






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2021 Sayı Year: 14 - Number: 86</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1551</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>PANDEMİ SÜRECİNDE HİBRİT ÖĞRETİM: ÜINİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN VE ÖĞRETİM ELEMANLARININ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52357</guid>
      <author>Şeyma YILDIRIMBüşra Nur DURMAZ   ,Fatma ÇİLOĞLAN KONUR  ,Feyza DOYRAN   </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de bir vakıf üniversitesindeki öğrenciler ve öğretim üyelerine göre hibrit eğitimin güçlü ve zayıf yönlerini incelemektir. Bu nedenle bu vaka çalışması, hem öğrencilerin hem de öğretim üyelerinin görüşlerini inceleyerek Türkiye'de Gaziantep ilindeki bir vakıf üniversitesinde verilen hibrit eğitimin güçlü, zayıf yönleri, fırsatları ve tehditlerini (SWOT) analiz etmeyi amaçlayan fenomenolojik bir yaklaşım uygulamaktadır. Yarı yapılandırılmış odak grup görüşme soruları literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda araştırmacılar tarafından hazırlanmıştır. SWOT sorularına Eğitim Fakültesindeki üç bölümden 22 öğrenci ve altı öğretim üyesinden oluşan katılımcıların önemli deneyimlerinin vurgulanması için başka sorular da eklenmiştir. Veriler, odak grup görüşmeleri yoluyla Zoom platformunda toplanmıştır. Görüşmeler kaydedilmiş ve kelimesi kelimesine yazıya dökülmüştür. Yazıya dökülen verilerin analiz etmek için içerik analizi uygulanmıştır. Başlıca bulgular, öğrencilerin büyük çoğunluğunun, özellikle bu kaotik dönemde, ev ortamından çıkma ve derslere devam ederken arkadaşlarıyla görüşme şansı bulmaları nedeniyle yüz yüze derslerde daha fazla motive olduklarını ortaya koymaktadır. Ayrıca, öğretim üyeleri yüz yüze ve çevrimiçi katılımcıların koordinasyonundaki zorlukları vurgulamışlardır. Araştırma sonuçları hibrit öğretim ile ilgili alan yazındaki çalışmalarla benzerlikler gösterdiği gibi gelecekteki çalışmalara ışık tutacak sonuçlar da ortaya çıkarmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK EĞİTİMİ BİLİM DALI LİSANSÜSTÜ PROGRAMLARINA ÖĞRENCİ KABUL SÜREÇLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52530</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52530</guid>
      <author>Emin Ersöz YİĞİTErdem ÇAĞLAR  ,Beril TEKELİ YİĞİT  </author>
      <description>Müzik eğitiminde önemli bir yere sahip olan lisansüstü müzik eğitimi, Türkiye’de üniversitelerde faaliyet gösteren enstitüler bünyesinde gerçekleştirilmektedir. Müzik eğitimi alanında yüksek lisans ve doktora programları pek çok üniversitede bulunmaktadır. 2020 yılında ortaya çıkan Covid-19 pandemisi sonrasında yaygınlaşan uzaktan eğitim-öğretim faaliyetleri lisansüstü eğitimi de kapsamaktadır. Bu programların öğrenci alım süreçleri de bu durumdan etkilenmiştir. Üniversiteler bu süreçlerde çeşitli yollar izlemektedirler. Bu araştırmada Türkiye’deki üniversiteler bünyesinde faaliyet gösteren enstitülerin öğrenci kabul süreçleri, “hizmet verdikleri program türleri, bağlı oldukları enstitüler, öğrenci kontenjanları, öğretim üyesi sayıları, başvuru şartları, ön değerlendirme süreçleri, sınav türleri, sınav içerikleri, yerleştirme durumları ile kullandıkları teknolojiler” değişkenleri bakımlarından incelenmiştir. Betimsel tarama yöntemi kullanılarak Türkiye’deki 36 üniversitede hizmet veren enstitülerin 2020-2021 eğitim-öğretim yılı güz ve bahar yarıyılları lisansüstü öğrenci kabul süreçleri değerlendirilmiştir. Literatür tarama yöntemi ile lisansüstü müzik eğitimi programlarının uzaktan eğitiminde kullanılan uygulamalar saptanmış ve çeşitli yönleriyle irdelenmiştir. Pandemi koşullarında oluşan acil uzaktan eğitim uygulamalarıyla ilişkili olarak üniversitelerin müzik eğitimi bilim dalı lisansüstü programlarına öğrenci kabul sürecinde, enstitülerin daha çok eğitim bilimleri kapsamında olduğu, güz yarıyılında bahar yarıyılına göre daha fazla öğrenci kontenjanı ilân edildiği, başvuru şartları ve değerlendirme süreçlerinin üniversiteler arasında farklılıklar gösterdiği, bilim sınavı/mülakatlara ilişkin üniversitelerin internet sayfalarında çoğunlukla ayrıntılı bilgilere rastlanmadığı sınav süreçlerinin daha çok yüz yüze gerçekleştirildiği, sadece 2 üniversitenin teknolojik uygulamalardan yararlandığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GALATIMEŞHUR HAKKINDAKİ ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51776</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51776</guid>
      <author>Ceyda GÖKDEMİRFulya TOPÇUOĞLU ÜNAL  </author>
      <description>Galatımeşhur, dilin gerek kendi içerisinde geçirdiği değişim ile gerekse farklı diller ile olan etkileşiminin doğal bir sonucu olarak çeşitli sözcüklerin ya da kalıp ifadelerin dile yanlış bir biçimde yerleşmesi ve böylelikle yaygın bir kullanım alanı kazanmasıdır. Yanlış oluşlarına önem verilmeden yaygın bir şekilde kullanılan bu dil yanlışlarının dile köklü bir şekilde yerleşmiş olması onların asıl anlamlarını unutturmuş ve yanlış biçimlerinin doğru gibi algılanması sonucunu doğurmuştur.&#13;
Bu araştırmanın amacı günümüz Türkiye Türkçesindeki galatımeşhurların genel anlamda incelenmesine ve çeşitli cinsiyet, yaş, branş ve mesleki tecrübedeki öğretmenlerin galatımeşhurlara olan farkındalıklarının belirlenmesine ve değerlendirilmesine dayanmaktadır.&#13;
Bu araştırmada nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu araştırmaya gönüllü olarak katılan Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ve Türkiye’nin çeşitli illerinde görev yapmakta olan farklı branşlardaki 100 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışmada öğretmenlerin galatımeşhurlara dair farkındalıklarının belirlenebilmesi amacı ile çeşitli cinsiyet, yaş, branş ve mesleki tecrübedeki öğretmenlerin meşhur galatlara yönelik görüşleri alınmıştır. Bu amaç doğrultusunda öğretmenlerden yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Kod ve temalar oluşturularak bulgular yorumlanmıştır. Öğretmenlerden alınan görüşler doğrultusunda galatımeşhurların dile işlediği ve dil için bir bozukluk olarak görülse bile doğru kullanımının tercih edilmediği sonucuna ve öğretmenlerin galatımeşhurlara yönelik yüksek bir farkındalığa sahip olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HATAY’IN USTA ÂŞIKLARINDAN MUSTAFA İNCEDİL’İN ŞİİRLERİNDE TASAVVUF ALGISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49347</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49347</guid>
      <author>Hüseyin Kürşat TÜRKAN</author>
      <description>Dünyevi bütün heves ve isteklerden vazgeçerek Allah’a yönelme olarak tanımlanabilecek tasavvuf, onuncu yüzyıldan itibaren kitleler hâlinde İslam dinine giren Türkler arasında yaygın bir anlayış hâline gelmiştir. İslam öncesi dönemde “&lt;em&gt;kam&lt;/em&gt;” tipi ile İslami dönem “&lt;em&gt;veli&lt;/em&gt;” tipi arasındaki benzerlik Türklerin İslamiyet’i kolaylıkla benimsemesinde etkin rol oynamıştır. Tasavvuf mensuplarının Anadolu’yu karış karış gezmeleri sonucu tasavvuf yaygınlaşmış “&lt;em&gt;Yesevilik, Bektaşilik, Kadirilik, vb.&lt;/em&gt;” gibi görüş farklılığına dayalı tarikatların ve dergâhların oluşmasına vesile olmuştur. Bu tarikatlarda her ne kadar görüş farklılığı olsa da temel hedef aynıdır. Aynı köklerden beslenerek farklı mecralarda Allah ve peygamber sevgisini esasına dayalı bir edebiyat anlayışı ortaya koymaya çalışan temsilcilerin yeğane gayesi, samimiyet ve içtenlikte gösterişten ve riyadan uzak olarak tasavvuf algısı ve anlayışını halkın anlayabileceği tarzda, tür ve şekillerde icra etmeye çalışmaktır.&#13;
Âşıklık geleneği içerisinde ilk temsilcilerden başlayarak günümüze gelinceye kadar çok sayıda âşık yetişmiştir. Söz konusu âşıklar arasında saz çalıp irticalen şiir söyleyenlerin yanı sıra saz çalamayıp şiir söyleyenler de vardır. Bu bağlamda söz düzmenin yanında saz çalmanın da gelenekte ayrı bir yeri ve önemi vardır. İcra ortamında irtical özelliğin yanında saz çalmayı bilen âşıklardan birisi de Hataylı Âşık Mustafa İncedil’dir.  Hatay yöresi âşıklarından Mustafa İncedil, söz konusu tarikat ve dergâhlardan etkilenerek dinî konularda da şiirler yazdığı tespit edilmiştir. Çalışmada Hataylı Âşık İncedil’in hayatı ve tasavvuf algısı hakkında kısa bilgiler verildikten sonra, âşığın tasavvuf içerikli şiirlerinden bazıları çeşitli yönlerden ele alınıp incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> MÜTEŞABİH AYETLERİN BAĞLAM BELAĞATI VE TEFSİRE ETKİSİ  /  السياق الفني والبلاغي في الآيات المتشابهة وأثره في التفسير</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51357</guid>
      <author>Ahmed ALDYAB</author>
      <description>Kur’ an  birçok araştırmada kaynak omaya devam ettiği gibi  Arapça belağatında da  en önemli kaynaktır.  Şüphesiz ki Kur’anda  şu ana kadar ortaya çıkarılmamış c evherler  mecvuttur.  Var olan bu c evherler  kur’anı,  araştırmacıların  nezdinde hep diri tutmuştur.&#13;
