






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2022 Sayı Year: 15 - Number: 89</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1908</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMEN ADAYLARININ TARTIŞMALI KONULAR VE ÖĞRETİMİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57427</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57427</guid>
      <author>Alev AYNUZHatice MEMİŞOĞLU  </author>
      <description>ÖZET&#13;
 Tartışmalı konular, toplumda net bir sonuca varılamayan,, toplumu ikiye bölen, görüş ayrılıklarına neden olan meseleler olarak adlandırılır. Hayatın her alanında tartışmalı konularla karşılaşılabilir. Birçok alanı ilgilendiren bu konular toplumu da etkilemektedir. Bu nedenle öğretmen adaylarının tartışmalı konulara yönelik görüşleri önemlidir. Araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmen adaylarının tartışmalı konuların öğretimine yönelik görüşlerini incelemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji (olgu bilim) deseni kullanılmıştır.  Araştırmanın çalışma grubunu 4. sınıf düzeyinde öğrenim gören 38 öğretmen adayından oluşmaktadır. Öğretmen adayları ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Araştırmanın analizi, betimsel analiz tekniği ile yapılmıştır. Öğretmen adaylarının görüşlerine bağlı olarak uygun kategoriler oluşturulmuştur. Aynı işlemler 2 alan uzmanı tarafından da gerçekleştirilmiştir. Araştırmacıların oluşturdukları kategoriler karşılaştırılmış ve uzlaşma yüzdeleri hesaplanmıştır. Uzlaşma yüzdesi toplam olarak 90.8 bulunmuştur. Görüşler tablo haline getirilerek sunulmuştur. Tabloların altına doğrudan alıntılar verilerek, araştırmalarla tartışılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmen adayları tarafından tartışmalı konular kavramı; en fazla göreceli konular olarak tanımlanmakla birlikte; tartışmalı konuların görüş çeşitliliği olması özelliğini taşıdığı ve becerileri kazandırma açısından önemli olduğu belirtilmiştir. Sosyal bilgiler öğretmen adaylarına göre, en çok tartışmalı olarak görülen konu ekonomidir. Tartışmalı konuların öğretimi sırasında, kurallı ve tarafsız tartışma yönetimine dikkat edilmesi gerekmektedir. Tartışmalı konuların öğretiminde en fazla, tartışma kültürü (adabı) oluşmaması sorun olarak görülmüştür. Öğretmen adaylarının ifadeleri incelendiğinde, tartışmalı konuların öğretiminde yaşanan sorunlara yönelik çözüm olarak en fazla, “demokratik ortam oluşturma” görüşü olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE MEMNUNİYETİ VE YAŞAM DOYUMU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57458</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57458</guid>
      <author>Yavuz Ercan GÜLBeyza Nur KOŞAN   </author>
      <description>Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin okul memnuniyetleri ile yaşam doyum düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Okul memnuniyeti öğrencilerin okulları için yapmış oldukları genel bir değerlendirmeyi ifade ederken, aynı zamanda üniversitelerinden ne derece memnun olduklarını göstermektedir. Öğrencilerin üniversitelerinden memnuniyetlerinde üniversite binası, teknolojik imkanlar, fiziki durum, akademisyen davranışları, yurt ve yemekhane olanakları gibi birçok faktör etkili olmaktadır. Yaşam doyumu ise bireyin bütün yaşamından hangi derecede memnun olduğunu olumlu veya olumsuz değerlendirmesidir. Diğer bir deyişle bireyin ulaşmak istedikleri ile elde ettikleri arasındaki farkı ifade etmektedir. Çalışmanın katılımcıları 176 üniversite öğrencisinden oluşmuştur. Çalışma nicel yaklaşım kapsamında ilişkisel tarama yöntemine dayalı olarak yürütülmüştür. Betimsel bir özellik taşıyan araştırmada öğrencilerin üniversite memnuniyetleri ile yaşam doyumları betimlenmiştir. Araştırma sonucunda öğrencilerin üniversitelerinden memnun oldukları, buna karşım yaşamlarını orta düzeyde memnun olarak değerlendirdikleri görülmüştür. Okul memnuniyeti ve yaşam doyumu arasında yüksek düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki söz konusudur. Diğer bir deyişle, öğrencilerin yaşam doyumları arttıkça üniversite memnuniyetlerinde de artış olmaktadır. Araştırmada ulaşılan diğer bir sonuç yaşam doyumunun okul memnuniyetinin önemli bir yordayıcısı olduğu yönündedir. Ayrıca öğrencilerin okul memnuniyetlerinin yaş değişkenine göre istatistiki açıdan anlamlı olarak farklılaştığı, sınıf ve cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı belirlenmiştir. Yaşam doyumunun ise, yaş, sınıf ve cinsiyet değişkenine göre ise istatistiki açıdan farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PROJE UYGULAYAN OKULLAR (PROJE OKULLARI) ‘NIN YÖNETSEL UYGULAMALARININ OKUL MERKEZLİ YÖNETİM AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50867</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50867</guid>
      <author>Hamza YILMAZTÜRKAydın BALYER  </author>
      <description>Proje okulları toplumun uzun yıllardır beklediği nitelikli eğitimi sunabilme amacına yönelik atılan bir adımdır. Bu beklentiyi karşılamak adına proje okullarına özel bir yönetmelik hazırlanmış ve bu okullar nitelikli okul statüsüne taşınmıştır. Söz konusu okulların sahada bu beklentiyi ne kadar karşıladıkları ve uygulamalarının eğitimde niteliği yakalamayı başarabildiği merak konusudur.  Bu çerçevede çalışmanın amacı proje okullarının okul merkezli yönetim anlayışı perspektifinden yönetsel uygulamalarını incelemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntem ve teknikleri ve olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Çalışma grubu İstanbul ilinde bulunan farklı okul türlerinden proje okullarında görev yapan yirmi bir okul yöneticisinden oluşmaktadır. Bu yöneticiler seçilirken amaçlı örnekleme türlerinden seçkili örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile oluşturulan görüşme formu kullanılmıştır. Veriler nitel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak temalar, alt temalar ve kodlar oluşturulup betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda ise proje okulu yöneticilerinin sorumlulukları oranında yetkilerinin artırılması beklentisinin karşılanmasının gerektiğidir. Bir diğer sonuca göre proje okullarının teorideki uygulamaları ve hedefleri gerçeklikle çeliştiği için beklenen başarı bütünüyle elde edilememektedir. Son olarak proje okulları yönetmeliğinin diğer okulların yönetmeliğinden farklı olarak yetki genişliğine daha fazla alan açılarak düzenlenmesi yönünde bir beklenti olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu amaçla proje okulu yönetmeliğinin beklentileri karşılamak ve başarıyı artırmak için yetki genişliği ve okul merkezli yönetim açısından tekrar ele alınması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DUNN VE DUNN ÖĞRENME STİLİ MODELİ’NİN İLKOKUL 3. SINIF HAYAT BİLGİSİ DERSİNDE KULLANILMASININ ÖĞRENCİLERİN DERSE YÖNELİK TUTUMLARINA VE AKADEMİK BAŞARILARINA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52387</guid>
      <author>Nadire GÜNEŞGülay BEDİR   </author>
      <description>Eğitimin gayesi çocuğun çevresine uyumunu temin etmek, başarılı olmasına ve hayat döngüsü içerisinde aktif roller alarak, mutlu bir birey olarak hayatına devam etmesini sağlamaktır. Eğitim hayatının ilkokul bölümünde hayat bilgisi dersi bunu gerçekleştiren ilk ders olarak karşımıza çıkar. Bu sebeple hayat bilgisi dersi yoluyla çocuğun bir yandan hayata hazırlanması, diğer yandan toplumsal bir kimlik edinmesi amaçlanır.&#13;
Birey yaşamı boyunca çevresiyle etkileşimlerde bulunur ve edinilen bu bilgi alışverişi neticesinde öğrenme faaliyetleri gerçekleştirir. Öğrenme, bireyin hayatı süresince devam eden bir faaliyettir. Kişinin öğrenme faaliyetlerini esnasında tercih ettiği yolları ifade eden öğrenme stili kavramı, öğretim faaliyetleri içerisinde önemli bir yer tutar.&#13;
Bu araştırmada, öğrencilerin öğrenimleri süresince tercih ettikleri öğrenme yolları dikkate alındığında derse yönelik tutumlarına olumlu katkılar sağlayacağı ve akademik başarılarını arttıracağı fikrinden hareketle, İlkokul 3. sınıf  hayat  bilgisi dersinde Dunn ve Dunn öğrenme stili modeli kullanılmıştır.&#13;
Araştırma 2019-2020 eğitim öğretim yılı II. Döneminde Adıyaman ili merkez ilçesinde bulunan bir ilkokulda öğrenim gören 3/A ve 3/C sınıflarındaki öğrencileri üzerinde öntest-sontest uygulamalı kontrol ve deney gruplu desende yürütülmüştür. Derse yönelik tutumları yönüyle grupların denk olduğunun varsayıldığı araştırmada, deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarında toplam 60 öğrenci katılımı sağlanmıştır. Deney grubu ile dersler süresince Dunn ve Dunn öğrenme stili modeli kullanılarak dersler yürütülmüş, kontrol grubunda ise uygulamadaki programa yönelik yöntemler kullanılmıştır. Araştırmada Hayat Bilgisi Tutum Ölçeği ve Akademik Başarı Testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistik paket programı ile incelenmiştir.&#13;
Araştırma neticesinde İlkokul 3.sınıf hayat bilgisi dersinin Dunn ve Dunn Öğrenme Stili modeli kullanılarak yürütülmesinin, öğrencilerin derse yönelik olumlu tutum geliştirmelerine ve akademik başarılarını arttırmalarına katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TUTUKLU ANNELER VE ÇOCUKLARI ERKEN ÇOCUKLUKTA GELİŞİMSEL SONUÇLAR, RİSKLER VE ZORLUKLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55763</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55763</guid>
      <author>Hülya TERCANÇiğdem AYTEKİN   </author>
