






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2021 Sayı Year: 14 - Number: 88</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1820</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>COVİD-19 DÖNEMİNDE YAPILAN ONLİNE SINAVLARDA TEST BİTİRME SÜRESİ İLE TEST BAŞARISI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53941</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53941</guid>
      <author>Ali KOLOMUÇSibel AÇIŞLI ÇELİK   </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı Covid-19 pandemi döneminde yapılan online sınavlar da öğrencilerin sınavı bitirme süresi ile başarılarını karşılaştırmak ve online sınavlar hakkındaki düşüncelerini araştırmak amacı ile yapılmıştır. İki ve daha fazla sayıdaki değişken arasında ilişki var mı veya derecesini belirlemeyi amaçlayan ilişkisel tarama modelleri içerisinde yer alan ilişkisel tarama (korelasyon) modeli kullanılarak araştırma yapılmıştır. Araştırma 2020-2021 eğitim-öğretim yılı güz döneminde öğretim ilke ve yöntemleri dersini alan toplam 125 öğrenci ile yürütülmüştür.  Bu çalışma da kullanılan sorular Google classroom üzerine yerleştirilmiştir. Sınav sırasında sorular her öğrenciye farklı sırada gelmiştir ve her soru için şıkların yerleri sistem tarafından karıştırılmıştır. Öğrencilerin kalan süreyi her an ekranda görmeleri mümkündür. Öğrenciler sorulara farklı sürelerde yanıt vermişlerdir. Sınav sonucunda her bir öğrenciden elde edilen sınavı bitirme süresi ve sınavdan alınan puan verileri toplanmıştır. Öğretmen adaylarının online sınavlarda çoktan seçmeli testlerde harcadıkları süre ile sınavdan aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre sınavlarda harcanan süre ile alınan puanlar arasında yapılan “Pearson” korelasyon hesaplamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Öğrencilerden testi erken bitirenin daha az puan veya testi geç bitirenin daha fazla puan alması ile ilişkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Cinsiyet açısından da sınavlarda harcanan süre ile başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Online olarak yapılan mülakattan öğrencilerin online sınavlar hakkındaki düşünceleri alınmıştır. Bulgulardan elde edilen veriler ışığında alanyazındaki sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİMDE SOSYAL SORUMLULUK BİLİNCİNİ GELİŞTİREN BİR MODEL ÖNERİSİ: “OKUL SOSYAL HİZMET PROGRAMI”</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52595</guid>
      <author>Sema SAĞLIKCemil KURT  </author>
      <description>Bu çalışma, Okul Sosyal Hizmet Programı’nın, öğrencilerin sosyal davranışları üzerindeki etkilerini kazanım boyutunda değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada “Okul Sosyal Hizmeti” uygulamalarının Türkiye’de uygulanmasına yönelik bir model oluşturması amacı ile hazırlanan bir program bulunmaktadır. Çalışmanın evreni Sakarya’da İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün belirlemiş olduğu bir ortaokul; çalışma örneklemi ise 5., 6., 7., sınıf düzeyindeki 125 öğrencidir. Çalışmanın verileri araştırmacının geliştirdiği Sosyal Davranış Gözlem Formu ile toplanmıştır. Okul Sosyal Hizmet Programı uygulanmadan önce,  her öğrenci için ayrı doldurulması istenen bir Sosyal Davranış Gözlem Formu öğretmenlere dağıtılmıştır. Araştırmacı tarafından tasarlanan program 6 ay süre ile uygulanarak, programın tamamlanmasından sonra öğretmenlere tekrar Sosyal Davranış Gözlem Formu dağıtılmıştır. Uygulamada, Sosyal Davranış Gözlem Formu ölçümlerinde programın başında ve sonunda anlamlı fark oluştuğu gözlenmiştir. Nicel araştırma yöntemlerinden deneysel model kullanılarak çözümlenen veriler ile öğrencilerde, toplumsal duyarlılık, sosyal sorumluluk ve etkili iletişim kurma becerilerinde artış gözlenmiştir. Program, öğrencilerin iyilik yapmayı içeren sosyal davranışlarında da olumlu tutumlar meydana getirdiklerini ve sosyal sorunlar karşısında farkındalık kazandıklarını göstermiştir. Bu bağlamda Okul Sosyal Hizmet Programının öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini geliştirdiği ve öğrencilerin geleceğe ilişkin planlarını oluşturabilmelerine olumlu katkı getireceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın sonunda, öğrencilerin yaşayarak tecrübe edinmeleri, bireysel farklılıklarının farkında olarak topluma fayda sağlayacakları, akademik başarının yanında öğrencinin sosyal gelişimini hedefleyen problem-ihtiyaç ekseninde öğrencinin iyilik haline odaklanan okul sosyal hizmeti uygulamalarının Türkiye’de başlatılması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERSİ 7. SINIF KAZANIMLARININ ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİNE GÖRE GÜÇLÜK DÜZEYİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52088</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52088</guid>
      <author>Semih TOPALMusa ÇİFCİ  </author>
      <description>Çalışmanın amacı, ilköğretim 7. sınıf Türkçe dersinde öğretmenlerin kazandırmakta güçlük yaşadıkları kazanımları tespit etmektir. Çalışmanın deseni nicel araştırmalara ait tarama desenidir. Çalışma grubu 50 Türkçe öğretmeninden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Ankette kapalı uçlu sıralama sorularından yararlanılmıştır. Araştırmada 2019 Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda 7. sınıfta yer alan kazanımlar belirlenmiştir. Kazanımlar; dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma, yazma becerileri ve dil bilgisi başlığı olmak üzere toplam beş öğrenme alanında değerlendirilmiştir. Ardından çalışma grubundaki alan öğretmenlerinin görüşüne başvurularak bu beş öğrenme alanında yer alan kazanımlardan,  kazandırılmasında en çok güçlük çekilen ilk üç kazanımı, güçlük çekme düzeylerine göre en yüksekten düşüğe olacak biçimde sıralamaları istenmiştir. Verilerin analizinde betimsel istatistik kullanılmıştır. Güçlük çekilen kazanımların, katılımcıların mesleki hizmet süresi ile ilişkisini incelemek için Spearman korelasyon analizi, eğitim düzeyi ile ilişkisini incelemek için Mann-Whitney U Testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler ışığında, 7. sınıfta en çok güçlük çekilen kazanımların dinleme alanında %19,3 oranında “Dinlediklerinin/izlediklerinin içeriğini değerlendirir.”, okuma alanında %21,3 oranında “Metnin ana fikrini/ ana duygusunu belirler.”, konuşma