Alimlerin bazıları Kur’ana  tefsir yönüyle bakarak Kur’anı tefsir etmeye çalışmışlardır. Bazı alimler de Ku’rana fıkıh yönüyle bakarak  fıkhi hükümler çıkarmaya çalışmışlardır. Bazıları da kıraat yönüyle Kur’anı  incelemiş , tefsir ve kıraat arasındaki  ilişkiyi  ortaya çıkarmaya çalışmışlardır. Bazı alimler de farklı displinleri bir araya getirerek araştırma yapmışlardır.&#13;
Gelecekte de  bu tür araştırmalar  farklı yönlerle insanlığı aydınlatmaya devam edecektir.&#13;
Bu araştırma hem dil,hem belağat, hem de tefsir ile ilgili bir konuyu ele almaktadır. Bildiğimiz gibi kur'an-ı kerim bazı müteşabih ayetleri, terimleri ve bu konular etrafında dönen çeşitli konuları içermektedir. Bu başlık altında ; kur'an kıssaları, geçmiş kavimlerin inanç, ibadet gibi ritüellerini zikredebiliriz. Kur'an daki müteşabih ayetler üzerinde bir çok araştırma yapılmıştır. Ancak bu çalışmaların çoğu betimseldi, yani bu çalışmalar ayetin farklılıklarından, nedenlerinden ve ayetin tesiriyle olan bağlantılarından bahsetmiyordu. Bu çalışmanın amacı buradaki eksikliği tamamlamaktır. Bu çalışmada müteşabih ayetler seçilmiş olup bu ayetler arasındaki benzerlik ve benzerliğin ayete etkisi açıklanmıştır. Bunlar retorik ve teknik anlamda ipuçları vererek ayeti, te'vil ve tefsir açısından zenginleştirir. &#13;
 &#13;
تناول هذا البحث موضوعاً له علاقة باللغة والتفسير معاً، فكما نعرف أن القرآن يحوي الآيات المتشابهةفي الألفاظ والمعاني والتي تدور في عدة موضوعات، منها القصص القرآني ، وأحوال الأمم والأقوامالسابقين ومنها أحوال العقيدة والعباداتوغيرها . وقد دُرِس موضوع الآيات المتشابهة كثيراً في القرآن، لكن كانت مععظم هذه الدراسات وصفيّة، أي أن هذه الدراسات لم تذكر الفروق والاسباب وصلتها بتفير الآية. وجاء هذا البحث ليستدركهذا النقص ، فقد اختار هذا البحث الآيات المتشابهة  وقام بتعليل التشاشبه بين الآيات وبيان أثر هذا التشابه على الآية  وما تعطيه من لمحات بلاغية وفنيّة تغني معنى الآية تفسيراً وتأويلاً.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“SOVYETBEK BAYGAZİYEV”: ESARET ZİNCİRİNİ KOPARAN KIRGIZ ŞİİRİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50000</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50000</guid>
      <author>Döne ARSLANOrhan SÖYLEMEZ  </author>
      <description>Sovyetbek Baygaziyev, 2021 itibarıyla 76 yıllık hayatına pek çok resmi ve gayrı resmi edebiyat ve siyaset ödülünü sığdırmış, gazetecilik, redaktörlük, öğretim üyeliği, yükseköğretim kurumlarında da yöneticilik yapmış bir Kırgız halk şairidir.&#13;
2007’de yayınladığı "?�?�ш?�?�?�?�?� ?�?�ш?�?�?�?�?� рухту?� ыр?�?�ры" (&lt;em&gt;Zincirinden Kurtulan Ruhun Şiirleri)&lt;/em&gt; başlıklı 176 sayfalık şiir antolojisini Gülçınar baskısıyla Bişkek’te yayınlamıştır. Kitapta 1991’deki bağımsızlığın ilanından sonra Kırgız toplumunda yaşanan toplumsal gelişmeleri, millî kimlik unsurları olan gelenek-göreneklerin, Kırgız tarihine ve diline, hatta dinine karşı azalan ilgiye dikkat çeken şiirler yer almıştır.&#13;
Bu çalışmada da şairin “?�үр?�үттү?� ?�ө?� ?�?�шы” (&lt;em&gt;Kartalın Göz Yaşı)&lt;/em&gt; ile &lt;em&gt;“?�?�?�?�ы?� ?�?�?�ы?�. ?�р?�?�р” (Yalnız Kayık. Şiirler)&lt;/em&gt; kitaplarında yer alan toplumdaki yozlaşmayla birlikte “millî kimlik” inşasında önemli rol oynayan vatan, ana dili, Kırgız kültürü, İslam dini, tarih gibi kavramlar etrafında oluşturulan şiirler irdelenerek yorumlanmaya çalışılmıştır.&#13;
Sovyetbek Baygaziyev, şiirlerini milli şuurla yazmıştır. Şiirlerini yazarken milletinin ideolojiden mahrum, yolunu bulamayıp günden güne yok olmasını ağır bir şekilde eleştirerek şiirleri aracılığıyla halkında milli uyanışı gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Şiirlerinde halkının acizliğinden, yabancılar karşısındaki çaresizliğinden ve yok edilişinin habersizliğinden sıklıkla bahseder. Sovyetbek Baygaziyev; ülkesinin, halkının gerçeğini şiirlerinde ağır eleştirilerle ele alır; çünkü onun için “şiir” hayatın gerçeğidir.&#13;
Şiirlerinde vatanının doğal güzelliklerinden de bahseden şair, Manas ve Cengiz Aytmatov gibi Kırgızları Kırgız yapan önemli şahsiyetlerine de şiirlerinde yer vermeyi unutmamıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİSEY YAZITLARI ÜZERİNE FONETİK BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51404</guid>
      <author>Abdullah YILDIRIM</author>
      <description>Canlı bir varlık olan dil, doğası gereği zaman içerisinde değişen ve gelişen bir yapıya sahiptir. Dilin temel yapı taşı olan sözcükler de bu süreçte semantik ve fonetik açıdan bazı değişimlere uğrar. Bir dildeki fonetik değişiklikler genellikle dilin kendi iç dinamik yapısıyla ilgilidir. Bu çalışmada; 8 ile 10. yüzyıllar arasında dikildiği tahmin edilen Yenisey yazıtları, ses bilgisi açısından değerlendirilerek bunların fonetik özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Makalede, Erhan Aydın tarafından yazılan ve Yenisey yazıtları üzerine şu ana kadar yapılmış en kapsamlı çalışma olarak sayılan “Yenisey Yazıtları” adlı kitap esas alınmıştır. Yenisey bölgesindeki E 1- E 154 arasında numaralandırılması yapılan yazıtlar ile numarası bulunmayan Lisiç’ya I-II, Knışi Köyünden Bronz Ayna Starı, Kök Haya, Beyskoye Köyünden Gümüş Kama, Kamenka Köyünden Bronz Para, Bronz Para-Krasnoyarsk, Devlet Ermitajı’ndan Gümüş Kap, Kunya Dağı Kaya Yazıtı, Kulplu Sedyarski Maşrapası, Kulplu Gümüş Maşrapa, Adrianov Koleksiyonundan Bir Yazıt, Sargol, Ozernaya II, Çinge ve Edegey I-VI yazıtları da çalışmaya dâhil edilmiştir. Söz konusu yazıtların tamamı taranmış olup sınıflandırma yöntemiyle alt başlıklara ayrılmıştır. Fonetik açıdan dikkat çeken önemli ayrıntılara ve noktalama işaretlerinin kullanımı ile ilgili bazı özel detaylara yer verilmiştir. Yenisey yazıtlarının genel olarak Orhon Türkçesinin dil özelliklerini yansıttığı görülmüştür. Eldeki çalışma  yazıldığı dönemin fonetik özelliklerini yansıttığından bundan sonra yapılacak benzer çalışmalara kaynaklık edeceği düşünülmektedir.&#13;
 &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANAR’IN AK KOÇ, KARA KOÇ ROMANINDA DİSTOPİK ORTAMIN BİREY VE TOPLUM ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49897</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49897</guid>
      <author>Aynur BEŞKONAK</author>
      <description>Anar Rzayev, Azerbaycan millî edebiyatının önemli isimlerindendir. Hem Sovyet döneminde hem de bağımsız Azerbaycan Devleti kurulduktan sonra yazdığı eserlerinde halkın millî-manevi değerlerine hizmet etmeği amaçlayan yazar, eserlerinde Azerbaycan’ın klasik ve çağdaş medeniyetini, edebiyatını tarihî bir yaklaşımın yanı sıra modern bir bakış açısıyla da ele almıştır. Yazarlığı yanında aynı zamanda sosyal, politik hayatta da önemli yeri olan Anar, eserlerinde çağının en güncel problemlerine değinmiş, millî ve manevî değerleri korumaya çalışmıştır.&#13;
Çağdaş Azerbaycan edebiyatına büyük hizmetler sunan Anar Rzayev’in &lt;em&gt;Ak Koç, Kara Koç &lt;/em&gt;eseri ütopik ve distopik özellikli bir romandır. Yaratıcılığında folklordan, özellikle masallardan bolca yararlanan Anar’ın &lt;em&gt;Ak Koç, Kara Koç&lt;/em&gt; eseri Azerbaycan halk masalı “Melikmemmed”den esinlenerek yazılmış ve bu bakımdan metinlerarasılık örneği olan bir romandır.&#13;
Ütopik ve distopik masallardan oluşan iki bölümden ibaret olan eserde arzu edilen ve edilmeyen olayları tasvir eden yazar, hayalî bir cennet ülke tasarımı ile anti-hayalî bir ülke tasvirini vermiştir. Distopik karakterli ikinci bölümde yazarın birinci ütopik bölümde hayal ettiği cemiyetin tam tersi bir cemiyetten söz edilerek durumun vahimlik boyutu çarpıcı bir şekilde anlatılır. Karanlıklarla dolu bu bölümde durum trajiktir. Burada üç bölgeye bölünmüş, arzu edilmeyen bir Azerbaycan tasviri vardır.&#13;
Distopik anlatılar toplumsal bir eleştiri aracı olduğu için yazar burada halkına mesaj verir. Her iki geleceğin olabileceğine, iyiyle kötünün ayırt edilmesi gerektiğine ve bu seçimin halkın elinde olduğuna gönderme yapar.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALK ANLATILARINDAN ÖRNEKLERLE “CİN ÇARPMASI” VAKALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52150</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52150</guid>
      <author>Berna KOLOT</author>
