






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2022 Sayı Year: 15 - Number: 90</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2226</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN ÇATIŞMA YÖNETİMİ STRATEJİSİNİN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55638</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55638</guid>
      <author>Hatice KADIOĞLU ATEŞELİF KALFA </author>
      <description>Bu çalışma; İstanbul İli, Küçükçekmece ilçesi sınırları içerisinde bulunan okul öncesi öğretmenlerinin çatışma yönetimi stratejilerini; yaş, medeni durum, öğrenim durumu, okul türü, çalışılan okuldaki öğretmen sayısı, görev süresi, mesleki kıdem değişkenleri açısından incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın örneklemi, 2017-2018 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Küçükçekmece ilçesindeki 230 tane okul öncesi öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla “Çatışma Yönetimi Stratejileri Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçekte yer alan her madde de yer alan davranışın görülme sıklığını belirlemek için beşli likert tipi bir ölçek kullanılmıştır. Araştırma da elde edilen veriler, SPSS for Windows istatiksel paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey testi yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; okul öncesi öğretmenlerinin çatışma yönetimi stratejileri ile öğrenim durumu ve öğretmen sayısı değişkenleri arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Önlisans mezunu öğretmenler lisans ve üzeri mezunu öğretmenlere göre çatışma yönetimi stratejilerinden kaçınma, uzlaşma ve uyma stratejilerini daha fazla kullanmaktadır. Çalışılan okuldaki öğretmen sayısının 1-10 arası olan öğretmenlerin 26-30 olan öğretmenlere göre çatışma yönetimi stratejilerinden kaçınma ve uyma stratejilerini daha fazla kullandıkları yönündedir. Okul öncesi öğretmenlerinin çatışma yönetimi stratejileri ile cinsiyet, yaş, medeni durum, çalışılan okul türü, okul öncesi eğitim kurumu, çalışılan okuldaki görev süresi, mesleki kıdem, yöneticilik deneyimi, hizmetiçi eğitim almış veya almamış olma değişkenleri açısından incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜRE DUYARLI FARKLILAŞTIRILMIŞ ÖĞRETİM YAKLAŞIMININ ÖĞRENCİLERİN EMPATİ BECERİLERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57369</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57369</guid>
      <author>Şehide KILINÇMehmet Akif SÖZER  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı kültüre duyarlı farklılaştırılmış öğretim yaklaşımının ilkokul 4. sınıf öğrencilerinin empati becerilerinin geliştirilme sürecine etkisini incelemektir. Karma yöntem araştırmalarından açımlayıcı sıralı desene göre tasarlanan bu araştırmanın nicel boyutu denkleştirilmemiş ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desene göre tasarlanmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda ise durum çalışması kullanılmıştır. Araştırma 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Adana ili merkez ilçesinde iki devlet ilkokulunda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, ölçüt örnekleme yoluyla seçilen 51 deney grubunda, 48 kontrol grubunda olmak üzere toplam 99 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın nicel verileri, araştırmacı tarafından geliştirilen ''Empatik Eğilim Ölçeği'' ve kişisel bilgi formu ile toplanmıştır. Nitel veriler ise, yarı yapılandırılmış öğrenci görüşme formu, öğrenci günlükleri ve gözlem formu ile toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde, parametrik testlerden tekrarlı ölçümler için iki faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Deney grubunda yer alan öğrencilerin uygulamaya ve empati becerisine ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacı ile içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen nicel bulgulara göre deney grubu öğrencilerinin empatik eğilim ön test ve son test puanlarının arasında son test lehine anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen nitel bulgularda, uygulamadan sonra öğrencilerin farklı kültürden öğrencilerle arkadaşlık kurma, farklı kültürlerdeki insanlara saygı duyma ve empati becerisi ile ilgili bakış açılarında olumlu yönde değişiklik olduğu belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, kültüre duyarlı farklılaştırılmış öğretim uygulamasının öğrencilerin arkadaşlarının düşüncelerine saygı duyma, farklılıklara saygı duyma, ayrımcılık yapmama ve arkadaşları ile yakınlaşma gibi duyuşsal boyutta değer gelişimlerine katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak araştırmanın nicel ve nitel bulguları birlikte değerlendirildiğinde, kültüre duyarlı farklılaştırılmış öğretimin öğrencilerin empati becerilerinin gelişmesinde olumlu yönde katkı sağladığını göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKULLAR NE SATIYOR? DEVLET OKULLARININ KURUMSAL KİMLİKLERİNİN NEOLİBERAL DÖNÜŞÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62403</guid>
      <author>Orhun KAPTANMithat KORUMAZ ,İrem UÇAR </author>
      <description>Küresel pazardaki değişimler hemen her ülkede kamu kurumlarını etkilemektedir. Devletler, sanayi devrimi ve ikinci dünya savaşının atfettiği özellik ve rollerini terk ederek, kar amacı güden kurumlara benzer yeni bir görünüm kazanmaktadır ve bu da politika yapıcılara küresel dünyanın sert yarışmacı atmosferinde ayakta kalabilmek amacıyla sosyal devletleri şirketler olarak yönetme konusunda rehberlik etmektedir. Artan bireyselleşme ve bireylerin ticari işletmelere dönüşmesi, başlangıçta ortak iyinin hizmetinde kolektif yapılar olarak tasarlanan kamu hizmetlerinin geleneksel duruşunu tehdit etmektedir. Özellikle eğitim kurumlarından, rekabette rakiplerini yenmeleri beklenen bireyleri değerli varlıklara dönüştürme kapasitesine sahip bireysel gelişim araçları olmaları beklense de bu kamu kurumlarının böyle bir dönüşüme ne kadar hazır oldukları şüphelidir. Bu çalışma, neoliberalizmin devlet okullarının kurumsal kimlikleri üzerindeki etkilerini anlamayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma yaklaşımının kullanıldığı bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 2021 yılında en aktif kullanılan on devlet okulu web sitesi arasında ilan edilen on devlet okulu müdürüyle görüşmeler yapılmış ve bu sitelerde bulunan 234 haber ve duyuru analiz edilmiştir. Çalışmada kullanılan analiz yöntemleri eleştirel söylem analizi (ESA), içerik analizi ve tematik analizdir. Okullar arasındaki rekabetin, okulları yönetmek için gerekli fonları toplama ihtiyacından kaynaklandığı ve okul yöneticilerinin öğrencileri finans kaynağı olarak görmeye yönlendirildiğisonucuna varılmıştır. Ayrıca yöneticilerin rekabet ortamında ayakta kalma çabalarının okul yöneticilerinin öğretimsel liderlik davranışlarını gölgelediği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYO-KÜLTÜREL BAĞLAMDA GELENEKSEL MAHALLE FIRINCILIĞI: ESKİ ANTAKYA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62674</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62674</guid>
      <author>Hüseyin Kürşat TÜRKANAyşe GÜLTUTAN  </author>
      <description>Tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Hatay, bünyesinde aynı zamanda birçok etnik grubu ve inancı barındırmaktadır. Var olmuş bu zenginlik zamanla üstüne eklenerek günümüze gelmiş; birçok alanın da kültürel kimlik taşıyor olmasına olanak sağlamıştır. Farklı kavimlerin uğrak yeri ve farklı kültürlerin kesiştiği ortak noktalardan biri olması gastronomi alanında da kültürel zenginliğe zemin oluşturmuştur. Dolayısıyla bu kadim kent, zengin mutfağa sahip olmasıyla “&lt;em&gt;gastronomi şehri&lt;/em&gt;” unvanını bünyesinde barındırmaktadır. Zengin ve çeşitli bir mutfak kültürü olan Antakya’da yapılan yemekler için fırınların vazgeçilmez yeri ve önemi vardır.&#13;
