






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2021 Sayı Year: 14 - Number: 85</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1494</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMEN ADAYLARININ “ÇOCUK” KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFORLAR ARACILIĞIYLA ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41702</guid>
      <author>Esra LÜLE MERT</author>
      <description>Okul öncesi eğitim, çocuğun ilerideki hayatını etkileyecek önemli bir süreçtir. Yapılan bilimsel araştırmalar ve çağdaş eğitim alanındaki uygulamalar; nitelikli, sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip nesilleri yetiştirmek için eğitime çok küçük yaşlarda başlanılmasının gerekli olduğunu ortaya koymuştur. Çocuk eğitiminin öneminin artmasıyla birlikte evde de nitelikli bir eğitim verilmesi gerektiği bilincine varılmıştır. Okul öncesi öğretmenleri ise bu sürecin en önemli ögesidir. Öğretme-öğrenme sürecinin etkili olabilmesi için öğretmen-öğrenci arasında çok özel bir ilişkinin kurulması gerekir. Öğretmen adayı üniversitelerin bünyesinde bulunan öğretmenlik lisans programına devam eden, alanında öğretmenlik uygulaması yapan, eğitim ve öğretimini tamamladığında alanına yönelik öğretmenlik mesleğini yerine getirebilecek niteliklere sahip olan yükseköğretim kurumu öğrencisidir. Metafor, bir kavramın, durumun ya da nesnenin doğrudan kendisiyle değil, bir başka kavram ya da nesne kullanılarak dolaylı yoldan anlatılmasıdır. Araştırmanın problem tümcesi “Okul öncesi öğretmen ve öğretmen adaylarının “çocuk” kavramına yönelik sahip oldukları algılar nelerdir?” olarak belirlenmiştir. Nitel bir yapıda olan bu çalışmada olgu bilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise içerik analizi tekniğine yer verilmiştir. Araştırmanın katılımcıları 2019- 2020 eğitim- öğretim yılında Malatya’da çalışan okul öncesi 60 öğretmen ve İnönü Üniversitesi’nde eğitim gören 60 öğretmen adayından (15+15+15+15) oluşmaktadır. Toplamda 120 kişi ile çalışılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda okul öncesi öğretmen ve öğretmen adaylarının “çocuk” kavramına yönelik belirlediği metaforlar 9 ulamda toplanmıştır. Öğretmenler “çocuk” kavramına en fazla “nesne” (f26) metaforunu kullanırken öğretmen adayları “canlı” (f18) metaforunu kullanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER 6. SINIF DERS KİTABININ DEĞERLER EĞİTİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46289</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46289</guid>
      <author>Ayşegül TURALGülsün ŞAHAN  , Burcu DUMAN , Onur YILMAZ</author>
      <description>Günümüzde eğitim ortamları, birey merkezli olarak şekillenmekte ve farklı yöntem teknikler ile öğretim kavramı bir sürece yayılmak istenmektedir. Son yıllarda hız kazanan bilimsel ve teknolojik ilerlemeler doğrultusunda, öğrenme-öğretme süreçleri de farklı bir kimlik kazanmaktadır. Özellikle günümüzün eğitim ortamlarında öğrenen birey merkezli aktif ve dinamik bir süreç vurgulanmaktadır. Bu temel vurgu neticesinde, öğretmenin rolü ve eğitim-öğretim süreçlerindeki araç, gereç ve materyallerin etkililiği de tartışılmaktadır. Öğrenme ortamlarında en temel araçlar denildiğinde, kuşkusuz ki ülkenin genel eğitim politikası ve felsefesini yansıtan öğretim programlarına uyumlu ders kitapları da ilk anda akla gelenler arasında yer almaktadır. Eğitimde yenileşme, gelişme ve kalitenin üzerinde durulduğu günümüz eğitim anlayışında, yapısal olarak disiplinler arası bir yaklaşımı olan sosyal bilgiler dersi başta olmak üzere, tüm derslerde bireyleri etkin kılmak ve bireylerin gelişmişliğini destekleyecek yeni unsurlar ortaya çıkmıştır. İşte “değer” ve “değerler eğitimi” kavramları da bu bakımdan önem kazanmıştır. Bu çalışmada, Sosyal bilgiler 6. Sınıf ders kitabının içinde yer alan metinler üzerinde durularak, ders kitabının değerler eğitimi açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda 6. Sınıf sosyal bilgiler ders kitabı incelenmiş ve ders kitabı içerisinde yer bulan değerlerin sıklık olarak 181 kez vurgulandığı görülmüştür. Değerler içerisinde en çok sorumluluk, barış, aile birliğine önem verme vurgulanırken; en az ise tasarruf değerine rastlanıldığı anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR RESİM SANATÇISININ TÜRK EĞİTİM TARİHİNE KATKISI NAZMİ ZİYA GÜRAN VE ÖĞRETİM MATERYALLERİ TEMİNİ GÖREVİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50619</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50619</guid>
      <author>Meltem Begüm SAATÇI ATA</author>
      <description>Osmanlı Devleti son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş yıllarında resim sanatı çalışmaları ile devlet hizmetinde çalışmış olan Nazmi Ziya Güran (1881-11 Eylül 1937) izlenimci kuşağın Türkiye’deki öncülerindendir. Sanatçı kişiliği ile Türkiye tarihinde önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra Türk eğitim tarihini ilgilendiren konularda da önemli görevler üstlendi. Eğitimin farklı kademelerinde öğretmenlik, müdürlük, müfettişlik görevlerini yerine getirdi. Bunun dışında bu çalışmanın konusu olan öğretim materyalleri konusunda resim sanatı ve idarecilik görevlerini birlikte yürüttüğü işler de yaptı. 1915-1916 yılların kapsayan yaklaşık 11 aylık sürede, yani I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği dönemde Nazmi Ziya Maârif Nezâreti adına Almanya’dan ders araç gereç temini için görevlendirildi. Bu çalışmanın amacı Nazmi Ziya’nın Maârif Nezâreti tarafından okullarda kullanılmak üzere tarihi tablolar ve coğrafya levhaları gibi öğretim materyallerinin temini için görevlendirilmesindeki nedenleri ve görevi sürecindeki uygulamalarını, tercihlerini, nedenlerini ortaya koymaktır. Konunun temel yönlendirici belgeleri Osmanlı arşiv belgeleri ve Nazmi Ziya’nın kaleme aldığı yazılardan oluşmaktadır. Bu belgeler ve konu hakkındaki araştırmalar tarih araştırmaları yöntemine uygun olarak değerlendirildi. Nazmi Ziya’nın bu görevinde sanatçı, eğitimci ve bürokrat kimliklerinin gereği hareket ettiği, konuyu sanat ve eğitim yanı sıra ekonomik boyutuyla da ele aldığı görüldü. Milli sanat anlayışına uygun olarak toplum ve devlet yararı gözeterek yerine getirdiği bu görevinin sonuçları Osmanlı Maârif Nezâreti tarafından da gereğince değerlendirildi ve bu öğretim materyalleri hemen okullarda kullanıldı.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YAŞAM DOYUMLARININ SOSYOTROPİK-OTONOMİK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNE VE BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47492</guid>
      <author>Arzu BUYRUK GENÇ</author>
      <description>Sosyotropik kişilik özelliği, kişilerarası etkileşimlerde samimiyet, paylaşım, empati, anlayış, kabul etme, bağlılık, koruma, rehberlik ve yardım etmeye önem vermesiyle karakterize bir kişilik özelliğidir. Sosyotropik kişilik özellikleri başkalarını memnun etme kaygısı, onaylanmama kaygısı ve ayrılık kaygısı boyutlarından oluşmaktadır. Otonomik kişilik özelliği ise bireyin kendi aktivitelerini yönlendirmekten, hedeflerine ulaşmaktan, çevrelerinde olup bitenleri kontrol etmekten ve başarılı olmaktan mutluluk duyması ile karakterize bir kişilik özelliğidir. Otonomik kişilik özellikleri kişisel başarı, özgürlük ve yalnızlıktan hoşlanma boyutlarından oluşmaktadır. Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde cinsiyetin, algılanan sosyoekonomik düzeyin, sosyotropinin alt boyutları olan onaylanmama kaygısının, ayrılık kaygısının, başkalarını memnun etmenin; otonominin alt boyutları olan kişisel başarının, özgürlüğün ve yalnızlıktan hoşlanmanın yaşam doyumunu anlamlı bir biçimde yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu iki farklı devlet üniversitesine devam eden ve gelişigüzel örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 310 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada gerekli verileri elde etmek için “Yaşam Doyumu Ölçeği”, “Sosyotropi- Otonomi Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda cinsiyetin, algılanan sosyoekonomik düzeyin, sosyotropinin alt boyutları olan onaylanmama kaygısının, ayrılık kaygısının, başkalarını memnun etmenin üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu düzeylerini anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Otonominin alt boyutları olan kişisel başarının, özgürlüğün, yalnızlıktan hoşlanmanın üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu düzeylerini anlamlı düzeyde yordamadığı bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE UYGULANAN DEĞER EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERİN DÜRÜSTLÜK DEĞERİNİ KAZANMALARINA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42158</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42158</guid>
      <author>Tuğrul KÜLÜNKOĞLU</author>