alanında  %29,3 oranında “Hazırlıksız konuşma yapar.”, yazma alanında %21,3 oranında “Bilgilendirici metin yazar.”, dil bilgisi alanında %20,6 oranında “Basit, türemiş ve birleşik fiilleri ayırt eder.” kazanımı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca güçlük çekilen bazı kazanımlar ile mesleki hizmet süresi, eğitim düzeyi gibi değişkenler arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmiş ve alanda yapılan diğer çalışmalarla benzerlikler tespit edilmiştir. Elde edilen veriler ışığında TDÖP’te açıklayıcı bilgilere daha fazla yer verilmesinin; kazanımların sınırlarının daha net çizilmesinin; ders kitaplarının dil bilimin kılavuzluğunda gözden geçirilmesinin; ders kitabı, program ve merkezi sınavlar arasındaki uyumsuzluğun giderilmesinin, ders esnasında farklı yöntem ve tekniklerden yararlanılmasının yaşanan güçlüğün giderilmesine katkı sağlayacağı ve alan öğretmenlerine yardımcı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FETEMM EĞİTİMİNİN ÖĞRENCİLERİN FEN BİLİMLERİ DERSİ BAŞARISI ÜZERİNE ETKİLİLİĞİ: BİR META ANALİZ ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54118</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54118</guid>
      <author>Elif ADEMOĞLUFatma Bilge EMRE   ,Sultan Tibet AKYÜREK   </author>
      <description>Bu çalışmanın temel amacı, öğrencilerin fen bilimleri dersinde fen, teknoloji, mühendislik ve matematik (FETEMM) eğitiminin, geleneksel yönteme göre öğrencilerin akademik başarısına etkisini meta analiz yöntemiyle ortaya koymaktır. Araştırma, 2010-2020 yılları arasında FETEMM eğitimlerinin geleneksel yönteme göre öğrencilerin akademik başarısına etkisini inceleyen ve belirlenen kriterlere uygun, ülkemizde yayımlanmış tüm yüksek lisans tezleri, doktora tezleri ve makaleleri içermektedir. Literatür taraması sonucunda meta analize dâhil edilebilecek 28 çalışmaya ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda, FETEMM eğitiminin geleneksel yöntemlere göre öğrencilerin akademik başarısı üzerindeki genel etki büyüklüğü değeri 1,010 (%95 güven aralığı) olarak hesaplanmıştır. Bu değer Cohen ve arkadaşları (2007 akt. Saraç, 2018)’nın sınıflandırmasına göre çok büyük etki düzeyine tekabül etmektedir. Araştırmaya dâhil edilen çalışmaların etki büyüklüklerinin; hedef grup, örneklem büyüklüğü, öğrenme alanı ve uygulama süresi moderatörlerine göre nasıl farklılaştığı incelenmiştir. Moderatör analizleri sonucunda, incelenen çalışmaların örneklem büyüklükleri arasında 50 ve üzeri örnekleme sahip olan çalışmaların lehine anlamlı bir farklılaşma tespit edilmiştir. Öğrenme alanlarının etki büyüklükleri arasında ise “Fiziksel Olaylar” öğrenme alanının etki büyüklüğünün lehine olacak şekilde anlamlı farklılaşma tespit edilmiştir. İncelenen çalışmalarda öğrencilerin sınıf düzeyi ve deneysel uygulama sürelerinin etki büyüklükleri açısından dağılımına baktığımızda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu çalışma, ülkemizde yapılan fen eğitiminde FETEMM eğitimi uygulamalarının, geleneksel yöntemlere ve mevcut fen bilimleri öğretim programına göre ne kadar etkili olduğunu anlamaya çalışma açısından önemlidir. Ayrıca FETEMM ile ilgili yapılan çalışmaları bütüncül bir bakış açısıyla inceleme açısından alan yazınımıza katkı sunacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR EDEBİ GAZETECİLİK ÖRNEĞİ OLARAK BİR SAVAŞ VARDI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54865</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54865</guid>
      <author>Ömer Aytaç AYKAÇNevzat AĞÇAKAYA  </author>
      <description>Yunan filozofu Herakleitos, var oluşu, karşıtlıkların savaşı üzerine kurgular. Ona göre hem evrenin varlığı hem de en güzel uyumun yakalanması ancak bu savaşla mümkün olabilir. Öyle ki, savaşı her şeyin babası ve kralı olarak görür. Tarih boyunca çok büyük savaşlar yaşamış dünya halklarının bu karşıtlıkları, epik, şiir, drama ve roman anlatılarına konu olmuştur. Eski Çağ Yunan anlatılarında da Orta Çağ Avrupa edebiyatının büyük bölümünde de yazıların temelinde savaş vardır, hatta çoğu zaman tek temadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli savaş anlatıları ise I. ve II. Dünya savaşlarından beslenir. Kıtaya ilk ayak basılması ile başlayan yerliler ile mücadele dışında ABD’nin yaşadığı en büyük savaş deneyimleri olan bu iki dünya savaşı, 20. yüzyılda önemli edebiyatçıların yazın dünyasında merkezi bir yer kaplamıştır. Bu edebi figürlerden biri de Amerikalı gazeteci-edebiyatçı John Steinbeck’tir. Yitik Kuşak olarak bilinen savaşa şahitlik etmiş bir edebiyat çevresinin de mensubu sayılan yazar, çağdaşları gibi savaşa dair birden fazla eser kaleme almıştır. Bir muhabir olarak katıldığı savaşlarda gazeteler için kaleme aldığı makalelerini savaş sonrasında, Bir Savaş Vardı adlı eseri romana dönüştüren Steinbeck’in yazdıkları bu yönüyle de önemli bir röportaj anlatısı örneği olarak da bilinir. Bu çalışma, Steinbeck’in hem gazeteciliğini hem de edebiyatçılığını harmanladığı &lt;em&gt;Bir Savaş Vardı&lt;/em&gt; adlı eserinde edebi gazeteciliğin izdüşümlerini incelemeye çalışacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ UYGUR TÜRKÇESİNDE NEZAKET İNCELEMESİ: AÇ BARS HİKÂYESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=45190</guid>
      <author>M. Furkan YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışma nezaket ifadelerinin, dildeki yansımalarını ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Nezaket algısı çok yönlü bir algı olmakla birlikte, en ilkel kabileden en gelişmiş topluluğa kadar kendine has nezaket durumları veya ifadeleriyle kendini hissettirmektedir. Nezaketin, konuşmanın seyrini olumlu veya olumsuz olarak etkilediği gerçeği yadsınamamaktadır. Bir ifadenin nezaket değeri aslında o ifadenin anlam değerinde de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Nezaket, yazılı bir kural değildir; fakat bu yazısız olan davranışlar, toplumlarda en az yazılı kurallar kadar önem arz etmektedir. Birtakım nezaket, görgü kurallarınca hareket etmek toplumdaki konumumuza da doğrudan etki edebilmektedir. Bunların yapılmaması sonucunda bir yaptırım cezası ile karşı karşıya kalınmasa bile toplum tarafından dışlanılması, kabul görülmemesine sebebiyet verebilmektedir. Tersi halinde ise nezaket, ahlak sahibi kişilerin de o