Mahalle fırıncılığı Hatay’ın merkez ilçesi Antakya ve diğer ilçelerde (İskenderun, Arsuz, Belen vd.) geçmişte olduğu gibi günümüzde de hem modern hem geleneksel bir şekilde devam etmektedir. Antakya fırınlarında gelenek olarak tepsi yemeklerinden böreklere, pastalardan çeşitli yöresel tatlara kadar birçok ürün pişirilmektedir. Dolayısıyla fırınlar mutfak olarak görülmekte, evde hazırlanan yemeklerin pişirimini yapan ana mekân olarak varlık göstermektedir. Gündelik yaşamın içinde yer alan mahalle fırınları, mahallelinin uğrak yerlerinden biri olup mahallede yaşayan insanlar arasındaki etkileşimi arttırmasıyla sosyal işlevi de üstlenmektedir. Mahalle kültürünün derinden hissedildiği mahalle fırınlarında gündelik yaşamın yanında törensel hayatla ilgili ritsel faaliyetler gerçekleşmektedir. Bayramlara özgü yapılan çeşitli ürünler bulunmaktadır.&#13;
Sosyo-kültürel bağlamda Antakya fırınlarının işlevi oldukça fazladır. Geçmişte bir evin mutfağı gibi kullanılan mahalle fırınları, mutfağın pişirim aşamasındaki süreçleri üstüne almıştır. Geleneksel olarak fırın yemeklerinin de fazla olduğu bu yörede insanlar, yemeklerini pişirme işini fırına bırakmış, ekmekle birlikte hamur işi ürünlerini de fırınlardan temin etmişlerdir. Belirtilen alanda yapılan bu çalışmaya, geleneksel yapıda işlevini sürdüren on fırın ve bu yapının içinde yer alan on sekiz kişi kaynaklık etmektedir. Söz konusu çalışma, saha çalışmasına yönelik olmakla birlikte katılımlı gözlem ve anket yöntemi ile yapılmıştır. Bu çalışmada, Hatay’ın merkez ilçesi ve ilk yerleşim yeri olan Antakya’daki &lt;em&gt;“Uzun Çarşı, Kurtuluş Caddesi, Anafartalar Caddesi ve Kantana Mahallesi”&lt;/em&gt; örneklem alınarak; söz konusu yerdeki geleneksel yolla devam eden fırın kültürünün sosyo-kültürel etkileşimleri ve mahalle kültüründeki yeri üzerinde durulacaktır. Geleneksel mahalle fırınlarında yapılan ürünlerin aşamaları ile ilgili bilgiler de verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİL ETKİLEŞİMİ OLGUSU OLARAK DİL DEĞİŞTİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58042</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58042</guid>
      <author>Mustafa GÜLEÇ</author>
      <description>Bu çalışma, Hollanda’daki Türk kökenli göçmenlerin dilsel davranışlarında gözlemlenen dil etkileşimi olgusunun sonuçlarından biri olan dil değiştirme (&lt;em&gt;codeswitching&lt;/em&gt;) kavramına odaklanıyor. Öncelikle, ikidilcilik (&lt;em&gt;bilingualism&lt;/em&gt;) sözcüğünün söz konusu dilbilim alanyazınında uygun olmayan kullanımının, aslında ikidillilik (&lt;em&gt;bilinguality&lt;/em&gt;) kavramının karşılığı olarak yarattığı kavram kargaşası ve artalanı ele alınıyor. Buna koşut olarak, alandaki örnekler üzerinden dil değiştirme olgusu tartışılıyor. Dil değiştirme üzerine alanyazında öne sürülen üç yaklaşım (Poplack’in sözlüksel ödünçlemesi, Myers-Scotton’ın Kalıp Dil ve Yerleştirilmiş Dil Yaklaşımı ve Johanson’ın Dil Kopyalama Yaklaşımı), Backus’un konuyla ilgili ele aldığı araya sokma (&lt;em&gt;insertion&lt;/em&gt;), yeğleme (&lt;em&gt;alternation&lt;/em&gt;), ödünçleme (&lt;em&gt;borrowing&lt;/em&gt;), benimsenme, uzlaşımsallaşma (&lt;em&gt;conventionalization&lt;/em&gt;), yerleşme (&lt;em&gt;entrenchment&lt;/em&gt;) ve karışık dil (&lt;em&gt;mixed language&lt;/em&gt;) gibi kavramlar ile birlikte tartışılıyor. Buna bağlı olarak, eksiksiz tanımlanması zorluk yaratan bu kavramlara yönelik bir eleştirel çözümleme, katışıksız bir dilin varlığıyla ilgili dolaylı bir varsayıma karşı yapılmaktadır. Dil değiştirme, göç bağlamında oluşan yapısal boşlukların ortaya çıkardığı yine yapısal uyum gereksiniminin bir sonucu gibi gözükmektedir.&#13;
Aşağıdaki metinde yer alan örneklerde de görüldüğü gibi, ikidilli bağlamda dil kullanımı, söz konusu olan iki ayrı dildeki araya sokma ve eklemlenme yerleri bakımından bir odaklanma içeriyor ve fakat örneğin tekdilli bağlamdaki sapmalar, ödünçelemer ve anlık kullanımlar için açıklayıcı bir çerçeve çizemiyor. Tekdilli anlamda tüm çıktı biçimlerini Kalıp Dil’deki (KD – &lt;em&gt;Matrix Language&lt;/em&gt;) rastlantısal tümceler ve Eklemlenmiş Dil’deki (ED – &lt;em&gt;Embedded Language&lt;/em&gt;) sapan biçimleri ödünçleme olarak çözümlediğimizi varsayarsak, ikidilli etkileşimlerin, sözlüksel bir taşıma sonucunda, Kalıp Dil’in yapısı üzerinde etkisinin olduğunu görebiliriz. Bu bağlamda, ikidilli edimde ‘Yapmak’ yardımcı eylemiyle kurulan yapılar, tekdilli edimdeki kavram oluşturmaya benzemektedir. Dolayısıyla, bu durum, ikidilli kullanımın da, tekdilli dilbilgisel işlemlerin bir türevi olduğunu sezdirmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CHARLOTTE PERKINS GILMAN’IN SARI DUVAR KAĞIDI  ESERİNDE İMGELEME ARACILIĞIYLA FEMİNİST ÖYKÜNÜN RESMEDİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62128</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62128</guid>
      <author>Seher ÖZSERT</author>
      <description>Bu makale, Charlotte Perkins Gilman'ın Sarı Duvar Kağıdı (1892) adlı kısa öyküsünde kullanılan kadın kahramanın psikolojisini feminist bir tablo gibi ortaya koyan imgelemeyi incelemektedir. Öyküde anlatıcı baş karakter, Jane, odası, duvar kağıdı, duvar kağıdının güneş ve ayın etkisiyle değişen renkleri, gözlemlenen desenlerin dönüşümü, dans eden şekiller, ev, çevre gibi çeşitli varlıkların berrak görüntülerini sunar. Duvar kağıdının sürekli bir hareket halindeki tasviri, odağı duvar kağıdına sabitlenen kahramanın değişen zihinsel ve fiziksel durumunu yansıtır. Duvar kağıdındaki akışkan desenler, kadın anlatıcının dengesiz zihnini, bastırılmış duygularını ve psikolojik yozlaşmasını yansıtır. Parmaklıklı bir odada duvar kağıdının yırtılması ve yeni doğmuş kadın imgesi, Panopticon gözetimi altında hapsedilmesinin zincirlerini kırmaya çalışan kadının özgürlük mücadelesini simgeliyor. Çalışma, özellikle feminist perspektiflerden çok yönlü zihniyetleri analiz ederek Gilman'ın Sarı Duvar Kağıdı'nda (1892) kadınların özgürleşmesini aydınlatmak için kullanılan imgelere odaklanmaktadır. Bu araştırmadaki metodoloji, kısa öyküyü Gilman'ın (1892) feminist bir tablosu olarak incelemeyi takip eder ve Francesca Woodman, Remedios Varo ve Salvador Dali'nin resimlerinde köleleştirilmemiş kadın figürlerine benzer bir anlam verir. Çalışma, hakim feminist söylemi kabul ederek, Gilman'ın Sarı Duvar Kağıdı'nda (1892) hayal gücünün ilahi gücü yardımıyla duvardaki desenleri önce okuyup sonra devrilmiş erkek otoritesi üzerinde kendi hikayesini yazan muzaffer bir kadının hikayesini resmettiği sonucuna varıyor.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLARNET İCRACILARININ DURUŞ BOZUKLUĞU ÜZERİNE İNCELEME VE POTANSİYEL SAKATLIKLARIN ÖNÜNE GEÇİLMESİ İÇİN TAVSİYELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57921</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57921</guid>
      <author>Kaya KILIÇ</author>
      <description>Klarnet eğitim metotlarında veya öğretim yöntemlerinde klarnet icracılarının duruş ve çalış pozisyonlarına yeteri kadar önem verilmediği görülmektedir. Bu durumda, icracılar konuyla ilgili yeterli düzeyde bilgiye sahip olamadıkları için sağlıklarını olumsuz etkileyebilecek şekilde risk altındadırlar. Bedenin doğru bir şekilde konumlandırılması sakatlanma riskini de ortadan kalkmasını sağlar. Meslek hastalığı da denilen duruş bozukluğuna önem vermemek ve gerekli olan önlemleri almamak zamanla çalıcının sakatlanmasına kadar gidebilecek kötü sonuçları doğurabilmektedir. Öğreticinin kişisel ve fiziksel özelliklerine göre klarnet öğrencilerine doğru nefes tekniği, vücudun duruş pozisyonu, ellerin ve omuzun konumlandırma biçimi, başın doğru pozisyonu gibi önem arz eden bilgileri aktarması gerekmektedir. Makalede klarnet icracılarının en çok karşılaştıkları duruş bozuklukları yüzünden yaşadıkları problemler ile bu problemlere bağlı olarak icra sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kas zorlanmaları, ağrılar, kramplar ve kas iskelet sistemindeki sorunlardan bahsedilmiştir. Potansiyel sakatlıkların oluşmaması için çalma öncesi yapılması gereken egzersiz ve ısınma programları makalede detaylı şekilde ele alınmış ve önerilerde bulunulmuştur. Doğru olmayan pozisyonda uzun yıllar çalan klarnet icracılarının yaşadığı üst çapraz sendromu ve baş önde postur bozukluğu gibi rahatsızlıklar ayrıca makalede anlatılmıştır. Bu çalışmanın amacı, klarnet çalgısını icra edenlerin duruş bozukluğu sebebi ile icra sırasında veya sonrasında yaşanabilecek sakatlıkların önüne geçilmesine yardımcı olmak ve kaynak niteliğinde bilgilerle icracıların performans kalitesinin artmasına yardımcı olmaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL SANATLARDA ÖZEL YETENEKLİ BİREYLERİN EĞİTİM MÜFREDATI VE UYGULAMA SÜRECİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62440</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62440</guid>