      <description>Değer yozlaşması, dünyada son yıllarda küreselleşmenin bir etkisi olarak karşımıza bir sorun olarak çıkmıştır.  Eğitimciler de   bu sorun üzerine araştırma yapmayı zorunlu bir ihtiyaç olarak görmüşlerdir. Değerler hiyerarşisi alanında yapılan birçok araştırmada dürüstlük değeri en önemli değerlerden biri olarak görülürken öğrencilere dürüstlük değerini kazandırmaya yönelik çalışmaların olmaması ilginçtir. Bu araştırmanın amacı, ortaokul 5. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde uygulanacak olan değer eğitimi yaklaşımlarının öğrencilerin “dürüstlük” değerini bilişsel düzeyde kazanmalarına etkisini belirlemektir. Araştırma, ön test – son test kontrol gruplu deneme modelinde olup araştırmada,  nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2016–2017 eğitim-öğretim yılında Giresun ili merkez ilçede, Çınarlar Mahallesi’nde MEB’na bağlı olan bir ortaokulun   5-A ve 5-H sınıfları oluşturmuştur. Grupların denklikleri incelenerek  bu şubelerden birisi deney, diğeri kontrol grubu olarak seçilmiştir. 19 kişi deney grubunu, 23 kişi kontrol grubunu oluşturmaktadır. Uygulamadan önce ve sonra  veri elde etmek için, ön test ve son test olarak,  araştırmacı tarafından geliştirilen  bilişsel düzey ölçeği   uygulanmıştır. Deney grubunda 8 hafta boyunca sosyal bilgiler dersi ile bütünleştirilerek ve değer eğitimi yaklaşımlarına uygun olarak hazırlanan program uygulanmıştır. Kontrol grubu ile deney grubu  arasındaki ön test ve son test sonuçları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.    Veri elde etmek için   kullanılan bilişsel ölçek nitel araştırma tekniklerinden içerik  analizi tekniği  ile analiz edilmiştir.  Elde edilen bilgiler frekans ve yüzdelerle desteklenmiştir.  Araştırmanın sonucunda değerler eğitimi programının uygulandığı deney grubundaki öğrencilerin dürüstlük değerini kazanma düzeyleri, kontrol grubu öğrencilerinden daha fazla artış göstermiştir.  Bu sonuca göre okullarda uygulanan değer eğitimi uygulamalarının  öğrencilerin davranışlarında istendik yönde değişiklikler yapmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİSİPLİNSEL VE BİYOPOLİTİK İKTİDARIN KESİŞİM NOKTASINDAKİ ÇAĞDAŞ EĞİTİME İLİŞKİN BİR TARTIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47244</guid>
      <author>Yunus Emre ÖMÜR</author>
      <description>Bugün eğitime ilişkin tartışmaları şekillendiren söylemler, hâkim iktidar ilişkileri dolayımında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla eğitime ilişkin herhangi bir tartışmayı yürütmek, eğitimi iktidar ilişkileri bağlamında tartışarak onu politik bir temele yerleştirmeyi gerekli kılmaktadır. Çünkü kurumları destekleyen düşünce türlerinin bilinmesi, en az kurumların kendisinin bilinmesi kadar büyük bir önem arz etmektedir. Bu yaklaşım eğitim ve öğretimi, sadece devlete veya hükümete ilişkin doğal bir gerçeklikmişçesine ele almanın ortaya çıkardığı düşünsel engellerin aşılmasına katkıda bulunacaktır. Bir diğer deyişle bugünün eğitimine ilişkin hâkim söylemlerin hangi iktidar ilişkileri çerçevesinde ortaya çıktığının ele alınması gerekmektedir. Bu çalışmada da, eğitim-öğretim meselesi, disiplinsel ve denetimsel iktidar ilişkileri bağlamında ele alınarak, neoliberal bir çağda eğitimin bir beşerî sermaye yatırımı olarak öznellik imali süreciyle nasıl eklemlendiği tartışılmıştır. Michel Foucault’un iktidar kavramsallaştırmasından hareketle yürütülmüş olan bu tartışma eğitimi, iktidarın denetimsel ve disiplinsel kipleri ilişkili olarak ele almıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle disiplinsel iktidarın ne olduğuna yönelik bir tartışma yürütülmüş, okulların hangi nitelikleriyle disiplinsel bir kurum oldukları ortaya konmaya çalışılmıştır. Sonrasında iktidarın denetimsel kipi olan biyopolitik iktidar ve disiplinsel iktidar arasındaki farklara değinilerek, neoliberal anlamda beşerî sermaye söylemi olarak eğitimin öznellik imaline nasıl eklemlendiği tartışılmıştır. Sonuç olarak zorunlu eğitim, hem disiplinsel iktidar, hem de denetimsel iktidarın kesişiminde bulunan bir kurum olarak neoliberal öznenin imalinde etkin bir rol oynamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÖNETSEL İLETİŞİMDE SOSYAL MEDYA ARAÇLARININ KULLANIMINA İLİŞKİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50615</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50615</guid>
      <author>Nihat ÇETİNTÜRKAydın BALYER </author>
      <description>İçinde yaşadımız bilişim çağında, bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki gelişime toplumun parçası olan okullarda kayıtsız kalmamış ve sosyal medya araçları okul paydaşları tarafından yoğun bir şekilde kullanılmaya başlamıştır. Okul müdürleri de bu noktada öğretmenler ile sosyal medya araçları gibi farklı iletişim kanalları ile iletişim kurmaya başlamışlardır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, okul yöneticilerinin yönetsel iletişimde sosyal medya araçlarının kullanımına ilişkin öğretmen görüşlerini belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Örneklem türü olarak amaçlı örnekleme türlerinden maksimum çeşitlilik örneklemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, İstanbul ili Çekmeköy ilçesinde görev yapan 12 öğretmen oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme formundan faydalanılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, sosyal medya araçlarının okul yöneticileri tarafından kullanılması, sağladığı faydalar nedeniyle yönetsel iletişimde olumlu sonuçlar meydana getirdiği tespit edilmiş ancak bununla beraber bir takım iletişim sorunlarına da yol açtığı tespit edilmiştir. Sosyal medya araçlarının yönetsel iletişimde okul saatleri dışında kullanılması öğretmenlerin bir kısmına göre olağan karşılandığı, bir kısım öğretmenlere göre ise rahatsız edici olarak görüldüğü tespit edilmiştir. Sosyal medya araçlarının yönetsel iletişimde kullanılması, öğretmenler tarafından verilerin başka amaçlar için kullanılabilme ve verilerin yurt dışına gidebilme ihtimali gibi nedenlerden dolayı güvenilir bulunmamıştır. Ayrıca sosyal medya araçlarının bağımlılığı arttırdığı, bu durumun ise iletişimin bozulmasına ve çeşitli psikolojik rahatsızlıklara sebep olabileceği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TIMSS 2015 SEKİZİNCİ SINIF MATEMATİK BAŞARI TESTİNİN OECD ÜLKELERİNE GÖRE ÖLÇME DEĞİŞMEZLİĞİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47644</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47644</guid>
      <author>Özge ÖNCÜHakan KOĞAR  </author>
      <description>&lt;p class="zet" style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Palatino Linotype','serif'; letter-spacing: -.2pt;"&gt;Bu araştırmanın amacı Uluslararası Matematik ve Fen Eğilimleri Araştırması (TIMSS-Trends in International Mathematics and Science Study) 2015 verileri kullanılarak, matematik başarı testine katılan 8. Sınıf öğrencilerinin matematik başarılarının İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (The Organısatıon For Economıc Co-Operatıon and Development OECD) ülkelerine göre ölçme değişmezliğinin incelenmesidir. Araştırma 11 no’lu kitapçığı almış olan 7.223 öğrenciye ait veri seti üzerinden yürütülmüş olup, ülkelerin 8. Sınıf matematik başarı testi puanları için, test istatistikleri, normallik testleri ve güvenilirlik katsayılarına bakılmış, merkezi eğilim ve dağılım ölçülerinin birbirine yakın olduğu sonucuna varılmıştır. Her ülke için ayrı ayrı doğrulayıcı faktör analizi yapılarak χ2/sd oranının oldukça iyi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uyum indeksleri genel olarak değerlendirildiğinde tüm ülkelere ait ölçme modelleri tüm gruplar için ayrı ayrı doğrulanmıştır. OECD üyesi ülkelerin matematik başarı testi puanları için kovaryans matrislerinin eşitliği testi sonuçlarını ele aldığımızda, uyum indeksleri oldukça iyi olduğu görülmektedir. Ölçme değişmezliği çoklu-grup doğrulayıcı faktör analizi ile test edilmiştir, yapısal değişmezlik için uyum indekslerinin değerleri kabul edilebilir düzeylerdedir ve model doğrulanmıştır. Araştırma sonuçları OECD üyesi ülkeler için ölçme değişmezliğinin sağlanamadığını, ölçme değişmezliğine ilişkin modeller arasında en iyi çalışan modelin güçlü faktöriyel değişmezlik modeli olduğunu göstermiştir. Tüm sonuçlar değerlendirildiğinde, TIMSS 2015 uygulamasında matematik başarısına ait elde edilen sonuçların farklı ülkeler, diller, cinsiyetler ve kültürlere sahip katılımcılardan elde edilen sonuçların karşılaştırılabilirliği ve buna bağlı olarak yapılan yorumların ölçme değişmezliğinin sağlanamadığı görülmektedir. Uygulanan ölçme aracının tüm katılımcılar için aynı anlamı ifade etmemesi nedeniyle, TIMSS 2015 uygulaması tartışmaya açık hale gelmektedir. Bu araştırma geniş ölçekli sınav uygulamalarının sonuçları değerlendirilirken ölçme değişmezliğinin sağlanamıyor oluşuna, özellikle ülkeler arası karşılaştırmalar ve yorumlamalar yapılırken bu durumun titizlikle göz önünde bulundurulmasına dikkat çekmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MAHMÛD ŞUKAYR’İN EL-KUDS VAHDEHÂ HUNÂK ADLI ESERİNDE MEKÂNIN HAFIZASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49442</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49442</guid>
      <author>Fatıma Betül ÜYÜMEZ</author>
      <description>Filistin edebiyatının yaşayan en önemli isimlerinden biri olan Mahmûd Şukayr 1941 yılında günümüzde artık Kudüs’ün bir mahallesi hâline gelen Cebelu’l-Mukebbir’de dünyaya gelir. 1967 Altı Gün Savaşı sonrasında Kudüs’ün tamamının İsrail işgali altına girmesinin ardından 1975 yılında sınır dışı edilen Şukayr on sekiz yıl vatanından uzak yaşadıktan sonra 1993 yılında imzalanan Oslo Anlaşması neticesinde Kudüs’e geri döner.&#13;
