret ise sonsuzdur. Cennete gitmek ise inanan her Müslümanın temel hedefidir. Cennetin kazanılması için dünyada iman etmek en önemli şarttır. İmansız cennete gitmek mümkün değildir. Ancak Kur’an’da cennete gitmek için sadece iman etmekten bahsedilmez, sâlih ameller de cennete gitme vesilesi olarak takdim edilir. Buradan sâlih amel olmadan cennete gidilemeyeceği gibi yanlış bir sonuç çıkarmamak gerekir. Bazı şartlar dahilinde salt iman etmekle de kişi cennete gidebilir. Sâlih amel iman için bir zırh mesabesinde olup, kişinin imanını korumasına ve güçlendirmesine yardım ettiği için her zaman imanla birlikte anılır. Cennete giriş kişinin kendi amelleri dikkate alınarak belirlenmekteyse de Yüce Allah’ın izin verdiği meleklerin ve bazı sâlih kulların şefaatleri de geçerli olmaktadır. Cennet mükâfat yeridir. Cennet nimetleri dünyadaki nimetlerin kat kat fazlasıdır. Cennet ve nimetleri sonsuzdur. Cennette verilenler asla dünyada yapılanların matematiksel karşılığı değildir. Orada Yüce Allah’ın sonsuz rahmeti devreye girer ve cennetlikler ebedî bir hayatta asla dünyadaki amelleriyle karşılığını ödeyemeyecekleri lütuflara mazhar olurlar. Cennetin kapısından girildiğinde cennetliklere, gönülden her türlü süflî duyguyu silmek üzere Kevser havuzundan içirilir. İkram edilen suyla başlayan cennet nimetlerinin en üstünü ise yüce Allah’ın zatını temaşa etmektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MISIRLI İBN HACER EL-HEYTEMÎ’NİN ESERİ TAHRÎRU’L-MAKÂL ÜZERİNDEN DÖNEMİN EĞİTİM PROBLEMLERİNE BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45436</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45436</guid>
      <author>Hasan ÇETİNEL</author>
      <description>16. yy. Mısır’ında mutasavvıf kimliğinin yanı sıra dönemin eğitim problemlerine yönelik çözümleriyle de dikkat çeken, önde gelen Şafii alimlerden olan İbn Hacer el-Heytemî, Tahrîru’l-Mâkâl isimli eserinde; kadılıktan ayrılarak dönemin yetimhanelerinden birinde öğretmenlik yapmaya başlayan bir dostunun kendisine yönelttiği, eğitim öğretim sürecinde karşılaşılması muhtemel problemleri nasıl çözmesi gerektiğine yönelik soruları, büyük bir hassasiyetiyle cevaplamaya çalışmıştır. Bu çaba sonucu, bazıları çağımızda da güncelliğini koruyan eğitimle ilgili sorunlara dair kapsamlı tahliller ortaya çıkmıştır. İbn Hacer’in çözüm getirmeye çalıştığı eğitimle ilgili sorunlar arasında, çocukların öğretmen tarafından eğitim öğretim amacı dışında görevlendirilip görevlendirilemeyeceği, çocuğun çalıştırılması konusunda kimlerin yetki sahibi oldukları, öğrencinin okula devamı hususunda öğretmenin ve vakıf yöneticilerinin sorumluluklarının neler olduğu, dayağın çocuğun eğitiminde bir yöntem olarak kullanımıyla ilgili incelikler yer almaktadır. İbn Hacer’in verdiği cevapların satır aralarında 16. yy Mısır’ı ve dolayısıyla Osmanlı toplumsal yapısı ile ilgili bir takım bilgeler edinmek de mümkün görünmektedir. İbn Hacer tarafından cevaplandırılmaya çalışılan eğitime dair sorulardan bir kısmının aradan geçen yüzyıllara rağmen güncelliğini koruyor olması da dikkat çeken bir diğer husustu. Bu nedenle araştırmada, halen güncelliğini koruyan bu hususlarla ilgili çözümlemelere de yer verilmiştir. Eğitim ve disiplinle ilgili hususlar, derinlemesine olmasa da hukukun temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi (the presumption of innocence), cezalandırmada delilin önemi gibi farklı bakış açılarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmanın yöntemi; Tahrîru’l-Mâkâl isimli eserin, Arapça asıl metnine sadık kalınarak sosyal bilimlerde sıkça kullanılan araştırma yöntemlerinden olan içerik analizine tabi tutulmasına dayanmaktadır.&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN TEYMİYYE’NİN FELSEFÎ YÖNTEME İLİŞKİN ELEŞTİRİLERİ VE İSLAM FİLOZOFLARINI TEKFİR ETME GEREKÇELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46336</guid>
      <author>Muzaffer BARLAK</author>
      <description>İbn Teymiyye’nin İslam filozoflarına ve felsefeye yönelik yaklaşımını iki açıdan değerlendirmek mümkündür. Bunların ilki, felsefî yönteme ilişkin eleştirel tutumu, ikincisi ise teolojik meselelerde felsefecilerin sunduğu çözüm önerilerine yönelik reddiyeleridir. İbn Teymiyye’nin felsefî yönteme ilişkin eleştirilerinin üç noktada toplandığı görülmektedir. Bu eleştirilerin ilki, nakil karşısında akla verilen statü; ikincisi, naslarda tevilin gerekli görülmesi; üçüncüsü ise herhangi bir konuda doğruya ulaşmak için mantık ilminin yegâne yöntem olarak tespit edilmiş olmasıdır. İbn Teymiyye, bu konulardaki tutumlarından dolayı İslam filozoflarının bilgi temeline dayanmayan geçersiz bir zeminde düşünce ürettiklerini ileri sürmekte, bundan dolayı hatadan uzak kalamayacaklarını ifade etmektedir. İslam filozoflarının teolojik meselelerde ortaya koyduğu görüşlerden İbn Teymiyye’nin reddine konu olan hususların ise sekiz maddede toplandığı görülmektedir. Bu sekiz madde, âlemin kıdemi, Allah’ın cüz’îleri bilmemesi, meâdın (ahirette insanların bedenlerinin yeniden yaratılmasının) gerçekleşmeyeceği, peygamberlik, melekler, Allah’ın kelâmı, şefaat, Allah’ın meşîetinin ve kudretinin inkârı ile ilgili görüşleri içerir. İbn Teymiyye, İslam Filozoflarının bu sekiz konu ile ilgili görüşlerini detaylı olarak ortaya koymuş ve her bir konudaki görüşe dair eleştirilerini dile getirmiştir. Buna ilave olarak İslam filozoflarının bu konulardaki görüşleri sebebiyle küfre girdiklerini de açıklamalarına eklemiştir. Bu makalenin hedefi, İbn Teymiyye’nin felsefî yönteme ilişkin üç eleştirisini ve İslam Filozoflarını tekfir etmesine sebep teşkil eden teolojik konulardaki sekiz reddiyesini ele alıp incelemektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN ÂYETLERİ IŞIĞINDA “SES” KAVRAMI VE SES ANLAMINI İFADE EDEN BAZI KELİMELERİN TESPİTİ VE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44221</guid>
      <author>Muhyettin POLAT</author>