toplumda yüceltilebileceği görülmektedir. Yaşamımızın her alanında önemli bir kavram olan nezaket, günlük hayatta ilişkilerimizi düzenleyen önemli ve gerekli bir unsur olarak görülmektedir. Bundan dolayı, bu önemli unsurun Türkçenin eski şivelerinden olan eski Uygur Türkçesindeki görünümünün ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu konunun Türkçenin eski dönemlerinde de nasıl işlendiğini görmek adına, eski Uygur Türkçesi şivesine ait olan “Aç Bars” hikâyesi örnekleminde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu eser örnekleminden hareketle, yazılı dildeki nezaket incelemesi, Brown ve Levinson’a ait olan bir nezaket kuramı yöntemi ile incelenmeye çalışılmıştır. Bu kuramın seçilmesindeki ana sebep ise birbirinden farklı ve uzak üç dil (Tzeltal dili, Tamil dili ve İngiliz dili) üzerinden oluşturulmuş olmasıdır. Bu birbirinden uzak üç dilde dahi ortak olgular bulunması ve çok farklılıklar görülmemesi, nezaketin evrenselliği noktasında önemli tespitler içermektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANATSAL BİR BAKIŞIN ODAĞINDA BEDEN VE KİMLİK ANALİZİ: MARC QUİNN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54763</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54763</guid>
      <author>Nazan DÜZSema YAYLA BOZA  </author>
      <description>Yüzyıllardır toplumun sorunlarına ve bireyin düşüncelerine odaklanan sanat, insanın yaşadığı her yüzyılda, kendisini bir mesele etrafında konumlandırmış ve bu meseleyi odak noktasına alarak, kendisini ifade etme serüveninde var etmiştir. Sanatın, klasik dönemden modern döneme, modernden kavramsala ve postmodernizme olan yolculuğunda konu, düşünce, malzeme ve teknik tüm sınırlarını zorlayarak 21. yüzyılda odağına bedenler ve kimlikler mücadelesini almıştır. Bu yüzyıl özellikle kadınların yaşamda görünür kılınması ve cinsiyete dayalı iş alanlarının sınırlarının erimesi ile kadının varlık alanındaki mücadelesini daha da genişletmiş ve keskinleştirmiştir. Bu keskinleşme global dünyanın varlığı ile sağlanmış ve bu globallik de teknolojinin gelişmesi ile mümkün kılınmıştır. Kadınların mücadele alanlarının genişlemesi ve hayattaki görünürlüklerinin artması ile birey kavramı ön plana çıkmıştır. Cinsiyet eşitsizliğinden başlayan hikâye devamında bireye ve bireyin iç dünyasına olan yolculuğu ile genişlemiştir. Artık gelinen noktada birey olma mücadelesinin de varlık alanı tanımlanmış ve toplumsaldan bireyselliğe inen bu hikâyede, başrolü kişinin kendisini ‘birey’ kavramı çerçevesinde ifade etmesi almıştır. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde insanın meselesi olan birey kavramı, Marc Quinn’in sanat anlayışını şekillendirmiştir. Quinn, eserlerinde bireyin ne olduğunu form, biçim ve simge etrafında örmüştür. Sanatçı, insanın ilk önce bir beden olarak algılanmasını tespit etmiş ve bu tespit ile birlikte, insan bedenine neşter vurarak et resimleri serisi yapmıştır. Et onun için bireyin içsel yolculuğunun bir temsili olurken soyut sanatın da güçlü birer örneği olmuştur. Günümüz insanlarını tanımada ve sanatın hayatla bağını kavramada elzem hale gelmiştir. Sanatın her dönem kendi ifade biçimini konu ve teknik bağlamında dönüştürmesi gerçeğinden hareketle, günümüz sanatını anlamada Quinn’in eserleri önemli bir duraktır. Bir diğer taraftan ise bize bireyin coğrafyasını keşfetmede kaynaklık etmektedir. Araştırmada, sanatsal bir bakışın odağında Marc Quin’in beden ve kimlik sorunsalını eserlerine nasıl taşıdığı ve süreç sanatında yaptığı sarsıcı etkiyi irdelemek amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN RESİM SANATINDA PORTRENİN SERÜVENİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51900</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51900</guid>
      <author>Burcu Burçak ERDALAziz ERKAN  </author>
      <description>Resim sanatının en eski türlerinden biri olan portrenin tarihsel geçmişi 5000 yıl önceki Eski Mısır'a kadar uzanır. Antik Çağ’dan Rönesans’a kadar el yazması minyatürlerinde sıklıkla görülen portreler, Rönesans’la birlikte gözleme dayalı bir gerçeğin temsili olarak ressamın ustalık düzeyini açığa çıkartan, “tanımlama” ve “benzetme” kaygısı içerisinde, modelinin kimliğini gücünü ve zevkini göstermiştir.  Özellikle 17. yüzyıldan sonra, portre ressamlığının yaygınlık kazanmasıyla birlikte portre tasvirleri, resim sanatının önemli bir türü olmuş; her sınıftan insanın portresi betimlenmiş, zarafet, zenginlik, şımarıklık ve kibir gibi anlatımlarla zenginleştirilmiştir. En önemli değişiklikler ise 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren görülmüştür. Modernizmin güçlü etkisiyle büyük değişimlere uğrayan resim sanatında, portre tasvirleri de değişime uğramıştır.  Bu değişim sonucu modelinin temsili olmaktan uzaklaşan hatta benzerliklerini neredeyse kaybeden portreler, gerçeğin yerini tutan “yeni” imgelere dönüşmüştür. Modelinden ve dolayısıyla kimliğin belirlenmesi olmaktan uzaklaşan portre tasvirleri, “amaç” olmaktan çıkıp, resmin “kendisi” haline gelmiştir.&#13;
Bu makalede, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlü bir şekilde etkisini gösteren modernizmin, “yeni”, “farklı”, “özgün” ve “deneysel” gibi söylemleri, portre betimlemeleri üzerinden araştırılmıştır. Bu araştırmada, modern sanatın önemli sanatçılarından Manet, Cezanne, Van Gogh, Gauguin, Klimt, Modigliani, Munch, Matisse, Picasso, Severini, Dali ve Kooning’in eserleri örnek olarak incelenmiştir. Bu incelemede, modelinin salt belgesi olmaktan kurtulan portre betimlemelerinin, modeliyle benzerliklerini neredeyse kaybettiği, renk, çizgi ve formlarla gerçeğin yerini tutan yeni imgelere dönüştüğü görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANATTA KADIN BEDENİ VE MAKSAT </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52713</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52713</guid>
      <author>Ceren TEKİN KARAGÖZ</author>