      <author>Mehmet Ali GENÇ</author>
      <description>Görsel sanatlar alanı özel yetenekli öğrencilerde, hızlı öğrenme ve öğrendiğini yeni bağlamda kullanarak ürüne dönüştürme özelliği görülmektedir. Bu özellik özgün ya da sentez sanat eseri elde etmenin temel gereğidir. Öğrencilerin bu farklılığı, görsel sanatlar eğitiminde farklı bir müfredatı gerektirmiştir. Müfredatın içeriği kadar müfredatın uygulama süreci, ortaya çıkarılan sanat ürünleri ve öğrencinin yetiştiği ortam da önemli olmaktadır. Görsel sanatlar alanında özel yetenekli bireylere yönelik müfredat konusunu ele alan yayın eksikliği görülmektedir. Bu çalışmada görsel sanatlar alanı, özel yetenekli bireylere verilecek eğitimin içeriği ve uygulama süreci irdelenmiştir. Çalışmayla görsel sanatlarda özel yetenek eğitimi veren eğitimcilere ders içeriği ve uygulama süreci konusunda yardımcı olmak amaçlanmıştır. Literatüre dayalı olan bu çalışmada şu sonuçlara varılmıştır: Müfredat, disiplinlerarası olmanın yanında disiplin temelli (sanatın iç disiplinleri) olacak bir yapıda olmalıdır. Özgün ya da sentez ürün elde edebilmek için temel beceriler yanında sosyal ve bilişsel becerilerin gelişimi de önem kazanmaktadır. Öğrencilerin kapasitelerini zorlamaları için müfredat zorlaştırılmış olmalı, esneklik için geniş tabanlı temalar şeklinde tasarlanmalı, veri düzeyinde az bilgiye, soyut kavram ve genellemelere daha çok yer verilmelidir. Yeni ya da sentez ürün için yapılmış sanat örneklerinin eleştirel bir gözle incelenmesi, gözlem, araştırma, deneme, biyografilerden faydalanma gibi öğrenme şekillerinden faydalanılmalıdır. Ayrıca özel yetenekli öğrenciler resimlerinde çoklu bakış açıları yanında çok anlamlılık gibi özellikler sunduklarından öğrencilere resimde dikey mekân anlayışının sanatsal ifade imkânları sunulmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRME KADIN DIŞ GİYİM SEKTÖRÜ TASARIM VE PAZARLAMA GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57889</guid>
      <author>Vildan BAĞCI</author>
      <description>Türkiye genelinde birçok firmanın bulunduğu örme sektörü istihdam ve ihracatta önemli bir paya sahiptir. Kadın dış giyim örme ürünleri bu alanda önemli bir yer edinmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle beraber, üretim hızı artarak gelen talebi karşılamaya çalışan firmalar, tasarım ve pazarlama tekniklerini geliştirmektedirler.&#13;
Firmaların müşteri tarafından tercih edilmesinde kaliteli ürünler üretmesi önemli bir etkendir, bu nedenle sektörlerin örme ürünlerin tasarım, hammadde seçim ve temini, üretim, pazarlama vb. süreçlerinde müşteri ihtiyaç ve memnuniyeti doğrultusunda bilinçli çalışma yapmaları önem arz etmektedir. Yurt dışı pazarlama yapan işletmelerin kalite konusunda daha dikkatli olmaları sürekliliği sağlamada önemli bir unsurdur.&#13;
Bu araştırmada amacımız, Ankara ve İstanbul illerinde örme bayan dış giyim üreten işletme yetkililerinin; demografik özellikleri, işletmenin kurum ve personel özellikleri, tasarım ve pazarlama anlayışları ve uygulamaları ile ilgili görüşlerini tespit etmektir. Ankara ve İstanbul illerinde yürütülen araştırmada 32 yetkiliye araştırmacı tarafından geliştirilen görüşme formu uygulanmıştır. Bulgular SPSS 14.0 istatistik programına aktarılarak istatistiksel değerlendirilmesi ile tablolar halinde sunulmuştur.             Araştırma sonucunda, işletmeler yurt içi ve yurt dışı ürünlerini pazarlamada yüz-yüze iletişimi tercih ettikleri anlaşılmaktadır. Ürünlerin yurt içinde Marmara bölgesine, yurt dışında ise Asya ve Avrupa ülkelerine toptan olarak pazarlandıkları görülmektedir. Yetkililer, ürünlerinin pazarlanmasında vadelerin uzun olması nedeniyle ödeme alamadıklarını ve bir sorun yaşadıklarını belirtmişlerdir. Tasarımcıların tasarım oluşturmada müşteri talebi ve moda faktörlerinden etkilendiği renk seçiminde ise modanın öncülük ettiği belirlenmiştir.&#13;
Bu çalışmada elde edilen verilerin bu alanda çalışma yapmak isteyenlere rehber olması düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜREL BELLEK OLGUSU NİNNİLERİN MÜZİKAL ANALİZİ: KARS VE ARDAHAN NİNNİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62259</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62259</guid>
      <author>Fatma Ceyda ÇINARDALYakup AÇAR  </author>
      <description>Bu araştırmada, çeşitli ekonomik ve sosyo-kültürel nedenlerle yaşam koşullarının değiştiği, doğal ve geleneksel kültür aktarımının azaldığı günümüzde, sözlü kültür ürünü olan ninnilerin müzikal analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Betimsel nitelikli olan bu çalışmanın yürütülmesinde, nitel araştırma yöntemlerinden içerik incelemesi tekniği kullanılmıştır. Ninnilerin içerik incelemesi yapılırken kategorisel analiz tekniğine başvurulmuştur. Araştırmanın veri kaynaklarını, Kars ve Ardahan il merkezleri, ilçeleri ve buralara bağlı köylerde söylendiği tespit edilen 24 ninni oluşturmaktadır. İçerik incelemesi tekniği kapsamında, ninnilerin müzikal analizi yapılarak bu bölgenin müzik kültürüne ilişkin öğeler ortaya konmuştur. Ezgisel çözümlemesi yapılarak makamsal nitelikte olduğu belirlenen ninnilerin incelenecek kategorileri belirlenmiştir. Buna göre, ninnilerdeki pes ses, tiz ses, ses alanı, makam dizisi, karar perdesi, güçlü perdesi, yeden perdesi, seyir ve ezgisel genişleme oranları; usul analizinde ise; birim, zaman, düzüm, süre değerleri, metronom ve usul geçkileri ele alınmıştır. Bu kategoriler bağlamında incelenen ninnilerin makam ve usul yönünden kimlik bilgileri oluşturulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı ölçütlerden frekans ve yüzde kullanılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, analiz edilen ninnilerin 21’inin kırık hava, 3’ünün uzun hava türünde olduğu tespit edilmiştir. En çok görülen makam dizisinin Uşşak olduğu (%50); usul kullanımı yönünden ise en fazla 4/4’lük usulde (%53,8) ninni söylendiği saptanmıştır. Analiz edilen ninnilerin makamsal ve usul özellikleri bakımından Kars-Ardahan müzik kültürü ile yüksek oranda benzerlik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>METAVERSE AĞINDA SANAT VE TASARIM: KULLANICI ARAYÜZÜZ TASARIMI VE KULLANICI DENEYİMİ TASARIMI </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62555</guid>
      <author>Hülya DEMİR</author>
      <description>İnsanın düşünce yapısının evrimi, teknolojik gelişmeler doğrultusunda dinamik bir biçimde devam etmektedir. Bu evirilme, fiziki dünyanın ötesinde yeni bir sanal evren ihtiyacının yaratılması ve bu dünya için tasarımların yapılması problemini doğurmuştur. Tüm bu arayışlar içinde evrenin ötesi olarak tanımlanan yeni bir olgu olarak &lt;em&gt;‘’Metaverse’’&lt;/em&gt; kavramı ortaya çıkmıştır. Metaverse, insanların fiziksel mekanlardan ve fiziksel varlıklarından soyutlanarak sanal temsiliyete dönüşmüş avatarları ile diğer insanlarla ve mekanlarla bağ kurması üzerinde temellenen yeni bir evreni ifade etmektedir. Günümüzün insanı, bu yeni ağ içinde alışılagelmişin dışında formlarda sanat nesneleri yaratabilmekte, hatta sanatçı olmasa bile bu nesneleri Metaverse’ün getirdiği yeni bir tanımlama olan NFT kavramı içinde konumlandırarak alma, satma ve tasarlama gibi süreçlerinin yönetimine doğrudan dahil olabilme fırsatı ile karşılaşmıştır. Sanatçı olmak ya da olmamanın ötesinde sanatsal tartışma sahası bu evrenin görsel tasarımının kimler tarafından yaratılacağı üzerinde merkezlenmektedir. Metaverse ağı 3 boyutlu, VR gözlükler ile insanın görsel algısına hizmet eden bir evren olduğu için bu evrenin tasarımını yapacak büyük bir bilişim ve tasarım ekibine gerek duyulması söz konusudur. Özellikle son zamanlarda kullanıcı deneyimi tasarımcısı ve kullanıcı ara yüzü tasarımcısı gibi ifadeler ile görsel iletişim tasarımcısı ya da grafik tasarımcı ifadelerinden daha farklı iş yeterliliklerine ihtiyaç duyulmasının altı çizilmeye başlanmıştır. Bu anlamda çalışma evrenin yeni bir olgu olması, ilgili problem durumuna ilişkin çalışmanın az sayıda oluşu, tasarım disiplini ile Metaverse ilişkisinin çözümlenmesindeki bilgi yetersizliği bu çalışmanın hazırlanmasına temel oluşturmuştur. Bu bağlamda makale çalışması içinde tasarım ve sanat disiplininin Metaverse ağı ile olan etkileşimi incelenmiş ve tasarım disiplini içinde oluşan yeni meslek grupları olarak Kullanıcı Deneyimi (UX) ve Kullanıcı Arayüzü Tasarımı (UI) Uzmanlığının konumu nitel bir araştırma olarak Betimsel İçerik Analizi yöntemi ile çözümlenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜNÜMÜZ SANAT ANLAYIŞINDA DOKUMA SANATININ DİSİPLİNLERARASI DÖNÜŞÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62071</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62071</guid>