      <description>Korku, insanların dış dünyaya karşı bir tehdit algıladığında ortaya çıkan ve endişe veren bir duygudur. Her insanda çeşitli sebeplerden ötürü meydana gelen korku, insanların göremediği, dokunamadığı ancak tehdit olarak algıladığı tabiatüstü varlıklar karşısında da ortaya çıkar. Genellikle kötü ruhlar olarak kabul edilen bu varlıklardan insanlar korkmuş ve kendilerini onlardan korumaya çalışmıştır. Bu kötü ruhlardan korunmak isteyen insanlar, İslamiyet öncesi dönemde şamanlara başvururken, İslamiyet’in kabulünden sonra hoca, cinci, üfürükçü gibi kişilere başvurmuştur. Cinlerin de kendi yaşadıkları dünyada gezdiğini düşünen insanlar, adlarını andıklarında onların her an yanına geleceklerine inanırlar. Bu yüzden cin adını anmak yerine &lt;em&gt;üçler, iyi saatte olsunlar, dışarşerli&lt;/em&gt; gibi çeşitli takma adlar kullanarak bu durumu engellemeye çalışır. Bunun yanı sıra insani vasıflar taşıdığı düşünülen cinlerin bu dünyada mezarlıklar, harabeler, ıssız yer gibi bazı yerleri sahiplendiğine de inanılır. Cinlerin sahibi olduğuna inanılan bu mekânlarsa &lt;em&gt;tekinsiz mekân&lt;/em&gt; olarak nitelendirilir. İnsanlar bu tekinsiz mekânlardan geçmemeye, oralarda bulunmamaya özen gösterir. Ayrıca insanların bilerek veya bilmeyerek cinlere zarar verdiğinde (yakmak, ezmek vb.) bunun cinleri kızdıracağına ve kızan cinlerin insanları cezalandırmak isteyeceğine inanılır. Halk anlatılarında ve inanışlarında cinlerle temas ettiği düşünülen insanlarda görülen fiziksel ya da ruhsal değişikliklerin &lt;em&gt;cin çarpması &lt;/em&gt;olarak adlandırıldığı görülür. Bu çalışmada Anadolu sahası halk anlatıları içerisinden örneklem yöntemiyle seçilen metinler aracılığıyla cinlerin, insanları neden ve nasıl çarptığı açıklanması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ABDULLAH HARMANCI’NIN BİREYSEL VE EDEBİ KİŞİLİĞİNİ ŞEKİLLENDİREN UNSURLAR VE BUNLARIN ÖYKÜLERİNE YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49508</guid>
      <author>Büşra TUNKSüleyman UZKUÇ </author>
      <description>Abdullah Harmancı, edebiyatımızda öykü türünde verdiği eserlerle tanınmaktadır. Yazı hayatına şiirle başlayan roman denemelerinden sonra öyküde karar kılan Harmancı, bu alanda Türk öykücülüğü için önemli eserler vermiştir. &lt;em&gt;Muhteris&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Ertesi Dünya&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Yerlere Göklere&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Seni Ne İhtiyarlattı&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Melek Kayıtları&lt;/em&gt;, &lt;em&gt;Behçet Bey Neden Gülümsedi?, Baltan Taşa Değecek&lt;/em&gt; isimli yedi öykü kitabı bulunan yazar öykülerinde aşk, yalnızlık, yazarların ve dergi yayıncılığının sorunları, akademisyenlerin problemleri, taşra-merkez çatışması, karı-koca ilişkileri, ölüm, ahiret yaşamı gibi konuları işlemiştir. Harmancı’nın İslamî anlamda ağırlık kazanan dünya görüşü öykülerinin temelini oluşturur. Yazar yaşamı ve dünya görüşü ile sanat anlayışını dengede tutmaya çalışır. Bu bağlamda yazı hayatına aktif olarak devam eden Abdullah Harmancı’nın öykülerinde hayatından ve kişisel özelliklerinden izler bulmak mümkündür. O, çevresinden beslenen bir yazar olmakla beraber daima yeni bir biçim arayışı içinde olmuştur. Kısa ve küçürek öyküler kaleme alan Harmancı bu türün başarılı ve tanınan bir temsilcisi haline gelmiştir. Bu makalede Abdullah Harmancı’nın edebî kişiliğini şekillendiren unsurlar üzerinde durulmuş, ailesi, tahsili, okumaları, yaşadığı coğrafyalar ve dinî kaygılarının kendi kişiliğinin oluşmasına etkileri ve bu etkilerin Harmancı’nın öyküleri üzerindeki yansımaları ifade edilmeye çalışılmıştır. Yazar kendisiyle yapılan söyleşilerde hem hayatı hem de kişisel özellikleri hakkında pek çok bilgi vermektedir. Bu bilgiler sanatçının ailesi, kişiliği, tahsil hayatı, okumaları ve yaşadığı coğrafyaların öykülerine nasıl yansıdığını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADININ DOĞA ARACILIĞIYLA TARİHİ YENİDEN YAZMASI: DORİS LESSİNG’İN THE CLEFT ROMANI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51718</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51718</guid>
      <author>Kübra BAYSAL</author>
      <description>Doris Lessing'in çığır açan romanı &lt;em&gt;The Cleft&lt;/em&gt; (2007), ekofeminizm bağlamında çevresel meseleleri ele alırken, insan etkisiyle dünyanın jeolojik dönüşümünü ifade eden ve diğer bir adı insan çağı olan Antroposen’e sebebiyet vermiş ilk insan uygarlığının başlangıcını ele almaktadır. Romanda, kadınların çevre dostu yaşam felsefesiyle ilk insanlar olduğu ve erkeklerin daha sonra dünyaya gelerek kadın düzenine davetsiz olarak katıldığı yeni bir toplum türü ile kadın ve erkeklerin farklı yaradılışı tasvir edilmiştir. Kadınlar, erkeklerin aniden ortaya çıkmasına şiddetle karşı çıkarken, erkekler de benzer şekilde şiddete başvurup, öfkeyle onlara karşı çeşitli suçlar işlemişlerdir, ki böylece ilk insan-merkezci toplumun temelleri atılmış olur. Yine de, kadın ve erkekler, sonunda farklılıklarına rağmen uzlaşmaya varıp, kalıcı insan izlerini doğa üzerinde bırakan birlik ve bütünlük içerisindeki ilk insan toplumunu oluştururlar. Hatalarının farkına varan ve onlardan ders alan bu yeni toplum, aslında birbirine bağlı olan insanlık ve doğanın iyiliği için çevre dostu bir hayat sürmeye gayret ederler.  Bu çalışma, insan dışındaki doğanın canlılığını ve insan türünün dünyada devam eden oluşum sürecindeki kritik rolünü vurgulayan bir yirmi birinci yüzyıl anlatısı olarak &lt;em&gt;The Cleft&lt;/em&gt; romanını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu anlamda roman, okuyucunun mevcut yeni dünya gerçekliğinin özü olan Antroposen’i ve antropojen çevresel dönüşümlerinin çıkmazında kendi karmaşık rolünü anlaması açısından değerli bir örnek teşkil etmektedir </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1830 KOLERA SALGININDA A.S. PUŞKİN: İLK BOLDİNO GÜZÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51654</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51654</guid>
      <author>Havva Hilal ÇELİKATEŞ TEPEDuygu İKİSİVRİ AKDEMİR </author>
      <description>Tarih boyunca salgın hastalıklar toplumun her kesimini etkilemiş, bireylerin yeni yaşam biçimlerine ayak uydurmasını gerekli kılmıştır. Salgın hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla uygulanan karantina zorunluluğu, özellikle kimi sanatçı şahsiyetler için oldukça verimli bir dönemin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Karantina süreci pek çok sanatçıya içsel yolculuğa çıkma fırsatı sunmakla birlikte, yeteneğini gerçekleştirmek için ihtiyacı olan koşulları elde etme imkânı vermiştir. Yalnızlık, topluluktan uzak olma hâli, edebî çalışmalar için yeterince boş vaktin olması gibi etkenler karantina sürecini verimli bir sanatsal döneme dönüştürebilmektedir. Bunun önde gelen örneklerinden biri Rusya’da 1830 yılında yaşanan kolera salgını sırasında Puşkin’in Boldino’da geçirmek zorunda kaldığı karantina sürecidir. 1830 yılının güzünde yaklaşık üç ay Moskova’ya dönemeyen Puşkin o dönemde nişanlısından, ailesinden ve arkadaşlarından uzakta yalnız yaşamaktadır. Sevdikleriyle tek iletişim yolu mektuplaşmadır. Bunun yanı sıra güz; en sevdiği, en üretken olduğu mevsimdir. Nitekim Boldino birçok eserini kaleme aldığı yer olmuş ve Rus edebiyatı tarihine “İlk Boldino Güzü” (Boldinskaya Osen’) olarak geçmiştir. Puşkin’in yaratıcılığının doruk noktası olarak kabul edilen Boldino Güzü döneminin beslendiği karantina sürecinin verimliliği, günümüzde “her karantina Boldino Güzüne dönüşebilir” sözleriyle vurgulanmaktadır. Söz konusu dönemde Puşkin’in nasıl bir yaşam sürdüğünün üzerinde durulacak, ardından yazarın karantina üzerine düşünceleri mektupları üzerinden saptanarak karantina sürecinin sanatsal yaşamına etkisi incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ATİQ RAHİMİ’NİN SABIR TAŞI ROMANININ OLUŞUMSAL YAPISALCI YÖNTEMLE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51706</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51706</guid>
      <author>Kübra Şeyma AYDIN</author>
      <description>Ataerkil toplumlarda kadına yönelik baskı ve hüküm sürme yetisi daha fazladır. İnsan neslinin tek taraflı bakış açısıyla üremesi, yaşamsal sistemin dengesini bozmaktadır. Denge, yalnızca iletişimde değil cinsiyetler üzerinde de sağlandığında anlamlı hale gelir. Bu durum bireylerin karakteristik yapısını da eyleme döker. Tek taraflı fikirler, insan neslinin üremesi üzerinde bir otorite kurduğunda eylem bozulduğu gibi bireylerin nesiller boyu karakteristik yapısını bozmakta, kültürel süreçlerini, olumlu aktarımlarını sekteye uğratmaktadır. Sabır Taşı, yozlaşmış ahlaki ve geleneksel yaşam tarzlarının yol açtığı olumsuz sonuçları ifade etmesi ve bu sistemin yeniden yapılanmasına dikkat çekmesi bakımından önemlidir. Roman, Lucien Goldmann’ ın oluşumsal yapısalcı yöntemi üzere incelenmiştir. Oluşumsal yapısalcı yöntem içinde bulunan geriye dönüş tekniği, montaj tekniği, diyalog tekniği, iç diyalog tekniği, dinsel düzel, kültürel düzey, ekonomik düzey ve simgesel çözümleme başlıklarına yer verilmiştir. Eserde bulunan imgelerin evrensel gerçeklerine yer verilmiş ve eseri evrensel boyuta taşıyan yönleri üzerinde durulmuştur. Toplumsal yozlaşmaların nedenlerine dair varoluşsal tespitler yapılmıştır. Bu tespitler Tao, Kuran ve bilinçaltına dair bilimsel verilere dayandırılarak açıklanmıştır. Eserin bu şekilde çok yönlü olarak algılanması sağlanmıştır. Doğu toplumlarındaki kadın kavramının konumu üzerinden eserdeki simgeler geniş bir şekilde açıklanmış ve kadın kavramına bakış açısı kadını evrensel olarak anlama düzeyine çekilmiştir.&#13;