Yazarlık kariyerine kısa öykü ile başlayan Şukayr, gerçekçi ve klasik bir anlatım tarzında ortaya koyduğu ilk öykülerinde 1967 işgali öncesinde Filistin kırsalında yaşayan insanların sorunlarını, yoksulluğu, cehaleti, şehirli burjuva sınıfı ve köylüler arasındaki mücadeleyi ele alır. 1967 sonrasında işgal altındaki halkının sorunlarını ve direniş mücadelesini de anlatmaya başlar. Zaman içinde klasik anlatım metotlarından uzaklaşarak yeni türlere yönelir. 1986 yılında yayımlanan &lt;em&gt;Tukûs li’l-Mer’eti’ş-Şakiyye&lt;/em&gt; (&lt;em&gt;Bedbaht Kadının Ritüelleri) &lt;/em&gt;adlı&lt;em&gt; &lt;/em&gt;eseri sadece küçürek öykülerden oluşur. Bu kitap, hem Filistin hem de Ürdün’de küçürek öykü türünde yayımlanan ilk eserdir. Kısa öykü ve küçürek öykünün yanı sıra roman, otobiyografi, günlük, anı, senaryo, drama gibi farklı mecralarda da eser verir. Aynı zamanda Filistin’in önde gelen çocuk ve gençlik edebiyatı yazarlarından biridir.&#13;
Mahmûd Şukayr’ın 2010 yılında yayımlanan &lt;em&gt;el-Kuds Vahdehâ Hunâk&lt;/em&gt; &lt;em&gt;(Kudüs Orada Tek Başına)&lt;/em&gt; adlı kitabı yüz elli beş ardışık küçürek öyküden meydana gelmiştir. Öykülerin bağlantılı olması eserin bazı eleştirmenler tarafından bir roman olarak da değerlendirilmesine yol açmıştır. Yazar, Kudüs’te İsrail işgali altında yaşayan Filistinlilerin durumunu, üstkurmaca, metinlerarasılık, ironi gibi teknikleri kullanarak, şimdiki zaman ile tarihi, gerçek ile hayali harmanlayarak postmodern bir yapıda ortaya koymuştur.&#13;
Bu çalışmada, Mahmûd Şukayr’in &lt;em&gt;el-Kuds Vahdehâ Hunâk&lt;/em&gt; adlı eserindeki Kudüs’ün tarihî ve güncel temsilleri incelenmiş, bu bağlamda Şukayr ve Filistinliler için şehrin değeri ve önemi analiz edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TUZ KENTLERİ VE DRİNA KÖPRÜSÜ ROMANLARINDA SÖMÜRGECİ TAHRİBATI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46938</guid>
      <author>Serap SARIBAŞ</author>
      <description>Sömürgecilik ekonomik nedenlerle ortaya çıkmış olsa da birçok güçlü devletin yerlilere karşı ayrımcılık yapmasına ve onları kendilerini yaşam şekillerini kabul etmeye zorlamasına sebep olmuştur. Sömürgeci ülkeler yerli topraklara kendi dil, din, inanç, genel ve teknolojilerini götürmüş, yerlilerin yaşamına birçok değişiklik getirerek kendilerininkine benzeyen yeni bir yer yaratmaya çalışmışlardır. Bu inşa sürecinde hem toprakları sömürmüş hem de yerlilerin yaşam tarzlarına müdahale etmişlerdir. Yerlilerin toprakları ve yaşamlarında görülen bu değişim sürecine birçok yazar olumlu veya olumsuz bir şekilde eserlerinde yer vermişlerdir. Abdelrahman Munif ve Ivo Andrić, sömürgecilerin etkisiyle sırasıyla Harran ve Vişegrad kentlerinde görülen değişikliklerden bahseden yazarlar arasında yer alır. Andrić değişimin etkisine Munif kadar vurgu yapmamış olsa da her iki yazar da sömürgecilerin etkisiyle ortaya çıkan değişimin olumsuz yanlarını ortaya koymuşlardır. Bu çalışmanın amacı, &lt;em&gt;Tuz Kentleri&lt;/em&gt; adlı eserinde Abdelrahman Munif’in ve &lt;em&gt;Drina Köprüsü&lt;/em&gt; adlı eserinde Ivo Andrić’in Harran ve Vişegrad kentlerinin sömürgecilerce tahribini nasıl gösterdiklerini ortaya koymaktır. Abdelrahman Munif daha çok çağdaş meselelerden bahseden bir Arap yazar, Ivo Andrić ise kendi ülkesinin geçmişinden bahseden bir Sırp yazardır. Bu iki yazar birbirinden tamamen farklı edebi kültürlerden geliyor ve farklı dönemlerden bahsediyor olsalar da şehirlerin sömürgecilerden nasıl etkilendiklerini ortaya koyan bu romanlar yazarlar arasındaki bağı oluşturan unsur olarak karşımıza çıkar.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YUVARLAK ÖRME KUMAŞLARDA PENS UYGULAMALARININ STATİK VÜCUT GİYSİ UYUMUNA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46881</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46881</guid>
      <author>Banu Hatice GÜRCÜMArzu ARSLAN</author>
      <description>Hazır giyim sektörü açısından giysi, seçilen tekstil malzemelerinin kullanıcının istediği modele ve vücut özelliklerine göre model uygulanmış kalıplarla kesilerek hazırlanması ve optimal iş akışı ile giysi parçalarının bir araya getirilip dikilmesi sonucunda elde edilen bir üründür. Giysinin vücut ile statik ve dinamik uyumu giyim konforunun sağlanması için gerekli olduğundan, pens uygulaması giysinin vücuda iyi oturmasını sağlamak amacıyla dokuma kumaşlar için geliştirilmiştir. İlmek yapısı nedeniyle vücut tipine göre şekil alabilen, çıkarıldıktan ve bir süre serilerek dinlendirildikten sonra ilk formuna dönebilme yeteneğine sahip yuvarlak örme kumaşlar, yumuşaklık, tuşe, nem çekme ve sıcak tutma gibi konfor özellikleri ile son yıllarda pek çok giysi türünde tercih edilmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı dokuma kumaştan giysi üretiminde bir gereklilik olan pens uygulamasının yuvarlak örme kumaştan üretilmiş giysilerde vücut giysi uyumuna etkisinin ortaya konması olarak belirlenmiştir. Bu amaca ulaşmak için kontrol gruplu son test deney desenli bir araştırma tasarlanmıştır. Kontrol grubu olarak dokuma kumaşa seçilen üç pens tipi uygulanarak toplam üç kontrol numunesi dikilmiştir. Deney grubunda ise seçilen üç pens tipinin dört farklı yuvarlak örme kumaşa uygulanmasıyla toplam on iki giysi oluşturulmuştur. Numuneler üzerine renkli ipliklerle kalıp üzerindeki göğüs ve ön orta hattı işaretlendikten sonra deney setleri kontrol numuneleri ile görsel olarak kıyaslanmıştır. Bulgular tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKSTİL DESEN TASARIMINDA YARATICI SÜREÇ: WALLAS'IN DÖRT AŞAMALI MODELİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49901</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49901</guid>
      <author>Pınar ARSLAN</author>
      <description>Tasarım sürecinde yaratıcılığın etkisi yadsınamaz bir gerçektir. Düşüncelerin yaratıcılıkla bütünleşmesiyle birlikte ortaya çıkacak olan tasarım ürününe özgün, farklı, yenilikçi, çağa uygun vb. nitelikler kazandırılmaktadır. Ancak tasarım problemine ilişkin uygun ve geçerli çözümler üretilmesinde yaratıcı düşünme sürecinin iyi yönetilmesi son derece önemlidir. Tasarlanan fikrin ilk aşamasında zihinde kavramlar veya fikirler soyut haldedir. Fikirler şekillenerek belirli aşamalardan geçtikten sonra somut biçime dönüşmektedir. Bununla ilgili yapılan çalışmalardan ilki Wallas tarafından geliştirilen hazırlık-kuluçka-aydınlatma-doğrulama aşamalarından oluşan yaratıcı düşünme sürecidir. Bireylerin zihinlerinde içselleştirdiği duyguları, düşünceleri aktarırken nasıl bir yol izlendiğini ifade eden bu metod, aynı zamanda tasarım ilk aşaması olan tasarım probleminin belirlenmesine ve probleme ilişkin geliştirilen çözümlerin uygun olup olmadığının tespit edilmesine de olanak tanımaktadır.&#13;
Tekstil tasarımlarında karmaşık tasarım problemlerine etkili ve uygun tasarım çözümleri geliştirebilmek ve tekstil desen tasarım sürecinde fikir oluşturma ve uygulama aşamalarını takip edebilmek için çalışmada Wallas’ın geliştirdiği 4 aşamalı model kullanılmıştır. Araştırma kapsamında Wallas’ın yaratıcı düşünme metoduna dayanarak tekstil desen koleksiyonu oluşturmak ve tekstil desen tasarımlarını oluştururken, mental süreçlerin ne olduğunu daha açık bir şekilde ifade etmek ve sürece ilişkin aşamaları analiz etmek bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır.&#13;
Araştırmada yöntem olarak deneysel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Tekstil Tasarımı Bölümü 1. Sınıf öğrencileri oluştururken, araştırmanın örneklemi ise Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi 1. sınıf Tekstil Tasarımı Bölümü öğrencilerinden 7 öğrencinin hayallerindeki Ankara’yı betimledikleri “Ankaraland” temasından yola çıkarak tasarladıkları tekstil desen tasarımlarıdır. Çalışmada Wallas’ın yaratıcı düşünme metodunun aşamaları (hazırlık, kuluçka, aydınlanma ve onaylama/doğrulama) izlenmiştir. Araştırma kapsamında farklı hazırbulunuşluk düzeylerine sahip öğrenciler tarafından Wallas’ın yaratıcı düşünme sürecinin uygulanması sonucunda Ankaraland temasına yönelik tasarım fikirleri ortaya konulmuş, temaya uygun tasarım hikayeleri ve eskiz çizimleri yapılmış, özgün ve yaratıcı birbirinden farklı 7 adet desen tasarımı geliştirmiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HZ. NÛH KISSASININ DEĞERLER EĞİTİMİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50148</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50148</guid>
      <author>Mehmet BAĞIŞ</author>
      <description>Değer, bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçüdür. İnsanların tutum ve davranışlarının oluşmasında, bu tutum ve davranışların biçimlendirilmesi ya da yönlendirilmesinde değerlerin önemli bir rolü vardır. Değerler eğitimi, genellikle değer oluşturma, ahlak eğitimi, karakter eğitimi ve vatandaşlık eğitimi gibi aşamalar kapsamında ele alınmaktadır. Bu aşamalardan ahlak eğitimi, dış etkilerden sıyrılmış ve özgür bir şekilde yargıda bulunup iyi tutum ve davranışlar sergileyebilen bireyler yetiştirmeyi amaç edinir. Ahlak eğitiminde genellikle sevgi, saygı, sabır, şükür, merhamet, yardımseverlik, hoşgörü, empati kurma, alçak gönüllülük, adalet eşitlik ve dürüstlük gibi evrensel ilkeler kazandırılmaya çalışılır. Değerler eğitiminin ve özellikle de ahlak eğitiminin sağlıklı bir şekilde verildiği toplumlarda düzen, huzur, güven ve mutluluğun meydana gelmesinin yanı sıra o toplumun bireylerinde aidiyet duyguları gelişir.&#13;