      <description>Herhangi bir sebeple yaşanabilecek ebeveyn hapsinin çocuklar ve gençler üzerinde yoğun stres yaratan bir durum olduğu bilinmektedir. Bu yoğun stresin ebeveyn hapsinin yaşandığı dönem boyunca devam ettiği bilinmekte ve bu dönemde özellikle çocuk ve bakım veren ilişkisinde yaşanan aksaklıklar sonucunda erken çocukluk döneminde bazı gelişimsel sonuçlar ve riskler söz konusu olabilmektedir. Ebeveyn hapsi sonrası yaşanabilecek barınma ve ekonomik sorunlar, sosyal olarak etiketlenme ya da bu durumu gizli tutma baskısı, en önemlisi de psikolojik olarak var olan ancak fiziksel olarak bulunmayan bir ebeveyne sahip olmanın belirsizliği bu dönemde yaşanabilecek belirli zorluklara örnektir. Bu derleme çalışma, anneleri cezaevinde olan erken çocukluk dönemindeki çocukların çevresel yoksunluklarına, gelişimsel sonuçlara ve risklere ilişkin genel bir çerçeve sunmanın yanı sıra Türkiye’de ve Dünya’da ebeveyn hapsinin, anneden zorunlu olarak ayrı kalmanın erken çocukluk dönemindeki olası bazı etkilerinin tartışılması üzerine yapılandırılmıştır. Çalışma kapsamında konu ile ilgili yapılmış bazı araştırma makaleleri, derleme makaleler ve tez çalışmaları incelenmiş, bu doğrultuda alanda konu ile ilgili sunulan görüşlere yer verilmeye çalışılmıştır. Ulaşılan çalışmalar sonucunda, tutuklu anneler ile çocuklara dair çıktılar, bağlanma kuramı, çevresel yoksunluk ve koruyucu faktörlerin neler olabileceği ana başlıkları üzerinden değerlendirilerek sunulmuş ve gelecekteki araştırmalar için bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN 21. YÜZYIL ÖĞRENME BECERİLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57564</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57564</guid>
      <author>Yalçın KARALIGökhan COŞANAY   </author>
      <description>21. yüzyılda küresel anlamda yaşanan gelişim ve değişimler başta bilgi ve iletişim teknolojileri olmak üzere birçok alanı etkilemiştir. Bu gelişmeler neticesinde toplumların yaşam tarzları ve ihtiyaçlarında farklılaşmalar yaşanmıştır. Bireylerin bu farklılıklara uyum sağlayabilmesi ve çağın gereksinimlerini karşılayabilmesi için eğitim sistemlerinde de önemli değişikliklere gidilmiştir. Bu değişikliklerin başında eğitim programlarının güncellenmesi ve 21. yüzyılın hem öğreteni hem de öğreneni konumunda olan öğretmenlerin sahip olması gereken becerilerin neler olduğu gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin yaşadığımız çağın gerektirdiği 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanım düzeylerini tespit etmek ve bu becerileri kullanım düzeylerini cinsiyet, mezuniyet durumu ve mesleki tercih değişkenleri açısından incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yaklaşımında ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılmış ve 269 sınıf öğretmenine araştırma ölçeği uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Araştırma verileri normal dağılım göstermediğinden iki kategorili değişkenler için Mann-Whitney U, üç ve daha fazla kategorideki değişkenler için Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda sınıf öğretmenlerinin 21. yüzyıl öğrenme becerilerini kullanımlarının iyi düzeyde olduğu anlaşılmıştır. 21. yüzyıl öğrenme becerilerinin alt boyutları arasından en yüksek kullanım düzeyinin “bilişsel becerilere” ait olduğu görülmüştür. Ayrıca 21. yüzyıl öğrenme becerileri alt boyutlarında cinsiyet ve mezuniyet durumuna göre farklılaşma görülmezken mesleki tercihe göre; bilişsel, işbirliği ve esneklik ile yenilikçilik becerilerinde anlamlı farklılaşma olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARAPÇA CÜMLEDE ANLAM BELİRLEMEDE MORFOLOJİK KARİNELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57481</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57481</guid>
      <author>Muhammet Selim İPEK</author>
      <description>Sözlük anlamı itibariyle “çevirmek”, “değiştirmek” anlamlarına gelen sarf/morfoloji, dilbilgisi kavramı olarak dildeki kelimelerin şekillerini inceleyen; o kelimeden farklı anlamlara gelen kelimeler türetme noktasındaki kuralları inceleyen bir gramer kavramıdır. Başka bir deyişle morfoloji, kelime türetme yöntemlerini inceler. Örneğin كَتَبَ (yazdı) fiilinden كَاتِب (yazan), مَكْتُوب (kayıtlı), مَكْتَب (ofis), مَكْتَبَة (kütüphane), كِتَابِي (yazılı), كَتِيبَة(kayıt), مِكْتَاب (daktilo) gibi kelimeler türemektedir. Bütün bu kelimelerin kök anlamı “yazmak” olsa da her bir kelime farklı bir anlam ihtiva etmektedir. Bazısı fiil, bazısı isim, bazısı sıfat türünden bir kelimedir. Yine cinsiyet yönünden bakıldığında müzekker veya müennes formdadırlar. Bu yönleriyle Arapçada kelimelerin bu morfolojik yapılarını bilmek, cümle içinde öncesindeki veya sonrasındaki isimlerle anlamca ilişkilendirilmelerini sağlamakta, bu da cümledeki anlamı belirlemede önemli bir karine olmaktadır. Arap nahivcilerin de söylediği gibi dil öğreniminde sarf/morfoloji bilgisi nahiv/sentaks bilgisinden önce gelmektedir. Sarfı, ilimlerin anası olarak nitelendirmişler ve bu ilmi bir başlangıç ve aynı zamanda diğer ilimler için bir kaynak ve hareket noktası olarak göstermişlerdir. Sarf ilmini bilmeyen kişinin büyük bir şey kaybettiği vurgusunu da yaparak bunları örnekleriyle izah etmişlerdir.&#13;
Bu çalışmada sarf ilminin ve dolayısıyla kelimenin morfolojik yapısının cümledeki anlamı belirlemede hangi karinelerle ne şekilde rolü olduğu üzerinde durulmuş ve cümle içinde aynı kelimenin farklı morfolojik yapısıyla anlam belirlemede ne kadar önemli olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KEN KESEY’ İN GUGUK KUŞU’ NDA KISIRLAŞTIRMA, İKTİDARSIZLIK VE MASKÜLİNİTEYİ GERİ ELDE ETME </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57797</guid>
      <author>Fikret GÜVEN</author>
      <description>İkinci Dünya Savaşı'nı takip eden on yıllarda, Amerikan toplumunda sosyal, ekonomik ve politik yaşamda hızlı değişimlere tanık oldu. Savaş sonrası dönem, geçmişin korkunç deneyimlerinden barış ve teselli arayan bir nesil üretirken, savaş hayatta kalanların ruhunda derin izler bıraktı. Eşsiz bir ekonomik büyüme ile birlikte barış ve sükunete duyulan umutsuz ihtiyaç, halkın dikte edilen değerleri sorgulamadan kabul etmesine neden oldu. Muhalif sesler bastırılırken, aynılığa bağlılık modern toplumun normu haline geldi. Ken Kesey'in romanı &lt;em&gt;Guguk Kuşu (&lt;/em&gt;1962), savaş sonrası bireyselliğin bastırılmasını yansıtır. Hikaye, Şef Bromden'in daha önce katı hastane personelinin elinde bir gölgeye indirgendiği hastane koğuşunda yaşadığı üzücü deneyimler etrafında dönmektedir. Buradaki hastalar, Hemşire Ratched başta olmak üzere hastanedeki tüm hastalar otorite figürlerinden korkmaktadırlar. İlaçlarına ve diğer temel ihtiyaçlara erişimi kısıtlayarak onlar üzerinde tam bir yetki kullanır. Bütün hastalar onun otoritesini sorgulamadan, otoritesine boyun eğmiş durumdadır. McMurphy'nin sahneye çıkmasıyla, Hemşire' nin etkisi kademeli olarak sona erer. McMurphy vekil bir baba gibi davranır ve hastaların erkekliklerini geri kazanmalarına yardımcı olur. Kırılgan Şef Bromden zihinsel bir olgunlaşma sürecinden geçer ve hastaneden kaçar. Şef, erkekliğini geri kazanırken, Amerika'da savaşın ardından meydana gelen değişikliklerle paralellik gösteren toplumsal beklentilere yanıt vermektedir. Bireyselliği ezen konformist ideallerin egemen olduğu savaş sonrası toplumda, Şef dış dünyanın bireyselliğini kabul etmesini sağlar ve topluma reformlu bir birey olarak katılır. Şef  Bromden' in problemlerinin altında yatan nedenler, toplumu gizli bir tehdit olarak gören kuruntusal fantezisi, Büyük Hemşirenin  erkeksizleştirici tavırları ve McMurphy'nin Şefin erkekliğini tekrar kazanmasındaki rolü analiz edilecektir..</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEÇ DÖNEM ÇAĞATAY TÜRKÇESİYLE YAZILMIŞ MANZUM BİR HİKÂYE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55776</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55776</guid>
      <author>Mehmet Mustafa KARACA</author>
      <description>Toplumlar tarih boyunca yaşantılarında önemli izler bırakan olayları çeşitli yollarla nesilden nesile aktarma ihtiyacı duymuştur. Bu aktarım yöntemlerinin en önemli ve yaygınlarından birini de halk hikâyeleri oluşturmaktadır. Dil özelliklerinden hareketle geç dönem Çağatay Türkçesiyle yazıldığı anlaşılan “cühûd” başlıklı metin dinî konulu manzum bir halk hikâyesidir. Halk hikâyeleri toplum içinde en fazla ilgi gören edebî türlerin başında gelmiştir. Özellikle Anadolu sahasında örneklerine sıkça rastlanılan bu edebî türün Türkçenin diğer lehçeleriyle yazılmış pek çok örneği hem sözlü hem de yazılı olarak günümüze kadar ulaşmıştır. Sıradan halk tabakası arasında anlatılan ve ilgi gören halk hikâyeleri bu yönüyle aynı zamanda halk kültürünün devamlılığına ve kuşaktan kuşağa aktarılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıca halk hikâyelerinin çoğunlukla Arapça ve Farsça vukufiyeti tam olmayan kişiler tarafından sanat kaygısından uzak konuşma diline dayalı olarak kaleme alınmış ve halk arasından derlenmiş olmaları hem dönemin dil özelliklerini hem de kültürel ögelerini yansıtmak bakımından bu eserleri daha da kıymetli hâle getirmiş ve bu yönüyle araştırmacılara zengin dil ve kültür malzemesi sunmuştur. Bu yazıda &lt;em&gt;Berlin Staatsbibliothek Kütüphanesi Ms. or. oct. 1723&lt;/em&gt; numarada &lt;em&gt;Te&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ḏ&lt;/em&gt;&lt;em&gt;kīre'i Sul&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ṭ&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ān Satūq Būġrā&lt;/em&gt;&lt;em&gt;ḥ&lt;/em&gt;&lt;em&gt;an&lt;/em&gt; adıyla kayıtlı mecmuanın 29b-33a sayfaları arasında yer alan geç dönem Çağatay Türkçesiyle yazılmış manzum halk hikâyesinin çeviri yazı yoluyla aktarımı yapılmış ve hikâye, dil ve imla özellikleri bakımından incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>WOLFGANG BORCHERT'İN "AMA FARELER GECELERİ UYUR" ADLI KISA ÖYKÜSÜNDE SAVAŞIN İZLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57702</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57702</guid>