Bu çalışma, toplumda ahlaka dayandırılan yanlış yapılanmaların neticelerindeki temel sebepleri ortaya koymak, kadın-erkek eşitlik anlayışının gerekliliğini ontolojik açıdan vurgulamak amacıyla yazılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HADİSLERİN ANLAŞILMASINDA AYETLERİN ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49308</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49308</guid>
      <author>Ekrem YÜCELCemal URAL  </author>
      <description>Kur’an ile hadis/sünnet İslam’ın iki temel kaynağı olup aralarında birçok yönden güçlü bir bağ bulunmaktadır. Bu bağlamda Kur’an’ın anlaşılmasında hadislerden, hadislerin sübûtunu belirlemede Kur’an’dan istifade edildiği izahtan varestedir. Bu araştırmada yaygın kullanımın aksine hadislerin anlaşılması ve yorumlanmasında âyetlerin rolü üzerinde durulmuştur. Bu vesileyle hem mezkûr yöntemi gündeme getirmek hem de hadislerin doğru anlaşılmasına bir nebze katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Nitekim bunun örnekleri klasik hadis kaynaklarında hiç de azımsanmayacak kadar fazladır. Bazı hadislerden sonra Hz. Peygamber’in veya râvinin, hadis metniyle bir âyeti iki farklı şekilde ilişkilendirdikleri müşahede edilmektedir. Bunlardan ilki, hadisin akabinde dile getirilen “Bu hadisin mânâsı/mikyası, Allah’ın şu sözüdür.” tarzındaki ifadelerden sonra bir âyete işaret edilerek aralarında anlam bağının kurulmasıdır. İkinci formu ise hadisten sonra okunan âyetlerdir. Söz konusu iki durumda da hadis ile âyet arasında bir irtibat kurulmakta ve metnin anlam alanı Kur’an çerçevesinde belirlenmiş olmaktadır. Bu yöntemin hadisin doğru anlaşılmasına ve merfû‘ mânânın tesebbütüne katkı sağlayacağı aşikâr olmakla birlikte, biricik ilke olmadığı ve diğer metotlarla birlikte değerlendirildiğinde daha iyi sonuçlar doğuracağı vurgulanmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SABIRLA İLGİLİ AYETLERİN EĞİTSEL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51446</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51446</guid>
      <author>Nurhan DUDAKLINazım BAYRAKDAR  </author>
      <description>İslam inancına göre Kur’an-ı Kerim insanlığa gönderilen son ilahi kitap olup aynı zamanda insanlar için bir hidayet rehberidir. İnsanların yaratılış amaçları istikametinde, huzur, mutluluk ve barış içerisinde, ilkeli ve onurlu bir şekilde yaşamalarının yolu Kur’an’da gayet açık bir şekilde gösterilmiştir. Kurtuluşa/felaha götüren bu yolu fark etmeleri, değerini takdir edip ona yönelmeleri için Kur’an’da yer alan ayetler vasıtasıyla insanlar sürekli düşünmeye sevk edilmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’e bir bütün olarak bakılırsa bu yolun birtakım esaslarının olduğu rahatlıkla görülecektir. Ahlaki değerler, bu esaslardan birini teşkil etmektedir. Bu değerlerin Kur’an’da nasıl ele alındığı ve bunun eğitsel açıdan taşıdığı değerin ne olduğu araştırmaya muhtaç bir meseledir. Kur’an-ı Kerim’de ele alınan ve insanlar tarafından kazanılması istenen en temel değerlerden biri “sabır” erdemidir. Bu araştırmada, sabırla ilgili ayetler analiz edilerek eğitsel açıdan birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Araştırmada, “sabırla ilgili ayetlerin eğitsel açıdan taşıdığı değer nedir?” sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmada veriler, doküman analizi yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen veriler ışığında araştırma değerlendirmeler yapılarak sonlandırılmıştır. Araştırma sonucunda, Kur’an-ı Kerim’de sabırla ilgili ayet sayısının oldukça fazla olduğuna ulaşılmış ve bu ayetlerin, insanların dikkatlerini sabır değeri üzerine yoğunlaştırmalarını, sabır değerini çeşitli yönleriyle tanımalarını ve anlamalarını, onu kazanmaya ve onunla uyumlu bir şekilde yaşamaya motive olmalarını ve nihayetinde bu değeri benimsemelerini sağlayacak unsurlar içerdiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK TERAPİ VE MÜZİK TIBBI UYGULAMALARININ POZİTİF PSİKOLOJİ PERSPEKTİFİNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51565</guid>
      <author>Emine Ceylan ÜNAL AKBULUT</author>
      <description>Müzik yüzyıllardır vazgeçilmez bir parçamız olarak hayatımızda yer almaktadır. Kimi zaman sözel iletişimin yerine geçen bir araç olarak kullanılmıştır. Enstrümanlar ya da şarkı söyleme yoluyla ve notalar aracılığı ile seslerle aktarılan duygular vücudumuzda hasta olan bölgelerimize etki yapabilmektedir. İnsanları zihinsel, psikolojik ve fizyolojik olarak etkilediği yapılan çalışmalarla gün be gün ortaya çıkarılmaktadır. Özellikle klinik ortamlarda yapılan uygulamalar müziğin etkisini ispatlar niteliktedir. Son yıllarda Müzik Terapi ve Müzik Tıbbı alanında yapılan çalışmalar artmaktadır. Pozitif psikoloji de aynı oranda yaşamımızda gerek yüz yüze gerekse dijital platformlarda gerçekleşen sunumlarla karşımıza çıkmaktadır. İnsanların her zaman kendilerini iyi hissetme ihtiyacı olacaktır. Bu çalışmada alanda son üç yılda yapılmış ve indeksli dergilerde basılmış beş çalışmaya yer verilmiştir. Hemşirelik okuyan öğrencilerin sınav kaygısı, yeni doğum yapmış annelerin bebeklerinin ağlaması, kemoterapi tedavisi gören hastaların uygulama esnasında yaşadığı rahatsızlık, ruhsal rahatsızlık geçiren bireylerin öfke durumları, kasık fıtığı ameliyatı olan hastaların endişelerinin giderilmesi için müziğin terapi başlığında yapılan çalışmalar incelenmiştir. Bu çalışmalar gerçek anlamda terapötik bir süreçte ilerletildiği gibi sadece müzik dinleme ile müziğin ilaç gibi kullanıldığı da görülmüştür. Sonuç olarak öğrencilikten, hastalığa, anneliğe ve zaman zaman rahatsızlıklara uzanan yaşam yolculuğunda müzik, terapi amaçlı ya da anlık esenlik sağlama nedeniyle kullanılmaktadır. Müziğin kolay erişilebilir olması ve uzmanlarınca terapötik olarak sağaltımı ile daha birçok alanda çalışmalar yapılacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTONÍN DVOŘÁK’IN “GYPSY SONGS OP.55” LİED DİZİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49514</guid>
      <author>Betül YARARDilan CAMIZCI </author>
      <description>Bu çalışmada Romantik Dönem bestecilerinden Antonin Dvořák'ın (1841-1904) Gypsy Songs Op.55 lied dizisi incelenmiştir. Çek Cumhuriyeti'nde doğan Antonin Dvořák, geleneksel Batı Avrupa besteleme stilini Çek ulusal müziği ile harmanlayarak, bohem dans ritimlerini ve ulusal enstrümanları kullanmış, kendi tarzını yaratmıştır. Bestecinin 1880 yılında yazdığı Op. 55 Çingene Şarkıları, Dvořák’ın lied türünde yapmış olduğu en önemli bestelerinden biridir. Dvořák lied dizisini, Bohemyalı romantik şair Adolf Heyduk’un orijinal metinleri Almanca olan yedi şiiri üzerine, o dönemde Viyana’da tanınmış tenor olan Gustav Walter’ın seslendirmesi için bestelemiştir. Gerçek Çingene melodilerinin yer almadığı lied dizisi, dans ritimlerinin tutkulu ve neşeli ritmi, haretketli vokal çizgisi ve canlı piyano eşlikleriyle Çek ulusal müziğinin renklerini ve Çingenelerin özgür yaşam tarzını etkili bir şekilde ifade etmektedir.&#13;
Bu çalışmada öncelikle, Antonin Dvořák’'ın yaşadığı Romantik Dönem'in genel hatları çizilmiş, Dvořák’ın hayatı ve müzikal kimliği anlatılmış ve Romantik Dönem'de lied türündeki oluşumlar aktarılmıştır. Ardından dizide yer alan her bir şarkı; anlam ve yorumlayıcı öneme sahip müzikal özellikler açısından incelenerek ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Öncelikle orijinal şiirlerin çevirilerine yer verilmiş ve eşlik ile bağlantıları ve müziksel ifadeler gözden geçirilmiştir. Betimsel bir yöntemle yürütülen araştırmada tarama yoluyla elde edilen veriler geniş bir şekilde sunulmuş, eserlerin metin çözümlemeleri ve seslendirilme özellikleri ele alınmıştır.&#13;
Bu çalışma A. Dvořák’ın “Gypsy Songs Op.55” Lied Dizisini incelemek ve öğrenmek isteyen öğrenci ve sanatçıların esere yaklaşımını kolaylaştırma ve icralarına katkıda bulunabilecek belli detayları ortaya çıkarma ve literatüre katkıda bulunma amacını taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANAOKULLARI İÇ MEKAN TASARIMINDA EĞİTİME YÖNELİK MEKAN İHTİYAÇLARI VE MONTESSORİ ANAOKULLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52208</guid>
      <author>Hülya YAVUZ ÖDEN</author>