Bu çalışmada Hz. Nûh’un hem kendi şahsında hem de kavmine tebliğ ettiği hususlarda mevcut olan ahlaki ilkeler tespit edilerek açıklanmaya çalışılacaktır. Kur’ân’da muhtelif yerlerde zikri geçen kıssada, Hz. Nûh’un kavmine birçok ahlaki değeri öğretip kazandırmaya çalıştığı görülmektedir. Hz. Nûh, öncelikli olarak kavmini, tevhid esaslı inanç sistemine göre eğitip ıslah etmeye gayret etmiştir. Bunun yanı sıra onun davet metodunda adalet, eşitlik, sabır, merhamet, iyiliği emretme, kötülükten sakındırma, sevgi, saygı, samimiyet, tevazu, kanaat, fedakârlık, şükür bazen de tehdit ve beddua gibi tutum ve değerler görülmektedir. O, uzun peygamberlik süreci boyunca yaşadığı bütün zorluklara rağmen davetini sürdürüp vazifesini sonuna kadar hakkıyla yerine getirmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NEBE 78/33. AYETİN ÇEVİRİLERİNE ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49911</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49911</guid>
      <author>Yahya YAŞAR</author>
      <description>Tefsir ilmi, Kur’ân lafızlarını dilbilimsel açıdan tahlil ederek o lafızlarla kastedilen manayı güç yettiğince tespit etmeye çalışır. Müfessirler yapmış oldukları yorum veya tahlilleri Kur’ân’ın anlaşılmasında bir veri olarak takdim ederler. Çeviri yapan kimseler, lafzın delalet ettiği anlamı yakalamada bu verilerden faydalanır. Fakat çeviri faaliyeti tüm bu verilerin dikkatlice analiz edilmesini gerektiren daha hassas bir uğraştır. Sözcüklerin kelime anlamlarından yola çıkarak harfî çeviri yapmak yerine bu kelimelerin delalet ettiği anlamın yakalanması gerekir. Bazı meallerde Nebe 78/33. ayette geçen “kevâ‘ib” kelimesi, “Göğüsleri tomurcuklanmış kızlar”, “Göğüsleri çıkmış genç kızlar”, “Turunç göğüslü genç dilberler” gibi ifadelerle çevrilmiştir. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim bu türden konuları eşsiz bir üslupla aktarmıştır. Kur’ân çevirisi yapanlar, bu üslubu meallerine mümkün olduğu kadarıyla yansıtmaları gerekirdi fakat bunun yapılmadığı görülmektedir. Diğer bazı meallerde ise “Müthiş uyumlu harika eşler”, “dengi dengine gözalıcı eşler” şeklinde erkek ve kadın cinsini kapsayan genel kavramlarla çevrilmiştir. Ancak Arap dilinde “ka’ib/ku’ub/kevâ‘ib” kalıpları sadece kadın cinsini niteleyen sözcüklerdir. Dolayısıyla her iki çevirinin de hatalı olduğu söylenebilir. İlkinde kelimeye harfî anlam verilmesinden, ikincisinde kelimenin etimolojik anlamından kopuk çeviri yapılmasından kaynaklanan bir hata meydana gelmiştir. Bu çalışmada söz konusu çeviriler dilbilimsel, Kur’ân’ın bütünlüğü ve üslup özellikleri açısından incelenip analiz edildi. Bu yapılırken doğru ve isabetli olduğu düşünülen meal de zikredilerek bundan sonra yapılacak meal çalışmalarına katkı sağlanılması hedeflendi.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSEDE ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİLERDE YALNIZLIK VE DİNDARLIK KAVRAMLARININ BAZI DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ (MERSİN ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48999</guid>
      <author>İlyas PÜR</author>
      <description>Bu çalışma lise öğrencilerinde yalnızlık ve dindarlık kavramlarını bazı değişkenler açısından araştırmayı amaçlamıştır. Bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçişini sağlayan diğer gelişim dönemlerinden farklı bir evre olan lise çağı, gencin kendisini, hayatı ve toplumu sorgulayarak eskisinden daha farklı bir biçimde dünyayı algıladığı bir dönemdir. Zira lise döneminde biyolojik anlamda vücut organlarında bir gelişme gözlenirken; psikolojik yönden de nasıl davranılması gerektiğini bilememesinden dolayı bir davranış karmaşıklığı yaşanmaktadır. Yalnızlık ise günümüz toplumunun en önemli sorunlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Yalnızlık, lisede öğrenim gören gençlerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyerek onların duygu dünyasında tahribatlara sebep olmaktadır. Kişiden kişiye farklılık arzettiği düşünülen yalnızlığın eğitim üzerinde de büyük bir risk oluşturduğu düşünülmektedir. Dinin ise insan hayatının bütün evrelerinde özellikle bireyin duygu, düşünce ve davranışlarında önemli bir faktör olduğu bilindiğinden insanın yaşadığı birçok psikolojik durum ile dindarlık ilişkisinin araştırılmasını gerekli hale getirmiştir. Lise öğrencilerinin yalnızlık ve dindarlık kavramlarının araştırılması, bu soruna bilimsel açıdan çözümler sunulabilmesi ve eğitimdeki amaçlara en iyi biçimde ulaşılabilmesi açısından önem arzetmektedir. Lise öğrencilerinin yalnızlık düzeylerinin cinsiyet, yaş, okul türü, aylık gelir düzeyi, din önem düşüncesi, öznel dindarlık algısı ayrıca dindarlık düzeylerinin cinsiyet, yaş, okul türü, aylık gelir düzeyi gibi çeşitli değişkenler açısından araştırılmasını amaçlayan bu çalışmamızın araştırma grubunu Mersin ilinde liselerde öğrenim gören 204’ü kız ve 227’si erkek olmak üzere toplam 431 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında UCLA Yalnızlık Ölçeği, Dinsel Yaşayış Ölçeği ve Kişisel Bilgi Anketi kullanılmıştır. Elde edilen veriler analiz edilerek şu sonuçlara ulaşılmıştır: Öğrencilerin yalnızlık düzeyleri üzerinde cinsiyet, yaş ve din önem değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığı ancak okul türü, aylık gelir düzeyi ve öznel dindarlık algısı değişkenlerinin ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca öğrencilerin dindarlık düzeyleri üzerinde cinsiyet ve yaş değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturmadığı fakat okul türü ve aylık gelir düzeyi değişkenlerinin ise istatistiksel olarak olarak anlamlı bir farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SALGIN SÜRESİNCE MESLEK YÜKSEKOKULLARINDA VERİLEN UZAKTAN EĞİTİMİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48504</guid>
      <author>Ahmet Serdar GÜLDİBİHüseyin CEYLAN  </author>
      <description>Covid-19 salgını 2020 yılı Mart ayının başlarından itibaren Türkiye’de de görülmeye başlanmış, tüm dünyada olduğu gibi sosyal yaşam ve iş yaşamının yanında, eğitim-öğretim hayatını da derinden etkilemiş ve birçok yükseköğretim kurumu uzaktan eğitime geçmiştir. Türkiye’de sanayinin ihtiyaç duyduğu, yeterli bilgi ve beceriye sahip nitelikli eleman yetiştirme misyonu endüstri meslek liseleri ile beraber meslek yüksekokullarına yüklenmiştir. Yükseköğretim temel göstergelerine göre Türkiye’de 2019-2020 eğitim-öğretim yılı itibariyle 907’si devlet, 112’si vakıf üniversitelerine bağlı olmak üzere 1019 meslek yüksekokulu bulunmakta, bu okullarda 22.391 öğretim elamanı görev alırken, 975.435 öğrenci de öğrenim görmektedir. Ülke sanayisinin ana insan gücünü yetiştirme noktasında kritik bir öneme sahip olan meslek yüksekokullarında verilen eğitimin kalitesi her zaman önemli bir tartışma konusu olmuştur. Salgın ile birlikte, meslek yüksekokullarında uzaktan eğitime geçilmesinin, uygulama ağırlıklı olan bu okulların eğitimini nasıl etkilediği sorusu doğmuştur. Salgınla beraber zorunlu olarak eğitimin uzaktan yapılıyor olması, öğrencilerin daha çok kendi kendilerine öğrenmek durumunda olmaları ve sınavların uzaktan yapılıyor olması, verilen eğitimin kalitesini daha da tartışmalı hale getirmiştir. Bu çalışmada, Covid-19 salgınıyla uzaktan eğitime geçen meslek yüksekokullarında, uzaktan eğitimin, verilen eğitimi nasıl etkilediği ve öğrencilerin örgün eğitime kıyasla uzaktan eğitime olan memnuniyetleri araştırılmıştır. Anket olarak hazırlanan çalışmada, çevrimiçi ve e-posta listesi örnekleme ile Kırıkkale Üniversitesi öğrencilerinden 193 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Bu amaçla 28 sorudan oluşan bir anket hazırlanmış ve Kırıkkale Meslek Yüksekokulu’nda eğitim gören öğrencilere uygulanmıştır. Genel olarak uzaktan eğitim ile birlikte, öğrencilerin eğitim öğretim masraflarındaki değişim, uzaktan eğitimden memnuniyetleri, uzaktan eğitim materyallerinin yeterliliği ve sınavlarla ilgili düşünceleri araştırılmıştır. Sonuçlara göre, en yüksek memnuniyet uzaktan eğitimde öğrencinin öğretici ile iletişiminde gerçekleşmiştir. En yüksek memnuniyetsizlik ise uygulamalı derslerin uzaktan eğitimi ile ilgili olmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SIĞINAK FARKINDALIĞI: TRABZON İLİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48478</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48478</guid>
      <author>Gülseren GÜNAYDINSaime ŞAHİNÖZ  ,Mustafa GÜNAYDIN  </author>
      <description>Trabzon il merkezinde bulunan kamu kurumlarında çalışan personeller ile gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı; kamu çalışanlarının sığınak, afet ve uyarı işaretleri konusunda farkındalıklarının araştırılmasıdır. Literatürde yer alan çalışmalar incelenmiş ve araştırmacı tarafından veri toplama aracı geliştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze anket çalışması yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında Trabzon İl Valiliği’nden ve Gümüşhane Üniversitesi Bilim Etik Kurulu Başkanlığı’ndan 30.04.2015 tarihli ve 2015/1 sayılı bilim etik kurul izni alınmıştır. Araştırma sonuçlarının değerlendirilmesinde veri toplama formundan elde edilen sayısal veriler; frekans, yüzde ve ki kare testleri uygulanarak IBM SPSS Statistics 22 programı ile istatistiksel olarak çözümlenmiş ve bulgular değerlendirilerek sonuca ulaşılmıştır. Verilerin analiz sonuçlarına göre; katılımcıların %18,1’inin sığınak bilgisini yeterli bulduğu, %8,9’unun afet bilgi düzeyi yeterli bulduğu, %11,8’inin uyarı işaretleri bilgilerini yeterli bulduğu, %29,3’ünün kurumlarında sığınak olduğunu bildiklerini, %3,6’sının kurumlarında sığınak donanımlarını yeterli bulduklarını, %19,2’sinin kurumlarda sığınak yerini gösteren işaretlerin farkında olduğunu ve %42,6’sının kurumlardaki sığınakların depo-arşiv olarak kullanıldığını sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılara yöneltilen “afet denilince aklınıza ilk olarak ne gelmektedir” sorusuna yönelik %56,2’lik oranla deprem olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak; katılımcıların sığınak, afet ve uyarı işaretleri konusunda yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Sığınakların büyük çoğunluğunun amaçları dışında kullanıldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GIS BASED LANDSLIDE SENSITIVITY ANALYSIS OF BABADAG DISTRICT (DENIZLI/TURKEY) LANDSLIDE AREAS</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47570</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47570</guid>