      <description>Arapça ’da“ses” kelimesinin karşılığı olarak en yaygın anlamda kullanılan kelime, “savt” (صَوْت) sözcüğüdür.Bu makalede “ses” “صوت” kavramı ve “ses” kavramının anlamını ifade eden bazı kelime ve kavramlar ele alınacaktır. Kur’ân-ı Kerim’de “ses” kavramının ne şekilde işlendiğini bilmek büyük önem arz etmektedir. Bu kelime ve kavramların insan psikolojisi üzerindeki tesirlerine Kur’an’ın bakış açısının ne olduğunu ve bu kavramları, müfessirlerce yapılan çeşitli açıklamalar çerçevesinde inceleyeceğiz. Tespit ettiğimiz kadarıyla Kur’ân-ı Kerim’de, öne çıkan bazı ses kavramları: “savt”, “sayha”, “nida”, “hems”, “kavl”, “saika”, “sahha”, “karia”, “emir”, “muhaseme”, “mükâleme”, “terennüm”, “hacce”, “necva”, “nutuk”,  “lafız”, “dua”, “tazarru”, “ezan”, “sûr”, “nâkûr”, “dabha”, “zikr”, “tilavet”, “karınca sesi”, “kuşların sesi” “vahiy sesi”, “meleklerin sesi”, “cinlerin sesi”, “şeytanın sesi”, “cennet sesi”, “cehennem sesi”, “kadın sesi”, “müzik ve çalgı sesi”, ve “hamir” (Eşek) sesi olarak geçmektedir. Bu kavramların hepsini bir makalenin sınırları içerisinde detaylı olarak incelemek mümkün olmadığından, biz bu makalemizde, “savt”, “sayha”, “nida”, “hems”, “saika”, “emir”, “terennüm”, “dua”, “tazarru”, “ezan”, “vahiy sesi”, “sûr”, “nakûr”, “dabha”, “karınca sesi”, “kuşların sesi”, “kadın sesi”, “müzik ve çalgı sesi”, ve “hamir” (eşek) sesi olmak üzere ondokuz başlıktan ibaret belirli kelime ve kavramları incelemeyi uygun gördük. Bu çalışmamızda bu kavramların sözlük ve terim anlamlarının yanısıra bu kavramları, klasik Kur’an tefsirlerinden elde edilen veriler çerçevesinde araştıracağız. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENDÜLÜSLÜLERİN FAS’A (EL-MAĞRİB) GÖÇLERİ VE BÖLGEDEKİ SOSYOKÜLTÜREL ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45208</guid>
      <author>Lütfi ŞEYBAN</author>
      <description>Endülüs alanındaki bilimsel çalışmaların İspanya dışındaki kaynak coğrafyalarından birisi Maşrık ise bir diğeri de Fas ülkesi yani el-Mağrib’tir. Fas, İslam’ın ilk yayılma döneminde 705 yılına kadar süren fetih harekâtı neticesinde, Emevîler’e bağlı İfrîkıye eyaletinin bir parçası haline dönüştürüldü. 711 Yılında Mağrib’ten çıkarma yaparak İspanya’yı da fetheden Müslümanlar, 150-200 yıllık sürede Endülüs’ü mümtaz bir İslam yurdu haline getirdiler. İşte bu tarihî süreçte, Fas merkezli Mağribîlerin bu sürece katkıları, diğerlerinden çok daha fazla oldu. Fas, Endülüs devirlerinde onunla tek bir organizma gibi bütünleşerek “Afrika’nın Endülüs’ü” sıfatını kazandı. Endülüs’ten bakıldığında IX. asırda İdrisîler ile başlayan ve daha sonra Murâbıtlar, Muvahhidler ve Merînîler dönemlerinde süren ilişkiler, hem Endülüs’ün müdafaasına hem de insan kaynakları bakımından zenginleştirilmesine yaramıştır. Fas tarafından bakıldığında ise bu ilişkiler, bölgenin siyaset, iktisat, tarım, ilim, kültür, sanat ve mimari alanlarında büyük kazanımlar elde etmesine vesile olmuştur. Endülüs’ün kaybından sonra Endülüslülerin başta gelen sığınakları olması hasebiyle ise “Yaşayan Endülüs” olarak anılmaya başlanmıştır. Çünkü XV.-XVI.-XVII. asırlarda on binlerce Endülüslü bu ülkeye göç ederek yaşama imkânı buldu. İşte bu nedenle, Endülüs’ün Fas ile ilişkilerinin araştırılması önem arz etmektedir. Peki, bu sonucu hazırlayan tarihi ve coğrafi şartlar ile o şartlarda gerçekleşen tarihi göçler ve bu göçlerin Mağrib coğrafyasındaki etkileri nelerdi? Bu çalışmada Fas’ın Endülüs ile ilişkilerine konu teşkil eden tarihi Endülüslü göçlerinin belirlenmesi ve Fas’taki toplumsal sonuçlarını ele almak amaç edinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ROMANLARIN SOSYAL DIŞLANMAYA KARŞI DİRENİŞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41948</guid>
      <author>Yusuf GENÇCengizhan AYNACI , Hanife DOĞAN , Samet KULAOĞLU</author>
      <description>Sosyal dışlanma, kendini birçok farklı alanda gösteren ve bazı kesimlerin yaşadığı topluma katılımını zorlaştıran toplumsal bir problemdir. Çağlar boyunca toplumun bazı kesimleri, yaşadıkları toplumun dışında tutulmuş, kendilerini gerçekleştirmeleri ve sosyalleşmeleri engellenmiştir. Hiç şüphesiz, Romanlar her toplumda farklı şekilde ortaya çıkan bu toplumsal problemi en çok yaşayanlar gruplardır. Romanların sahip oldukları dezavantajlı durumlar ve toplumdan dışlanmalarına karşı, 20. yüzyıl sonlarına kadar kalıcı politikalar üretilememiştir. Bu tarihten sonra gerek yerel gerekse uluslararası alanda Romanların yaşadıkları dezavantajlı koşullara ve sosyal hayattan dışlanmalarına karşı faaliyetler gerçekleştirilerek problemlerine çözüm üretmeye başlanmıştır. Bu makalede amaç; toplumda dezavantajlı gruplar arasında sayılan Romanların sosyo-demografik özelliklerinin sosyal dışlanma algılarıyla ilişkini ölçmek ve sosyal hayata katılımlarını artırmaya yönelik politika önerileri sunmaktır. Araştırma, nicel araştırma yöntemi ve anket (survey) tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, Romanların en çok etnik kimlik, eğitim durumu ve yoksulluk sebebiyle dışlandıkları, dışlanmalarının yaşam memnuniyetleri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Dışlanmışlık algısı cinsiyete göre anlamlı farklılaşmamaktadır. Buna karşın, çocukların okulda yaşadıkları dışlanma durumundan annelerin babalara göre daha fazla dışlanmışlık algısına sahiptir. Sahip olunan ekonomik durumla ve yaşanılan yer ile sosyal dışlanmışlık algısı arasında anlamlı ilişki vardır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>URFA HAÇLI KONTLUĞUNA (1098-1149) KARŞI SELÇUKLULARIN, ZENGİLERİN, ARTUKLULARIN, MUSUL VE HALEP ATABEYLİKLERİNİN ORTAK MÜCADELESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44847</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44847</guid>
      <author>Bahattin KELEŞ</author>
      <description>XI. Yüzyılda İslam dünyası hiç beklemediği bir zamanda Haçlı tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Avrupalılar 1071 yılından itibaren Anadolu’yu fethe başlayan ve gittikçe Anadolu topraklarının büyük bir kısmını ele geçirip Bizans İmparatorluğu topraklarını giderek sıkıştırmaya başlayan Türkleri Anadolu’dan atmak istemişlerdir. Türkleri Anadolu’da atmak, İslam dünyasının zenginliğinden faydalanmak ve kutsal toprakları ele geçirmek için bir savaşın başlaması kaçınılmaz olmuştur. Bu savaşların adı da 1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri’dir. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın 1092 yılında ölümünden sonra başlayan taht kavgaları devletin merkezi otoritesini büyük oranda sarsmış ve 1096 yılında başlayan Haçlı Savaşlarına Selçuklular hazırlıksız yakalanmıştır. Berkyaruk- Muhammed Tapar mücadelesi Haçlılarla uğraşmaya zaman bırakmamış ve devletin merkezi otoritesi uzun bir süre sarsılmıştır. Berkyaruk’un 1104 yılında vefat etmesi üzerine tahta tek başına geçen Muhammed Tapar Haçlılarla Suriye topraklarında amansız bir şekilde mücadeleye devam etmiştir. Anadolu topraklarında ise başlangıçta I. Kılıç Arslan ve daha sonra ise I.Mesud bu mücadeleyi sürdürmüşlerdir. Haçlılar Anadolu’ya 1096 yılından itibaren büyük kalabalık ordular halinde gelmeye başlamışlar ve 10 Mart 1098 tarihinde Urfa’da Urfa Haçlı Kontluğunu, 03 Haziran 1098 tarihinde ise Antakya Prinskepliğini kurmuşlardır. Haçlılar yollarına devam ederek kutsal saydıkları Kudüs’e ulaşmışlar ve burada da 15 Temmuz 1099 tarihinde Kudüs Krallığını kurmuşlardır.  Urfa Haçlı Kontluğunu yıkmak için Selçuklular çok büyük mücadeleler vermiş ve Musul ve Halep Atabegliğinden, Zengiler’den de yardım almak suretiyle bu mücadelesini sonuna kadar sürdürmüşlerdir.        </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURBAŞKANI İSMET İNÖNÜ’NÜN MECLİS AÇIŞ KONUŞMALARINDA SOSYAL POLİTİKALARA YAKLAŞIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45878</guid>