      <description>Anaokulları okul öncesi çocukların bilgi ve becerilerini destekleyen eğitim kurumlarıdır. Farklı eğitim sistemlerini benimsemiş olan anaokullarında aktivitelere göre alanlar oluşturulmaktadır. Algının ve çevrenin öneminin büyük olduğu bu dönemde çocuklara rehberlik edecek ve hayal güçlerine ilham verecek mekanlar tasarlanmalıdır. Çocukların sözlü beceriden önce öğrenilen görsel dil ile yaratıcılıkları desteklenmektedir. Bunun yanında mekanda bulunan uyarıcılar, güvenli ve ulaşılabilir mobilyalar da çocukların özgürce hareket etmelerini ve sorumluluk bilinci kazanmalarını sağlamaktadır. Anadilin yanında farklı bir dilin de okul öncesi dönemde öğrenilmesi için mekanda kullanılan görseller ve bunları destekleyici yabancı dilde kelimeler ile görsel hafıza da yer etmesi sağlanabilmektedir. Bu sayede öğrenilen yabancı dildeki kelimeler ile hafızadaki ilişki kuvvetlenerek hatırlanması kolaylaşmaktadır. Bu makalenin amacı Montessori anaokullarında kullanılan mekan ihtiyaçlarını ve günümüz okullarında oluşturulan modern tasarımları araştırmaktadır. Sonuç olarak mekanda kullanılan eğrisel formlar ve donatı elemanlarının boyutlarının çocuklara göre tasarlanması ile çocuğun özgürce hareket edebileceği, kendi kararlarını uygulayabileceği ve engellerle karşılaşmadan eğitim görmesini sağlamaktadır. Mekan bir bütünlük içerisinde estetik bir uyum ile tasarlanmalıdır. Çok fazla renk ve oyuncak çocuklar için dikkat dağınıklığına neden olmaktadır. Bir düzen içerisinde organize edilmiş az ve yeterli sayıda renk ve obje ile daha huzurlu bir mekan oluşturulmaktadır. Tasarımda ana unsuru yetişkinler ve çocuklar arasındaki olumlu ilişkiler oluşturmaktadır. Mekan tasarımı da bu ilişkiyi desteklemektedir. Doğal aydınlatma, uygun boyutta askılıklar, depolama alanlarının yeterli ve güvenli olması, dolaşım alanlarının yeterli olması da gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONUT YAPILARINDA KULLANICI MEMNUNİYETİ ÜZERİNE KAVRAMSAL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51396</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51396</guid>
      <author>Gökhan UŞMANazlı Ferah AKINCI  </author>
      <description>Genel tanımıyla kullanıcının bir sistem, ürün veya hizmet kullanımından kaynaklanan fiziksel, bilişsel ve duygusal tepkilerinin, kullanıcının ihtiyaç ve beklentilerini ne ölçüde karşıladığı durumu olarak tanımlanan kullanıcı memnuniyeti kavramı, konut yapılarında da büyük bir öneme sahiptir. Çevresel ve fiziksel koşullardan memnuniyetsizlik durumu, kullanıcıların sağlığı, konforu ve mutluluğunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle kullanıcıların zamanlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri konut yapılarında, kaliteyi ve memnuniyeti neyin oluşturduğuna detaylı bir şekilde bakılması gerekmektedir. Mimari tasarım sürecinde en önemli faktörlerden biri olan kullanıcı memnuniyeti özelinde çok daha geniş bir değerlendirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı da konut yapılarında kullanıcı memnuniyetinin detaylı bir şekilde değerlendirilmesi ve memnuniyet göstergelerinin bir bütün olarak ele alınması gerekliliğini ortaya çıkarmaktır. Çalışma kapsamında öncelikle konutlarda kullanıcı memnuniyeti üzerine yapılmış olan mevcut akademik çalışmalardaki memnuniyet göstergeleri ele alınmış ve farklı görüşler değerlendirilmiştir. Konutlarda memnuniyete dayalı kalite değerlendirmelerinin yapılabilmesi için geliştirilmiş konut kalite değerlendirme araçları ele alınmış, bu araçların memnuniyet göstergeleri karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir. Son olarak kullanıcıları için sağlıklı ve verimli çevreleri sağlayan binalar olarak tanımlanan sertifikalı binaların değerlendirme kriterleri ele alınmış, sertifikalandırma sistemlerinin memnuniyet göstergeleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada ele alınan ve değerlendirmeleri yapılan memnuniyet göstergelerinin, mevcut konutların kullanıcı memnuniyeti bağlamında iyileştirilmesi konusunda ve gelecekte yapılacak olan konut tasarımları sürecinde faydalı olacağı öngörülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR MADEN FİRMASININ YERALTI ÇALIŞANLARININ İŞ TATMİN DÜZEYLERİNİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ İLE TÜKENMİŞLİK İLİŞKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52085</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52085</guid>
      <author>Mustafa GÜNAYDINEbru Emine ŞÜKÜROĞLU  </author>
      <description>Yeraltı maden faaliyetlerinin yürütüldüğü çalışma koşullarında sağlık ve güvenlikle ilgili ciddi riskler yaşanmaktadır. Bunların önlenebilmesi için çalışanlara ait spesifik çalışmalar yapmak gerekir. Çalışma koşullarındaki ağır stres koşullarını azaltmak, iş güveliği uygulamalarını etkin bir şekilde yapmak ve ödüllendirme sistemiyle gibi düzenlemeleri yaparak iş tatmin düzeyini artırmak oluşabilecek riskleri azaltacaktır. Dolayısıyla çalışanların iş yaşam dengeleri arasında pozitif yönde bir bağlantı sağlanmış olacaktır. Bu doğrultuda çalışmamızın amacı, yeraltı maden çalışanlarının genel iş tatmini, içsel tatmin ve dışsal tatmin durumlarının iş güvenliği ve sağlığına etkisini araştırmaktır. Bunların yanı sıra tükenmişlik düzeyleriyle ilgili karşılaştırmalar yapılmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, medeni durum, çocuğunun olup olmaması, sigara kullanımı, işi ile ilgili özel eğitim alma ve işini isteyerek yapma kriterlerinden oluşmaktadır. Araştırmamızda Minnesota iş tatmin ölçeği kullanılmıştır. Ölçek iç ve dış tatmini ölçülmesi maksadıyla 20 maddeden oluşmaktadır. Gümüşhane ilinde faaliyet gösteren bir maden firmasının yeraltında çalışan sayısı 162 kişi olup bu çalışanların tamamı çalışmaya dâhil edilmiş ve 121 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Veriler 2018 yılı içerisinde toplanmıştır. Grubun genel tatmin düzeyi normal dağılım göstermemektedir (p=0,048; p&lt;0,05). Çalışma grubunun iş tatmin düzeyleri azalırken tükenmişlik düzeyleri artmaktadır (r=-0,353). Aynı şekilde katılımcıların içsel ve dışsal iş tatmini düzeyleri azalırken tükenmişlik durumları artmaktadır (sırasıyla r=-0,356 ve r=-0,133). Sonuç olarak, iş tatmin düzeylerinin azalması iş sağlığı ve güvenliği açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Dolayısıyla çalışanların tükenmişlik yaşamalarına ve iş yaşam dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRKAĞAÇ RESUL ENSEZER KONAĞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49560</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49560</guid>
      <author>Ali Murat AKTEMUR</author>
      <description>Manisa’nın Kırkağaç İlçesi ilk çağlardan beri yerleşime sahne olmuş, tarihi süreç içerisinde farklı ırk ve inanca sahip toplumların oluşturduğu kozmopolit yaşam biçimi, çok renkli bir kültürel zenginliği de beraberinde getirmiştir. Bu zenginlik konut mimarisine de yansımıştır. Kökleri antik Yunan ve Roma mimarisine kadar uzanan antik gelenekli mimari unsurlar, yerli mimari unsurlarla kaynaşarak son derece zengin çeşitlilik ve özgünlük yansıtan bir konut mimari anlayışını ortaya çıkarmıştır. Rum evlerinin Neo-Klasik ve Neo-Barok mimari anlayıştaki cephe düzenleri, yöredeki Türk evlerini de görsel açıdan etkilemiş, aynı dönem Türk evlerinde Rum evlerinden esinlenilerek yapılan görsel uygulamalar görülmüştür. Bu etki Resul Ensezer Konağı’nda olduğu gibi, planda değil daha çok cephe mimarisinde hissedilmektedir. Genellikle giriş alınlık kemeri kilit taşında, giriş eyvan kemeri kilit taşında, bahçe kapısı lentosunda ya da kemer kilit taşında, bazen de giriş eyvanı ile çatı saçağı arasında kalan kısımda, ancak her halükarda konut girişlerinde yaygın şekilde kuş figürlerine yer verildiği görülmektedir. Resul Ensezer Konağı’nda da görüldüğü şekilde rölyef karakterinde işlenmiş kuş figürlerinin kırlangıç ve güvercin figürleri olduğu anlaşılmaktadır. Hem Türk hem Rum konutlarında karşımıza çıkan kırlangıç ve güvercin figürleri bereket, umut ve müjde sembolü olarak işlenmişlerdir. Zira, hem eski Türk inançlarında hem de Antik Yunan inançlarında kuş, “bereket, müjde, umut, dostluk, barış, sevgi” kavramlarını sembolize etmektedir. Plan, mimari ve süsleme özellikleri açısından büyük bir zenginlik ve çeşitlilik gösteren Kırkağaç konakları ve evleri, kökeni antik Yunan ve Roma mimarisine kadar uzanan mimari geleneklerle, Türk mimari geleneklerinin tarihi süreçte yerli ve çok renkli demografik yapıyla beslenmesi ve farklı kültürlerle etkileşimi sonucu ortaya çıkmış, zenginlik ve çeşitlilik arz eden özgün bir mimari karakteri temsil etmektedir. Kırkağaç konaklarındaki bu özgün mimari karakterin önemli bir temsilcisi de Resul Ensezer Konağı’dır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK SİNEMASI VE YERLİ DİZİ İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48746</guid>
      <author>Arif Can GÜNGÖR</author>