      <description>Tarihsel olarak bedenin imajı, zamana ve mekâna göre değişen pek çok norm üzerine kurulmuştur ve kültürel bir altyapıya dayanır diyebiliriz. Kültürel okumaları yapabilmek ve içeriği anlayabilmek için ise eserin maksadına bakmamız gerekmektedir. Maksatçılık, sanat eserinin sanatçının söylediği ya da hedeflediği anlamı taşıdığını ileri süren bir yorumlama teorisidir ve sanatçının tam olarak amaçladığı şeyi yapması durumunda bir sanat eserinin başarılı olduğunu savunur. Bu çalışma sanatçıların, feminist ve bağlamsal bir bakış açısıyla, görsel ve metin odaklı (metinlerarası) temsil biçimlerini kadın bedeni ve normatif toplumsal cinsiyet rollerini sorgularken; algılanma ve yansıtılma biçimlerine odaklanmaktadır. Bu bağlamda Guerilla Girls, Gülsün Karamustafa, Cindy Sherman, Gina Pane, Marina de Van, Marina Abramovic ve Ann Hamilton eserlerinde ve performanslarında ne yaptıkları ve maksatlarının ne olduğu incelenmiştir. Ortaya konan örnekler ve yorumlar Barrett’in (2020) “Maksatçılık” sorgulamaları çevresinde incelenmiştir. Bir kısım kamusal sanat tartışmalarında, bazı medya sitelerinde ve bazı araştırmalarda beden üzerine üretilen sanat performansları, görüntüleri, objeleri hakkında devam eden baskın söylem, bedene müdahale edilen görüntülerin fiziksel ve zihinsel olarak riskli olduğu “sanatçını kendini cinselleştirme” veya “kendini nesneleştirme” sınırında olduğu ve dolayısıyla makulen akla hizmet ettiği yönündedir. Bu çalışmada incelenen kadın sanatçılara ve bedenleriyle yapmaya çalıştıklarına baktığımızda ise; kadın sanatçıların kendi bedenlerine uyguladıkları şiddet ya da müdahaleler ile metalaşmış kadın bedeni, insan bedeni ve toplumsal normlar üzerine sorgulamalar yaptıkları görülmektedir. Sanatçılar sadece kendi bedenlerine değil, farklı toplumlarda ve farklı zamanlarda kadına yaklaşımı eleştiren eserler ortaya koyarken, bedenlerini kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ve şiddetin bir metaforu olarak kullanmışlardır. Kadın sanatçılar bir nevi yüzlerce yılda oluşturulan kalıplara göre şekillendirilmiş ve eril bakış açısıyla dayatılan sanatı değiştirmek, yeni değerler yaratarak kadının sanatsal aidiyetini inşa etme yolunda önemli adımlar atmışlardır. Feminist sanatçılar toplum temelli pek çok soruna dikkat çekmenin ötesine geçerek, sanatın üretimine, değerlendirilmesine ve sanatçının rolüne yönelik yepyeni bir anlayışı ortaya koymaya devam etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2023 EĞİTİM VİZYONU VE YENİ BİR ÖĞRETİM MODELİ ÖNERİSİ: İMKÂN VE GÜÇLÜKLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52604</guid>
      <author>Abdulvahid SEZEN</author>
      <description>Modern hayatın gereksinimleri ile birlikte yeni imkan ve durumlar, öğrenim-öğretim model ve stratejilerinde bir takım temel değişim ve dönüşümleri de gerektirmektedir. Bilindiği üzere öğrencilerin çoğunlukla bilişsel odaklanma ve dikkat dağınıklığı sorunları yeni teknolojilerin oluşturduğu hız ve etkilerle artmıştır. Dolayısıyla bu durum hem ders işleme yöntemlerinin hem de içeriklerinin yeni öğretim yaklaşım ve modellerine duyulan ihtiyaçla ilgili arayışları gerekli kılmaktadır. Aynı zamanda toplumsal etik ve değerlerle birlikte modern yaşamın oluşturduğu yeni ilgi ve odak konularının, öğretim modelleri içinde gelişimsel bakış açısıyla dikkate alınması da önemli görülmektedir. Dahası öğrencinin öğrenmeyle ilgili psikolojik gereksinimlerini ve eğitimin anlaşılırlığı, uygulanabilirliği ve ekonomisini göz önünde tutan yeni yaklaşımların geliştirilmesi arzulanan bir durumdur. Literatüre yeni ve farklı bir strateji öneren &lt;em&gt;e-suffe, &lt;/em&gt;alışıldık öğrenim-öğretim strateji ve modellerinden farklı olarak yeni bir anlayış ve eğitim sistemine farklı bir bakış sunma hedefindedir. &lt;em&gt;e-suffe&lt;/em&gt;’de öğrencinin dersi derste aktif bir şekilde öğrenmesi ve derse karşı antipati, isteksizlik ve önyargısını yenmesi, öğrenci-öğretmen iletişiminin sürekliliği gözetilmek istenmektedir. Ayrıca bu modelle öğrencinin dersleri yaşamının bir parçası olarak göreceği, teori ile uygulamanın buluştuğu, okuma-anlama, yazma, ifade edebilme becerilerinin gelişebilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışmada öğrencilerin derse yönelik ilgisini, hazırbulunuşluk düzeylerini ve özgüvenini yükseltme ve öğrenme niteliğinin artırılması amaçlarına sahip ve 2023 Eğitim Vizyonu hedeflerini gerçekleştirmeye matuf yeni bir öğretim modeli olan “&lt;em&gt;e-suffe&lt;/em&gt;”nin (Etkin ve Fonksiyonel Öğrenme Modeli) ortaya çıkış süreci ve uygulama aşamalarıyla birlikte önemi üzerinde durulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOCUKLA İNANÇ ESASLARI ÜZERİNE KONUŞMANIN İMKÂNINA DAİR BİR İÇERİK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52846</guid>
      <author>Hasan ÇETİNEL</author>
      <description>Doğan her çocuk onun varlığını önemseyen, gelişiminin tüm aşamalarının sağlıklı doğrultuda tamamlamasından sorumlu bir sosyal çevreyi hak eder. İnanç gelişimi de başta ebeveyn olmak üzere, bu sosyal çevreyi oluşturan diğer yetişkinler tarafından tıpkı fiziksel, zihinsel, kişilik ve ahlak gelişimi alanları gibi gerekli esas ve usullerle takip edilmelidir. Bu araştırmada İslam Kelam ve Akaidinin temel kaynakları olan Kur’an ve Sünnetten seçilen iki pasaj, sözlü ya da yazılı iletişime konu olan olayların iletişimsel değerini analizde kullanılan bir yöntem olan, içerik analizine tabi tutulmaya çalışılmıştır. İçerik analizine tabi tutulacak metinlerin seçiminde etkili olan birincil faktör, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’in, İslam akaidinin temel kaynakları olmasıdır. İkincil faktör ise, gerek Kur’an-ı Kerim’den gerekse Sünnetten seçilen örneklerde yer alan olayın taraflarından bir tanesinin çocuklar olması ve olay örgüsünün çocukla onun yakın çevresinden bir yetişkin arasında, İslam inanç esasları etrafında şekillenmesidir. İçerik analizi görsel ya da yazılı hale getirilen iletişimi konu edinir. Dille inşa edilen her türlü sözlü veya yazılı iletişim, içerik analizine konu edilebilir. Edebi ve ilahi metinler de bunlar arasında yer almaktadır. İçerik analizine konu olan her iki örnek olayda da taraflardan bir tanesinin çocuklar, bir diğerininse yakın çevresinden yetişkinler olması bu seçimde etkili olmuştur. Alan literatürden verilere de başvurularak yapılan içerik analizleri sonucunda, çocuk inanç esasları hakkında soru sorsun ya da sormasın, onunla inançlar hakkında konuşmanın gerekliği, bu konuşmanın tutarlılığı için çocuğu kuşatan kültürel ortamın önemli bir ögesi olan dilin doğru kullanımının önemi vb. çocukla inançlar üzerine doğru ve tutarlı konuşmanın imkânı üzerine elde edilen bulgular sıralanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÂYETLERİN ANLAMINA ETKİSİ AÇISINDAN MEFÂTİHU’L-GAYB ADLI TEFSÎR’DE KIRAAT FARKLILIKLARI </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52746</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52746</guid>