      <author>Merve KARABULUT</author>
      <description>İkinci Dünya Savaşına ve sonrasında yaşananlara tanıklık eden insanlar çok zor günler geçirmişlerdir. Wolfgang Borchert de II. Dünya Savaşını sivil, asker ve mahkûm olarak yaşayan ve savaşın getirdiği tüm olumsuzluklara tanıklık eden bir yazardır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan ve şehirlerin yıkılması, ailelerin dağılması ve savaş travmalarıyla şekillenen yıkıntı/savaş sonrası edebiyatın en önemli/tanınmış yazarlarından/temsilcilerinden biridir. Yıkıntı edebiyatının en başarılı ve en çok okunan yazarları arasında yer alır. Önemli bir yazar olarak savaş sonrası edebiyata adını yazdırır. Kısacık ömründe (26 yıl) zor deneyimler yaşar. Dolayısıyla eserlerinde daha çok İkinci Dünya Savaşı'nı ve savaşın izlerini ve yıkıcılığını işlediğini/yazdığını ya da savaşın edebi yaratımının ana temasını oluşturduğunu söylemek mümkündür. Onun edebi dünyası genel olarak bu döneme, ruhsal dünyasına ve savaşa dayanır. Savaşın yıkımı hem hayatının hem de eserlerinin odak noktasıdır. Kısa ama etkili bir biçimde kaleme aldığı kısa öyküleri okurların dikkatini çeker.&#13;
Wolfgang Borchert'in 1947 yılında yayımlanan "Ama Fareler Geceleri Uyur" adlı kısa öyküsü onun için karakteristiktir. Edebi olarak sınıflandırıldığında yıkıntı/savaş sonrası edebiyat dönemine dahil edilebilecek olan bu kısa öyküde, İkinci Dünya Savaşı'nda harap olan Almanya'da yaşayan bir çocuğun öyküsü ele alınmaktadır. Kısa öykünün yapısından ve içeriğinden yola çıkılarak metin incelenir. Ayrıca, sadece mecazi olarak değil, kelimenin tam anlamıyla yıkıntı üzerine kurulu kısa öykünün arka planı ve kısa öyküde yer alan savaşın izleri ortaya konur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FRANTZ FANON’UN BAKIŞ AÇISINDAN TUZ ŞEHİRLERİ’NDEKİ KOLONYAL YOZLAŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57749</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57749</guid>
      <author>Özlem ULUCAN</author>
      <description>Ekonomik, politik ve kültürel hakimiyet arayış içerisinde dünyaya damgasını vuran Avrupa ve Kuzey Amerika akla ilk gelen sömürgeci güçlerden sayılabilirler. Postkolonyal teori ve edebiyat, bu sömürgeci düzenin kurbanları için, kolonyal düzenden kaynaklanan degradasyonu ifade etme konusunda fırsat olmuştur. Hem Frantz Fanon hem Abdelrahman Munif, kolonyal düzenin hakim olduğu ülkelerin vatandaşları olarak kolonyal girişimlerin insanlar üzerindeki yıkıcı ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik etkilerine tanık olduklarından, doğrudan veya dolaylı olarak kendi kişisel deneyimlerini eserlerine yansıtmışlardır. Bu bağlamda, karşılaştıkları sömürge düzeninin adaletsizliklerine karşı tepki göstermiş ve her ikisi de marjinal görüşleri nedeniyle sürgüne gönderilmiştir. Münif, bir petro-kurgu roman olan &lt;em&gt;Tuz Şehirleri&lt;/em&gt;’nde (&lt;em&gt;Cities of Salt, &lt;/em&gt;1984) petrolle tanışılmasından başlayıp, yerli yöneticiler ile petrol arayışındaki Amerikalıların işbirliğinin ve ticaretin yol açtığı felaket ve dönüşümle devam ederek Arap Yarımadası’nın sömürge panoramasını aktarır. Münif, çöldeki petrolün keşfinin hem çölün doğasını, hem de çöl sakinlerin ruhunu eşzamanlı olarak nasıl tahrif ettiğini aktararak, karakterleri ve olay örgüsü ile eserinin Fanon gözünden değerlendirilmesi için bir ilham kaynağı olmuştur. Bir psikiyatrist, filozof ve yazar olarak Frantz Fanon, dünyada sömürülen mağdurların savunucularının öncüleri arasında kabul edilmektedir. Frantz Fanon'un sosyo-psikolojik ve sosyo-politik tespitleri Kuzey Afrikalılar ve Martinikliler’e has gibi görünse de, Fanon, bu insanların davranış kalıpları hakkında vardığı genel sonuçların sömürgeci düzene maruz kalan her insanla benzer olduğunun altını çizmektedir. Bu makalenin amacı, Fanon'un sömürge mirasına ilişkin görüşlerinden faydalanarak &lt;em&gt;Tuz Şehirleri&lt;/em&gt;’ndeki (&lt;em&gt;Cities of Salt&lt;/em&gt;) sömürgeci yozlaşmayı, travmayı ve direnişi yeniden değerlendirmektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VAROLUŞÇULUK VE SAMUEL BECKETT’İN GODOT’YU BEKLERKEN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57508</guid>
      <author>Raşit ÇOLAK</author>
      <description>Bir yaklaşım olarak varoluşçuluk, insanı düşünen, hareket eden ve hisseden bir birey olarak tanımlar. Özgürlük açısından iki tür varlık vardır: nesne-olarak-varlık ve özne-olarak-varlık. Nesne-olarak-varlık’a gelince, insan, bir taş gibi, bir anlam ifade edebilmek için karşısındakinin varlığına ihtiyaç duyar. Özne-olarak-varlık’a gelince, özgür insan diğer insanların kendisini nasıl yargıladığını göz ardı eder. Özgürlük açısından birey seçimler yapar, bunlara göre hareket eder ve sorumluluklarını üstlenir. Bu çalışma, Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” (1948) eserini, nesne-olarak-varlık ve özne-olarak-varlık arasındaki süregelen ilişkiye dayanan varoluşçuluğa göre analiz etmektedir. Oyunda Vladimir ve Estragon hiçbir şeyin meydana gelmediği, hiçbir şeyin kesin olmadığı ve yapacak hiçbir şeyin olmadığı bir kır yolunda yapraksız bir ağacın yanında Godot’yu sonsuz beklerler. Her karakter, varlığı için diğerine ihtiyaç duymasından dolayı nesne-olarak-varlık kabul edilir. Her karakter, kelimenin tam anlamıyla bir başkasının kölesi olduğu için hareket edememesi nedeniyle bir pasiflik ve durgunluk durumuna hapsolmuştur. Dil, iletişim yerine, insanlık durumunun anlamsızlığını ve absürtlüğünü ifade etmek için zaman geçirme aracı olarak kullanılır. İnsanın kaderi, ölüm ya da intihar düşüncesiyle çevrili ertelenmiş ölüm, anlamsızlık ve bitmeyen bekleyiştir. Oyun zihinsel ya da felsefi sınırlamalar nedeniyle içsel bir amaçtan yoksun, varoluşun absürtlüğü ile karşı karşıya kalmaya mahkûm olduğu yalnız, yabancılaşmış insan durumunu tasvir eder. Çözüm, belirsizliğe rağmen bir seçim yapmak ve harekete geçmek olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>N.G. ÇERNIŞEVSKİ’NİN “RUHUN DİYALEKTİĞİ” KAVRAMI BAĞLAMINDA L.N. TOLSTOY’UN SİVASTOPOL HİKÂYELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56884</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56884</guid>
      <author>Duygu İKİSİVRİ AKDEMİR</author>
      <description>“Ruhun diyalektiği”, Rus edebiyat eleştirmeni, yazar, devrimci demokrat, teorisyen Nikolay G. Çernışevski’nin (1828-1889) Lev N. Tolstoy’un (1828-1910) edebî yaratıcılığına dair değerlendirmelerde bulunduğu makalesinde ortaya çıkarılan bir kavramdır. Çernışevski, kendi düşünce dünyasıyla ilişkili olan diyalektik kavramıyla Tolstoy’un yaratıcılığının ortak özelliğini bu şekilde nitelendirir. Kendisinin toplumdaki dinamiklerin meydana getirdiği sürece dikkat ettiği gibi Tolstoy’un da insanın ruhunda ortaya çıkan çelişkileri, çatışmaları, değişimi ve gelişimi gösteren psikolojik sürece odaklandığını görür. Birey olarak insanın psikolojisinin ve davranışlarının aynı zamanda parçası olduğu toplumu yansıttığı yaklaşımıyla, Tolstoy yaratıcılığında ortaya çıkardığı söz konusu kavramın incelenmesine önem verir. Bu kavramın ifade ettiği yenilik, psikolojik sürecin kendisinin anlatılması ve Rus edebiyatında öne çıkan Tolstoy’un psikolojik analizinin bir yöntemi olmasıdır. Tolstoy özellikle edebî yaratıcılığının ilk dönemindeki eserlerinde ve savaş hikâyelerinde insan psikolojisine yoğunlaşır. İnsan ruhunu ayrıntılı bir şekilde incelediğini gösterir. İnsan ruhunun birçok zıt ya da uyumlu özellikler gösteren, her şeyiyle bir bütün olduğunu yansıtır.&#13;
Tolstoy, &lt;em&gt;Sivastopol Hikayeleri’&lt;/em&gt;nde kahramanlarının psikolojik sürecini ayrıntılı bir şekilde betimlerken bir bütünü her parçasıyla anlatma yöntemiyle hareket eder. Yazar, bir insanın hem iyi hem de kötü olabileceği düşüncesini ileri sürer. Çalışmamız kapsamında Çernışevski’nin kullandığı “ruhun diyalektiği” kavramının ortaya çıkışı açıklanacak, Tolstoy’un düşünce dünyasındaki söz konusu kavramla örtüşen benzer ifadeleri gösterilecek ve &lt;em&gt;Sivastopol Hikâyeleri&lt;/em&gt; ekseninde bu kavrama ait psikolojik analiz özellikleri incelenecektir. Hikâyelerde Tolstoy’un anlattığı insan ruhunun süreç içerisindeki dönüşümü irdelenerek yaratıcılığının “ruhun diyalektiği” kavramını karşıladığına ulaşılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİYAT VE SOSYOLOJİ KAVŞAĞINDA BİR ROMAN: YEDİÇINAR YAYLASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54809</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54809</guid>
      <author>Nevzat AĞÇAKAYAAbdulsemet AYDENİZ   </author>
      <description>Edebiyat bir yanıyla toplumun dilidir. Toplumu meydana getiren birey ve onun içinde yaşadığı sosyal çevre ve sosyal olaylar kurgusal bir örüntü içinde edebiyat aracılığıyla okuyucuya sunulur. Edebi metinler, sınırsız sayıda sosyal ve tarihsel olayı geniş bir zaman dilimi içinde işleyebillir. Tarihte yaşanmış olayları bir bakıma kaydeden edebiyat aslında topluma ayna görevi görür. Bu yanıyla edebiyat ve temelde de roman, gerçekçidir.&#13;