      <description>1960-1975 yılları arasındaki süreç Türk sinemasının yapısal, teknik, estetik, ekonomik, düşünsel ve seyirci ilişkileri açısından en karakteristik dönemidir. Bu verimli dönem Türk sinemasının Altın Çağ’ı olarak adlandırılmaktadır. Türk sinemasının ve Türk seyircisinin karakteristiğini oluşturan bu dönem hem Türk sineması ile ilgili çalışmalarda hem de televizyon dizileri üzerine yapılacak araştırmalarda belirleyici bir öneme sahiptir.&#13;
Bu makalenin ilk bölümlerinde 1960-1975 döneminde Türk sinemasının “seyirci merkezli” üretim yapısı ve bu yapının filmlerde içeriğe olan etkisi ortaya konulmuştur. Sonra 1975 yılından itibaren televizyon kanallarında yerli dizi yapımına ve anlatısına olan etkisi; üretim, seyirci ilişkisi ve bu ilişkinin içeriğe yansıması bağlamında ele alınmıştır. Araştırmada literatür taraması yöntemi kullanılmış, konuyla ilgili yazılı kaynaklardan yararlanılmıştır.&#13;
İnceleme sonucunda, yerli dizilerle 1960-1975 dönemi Türk sineması arasında benzerlikler ve karşıtlıklar olduğu saptanmıştır. Benzerlikler seyircinin ortak bilincinde yer alan geleneksel kültür ve seyir geleneğinden kaynaklanan özelliklerdir. Farklılıkların ise 1980 sonrasında ülkemizde yaşanan toplumsal, kültürel, teknik ve estetik değişimin yeni bir seyirci modeli yaratmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Özellikle “tüketim kültürü” bağlamında oluşan içerikler yerli dizilerde en önemli motif haline gelmiştir. Fakat gene de Türk insanının derin yaşam kültüründen, Doğulu, geleneksel anonim anlatım şeklinden ve zihniyetinden gelen seyir geleneği gelecekte kendisine en yabancı biçimlerde bile yansımasını gösterecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAYİ DEVRİMİNİN OSMANLI EKONOMİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE CUMHURİYET DÖNEMİ EKONOMİK POLİTİKALARINA YANSIMALARI  (1876-1938)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49822</guid>
      <author>Bahattin KELEŞ</author>
      <description>XVIII. yüzyılda İngiltere’de ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren çevre ülkeleri de etkileyen sanayi devrimi, sanayisi gelişmemiş ülkeleri oldukça etkilemiştir. Avrupa'da ortaya çıkan sanayi devrimi merkezden çevreye doğru bir ticaret akımının varlığını güçlü bir şekilde ortaya koymuş ve ilk olarak Osmanlı Devleti'ni, Hindistan'ı ve Çin'i etkilemeye başlamıştır. Osmanlı Devleti bu sanayileşme devrimine ayak uyduramamış ve 1838 yılında İngiltere ile imzaladığı Balta Limanı Antlaşmasıyla adeta Avrupa ülkelerinin bir açık pazarı haline gelmiştir. Sanayi devrimi ile seri üretime geçen ve ürettiği mamulü ucuza mal eden Avrupa ülkeleri, bu malları çok düşük gümrükle Osmanlı ülkesinde satıyorlar ve çok büyük gelirler elde ediyorlardı. Osmanlı devleti zaman içerisinde teşvik-i sanayi kanunları çıkardıysa da imalat sanayisinin hala klasik metotlarla yönetilmeye çalışılması, kalifiye eleman yetersizliği ve üretimdeki kalite düşüklüğü gibi sebepler yüzünden bu gerileme ve çöküş sürmüştür. Atatürk, Cumhuriyeti kurduğunda Osmanlı Devleti'nden devraldığı ekonomik yapıyı daha da iyileştirmek için sanayileşmeye büyük önem vermiştir. Atatürk döneminde uygulanan sanayi politikalarıyla özel sektör kısmi olsa da desteklenmiştir. 1923 yılında yapılan İzmir İktisat Kongresi ile ekonomide yeni atılımlar ve hedefler belirlenmiş ve bu doğrultuda çalışılarak ekonomik kalkınmanın önü açılmıştır. Ülkenin birçok yerine yeni fabrikalar kurulmuş ve özel sektörün de desteği aranmıştır.   </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZGECAN ASLAN CİNAYETİ SONRASI SOSYAL MEDYADA DAYANIŞMA OLGUSU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47299</guid>
      <author>Feridun NİZAMŞengül HUZZİYAS  </author>
      <description>İletişim çağı olarak adlandırılan 21. yüzyılda teknoloji ve internet gelişimine büyük ivme katmıştır. Bu gelişmeler bireyi ve toplumu büyük oranda etkilemiş, geliştirmiş ve dönüştürmüştür. Gelişmeler bireyin iletişim kurma şeklini, yaşamını ve toplumsal bakışını değiştirmiştir. Dünyayı daha küçük bir yapıya dönüştürürken, toplumsal olaylara bakış açısına da yenilikler getirmiştir.&#13;
Günümüzde iletişim şekilleri, sunulan imkânlar doğrultusunda gelişmeye devam ederken bireylerin toplumsal olaylara katılması ve tepki yöntemleri de değişmektedir. Sosyal medyanın altın çağını yaşadığı bugünlerde, insanlar toplumsal olaylara bu mecradan katılmakta ve tepki göstermektedir.&#13;
Bu çalışma Özgecan Aslan cinayeti sonrası sosyal medyadaki dayanışma olgusunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada karma yöntem kullanılmıştır. Facebook kullanan 500 kişiye online anket uygulanmıştır ve Özgecan Aslan adına açılan Facebook hesabı içerik analizi tekniği ile incelenmiştir. Sonuç olarak Özgecan Aslan cinayeti sonrasında sosyal medyada dayanışmanın gerçekleştiği, olaya yönelik tepki ve taleplerin sosyal medya üzerinden dile getirildiği belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLLERİN YENİLİK EKOSİSTEMİNE DAYALI AR-GE VE YENİLİK PERFORMANSLARININ PROMETHEE YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=48786</guid>
      <author>Abdulvahap YOĞUNLUYusuf Cemalettin ÇOPUROĞLU  </author>
      <description>Teknoloji ve bilgi temelli yenilikçi ürün ve hizmetlerin ortaya çıkarıldığı Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri, son zamanlarda ülkeler ve yerel idarelerin en önemli gündemleri arasında yer almaktadır. Ar-Ge ve yenilik olgusu bir canlı organizma gibi uygun bir çevre ve içerikte ortaya çıkar ve gelişir. Ar-Ge ve yenilik olgusu sosyal, ekonomik ve kültürel yapılar,  destekleyici kurumlar ve ilgili yerel ve ulusal aktörler ile ilişkisini kapsayan bir sistem çerçevesinde gerçekleşir. Bu karmaşık, çok boyutlu, çok aktörlü ve sürekli karşılıklı etkileşimin olduğu sistem yenilik ekosistemi olarak ifade edilir. Ar-Ge ve yenilik olgularının yaşam niteliğini belirleyen yenilik ekosistemi, bu kapsamda çalışmamanın temel faktörü olarak ele alınmıştır. Bu çalışma, temel olarak yenilik ekosistem kavramını temel alarak, illerin Ar-Ge ve yenlik performanslarının değerlendirilmesini ve illerin bu alandaki performanslarını karşılaştırılmasına imkan tanıyabilecek İllerin Ar-Ge ve Yenilik Performans Endeksinin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Bu noktada, çalışmamızda illerin Ar-Ge ve yenilik yaşam niteliklerini belirleyen yenilik ekosistemi yaklaşımı esas alınarak altı kriterden oluşan veri seti oluşturulmuştur.  İllerin Ar-Ge ve yenilik performanslarının analiz edilmesi için belirlenen altı kriter Çok Kriterli Karar Verme Tekniklerinden Entropi ve PROMETHEE yöntemleri ile değerlendirilmiş ve 81 il için Ar-Ge ve Yenilik Performans Endeksi oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTA ÇAĞ DÖNEMİ ANADOLU TÜRK MİMARİSİ FİGÜRLÜ ÇÖRTENLERİNİN BİR DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47217</guid>
      <author>Fatmagül SAKLAVCI</author>
      <description>Orta Asya bozkırlarında göçebe hayatı yaşayan topluluklarda görülmeye başlanan figürler Ön Asya’ya ve Orta Avrupa’ya kadar yayılmış, İslâmiyet’ten önceki devirlerde Orta ve İç Asya’da gelişerek tasvir edilmiş ve bir üslup haline gelmiştir. İslâm’ın yayılması ve Türklerin Anadolu’ya göçleriyle geçmiş inançların izlerini de taşıyarak mimari, minyatür, çini gibi çeşitli sanatlarda süsleme ögesi olarak kullanılan figürler çörtenlerde de uygulanmıştır. Anadolu Selçuklu mimarisinde yapılardaki çörtenlere arslan, ejder, koyun/ koç, insan ve at figürleri işlenmiştir. Tasarımlarda en çok uygulanan figür arslandır. Arslan figürü iyilik-kötülük, aydınlık-karanlık, yiğitlik-korkaklık gibi karşıt kavramlarda olumlu yanı temsil eder, göksel kökenli kabul edilir ve kendisinden gelindiğine inanılır. Orta Asya’nın doğusunda yaşayan Türklerde su kaynaklarını, yağmur bulutlarını temsil eden ve astrolojik bir unsur olan ejder figürü Türk Çin mitolojisindeki gibi su, bolluk, bereket ve yeniden doğuşun sembolüdür. Koç ve koyun genellikle İslâmiyet’ten sonra sakinlik, huzur, barış, bolluk ve bereketi, koç da kuvvet, iktidar ve cesaret simgesidir. Anadolu Selçuklu dönemi taş bezemelerinde mask, büst ve rozet şeklinde tılsım ve koruyucu olarak kullanılmıştır. Türk kültüründe önemli bir figür olan at da, bir burç ve 12 Hayvanlı Türk Takviminde bir yılın adıdır. Türk İslâm sanatında çörtenlerde yer alan bu figürler bazı yeniliklerle birlikte İslâmiyet’ten önceki ya da farklı kültürlerin izlerini taşımaya devam etmiştir. İslâm inanışlarının suya ve dolayısıyla çörtenlerden akan suya yüklediği manevi boyuttaki bu anlamlar figürlerin sembolik anlamları ile birleşerek çörtenlerde şekle bürünmüştür. Günümüze kadar çörtenlerin çoğu tahribata uğramış, yerlerine replikaları yerleştirilmiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI MECMUALARINDA ORMANCILIK POLİTİKASI (1914-1918): GÖRÜŞLER, TAVSİYELER, ELEŞTİRİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50852</guid>