      <author>Gültekin AKENGİN Sibel KURTOĞLU  </author>
      <description>Disiplinler arası sınırların erimesiyle, sanat alanlarında var olan tanımlar, anlamlar, şekiller farklı boyutlarla ve alanlarla birleşerek yeni sanat üretimlerinin varlığını doğurmuştur. Bu süreçte sanatçının manifestosu, izleyicinin niteliği, mekânların sınırları da değişime uğramış olup sanat bu süreçte görüntüden önce anlam olarak varlığını ön planda tutmuştur. Var olan sanat alanlarının farklı disiplinlerle etkileşimi günümüz örnekleminde plastik sanatlar dışına da taşabilmiştir. Bu araştırma, Geleneksel Türk El Sanatlarından dokuma tekniklerinin günümüz sanat anlayışı çerçevesinde farklı disiplinlerle etkileşimi sonucunda yaşadığı dönüşümleri ele almaktadır. Çalışma, dokuma sanatının disiplinler arası sanatta dönüşümünü, geçmişte sahip olduğu anlamıyla araştırmayı ve güncel bakış açılarıyla nasıl ele alındığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda yerel özellikleri bünyesinde taşıyan dokumanın, evrensel bir sanat alanı olan resim sanatında veya diğer plastik sanatlarda birleşimi incelenerek günümüzde ne tür değişimlere uğradığı ele alınmıştır. Çalışma, Geleneksel Türk El Sanatlarından; “halı ve kilim” dokumalarının disiplinler arası sanat alanındaki kullanımı ile sınırlandırılmıştır ve bu süreçte birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmış olup konu kapsamında yazılmış kaynak taramaları ve görsel incelemeleri yapılmıştır. Araştırma hem güncel sanat anlayışına bir örnek niteliği taşıması hem de geleneksel sanatların farklı alanlarla etkileşimi sonucunda yaşadığı dönüşümü ele alması ve disiplinler arası sanat örneklemi sunması açısından önemlidir. Bu araştırma ile geleneksel bir sanatın farklı disiplinlerle etkileşiminin yerel bir alanı modernize edebildiğini, geleneksel olarak sınıflandırdığımız dokuma ürünlerinin sanatlar arası etkileşimlerle çağdaş sanat statüsüne entegre edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCEYİ YABANCI DİL OLARAK ÖĞRENENLERİN STRATEJİK VE PRAGMATİK YETKİNLİKLERİNİN SİMÜLASYON AKTİVİTELERİ YOLUYLA İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62473</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62473</guid>
      <author>Kübra ÖZDEMİR</author>
      <description>Küreselleşme ve yeni dil öğretim teorileri ile birlikte, öğrencilerin İngilizce konuşmalarda yetkin olması beklenmektedir. Ancak bu, İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği bağlamlarda oldukça zorludur. Ders kitabı ve sınıf içindeki dil hedef dilin gerçekliğinden farklı olduğu için, İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin çok az pratik yapma şansı olmaktadır. Bu araştırmada, simülasyon etkinlikleri kullanılarak aradaki uçurumu kapatmak hedeflenmiştir. Ayrıca, simülasyonlar öğrencilerin stratejik yetisini de geliştirebilmektedir. Bunun yanı sıra stratejiler sosyal olarak kabul edilen ve uygun görülenlerle de örtüşmelidir.  Başarılı bir konuşma inşa etmek ve onu sürdürmek açısından değeri göz önüne alındığında, stratejik ve pragmatik yetkinliği arttırmak son derece önemlidir. Dolayısıyla bu araştırma, yabancı dil bağlamının doğası ile İletişimsel Yaklaşım’ın gereksinimleri arasındaki uçuruma katkı sağlamayı amaçlamaktadır.&#13;
Araştırma, İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen Türk öğrencilerin stratejik ve pragmatik yetkinliklerini simülasyon etkinlikleri yoluyla incelemektedir. Bu araştırma için lisede öğrenim gören otuz katılımcı ölçüt örneklem kullanılarak seçilmiştir. Ölçüt, bireylerin 1) lisede İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen öğrenci olmasını ve 2) B1 seviyesinde İngilizce yeterliliğine sahip olmasını gerektirmektedir.&#13;
Araştırma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Öncelikle, katılımcılar ön test olarak çoktan seçmeli Söylem Tamamlama Görevi ve stratejik yetkinlik anketine alınmıştır. Ardından, sekiz haftalık simülasyon etkinliklerine maruz bırakılmışlardır. Eğitimden sonra da aynı ölçme araçları son test olarak uygulanmıştır. Son olarak sonuçlar karşılaştırılmıştır.&#13;
Sonuçlar, eğitimden sonra katılımcıların pragmatik yetkinliklerinin istatistiksel olarak geliştiğini göstermektedir. Dahası, katılımcıların çoğunluğu tercih ettikleri dil dışı stratejiyi dilsel olanlarla değiştirmiştir. Bu sebeple, simülasyon etkinliklerinin İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenenlerin stratejik ve pragmatik yetkinliklerini olumlu bir etkilediği sonucu çıkarılabilir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTALLEŞEN DÜNYADA DİN EĞİTİMİNİN YERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62357</guid>
      <author>İsmail DEMİR</author>
      <description>Günümüzde kitle iletişim araçlarının sağladığı imkânlar sayesinde dini kurum ve kuruluşlar geniş kitlelere ulaşabilmekte, bireyler ise, bu sayede dini konuları kolaylıkla edinebilmektedir. Eskiden sadece camide dinlenilen vaazlar, bu dijital araçlar sayesinde geniş kitlelere erişimi mümkün kılmış ve dini bilgiler her ortamda ulaşılabilir hale gelmiştir. Bu vesileyle dinin tebliğ edilmesi daha da kolay hale gelmiştir. Bu nedenle dijitalleşen dünyada kitle iletişim araçları ile din eğitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışmada kitle iletişim araçlarının din eğitimi üzerindeki etkileri hakkında değerlendirmeler yaparak bu hususu temellendirmeye çalışmak önem arz etmektedir. Bu yönüyle çalışma, her çeşit toplum tipinde farklı derecelerde ve etkinlikte varlığını sürdüren din kurumu ve medya sektörü arasındaki ilişkiyi ortaya koyması bakımından önemlidir. Yöntem açısından ise medya, dijitalleşme, kitle iletişim araçları ve din eğitimi ile alakalı yazılı ve sözlü kaynaklar araştırılmış ve kazanılan bilgiler bağlamında konumuz detaylı şekilde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, kitle iletişim araçlarının günümüz din eğitimi ve dijitalleşme ilişkisine ayrıntılı olarak yer verilmiş ve konuyla alakalı çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Konuya çok yönlü bakabilmek için de daha önceden yapılmış birçok çalışmaya ulaşılmış ve bunlar arasında anlamlı karşılaştırmalar yapılarak çeşitli örnekler verilmiştir. Aynı zamanda bugün toplumun dijital araçları doğru şekilde kullanarak din eğitimi hususunda daha etkin bir şekilde faydalanabilmesi, araştırmanın elde edilen önemli sonuçları arasında görülebilir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ASR SURESİ ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62452</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62452</guid>
      <author>Mehmet ÇALIŞKAN</author>