      <author>Mehmet Ali ÖZDEMİROğuzhan ÇIRAK  ,Okan BOZYURT  ,Enes Ertan KULAKSIZ  </author>
      <description>Ege Bölgesinde, Denizli Babadağ ilçesi aktif bir heyelan sahasıdır. Babadağ, 1941 yılından beri kamu kuruluşlarınca “afet bölgesi” olarak bilinmektedir. Babadağ’ın Gündoğdu Mahallesi ise Bakanlar Kurulunun 06/02/2007 gün ve 11684 sayılı kararı ile “Afete Maruz Bölge” ilan edilmiştir. Bu nedenle Babadağ ilçesinin hem mevcut heyelan durumu hem de heyelan duyarlılığını ortaya koymak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Heyelan duyarlılığını tespit edebilmek için 12 parametre esas alınmış ve bunlardan yola çıkılarak CBS tabanlı haritalar oluşturulmuştur. SCB Associates Ltd. tarafından geliştirilen AHP Template yazılımı ile parametrelerin ağırlık ve duyarlılık formülleri kullanılarak Babadağ ilçesinin heyelan duyarlılık analizi gerçekleştirilmiştir. Heyelan analizinin sonucunda çok düşük, düşük, orta, yüksek ve çok yüksek duyarlı heyelan alanları tespit edilmiştir. Tespit neticesinde; Babadağ ilçesinin toplam alanın %46,02’sı (56,47 km&lt;sup&gt;2&lt;/sup&gt;) “orta duyarlılıkta” iken yerleşim birimleri “yüksek duyarlık” derecesine sahip olduğu ortaya konulmuştur. Bu nedenle Babadağ heyelanı doğrudan ilçe merkezi yerleşim alanında gerçekleştiği için sonraki heyelanlarda da yerleşim alanları tehlike altındadır. Heyelana uygun fiziki coğrafya özellikleri nedeniyle yerleşim alanlarında ve alt yapı çalışmalarında, heyelan tehlike ve riskine yönelik çalışmaların devam ettirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ İÇİN BİLGİ GÜVENLİĞİ FARKINDALIK ÖLÇEĞİ (BGFÖ): GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44135</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=44135</guid>
      <author>Can GÜLDÜREN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, bilgi güvenliği farkındalık düzeylerini belirlemeye yönelik üniversite öğrencileri için bir ölçek geliştirmektir. Bilgi güvenliği farkındalığına ilişkin kategori ve göstergeler alanyazın taraması ile tespit edilmiştir. Kategori ve göstergelere ilişkin 90 maddelik soru-havuzu oluşturulmuştur. Daha sonra, taslak ölçek formu, kapsam geçerliği için 23 alan uzmanının görüşüne sunulmuştur. Uzman değerlendirmeleri çerçevesinde yeniden düzenlenen 67 maddelik ölçek, Ankara Üniversitesinde öğrenim gören öğrencilere uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin 34 madde ve 4 alt boyuttan ('mahremiyet ve güvenli gezinme',  'saldırı ve tehditler', 'genel güvenlik' ve 'siber güvenlik' ) oluştuğu belirlenmiştir. Çalışmanın bir sonraki aşamasında, 156 kişiden oluşan ikinci grup verileriyle ile gerçekleştirilen doğrulayıcı faktör analizi sonucunda geliştirilen ölçeğin 4 faktörlü yapısı doğrulanmıştır. Yapı geçerlik analizi sonunda ölçek dört faktör ve 34 maddeden oluşmakta olup açıklayabileceği toplam varyans% 50,42'dir. Ölçeğin bütününe ait Cronbach alfa iç tutarlık katsayısı ve Spearman-Brown iki yarı test güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Ayrıca düzeltilmiş madde-toplam korelasyonu ve t-testi kullanılarak üst %27 ile alt %27 grupların madde ortalamaları arasındaki farkların anlamlılığı incelenmiştir. Ölçeğin tümüne ait Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı 0.949 ve Spearman-Brown iki yarı test güvenirlik katsayısı 0.861; her alt ölçek için sırasıyla MGG:0.927/0.833, ST:0.923/0.871, GG:0.821/0.801 ile SZ:0.898/0.887 olarak hesaplanmıştır. Tüm bulgular, üniversite öğrencilerin bilgi güvenliği farkındalık düzeylerini belirlemek için kullanılabilecek güvenirliği ve geçerliği yüksek bir ölçek elde edildiğini göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNŞAAT İŞLETMELERİNDE KDV UYGULAMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42671</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42671</guid>
      <author>Mehmet Serdar ATAY</author>
      <description>Ülkemizdeki gayrimenkul sektöründe 1950'li yıllardan itibaren büyük şehirlere doğru yoğun bir göç meydana geldiği görülmektedir. Bu durumun sonucu olarak kentsel nüfusun önemli ölçüde artış eğiliminde olduğu gözlenmektedir. Kentsel nüfusun bu denli yüksek bir oranda artış eğiliminin doğal bir sonucu olarak, konut edinmeye yönelik ihtiyaçlarda pozitif yönde bir ivme kazanmıştır. Tüm bu gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan kentleşme ile birlikte konut talep piyasasında da önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Piyasanın konut edinmeye yönelik talebi çok sayıda müteahhit ve inşaatın gündeme gelmesine sebep olmuş ve yine bunun da uzantısı olarak vergiye yönelik düzenlemeler gündeme gelmiştir. Aynı zamanda inşaat sektörünün, GSYH içindeki yaklaşık % 8 direkt payı ve bağlı sektörlere olan %30'lar civarındaki ekonomik etkileri de dikkate alındığında konut sektörünün ülkemizdeki önemli sektörlerimizden biri olduğunu da ortaya koyacaktır.&#13;
Milli ekonomimizde ciddi bir öneme sahip olan konut sektörünün kendisine has bazı özellikleri bulunmaktadır. Benzer biçimde inşaat muhasebesine yönelikte bazı uygulama sorunlarına da sahiptir. İnşaat sektöründe KDV uygulamaları bu konulardan sadece birisi olduğu görülmektedir. Çalışmamızda inşaat sektörüne ait kısa bir genel durumunun yanı sıra KDV sorunlarına yer verilmiştir. Çalışmada ülkemiz inşaat sektöründe vergi ile ilgili geçmişte yaşanan tecrübeler doğrultusunda, vergi otoritesinin daha basit, kolaylıkla anlaşılabilen ve uygulanabilen denetim mekanizmalarına yardımcı ve daha etkin bir sistemin gerekliliği vurgulanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEDYANIN HABER VERME İŞLEVİ VE COVİD-19 VİRÜSÜ: GENÇLER KORONA PANDEMİSİNDE MEDYANIN HABER VERME FONKSİYONUNU NASIL KULLANDI?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46698</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46698</guid>
      <author>Mihalis KUYUCU</author>
      <description>Dünyanın son yüzyılda yaşadığı en önemli felaketlerden biri olan covid-19 pandemisi hem ekonomik,  hem sosyolojik hem de psikolojik anlamda insanları olumsuz etkiledi. 2020 yılının Haziran sonuna gelindiğinde 10 milyon insanın küresel çapta covid-19 virüsüne yakalanması ve hastalanması, 500 bin kişinin de bu virüs nedeniyle ölmesi dünyada büyük bir paniğe neden olmuştur. Hayatın durma noktasına geldiği yeni tip korona virüsü covid-19 pandemisinde tüm dünya  bu virüs ile ilgili güncel bilgi ve haberle almaya odaklanmıştır. İşte bu süreçte medyanın işlevleri bir kez daha ön plana gelmiştir. Covid-19 pandemisinde medyanın haber işlevinin insanlara karşı sorumluluklarını yerine getirip getirmediği ve insanların pandemi sürecinde hangi mecralardan haber ve bilgi aldığı konusu da merak edilmiştir. Bu araştırmada Türkiye’de covid-19 pandemesinin yaşandığı 2020 yılının ilk yarısında gençlerin pandemi ile ilgili haber ve bilgileri alırken medyayı nasıl kullandığı ve medyanın haber verme fonksiyonu ile ilgili neler düşündüğü araştırılmıştır. Araştırma İstanbul il sınırları içinde üniversitelerde eğitim gören 271 öğrenciye uygulanmış ve medyanın covid-19 pandemisinde ki haber verme işlevi ile ilgili görüşler derlenmiştir. Araştırmaya göre gençler medyanın pandemi süresince haber verme işlevinde başarılı olduğunu belirmiştir. Pandemi döneminde haber amaçlı en çok kullanılan mecra sosyal medya ve televizyonken en az kullanılan mecra basılı gazete ve radyo olmuştur. Gençler bu süreçte televizyon mecrasında Habertürk, TrtHaber ve Fox TV kanallarını tercih ettiklerini belirtmişlerdir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BOLMAN VE DEAL’İN DÖRT ÇERÇEVE KURAMI BAĞLAMINDA KURUMLARDAKİ LİDERLİK TİPLERİNİN ANALİZİ: BANKACILIK SEKTÖRÜ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49357</guid>
      <author>Özlem IŞIK</author>