      <author>Irmak KARABULUT</author>
      <description>Osmanlı’da XIX.- XX. yüzyılda pek çok alanda olduğu gibi ormancılık politikasında da değişim ve dönüşümlere şahit olunmuş; kanunlaştırma hareketlerinin başlatılması, yabancı uzmanlar getirtilmesi, okullaşma çalışmalarına girişilmesi adına adımlar atılmıştır. Orman politikası oluşturma çabaları ve reform süreci Birinci Dünya Savaşı içerisinde de devam etmiş, reform sürecine paralel biçimde orman meselesi Osmanlı kamuoyu tarafından da sahiplenilmiştir. İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde ekonomi politikalarını konu alan mecmuaların ve mesleki yayıncılığın artışı ile orman meselesi sınırlı da olsa bu mecmualarda yerini almış, Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise ağırlığını arttırmıştır. Dönemin mecmularında sadece mesleki ve teknik konular işlenmekle kalmamıştır. Ormancılık meselesine ilişkin yazılar incelendiğinde ormanlardan daha nitelikli olarak nasıl faydalanılabileceği, ormanlardan sağlanan maddi kazancın ne şekilde arttırılabileceği, mevcut döneme kadar yapılan ıslahatların noksanları, bu noksanların nasıl giderilebileceği, orman tahribatının boyutları, bu tahribatın önüne nasıl geçileceği, diğer ülkelerde ormancılık alanında neler yapıldığı yönünde pek çok yazıya rastlanmaktadır. Bu yazıların bir kısmı ormancılık konusunda idari görevler de üstlenen uzmanlar tarafından kaleme alınırken bir kısmı da dönemin önemli kalemleri tarafından sütunlarına taşınmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında orman politikası ve orman meselesinin Osmanlı mecmualarına ne şekilde yansıdığını, konuyu ele alan yazarların ormancılık politikalarına ilişkin görüş, öneri ve eleştirilerini ele almayı amaçlayan bu çalışmada &lt;em&gt;İktisadiyat Mecmuası, Orman Mekteb-i Alisi Mecmuası, Müdafaa-i Maliye ve İktisadiye Gazetesi, Tedrisat Mecmuası, Ticaret-i Umumiye Mecmuası &lt;/em&gt;ve&lt;em&gt; Polis Mecmuası’&lt;/em&gt;ndan yararlanıldı. İlaveten ormancılık alanındaki gelişmeleri ve reform sürecini takip etmek adına konuya ilişkin araştırma eserlerden faydalanıldı. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>17. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA  BOSNA VE HERSEK KALELERİNDEKİ TIMARLILAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52260</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52260</guid>
      <author>Okan GÜVEN</author>
      <description>Bosna ve bazı bakımlardan ondan ayrı olsa dahi ismen ve coğrafî bağlamda aslında çoğu zaman beraber anıldığı Hersek bölgeleri tarih boyunca kendilerini elinde tutan siyasî teşekküller için kale ve benzeri yapılar açısından büyük sayılara sahip olan bir mekânı simgelemiştir. Bu yapılar, küçük-orta ve büyük şeklindeki kapasite ve diğer unsurları ile sadece mimarî bakımdan değil, personeliyle de mühim bir çeşitliliğe konu olmuştur. Mevzu bahis çeşitlilik elbette sadece garnizon niceliklerini ilgilendirir bir nitelikte de değildir. Ayrıca işlevsel bir farklılıktan başka bu personellerin &lt;em&gt;nasıl maaş aldıkları &lt;/em&gt;noktasında bir ayrıma tabii tutuldukları da aşikardır. Bu çalışma, arşivlerde yer alan &lt;em&gt;Timar Ruznâmçe &lt;/em&gt;defterleri ve diğer perakende evrakın incelenmesi sonucunda ortaya çıkarılmıştır. O nedenle çalışmanın odak noktası kalelerden çok içindekiler, onlardan ziyade ise de gelirlerini timarlardan elde edenlerdir. Gelirlerin timarlardan elde edilmesi birincil olarak coğrafya ve Osmanlı’nın bu yapıları askeriyenin nabzının attığı yerde teşkil edişiyle de doğru orantılı bir problematiktir. Coğrafyanın öne çıkışı ve söz konusu maaş alımı kalelere birebir sirayet etmiş olan bir husustur. Fakat çalışma doğrudan kale personelini ilgilendirmekle birlikte hem neferler hem de kaleler farklı topraklarda görev yapıyor olmaktan hisselerine düşeni almışlardır. Dolayısıyla da her iki öge, yani kaleler ve onların içerisinde yaşayanlar bahse konu olduklarında coğrafi şartların göz önünde bulundurulmasına ziyadesiyle dikkat çekilme çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI MARKALARIN REKLAMLARI GÖSTERGEBİLİMSEL YÖNTEMLE İNCELENMESİ VE KARMA REKLAM OLGUSUNUN ORTAYA KONULMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=49422</guid>
      <author>Hasan Malik AYDINER</author>
      <description>Dünya reklam literatüründe, bilimsel ve akademik kaynaklarda&lt;em&gt; &lt;/em&gt;mesajın dayanağı açısından reklamlar olgusal/rasyonel ve duygusal şeklinde iki kategoriye ayrılmaktadır. Olası tüketicilerin duygusal reklamlarda algılanan hazlar ve dürtüler sayesinde satın almaya daha hızlı yönelmesi hasebiyle reklamcılık sektöründe duygusal reklam çalışmaları giderek artmaktadır. Bazı reklamlarda ise her iki türün birlikte kullanıldığı görülmektedir. Ancak, her iki türün ortaklaşa aynı reklamda kullanıldığı çalışmalar bulunmasına karşın bu ayrım literatüre bakıldığında sadece olgusal ve duygusal olarak ayrımı yapılmış olup bir üçüncü kategoriye yer verilmemiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı alanyazına “Karma” ismi ile yeni bir kategori kazandırmaktır. Bu doğrultuda uluslararası marka değerlendirme ve derecelendirme kuruluşlarından; Interbrand, BrandZ, ve Brand Finance’ın 2019 yılında yayınlamış olduğu listeler incelendir. Bu listelerde tüm dünya markaları yaratmış oldukları değerler dolar cinsinden değer olarak listelenmiştir. Hepsinde ortak olarak üst sırada yer alan markalardan bir tanesi amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Bu markanın örnek reklam videoları ikincil veri kaynaklarından dijital literatür taraması ile edinilip göstergebilimsel analiz yöntemi ile incelenmiştir. Nihayetinde sektörde olgusal ve duygusal reklamlara ek olarak karma reklamın da olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Çalışmada öncelikle kavramsal çerçeveden bahsedilmiş sonrasında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen markanın video reklamları incelenmiştir. Sonuç olarak karma yöntemin uygulandığı ve sektörde bulunduğu tespit ve ispat edilmiş olup bu olgunun uluslararası alanyazına kazandırılması uygun görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MONTESSORİ EĞİTİM YÖNTEMİNİN ROUSSEAUCU KÖKENLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50020</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50020</guid>
      <author>Ismahan ÖZDEMİR YAZGAN</author>
      <description>Bu çalışmada eğitim felsefesinde adı çokça zikredilen Fransız filozof Jean-Jacquez Rousseau’nun, Maria Montessori tarafından kurulan ve kendi adıyla anılan Montessori eğitim yöntemi üzerindeki etkisi incelenecektir. Rousseau’nun meşhur &lt;em&gt;Emile&lt;/em&gt; kitabı, eğitimin amacı ve işlevi meselesine dair ayrıntılı bir izah içerir. Onun eğitim konusuna yaklaşımı kimi zaman sert tartışmalara sebep olmuş kimi zaman da ilham kaynağı olmuştur. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak da bilinen Maria Montessori onun fikirlerinden olumlu yönde etkilenen bir isimdir. Montessori, yaşama uzanan yardım eli yaklaşımına indirgediği eğitim meselesini aldığı tıp, felsefe ve antropoloji eğitimi sayesinde geniş bir bakış açısıyla inceler. Bu sayede daha sistemli ve bilimsel temeli olan bir eğitim modeli sunar. Rousseau ise kelimenin tam anlamıyla sistematik olmaktansa doğal gidişata göre hareket etmeyi ve kendi gözlemlerinden faydalanmayı tercih eder. Bu tercihinden dolayı kendisine ağır eleştirilerin yapıldığı da bir gerçektir. Rousseau’nun ve Maria Montessori’nin eğitim alanındaki fikirleri pek çok tartışmayı beraberinde getirse de her iki ismin pedagoji alanındaki etkisi görmezden gelinemez. Ancak Rousseau’nun bu alandaki düşüncelerinin bir eğitim tasarısı ya da eğitime dair yapılan bir yorum düzeyinde kaldığı söylenebilir. Rousseau’nun aksine Maria Montessori’nin fikirlerinin ise pek çok ülkede benimsendiği ve bu fikir doğrultusunda pek çok eğitim kurumunun açıldığı görülür. Her ne kadar somut alanda aralarında bu denli fark olsa da çıkış noktaları ve eğitim alanındaki bazı tasavvurları benzerlik göstermektedir. Bu çalışmada söz konusu benzerlik kavramsal bir çerçeve doğrultusunda ele alınacaktır. Böylece Rousseau’nun Maria Montessori üzerindeki etkisi irdelenip onun eğitim alanında bir romandan fazlasını yazdığı sonucuna ulaşılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARKA İLETİŞİM ARACI OLARAK REKLAMLARDA HİKÂYE ANLATIMININ KULLANILMASI VE BİRLEŞMİŞ MARKALAR DERNEĞİ ÜYELERİNİN REKLAMLARININ BU ÇERÇEVEDE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52036</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52036</guid>
      <author>Orhan DUMAN</author>