Gerçekçi romanın Türkiye’de temelinin atılmasında ve gelişmesinde büyük bir paya sahip olan Kemal Tahir, bir yandan eserleri aracılığıyla Anadolu insanını ve Anadolunun toplumsal yapısını anlama ve anlatmaya çalışırken bir yandan da tarihsel dönemleri ve bu dönemlerdeki sosyal, siyasal ve kültürel çehreyi resmeder. Bu meselelerin önemli bir yer tuttuğu romanlardan biri olan Yediçınar Yaylası, genel itibariyle Osmanlı modernleşme sürecinde merkezi iktidar ile taşra ilişkisine dair önemli tarihsel ve sosyolojik tartışmalara değinir. Tanzimat’tan Cumhuriyet’in ilk dönemine uzanan bir süreçte Osmanlı taşrasındaki toplumsal değişim, dönüşüm ve taşranın bu değişim ve dönüşüme karşı reflekslerini konu aldığı görülen Yediçınar Yaylası&lt;em&gt;, &lt;/em&gt;sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve siyasal örgütlenme ile ilgili önemli bilgiler sunar. Diğer taraftan, Osmanlı modernleşme sürecindeki yapısal reformları içeren Yeniçeri Ocağının kaldırılması, Tanzimat Fermanı ve Meşrutiyet’in ilanı, ve Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa isyanı gibi siyasal ve tarihsel olayları konu edinmesi bakımından eser, hem edebiyat sosyolojisi hem de tarihsel sosyoloji bağlamında incelenebilir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> YEŞİL YIKAMANIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK TEMELİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ: ELEŞTİREL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57426</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57426</guid>
      <author>Duygu YILDIZ KARAKOÇEzgi KOVANCI  </author>
      <description>1970’li yıllardan itibaren doğal kaynakların akılcı kullanımına dikkat çeken ve kalkınma ve çevre arasındaki etkileşime odaklanan sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir kalkınma kavramlarının son dönemlerde şirketlerin stratejilerine, vizyonlarına ve misyonlarına entegre edildiği görülmüştür. İş dünyası bir yandan ekonomik büyüme hedeflerini sürdürülebilirlik üzerine inşa etmiş, diğer yandan da çevre koruma bilincinin kamuoyunda artmasıyla yeşil ve çevre dostu pazarlama uygulamalarına ağırlık vermiştir. Bununla birlikte şirketlerin maliyetten kaçınmak için çevre dostu üretim yapması yerine yanlış, yanıltıcı, aldatıcı veya hileli içerik ve reklamlarla bu durumu manipüle etmesi yeşil yıkama kavramını gündeme getirmiştir. Söylemlerinde sürdürülebilirliği benimsediğini söyleyen şirketler uygulamalarında aksi yönde hareket ederek yeşil yıkama uygulamalarına başvurmaktadır. Özellikle son yıllarda hukuki düzenlemelerin esnek ve belirsiz olması nedeniyle şirketlerin daha kolaylıkla ve sıklıkla yeşil yıkama yaptığı görülmektedir. Genellikle şirketlerin ve bazen de kamu kurumlarının başvurdukları yeşil yıkama uygulamaları sürdürülebilirliğin bütün boyutları üzerinde olumsuz etkiye neden olmaktadır. Çalışmanın amacı bu bağlamda yeşil yıkama uygulamalarının olası etkilerini sürdürülebilirliğin üç sacayağı olan çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik üzerinden ayrı ayrı değerlendirerek ve bunu örnekler üzerinde somutlaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmanın sonucunda yeşil yıkamanın sürdürülebilirliğin tüm boyutlarına olumsuz etkilerinin olduğu öngörülmüş ve tüketiciler, sivil toplum kuruluşları, medya, çevreci kuruluşların kendi çabaları ve bağlayıcı kamu politikaları ve hukuki düzenlemelerle yeşil yıkamanın önüne geçilebileceği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİLM YAPIM SÜRECİNDE “YAPIM ÖNCESİ AŞAMA”NIN FİLM ESTETİĞİNE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55667</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55667</guid>
      <author>Ali Sait LİMAN</author>
      <description>Sinema filmlerinin üretimi, belirli bir yapım süreci içinde gerçekleşir. Temelde üç aşamadan oluşan film yapım sürecinin aşamaları;  yapım öncesi (pre-production) aşama,  yapım (production) aşaması ve yapım sonrası (post-production) aşama olarak sıralanabilir.  Tanımından ve teknoloji ile olan ilişkilerinden de anlaşılacağı üzere, sinema anlatımı; film hikayesinin senaryo aşamasında (çekim öncesinde) sahnelere bölünmesi (dekupage), çekim aşamasında senaryodaki ilgili sahnelerin görsel-işitsel hale getirilmesi ve çekim sonrası aşamada eldeki görsel-işitsel materyallerin kurgu vb. işlemler aracılığıyla, film hikayesine uygun biçimde yeniden birleştirilmesinden oluşur. Böylece başlangıçta bir fikir ile harekete geçilip yazılı olarak senaryoya aktarılan film hikayesi, son aşamada filmsel bir bütün haline gelip görsel-işitsel bir forma kavuşur ve seyirci karşısına çıkar. Günümüzde sinema filmi yapım sürecinde rol alan kişilerin filmsel bütüne olan etkilerini ve bu sürecin teknik ve estetik koşullarını karakterize eden bu üretim döngüsü içinde “yapım öncesi aşama”, film yapımının diğer aşamalarına olan teknik ve estetik etkileri nedeniyle giderek önem kazanmaktadır.&#13;
Bu çalışmada, film yapım sürecinde “yapım öncesi aşama”nın film yapımının diğer aşamalarına ve dolayısıyla film estetiğine olan etkileri incelenmiştir. Bu amaçla öncelikle film yapım sürecine ve bu süreçte gerçekleşen teknik, estetik işlemlere değinilmiş, ardından yapım öncesi aşamanın bu akış içindeki yeri ve etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Buna göre, üretilen filmin teknik ve estetik kalitesini belirleyen en temel ve ilksel kararların alındığı çekim öncesi (pre-prodüksiyon) aşamanın film tasarımı açısından belirleyici bir işleve sahip olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FREDERİC CHOPİN VE FRANZ LİSZT’İN PİYANO MÜZİĞİNDE ETÜT</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57525</guid>
      <author>Mehriban ALİYEVA</author>
      <description>Romantik dönem, başta müzik olmak üzere çeşitli sanat türlerinin benzeri görülmemiş bir zirveye ulaştığı "altın çağ" olarak tanımlanmaktadır. Müzik tarihinde önemli bir yer temsil eden romantik dönemde piyano eğitimi adına birçok yenilik ortaya çıkmıştır. F. Chopin ve F. Liszt, bu dönemin öne çıkan temsilcileridir. Her iki besteci, piyanonun ifade olanaklarını yeni stil özellikleri ile zenginleştirmiş ve geniş dinleyici kitlesine hitap eden bir enstrümana dönüştürmüştür. Özellikle, etüt türünün gelişiminde bu iki bestecinin büyük katkısı olmuştur. Etüdler tam teşekküllü bir sanatsal tür haline gelmiş ve konser etüdü adıyla müzik tarihinde kendine yer bulmuştur. Chopin ve Liszt bu türdeki besteleri ile virtüözlük tarihinde yeni bir dönem açmıştır. Günümüzde müzik eğitimi kurumlarında verilen piyano eğitimi süreçlerinde de bestecilerin etüdleri yoğun şekilde eğitimciler tarafından kullanılmaktadır. Diğer taraftan iki bestecinin hayatı ve eserleri birçok araştırmada ayrı ayrı ve detaylı biçimde ele alınmıştır. Buna karşın, müzikoloji alanında, bu iki bestecinin etüdlerinin karşılaştırıldığı araştırmaların sayıca yeterli olmadığı görülmektedir. Bu bağlamda çalışmada, müzik tarihinde romantik dönem açıklanmış, romantik dönemde Avrupa ve Rusya’da müziğin gelişimi özetlenmiş, Chopin’in ve Liszt’in müziği genel bir bakışla tanıtılmış, romantik dönemde etüt türünün gelişimi irdelenmiş, Liszt ve Chopin’in konser etüdleri arasındaki benzerlikler ve farklılıklar karşılaştırılmıştır. Çalışmanın, Türkiye’deki müzikoloji literatürüne ve piyano pedagojisi alanına katkı sağlaması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSEL ÇAPUT/CACALA/PALA DOKUMALARINA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BAĞLAMINDA ÇAĞDAŞ BİR YORUM: HACİM ETKİLİ SANATSAL DOKUMA ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57465</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57465</guid>
      <author>Fatma Yelda GEZİCİOĞLU</author>
      <description>Anadolu’da geleneksel bir teknik olan, “Çaput” “Cacala”, “Pala” vb adlarla tanımlanan dokumalar, eskimiş, yırtılmış ya da kullanılmayan kumaşların, ipliklerin veya kıyafetlerin farklı kullanım alanı ile geri kazanılması sonucu meydana gelmektedir. Bu tekstiller şeritler halinde kesilerek ya da ipliklerin sökülerek kullanılmasıyla, atkı ipliği olarak dokumalarda uygulanmaktadır. Günümüzde dokunmasına az da olsa devam edilmektedir. Tekrardan kazanılan ve farklı işlev olarak kullanılan bu tekstiller yer yaygısı, torba, heybe, sedir örtüsü, yatak örtüsü gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Günümüzde hızlı tüketim, kullan at bilinci ile Dünya’yı en çok kirleten alanlardan birisi tekstil alanı olarak görülmektedir. Kullanılmayan, eskimiş ya da yırtılmış olan tekstillerin bir dokuma tekniği ile yeniden var olması geleneksel kültürümüzde yer alan bu tekniğin aslında ne kadar çevre dostu olduğunun da göstergesidir. Parça kumaşlardan yeniden lif yaparak dokumak, onları hammadde haline getirip farklı, geleneksel tekniklerde de kullanmak çevre dostu davranışları besleyen bir geleneksel kültür ve bellek kabul edilmelidir.&#13;
Çalışmanın kapsamı, geleneksel bir dokuma olarak karşımıza çıkan tekniğin incelenmesi ve bu teknik ile birlikte farklı dokuma örgü demeleri ve çeşitli malzemeler kullanarak, kültürel bir ifadenin kişisel, lirik akışı ile sanatsal yaklaşım ve uygulamalarıyla geleneksel olanı güncel olana geri kazanım ve yapısal yaratıcılık bağlamında ilişkilendirmektir. Çalışmadaki amaç; geleneksel tekniğin günümüz dokumalarında yenilikçi yaklaşımlar ile sürdürülebilirliğinin nasıl sağlandığına örnek oluşturarak, ortaya çıkarılan özgün sanatsal çalışmalardaki malzeme ve teknik kullanımı sonucu oluşan görsel etkilerin sanatsal boyutunun tekstil sanatında bir basamak oluşturabileceğini aktarmaktır.&#13;
Çalışmada; geleneksel değerler sanat alanı ile ilişkilendirilerek, araştırma yöntemlerinden; belgesel tarama yöntemi, yerinde gözlem, fotoğraflarla belgeme, karşılıklı görüşme, eylem (uygulamaya dayalı) araştırması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; geleneksel teknik, yeni teknikler ile birleştirilerek hem artık malzemenin değerlendirilmesi bağlamında sürdürülebilir geri dönüşüm konusuyla ilişkilendirilmiş, hem de tekstil yüzeyinde oluşan farklı görsel etkiler uyandıran renk, doku, biçim ve formun daha da çeşitlenebilir, gelişebilir ve uyarlanabilir olduğunun sanatsal dokuma uygulamaları ile örnekleri sunulmuştur. Uygulama çalışmalarının, günümüz dünyasında hızlı tüketime, hızlı modaya, kullan at toplumuna karşı, yavaş moda, az tüket, ikinci el güzeldir gibi düşüncelerine farkındalık yaratması ve günümüz tekstil tasarımcıları/sanatçılarına örnek oluşturması hedeflenmektedir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞUŞUNDAN GÜNÜMÜZE HADİS TENKİDİ  VE BU ALANDA YAPILAN ÇALIŞMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55642</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55642</guid>