      <description>Liderlik, insanların bir arada oldukları ve yönetim işlevinin söz konusu olduğu her yerde varolan ve varolacak bir kavramdır. Kurum içinde liderlerin davranışları doğrudan ya da dolaylı olarak çalışanları etkilemekte ve çalışan davranışları bu yönde şekillenmektedir. Artan rekabet ortamının şartları düşünüldüğünde diğer işletmeler gibi bankacılık sektörünün de kendisini rakiplerinden üstün tutacak ve piyasa koşullarında ayakta kalmasını sağlayacak güçlü liderlere ihtiyacı vardır. Bu araştırmanın amacı, bankacılık sektörü özelinde kurumlardaki liderlik tiplerini analiz etmektir. Tarama modeli ve nicel yöntemin kullanıldığı araştırmanın verileri, Bolman ve Deal (1991) tarafından geliştirilen ve Türkçeye uyarlaması Dereli (2003) tarafından yapılan  “Leadership Orientation Questionaire (LOQ) Ölceği” aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, liderlik kavramı ve liderlik teorileri üzerine literature taraması gerçekleştirilmiştir. Liderlik kavramı içinde; literatürde geçmişten bugüne liderlik tanımları sınıflandırılarak incelenmiş, liderlik ve yöneticilik kavramları arasındaki farka değinilmiş ve liderin özellikleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Liderlik teorileri kısmında ise; liderlik teorileri gelişim sırası ile ele alınmış; Bolman ve Deal tarafından geliştirilen “Dört Çerçeve Kuramı” detaylarıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Kayseri ilinde faaliyet gösteren özel ve kamu banka çalışanlarının, kurum liderlerinin temsil ettikleri liderlik tiplerine ilişkin algıları, Bolman ve Deal’ın dört çerçeve modeli kapsamında ele alınmıştır. Veriler, çalışanların demografik özellikleri ve kurum yapısı (kamu-özel) bağlamında farklılaşma durumu ekseninde analiz edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOKRASİ VE ASKERİ DARBELER EKSENİNDE EĞİTİM: ÜLKE ÖRNEKLEMELİ BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48334</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48334</guid>
      <author>Vedat ŞAHİNTuncay AKINCI  </author>
      <description>Siyasal sistemin doğrudan halkın özgür olarak seçtikleri temsilciler vasıtasıyla gerçekleştiği sistem olan demokrasi, yurttaşların eşit haklar çerçevesinde yönetime katılmasını gerekli kılar. Ancak demokratik sistemin bir ülkede oturması ve işleyişinin kesintiye uğramadan devam etmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Özellikle gelişmemiş ve toplumsal yapıların oturmadığı ülkelerde olmak üzere dünya tarihinde çok fazla demokratik hayatı kesintiye uğratan darbe olmuştur. Günümüz yakın tarihinde de darbeler birçok ülkede gerçekleşmekte ve seçimle gelen yönetimler askıya alınabilmektedir.&#13;
Darbeleri engellemenin bir yolu halkın demokrasi bilincinin yükseltilmesidir. Bunun için ise eğitim önemli bir vasıtadır. Zira eğitim seviyesi yükselmiş,  başkalarının haklarına saygılı toplumlar, adil bir seçimle gelen yöneticilerine ve kendi haklarına sahip çıkarlar. Diğer yönden genel olarak darbelerin eğitme etkisine bakıldığında eğitim sistemlerindeki sorunların çözüme kavuşmadığı görülür. Bu durum gerek Türkiye tarihinde yer alan darbeler sonrası eğitim sistemlerinin gidişatına bakıldığında gerekse dünya ülkelerinin geneli için de böyledir.&#13;
Bu çalışma, nitel veriler üzerinden içerik analizi yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bu yönü ile çalışmada derinlemesine analiz yöntemlerinden içerik analizine gidilmiştir.&#13;
Sonuç olarak demokratik anlayışın toplumda içselleştirilmesi için sahip çıkılması ve desteklenmesi gerekir. Aksi takdirde kendisinde demokrasi bilincinin zayıf olduğu ülkelerde darbe sonucu yönetimi ele geçirme isteği daima olacaktır. Bu açıdan özellikle ortaöğretim kurumlarında çeşitli derslerin içinde demokrasinin önemi ve darbelerin sakıncaları işlenmelidir. Bu yönüyle özellikle sosyal bilgiler, vatandaşlık, tarih ve coğrafya dersleri içerik bakımından demokrasinin önemini kavratmaya müsaittir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VEFÂÎ TEKKE VE ZAVİYELERİNİN ANADOLU COĞRAFYASINDAKİ DAĞILIMI   (XI-XV. YÜZYILLAR)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48777</guid>
      <author>Serpil SÖNMEZ</author>
      <description>Bu çalışma XI. yüzyılda kurulmuş olan Vefâîyye tarikatına mensup tekke ve zaviyelerin Anadolu’daki dağılımını incelemeyi amaçlamaktadır. Böylece Vefâîlikle ilişkilendirilen tarihî şahsiyetlerin tekke ve zaviyelerinin bir bütünlük içerinde sunulması hedeflenmiştir. Bunun için, bu tarikat hakkında yapılmış veya bu tarikata değinen çalışmalardan faydalanılmıştır. XI. yüzyılda kurulmuş olan Vefâîyye tarikatının Anadolu’nun dini hayatı üzerinde oldukça etkili olduğu ileri sürülmektedir. Babaîler isyanının lideri Baba İlyas’ın bu tarikata mensubiyeti sebebiyle, XIII. yüzyılda Babaî hareketine mensup olanlar ile yine bu hareketin XIV. yüzyıldaki takipçileri olan Rum Abdallarının Vefâîyye tarikatına mensup oldukları ve bu tarikatın Bektaşilik ve Aleviliğin oluşumunda da rolü olduğu  ileri sürülmektedir. Araştırmacılar tarafından Vefâîyye tarikatıyla ilişkisi tespit edilen veya ileri sürülen tarihî şahsiyetler arasında Dede Garkın, Baba İlyas, Muhlis Paşa, Baba İshak, Hacı Bektâş-ı Velî, Sarı Saltık, Emirci Sultan, Barak Baba, Tapduk Emre, Âşık Paşa, Elvan Çelebi, Âşıkpaşazâde, Seyyid Velâyet, Şeyh Edebalı, Şeyh Marzubân, Şeyh Behlül Baba, Şeyh Çoban (Şeyh Hüseyin er-Raî), Geyikli Baba, Abdal Musa, Baba Merendî (Buzağu Baba), Şeyh Süleyman-ı Türkmanî,  Abdal Mehmed, Doglu Baba, Postînpuş Baba ve Seyit Hasan Ezrakî sayılabilir. Ancak bu tarihi şahsiyetlerden bazılarının bu tarikata mensubiyeti tartışmalıdır. Bununla birlikte bu tarihi şahsiyetlerin tekke ve zaviyeleri incelendiğinde Doğu ve Batı Karadeniz bölgeleri hariç olmak üzere, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz, Marmara, Orta Karadeniz ve Trakya bölgelerinde Vefâîyye tarikatına mensup tekke ve zaviyeler bulunduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca Ege bölgesinde de bu tarikata ait tekke ve zaviyelerin olması ihtimal dahilindedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE SELÇUKLULARI DEVLETİ’NİN MOĞOLLARLA SINIRDAŞ OLMASI VE ÖGEDAY KAAN’IN ALÂEDDÎN KEYKUBÂD’A TABİİYET İÇİN ELÇİ GÖNDERMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49201</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49201</guid>
      <author>Filiz AKÇAY</author>
      <description>Türkiye Selçukluları Devleti’nin en kudretli hükümdârı olan Alâeddîn Keykubâd başa geçtikten sonra ülke işlerini yola koyup hemen fetih hareketlerine girişmişti. Ancak onun başa geçtiği dönemde dünyada yeni bir tehlike ortaya çıkmıştı. Bu tehlike tüm Orta Asya ve Doğu Avrupa’yı tehdit eden Moğollardı. Moğollar Alâeddîn Keykubâd’ın başa geçtiği sırada henüz Anadolu topraklarına ciddi saldırılarda bulunmamıştı. Bunun sebepleri arasında Türkiye Selçukluları Devleti’nin dönemin güçlü devletlerinden olması ve Moğollarla sınırdaş olmamaları sayılabilir. Ancak bu durum Alâeddîn Keykubâd’ın başa geçmesinden kısa bir süre sonra tersine dönmüştü. Zira Harezmşahlar Devleti ile kötü giden münasebetler savaş ile sonuçlanmış ve neticede Harezmşahlar Devleti yıkılmıştı. Bu devletin yıkılması Türkiye Selçukluları ile Moğollar arasındaki tampon bölgenin ortadan kalkmasına sebep olmuş ve Anadolu’yu Moğol saldırısına açık hale getirmişti. Moğol saldırılarının ciddiyetinin farkında olan Alâeddîn Keykubâd ülkede Moğol tehlikesine kaşı birtakım önlemler almış ve ülkenin sınırlarını genişletmek için fetih hareketlerine devam etmişti. Bu olaylardan sonra pek çok devleti tabiiyeti altına alan Moğol Kaanı Ögeday Alâeddîn Keykubâd’a 1236 yılında bir elçi gönderdi. Elçinin geliş amacı Alâeddîn Keykubâd’ın Moğolların üstünlüğünün kabul edilmesini istemekti. Alaâeddîn Keykubâd bu elçi ile görüştü ve elçinin isteklerini kabul ederek hediyelerle Ögeday Kaan’a geri gönderilmesini buyurdu. Ancak elçi henüz yola çıkmadan önce Alâeddîn Keykubâd hayatını kaybetti ve elçinin belirtilen şekilde Ögeday Kaan’a gönderilmesi oğlu II. Gıyâsedîn Keyhüsrev zamanında gerçekleşti.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HAVALI BİR TURİSTİK ÜRÜN ÇEŞİDİ: İKLİM TERAPİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50889</guid>
      <author>Aysel KAYAMehmet Han ERGÜVEN  </author>
      <description>Sağlıklı olmanın yaşam kalitesi ile ilişkilendirildiği günümüzde, yaşam alanlarındaki hava kalitesi ve iklim konforu gittikçe önem kazanmaktadır. Almanya’da 2000 yılında uygulamaya geçilen Büyük Sağlık Reformu ile hastalık merkezli bakış açısı, yerini sağlık odaklı bir yaklaşıma bırakmıştır. Türkiye’de ise termal suya dayalı terapilerin kullanımı son dönemlerde yaygınlaşsa da iklim (hava) temelli terapiler ile henüz hiçbir yerde karşılaşılmamaktadır. Hayati bir öneme sahip olan iklimin kullanımı ile gerçekleştirilen terapiler, toplum sağlığını korumanın ve artırmanın yanında bireyin yaşam kalitesinin de yükselmesine katkıda bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmada, Almanya’da ve Avusturya’da yaygın bir şekilde uygulanan iklim terapisini değerlendirip hâlihazırdaki iklim terapisi gerçeğini ele almak, bulgular üzerinden genel bir çerçeve oluşturmak ve Türkiye’deki uygulamacıların ve akademisyenlerin dikkatini konunun önemine çekmek amaçlanmaktadır. Ayrıca gelişen sağlık turizminde Türkiye’nin hâlihazırda atıl durumdaki doğal kaynaklarını koruyarak-kullanarak, kırsal bölgelerde ekonomik kalkınmaya ve göçlerin önlenmesine yönelik sürdürülebilir girişimleri desteklemek de hedeflenmektedir. Çalışmada, tanımlayıcı araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler, iklim terapisi çalışmaları ve uygulamaları ile ilgili ikincil kaynaklardan ve ilgili web sayfalarından elde edilmiştir. Çalışma sonucunda Türkiye’de iklim terapisinin henüz uygulanmadığı görülmüş, Almanya ve Avusturya’daki iklim terapi merkezlerinin model alınabileceği ve hava kirliliği yüksek olan illerde uygulanabileceği önerilmiştir. Özellikle hâlihazırda tıp fakülteleri bünyelerinde bulunan Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalları ve turizm sektörünün işbirliğine gidebileceği öngörülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HERMENEUTİĞİN ULUSLARARASI İLİŞKİLERE ETKİSİ:  ÇİN İLE FİLİPİNLER ARASINDAKİ BÖLGESEL UYUŞMAZLIK SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28874</guid>