      <author>Hasan BULUTMusa GÜLER  </author>
      <description>Kur’ân-ı Kerîm anlaşılmak ve öğüt almak için nazil olmuştur. Onun hiç bir lafzı rastgele dizilmemiş, her bir kelimesi İlâhî talimatlar doğrultusunda biçimlendirilerek bizzat Hz. Peygamber tarafından okunmuş ve okutturulmuştur. Hz. Peygamber’in vefatından sonra farklı lehçe ve kültürlerle birlikte muhtelif okuyuşlar gittikçe yaygınlaşmış, sahih kıraat şartlarına uymak koşuluyla farklı kıraatlara izin verilmiştir. Buna göre bazı kıraatler, mahalli şive ve ses aksanları ile ilgili olup âyetin anlamında herhangi bir değişikliğe mahal vermezken, diğer bazıları ise harf ve hareke farklılığı nedeniyle anlama kısmen veya tamamen etkide bulunur. Ancak bu farklılık kesinlikle âyetlerde bir çelişki meydana getirmez. Bilakis onlara anlam zenginliği kazandırır. Bu bağlamda Fahreddîn er-Râzî’nin &lt;em&gt;Mefâtîhu’l-gayb&lt;/em&gt; adlı tefsîrinde görülen kıraat farklılıkları özellikle de anlama etki eden kıraatlar örneklerle incelenmeye çalışılacaktır. Râzî’nin, dil kaidelerine bağlı kalarak Kur’ân’ı Kur’ân ile nasıl açıkladığı, tercih ettiği kıraatları sahih hadîs, sahabe kavli ve İslâm âlimlerinin görüşlerinden yararlanarak aklî delillerle ne şekilde ispat yoluna gittiği gösterilecektir. Âyetin sebeb-i nüzûlünü, siyak ve sibakını esas alarak farklı kıraatlar arasından hangi gerekçelerle tercihte bulunduğu izah edilecektir. Kıraat imamlarının çoğunluğunun benimsediği kıratı genellikle tercih ettiği, zaman zaman mensup olduğu Şafîî mezhebinin etkisinde kalarak görüşünü ortaya koyduğu ifade edilecektir. Kıraat farklılığına neden olan kelimeyi fonetik yönüyle ele aldığı, müphem lafızları aklî ve naklî delillerle vuzuha kavuşturduğu ve mecbur olmadıkça âyet lafzını mecaz anlama hamletmediği beyan edilecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN SOSYOEKONOMİK FAKTÖRLER: MERSİN ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54103</guid>
      <author>Ali Cenap YOLOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin ruhsal sağlığını etkileyen sosyal belirleyicileri tespit etmektedir. Bu sosyal belirleyiciler kendi içinde öğrencinin eğitim süreci ile ilgili faktörler ve öğrencinin ailesinin sosyoekonomik statüsü gibi iki kategoride incelenmiştir. Bu amaca yönelik olarak dünyada çeşitli ülkelerde akıl sağlığı ve/ya depresyon düzeyini ölçmek için kullanılan ve kişilerin kendi kendini değerlendirmesine dayalı olan Genel Sağlık Anketi-12 (GSA-12) kullanılmıştır. Araştırma Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsünde 995 lisans öğrencisiyle yürütülmüştür. Anket, merkezi yemekhane ve çarşı bölgesinde öğle arası zamanında öğrencilerin bir araya geldiği yerde ve zamanda yürütülmüştür. Böylece daha kısa sürede daha çok öğrenciye ulaşma amacı güdülmüştür. Anket verileri SPSS paket programı 20.0 sürümü kullanılarak değerlendirilmiştir. Öğrenci skorları normal dağılım göstermediği için veriler parametrik olmayan yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan parametrik olmayan testler sonucunda birinci yönteme göre hesaplanmış GSA-12 skorları dikkate alındığında cinsiyete, yaşa, kalınan yere, aile tipine, daimi ikamet adresine, hane reisinin (babanın) yaşadığı yere, hane reisi kırda yaşıyorsa mesleğine, babanın eğitim seviyesine ve öğrencinin aylık harcamasına göre üniversite öğrencileri arasında anlamlı farklar bulunmamıştır. Buna karşın, öğrencinin okuduğu bölümü kaçıncı sırada tercih ettiğinin, toplam öğrencilik süresinin ve yıl kaybı yaşayıp yaşamadığının, okuduğu bölümü isteyerek mi yoksa istemeyerek mi tercih ettiğinin, öğrencinin babasının (hane reisinin) kentte yaşaması durumunda yaptığı işin, öğrencinin annesinin eğitim düzeyinin, öğrencinin ailesinin aylık ortalama gelir düzeyinin, öğrencinin ailesinin geçim düzeyinin ve öğrencinin kendi geçim düzeyinin, öğrencinin GSA-12 skorlarını ve depresyon riskini belirlemede anlamlı düzeyde ayrıştırıcı olduğu görülmüştür. Buna göre öğrencilerin ailelerinin sosyoekonomik statüsünden (eğitim + gelir + meslek) daha çok ailenin gelir düzeyinin öğrencilerin depresyon düzeyini belirleyen temel ekten olduğu görülmüştür. Üniversite öğrencilerinin genel ruh sağlığı düzeylerinin yaygın tarama araçları ile tespit edilmesi ve zamanında müdahale edilmesi, üniversite yıllarından sonra daha büyük ve daha maliyetli sorunların ortaya çıkmasının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAMLIÇATAK HÖYÜĞÜ VE YAKIN ÇEVRESİNİN JEOMORFOLOJİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52442</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52442</guid>
      <author>Nurfeddin KAHRAMANVolkan DEDE </author>
      <description>Çamlıçatak Höyüğü, Ardahan Platosu üzerindeki Ardahan Üniversitesi yerleşkesinin güneydoğu kenarında yer almaktadır. Höyük, Güney Kafkasya-Doğu Anadolu bağlantısını sağlayan ulaşım hatlarının kavşağında kurulmuştur. Yakın zamanlarda da yapılan karayolu çalışmaları ile önemli ölçüde tahrip edilmiştir.&#13;
Höyük ve yakın çevresi, batısındaki Ardahan ile doğusundaki Çamlıçatak depresyonları arasında, bir eşik üzerinde bulunmaktadır. Bu eşik hattı batısındaki Ardahan depresyonuna göre yaklaşık 100 m., doğusundaki Çamlıçatak depresyonuna göre 150 m. daha yüksektedir. Sözü edilen eşik sahasının jeomorfolojik gelişimi, Üst Miyosen’den günümüze değin süregelen tektonik ve flüviyal süreçlerle biçimlenmiştir. Fay oluşumları, volkanik aktiviteler tektonik süreci tayin ederken; flüviyal süreçler, Kura Nehri’nin denetiminde etkilerini sürdürmüştür.&#13;
İnceleme alanında en yaygın jeolojik formasyonlar, Üst Miyosen yaşlı, volkano-sedimanter göl depoları ve Üst Miyosen-Alt Kuvaterner arasındaki devrede yüzeye çıkarak geniş alanlara yayılan bazaltik, andezitik lav örtüleridir. Kuvaterner yaşlı alüvyal depolar, tektonik çökmelerle biçimlenmiş depresyon tabanları, akarsu vadi ve yatakları çevresinde dolgulanmıştır. Bunlar kendilerinden yaşlı formasyonları uyumsuz olarak örtmektedir.&#13;