      <author>Mustafa DÖNMEZ</author>
      <description>Her ilmin doğuşunu ve gelişmesini hazırlayan birtakım etkenler olduğu gibi hadis ilminin de doğuşunu ve gelişmesini sağlayan etkenler bulunmaktadır. Özellikle H. I. asrın ikinci yarısının başlarında gelişen olaylar, sahâbilerin Hz. Peygamber’den işittikleri ve yazdıkları, bilahare başkalarına tebliğ ettikleri hadisleri korumanın yanında, siyasi, mezhebi ve ideolojik nedenlerle Hz. Peygamber’e nispet edilen hadislerin uydurma olanlarını ayırabilmek için birtakım kriterler vazetmelerine neden olmuştur. Sahabe döneminden sonraki, Tabiin ve tebe-i tabiin devirlerinde sözü edilen kriterler sonraki devirlerde hadis tenkidi olarak geliştirilmiştir. Hadis rivayetinde fonksiyonel bir tedbir olarak kullanılan râvi zinciri diyebileceğimiz isnad uygulaması, cerh ve ta’dîl ilmi yahut râvi tenkidi ilminin oluşmasını sağlamış, böylelikle H. III. asrın ilk yarısından H. V. asrı kapsayacak şekilde zengin bir literatüre kavuşmuştur. H. VIII. / IX. asırlarda tekrar canlanan ricâl ilmi, hadis uzmanları tarafından telif edilen eserlerle yeni bir boyut kazanarak günümüze kadar gelmiştir. Araştırmamızın konusu ve kapsamı, hadis tenkidinin doğuşundan itibaren, tarihi sürecini aşamalarıyla birlikte ele almak ve günümüze kadar gelişen literatüre değinmektir. Konunun tarihi, ilmi, edebi boyutu, bu alanda çeşitli çalışmaların yapılmasını zorunlu kılmıştır. Çalışmamızın amacı, hadis tenkidinin geçirdiği evreleri gözden geçirmek, oryantalistlerin isnad ve metin tenkidiyle ilgili yaklaşımlarının değerlendirmesini yapmak, klasik literatürün devamı olarak günümüz İslam dünyasında hadis tenkidiyle ilgili yapılmış çalışmaları ortaya koymaktır.  Araştırmamızın yönteminde, sosyal bilimlerin nitel araştırma teknikleri uygulanmak suretiyle, günümüze kadar gelen hadis tenkidi metotlarına yöneltilen eleştirilerin analizi yapılarak, bunların tutarlık yönleri tespit edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZERDÜŞTLÜK VE HİNDUİZM’DE ARINMA ARAÇLARI: ATEŞ, SU VE KURBAN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55635</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55635</guid>
      <author>Ayhan ASLANOĞLU</author>
      <description>Arınma ve arınma araçları, tüm dinlerin ortak fenomenlerinden biridir. Yaşam boyunca insanlar arınmak/temizlenmek için ateş/ışık, su, kurban, dua/tövbe, oruç, kutsal yerleri ziyaret gibi bazı araçlar kullanmışlardır. Bu arınma araçları dini geleneklerde aynı ve/ya farklı biçimlerde tezahür etmiştir. Dolayısı ile kullanılan bu araçların maddi ve manevi açıdan önemi büyüktür. Zerdüştlük düşüncesinde bireysel anlamda tanımlanan arınma kurallarının tarihçesi, Hint-İran kültürüne kadar dayandırılmaktadır. Ateş/ışık, su ve kurban ile ilgili olarak Zerdüştilerde bazı dinsel pratikler de bulunmaktadır. Zerdüştlük inancında önem verilen arınma ayinleri kötü eylemlerden kurtulmak için önemli bir faktördür. Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta’da arınma kuralları adı altında bir bölüm, sadece bu konu ile alakalıdır. Hindu dini geleneğinde temizlik ve kirlilik kavramları birbiri ile yakından ilişkilidir. Hinduizm’de temizliğe dışsal ve içsel olarak iki açıdan bakılmaktadır. Bu manada dışsal temizlik vücudun yıkanması veya banyo yaptırılması ile mümkündür. İçsel temizlik ise arındırma eylemleri, yoga gibi ezoterik tekniklerin kullanıldığı manevi bir temizlik olarak düşünülmektedir. Hinduizm’deki bu temizlik çeşitleri genelde düzenlenen çeşitli dinsel ritüellerle gerçekleştirilmektedir. Hinduizm ve Zerdüştlükte birçok arınma aracı olmakla birlikte, makale konusu ateş, su ve kurban ile sınırlandırılmıştır. Dokümantasyon tekniği ile elde edilen makale verileri, Dinler Tarihinin deskriptif metoduyla yazıya geçirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN MİKSEM: HAYATI, KIRAAT İLMİNDEKİ YERİ VE ŞÂZ OKUYUŞLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57595</guid>
      <author>Muazzam YENER</author>
      <description>Hicri dördüncü yüzyılda Bağdat’ta yaşamış ve soy zincirine göre Abdullah b. Abbâs’ın mevlası olan Miksem’e nisbetle İbn Miksem olarak tanınmıştır. Bağdat’ın iki meşhur imamından biri İbn Mücâhid (öl. 324/936) diğeri İbn Miksem (öl. 354/965)’dir. İbn Mücâhid Mushaf hattına uyan kıraatları “yed”i ile sınırlandırırken; bunun aksine İbn Şebûz ile aynı dönemde yaşamış ve onun gibi şâz okuyuşlarıyla zikredilen İbn Miksem, Mushaf hattına uymayan şâz kıraatlar konusunda ısrarcı olmasıyla bilinmektedir. Bu ısrarcı okuyuşları neticesinde İbn Şenebûz (öl. 328/939)’un yaşadığı benzer birtakım sıkıntılar yaşamış, İslam tarihinde Kur’ân tilavetinde İcmâa aykırı okuyuşları yüzünden şiddetle eleştirilmiş ve dönemin halifesi huzuruna celb edilmiştir. Başta kıraatları “yedi” ile sınırlandıran şeyhul kurrâ İbn Mücâhid olmak üzere kıraat ve fıkıh âlimlerinden oluşan bir heyet önünde sorguya çekilmiştir. Bu okuyuşlarından vazgeçmesi için tövbe etmesi istenmiştir. Bu baskıdan dolayı hatalı olduğunu kabul etmiş gibi görünerek tövbe etmiştir. Bu çalışmamızda İbn Miksem’in hayatı, İbn Mücâhid’in kıraatları “yedi” ile sınırlandırmasına karşı olan muhalefeti, tövbe ettirilme olayı, şâz kıraatlarla okuma ısrarı ve sebepleri üzerinde durulacak ve onun hatt’a muhalif okuyuşları, kıraat ve tefsir kaynaklarından karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMAMÜ’L-HAREMEYN EL-CÜVEYNÎ’NİN KELÂM SİSTEMİNDE RÜ’YETULLAH</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57618</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57618</guid>
      <author>İrem KARALAR</author>
      <description>Mütekaddimûn dönem kelâm eserlerinin muhtevası incelendiğinde, Allah’ın görülebilmesini ifade eden rü’yetullah meselesinin farklı boyutlarla ele alındığı görülmektedir. İslâm’ın temel iki kaynağı olan Kur’ân ve Sünnet’te rü’yetullahla ilgili kavram ve ifadelerin yer aldığı bilinmekle beraber konunun itikâdî bir mesele haline gelmesi farklı gerekçelere dayanmaktadır. Öncelikle Allah’ın görülmesi meselesi inananların merak edip hakikatini öğrenmek istediği bir olgudur. Bundan dolayı İslâm kelâm ekolleri ilk dönemlerden itibaren akıl-nakil çerçevesinde konuyu ele almış ve görüş bildirmişlerdir. Mütekaddimûn döneminin son mütekellimlerinden olan İmamü’l-Harameyn el-Cüveynî (ö. 478/1085), bu dönemin ilmî mirasını kendinden sonraki döneme aktarmanın yanı sıra yeni bir metodolojinin de oluşmasına zemin hazırlayarak bir sistem adamı olduğunu göstermiştir. Cüveynî’nin, kelam ilminde mantık ilmini kullanarak ve te’vili önceleyerek geliştirdiği sistemler, rü’yetullah mevzuunda da etkisini göstermektedir. Cüveynî, rü’yetullah meselesinde naklî ve aklî deliller sunmakla beraber yeni argümanlar kullanmaktadır. Rü’yetullahı mümkün sıfatlar kategorisinde incelemektedir. Takip etmiş olduğu Eş’arî mezhebinin bu doğrultudaki görüşünü güçlendirmektedir. Mu’tezile’nin şuâ teorisine yer vererek karşı sorularla bu teoriyi eleştirmektedir. Rü’yetullahın imkânı konusunda âdet teorisini savunmaktadır. Cüveynî, mütekaddimûn döneminin son âlimlerinden olması hasebiyle, Ehl-i Sünnet düşüncesinin ilmî bağlamda geldiği son noktayı temsil etmekte ve sistem aktarımını sağlamaktadır. Bu makalede hem dönemsel hem de sistemsel olarak kelâm tarihinin önemli temsilcilerinden olan Cüveynî’de, kelâmın ihtilaflı konularından biri olan rü’yetullah anlayışı incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZELERDE DEPO YÖNETİMİ: KÂĞIT ESERLERİN DEPOLANMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=50575</guid>
      <author>Nevra ERTÜRK</author>
      <description>Müzelerin kuruluşundan bugüne temel işlevlerinin başında koruma gelmektedir. Depo alanları müzelerin en hayati bölümleridir ve koleksiyonların büyük bir bölümü depolarda yer almaktadır. Koleksiyonların sürdürülebilir yönetimi için uzman personele, dokümantasyonun eksiksiz yapılmasına, koleksiyon yönetimi politikası ve koruma politikasına, önleyici koruma çalışmalarına ve depo yönetimine ihtiyaç vardır. Bu çerçevede makalenin amacı, müzelerde kâğıt eserlerin muhafaza edildiği depo alanlarının fiziksel ve çevresel koşulları, depolama sistemleri ve yöntemleri ile ilgili bilgi vermek; müzelerin yeni depolama yaklaşımlarını paylaşmak ve bu yaklaşımların kâğıt eserler için uygulanabilirliğini tartışmaktır. Makalenin araştırma soruları; müzelerin açık depo, ortak depo veya müze dışındaki depo alanı yaklaşımlarının olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir? Yeni depolama yaklaşımları Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı devlet müzelerindeki kâğıt eserler için uygulanabilir nitelikte midir? Makalenin kapsamı kâğıt eserlerin depolanmasıyla sınırlı olup, kâğıt eserlerin depolanmasına dair genel ilke ve yaklaşımlar, Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı devlet müzeleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Yeni depolama yaklaşımları ise yurt dışındaki örneklerle açıklanmaktadır. Makalede literatür tarama yöntemi kullanılmış; ayrıca yurt içindeki ve yurt dışındaki müzelerin depo alanları ziyaret edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre dünyadaki müzelerin depolarındaki başlıca sorunlar; depo alanlarının doluluğu, depolama sistemlerinin yetersizliği ile dokümantasyon çalışmalarının yapılmamış ya da tamamlanmamış olmasıdır. Söz konusu bulgular, müzelerin sürdürülebilirliği açısından koleksiyonların korunduğu depo alanlarının doğru planlanma ve yönetiminin ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir. Bu çerçevede, taş, metal, seramik gibi inorganik malzemelere göre daha hassas olan kâğıt eserlerin depolanmasında dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgulara göre kâğıt eserler, bu eserler için planlanan depoda ya da diğer organik malzemelerle birlikte organik eser deposunda muhafaza edilmeli; kâğıt eserin türüne, boyutuna, ağırlığına ve kondisyonuna göre depolanmalı; depo alanının fiziksel koşulları kâğıt eserlerin hassasiyeti göz önünde bulundurularak tasarlanmalı; bağıl nem ve sıcaklık değerleri ile aydınlık düzeyi kâğıdın yapısı ve bozunma sürecine göre planlanmalıdır. Sonuç olarak, yeni depolama yaklaşımlarından ortak depo alanı uygulaması, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı devlet müzelerindeki kâğıt eserlerin sürdürülebilir korunması ve yönetimi için değerlendirilebilecek niteliktedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DENGERE CAMİ BOZULMALARI VE KORUMA ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57594</guid>