      <description>Hikâyeleştirme insan doğasının bir gereği olarak, sosyal hayatın önemli bir parçasıdır. Bunun farkında olan işletmeler, markalarını hikâyeleştirilmiş reklamlar üzerinden inşa etmek için çaba harcamaktadırlar. Hikâyeleştirmenin çeşitli yolları ve unsurları bulunduğu için ticari markalar da bu yol ve unsurları kullanarak hikâyeleştirilmiş reklamlar ve mesajlar üreterek hedef kitlelerine daha etkili bir şekilde ulaşabilmektedirler. Bu, keşif amaçlı çalışmada, hikâye ve hikâyeleştirme kavramlarının literatürdeki karşılığı ve hikâye anlatımından kaynaklanan bazı etkileri gözden geçirilmekte, Birleşmiş Markalar Derneği’nin (BMD) 167 üyesinin web siteleri ve sosyal medya hesapları ayrı ayrı, özellikler ve unsurlar açısından analiz edilmektedir. Bu sebeple, hikâyeleştirme kullanımlarına göre markaları değerlendirmek için içerik analizi kullanılmış ve markalara ait 167 internet sitesinin 57 tanesinde hikâyeleştirme unsurları kullanıldığı belirlenmiştir. Ardından, iki aşamalı kümeleme analizi yapılarak hikâyeler dört farklı gruba ayrılmış, bu grupların birbirlerinden farklılıkları ve benzerlikleri değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, hikâyeleştirilmiş marka reklamlarında iyi bir hikâyede olması gereken özgünlük, kısalık, tersine çevirme çoğunda görülmekle birlikte, mizah unsurunun daha az sıklıkta kullanıldığı bulunmuştur. Ayrıca sıradan adam ve kahraman arketiplerinin, BMD üyesi markaların reklamlarında daha çok kullanılmakla beraber, reklamlarda çeşitli olaylar dizisinin varlığı dikkat çekmektedir. Değerlendirmeler sonucunda, hikâyeleştirmenin BMD üyesi birçok marka tarafından kullanılmadığı tespit edilmekte, bu durumun sebepleri ve hikâyeleştirilmiş mesajlar geliştirmeye yönelik öneriler araştırmanın sonuç bölümünde tartışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POSTA TELGRAF TEŞKİLATI AŞ.’DE ÇALIŞAN KADIN PERSONELLERİN KARİYER ENGELLERİ VE CAM TAVAN SENDROMU ALGISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47724</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=47724</guid>
      <author>Serkan AYCİL</author>
      <description>Kariyer engelleri ve cam tavan sendromu kavramları, batı çevirisi olmakla birlikte iş yaşamında sıkça karşılaşılan olgulardandır. Tarih boyunca kadınlar iş yaşamının her safhasında belirli roller üstlenmiştir. Zamanla, toplumsal yapıda değişimler yaşanmış ve kadınlar hızlı bir biçimde işgücü piyasasına dâhil olmuştur. Toplumsal farklılaşmaya bağlı olarak ortaya çıkan gelişmeler, bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu araştırmanın amacı, Posta Telgraf Teşkilatı AŞ’de çalışan kadın personellerin, kariyer engelleri ve cam tavan sendromu algısı hakkındaki görüşlerini belirlemeye çalışmaktır. Bu çalışma nicel araştırma yöntemleri üzerinden yürütülmüştür. Literatür araştırması için doküman analizi yapılmış ve kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Anket tekniği üzerinden oluşturulan istatistiki çalışmada ise kesitsel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin toplanması, bizzat araştırmacının kontrolünde (dijital platformda) gerçekleştirilmiştir. Bunun için Google Docs formatında sorular oluşturulmuş ve dijital ortama aktarılmıştır. Konunun daha iyi anlaşılması için de ayrıca tanıtıcı bilgilendirmelere de yer verilmiştir. Daha sonra araştırmaya katkı sunan gönüllülerden bilgiler toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İlinin Avrupa Yakasına bağlı PTT merkezlerinde görevli olan 242 kadın çalışan oluşturmaktadır. Elde edilen bulgulara göre, “Kadınlara rol model olabilecek yeteri sayıda kadın yönetici yoktur.” Yargısı (3,81), “Kurumda İş yaşamı erkeklerin kurallarıyla yönetilmektedir.” Yargısı (3,55), “Kariyer ilerlemelerinde erkeklere daha çok fırsat ve kolaylıkların sunulduğu.” Yargısı (3,78), bu nedenle “Kadın çalışanlar mesleklerinde ilerleme konusunda, erkeklere göre daha çok çalışmakta ve daha uzun süre beklemektedir.” (3,78), yargısı gelişmiştir. İş yaşamında sık karşılaşılan ve kadınların kariyer planlarını negatif yönde etkileyen, aşılması güç ve sabır gerektiren kompleks uygulamaların tamamında cam tavan sendromu kavramının etkili olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÖĞRETİM ÖĞRETMENLERİ GÖZÜNDEN SOSYAL DUYGUSAL ÖĞRENME BECERİLERİ: FENOMENOLOJİK BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52187</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52187</guid>
      <author>Cihan KILIÇBünyamin BAVLI  </author>
      <description>Bu araştırmada Sosyal ve Duygusal Öğrenme (SDÖ)  kavramına dair ortaöğretim kademesinde görev yapan öğretmenlerin gözünden çeşitli anlamların oluşturulması ve bu kavram hakkında farkındalıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nitel bir araştırma olup, fenomenoloji deseniyle yürütülmüştür. Araştırmaya ortaöğretim kademesinde görev yapan çeşitli farklı branşlara sahip, Marmara bölgesinden 17 öğretmen katılmıştır. Araştırmacılar tarafından geliştirilmiş ve geçerliliği sağlanmış veri toplama aracı ile Sosyal Duygusal Öğrenme kavramına dair sorular katılımcılara yöneltilmiştir. Bu çerçevede Sosyal Duygusal Öğrenme kavramıyla ilgili katılımcıların bilgi ve farkındalığına bakılmış olup, ortaöğretim kademesinde uygulanma durumlarıyla ilgili görüşler alınmıştır. Ayrıca Sosyal Duygusal Öğrenmenin önemi ve mevcut öğrencilerde ve eğitim ortamlarında bulunup bulunmama durumları tartışılmıştır. Katılımcıların 5’i ile birebir yarı yapılandırılmış görüşme ve diğer 12 katılımcıyla iki farklı odak grup görüşmeleri gerçekleştirilerek araştırmanın verilerine ulaşılmıştır. Araştırma bulgularında; katılımcı öğretmenlerin birçoğunun Sosyal Duygusal Öğrenme konusunda bilgi ve farkındalığı olmadığı, Sosyal Duygusal Öğrenme kavramının ortaöğretim düzeyindeki öğrenciler bağlamında önemli ve kazandırılması gereken bir kavram olduğu; okullarda kazandırılması gerekliliği ve mevcut durumda lise öğrencilerinde eksik olduğu durumları belirtilmiştir. Ayrıca SDÖ becerilerinin ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere öğretilmesi sürecinde hangi gerekliliklere sahip olunması durumlarıyla birlikte, eğitim ortamlarında neler yapılabileceğine dair bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre SDÖ becerilerinin ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere öğretilebilecek beceriler olduğu görüşlerine ulaşılmış ve bu çerçevede öneriler oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Resul Köse, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Devletin Şefkatli Yüzü (1923-1960), Gazi Kitabevi, Ankara 2021, s. 417, ISBN: 978-625-7358-96-5</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51570</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51570</guid>
      <author>Akif ÇARKÇI</author>
      <description>Eser, 2019 yılında, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalında kabul edilen “CHP ve DP Hükümetleri Dönemlerinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Politikaları” başlıklı doktora tezinin her iki parti döneminin sosyal, sağlık, bayındırlık, iktisat, ulaştırma politikaları gibi başlıkları esas alınarak kitap formatına dönüştürülmüş halidir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE STRANGE CASE OF DR. JEKYLL AND MR. HYDE BY ROBERT LOUIS STEVENSON, LONGMANS, GREEN AND CO, ENGLAND, 1886. APOLLONIAN AND DIONYSIAN DICHOTOMY: THE STRANGE CASE OF DR. JEKYLL AND MR. HYDE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51567</guid>
      <author>Berrin DEMİR</author>
      <description>The aim of the study is to introduce &lt;em&gt;The Story of Dr. Jekyll and Mr. Hyde&lt;/em&gt; by Robert Louis Stevenson through Apollonian and Dionysian Dichotomy which is expressed in the work of Nietzsche named &lt;em&gt;The Birth of Tragedy.&lt;/em&gt; That two personalities exist in one body is explained by the features of two Greek deities, Apollon and Dionysus, whose features are totally different from each other. They symbolize the dichotomy in life as well as the divided personality. He connotes these notions with mythological figures, particularly with Greek Gods. He states that the development of art is based on the dichotomy of Apollon and Dionysus. The basic features of them are attributed to dominant and marginalized powers in the society, successively. This review will not just give a summary or plot of the story but handles the theme of dichotomy and sheds light on the fact that literature works as a mechanism balancing between hegemonic powers of the system and the marginalized matters of the society.  That is not right to say that life is made up of those dilemmas or to accept their existence. What is the significant matter is to interrelate systematical phenomenons within the dichotomic relations and restrained ones, and to provide them to coexist even they are not homogenous.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