      <description>Asr suresi tercih edilen görüşe göre Mekkî bir suredir. Sure üç ayettir. Asr suresi kısalığına rağmen Kur’an’ın özeti durumundadır. İmam Şafi’nin bu sure hakkındaki, “Şayet Kur’an’dan başka bir sure nazil olmasaydı bu sure yeterdi” sözü meşhurdur. Bu ifade Kur’an’a derinlikli bakmanın bir örneğidir. Sure, asr’a yeminle başlayıp bütün insanların zararda olduğunu hatırlattıktan sonra, zarardan vareste olanları iman edenler, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler diye ayırmıştır. Kur’an’ın muhatabı insandır. İnsanları hidayete erdirmek için gelen Kur’an bu surede, insanların kaybetme sebeplerini değil, hangi hallerde ve durumda kazançlı çıkacaklarını açıklamıştır. İnsan, yaratılış gayesine aldırış etmeden gayesiz, başıboş yaratılmış gibi hareket edebilir. İşte bu durum hüsran sebebidir. Eğer insan, yaratılış gayesinin farkında olur da Rabbinden gelen sese kulak verirse, yukarıda kurtuluş reçetesi olarak sunulan hususlara bağlı yaşarsa hayatının anlamını ortaya koymuş olur. Surenin başında yeminle belirtilen ve işaret edilen haber, insanların zararda olacağı hususudur. Yemin, bir hususu tekid için gelir ve haber verilen şeyin kuvvetini artırır. Burada özel olarak yeminle sakındırılan husus, insanların dünya ve ahirette zarara düşüp hayat serüvenini hüsranla kapatmasıdır. Bunun karşılığında Kur’an ölçüsünde tevhid üzere olmak, yapılan şeylerin ve söylenen sözlerin bu çerçevede yapılması zararın ötesinde kurtuluş vesilesidir. Müminin hayatı dinamiktir. Dindarlık hiçbir şeye karışmamak değil, aksine iyiliklerin peşinde koşmaktır. Bu çalışmanın amacı, Asr suresi bağlamında Kur’an mesajına bir kez daha kulak vermek ve ilgili sure ile ilgili varabildiğimiz mülahazaları ortaya koyabilmektir. Kur’an’ı araştırdıkça her zaman yeni ve güncel meselelere ışık tutan hususlara ulaşmak mümkündür. Bu görüşten yola çıkarak Kur’an’ın ayet sayısı bakımında üç ayetlik üç sureden biri olan Asr suresinin anlamı ve bu anlamın götürdüğü hedefler açısından düşünmeyi ve bunun sonucunda ulaşabileceğimiz hususları belirtmeyi istedik. Makalemizde ayetlerin meallerinde &lt;em&gt;Diyanet İşleri Başkanlığı Kur'an-ı Kerim Meâli &lt;/em&gt;esas alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSTANBUL’DA ÜST ÖLÇEKLİ PLANLARDA TURİZM ALANLARININ DEĞİŞİMİNİN KENTE ETKİSİ: KÜLTÜR ALANLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54157</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54157</guid>
      <author>Server Funda KERESTECİOĞLUSacide AKIN   </author>
      <description>Turizm, kentlerin yapısını değiştiren ve mekânsal bağlamda onu en çok etkileyen dinamiklerin başında gelir. Kent ve turizm kelimeleri bir arada mekânsal bağlamda bir etkinlik oluşturmaktadır. Turizm, kent ortamında birçok sosyal ve ekonomik güçler arasında yer aldığından, turist, ev sahibi ve endüstri için farklı sonuçlar ortaya koymaktadır (Edwards, Griffin ve Hayllar, 2008). Turizm, bir kent aktivitesi olmanın ötesinde kentin değişimine etki eden önemli bir olgu haline gelmiştir. Kentin kendisi bizzat turizm ürünüdür. Dolayısıyla kent ve turizm olgusu bütünleştirici bir yaklaşımla ele alınmalıdır.&#13;
1980 sonrası etkin olan küreselleşme, evrensel olanın kabulüyle, homojenleşmenin ön plana çıktığı ekonomik, kültürel, sosyal, politik ve teknolojik olmak üzere çok boyutlu bir olgudur. Turizm açısından bakıldığında, ortaya çıkan dünya kenti hiyerarşisinin küreselleşme ile ilişkisi, her şehrin coğrafi sınırları ötesindeki yerlerle olan mevcut ilişkisini göstermektedir. Bu ilişki, kimi zaman kentleri, kültürel mirasını ve yerel özelliklerini dünya geneline yayarak değişime ve küresel kent stratejilerine göre hareket etmeye zorlar. (Ashworth ve Page,2011). Sözü edilen durum; bir taraftan insanların birbirleriyle daha fazla iletişim kurmasını ve birbirleri hakkında bilgi edinmelerini sağlarken, diğer taraftan kültürel ilişkilerin genişlemesinden kaynaklı kültürün küreselleşmesi tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır.  Kentleri rekabet ortamına sokan küreselleşmenin etkileri, Türkiye’de de gelişen politikalarla kentsel planlamada ve uygulamalarda kendini göstermiştir. Kitle turizmiyle küresel ekonomiye entegre olmaya çalışan Türkiye’nin en büyük potansiyellerinden biri, mimari mirası, tarihi zenginliği, kültürel öğeleri ve değerleri ile İstanbul’dur. Bu nedenle, İstanbul’da küresel turizm ekonomisini yönlendiren kent ve turizm ilişkisine bütünleştirici yaklaşmak ve kültürün küreselleşmesi tehdidine karşı, 1980 sonrası dönemde, turizm politikalarına bağlı planlarda turizm alanlarının kentsel mekanın değişimine etkilerini irdelemek gerekir.&#13;
Çalışmada, İstanbul’da günümüze kadar üretilmiş 1959, 1980, 1994 ve 2009 yıllarına ait 4 adet onaylı üst ölçekli planlarda turizm alanlarının değişiminin kente etkisi; turizm sektörünün kentteki yayılımı ve kent makroformunun belirlenmesi, plan lejant içerikleri açısından karşılaştırma yapılarak incelenmiştir. 4 farklı döneme ait planlar ve lejantlarına bakıldığında, kentin makroformunun, güneyde ve boğaz bölgesindeki kıyı alanlarından kuzeye ve iç bölgelere yayılarak genişlediği görülmektedir. Turizm alanlarının üst ölçekli planlarda ilk olarak 1980 yılı planında yer aldığı, kentin makroformundaki yayılımla birlikte, turizm alanlarının 1994 ve 2009 yıllarına ait planlarda arttığı ve lejant içeriklerinin çeşitlendiği belirtilmiştir. Ayrıca, kültürel çevreye bağlı miras alanları, koruma alanları ve kültürel etkinliklere hizmet eden alanların turizm alanları içerisinde yer aldığı, tanımlı bir kültür alanının bulunmadığı saptanmıştır. Çalışma sonucunda, üst ölçekli planlarda turizm sektörünün kente etkisi, kültür sektörünün turizm sektörü içinde büyümesi olarak görülmektedir. Kültür sektörünü görünür kılmak ve kültürün küreselleşmesi tehdidine karşı önlem almak için, kültür sektörü kentsel plan ve politikalarda dikkate alınmalı ve üst ölçekli planlarda kültür alanları için ayrı bir lejant oluşturulmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEKÂN TEMSİLİNDE YENİ BİR AÇILIM; OTONOM ARAÇLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62039</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62039</guid>
      <author>Ahmet Şadi ARDATÜRK</author>
      <description>İnsan harekete tabi bir varlık olarak her zaman ulaşım için tasarımlar yapmış, bunları geliştirmiştir. Tekerleğin tasarımından günümüze araç tasarımları hiç durmadan ilerleyen, birbirinin bilgisini kullanan, üst üste yığılarak gelişen ve sürekli yenilen bir yapıdadır. Bu süreç sadece fonksiyonun giderilmesi noktasında değil; erkek olmaktan güce, aidiyetten toplumsal statüye birçok anlam ile ilişkilendirilmiştir. Otomobil sektörü kapitalizmin ve tüketimin temel alanlarından birisi olarak ifade edilebilir.&#13;
Bu çalışma hareket, ulaşım ve otomobil çerçevesinde günümüzde kullanımına başlanan otonom araçların varlığında gözlemlenen bir noktaya temas etmektedir. Otomobillerin sahip olduğu temel fonksiyon olan hareket kabiliyeti ve ulaşımdan öte mekânsal bir açılımı içermektedir. Bunula beraber mekân kavramı da tasarım ortamında sürekli irdelenen bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.&#13;
Otonom araçlarda keşfedilen tasarımsal değişikliğin tanımladığı anlamlara geçmeden önce görselleştirmeler ile otomobillerin ve teknolojik gelişimlerinin kronolojik bir basamağı oluşturulmuş, bu basamaklar çizimler ile ifade edilmiştir.&#13;
Bu bağlamda otonom araçların kendi özlerinde var olan bir tasarım değişikliği ile temel fonksiyonun yerini başka bir fonksiyona bırakabildiği durumu ifade edilmiştir. Hem hareket hem de mekân kavramları için yapılan literatür taraması ile altyapısı oluşturulan çalışma dahilinde, gözlemden gelen bilgi literatür ile birleştirilmiş ve bunu ifade etmek için figüratif örneklemler çizilmiştir. Temel yapı dahilinde görsel ve video analizleri, araç tasarımlarının ve tasarımsal anlamlarının anlaşılması için en etkili yolu oluşturmuştur.&#13;
Çalışma, ulaşım kavramının amacı ve eylem örüntüsünün nasıl değiştiğine ve günümüzde evirildiği (yeni) anlamını keşfetmeye odaklanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA YENİ BİR MODEL: PROTESTAN MİSYONER KOLEJLERİ YERLEŞKE KÜLTÜRÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54879</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=54879</guid>
      <author>Ömer Faruk BAYRAMFeride ÖNAL  </author>