      <author>Esra ŞAHİNHicran Hanım HALAÇ   </author>
      <description>Burdur ilinin tarih öncesi geçmişi paleolitik çağlara kadar uzanmaktadır. Kibyra, Sagalassos gibi Anadolu topraklarında önemli özelliklere sahip olan antik kentler, ilk yerleşim yerlerinden olan Hacılar Höyüğü ve 1071'de Anadolu'nun Türkleşmesiyle inşa edilmeye başlanan birçok cami, medrese, türbe gibi anıtlar ortaya çıkmıştır. Kültürel ve doğal güzellikleriyle Akdeniz Bölgesi'nin Göller Yöresi'nde bulunan Burdur ili geçmişten bugüne birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı için farklı dönemlerde inşa edilmiş yapılar mevcuttur. Daha çok Osmanlı döneminde inşa edilen yapılar günümüze ulaşabilmiştir.&#13;
Bu yapılardan biri olan Burdur iline bağlı Çavdır İlçesi'nin Bölmepınar Köyü'ndeki Dengere Cami, yapıldığı dönemin mimari özelliklerini yansıtan ve Burdur’un en eski camilerinden biri unvanına sahip olmasıyla önem arz eden bir camidir. Günümüze ulaşabilen ve özgünlüğünü kaybetmeyen Dengere Cami dönem dönem restorasyon işlemleri geçirmiştir ve hala kullanılabilir durumdadır. Son olarak 1969 yılında onarım geçiren Cami'nin inşa edildiği dönem kesin olarak bilinememektedir. Türkiye'de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler II Dergisi'nde 16. ya da 17.yy inşa edilmiş olabileceğine değinilmiştir. Ahşap tavanlarındaki kalemişi bezemeleriyle dikkat çeken bu yapı ahşap direkli camiler kategorisinde değerlendirilmektedir.&#13;
Bu çalışmaya başlarken, tarihe ışık tutan ve bulunduğu bölgenin kimliğini yansıtan eserlerin korunması ve yaşatılması düşüncesiyle yola çıkılmıştır. Tarihe şahitlik etmiş olan bu yapıdaki son onarım döneminden sonra oluşan bozulmalara değinilmiş ve bu bozulmaları engelleyici ne gibi önlemler alınabilir sorusuna cevap aranmıştır. Bunun için öncelikle yapının bozulmaları yerinde tespit edilmiş, oluşan bozulmaların hangi sebeple ortaya çıktığı saptanmaya çalışılmıştır. Son olarak da bozulmaları ortadan kaldırabilmek için öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SUSURLUK ÇAYI HAVZASINDA TROPİKAL GÜN VE YAZ GÜNÜ SAYISINDAKİ EĞİLİMLER VE RCP 8.5 SENARYOSUNA GÖRE MODELLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55617</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55617</guid>
      <author>Mücahit COŞKUNSıracettin GÖZALAN   ,Muhammet ÖZTEKİNCE   ,Sevda COŞKUN   </author>
      <description>İklim değişikliği günümüzde belirgin olarak hissedilmektedir. Değişim, dinamik bir sistem olan iklimin doğası gereğidir. Yerkürenin eksen eğikliği, yörüngesel hareketleri, Güneş aktiviteleri ve fosil yakıtların kullanılması iklim değişikliklerinin ana sebepleri arasında gösterilmektedir. İklim değişiklikleri günümüze özgü olmayıp jeolojik geçmişte temel karakteri ısınma ve soğuma eğilimli çok sayıda değişimin gerçekleştiği bilinmektedir. Bu çalışmada Türkiye’nin kuzey batısında, Marmara Denizi’nin güneyinde yer alan Susurluk Çayı Havzası’nda iklim değişikliğinin göstergelerinden olan yaz günü ve tropikal gün sayılarındaki değişimler analiz edilmiştir. Araştırmada Susurluk Çayı Havzası’nda yer alan 7 meteoroloji istasyonunun (Bandırma, Bursa, Dursunbey, Keles, Simav, Tavşanlı, Uludağ) veri setleri seçilmiştir. Seçilen istasyonların, 1970-1995, 1996-2020 ve 2021-2060 (RCP 8.5) yıllarını kapsayacak şekilde üç periyot halinde inceleyerek günlük maksimum sıcaklık sayılarının 1970-2060 yılları arasındaki eğilimlerinin analizlerine yer verilmiştir.&#13;
Araştırmada, iklim değişiklikleri nedeniyle Türkiye’de meydana gelen ısınmaya bağlı olarak Susurluk Çayı Havzası’ndaki tropikal ve yaz günü sayısındaki eğilimlerin yönü ve şiddetinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma, tropikal ve yaz günü değişimlerinin incelenmesi konusunda Türkiye literatürüne katkı sağlamasının yanı sıra uygun alanlarda üretimi giderek artan tropikal meyve yetiştiriciliğine ve havza yönetimi çalışmalarına veri altlığı sağlaması açısından önemli görülmektedir. Bu kapsamda havzada uzun yıllar ölçüm yapan istasyonlardan elde edilen maksimum sıcaklık verileri kullanılarak ekstrem olaylar olarak görülen yaz ve tropikal gün sayılarındaki 1970 ve 2060 yılları arasındaki değişimler analiz edilmiştir.&#13;
 Çalışmada, 1970-1995, 1996-2020 yıllarını kapsayan periyotlarda meteoroloji gözlem istasyonlarına ait günlük maksimum sıcaklık verileri kullanılırken, 2021-2060 yıllarını kapsayan periyotta ise modelleme verisi olarak CMIP5 projesi kapsamında hazırlanan RCP 8.5 senaryosu ile hazırlanan HadGEM2-ES küresel dolaşım modelleri çıktıları ile RegGEM4.3.4 bölgesel iklim küçültme yöntemi verilerinden yararlanılmıştır. Araştırmada trend analiz yöntemi olarak Mann Kendall ve Spearman Rho test istatistiği ile analizler yapılmıştır. Bu iki yöntem son derece kullanışlı olmasından dolayı alan yazında genel olarak en çok tercih edilen istatistikî yöntemlerdir. Çalışma sonucunda; 1970-1995, 1996-2020 ve 2021-2060 yıllarını kapsayan periyotlarda yıllık yaz günü sayısı neredeyse bütün istasyonlarda negatif eğilimlerin olduğu görülmektedir (artış eğilimi olanlarda ise anlamlılık yoktur). Yıllık tropikal gün sayısında ise 1970-1995 yıllarını kapsayan birinci periyotta Dursunbey, Simav ve Tavşanlı’da anlamlı artışlar görülürken, ikinci periyotunu oluşturan 1996-2020 yıllarında, Bandırma, Bursa, Dursunbey ve Simav; 2021-2060 (Gelecek) yıllarını kapsayan üçüncü periyotta ise tüm istasyonlarda ciddi artışların olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİNEMA FİLMLERİNDE KULLANILAN ÜRÜN YERLEŞTİRME GÖRSELLERİNİN ANALİZ EDİLMESİ: EYE-TRACKİNG YÖNTEMİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=51496</guid>
      <author>Elif ÇINARNurcan YÜCEL  </author>
      <description>Hızla artan rekabet ortamı ve gelişerek kendini yenileyen sektörde tüketicilere hissettirmeden ürünlerin, reklamların, logoların, amblemlerin ilgili mecralarda tanıtılması olarak hayatımıza giren ürün yerleştirme pazarlamada önemli çalışmalara konu olmaya başlamıştır. Ürün yerleştirmenin avantaj ve dezavantajları olmasına karşın sektörlerce kabul gören ve uygulanan yöntem, tanıtım olarak kendini göstermektedir. Hayatımızın her alanında olan ürün yerleştirme kavramı gün geçtikçe aktifliğini artırmaktadır. Bununla birlikte, tüketicilerin bu tanıtımlardan ne kadar etkilendikleri, satın alma kararlarındaki değişiklikleri de merak konusu olmuştur. Bu alanda nöropazarlama faktörü devreye girmiş ve tüketicilerin ürünleri, markaları ve logoları gördükleri andaki beyin dalgalanmaları ölçülmeye başlanmıştır. Bilinçaltına odaklanan nöropazarlama ile sonuçların güvenilir olması hedeflenmiş ‘‘beyin yalan söylemez’’ mantığı ile ilerletilmiştir. Teknikler ve kullanılan araçlar farklılaştıkça veri doğruluğunda da ilerleme yaşanmaya başlanmıştır.&#13;
Ürün yerleştirme ile nöropazarlamanın birlikte ele alınarak Eye-Tracking analiz yönteminin kullanıldığı bu çalışmada; Ürün yerleştirmenin yapıldığı sinema filmlerine yönelik görsellerinin farkındalık etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Gişede önemli başarılar elde eden ve ürün yerleştirmenin yapıldığı üç farklı filmden toplamda 5 görsel seçilmiş, bu görsellerde tanınırlık düzeyi yüksek olan markalar ve referans gücü olarak kullanılan, geniş kitlelerce tanınmış kişiler yer almaktadır. Gönüllü katılımcılara ait ısı haritası verilerinde yerli–yabancı katılımcılar ile 22-25 yaş ve diğer yaş grubuna ait (26-35) analiz sonuçları bulunmaktadır.&#13;
Araştırmadan elde edilen veriler dâhilinde; seçilmiş sinema filmlerinde ürün yerleştirmenin yapıldığı görseller amacına ulaşsa dahi yoğun odaklanma sağlanamamıştır. Markaların, logoların ve amblemlerin görsel karede ebat olarak küçük olması, göz hizasında bulunmaması odaklanmanın minimum olduğu tespit edilmiştir. Bu bölgelere/alanlara yapılacak revize işleminin veya yeni çekilecek sinema filmlerinde bu ayrıntılara dikkat edilmesinin, katılımcıların ilgi düzeylerini artıracağını ve daha etkili sonuçlar meydana getireceği düşünülmektedir. Literatürde sınırlı sayıda çalışmanın olduğu görülmüştür. Bu sebeple, çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNSANSIZ HAVA ARACI SİSTEMLERİNİN İTHALAT ÜZERİNE ETKİSİ: ETKİ-TEPKİ VE VARYANS AYRIŞTIRMASI ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57647</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57647</guid>
      <author>Eyup ATİOĞLU</author>