      <author>Fuat UÇAR</author>
      <description>Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Meclis açış konuşmaları, İkinci Dünya Savaşı ve çok partili hayata geçiş sürecini kapsaması bakımından oldukça önemli bir dönemi kapsamaktadır. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmemesine rağmen savaşa girmiş gibi etkisini ağır bir şekilde hissetmiştir. Diğer politikalar gibi sosyal politikalar da ekonomide ve toplumsal yapıda yeni bir yapılanma sürecinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Savaşın etkileriyle ortaya çıkan karaborsacılık, stokçuluk, enflasyon gibi çeşitli uygulamaların sosyal hayata yönelik önemli etkileri olmuştur. Böylece ekonomik politikalar gibi sosyal politika uygulamaları da toplumun memur, işçi ve küçük köylü kesimlerini öncelikli olarak ilgilendirmiştir. İnönü’nün Meclis açış konuşmaları Meclis’e bilgi vermek ve hükümete yol göstermek niteliğinde olmuştur.  İnönü’nün Meclis aracılığı ile kamuoyunu da bilgilendirmeye yönelik konuşmalarında sosyal politikalara yönelik önemli değerlendirmeler yer almıştır. Bu kapsamda İnönü konuşmalarında sosyal politikalar yönünden çeşitli kavramlar üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu kavramlar vergilendirme sistemi, toprak reformu, bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve çalışma hayatının düzenlenmesine yönelik çeşitli mevzuat düzenlemeleri şeklinde olmuştur. Ayrıca İnönü Meclis açış konuşmalarında hükümetçe alınan ekonomik tedbirlerin gerekliliğini ifade etmiş, halktan tasarrufta bulunmaları ve destek vermeleri temennisinde bulunmuştur. İnönü’nün konuşmalarında üzerinde durduğu sosyal politika konuları daha sonraki dönemlerin sosyal politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERNİTE VE KÜRESELLEŞME BAĞLAMINDA  TÜRKİYE'DE DİNİ GRUPLARIN RADİKALLEŞMESİ MESELESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39851</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39851</guid>
      <author>Hüseyin ARSLAN</author>
      <description>Modernleşme ve küreselleşme insanoğlunun yaşadığı iki önemli süreçtir. Her iki süreçte toplumsal hayatta çok önemli değişiklikler yaşanmıştır. Bu anlamda modernleşme ve küreselleşmenin etkilediği en önemli sosyal kurumların başında din ve dinin taşıyıcısı dini gruplar gelmektedir. Modernite akla çok büyük önem vermiştir. Bu nedenle toplumsal ilişkilerde ve kurumlarda akılcı esaslar uygulamıştır. Bu yüzden moderniteye “Akıl Çağı” ismi verilmiştir. Modern dönemde, özellikle sekülerleşmeyle birlikte, dinin sahip olduğu güç ve etki kaybolmaya başlamış ve dinin yerini rasyonel bilimin açıklama modelleri almıştır. Bu nedenle  modernizmin dini dar bir alana hapsettiğini söylemek mümkündür. Modernitenin dini dar bir alana hapsetmesine rağmen küreselleşmenin başlamasıyla dinin önündeki engeller kalkmaya başlamıştır. Başka bir ifadeyle, insanlar küreselleşme döneminde dinin toplumsal hayattaki canlanmasına ve kutsalın dönüşüne tanıklık etmişlerdir. Türkiye’deki dini gruplar da modernite ve küreselleşme sürecinden etkilenmişler ve çeşitli iddialarla gündeme gelmeye başlamışlardır. Bu iddiaların temelini oluşturan ana unsur dini grupların sekülerleştikleri ve asli görevlerinden uzaklaştıkları söylemidir. İşte bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki dini grupların nasıl sekülerleşmeye ve radikalleşmeye başladıklarını tartışmaktır. Bunun için birinci adımda Batı’da modern ve küresel dönemde dine biçilen rol üzerinde durulmaktadır. Daha sonra mevcut durumdan hareketle Türkiye'de sekülerleşen dini grupların radikalleşme tehlikesi ele alınmaktadır. Son olarak da Türkiye'deki dini grupların radikalleşme tehlikesinin önüne geçilebilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜNEYDOĞU TÜRKİYE’DE ARKEOLOJİ VE BARAJLAR: MEVCUT BELGELEMEYİ İYİLEŞTİRMEK İÇİN SU TUTMA SONRASI HASAR DEĞERLENDİRME UYGULANMASI VE KÜLTÜREL MİRASI KORUMA STRATEJİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42128</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42128</guid>
      <author>Atila TÜRKERNicolò MARCHETTI , Gabriele BITELLI , Francesca FRANCI , Atila TÜRKER , Federico ZAINA</author>
      <description>Barajların inşaası ve kültürel miras üzerindeki etkileri, iklim değişikliği ve dar odaklı kalkınma politikaları zamanla giderek büyüyen bir sorundur. Biz burada Türkiye’nin güneydoğusundaki Orta Fırat Vadisi’nde üç büyük barajın (Atatürk, Birecik ve Karkamış) temsil ettiği örnek bir olayı analiz ediyoruz. Barajların arkeolojik alanlar üzerindeki etkisini ölçmek için “Su Tutma Sonrası Hasar Değerlendirmesi” (SSHD/PFDA) uyguladık. SSHD’miz, Landsat uydusu görüntülerinin çoklu-geçici modelinin çapraz korelasyonunu kullanarak coğrafi olarak mekânsal konumlarının belirlenmesi ve survey ile kazılardan elde edilen arkeolojik verilerin analizinden oluşur: Özellikle önemli kültürel peyzajın kaybına ilişkin eşi görülmemiş ayrıntılı bir gözden geçirme sağlar ve aynı zamanda su tutma öncesi arkeolojik araştırmaların ve kazıların sınırlı doğruluğunu vurgular. Son olarak, yitip giden ve barajlar tarafından tehdit edilen kültürel peyzajları hedefleyen arkeolojik kurtarma projelerinin gelecekteki tasarımlarını geliştirmek için etkili bir yöntem, kritik bir araç ve daha iyi belgelenmiş bir kültürel miras arşivine hızlı ulaşılabilme önerileri sunuyoruz. Özellikle, mevcut mirasın kültürel mirasın tanımlanması, belgelenmesi ve korunmasıyla ilgili yönergeler sağlayan özel çalışma protokolleri ve mevcut mevzuatların güçlendirilmesi ihtiyacının olduğunu görüyoruz. Bu protokoller devlet tarafından desteklenmeli ve Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Asya Kalkınma Bankası veya Amerika Kalkınma Bankası gibi barajların inşaasında yer alan organlar tarafından uygulanmalıdır. Tüm çalışmanın kalitesini izlemek için Türk hükümeti, teklif aşamasından son protokolün tamamlanmasına kadar çeşitli projeleri izlemek amacıyla miras alanında uluslararası uzmanlardan oluşan bir komisyon oluşturmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POPÜLER KÜLTÜR İKONU OLARAK MADONNA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45144</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45144</guid>