      <description>Dini bir arka plana sahip olan misyonerlik her çağda yapım faaliyetleri ve mimarlıkla ilişki halindedir. Sızılmak istenen bölgeye gönderilen misyonerlerin konuşlanacağı istasyonları kilise ve kilise çevresindeki yardımcı yapıların biçimlendirdiği fiziksel çevre oluşturur. Uzun bir dönem boyunca misyonerlik faaliyetlerinin istasyonu olan kilisenin oynaığı rol 19. yüzyılda değişir. Reformist-Kalvinist gelenekten gelen Protestanlığın ortaya çıkışının ardından aydınlanma hareketleri ve Sanayi Devrimi sonrasında tüm dünyayı etkileyen akılcılık akımlarının sonucunda dünyevi olarak değerlendirilen eğitim sekülerleşir. Orijini Avrupa’daki emsallerine dayanan Protestan Kolej modeli, Amerika kıtasına nakledildilkten sonra son özgün haline gelir. Bu laik, yenilikçi ve bilimsel eğitim yöntemleri uygulayan kurumlarda eğitimini tamamlamış gözüpek ve maceracı Protestan misyonerler bundan böyle bu modelin emperyallerin hedef gösterdiği yer kürenin en ücra köşelerine taşınmasında aracı olaraklardır. Tüm dünyanın değişime uğradığı bu dönemde misyonerlerin mimarlık ortamı büyük çeşitlilik içermeye başlar; küçülen kilise yapılarının yanında artık basımevi, okul, dispenser, sağlık ocağı, hastane gibi yapılar misyoner istasyonlarının mimari ürünleri arasında yer bulur. Yerleşim yerlerinin periferisinde konumlanan ve geniş yeşil alanlar içerisinde izole ve potansiyelli ortamlar oluşturma gibi fiziksel planlama kararlarına sahip olan Protestan kolej yerleşkeleri çağdaş dünyada misyon bölgelerinin yeni istasyonları olmanın en elverişli adayıdır. Çok etnisiteli, çok kültürlü ve dini azınlık gruplarının fazla olduğu bir sosyal biçimlenme gösteren Osmanlı İmparatorluğu’nda mevcut azınlıkların dini örgütleri, önceden beri devletin sağladığı özgürlükler çerçevesinde cemaatlerin kendi kiliseleri etrafında şekillenir. Dünyada cereyan eden akılcılık hareketlerinin sonucunda imparatoluk topraklarındaki dini gruplar da bilimsel eğitime daha fazla ağırlık vererek kendi okullarını kurmaya başlarlar. Gayrimüslim grupların eskiden beri sosyo-ekonomik ve sosyo-politik ilişkilerinin yoğun olarak başkent çevresinde gelişmiş olmasından dolayı bu okullar büyük oranda başkent İstanbul içerisinde ortaya çıkar. Müslüman halkın eğitimi ise İslam odaklı eğitimin kanalize olduğu medreselerle ve yerel ölçekteki okullarla sağlanmaya çalışılır. Aydınlanma döneminde Batı etkisiyle devlet yeni okullar açmak için büyük bir çaba gösterir ve bu okullar genellikle askeri formasyona sahip, tek kütle altında toplanan masif yapılardır. 19. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu &lt;em&gt;Smyrnia&lt;/em&gt; rıhtımna inen Protestan misyonerlerle beraber Protestanlıkla ilk defa tanışır ve Protestan Kolej ve yerleşke modeli imparatorluk topraklarında yaşam bulur. Bu dönemden önce imparatorluk topraklarında Protestanlık olmadığı için yerleşkeler içerisindeki &lt;em&gt;college&lt;/em&gt; geleneği hiç denenmemiş bir modeldir. Devletin güncel olanı yakalamakta başarılı olamadığı ve cemaatlerin kiliselerin bünyesinde geleneksel eğitim verdiği modellerin yanında bilimsel ve çağdaş eğitim veren bu kolej kurumları yerel halktan da zamanla yoğun talep görür ve bunun sonucunda Anadolu’nun tarihi önemi bulunan kadim kentlerinde oldukça geniş boyutlara sahip yerleşkeler ve yapı kompleksleri ortaya çıkar. Kentlerin genellikle dış hatlarınada ve çeperlerinde konumlanan bu yerleşkeler sahip oldukları büyük kampüs alanlarıyla kent planında, yerleşkelerin içerisindeki çeşitli yapılar bütünüyle de Anadolu kentlerinin silüetlerinde hakim bir görüntü çizerler ve daha batılı bir yapma anlayışını gösteren ikonik yapılarıyla da kent ve kentli hafızasında güçlü bir imaj edinirler.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONYA TARİHİ KENT MERKEZİNDEKİ KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58082</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58082</guid>
      <author>Esra ÖZDİLNur URFALIOĞLU </author>
      <description>İnsanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle ortaya çıkan kentler, zaman içerisinde içinde bulunan özgün tarihi yapılar ile tarihsel bir kimlik kazanırlar ve tarihi kent olarak ifade edilirler. Kentlerin, çeşitli sebeplerle zaman içinde değişen, bozulan dokularının dönüşüme uğraması, kentin tarihi kimliğini de etkilemekte ve tarihi dokunun varlığını sürdürebilmesi için çeşitli önlemler alınması gerekmektedir. Korumaya, iyileştirmeye, yenilemeye veya canlandırmaya dayalı kentsel dönüşüm yöntemleri ile özgün tarihi dokuların ve yapıların korunması ve varlığını sürdürebilmesi amacıyla zaman zaman çeşitli yasal düzenlemeler yapılabilmektedir.&#13;
Türkiye’de özellikle 1950'lerden sonra yaşanan hızlı nüfus artışının getirdiği düzensiz yapılaşma ile kentlerimizin büyük bir bölümü plansız şekilde gelişirken, tarihi kent dokuları da bu durumdan etkilenmiştir. Bu kapsamda uygulanan kentsel dönüşüm yöntemleri zaman zaman tarihi dokunun varlığına olumlu bir katkı sunarken, zaman zaman da dokuya zarar veren yanlış yöntemlerin uygulandığı görülebilmektedir.&#13;
Çalışmanın ana konusu olarak Konya tarihi kent merkezi seçilmiş ve kentin tarihi dokusunu doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen kentsel dönüşüm uygulamalarından örnekler dönüşüm öncesi ve sonrası durumlarıyla incelenmiştir. Bu bağlamda Konya özel olarak incelenmeden önce kentsel dönüşüm kavramı ve yasal dayanaklarından söz edilmiş,  dünyadan ve Türkiye’den Berlin, Paris, Beyrut, Diyarbakır ve Ankara gibi benzer tarihi kent dokusuna sahip şehirlerin gelişimleri ve bu şehirlerde uygulanan kentsel dönüşüm uygulamaları ele alınmıştır&#13;
Çalışma kapsamında Konya Büyükşehir Belediyesi ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu kurumlardan elde edilen raporlar ve görsel materyaller doğrultusunda çalışma desteklenmiştir.&#13;
Çalışmada, benzer örnekler ve yasal dayanaklar ışığında Konya’daki değişim ve dönüşüm irdelenmiş ve bahsi geçen tarihi kentlerdeki dönüşümler bir tablo ile özetlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVRE EĞİTİMİNDE OKUL PROJE UYGULAMALARININ YERİ VE ÖNEMİ:  26 AĞUSTOS ORTAOKULU (KONAK, İZMİR) ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63049</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63049</guid>
      <author>Ali Ekber GÜLERSOYNevzat GÜMÜŞ  ,Rahime ÖZKAN  ,Ramazan Emre KOÇAK  ,Hasan CİVİL  ,Hakan AYDEMİR  </author>
      <description>İnsan yaşamı boyunca doğa ile iç içe bir yaşam sürmektedir. Doğaya müdahale etmekte, ihtiyaçları doğrultusunda yararlanmaktadır. İnsanın doğaya bu müdahalesi pek çok sorunu da beraberinde getirmektedir. Çevre sorunlarının etkisinin artmasına paralel olarak çevreye verilen zararı en aza indirmek nde bulunduğumuz çağda önemi gittikçe artan konulardan biridir. Çevre sorunlarını anlayabilmenin ve bu sorunlara çözüm üretebilmenin en etkili yolu eğitimden geçmektedir. Eğitim ile çevreye karşı duyarlı ve çevreye fayda sağlamayı tutum haline getirmiş bireyler yetiştirmek amaçlanmaktadır. Çevre eğitimi sadece ekolojik bilgiyi değil, uygulamaları da içermelidir. Bireylerin doğa içindeki deneyimleri çevreye karşı duyarlılık kazanmalarında çok etkilidir. Nitekim bireyler çevresel faaliyetler sayesinde çevreyi korumanın gerekliliğini yaşayıp gözlemlemektedir. Çevre eğitiminde bireylerin kendisini merkeze alan düşünmeden uzaklaşıp, çevreyi merkeze alan bir düşünce biçimini benimsemesi amaçlanmalıdır. İnsan ve doğa arasındaki ilişki güçlendirilmelidir. Böylesi bir ortamda birey çevre eğitimindeki uygulamalar sayesinde çevreyi daha yakından tanımakta, olumlu davranışları geliştirmekte ve çevreye karşı duyarlılığı yaşam tarzı haline getirmektedir. Bu çalışmada ilk olarak farklı ülkelerde yürütülen vre eğitimi kapsamındaki projeler genel olarak değerlendirilmiştir. Devamında sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan dejavantajlı bir bölgede yer alan İzmir ili Konak ilçesindeki 26 Ağustos Ortaokulu tarafından çevre eğitimi kapsamında yürütülen okul projelerine yer verilerek, bu projelerin getirdiği sonuçlar ve çevre eğitimi açısından önemi irdelenmiştir. Söz konusu çerçevede çevre eğitimine katkı sağlaması amaçlanan okul projeleri hakkında önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ ÂN VE COĞRAFYA ’DA DAĞLARIN YERİ, ÖNEMİ VE BAKIŞ AÇILARININ ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61934</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61934</guid>
      <author>Faruk KAYA</author>
      <description>Coğrafyanın ilgi alanında olan konuların önemli bir kısmının bahsi Kur’an da geçmektedir. Coğrafya terimi Kur’an da açık bir şekilde yer almamakla birlikte coğrafyanın inceleme alanında yer alan konuların birçoğu çeşitli şekillerde zikredilmektedir. Nitekim Kur’an da göklerin ve yerin yaratılışı, yeryüzünün insanların yaşamasına elverişli hale getirilmiş olması, doğal afetler, dağlar, yağmurlar, rüzgârlar, insanlar ve yerleşmeler ile ilgili çok sayıda ayet bizzat coğrafyanın ilgi alanı olan konulardan söz etmektedir. Dağlarla sınırlı tutulan bu çalışmada, Kur’an ve Coğrafya ’da dağların yeri önemi ve ele alınış biçimleri analiz edilmeye çalışılacaktır.&#13;