      <author>İshak TURAN</author>
      <description>Bir yorumlama sanatı olarak hermeneutik, sosyal bilimlerde giderek popülarite kazanmaktadır. Antikite dönemden günümüze kadar gelen hermeneutik yaklaşım, ilk olarak teolojik ve hukuk metinlerinde ortaya çıksa da 18. yüzyılda artan bireyselcilik ve bilimsel ilerleme ile sosyal bilimlerde de görülmeye başlanır. Tek bir doğruyu aramaya yönelik yorumlama çalışmaları, başlarda hermeneutiğin pozitivist bir metodolojik yöntemle ele alınmasına neden oldu. Ancak daha sonra ortaya çıkan eleştirel yaklaşımlar, hermeneutiğin yorumcu sosyal bilimlerde de yer bulmasını sağladı. Hermeneutik, dönemin bilimsel felsefesi yaklaşımlarından doğrudan etkilenmektedir. Döneme damgasını vuran filozofların ve bu alanla ilgili çalışma yapan düşünürlerin yaklaşımlarının da yorumlama yöntemlerini etkilediği görülmektedir. Dönem ve düşünür ilişkisi, metinlerin yeniden değerlendirilmesinde her zaman temel bir etkiye sahip olmuştur. Bu bağlamda temel bilimlerden faydalanan Uluslararası İlişkiler ana bilim dalının da hermeneutikten etkilenmemesi mümkün değildir. Uluslararası İlişkiler disiplini aslında birçok alt disiplini içinde taşıyan bir alandır. Siyaset bilim, Teoloji, felsefe, Sosyoloji, Hukuk, İktisat ve Çeviribilim bunlardan başlıca olanlarıdır. Bundan dolayı, bu alt disiplinlerdeki metinlerden beslenen Uluslararası İlişkiler alanındaki araştırmacılar, çalışmalarında bu beslendikleri metinlerden etkilenmektedir. Özellikle Hukuk metinlerin yazılı olmasına karşın yer yer muğlak ifadeler içermesinden dolayı küresel ya da bölgesel başat güçlerin bundan kendi çıkarlarına yönelik yorumsama yaparak fayda sağladığı görülmektedir. Bu çalışma, Çin ile Filipinler arasında Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı adalar sorununun Uluslararası Adalet Divanı’na taşınmasını bir vaka analizi olarak hermeneutiğin kavramsal bir çerçeve içerisinde sosyal bilimlerde nasıl şekillendiğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZGÜRLÜK KAVRAMININ KANT VE SPİNOZA ÜZERİNDEN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39443</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39443</guid>
      <author>Dilek SACIHAN</author>
      <description>İnsanın özgür olup olmadığı sorusu, tarih boyunca çeşitli düşünürler tarafından farklı bakış açılarıyla ele alınmış, bu konuda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Spinoza ve Kant, determinist bir dünyada aklın özgürlük aracı olduğu konusunda uzlaşırken, bunun ne şekilde ortaya konulacağı konusunda farklı anlayışlar ortaya koymuşlardır. Spinoza insan için herhangi bir istenç ya da irade özgürlüğünden söz edilemeyeceğini, insanın arzu ve korku gibi tutkular tarafından yönlendirilmeden rasyonel biçimde kararlar alıp eylemde bulunması durumunda özgürleşebileceğini ifade etmektedir. Tanrıyı zorunlu ve özgür varlık olarak nitelendiren Spinoza için zorunluluk ve özgürlük sadece Tanrıya mahsustur. Spinoza’ya göre insan, bir takım duygulara sahip olduğundan ötürü özgürleşememektedir. İnsanın özgürleşmesinin biricik yolu Tanrısal düzeni, sezgisel olarak kavramaktan geçer. Spinoza için akıl, doğa yasasının zorunluluğunun bilincinde olan bir akıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Kant’ta ise bu durum kendi kendinde yasa koyan akıl olarak karşımıza çıkmaktadır. Kant, insanın akıl aracılığıyla kendi eyleminin belirleyicisi olduğunu, bu bağlamda insanın özerk bir varlık olabileceğini ifade etmektedir. Özgürlük insan aklının ürettiği bir ide olarak karşımıza çıkmaktadır. Kant’a göre ancak ahlak yasasına uygun eylemde bulunabilen kişi,  özgür olarak adlandırılabilir. Özgürlük, bireye özgü olan etik bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Spinoza, beden üzerinden aklı düşünerek özgürlüğü beden temelinde ilişkilendirirken, Kant ise özne üzerinden aklı düşünerek; özgürlüğü özne temelinde açıklamıştır. Çalışmamızda özgürlük kavramı Kant ve Spinoza’nın felsefesi çerçevesinde ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAT YOLUYLA PANOPTİKON</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49580</guid>
      <author>Burak Muhammet GÖKLER</author>
      <description>Yüzyıllar boyunca insanlar kendilerinden üstün bir gücün olduğunu kabul etmiştir. Bu gücü bazen doğada, bazen tanrı veya yarı tanrılarda bazen ise yöneticisinde görerek onların liderliğinde kendilerine bir yön belirlemeye çalışmışlardır. İnsanlık, başlangıcından günümüze kadar farkında olsa da olmasa da gözetim altında kalmıştır. Çünkü her birey kendi elinin altındakini gözetlemektedir.&#13;
Gözetim, diğer bir deyişle Panoptikon’un ortaya çıkışı ise 1785 yılında inşa edilen bir hapishaneden gelmektedir. Jeremy ve Samuel Bentham tarafından tasarlanan hapishanenin inşasıyla birlikte Panoptikon artık iyiden iyiye hissedilmeye başlanmış ve hapishane dışında diğer yerlere de sıçramıştır. Dairesel planda inşa edilen bu yapı hem plan şemasıyla hem de altında yatan felsefesiyle bütün dünyayı etkilemiştir. Panoptikon günümüzde ise kameralarla, cep telefonlarıyla, tabletlerle, bilgisayarlarla, internet çerezleri (cookies) ve internetle, sosyal medya hesaplarıyla ve daha sayamayacağımız birçok şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bugün insanların birçoğu bunun farkında bile olmayabilirler.&#13;
 Panoptikon teriminin ve felsefesinin ortaya çıkışından önce insanların nasıl gözetim altında tutulduğu veya gözetlediği ise o çağın teknolojisinde yatmaktadır. Günümüzdeki teknolojinin olmadığı bir toplumda gözetimi gerçekleştirmenin en iyi yolu inancın yansımaları, şehir planlamaları, mimari ve sanatsal eserlerle birlikte gücün hizmetindeki sadık insanlardır.&#13;
Devletler tarafından ortaya konulan her eser, devletin gücünün, sanatının bir yansıması ve halkına olan hizmeti gibi görülmüştür. Fakat bu eserler vasıtasıyla gözetim veya panoptikonun gerçekleştiği hiçbir zaman değerlendirilmemiştir. Ancak,&lt;em&gt; “her tüketimde mutlaka bir gözetim” &lt;/em&gt;söz konusudur. Bu felsefeden yola çıkılarak, Göbeklitepe başta olmak üzere inşa edilen inanç merkezleriyle, saraylarla, ticaret yapılarıyla birlikte yapı üzerinde kullanılan ve karşılığı olan her bir sembolle, insanların nasıl gözetim altında tutulduğunu değerlendirmeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AMERİKAN KONGRE BİNASI (CAPİTOL) BASKINI: ULUSLARARASI TEPKİLER ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49159</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49159</guid>
      <author>Sinem ÇELİK</author>
      <description>2016 seçimlerini kazanması sonrasında ABD devlet başkanı olan Donald Trump ile birlikte Amerikan demokrasisi büyük bir gerileme dönemine girmiştir. Trump öncesi dönemde de artan partizanlık, kutuplaşma, yargı ile çatışma, siyasete para akışı vb. sebeplerle düşüş yaşayan Amerikan demokrasisi, Trump tarafından gerçekleştirilen tüm anti-demokratik uygulamalar dolayısıyla giderek kan kaybetmiştir. Trump döneminde yaşanan demokratik gerilemenin zirve noktasına ulaştığı an ise, Kasım 2020’de gerçekleşen başkanlık seçimlerine usulsüzlük karıştığı yönünde iddialarda bulunan Trump’ın Beyaz saray önünde destekçilerine yaptığı çağrı sonrasında Amerikan Kongre Binası’nın basılması olmuştur. Kongre Binası’nda ortaya çıkan durum, Trump’ın seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin iddialara dayanarak, destekçilerini 2020 seçim sonuçlarını alt üst etmeye iten aylarca sürdürdüğü tweet ve açıklamaların doruk noktasıdır. ABD Kongresi 1814 yılından bu yana ilk kez bu türden bir zor kullanmaya tanık olmuştur. Amerikan Kongre Binası’nın Trump destekçileri tarafından işgal edilip, demokratik ilerleyişin sekteye uğratılmasının Amerikan demokrasisi için bir utanç günü olduğunu söylemek mümkündür. Washington’da yaşanan bu kaos ortamı, ülkeyi kutuplara ayırarak Amerikan demokrasisine sağlam bir darbe vurmuş, aynı zamanda demokrasinin olmadığı yerlere demokrasi götürme iddiasında olan ABD’nin bu alanda sorgulanabilirliğini tartışmaya açmıştır. Amerikan Kongre Binası’nın Trump destekçileri tarafından basılması sonrasında dünyanın dört bir yanından tepkiler de gecikmemiştir. Çalışmanın amacı, Trump döneminde gerileyen Amerikan demokrasisini ele aldıktan sonra Kongre’nin basılması sürecine ilişkin bilgilere yer verip, yaşanan olaylar karşısında gösterilen uluslararası tepkilere dair değerIendirmelerde bulunmaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNTERNET REKLAMLARININ SATIN ALMA DAVRANIŞI ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46621</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46621</guid>
      <author>Hüseyin PALAMurat SEZGİN</author>