Kura Nehri, Ardahan ve Çamlıçatak depresyonları arasındaki eşik hattını gömük menderesli, dar ve derin bir vadi oluşturarak kat etmektedir. Bu vadi ve çevresinde çok sayıda tarihi yerleşme kalıntısı bulunmaktadır. Çamlıçatak Höyüğü, bunlar arasında en eski yerleşme örneğidir. Bu çalışmanın temel amacı, varlığı ilk kez tespit edilen höyük yerleşmesinden yola çıkılarak, Çamlıçatak Höyüğü ve yakın çevresinin jeomorfolojik gelişiminin ortaya konmasıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞİŞEN AİLE YAPISINDA AİLE İÇİ SORUNLARIN VE AİLE AİDİYETİNİN İNCELENMESİ  (CİZRE ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54930</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54930</guid>
      <author>Yakup AYBERKHasan Hüseyin TAYLAN  </author>
      <description>Bu araştırma, aile yapısının değişmesiyle çeşitlenen aile sorunlarını, aile üyelerinin aile aidiyet düzeyini açığa çıkarmak, bu kavramlara etki eden faktörleri belirlemek ve söz konusu sorunların aile aidiyetiyle ilişkisini belirlemek üzere tasarlanmış açıklayıcı nicel bir araştırmadır. Söz konusu araştırma, aile kurumu için hayati derecede önemli olan aile aidiyeti ve aile sorunlarının saptanması, açıklanması ve bu konuda literatüre katkı sunması açısından önemlidir. Araştırmanın çalışma evrenini 2019 yılında Şırnak Cizre’de ikamet eden evli aile üyeleri oluşturmaktadır. Örneklemini ise, rastgele yöntemle yapılan ev ziyaretleri sonucunda gönüllülük esasına göre seçilen 173 kadın ve 117 erkek (sayı=290) evli katılımcı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında “Aile Aidiyeti Ölçeği”, ile birlikte kişisel bilgilere ve aile sorunlarına yönelik oluşturulan “Anket Formu” kullanılmıştır. Verilerin analizi bilgisayar ortamında SPSS programı kullanılarak yapılmış, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, Spearman Korelasyon testleri kullanılarak yapılmıştır.&#13;
Bulgulara göre, anlaşarak evlenen aile üyelerinin aile aidiyet düzeyleri, kaçarak evlenenlerinkinden daha yüksek bulunmuştur. Sık sık aldatılma durumu gerçekleşen ailelerde aile üyelerinin aile aidiyet düzeyi asla aldatılma durumu olmayan aile üyelerine göre oldukça düşük bulunmuştur. Sık sık fiziksel şiddete maruz kalan aile üyelerinin hiçbir zaman fiziksel şiddete maruz kalmayan aile üyelerine göre daha düşük aile aidiyeti olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca sözel şiddete daha fazla maruz kalan aile üyelerinin aile aidiyetleri, daha az sözel şiddete maruz kalanlardan ve hiçbir zaman şiddete maruz kalmayanlardan daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sık sık geçimsizliğin yaşandığı ailelerde aile üyelerinin aile aidiyeti, ara sıra geçimsizlik yaşayan veya hiçbir zaman geçimsizlik yaşamayanlara göre daha düşük çıkmıştır. Ekonomik yoksun bırakılma arttıkça aile üyelerinin aile aidiyeti hiçbir zaman ekonomik yoksun bırakılma yaşamayan aile üyelerine nazaran anlamlı şekilde daha düşüktür. Aile içi sorunlarla karşılaşma sıklığı arttıkça, aile aidiyetinin anlamlı şekilde düştüğünü ve erkeklerin kadınlara oranla daha fazla aile aidiyeti hissettiği sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL GAZETELERDE CİNAYET HABERLERİNİN SUNUMU: TÜRKİYE ÖZELİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53870</guid>
      <author>Mehmet Şükrü NAR</author>
      <description>Yapılan çok sayıda araştırmada, şiddet ve suça yönelik içeriklerin görsel medya araçları ile alındığını göstermektedir. Bu nedenle izleyicilerin şiddet içerikli bir medyaya maruz kalmasının saldırgan, şiddet içeren bir davranışa neden olup olmadığı kamuoyunda tartışma konusu olmaktadır. Zira gündemi belirleyen haberlerden, çizgi filmlere, dizilere, video oyunlarına, hatta reklamlara kadar her alanda şiddetle karşılaşılmaktadır. Bir anlamda şiddet ve sonucu suç olan eylemler bu programlar aracılığıyla öğretilmektedir. Sadece şiddetin magazinleştirildiği ve ayrıntılı olarak tartışıldığı saatlerce süren televizyon programları mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, internet haberciliğinin cinayet suçları üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışmanın veri seti, 1 Ocak 2020- 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Hürriyet, Sözcü ve Sabah gazetelerinin internet sayfalarında yer alan cinayet haberleridir. Köşe yazısı, yorum vb. metinler analiz dışı tutulmuştur. Tekrarlanan haberler elendikten sonra araştırma konusunu içeren 544 haber metni içerik, anlatım şekli, mağdurun ve failin yaşı ve cinsiyeti, görsellik, failin mağdura yakınlık derecesi, haber başlığının sunumu gibi temalar üzerinden incelenmiştir. Araştırma yöntemi olarak içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmada ilk aşamada metinlerden ve görsellerden elde edilen veriler, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılarak (frekans dağılımı) sayılabilen ve ölçülebilen oranlara dönüştürülmüştür. Ardından nicel analiz ile betimlenen ve sınıflanan kavram ve temalar nitel içerik analiz ile derinlemesine incelenerek yorumlanmıştır. Dijital gazetelerde yer alan haberlerin, cinayet suçuna neden olabileceğine yönelik tam bir bulguya rastlanmamıştır. Ancak haberlerin sunumunda; kişisel yoruma yer verilmesi, abartılı ifadelerin kullanımı, olayın ayrıntılı anlatımı, mağduru güçsüz gösteren tanımlayıcı unsurlara yer verilmesi, olayın gerekçelendirilmesi, cinayet suçunu normalleştirerek suça teşvik edici bir etkiye sahip olabileceği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VAN GÖLÜ ÇEVRESİ HIRİSTİYAN DİNİ MİMARİSİ TAŞ BEZEMELERİNDE “MUKARNAS” KULLANIMI: VAN VE BİTLİS İLİ ÖRNEKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52858</guid>
      <author>Emel YILDIZ</author>
      <description>Sanatsal ve manevi değeriyle İslam mimarisinin önemli bir bezeme öğesi olan mukarnas, etkileyici görünüşe sahip olmasıyla dikkat çekmektedir. Özünde, İslam Sanatı motiflerine özgü üç boyutlu dekoratif niteliği taşımasıyla birlikte yapısal bir mimari öğe olarak da değerlendirilmektedir. İslam medeniyetinde çeşitli dönem ve bölgelerde sıklıkla kullanılan uygulamalardan biri olmuş ve  Osmanlı medeniyetinde zirveye ulaşmıştır. Ayrıca farklı medeniyetleri de etkilemiş olan mukarnas; Hıristiyan dini mimarisi taş bezemelerindeki kullanımıyla kültürlerarası etkileşimin derecesinin bir göstergesi olması bakımından önemlidir.&#13;