Jeosenklinallerdeki tortulların kıvrılarak yükselmeleri veya volkanizma sonucu oluşan, yer kabuğunun çıkıntılı, yüksek, eğimli yamaçlarıyla çevresine hâkim ve oldukça geniş bir alana yayılan dağlar, tüm inanç sistemlerinde önemli bir yere sahiptir. Zira dağ kültü inancına neredeyse bütün topluluk ve uygarlıklarda yaygın ve etkin olarak rastlanmaktadır. Mekânın kutsallığına paralel olarak dinî hayatın merkezinde bulunan dağlar, tarihi dönemlerin her evresinde kutsallar arasında ki yerini de korumuştur.&#13;
Kur’an da ortaya konulan emirler çerçevesinde var olan ilmi gerçekler, kâinatın sırrını çözmede ve Allah'ın sonsuz ilmini bir nebze de olsa anlamamıza yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda ayetlerin manaları ve bu ayetlerin tefsirlerinde izah edilen yerkürenin yaratılışı ve vazifeleri ile coğrafya ilminin ortaya koyduğu yerkürenin oluşumu ve işlevleri birbiriyle örtüşmektedir. Örneğin yerkabuğunun birbirinden farklı büyük parçalarının kütleleri ve yoğunlukları arasındaki denge durumu olarak tanımlanan izostasi, hafif maddelerden oluşmuş dağlık bölgelerin daha yoğun bir temel üzerinde yüzmekte olduğunu ve dağların yükseklikleri ile orantılı derin kökleri bulunduğu gerçeğini izah etmektedir. Bu izaha göre kuzey denizlerinde yüzen buzdağları misali yüksek dağların da büyük ve derin kökleri yeraltında, küçük ve sivri tepeleri ise yerüstünde bulunur. Dolayısıyla yerkabuğuna derinlemesine gömülü bulunan dağ köklerinin olduğu bilimsel gerçekliği,  Kur’ân-ı Kerîm’de yaklaşık 1400 yıl önce ifade edilen, dağların yeryüzünün kazıkları olarak sapasağlam çakılıp dikildikleri gerçeği ile birebir örtüşmektedir.&#13;
&lt;em&gt;“Hristiyan dünyasında mekanik felsefenin bilime egemen olmaya başladığı 17. yüzyıldan itibaren mekanik dünya görüşünün doğacı yönelimleri karşısında dinsel söylemin bütünlüğünü kaybetmemek için bir kısım bilim insanları büyük çaba sarf etmiştir. Aydınlanma dönemi boyunca birçok yazar tarafından geliştirilen ve doğal teoloji olarak adlandırılan sitile göre, dünya ilahi olarak tasarlanmış, Allah’ın lütfuyla kontrol edilen ve yaratıcının ilahi vahiylerinin bir fonksiyonu olarak işleyen bir yer olmakla birlikte, Allah’ın varlığı ve bilgisinin dünyanın düzenine ve işleyişine bakarak doğa bilimsel verilerle belirlenebileceği görüşü de gelişmiştir. Nitekim bazı bilim insanlarının çalışmalarında da, dünya coğrafyası fiziksel ve organik şekilleriyle birlikte kendisinin ötesinde Allah’ın varlığına işaret eder biçiminde ki yazılara yer verilmektedir”. &lt;/em&gt;&#13;
Böyle olmakla birlikte günümüz dünya coğrafyası ile ilgili yazılan eserlerin büyük bir çoğunluğu ile coğrafyadan bahseden ayetlerin bakış açıları arasında bir kısım farklılıklar göze çarpmaktadır. Öyle ki “&lt;em&gt;Kur’ân mahlûkata ve bütün kâinata Allah hesabına ve Allah’ın sanatı ve eseri nazarı ile (mana-yı harfi) bakar ve baktırırken”&lt;/em&gt;, Coğrafya sanki dinde ortaya çıkan reform hareketleri sonucu bilimde dini otoritenin reddi ve bilimin skolâstik sansürden özgürleştirilmesini savunan çok az sayıdaki coğrafyacının da arzuladığı gibi mahlûkat ve kâinata kendi namına (mana-yı ismi) bakıp ve baktırmakta, dolayısıyla yaratıcı ile olan bağı kurmakta çekingen davranmaktadır. “&lt;em&gt;Hâlbuki sanatlı bir eser, sanatkârı gerektirir. Meselâ Selimiye Camiinde ortaya konulan mimarî dehayı nazarlara verirken, bu deha sahibi Mimar Sinan’dan ve ilminden hiç söz etmemek, o büyük mimarı nazarlardan saklamaya matuf taraflı bir bakış olur”.&lt;/em&gt; Aynen öylede her biri birer sanat eseri olan coğrafi olayların ve olguların, oluşumlarını ve gelişimlerini ilmi gerçeklerle ortaya koyarken, bu mucizevi sanat eserlerinin sanatkârını ve yaratıcısını (Allah’ı) da nazarlara vermek bilimsel açıdan da daha gerçekçi bir yaklaşım tarzı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHÇİ ARNOLD TOYNBEE VE TOYNBEE’NİN TÜRKİYE SEYAHATİ SONRASI TÜRKİYE’YE YÖNELİK DEĞERLENDİRMELERİ (1949)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57980</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57980</guid>
      <author>Yaşar ÖZÜÇETİNAyşe YILMAZ   </author>
      <description>Meşhur 20. yüzyılın önemli tarihçi, düşünür ve diplomatlarından biri olan Arnold J. Toynbee, ortaya koyduğu fikirler ve kaleme aldığı eserlerle dikkat çekmiştir. Onun, ilgi gösterdiği hususlar içerisinde Türkiye de bulunmuştur. Toynbee, Türkiye seyahati sonrası, 1949 yılında edindiği izlenim ve değerlendirmede Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal sürecinin, geçmiş ile temas yitirilmeksizin Türk yaşayış tarzının modernleştirilebileceği kanaatinde olduğunu belirtmiştir.&#13;
Toynbee, Türkiye Cumhuriyeti’nin 25. yılında, bir çeyrek asır içinde yeni bir nesil yetiştiğini, Türk milletinin olağanüstü kurtuluşunun uzun süre devam edebilmesi için işlerinin düzeltilmesinin gerekliliğini anladığını, bu bağlamda Kemal Atatürk’ün önderliğinde 1923’ten 1928’e ilk beş sene zarfında mecburî görünen inkılâplara girişildiği, bunların ivedilikle ele alınmamış olması durumunda bu inkılâpların gerçekleştirilmesinin nesiller ve asırların işi olacağı, Türkler’in bütün enerjilerini kendi millî toprakları üzerinde bir millî hayat geliştirmeye topladıkları, ilk senelerde vücuda getirilen başlıca inkılâpların devletin lâikleşmesi, kadınların hürriyete kavuşması, Lâtin harflerinin kabulü, modern teknoloji ve ticaret sisteminin kavranması olduğu üzerinde durmuştur.&#13;
Toynbee, modernleşmede zamana bağlı olan ve bu emeği 450 sene gibi bir süreye dağıtan İngilizler için bu gelişimin bir ömür içerisine sığdırılmasının anlaşılmasının kolay olmayacağına, yukarıda dile getirilen reformların her birisinin birer inkılâp olduğuna, Türkler’in bunların hepsini birlikte gerçekleştirdiklerine, 25 sene önce Türk milletinin kendi çabalarıyla kendisini kurtarmak işine giriştiği vakit dayanılması güç bir iş karşısında bulunulduğuna, Atatürk’ün o zaman Türkler’in muhtaç oldukları adam olarak ortaya çıktığına değinmiştir.&#13;
Toynbee, içinde bulunulan zamanda, Türkler’in karşı karşıya oldukları önemli meselelerin Türk yaşayış tarzının geçmiş ile ilişki koparılmaksızın nasıl modernleştirilebileceği, köylerin süratli değişikliklere nasıl ayak uydurabilecekleri ve çok partili tam bir demokrasi rejimine ciddi bir sarsıntıya meydan vermeksizin nasıl geçilebileceği olduğuna dikkat çekmiştir.&#13;
Bu çalışmada, Arnold J. Toynbee’nin 1948 yılı Türkiye ziyareti sonrası kaleme aldığı yazı ile Türkiye ile ilgili izlenim ve intibaları ele alınmış ve bir değerlendirilmeye tâbi tutulmuştur. Araştırma, arşiv belgelerine dayalı olup, telif ve tetkik eserlerden de istifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DESTİNASYON MARKALAŞMASINDA EL SANATLARI VE ANTİKA PAZARLARININ ROLÜ: EDİRNE İÇİN BİR İHTİYAÇ ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55010</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55010</guid>
      <author>Demirali Yaşar ERGİNEmel GÖNENÇ GÜLER  </author>