      <description>Türkiye ekonomisindeki dış ticaret dengesinin ithalat bağımlılığını sürekli kılacak şekilde bozulmasında teknoloji ithalatının payı azımsanmayacak kadar fazladır. Birçok ülkenin dış ticaret açığını arttıran insansız hava araçlarının (İHA) kullanımı ve üretimi dünya genelinde her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de kayıtlı insansız hava aracı sayısı ve pilot sayısı ile ithalat arasındaki ilişki VAR modeli ile incelenmiştir. Veri seti, 2017-04 ile 2020-04 dönemi arasında aylık bazda 37 gözlemi içermektedir. Çalışmada, kurulan VAR modeli ile etki-tepki ve varyans ayrıştırma analizi sonucunda, ithalatta meydana gelen bir standart hatalık şok karşısında, insansız hava aracı sayısı ve pilot sayısının istatistiksel olarak anlamlı tepki vererek düştüğü ortaya konulmuş olup ithalatta meydana gelen değişimlerin %3,02’sinin insansız hava aracı sayısından kaynaklandığı, %0,19’unun ise pilot sayısından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Diğer yandan, insansız hava aracı sayısındaki değişimlerin %14,43’ünün ve pilot sayısındaki değişimlerin %8,81’inin ithalattan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca değişkenler arasındaki nedensel ilişkinin ortaya konulmasına yönelik yapılan Granger nedensellik testi sonucunda, değişkenler arasında %5 anlam düzeyinde nedensellik ilişkisi bulunamazken ithalattan, İHA sayısına doğru %10 anlam düzeyinde Granger nedenselliği saptanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, gerek insansız hava aracı sayısı gerekse pilot sayısı ithalatı arttırmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye’nin insansız hava aracı sektörü özelinde dış ticaret fazlası vermesi hedefiyle yerli üretimin desteklenmesi ve Teknofest (Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali) gibi araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin teşvik edilmesi büyük önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL KÜLTÜREL GÖSTERGELER BAĞLAMINDA BARBİE  OYUNCAK BEBEKLERİN NETFLİX ÜZERİNDEN YAYINLANAN DİZİ ANİMASYONLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56886</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56886</guid>
      <author>Şebnem GÜRSOY ULUSOY</author>
      <description>Barbie bebekler geçmişten günümüze kız çocuklarının oyun ve oyuncak anlayışında yer alan bir figür haline gelmiştir. İlk Barbie bebekler 1959 yılında Mattel tarafından piyasada satılmaya başlamıştır.  Sadece oyuncaklarıyla değil son dönemde yan ürünleriyle de piyasada sıkça rastlanan Barbie markası aslında bir hayat ve hayal tarzıda sunmaya başlamıştır. Özellikle son dönemde Babie çizgi filmlerinde Barbie isimli karakterin annesi, babası, kardeşleri de yer almaya başlamıştır. Barbie markasıyla satılan bebeklerin ve eşyalarının çizgi film içinde aynı ürünlerin animasyonu şeklinde yer verildiği görülmektedir. Özellikle Barbie’nin son dönem dizi animasyonlarda ailesinin ve aile içi diyalogların yer aldığı bir içeriği barındırdığı görülmektedir. Çalışma kapsamında Barbie bebeklerin geçmişten günümüze çizgi filmlerde değişimi kuramsal çerçevede irdelenmektedir.  Daha sonrasında Barbie çizgi filminde aile değerlerinin temsili ve aile içi iletişim örüntüleri içerik analiz tekniği aracılığıyla değerlendirilmektedir. Bu anlamda Barbie bebeklerin toplumsal cinsiyet  ve kültürel göstergeler içerisindeki temsilleri Stuart Hall, Jean Baudrillard ve Michel Foucault’un bakış açısıyla irdelenmektedir. Kültür paylaşılan anlamlarla ilgilidir. Dil, şeylere anlam verdiğimiz içinde anlamın üretildiği ve yayıldığı ayrıcalıklı bir araçtır. Anlamlar sadece dile ortak erişimimiz yoluyla paylaşılabilir. Bu anlamda dil, anlam, kültür için temel özelliktedir. Dil her zaman kültürel değerler ve anlamların asli havuzu olarak görülmüştür. Dil anlamı inşa etmektedir. Kültür kavramlar ve fikirlerle bağlantılı olduğu kadar duygular ve düşüncelerle de bağlantılıdır. Bu çalışmada Barbie bebeklerin dizi animasyonlarında aile değerlerinin temsili ve aile içi iletişim örüntüleri kuramsal çerçeve de yer alan kuramsal çerçeveye göre değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA SOSYAL HİZMET ALGISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55040</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55040</guid>
      <author>Sema SAĞLIK</author>
      <description>Okul ortamlarında sorunları saptamakla çözüme doğru atılan adımların ilkini gerçekleştirmiş olmak bir şey, çözümlere ulaşabilmek başka bir şeydir. Bu bağlamda araştırma, ortaöğretimdeki öğrencinin akademik başarısını geliştirmek ve sosyalleşmesini sağlamak için eğitimin tüm paydaşlarla birlikte çözümler üretmesine ve çözüm süreçlerini takip etmesine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda okullarda karşılaşılan biyopsikososyal ve manevi sorunların çözümüne yönelik önleme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve gerekli politikaların geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Bu ihtiyacın giderilmesi, çocuk refahının sağlanması ve sürdürülmesi noktasında okul sosyal hizmetinin önemi ortaya koymaktadır.&#13;
Bu araştırmanın temel amacı, yönetici, öğretmen ve rehber öğretmenlerin sosyal hizmet kavramına ilişkin algılarını belirlemektir. Araştırmanın çalışma grubunu durum örneklemesi yoluyla 2019-2020 eğitim öğretim yılında kamuya ait ortaöğretimde görev yapan 10 yönetici, 10 öğretmen ve 10 rehber öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada daha fazla irdelemek ve zengin bilgi çeşitliliğine ulaşabilmek için nitel araştırma sürecinde görüşme yöntemine başvurulmuştur. Nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşme formuyla toplanılmış, analizinde Nvivo 12 programı kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde betimsel ve içerik analiz tekniklerinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda yönetici, öğretmen ve rehber öğretmenlerin sosyal hizmet mesleği hakkında bilgilerinin yetersiz, bununla birlikte sosyal hizmete yönelik görüşlerinin olumlu olduğu ve okul sosyal hizmetine duyulan ihtiyacın “yüksek” düzeyde olduğu bulunmuştur. Sürekli iyileşmeyi ve gelişmeyi sağlayacak çalışma perspektifinin genel felsefesinin üzerinde yapılmış olan araştırma sonuçları ışığında, okul sosyal hizmetini işlevsel hale getirmek için ortaöğretim kurumlarında okul sosyal hizmet birimlerinin kurulması ve sosyal çalışmacıların bu birimlerde ivedilikle istihdam edilmesi önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKLERDE VATAN VE KADIN ÖZDEŞLEŞTİRİLMESİ: AFİŞLER ÜZERİNDEN SANATSAL BİR OKUMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57555</guid>
      <author>Aslı SAĞIROĞLUAslı SAĞIROĞLU ARSLAN  </author>
      <description>Vatan, aynı tarih ve kültürden gelen, aynı dili konuşan, aynı bayrak ve millet gibi ortak değerlere sahip insanların yaşadığı toprak parçasıdır. Türklerde diğer milletlere göre daha köklü ve güçlü hissedilen vatan sevgisi, hem simgesel hem de mekânsal nitelikler taşımaktadır. Ahlak, şeref, haysiyet, namus ve din gibi değerlerle ifade edilen ve “ana” ile eşdeğer tutulan bu kutsal mekân, zorda kalındığında satılmayan, sevgilerin ve sevgililerin en hakikisidir. Uğruna can veren şehitlerin hatırasıyla kutsal olan vatan toprağı, Türklerin dünya üzerindeki var oluşunun da somut ifadesidir. Türk kültüründe vatan toprağının “ana” olarak nitelendirilmesi, Türk kadınına verilen değerin yansıtılması açısından önemlidir. Türklerde kadın, Türk toplumu ve Türk devletinin esasını oluşturan aile kurumunun temel taşıdır. Kültürel değerlerin yanında iffet ve namus gibi ahlaki değerlerin de taşıyıcısı olarak görülen Türk kadını, annelik vasıfları yanında idari, siyasi ve sosyal alanlardaki maharetleriyle Türk toplumunda önemli yer edinmiştir. Ayrıca savaşçı, alp kişiliği ile de Türk tarihi boyunca kendinden söz ettirmiş, erkeği ile birlikte kutsal gördüğü vatanı, devleti, milleti ve namusu adına savaşarak ölümü bile göze almıştır. Türk kadınının bu tarihsel rolü, Kurtuluş Savaşı boyunca da devam etmiş ve bu dönemde de kahramanlık destanları yazılmıştır. Türklerde Vatan ve Kadın Özdeşleştirilmesi: Afişler Üzerinden Sanatsal Bir Okuma başlıklı bu bilimsel araştırma yazısında; Türklerin yaşamında önemli yer tutan vatan, devlet, millet, din ve namus kavramları üzerinde durularak vatan kavramının Millî Mücadele döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında basılan propaganda afişlerine kadın imgesi ile yansıtılması ele alınacaktır. Ayrıca altı adet afiş üzerinde yer alan imgeler, vatan kavramı ve kadın başlıkları altında detaylı olarak incelenecek ve görsellerdeki sanatsal özellikler de araştırma kapsamında tespit edilmeye çalışılacaktır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİDEN YAPILANAN AİLELERİN TANINMASI VE YAŞANILAN BAŞLICA GÜÇLÜK ALANLARININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58009</guid>
      <author>Ceylan SÜLÜ AKGÜLRecep YILDIZ   </author>
      <description>Araştırma, yeniden yapılanan aileleri tanımlamak, bu aile türünü damgalayıcı (üvey aile olarak anılmaları) boyuttan çıkararak keşfedilmemiş yönleri ve yaşanılan güçlük alanlarının derinlikleri ile birlikte alan yazınına kazandırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu bağlamda ilk olarak yeniden yapılanan aileler tanımlanmış ve bu ailelerde ebeveyn ve çocuk arasında yaşanan belirli güçlük alanlarına yer verilmiştir.&#13;
Araştırmada fenomenolojik temele dayanan nitel bir araştırma deseni oluşturulmuştur. Kırıkkale ilinde ikamet eden yirmi yeniden yapılanan aile üyesi ile ayrı ayrı ve derinlemesine görüşmeler yapılarak bulgular elde edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilen aileler, kişilerin kasıtlı olarak seçimine dayanan amaca yönelik örnekleme (amaçsal örnekleme) yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen görüşme bulguları Maxquda 2020 programı kullanılarak öncelikle ortak kavramsal kodlar oluşturulup akabinde ilgili temaların oluşturulması ile analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan tema ve alt temalar ise; ‘&lt;em&gt;Çocuklar, Yeni eş, Eski eş, Evlilikte geçen süre, Psikolojik Güçlükler, Ekonomik Güçlükler, Hukuksal Güçlükler, Kültürel mit güçlükleri, Mahremiyet güçlükleri, Sosyo-kültürel Güçlükler’&lt;/em&gt; olarak belirlenmiş ve paylaşılmıştır.&#13;