      <author>Özge GÜRSOY ATAR</author>
      <description>Günümüzde popüler kültür ve kitle kültürü kavramları birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak ikisi de birbirinden farklı kavramlardır. Popüler kültür zaman içerisinde dönüşüme uğramıştır. Gündelik yaşamın bir ürünü olan popüler kültüre kitle iletişim araçları da etki etmiştir. Bu çalışmada popüler kültür ve kitle kültürün araştırmacılar tarafından yapılan tanımlamalarına yer verildikten sonra bu iki kavram arasındaki ince çizgi belirlenecektir. Makalede popüler kültürün zaman içerisinde geçirdiği dönüşüm ortaya konulmaya çalışılmıştır.&#13;
Popüler kültür tarihinin en önemli ikonlardan biri sayılan Madonna,  piyasa kurallarını iyi şekilde değerlendirerek kendisini metalaştıran bir ikon olmuştur. Madonna’nın istediği aslında, kadını cinsel bir meta olarak gören ve sadece “beden” ile değerlendiren toplumsal söylemleri abartılı bir biçimde sunarak karşı çıkmaktır. Ancak kitle iletişim araçlarının sunumu aracılığıyla bu durum zaman içerisinde dönüşüme uğramıştır. &#13;
“Rock’n Roll Comics: Madonna” çizgi romanı da bu dönüşümün görüldüğü kitle iletişim araçlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Madonna’nın, çocukluğundan itibaren, müziğe nasıl yöneldiğine ve müzik kariyeri ile birlikte neler yaşadığına yer veren çizgi romanda Madonna’nın sesi, görünüşü ve tarzıyla nasıl pop ikonu haline geldiğine ilişkin imgeler yar almaktadır. Çalışmada göstergebilimsel yöntem ile çizgi romandaki görseller incelenmiştir. &#13;
Çalışmanın amacı popüler kültür ikonu olarak karşımıza çıkan Madonna’nın bu özel sayıda kitle kültürüne uygun olarak, sadece kültür endüstrisi sistem kuralları, doğrultusunda verildiğinin ortaya çıkartılmasıdır. Çalışmada, sistemin karşısında yer alan bir ikonun da sistem içerisinde kitle kültürü ürününe dönüşümünün göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle ortaya konulması hedeflenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKARÇAY KAPALI HAVZASININ ORTALAMA SICAKLIK VE YAĞIŞ VERİLERİNİN EĞİLİM ANALİZİ (AFYONKARAHİSAR-TÜRKİYE)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44156</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44156</guid>
      <author>Sevda Coşkun</author>
      <description>Çalışmanın alan kapsamı Afyonkarahisar ve Konya illeri sınırı içerisinde bulunan Akarçay kapalı havzasıdır. Konu kapsamını ise havza içerisinde 30 yıldan fazla rasata sahip (1970-2019) 3 meteoroloji istasyonunun (Afyonkarahisar, Bolvadin ve Akşehir) ortalama sıcaklık ve toplam yağış verilerini kullanarak trend analizi yapmaktır. Havza genelinde uzun yıllar boyunca ölçüm yapan meteoroloji istasyonlarının aylık ölçülmüş ortalama sıcaklık ve yağış verileri ele alınarak bu verilerin yıllık ve mevsimlik eğilimlerini analiz etmek araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Ulusal ve uluslararası literatüre iklim değişikliği çalışmaları üzerine bir katkı ve bir Türkiye örneğinin daha kazandırılması istenmiştir. Araştırmada yöntem olarak Mann-Kendall Testi ve Spearman’ın Rho Testi temel alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre havza genelinde ortalama sıcaklıklarda hem yıllık hem de mevsimlik olarak anlamlı artışlar gözlenmiştir. Akarçay havzasında, yaz mevsimi sıcaklıkta görülen pozitif eğilimin en kuvvetli gözlendiği mevsimdir. Bu durum soğutma gereksinimi nedeniyle elektrik enerjisi tüketimini yörede artırması yanında yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş enerjisi üretimini de teşvik edebilir. Akarçay havzasında yaz sıcaklıklarındaki kuvvetli pozitif anlamlı eğilimler orman yangınları frekansının sıklığını artırarak kuru orman karakterindeki havza ormanlarını riske edebilir. Yıllık yağış olarak istasyonlarda Bolvadin anlamlı artmakta, Akşehir ise anlamlı azalmaktadır. Afyonkarahisar da ise anlamlı artış ya da azalış bulunmamaktadır. Havza genelinde gözlenen sıcaklık artışlarının yağış üzerinde önemli bir etkiye sahip olmadığı anlaşılmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TOPLU KONUT İDARESİ (TOKİ) KONUT UYGULAMALARININ ŞEHİRLERİN YATAY GELİŞİMİNE ETKİLERİmalarının Şehirlerin Yatay Gelişimine Etkileri</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45801</guid>
      <author>Mehmet Emin YAKUTMehmet Akif CEYLAN</author>
      <description>Ülkemizde bugüne kadar bütün illerde en az bir TOKİ konut uygulaması yapılmıştır. Hatta bazı şehirlerimizde birden fazla uygulama vardır. Ancak ilçe yerleşmelerinde belirli bir nüfus büyüklüğü ve konut talebi arandığından çok küçük ilçe merkezlerinde bu uygulamalar hayata geçmemiştir. Bununla birlikte afet ve diğer nedenlere bağlı olarak bazı köylerde de TOKİ uygulamaları mevcuttur. Bu konut projeleri, şehirlerin nüfusu, yerleşmesi ve sosyal yapıları üzerinde önemli değişimler meydana getirmektedir. Fakat ülkemizde bu konuda yapılan akademik çalışmalar sayıca fazla değildir. Bununla birlikte son yıllarda çalışmalarda dikkati çeken bir artış da gözlenmektedir.&#13;
Makalede, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden seçilen şehirlerde, TOKİ konut uygulamalarının şehrin yatay gelişime olan etkileri uydu görüntüleri yardımıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Bu şehirler, Afyonkarahisar, Batman, Bingöl, Burdur, Edirne, Karabük ve Nevşehir’dir. Nüfus bakımından orta büyüklükte olan bu şehirlerde, TOKİ konutlarının inşasından sonra şehirlerin yatay gelişimlerinde çoğunlukla önemli değişimlerin olduğu tespit edilmiştir. Şüphesiz değişimlerin boyutları da yer seçimi ve konut sayısı ile doğru orantılı olarak gerçekleşmiştir. Bazı şehirlerde yerleşmenin yatay gelişimi çekim etkisi nedeniyle TOKİ konut alanlarına doğru yönelirken, bazılarında ise gelişmenin farklı yönlere doğru gerçekleştiği ayırt edilmiştir. TOKİ konutlarının Batman, Edirne ve Karabük’te kısmi çekim etkisi görülürken, Afyonkarahisar, Bingöl, Burdur ve Nevşehir’de daha güçlü bir çekim etkisi meydana gelmiştir. Dolayısı ile buralarda yer seçimi, topografik şartlar ve ulaşım başta olmak üzere birtakım etkenler söz konusu olmuştur.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KORONA VİRÜSÜ GÜNLERİNDE İNTERNET VE SOSYAL MEDYA KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45881</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45881</guid>