Bu çalışmada, bezeme programında kültürel etkileşimin esnekliğini en güzel yansıtan somut örneklerin varlığıyla Van Gölü Çevresi Hıristiyan dini mimarisi taş bezemelerinde kullanılan mukarnasların tanıtılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda ele alınacak örnekler, Van ve Bitlis ili  manastır ve kiliseleri bünyesinde incelenmiştir. Mimarlıkta geniş kullanım alanına sahip olan mukarnasın incelenen yapılarda; taçkapı, kubbe kasnağı, cephe yüzeyi, üst örtü sistemi, niş, paye ve sütun başlığı bezemelerinde kullanımı tespit edilmiştir. Aynı zamanda arazi çalışmalarından edinilen veriler ışığında gerek görsel gerek teknik olarak belgelenmiştir.&#13;
Bu çalışma sonucunda taş bezemelerde  kullanılan mukarnasların oluşum düzeninde farklı formların yanı sıra farklı malzeme üzerine uygulamaların olduğu ve kullanıldıkları konumlarda güçlü bir plastik değer oluşturdukları sonucuna varılmıştır. Ayrıca ele alınan manastır ve kiliselerin kronolojik tarihi süreçleri dikkate alındığında ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti’nin XVI. yüzyılda bölgeye tamamen hakim olmasından sonra yeniden inşa veya gerçekleştirilen onarımlarla yenilendikleri ve bu  süre zarfında Türk–İslam Sanatı ile etkileşimin bir göstergesi olan mukarnasın mimari plastik bezemelerdeki kullanımı ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ABDURRAHİM KARAKOÇ’UN ŞİİRLERİNDE COĞRAFİ ÖGELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53869</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53869</guid>
      <author>Nadire KARADEMİR</author>
      <description>Edebiyat ve coğrafya, mekân-zaman ilişkileri bağlamında çerçevelenmeleri dolayısıyla aralarında etkileşim bulunan iki temel disiplindir. Edebiyat ve coğrafya tarihsel düzlemde mekânın anlamlandırılması konusunda ortak paydada buluşur. Edebiyat ve coğrafyanın bu buluşması ‘edebî coğrafya’ kavramsallaştırmasında karşılık bulur.&#13;
Bu araştırma Abdürrahim Karakoç’un şiirlerinde yer alan coğrafi ögelerin Coğrafya merkezli okuma yaklaşımı ile ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemiyle yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak Abdürrahim Karakoç’un şiirlerinden yararlanılmıştır. Karakoç’un şiirleri üzerinden coğrafya merkezli bir okuma ile yazarın coğrafyayı hangi temel ögeler ile konu edildiğinin incelenmesi yapılıp yorumlanmaya çalışılmıştır.&#13;
 Araştırmada şairin yaşanılan alanın fiziki ve beşeri coğrafya özelliklerini şiirlerine yansıttığı görülmüştür. Türk–İslam dünyasına yürekten sevdalı olan şair geleneksel ve modern tarzları birleştiren özgün bir üslupla halka seslenebilmiştir. Şiirlerdeki dağ, deniz, göl, akarsu, ova, bitki ve hayvanlar gibi fiziki coğrafya ögelerinin dışında; zaman, mekân, siyaset, gurbet, göç, ekonomi, dil, din, tarım, sanayi gibi beşeri coğrafya ögeleri de yer almıştır. Şair yaşadığı coğrafyayı sorgulayabilen, haksızlıklarla daima savaşan zengin bir iç dünyaya sahiptir. Dolayısıyla tabiat, aşk, gurbet konularının dışında millî duygulara hitap eden sosyal içerikli şiirler de yazmıştır. Bu şiirlerde yer alan coğrafi ögeleri kültür coğrafyası anlamında değerlendirmek mümkündür. Şair coğrafi anlamda kültürel değerlerin geleceğe aktarılması konusunda büyük ölçüde öncülük etmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARŞİV BELGELERİ IŞIĞINDA KEFERDİZ NAHİYESİ (1516-1969)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52882</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52882</guid>
      <author>Osman KARLANGIÇ</author>
      <description>Keferdiz, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış, Osmanlı hâkimiyetinden sonra idari açıdan uzun yıllar Maraş’a bağlı kalmıştır. 19. yüzyılın ortalarında Halep’in Kilis Kazasına tabidir. Nahiye, Fırka-i İslahiye’nin 1865’teki ıslah hareketiyle yeni oluşturulan İzziye Kazası sınırlarına dahil edilmiş, 1866’da İslahiye Kaymakamlığı sınırları içerisine katılmıştır. İdari açıdan bağlı olduğu İslahiye, Cebeli Bereket Sancağı sınırlarına dâhil edildiğinden Keferdiz de 1933’e kadar Cebel-i Bereket’e bağlı kalmıştır. Bu bağlılık devam ederken nahiye merkezi Keferdiz’den Sakçagözü’ne taşınmış (1919); 1933’te Cebel-i Bereket Vilayeti ilga olunca da Gaziantep’e bağlanmıştır. Keferdiz adı zamanla geri plana düşerken Sakçagözü ismi ön plana çıkmaya başlamış ve 1969’da Sakçagözü Belediyesi kurulmuştur. Nahiye zaman zaman eşkıyalık olaylarına da sahne olmuştur. 1850’lerde nahiye müdürü Kel Mustafa ile Bulanık Nahiyesi müdürleri İnce ve Ağca Beyler arasında yaşanan çatışmalar Keferdiz’de yağma ve öldürmelere neden olmuş, köyler talan edilmiştir. Kel Mustafa, etrafına topladığı adamlarıyla yağma ve gasp olaylarına girişmiştir. Ancak üzerine asker sevk edilerek adamları dağıtılmıştır. Kardeşleri Ali ve Güllü beyler ise mahkum olmuşlardır. Nahiyeye bağlı köylerde hırsızlık ve gasp olayları Fırka-i İslahiye’nin gelişine kadar devam etmiştir. Sonrasında düzen tesis edilmiştir. Düzen tesis edilse de 19. yüzyıl sonlarında konargöçerler Keferdizlilerin mallarını çalmış ve ekinlerine zarar vermişlerdir. Nahiyede eski alışkanlıkların etkisiyle eşkıyalık olaylarının Cumhuriyet’in ilk yıllarında da devam ettiği görülmektedir. Ayrıca Hz. Ukkâşe Türbesi’nin güvenlik ve tamiri; inşaatı yarım kalan bir iptidai mektebinin tamamlanması gibi durumlar da söz konusu olmuştur. Yine Sakçagözü’nde tarihi eser çıkartmak için kazı çalışmaları yapan uzmanlar olup bunların izin ve süre uzatma işlemleri de belgelere yansımıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ON SEKİZİNCİ YÜZYIL AVRUPASI’NDA AYDINLANMANIN BASIN YAYIN ALANINDAKİ SANSÜR UYGULAMALARINA ETKİLERİ: HABSBURG İMPARATORLUĞU ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52651</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52651</guid>
      <author>Zeynep ŞEHİDOĞLU</author>