Elde edilen bulgular neticesinde yeniden yapılanan ailelerin hem temel belirleyicinin hem de başat güçlük alanının ‘çocuk/lar’ olduğu tespit edilmiş, bunun yanında temalara ayrılan diğer birçok etmenin ayrı ayrı güçlük alanı oluşturduğu tespit edilmiştir. Bilhassa aile yapılarının, rollerinin, aile içi etkileşim ağının, hiyerarşinin, gücün ve dengenin yeniden yapılandığı ve uygun bir müdahalenin sunulamadığı durumlarda evlilik ve aile birliğinin tekrar tekrar sekteye uğradığı ve boşanmaya kadar gidebildiği de tespit edilen çarpıcı veriler arasında yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASAL ŞİDDETİN ANLAM KARMAŞASININ TEMELLERİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57811</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57811</guid>
      <author>Umut Turgut YILDIRIM</author>
      <description>Şiddet, insanın davranış ve tutumlarında geçmişten beri var olan bir olguyu tanımlar. Bu nedenle, şiddeti insan-insan ve insan-doğa ilişkilerinin öne çıkan belirleyicilerinden biri olarak kabul etmek gerekir. Şiddetin bir türü olarak siyasal şiddetin de tarihi de oldukça geriye götürülebilir. Bununla birlikte, son yıllarda toplumsal ilişkilerdeki şiddete dayalı eylemlerdeki artış ve uluslararası anlamda yükselişe geçen terörizm dikkate alındığında şiddetin ve politik amaçlara hizmet eden siyasal şiddetin gittikçe öneminin arttığı görülmektedir. Bu önem artışıyla birlikte akademik alanda da popülerliğini arttıran siyasal şiddet, geçmişten gelen birikime ek olarak çeşitli görüşler ve yaklaşımlarca sürekli tartışılan bir mesele haline gelmiştir. Bu tartışmaların ortak noktalarından biri de siyasal şiddetin tanımlanması hususunda yaşanan görüş farklılığı olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla siyasal şiddet neredeyse her disiplinin ayrı bir noktadan yaklaştığı ve bu nedenle üzerinde mutabakata varılamayan oldukça muğlak bir kavram olarak kalmaktadır. Buradan hareketle çalışmada, siyasal şiddet kavramının son yıllardaki anlam belirsizliğinin nedenlerine odaklanılmakta ve şiddetin ele alındığı klasik kaynaklarda da belirsizliğin söz konusu olduğu savunulmaktadır. Ayrıca görüşlerdeki bu çeşitliliğin siyasal şiddet kavramının günümüzdeki anlamına etkileri tartışılmaktadır. Siyasal şiddet kavramını klasik ve çağdaş dönem siyaset felsefesi düşünürlerinin görüşleri üzerinden irdeleyen çalışma, bu kapsamda siyasal şiddet kavramının belirsizliğini gerekçelendirmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinin benimsendiği çalışmada, siyasal şiddetin kavramsal belirsizliği betimsel ve yorumsamacı bir analizle tartışılmaktadır. İlk olarak şiddet kavramı, şiddetin nedenleri ve şiddet türlerine değinilmektedir. Sonrasında siyasal şiddet kavramına dair literatürdeki tartışmaların farklılığı ortaya konulmaktadır. Son olarak da bu tartışmalar siyaset felsefesi düşünürleri üzerinden analiz edilmektedir. Çalışmanın sonucunda, siyaset felsefesi düşünürlerinin siyasal şiddet kavramı üzerinde farklı görüşlere sahip olduğu, düşünürlerin kendi felsefeleri bağlamında şiddeti değerlendirdiği ve bu nedenle siyasal şiddet kavramının muğlaklaştığı savlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1980'LERDEN GÜNÜMÜZE YENİDEN DAĞITICI KAMU POLİTİKALARININ DEĞİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56771</guid>
      <author>Sena ŞAHİNCanan KATILMIŞ  </author>
      <description>Beşeri, iktisadi ve sosyal yaşamı bir bütün olarak etkileyen kamu politikaları, dünyadaki genel politik anlayışlara göre farklı dönemlerde farklı eğilimler göstermiştir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra yükselişe geçen refah devleti anlayışı, bu bağlamda yeniden dağıtıcı kamu politikalarının gelişmesini sağlamıştır. Bu dönemde daha müdahaleci ve sosyal bir devlet anlayışı hâkimken, bu durum 1970’lerde küreselleşmenin de etkisiyle değişmeye başlamıştır. Dünyada yaşanan ekonomik krizler, sosyal politikaların bu krizleri çözmede yetersiz kalması ile toplumsal tepkilere ve beklentilere yanıt verebilmek için hükümetlerin yeni çözüm arayışlarına girmesi, neo-liberal anlayışın yükselmesinin önünü açmıştır. Neo-liberal politikalar ile bir taraftan her türlü korumacılık, devlet müdahaleciliği ve sanayi politikası reddedilirken yeni dağıtıcı kamu politikaları ile ekonomik ve sosyal verimlilik arttırılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, özellikle özel sektörde kullanılan yöntem ve metotlar tedrici yollar ile kamu sektörüne transfer edilmeye çalışılmıştır.&#13;
Bu çalışmada, hâkim politik ideolojideki değişimin devletin sosyal yönünü ne gibi etkilediğini analiz edebilmek amacıyla yeniden dağıtıcı kamu politikaları incelenmektedir. Derleme türünde olan bu çalışmada öncelikle kamu politikalarının kavram tanımı ve genel incelemesi yapılmış; sonrasında bu doğrultuda yeniden dağıtıcı kamu politikaları ile ilgili bilgi verilmiştir. Sosyal devlet tarihi açısından bir dönüm noktası olan 1980 döneminin öncesinde ve sonrasında genel olarak bu politikaların nasıl düzenlendiği incelenerek, neo-liberal ideolojinin yeniden dağıtıcı kamu politikalarına olan etkileri değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİNİN  MALİ SOSYOLOJİK AÇIDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57580</guid>
      <author>Mustafa Doğukan ÇAKMAK</author>
      <description>Türkiye’de 1950 yılı genel seçimleri, “&lt;em&gt;Beyaz İhtilal”&lt;/em&gt; olarak adlandırılmaktadır. Bu kavramın kullanılma sebebi, Türkiye’de tek partili dönemin demokratik bir seçimle sonlanması ve henüz kuruluş aşamasındaki genç bir partinin iktidarı devralmasıdır. Demokrat Parti’nin, Türkiye’de tek partili rejimin biraz da baskı unsuru ile uygulamaya çalıştığı politikaları köklü bir şekilde değiştirdiği söylenebilir. İlk dönemdeki dışa kapalı, korumacı ve tarafsız devlet anlayışı yerine; özellikle Amerika ve Batı Bloku çevresinde yeni bir “cephe bulma arayışı” ile sürdürülen bu dönemde, Türkiye’nin tercihi NATO’dan yana olmuştur. Böyle bir dönemde ekonomik, siyasi ve toplumsal anlamda yaşanan tüm gelişmeler, dönemin iktidar partisinin tercihleri doğrultusunda önemli değişimler geçirmiştir. Bu bakımdan Türkiye’de 1950’li yıllar hem ekonomik hem de siyasal ve sosyal alanda önemli bir kilometre taşı olarak görülen özel bir dönemdir. Türkiye’de 1950’li yılların, ekonomik, siyasi ve toplumsal boyutu üzerine yoğunlaşan bu araştırmada hem ilgili yılları hem de yakın tarihi ilgilendiren önemli örnekler üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada mali sosyolojik ve toplumsal boyutta: “&lt;em&gt;Amerikan yardımlarının sosyo ekonomik analizi ve tarım sektörünün dönüşümü”, “Kore Savaşı ve NATO üyeliği: Türklerin Batı Dünyasına girişi”,&lt;/em&gt; &lt;em&gt;“popülizmin Türk siyasi ve ekonomi tarihine girişi”, “göç, kentleşme ve imar faaliyetleri üzerine: gecekondunun yükselişi ve İstanbul imarı tartışmaları”, “Demokrat Parti’nin göçmenlere yönelik politikaları: “Balkan göçmenleri”, “ezanın Türkçe olarak okunması kararının toplumsal etkisi” &lt;/em&gt;ve “&lt;em&gt;tüketim alışkanlıklarının dönüşümü: kahvaltı, kahve ve çay örneği” &lt;/em&gt;konuları araştırılmıştır. Bu bakımdan ele alınan örnekler çerçevesinde, dönemin mali sosyolojik tahliline yönelik değerlendirmeler yapılmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELEDİYE VE BAĞLI İDARELERDE FİNANSMAN KAYNAĞI OLARAK BORÇLANMA UYGULAMALARI; ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, EGO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ VE ANKARA SU VE KANALİZASYON İDARESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58018</guid>
      <author>Mustafa TUNAErol DEMİR ,Sevilay BOSTANCI </author>
      <description>Bu çalışmada finansman kaynağı olarak belediyeler ve bağlı idarelerde borçlanma yapısı incelenmiştir. Borçlanmanın temel amacı, belediyelerde borçlanmaya ilişkin uygulamalar, borçlanma türleri, yurt içi ve yurt dışı banka ve finans kurumlarından yapılan borçlanma kapsamında Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB)’nin, EGO Genel Müdürlüğü (EGO)’nun, Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Genel Müdürlüğü’nün 2019-2020 ve 2021 yılları arasında gerçekleşen 3 yıllık bütçe giderleri, ABB, EGO Genel Müdürlüğü ve ASKİ Genel Müdürlüğü’nün  2019-2020 ve 2021 yılları bütçe gelir ve giderleri ile borçları incelenmiştir. Belediyelerin hazine garantili dış borç stokları, ABB, ASKİ Genel Müdürlüğü ve EGO Genel Müdürlüğü’nün hazine garantili dış borçları, 2015 yılı ile 2020 yılları arası yerel yönetimler konsolide bilançosu ve borç dağılımı, 2015 ile 2020 yılları arası belediyelerin bütçe gerçekleşme durumları, belediyelerin türlerine göre öz gelirleri ve genel bütçe vergi gelirlerinden alınan payları ayrı ayrı incelemiştir. Araştırmada kullanılan veriler, birincil kaynaklardan alınarak değerlendirmeye tabi tutulmuş olup, ABB, EGO Genel Müdürlüğü ve ASKİ Genel Müdürlüğü’ne ait mali veriler kullanılarak analiz çalışmaları yürütülmüştür. Belediyelerde borçlanma gerekçesi olarak bilinen en temel nedenler arasında, vatandaşların kentsel ihtiyaçlarının sürekli bir şekilde artmasına paralel olarak belediyelerin bu hizmetleri karşılayacak derecede yeterli finansal kaynağa sahip olmamaları gelmektedir. Bu sebeple belediyelerde borçlanma konusu araştırmaya değer bulunmuştur. Bu çerçevede ABB, EGO Genel Müdürlüğü ve ASKİ Genel Müdürlüğü örnek çalışma alanı olarak belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