      <author>Mücahit Sami KÜÇÜKTIĞLI</author>
      <description>Bu araştırmada koronavirüs pandemi günlerinde Konya, İstanbul ve Kocaeli başta olmak üzere Türkiye’nin tarımsal, sanayi ve ekonomik en büyük üç şehri yoğunlukta olmak üzere yaşayanların internet ve  sosyal medya kullanımının incelenmesi amaçlanmıştır.&#13;
Günümüz dünyasında internet ve sosyal medya kişi ve kurumların bilgi paylaşımı ve iletişimini  kolaylaştıran en temel unsurların başında gelmektedir. 2020 yılının ilk aylarında başlayan Koronavirüs salgın hastalığı tüm dünya ve Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir. İletişimin en temel kuramlarından olan kullanımlar ve doyumlar yaklaşımı çerçevesinde Türk insanının koronavirüs salgın hastalığı sürecinde internet ve sosyal medya kullanımı incelenmektedir. Makale, bu salgın hastalığın yaygın olduğu dönemde Türk insanının internet ve sosyal medya kullanımında ki değişiklikleri araştırmak amacıyla hazırlanmıştır. Araştırma internete ulaşarak kullanan kesim ile gerçekleştirilmiş olup anket sosyal medya üzerinden yaygınlaştırılarak uygulanmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodları (sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. “One sample t-test”, “independent sample t-test” ve “che square”  testi uygulanmıştır. Verilerin çözümlemesi IBM SPSS 20.0 paket programında yapılmıştır. Verilerin analizi yüzde 95 güven aralığında, p&lt;0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. İnternet kullanımı araştırma sonucunda normal dönemdekine oranla artmış olup farklı sosyal medya uygulamalarının bireyler tarafından bu süreçte kullanılmaya başlandığı tespit edilmiştir. Erkek ve kadınlar arasında internet kullanım süresi bakımından bir farklılığın olmadığı görülmüş olup içerisinde sosyal medyanın da sorgulandığı internet kullanım amacında ise anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLİŞKİSEL PAZARLAMA BOYUTLARININ MÜŞTERİ BAĞLILIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: SHAMMOUT MODELİ DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39509</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39509</guid>
      <author>Sanam EIVAZZADEH Aysel ERCİŞ , Bahar TÜRK</author>
      <description>Müşterilerin hızla değişen beklentileri ve hizmet sektöründe gerçekleştirilen inovasiyonlar, firmaların müşteriye yönelik bakış açısında büyük değişikliklere sebep olmuştur. Firmalar, müşteri bulma ve elde tutma amacıyla ilişkisel pazarlamanın rehberliğinden faydalanmaktadırlar. İlişkisel pazarlama yaklaşımı, memnuniyetsiz müşteri sayısını azaltmak ve müşteri bağlılığını artırmak ile ilgilidir. İlişkisel pazarlamanın kavramsallaştırılmasında şu ilkeler benimsenmiştir: ilk olarak firmalar, müşteriler ve tedarikçiler ile ilişkilerini sağlamlaştırmaları gerekmektedir. Başka bir deyişle firmalar, sadece ticaret yapmanın değil iletişim kurmanın da önemini göz önünde bulundurmalıdır. İkinci olarak, Müşterilerin beklediği değeri maksimize etmeye odaklanılmalıdır. Son olarak, müşteriler ve tedarikçiler ile olan ilişkilerin geliştirilmesi ve güçlendirilmesinde içsel pazarlamaya odaklanılmalıdır. Çalışmada, otelcilik sektöründe müşteri memnuniyeti sağlamak ve oluşan memnuniyet sonucunda müşterileri uzun vadede elde tutmak için gereken ilişkisel pazarlama boyutları ele alınmıştır. Araştırmada duygular ve ilişki kalitesi, finansal, sosyal ve yapısal boyutlardan etkilenerek müşteri bağlılığına olan etkisini ele alan Shammout modeli kullanılmıştır. Araştırma İstanbul’da 5 yıldızlı bir otelde 234 İranlı müşterinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın temel amacı doğrultusunda ilişkisel pazarlamanın müşteri bağlılığı üzerindeki etkisini incelenmek için araştırma modeli yapısal eşitlik analizi (Amos) ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlar; ilişkisel boyutlar olarak ifade edilen finansal, sosyal ve yapısal boyutların, duyguları ve ilişki kalitesini etkilediği; duyguların ve ilişki kalitesinin de müşteri bağlılığı üzerinde etkili olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>12 EYLÜL ASKERİ DARBESİNİN NEDENLERİNİN BASINA YANSIMASI: CUMHURİYET GAZETESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39679</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39679</guid>
      <author>Teslime AKGÜNÖnder DENİZ</author>
      <description>Türkiye’de askeri müdahaleler, ilki 27 Mayıs 1960 tarihinde olmak üzere yaklaşık 10 yılda bir meydana gelmiştir. Farklı tarihlerde farklı gerekçeler öne sürülerek, sivil yönetime el koyma şeklinde gerçekleşen müdahaleler, birkaçı haricinde çoğunlukla başarılı olmuştur. Çağdaş demokrasilerde hiçbir zaman yeri olmayan darbe olarak adlandırılan müdahaleler, gerçekleştirenlere göre birçok haklı sebebi olmuştur. Darbenin illegal yapısını, legal olarak anlatmak amacıyla müdahale öncesindeki siyasi ortam olabildiğince kötülenmiştir. Bu düşünce doğrultusunda, darbeyi gerçekleştirenlerin kullandığı en etkili silah çoğunlukla görsel ve yazılı basın olmuştur. Askeri yönetim, basın araçlarını etkili kullanarak darbenin hemen ardından haklılığını anlatmaya çalışmıştır. Askeri müdahalelerin haklılığını basın yoluyla savunma anlayışı, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal yapısını en fazla etkileyen 12 Eylül 1980 Darbesinden sonrada olmuştur. Başta Orgeneral Kenan Evren olmak üzere müdahalenin haklılığı, devletin resmi radyo ve televizyonunda atlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca basına verilen demeçler, özel gazetelerin geniş ölçüde haber yapısın oluşturmuştur.&#13;
Tarihsel süreç içerisinde Türkiye’nin kritik zamanlarına tanıklık etmiş Cumhuriyet Gazetesi, 12 Eylül Askeri Darbesinin sebepleri üzerinde diğer özel gazeteler gibi çok sayıda yazıyı sayfalarına taşımıştır. 13 Eylül 1980 ve 13 Ekim 1980 tarihleri arasında çıkan sayılarında darbenin sebeplerini başta Orgeneral Kenan Evren sözleri olmak üzere detaylı bir şekilde haberleştirmiştir. Özellikle 1982 Anayasasının hazırlık sürecinden sonra 12 Eylül Darbesinin sonuçlarını günümüze kadar ağır bir dille eleştiren Cumhuriyet Gazetesi, darbeden sonraki bir aylık sürede sayfalarında çok da olumsuz söylem yansımamıştır. &#13;