      <description>Tarih boyunca süregelen ve çokça tartışılan bir konu olarak basın yayın sansürü, demokrasiyle yönetilen ülkelerde bile hala ciddi bir problem olarak görülmektedir. Basın yayın alanındaki sansür problemini daha iyi anlamak için tarihi sürece bakmak ve analiz etmek elzemdir. Bu çalışma, Avrupa’dan neşet eden Aydınlanma’nın basın yayın sansürüne etkisini araştırmaktadır. Geniş bir araştırma evreni gerektiren bu konu zaman ve imkân kısıtları nedeniyle Habsburg İmparatorluğu örneğinde ele alınmıştır. Araştırma evreni olarak Habsburg İmparatorluğu’nun seçilmesinin nedeni, Aydınlanmacı Mutlakiyetçi yönetim biçimine sahip ve Avrupa kıtasında yüzyıllarca hüküm sürmüş köklü bir imparatorluk olmasıdır. Aydınlanma, Habsburg İmparatorluğu’nda on sekizinci yüzyılın ikinci yarısından sonra etkisini göstermeye başlamıştır. Bu nedenle söz konusu dönemde hükümdar olan Maria Theresia (1740-1780) ve oğlu II. Joseph’in (1780-1790) sansür uygulamaları çalışmanın ana verilerini oluşturmaktadır. Toplanan veriler, tarihsel sosyolojide kayda değer bir kuramsal çerçeve sunan “patika bağımlılığı” (path dependency) ekolü çerçevesinde analiz edilmiştir. Sonuç olarak Habsburg İmparatorluğu’nda ülkenin kendine özgü toplumsal yapısına ve geçmiş deneyimlerine göre şekillenen bir Aydınlanma anlayışının oluştuğu ve buna bağlı olarak Aydınlanma’nın o dönemde yapılan tanımlamasıyla uyumlu olan bir özgürlük ortamının olmadığı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar yönetim kendisini Aydınlanmacı Mutlakiyetçi olarak tanımlasa da kendilerinden önceki mutlakiyet yönetim biçiminin etkileri büyük ölçüde devam etmiştir. Basın yayın alanında eskiye göre sansür uygulamalarında iyileşmeler olmuş ve yeni düzenlemeler yapılmış olsa da bunlar dönemin basın yayın özgürlüğü ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalmıştır.&#13;
 &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KALKINMACI DEVLET ANLAYIŞINA BİR ÖRNEK: GÜNEY KORE’DE SANAYİ VE TEKNOLOJİ POLİTİKALARININ ROLÜ VE ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52777</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52777</guid>
      <author>Ömer Cihan KARABULUT</author>
      <description>Teknoloji politikaları, teknolojik ilerlemeyi sağlamak isteyen devletin ekonomiye müdahalesini içeren politikalar bütünü olarak tanımlanabilir. Bu anlamda teknoloji politikası, yatırım, eğitim, rekabet ve bölgesel gelişme politikalarıyla birlikte sanayi politikasının bir bileşenidir. Bu bileşimde üniversite, sanayi, ar-ge tabanlı bir ulusal inovasyon sisteminin kurulması ve bu sistemde devletin oynayacağı rol; uygulayacağı vergi ve teşvik paketleri, programları önem taşımaktadır. Bu noktada karşımıza kalkınmacı devlet kavramı çıkmaktadır.&#13;
Sanayi ve teknoloji politikaları denince akla ilk gelen ülkeler Doğu Asya ülkeleri olmuştur. 1960’lar ve 1980’ler den sonra iki dalga halinde bu alanda gösterdikleri gelişmeler Asya kaplanları olarak anılmalarına neden olmuştur. Bunlardan biri de Güney Kore’dir. Öyle ki, Güney Kore’nin 1960’lardan sonra göstermiş olduğu olağanüstü gelişme Asya Mucizesinden ayrı olarak Kore Mucizesi olarak kayıtlara geçmiştir.&#13;
Bu çalışmanın ana eksenini sanayi ve teknoloji politikaları bağlamında Güney Kore kalkınma deneyimi oluşturmaktadır Güney Kore’nin 1960’lardan itibaren gerçekleştirdiği sanayileşme sürecinde sanayi- teknoloji politikası entegrasyonunun önemli bir rolü vardır. Güney Kore’nin kalkınma sürecinde kalkınmacı devlet anlayışının önemli bir payı olmakla birlikte, bu anlayıştan 1990’lı yıllarda biraz da olsa uzaklaşılması ülkenin krize girmesine neden olmuş; ancak bu döneme kadar gerçekleştirdikleri olağanüstü gelişme krizi aşmalarını kolaylaştırmış ve gerçekleştirilen reformlarla birlikte ülke kalkınma tüm hızıyla devam etmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ÇOCUK İŞÇİLİĞİ SORUNU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54928</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54928</guid>
      <author>Abdurrazzak POLAT</author>
      <description>Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu geçmişten günümüze kadar olan güncelliğini korumaktadır. Türkiye’de Çocuk işçiliği istihdamının oranı hala yüksek seviyelerde olduğu görülmektedir. Bu çalışmada amaçlanan; hala yüksek olduğu görülen Çocuk İşçiliği istihdam oranını düşürmek ve bununla ilgili gerekli çalışmalar yapmaktır. Bu sorunun çözümü için, öncelikli olarak sorunun kaynağına inmek ve buna kalıcı çözümler bulmaktır. Çocuk istihdamı ülkemizde en fazla tarım, sanayi, hizmet sektörü ve diğer kayıt dışı alanlarda olduğu görülmektedir. Bu sorunun çözümü için kapsamlı bir araştırma ve mevcut bir plan programın varlığı gerekmektedir. Tüm bu plan, program ve diğer ek çalışmalar ise makalemizin içeriğinde yerini almaktadır. Bu plan, program ve çalışmalar belli bir kronolojik sıralamaya göre sıralanmaktadır. Türkiye’de şu an mevcut istatistikler, çocuk nüfusunun % 2,5 civarı hala Çocuk İşçiliği istihdamının olduğu görülmektedir.  Bu çocuk istihdamının rakamlara yansıyan boyutlarına bakıldığında, günümüz çağında azımsanmayacak rakamlar olduğu görülmektedir. Bu olumsuz tablonun değişmesi konusunda yapılacak çalışmaların başında, ilköğrenim çağındaki çocukların çalışmalarını önlemek ve buna uygun politikalar bulmak olacaktır. Bu doğrultuda yapılacak ilk iş; çocukların ailelerine ulaşmak, onlarla sağlıklı bir iletişim kurmak ve hatta onları mali açıdan destekleyecek çalışmalar yapmaktır. Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması, nüfus artış hızının hala yüksek oranda olması, bölgeler arası gelişmişlik düzey farklılıkları gibi durumlarının da etkisiyle,  hala çocuk işçiliği oranını aşağıya çekememiş,  hatta bu sayının daha çok artmasına sebep olmuştur.  Bölgeler arasındaki gelişmişlik düzeyinin giderilmesi ile birlikte yoksul olan ailelerin refah düzeylerin yükseltilmesi gibi çalışmalar, bu sorunun çözülmesi yolunda önemli mesafeler kat edecek ve bu da çalışmamıza ışık tutacak ve aynı zamanda bize referans olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEK ÇİNGENELERİNİN MİTLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=53977</guid>
      <author>Gülşah HALICIGülşah HALICI  </author>
      <description>Bu makalede, Rudolf Daniel’in el yazmasında olan iki Çingene miti tanıtılmakta ve tasvir edilmektedir. Çingenelerin sözlü geleneklerinde uzun zamandır korunmuş olan kayıtlı en eski Çingene geleneklerinin bazıları için bu iki mit önemlidir. Bu ve bunun gibi mitleri oluşturan bireysel maddelerin temelinde yazarlar, Çingene göçlerinin yer ve zamanının daha net sonuca bağlanmasına karar verilebileceğini önerir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