      <description>Bu çalışma, internet ortamında reklam yayını yapan banner, pop-up ve arama motoru reklamlarının tüketici üzerindeki satın alma davranışına etkisi üzerine bir araştırmadır. Bu çalışma, üç ana bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde internet ve reklam hakkında lteratür taraması yapılarak teorik bilgiler elde edilmiştir. İkinci bölümde araştırmanın diğer konusu olan tüketici davranışları konusu üzerine yine literatür taraması yapılarak teorik bilgiler yer almıştır. Üçüncü bölümde çalışmanın uygulama kısmı yer almış, bu kapsamda 3 ana hipotez ve her ana hipotezin altında 5’er adet alt hipotez olmak üzere toplam 18 hipotez belirlenmiştir. Çalışmada, Banner Reklamlarına Yönelik Tutum ölçeği ile Satın alma karar süreci ölçeği kullanılmış ve uygulama bölümüne veri oluşturmak için 672 kişiye anket çalışması uygulanmıştır. Anket İzmir, Manisa ve Uşak illerinden, 18 yaş ve üstü ve en az bir kere online alışveriş yapmış bireyler katılmıştır. Cevaplanan anketlerin sonuçları SPSS programına girilmesi sonucu analizler yapılmıştır. Bunlarla birlikte demografik özellikler ile internet kullanım özelliklerinin frekans analizi, güvenirlik analizi, banner reklamları, pop-up reklamları, arama motoru reklamları ile satın alma davranışı ölçeklerinin frekans analizi ve yine banner reklamları, pop-up reklamları, arama motoru reklamları ile satın alma davranışı ölçeklerinin ortalaması ve standart sapma değerleri saptanmış ve yorumlanmıştır Ayrıca çalışmada üç ana ve onüç alt hipotezler regrasyon analizi yapılarak test edilmiştir. Elde edilen test sonuçlarına göre toplam 18 olan hipotezden 17’si kabul edilmiş, 1’i de red edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUHASEBE MESLEK MENSUPLARININ BAĞIMSIZ DENETİM ALANINDAKİ GÜNCEL GELİŞMELERE BAKIŞ AÇILARI: ELAZIĞ İLİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=46574</guid>
      <author>Enes POLATÖzcan DEMİR</author>
      <description>Bağımsız denetlemenin giderek artan önemi özellikle gelişmiş veya gelişmekte olan bütün ülkelerde daha fazla değer kazanmaktadır. Muhasebe sistemlerinin daha da karmaşık hale gelmesi ve muhasebe işlemlerinin de giderek zorlaşması işletmelerin giderek büyümesi gerçekleşmektedir. İşletmelere ilişkin karar vericilerin, bu karışık sistem çerçevesinde karar verebilmelerini daha da güçleştirmektedir. Bu nedenle işletme yöneticilerinin doğru ve güvenilir bir karar vermeleri için işletmenin mali tablolarının vermiş olduğu verilerin gerçeği yansıtması gerektirmektedir. Yararlanılan mali tabloların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ancak yapılacak denetlemeyle tespit edilmesiyle mümkündür. Denetlenme faaliyetlerini yerine getirecek meslek mensuplarının (SM, SMMM, YMM) mesleki tecrübesi, bilgisi ve diğer özellikleri büyük önem arz etmektedir. Yapılacak olan denetlemenin kaliteli ve güvenilir olması, meslek mensuplarının denetleme risklerini en alt seviyeye düşürülmesiyle gerçekleşebilmektedir. Bu çalışmada öncelikle literatür incelemesi yapılarak muhasebe meslek mensuplarının denetime bakış açılarını ölçmek ve muhasebe meslek mensuplarının bağımsız denetim hakkındaki bilgileri-görüşleri, denetim faaliyetlerine hazır olup olmadıkları ile bağımsız denetimin faydalı olup olmayacağı yönündeki sorulara cevap bulunmaya çalışılmıştır.  Ayrıca çalışmada, bağımsız denetim alanındaki değişikliklerle meslek mensuplarının bakış açılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Elazığ ilinde faaliyet gösteren 250 (bağımlı ve bağımsız tespit edilerek) meslek mensuplarından 155 kişiye ulaşılmış ve yüz yüze görüşme yoluyla anket uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS-22.0 programı kullanılmıştır. Ayrıca verilerin tespiti amacıyla değişkenler arasında t testi ve Tek yönlü (One way) Anova testi yapılarak sonuçlar yorumlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YOKSULLUK KARŞITI BİR HAREKET OLARAK TEKEL DİRENİŞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49081</guid>
      <author>Şenol SIRMA</author>
      <description>1980’lerden günümüze kadar geçmiş kırk yıl sermayenin her alanda yoğun saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılardan maalesef çalışma yaşamı ve bu bağlamda çalışanlarda ciddi bir biçimde etkilendi. Bu saldırılar çalışanların giderek güvencesiz emek rejimlerine mahkûm olmasına sebebiyet verdi. Kamusal alanın tasfiyesi anlamına gelen bu süreç aynı zamanda çalışma yaşamının güvencesizleştirilmesiyle kalmıyor çalışanların giderek yoksullaşmasına da neden oluyordu. Kamusal alanın piyasalaştırılması ve kamu kaynaklarının piyasaya ve piyasa dışı diğer aktörlere aktarılması gibi yapısal bir takım özellikler taşıyan bu süreç dönemin temel özelliği olarak karşımıza çıkıyor.&#13;
15 Aralık 2009’da başlayıp 2 Mart 2010 tarihine kadar geçen 78 günlük süre yukarıda belirtilen sermayenin saldırılarına açıktan bir karşı çıkış idi. Tekel İşçileri, özelleştirmeler yoluyla ellerinden alınmak istenilen sınıfsal haklarına karşı Ankara’nın soğuk ve karlı günlerinde neredeyse bütün ülkenin tek gündemi olmayı başardılar. Yukarıda belirtilen piyasalaştırma ve güvencesizleştirmeye karşı sürdürülen bu mücadelenin aynı zamanda yoksulluk karşıtı bir hareket olduğu görüşü bu çalışmanın temel dayanağını oluşturmaktadır. Nitekim Tekel İşçilerinin sürdürmüş oldukları bu mücadele deneyimi de yoksulluk karşıtı olarak ele alınabilecek nice örneklerden sadece birisidir. Yoksulluk karşıtı bir hareket olarak değerlendirilecek olan Tekel Direnişi neo-liberal politikalar sonucu yoksullaşan işçi sınıfının yoksulluğa karşı yürütmüş oldukları bir mücadele olduğu için aynı zamanda yoksulluk karşıtı bir harekettir. Bu sebeple de çoktan yoksulluk karşıtı bir hareket olmayı hak etmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAMU YÖNETİMİ DİSİPLİNİNİN KITA AVRUPASI'NDA GELİŞİMİ; KAMERALİZM VE OSMANLI DEVLETİ'NE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29132</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29132</guid>
      <author>Sinan SUNARÖzgür ÖNDER</author>
      <description>Kameralizm yönetim bilimi ve kamu yönetimi düşüncesinin bilimsel bir inceleme alanı olması yanında hem Kıta Avrupasını hem de Tanzimattan günümüze Türk kamu yönetimini de etkisi alması hasebiyle önemli bir düşünce olarak görülmüştür. Merkantilizmin oluşturduğu ekonomik refahın sağlanması ve modern merkezi devletin kurulmasında Almanya merkezli bir gelişme gösteren kameral bilimler kürsüleri devlet bilimi (Staatswisenchaften) denilen alanı da kapsamıştır. Devletin modern anlamda yeniden yapılandığı bir döneme de tekabül eden kameralizm maliye, hukuk ve ekonomi gibi üç temel alt bileşenden oluşmuştur. Devletin ekonomik olarak çalışan ve altyapısı oluşturulmuş bir hukuk sisteminde vergi alabilmesi ve oluşturduğu kaynaklarla refah oluşturabilmesi anlayışı hakimdir. Kıta Avrupası yönetim bilimi anlayışını yansıtan ve Anglo Amerikan kamu yönetimi düşüncesinden gelenek olarak farklılıklar gösteren kameralizm 19. Yüzyılın başlarından itibaren Osmanlı bürokratlarının da ilgisini çekmiştir. Kameralizm, Viyana sefirliği de yapan Sadık Rıfat Paşa üzerinden Tanzimat döneminin bürokratik reformistlerine cazip gelmiştir. Devleti modern bir düzene koymak, vergi sistemini kurabilmek ve idarede reformları da içeren kameralizmin belki öngörülmese de bürokratik elitizme/despotizme giden boyutu dikkate alınmadı. Tanzimat Fermanı yönetilenlere hitap ettiği kadar yönetenlere de klasik Osmanlı kanun-u kadim anlayışı dışında yeni bir zihniyeti işaret ediyordu. Kul bürokrasinin can ve mal güvenliğini zedeleyen prangalarından kurtulan Osmanlı bürokrasisi Kameralizmi devleti kurtarmak için bir çare olarak görürken Ortaylı’nın da dediği gibi bürokratik egemenliklerini de ilan etmişlerdir. Bu anlamda çalışmamızda kamu yönetimi disiplininin özellikle Kıta Avrupa’sındaki gelişimine önemli katkılar sağlayan Kameralizmin genel hatları ortaya konarak Osmanlı Devleti’ni reform sürecinde nasıl etkilediği ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADINLAR BÖLGESEL BASKETBOL LİGİNDE OYNAYAN BASKETBOLCULARDA STATİK VE DİNAMİK DENGENİN GELİŞTİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51150</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51150</guid>
      <author>Kürşad Han DÖNMEZAhmet SALBACAK  ,Rıdvan TÜRKERİ  </author>
      <description>Amaç: Bu çalışmanın amacı, amatör liglerde mücadele eden kadın basketbol oyuncuları için hazırlanan uygulanabilirliği kolay antrenman programları ile oyuncuların denge yeteneğindeki gelişimini görmektir.&#13;
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, 2018-2019 sezonunda KBBL‟ de mücadele eden Giresun Üniversitesi Bayan Basketbol takımının son bir yıl içerisinde nörolojik hastalık, vestibüler, vizüel rahatsızlık veya son 6 ay içerisinde ciddi bir alt ekstremite sakatlığı geçirmemiş 12 aktif oyuncusu dahil edilmiştir. Oyunculara 12 hafta boyunca uygulanabilirliği basitten zora, kolaydan karmaşığa takım halinde uygulayabilecekleri denge antrenmanları hazırlanmıştır. Oyunculara özel hazırlanmış egzersiz programına başlamadan önce ve her 4 haftanın sonunda, statik denge yetenekleri flamingo denge testi ile, dinamik denge yetenekleri ise yıldız denge testi ile hem dominant hem de non- dominant taraf ölçümleri alınıp kaydedilmiştir.&#13;
Bulgular: KBBL’de oynayan kadın sporcuların haftada 2 gün, uygulanabilirliği kolay özel olarak hazırlanan denge egzersizleri ile statik ve dinamik dengelerindeki gelişimi görmek amacıyla yapılmıştır. Yapılan egzersizler ve ölçümler sonrasında statik denge yeteneği ve dinamik denge yeteneğinde bir önceki ölçüme göre gelişme gösterdiği görülmektedir. Sonuçlar incelendiğinde bütün sporcularda p değerinin yaklaşık 0,000 olduğu görülmektedir. Seçtiğimiz anlamlılık düzeyinin(p=0,05) altında kalan bu değer, sporcuların her ölçüm değerinin bir öncekine göre gelişme göstermiş olduğunu açıkça göstermiştir.&#13;
Sonuç: Kadın sporcular için hazırlanan uygulanabilirliği kolay denge antrenmanları ile, statik ve dinamik denge yetenekleri geliştirilebileceği gözlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