Çalışmamızda, Cumhuriyet Gazetesinin 13 Eylül 1980 ve 13 Ekim 1980 tarihleri arasında yayınlanan sayılarında 12 Eylül askeri darbesi ile ilgili haberler, söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BOŞ ZAMAN DEĞERLENDİRME OLGUSU ÇERÇEVESİNDE ÜNİVERSİTE GENÇLİĞİ VE ÜNİVERSİTELİ GENÇLERDE BOŞ ZAMAN DEĞERLENDİRMENİN PANDEMİ DÖNEMİNDE ARTAN ÖNEMİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45525</guid>
      <author>Sadiye KAYAARSLAN</author>
      <description>Pandeminin yaşandığı günümüz toplumunda, stresi önleyici etkisi nedeniyle boş zamanları değerlendirme faaliyetlerinin önemi artmaktadır. Açık havada yapılan boş zaman değerlendirme faaliyetleri karantina döneminde sınırlandırılmış olmaktadır. Bu süreçte fiziksel hareketliliğin devamı da kapalı ortamlarla sınırlandırıldığından stres atma fırsatları da kısıtlı olmaktadır.&#13;
Kampüse düzenli gidiş gelişleriyle belli düzeyde fiziksel hareketliliğe sahip olan üniversite gençleri pandemi döneminde kampüse gitmekten uzak kalmıştır. Kampüste boş zaman değerlendirme faaliyetlerinin birçoğuna erişim imkânı olan gençler pandemiyle birlikte bu imkânlardan yeterince yararlanamamaktadırlar. Alan yazında Türkiye’de yapılan çalışmalarda, salgın hastalık gibi toplumsal kriz dönemlerinde ve küresel etkileri olan pandemi süreçlerinde gençlerin boş zamanlarına dair değerlendirmelere rastlanılmamıştır. Bu çalışma literatürdeki bu açığı bir nebze olsun giderebilme çabasının bir ürünüdür.&#13;
Bu araştırma literatür taraması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Literatürden elde edilen bilgiler ışığında boş zaman değerlendirme olgusu çerçevesinde üniversiteli gençliğin boş zaman değerlendirme durumları değerlendirilmiş, son dönemde yaşanılan koronavirüs pandemisinin boş zamanda yaptığı değişimle birlikte gençlik ve boş zaman değerlendirme olgusu üzerinde değerlendirmelerde bulunulmuştur.&#13;
Bu çalışmada gençlerin boş zaman kullanımına dair durumları ele alınırken, boş zamanı değerlendirmek için gençler tarafından en çok yapılan faaliyetler, gençlerin boş zaman değerlendirmeye dair tutumları ve boş zaman değerlendirme konusunda gençlerin önlerindeki engeller üzerinde durulmuştur. Ayrıca karantina döneminin gençlerin boş zamanında meydana getirdiği artışa ve özellikle ailelerin gençleri boş zaman değerlendirmeye yönelik yönlendirmelerinin gerekliliğine dikkat çekilmiştir.&#13;
Bu araştırmanın amacı, literatürden edinilen bilgiler çerçevesinde üniversite gençliğinin boş zamanı değerlendirme durumlarına ve buna dair karşılaştıkları sorunlara dikkat çekmek, boş zaman değerlendirmenin salgın hastalık döneminde artan önemine işaret etmek ve gençlerin daha sağlıklı bir toplumsallaşma ve kişilik gelişimine ulaşabilmeleri için öneriler getirebilmektir.&#13;
Bu çalışmada toplu ölümlere neden olan salgın hastalıklar, etkilediği bireyler açısından dezavantajlı olmaya yol açan toplumsal bir olgu olarak değerlendirilmiştir. Pandemi sürecinde karantina uygulaması nedeniyle sosyolojik olarak aile içi (dolayısıyla grup içi) etkileşimlerin arttığı buna rağmen diğer toplumsal ilişkilerin kısıtlanarak gruplar arası etkileşimin azaldığı bir sürece tanıklık edilmekte olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak karantina sürecinde gençlerin boş zamanlarının artmasından hareketle, boş zaman değerlendirme faaliyetlerinin aktif olmaktan çok pasif; grupla olmaktan çok tek başına; kentlerde özellikle çok katlı apartmanlarda yaşayanlarda açık havadan ziyade kapalı ortamlarda yapılan faaliyetler olarak bir dönüşüm geçirdiğine ulaşılmıştır. Karantinada bulunulan süreç boyunca boş zamanı verimli değerlendirmenin önemi konusunda gençleri, ailelerini, eğitimcileri ve toplumu bilinçlendirmeye yönelik yapılacak farkındalık artırma çalışmalarına ihtiyaç bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.&#13;
Çalışmanın gençlere, topluma ve sosyal politika yapıcılara karantina döneminde boş zaman değerlendirmenin önemi konusunda farkındalık oluşturarak katkı sunması amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EĞLENDİRİCİ DİJİTAL AYGITLARIN OLUMSUZ ETKİLERİNDEN ÇOCUKLARI KORUMADA İLERİ SÜRÜLEN YÖNTEMLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45149</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45149</guid>
      <author>Recep DEMİR</author>
      <description>Çizgi filmler geçmişin sırlarla dolu masallarının yerini tutan, çocuk için son derece eğlenceli yapımlardır. Yaklaşık 200 yıllık tarihi gelişim sürecinin sonunda bugün artık gerçeğe çok yakın animasyonlar üretilebilmektedir. Ancak bu gelişim sürecinde, çocuk için üretilen bu yapımlar, ulusal ve uluslararası alanda çıkartılan çocuğu koruyucu yasalara rağmen şiddet, müstehcenlik, cinsellik, olumsuz örnek vb. birçok kategoride eleştirilerden kurtulamamıştır. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak, televizyona alternatif dijital, yeni ürünler geliştirilmiş, bu ürünler internet bağlantısı yoluyla çok daha geniş bir eğlence dünyasına kapı aralamıştır. Sanal gerçeklik, 4D ve 5D gibi teknolojilerin gelişmesiyle oyuncu adeta oyun arenasına girmiş ve oyunun bir parçası haline gelmeye başlamıştır. Eğlencenin kalitesinin ve cazibesinin artması dijital ekrana olan bağımlılığı artırmış, çocuğu gerçek hayattan uzaklaştırmıştır. Buna ek olarak, hızlı gelişen şehirleşme ile birlikte oyun alanları daralan çocuklar eve kapanmak durumunda kalmış, doğasında var olan oyun ihtiyacını dijital eğlenceler yoluyla karşılamaya mecbur olmuştur. Bunun neticesinde sosyal, fiziksel, ruhsal vb. çeşitli problemlerle karşılaşılmıştır. Gelinen süreçte teknolojin faydasından çok zararlı yönleri ön plana çıkmıştır. Bu çalışmada dijital eğlence dünyasının iki başat elemanı olan video oyunları ve çizgi filmler konu edinilmiş, öncelikle bu ürünlerin çocuk açısından doğurduğu riskler literatürden örneklerle ele alınmıştır. Daha sonra, bu riskleri ortadan kaldıracak çözüm önerileri getirilmeye gayret edilmiştir.    </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLTERE BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN ÇUKUROVA GÖZLEMLERİ  (25-31 TEMMUZ 1950)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43452</guid>
      <author>Orhan TURAN</author>
      <description>Bu çalışmada İngiltere Büyükelçiliği’nin 25-31 Temmuz 1950 tarihlerinde Çukurova’ya gerçekleştirdiği seyahatin akabinde elçilik görevlilerine hazırlattığı ve Londra’ya sunduğu rapor incelenmiştir. İngilizler tarihsel süreçte Türk şehirleri ile ilgili pek çok rapor kaleme almışlardır. Bu gezilerden biri de büyükelçiliğe ait iki görevli tarafından gerçekleştirilmiştir. Seyahatte Çukurova ziyaret edilerek öncelikle bölgenin tarihî ve coğrafî yapısı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Keza bölge hakkında yapılan yorumların yanı sıra iki büyükelçilik görevlisinin ele aldığı her konu ile ilgili ülkenin ve bölgenin geleceğine dair öngörüleri de yer almıştır. &#13;
İki bölümden oluşan notların ilk kısmında Çukurova’nın tarihi ve coğrafi özelliklerinin yanı sıra işçilerin günlük hayatı ile modern çiftliklere dair izlenimler yer almıştır. İkinci bölümde ise ovada yetişen tarım ürünleri ve bu ürünlerin ekonomik değerleri ile doğal felaketlerin yöre tarımına etkisi üzerinde durulmuştur. Notlar iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk aylarındaki siyasi atmosfer hakkındaki gözlemlerini göstermesi açısından da ilginç tespitler sunmuştur. Çalışmada bölgenin en önemli iktisadi kaynakları olan pamuk, buğday, narenciye üretimi ile sulama, petrol arama çalışmaları ve liman işletmeleri başlıkları altında Çukurova’nın potansiyel verimliliğinin artmasına dönük faaliyetlere değinilmiştir.&#13;
Çalışmanın ana çerçevesi bu gezi notlarından yola çıkarak genç Cumhuriyetin önemli ekonomik sahalarından olan Çukurova’nın sosyo-ekonomik gelişimini irdeleyerek anlamaya çalışmak ve o dönemi yabancı bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. İngiliz arşivlerinde yapılan titiz bir araştırmanın neticesi olan çalışma dönemin büyükelçilik görevlilerinin yaptığı bu ziyaret kapsamında hazırlamış olduğu raporu ele almaktadır.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI TERÖRİZMİN BİR HEDEFİ OLARAK SİVİL HAVACILIK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45989</guid>
      <author>Zülfükar Aytaç KİŞMANSelinnur GÜN</author>
      <description>Terörizm, genellikle çağın karakterine uyum sağlayarak ortaya çıkan bir olgudur. Dönemin karakterine, mekana, hedef kitleye vb. değişkenlere göre farklılaşabilen terör eylemleri yaşamın hemen her alanında çeşitli olumsuz etkilere sebebiyet verebilmektedir. Terörizm faaliyetleri, çağımızın en önemli gelişmelerinden biri olan ve ulusal ve uluslararası alanda hizmet veren sivil havacılık sektörü için de büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Hatta terör olayları Sivil Havacılık sektörünün zaman zaman gelişmesini engellemiş ve sektörde durgunluk dönemleri yaratmış, tercih edilmemesine neden olmuş ve böylece sivil havacılık sektörünü ekonomik, ticari, sosyal ve psikolojik açıdan etkilemiştir. Sivil Havacılık sektöründe gerçekleşen terör saldırıları, sektörün doğası gereği ırk ve ülke ayrımı gözetmeden birçok insanı etkilemiş ve sansasyonel boyutlara ulaşmıştır. Terörün korku ve dehşet salarak toplumsal huzuru bozma, günlük hayatın akışını engelleme, insanların yasal otoriteye olan güvenlerinde zedelenmeye sebep olma gibi özellikleri göz önünde bulundurulduğunda sivil havacılık sektöründe meydana gelen terör eylemlerinin terörün bu amaçalarına hizmet eder nitelikte eylemler olduğu görülmektedir. Sivil havacılık sektörünün uluslararası boyutu da hesaba katıldığı zaman terör eylemlerinden kaynaklanan bu olumsuz etkilerin yansıması daha çok göze çarpmaktadır.    &#13;
Bu çalışmada, sivil havacılığın gelişimi ve tarihçesi ulusal ve uluslararası boyutları ile incelenmiştir. Terörizm faaliyetlerinin ortaya çıkmasından başlayarak sivil havacılık sektörünü etkileyen olaylara örnekler verilmiş ve konuyla ilgili sonuç ve çözümler öne sürülmüştür.&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EKOFEMİNİZME GENEL BİR BAKIŞ: KADINLAR, DOĞA VE HİYERARŞİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45458</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45458</guid>
      <author>Yıldız Merve ÖZTÜRK</author>
      <description>Ekofeminizm, kadınların ve doğanın eril-egemen toplumda nesnelleştirilmelerinden dolayı çevre ve kadın meselelerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu iddia eden disiplinler arası eleştirel bir teoridir. Bu teoriye göre, sistem eril-merkezli bir hiyerarşi ve dualiteler oluşturarak toplumda eşitsizlik yaratır ve erkeklere üstünlük sağlar. Diğer yandan, bu hiyerarşi ve ikilikler eril olmayan varlıkların üzerinde baskı kurmak ve onları ötekileştirmek için kullanılır. Böylelikle, eril-egemen hiyerarşik düzende, erkek/kadın, kültür/doğa, insan/doğa, beyaz/siyah, bilinç/bilinçdışı, mantık/duygu, ruh/beden gibi dualiteler meydana gelir ve birinci olan ikinciye hükmeder. Yani, bu düzende erkek kadından, kültür doğadan ve mantık duygudan daha üstündür. Ayrıca, erkek kadından üstün sayıldığı için tüm baskın özellikler erkeklere atfedilir ve alt özellikler kadınlarla ilişkilendirilir. Bu şekilde, erkek kültürü, bilinci, mantığı ve ruhu sembolize ederken, kadın doğayı, bilinçsizliği, duyguyu ve vücudu temsil eder. Bu durumda, eril-egemen toplumda kadın ve doğa birbirilerine yakın olurlar ve benzer şekilde kavramsallaştırılırlar. Bu yakınlığa sebep veren temel faktör, hem doğanın hem de kadınların üreyebilme ve yaratabilme kabiliyetleri olmasıdır. Mesela, kadınlar insanları dünyaya getirirken, doğa da kaynaklarıyla yeryüzünde yaşamın sürekliliğini sağlar. Bir diğer faktör ise, ikisinin de toplumda pasif rol alması ve bağımlı olmasıdır. Kadınlar doğurganlıkları nedeniyle domestik yaşam sürmeye zorlanırlar ve pasifleşirler. Ekonomik özgürlüklerini elde edemeyen kadınlar erkeklere bağımlı olurlar. Diğer yandan, doğa da tabiatı gereği aktif bir varlık değildir. Doğa hareket edemediği ve konuşamadığı için insanlara bağımlı bir pozisyonu olur. Kadın ile doğa arasındaki bu bağ kadınların doğurganlığını doğallaştırırken, doğanın verimliliğini ise kadınlaştırır. Örneğin, kadının doğaya daha yakın olması durumu onun üreyebilme özelliğinin doğal bir durum olarak algılanmasını sağlar ve annelik kadının en doğal vazifesi olarak resmedilir. Buna ek olarak, kadınların biyolojik yapıları yüzünden domestik hayat yaşamaları da doğal algılanır. Böylelikle, kadınların toplumsal kimlik edinememeleri ve erkeğe bağımlı olmaları normalize edilir, kadınlar toplumda obje olarak var olurlar. Diğer yandan, doğa da eril-merkezli sistemde tıpkı bir anne üretkenliği ve cömertliğiyle öne çıkar. Doğa yenilenebilir kaynaklarıyla ataerkil sisteme hizmet eder. Böylelikle, sistem doğayı bolluk, sonsuz kaynak ve gücünü sağlayan bir obje olarak algılar. Sonuç olarak, hem kadınlar hem de doğa eril-egemen toplumda nesnelleştirilir ve sömürülür. Sistem kadınların doğa ile yakınlığını onları toplumdan dışlamak için öne sürer. Bu çalışma, eril-merkezli hiyerarşinin ve dualitelerin erkekleri yüceltirken eril olmayanları nasıl ezdiğine ışık tutar; kadınlarla doğanın neden yakın algılandığını açıklar. Ayrıca çalışma bu bağın kadınları ve doğayı ötekileştirerek onları yakın bir şekilde kavramsallaştırdığını gösterir. Ardından çalışmada Âdem ile Havva’nın anlatısına değinilerek erkek/kadın, kültür/doğa ve insan/doğa hiyerarşileri örneklendirilir ve bu anlatıda doğayla kadına karşı baskıcı tavır açığa çıkarılır. Sonuç olarak, çalışma eril-merkezli toplumda aynı muamele gördükleri için çevre ve kadın meselelerinin birbiriyle ilişkili olduğunu savunan ekofeminist teori üzerine geniş bir perspektif sunar.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİL FELSEFESİ: ÖNCESİ VE SONRASIYLA WITTGENSTEIN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=43989</guid>
      <author>Ozan Deniz YALÇINKAYA</author>
      <description>Dilin doğasını kavramsal olarak araştıran bir disiplin olan dil felsefesi, çeşitli anlamları analiz eder, anlam ile ilgilenir, ve dilin nasıl oluştuğunu açıklar. Bunun dışında, dil felsefesi dil gerçekliği, dil ve iletişim arasındaki ilişkiyi açıklar. Dil felsefesi 20. yüzyılın başından itibaren felsefenin ana alanı olmuştur. Felsefe tarihi boyunca çoğu filozof, dil ve dil problemleriyle ilgilenmiştir. Bu doğrultuda erken dönemlerden yirminci yüzyıla kadar dil hakkındaki temel görüşler, filozofların bakış açılarına göre yorumlanmıştır. Bu makale, (bazılarına göre) 20. yüzyılın en büyük filozoflarından biri olarak kabul edilen Wittgenstein'ın felsefedeki en canlı ve en zorlu çalışma alanlarından biri olan Wittgenstein'ın Tracatus Logico Philosophilus dönemi ve sonraki Felsefi Soruşturmalar adlı çalışmalarına önemli bir kılavuzluk yaparak 20'nci yüzyıl analitik felsefesinde önemli bir rol oynamıştır. Wittgenstein’ın kabul edilen iki felsefe dönemi bulunmaktadır – ilk dönem ve sonraki dönem. Öte yandan, eserlerinin zorluğundan dolayı çok az anlaşılmıştır. Bununla birlikte, daha çok Felsefi Soruşturmalar'da bilinen daha sonraki Wittgenstein'dır. Tractatus adlı eserde felsefi sorunlar dil mantığının yanlış anlaşılmasından kaynaklanır ve Wittgenstein bu eserde bu mantığın ne olduğunu göstermeye çalışır. Ancak Wittgenstein’ın daha sonraki çalışmalarında bu kaygıyı mantık ve dil ile sağlamaktadır. Wittgenstein dil oyunlarıyla, o dönemin mantıksal olguculuk açısından dil görüşüne karşı çıkar. Bu makale, Wittgenstein'ın çeşitli yaklaşımlarına tematik bir genel bakış sunarak, iki dönem arasındaki dil felsefesinin temelleri hakkında açıklayıcı bir bilgi vermeye çalışmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MASA TENİSİ SPORCULARININ SOYSAL ÖZ-YETERLİK VE PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44171</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44171</guid>
      <author>Kürşad Han DÖNMEZŞevki KOLUKISA</author>
      <description>Bu çalışmada, masa tenisi sporcularının soysal öz-yeterlik ve problem çözme becerileri arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma, betimsel bir çalışmayı içermektedir. Araştırmada verilerin analizleri istatistik paket programıyla bilgisayarda gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın örneklemi olan, 2018-2019 sezonunda Türkiye şampiyonalarına katılan 399 masa tenisi sporcusu ile sınırlı olmuştur. Sonuçlara göre; masa tenisi sporcularının yaş kategorileri yönünden toplam problem çözme konusunda gençler ve büyükler kategorisi puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Toplam öz-yeterlik konusunda yaş kategorilerine göre gençler ve büyükler kategorisi puanları arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır. Bu fark büyükler kategorisi sporcularının puanlarının, gençler kategorisi sporcularının puanlarından, daha yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Cinsiyet kategorileri yönünden toplam problem çözme konusunda gençler ve büyükler kategorisi puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Toplam öz-yeterlik konusunda cinsiyet kategorilerine göre gençler ve büyükler kategorisi puanları arasında anlamlı bir fark ortaya çıkmamıştır. Yapılan varyans analizi sonucunda, toplam problem çözme konusunda yaşam yerlerine göre masa tenisi sporcularının puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu fark şehirde yaşayan sporcuların ile ilçe ve altında yaşayan sporcuların puanlarının, büyükşehirde yaşayan sporcuların puanlarından daha yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Toplam öz-yeterlik konusunda yaşam yerlerine göre masa tenisi sporcularının puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu fark ilçe ve altında yaşayan sporcular ile büyükşehirde yaşayan sporcuların puanlarının, şehirde yaşayan sporcuların puanlarından daha yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Toplam problem çözme ve toplam öz-yeterlik konusunda aile gelir düzeylerine göre masa tenisi sporcularının puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Toplam problem çözme konusunda mesleki deneyimlerine göre masa tenisi sporcularının puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu fark 1-3 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların, 4-7 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarının ve 8-11 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarının, 12 ve üzeri yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarından daha yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Toplam öz-yeterlik konusunda mesleki deneyimlerine göre masa tenisi sporcularının puanları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu fark 1-3 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların, 12 ve üzeri yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarının ve 8-11 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarının, 4-7 yıllık mesleki deneyime sahip sporcuların puanlarından daha yüksek olmasından kaynaklanmıştır.&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