      <description>Edirne'de turizm altyapı kalitesinin artırılması ve turistik arzın çeşitlendirilmesi yoluyla turizm sektörünün sürdürülebilir kalkınmasının sağlanması ve rekabetçi bir bölgesel turizm ürünü oluşturulması gerekmektedir. Edirne'deki el sanatları ve antika pazarları, yeni bölgesel katma değer kaynakları oluşturmak ve yerel kırsal alanların sürdürülebilir turizmini desteklemek için gün ışığına çıkarılması gereken turistik ürünlerdir. Edirne'de çok az kişinin yapıp sattığı el sanatları yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu çalışma, Edirne'de el sanatları üreten ve satan esnafın mevcut durumunu belirlemek ve bilgi ve becerilerin artırılmasında ve geliştirilmesinde çok önemli bir yere sahip olan mesleki eğitime olan ihtiyacı ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Edirne'de el sanatları veya antika ile uğraşan esnaf/işletmelerin ihtiyaçlarını belirlemek için kullanılabilecek bir anket geliştirilmiştir. Araştırma evreni Edirne (merkez ve diğer tüm ilçeler) olarak planlanmıştır. Anketin uygulanması, pandeminin neden olduğu kısıtlamalar nedeniyle internet ortamı ile sınırlandırılmıştır. Örneklemi oluşturan 56 katılımcı bu çalışma için internet ortamında geliştirilen anketi yanıtlamıştır.  Çalışma bir durum betimleme, örnek olay çalışması olduğu için anket seçenekleri ile ilgili frekans ve % dağılımlarını çıkarmak yeterli olmuştur. Eğitim ihtiyacını belirlemek için son bölümdeki 15 madde için ortalama ve standart sapmalar hesaplanmıştır. Anket bölümlerine paralel olarak her bölümdeki sorular bir tablo halinde analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda yerel sanatkarların sanatlarını üretme, geliştirme, sürdürme ve pazarlama konusunda yetersiz oldukları ve kalifiye eleman bulmada sorunlar olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİLERİN TÜRK ÜRÜNLERİ SATIN ALIMINDA MENŞE ÜLKE ETKİSİ: IRAK-KERKÜK ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62051</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62051</guid>
      <author>Elif EROĞLU HALLNurdan SEVİM  ,Gulhan Sabah NAJMALDIN   </author>
      <description>Küresel pazarların her geçen gün geliştiği, modern ve rekabetçi dönemde, tüketicilerin ürünün menşeine yönelik algıları da değişmektedir. Son yıllarda, dünya çapındaki tüketiciler diğer ülkelerden farklı ürün ve hizmetlere rahatlıkla ulaşabilmektedir. Tüketicilerin ürün ve hizmetleri satın alma kararlarında içsel ve dışsal faktörler etkili olmaktadır. Bu faktörler, sosyo-kültürel, psikolojik ve ekonomik olduğu kadar, ürün özellikleri, kalitesi ya da ürünün menşe ülkesi gibi faktörlerde olabilmektedir. Menşe ülke (COO), tüketicilerin ürün satın alma ve değerlendirme sürecini etkileyebilecek önemli bir etken olarak görülmektedir. Tüketiciler  menşe ülkeden etkilenerek farklı ürün gruplarında yerli ve yabancı ürünlere yönelik farklı tercihlerde bulunmaktadır.&#13;
Çalışmada Irak Kerkük tüketicilerinin satın alma davranışları üzerindeki menşe ülke etkisi araştırılmıştır. Kerkük’te yaşayan tüketicilerin Türk ürünlerini satın alma sürecinde demografik özellikler ile menşe ülke arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma da nicel araştırma yöntemi kullanılarak basit tesadüfi örneklem yöntemi ile örneklem seçilmiş, online anket tekniği ile veriler toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 25  programı ile yapılmıştır. Araştırma sonuçları Kerkük’lü tüketicilerin satın alma kararında menşe ülkenin etkili olduğunu göstermektedir. Menşe ülke etkisinin Türk ürünleri satın alma üzerinde etkisinin ortaya çıkma nedeni olarak ülke yakınlığı, Türkmen tüketicilerin aynı dil, din ve benzer kültüre sahip olması olarak özetlenebilir. Ayrıca Türkiye’nin ve Türk menşeli ürünlerin Kerkük şehrinde iyi bir imaja sahip olması nedeniyle Türk ürünlerinin tüketicilerde iyi bir kalıp yargıya sahip olduğu gözlemlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YEREL YÖNETİM SİSTEMİ İÇİNDE BELEDİYELERİN STRATEJİK YÖNETİM KÜLTÜRÜ OLUŞTURMA ÇALIŞMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58050</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58050</guid>
      <author>Mustafa TUNAErol DEMİR  </author>
      <description>Stratejik yönetim kavramının temeli yönetim bilimleri alanından doğmaktadır. 1980 yıllarından itibaren yönetim kavramı konusunda her geçen gün gittikçe artan bir biçimde klasik yönetim kavramı anlayışından stratejik yönetim kavramı anlayışına doğru bir anlayış devam etmektedir. Belediyelerin yönetimsel kültüründe, kamunun idaresinde meydana gelen değişimlerin de etkisiyle ortaya çıkan arayışlar sonucunda kamu kaynaklarının hem etkin hem de verimli kullanılabilmesi için stratejik yönetim kültürünü oluşturmaya yönelttiği anlaşılmaktadır. Sonuçta bu durumda varlık amacı topluma hizmet vermek olan belediyelerin kamu kaynaklarını verimli ve etkin bir biçimde kullanmalarına sebep olmaktadır. Aksi halde ise, belediyelerin ileride kaliteye dönük gayretleri, raporlama sistematiği, bütçeleme, program değerlemesi ve kaynakların planlaması ile lüzumlu olan düzenlemelerin yapılmasını zorlaştırmaktadır.&#13;
Bu makalede Türkiye’de yerel yönetim sisteminin icra unsuru bulunan teknik, ekonomik ve sosyal anlamda ciddi görevleri üzerine alan belediyelerin 5018 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ortaya çıkan stratejik yönetim geleneğini oluşturma yönündeki çalışmalar genellikle değerlendirilmiştir. Yerel ölçekte yurttaşların ihtiyaçlarını giderebilmek için gerekli kaynak planlaması, bütçeleme, süreç yönetimi ve raporlama görevlerini yerine getiren, stratejik yönetim döngüsü kapsamında izleme, değerlendirme ve raporlama işlevlerini yapmakta olan belediyelerin bahsi geçen planlama şekli ve yönetsel döngü ile sunulan hizmet kalitesinin ve çeşitliliğinin artırılmasını da benimsemiş oldukları görülmektedir. Makale kapsamındaki çalışma sonuçlarına göre; belediyelerin bahse konu amaçlarını gerçekleştirebilmek üzere yönetsel alanda süregelen değişim ve gelişmeleri göz önünde bulundurarak önlem almasının gerekliliğinin yanında var olan tehditler ve fırsatları ile güçlü ve zayıf yönlerini saptayarak geleceğini planlama hususuna bilhassa önem vermelerinin gerekli olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE ELEKTRİK ENERJİSİ PİYASASININ KAMU VE ÖZEL SEKTÖR ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62193</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62193</guid>
      <author>Muhammed ORAL</author>
      <description>Enerji güvenliği, genel anlamıyla bir ülkenin enerjiye kesintisiz, istikrarlı ve ekonomik yoldan erişimini içermektedir. Esasen talep güvenliğini de içeren bir kavram olmasına rağmen enerjiye erişimde herhangi bir sorun bulunmamasına karşılık geldiği için enerji güvenliği denildiğinde gerek alanyazında gerek medyada bir ülkenin arz güvenliği anlaşılmaktadır. Elektrik enerjisi de enerji güvenliği kavram ve pratiğinin bir bileşenidir. Elektrik enerjisi, temel bir girdi olması sebebiyle günümüz modern yaşamının hangi sektör / hizmet alanı olursa olsun ikame edilemez kaynağıdır. Bu anlamda elektrik arzı, tüm ülkeler açısından temel bir hizmet ve güvenlik konusudur. Elektriğin arzında ise ülkelerin farklı piyasa yapılarına sahip olduğu görülmektedir. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde ise elektrik üretim (%80’ler düzeyinde) ve dağıtımındaki (tümü) özel sektör ağırlıklı piyasanın tüketiciler bazında çeşitli olumsuzluklara yol açtığı görülmektedir. Dünyada artan enerji fiyatları özel kesimin kâr hedefleriyle bütünleşince tüketiciler hangi ülke için olursa olsun elektriğe daha yüksek fiyatlardan erişmektedir. Yüksek elektrik fiyatları ilişkili olduğu tüm sektörlere etki etmekte ve enflasyona yol açabilmektedir. Türkiye’de dağıtım sistemi kullanıcıları mesken, ticarethane, sanayi, tarımsal sulama ve aydınlatma gruplarından oluşmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’nin elektrik tarihçesi, kurulu güç gelişimi ve sektörde piyasa uygulamaları ele alınmakta ve özel sektör ağırlıklı piyasanın elektriğe erişimde tüketicilere fiyat bazında nasıl yansıdığı tartışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANNELERİN PROBLEM DAVRANIŞLARLA BAŞA ÇIKMAYA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: NİTEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58076</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58076</guid>
      <author>Belgin LİMAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı annelerin problem davranışlarla başa çıkmaya ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesidir. Çalışma nitel bir araştırma olarak yapılandırılmış ve annelerin görüşleri araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu yardımıyla elde edilmiştir. Görüşmede annelerden önce çocuklarında sık karşılaştıkları davranış problemlerini tanımlamaları istenmiş ardından, problem davranış karşısında verilen ilk tepkiler ve başa çıkma yolları, algılanan anne baba başa çıkma yolları, annelerin destek alıp/almama durumları ve kimden/ nereden destek aldıklarına yönelik soruları yanıtlamaları istenmiştir.Çalışma grubu Orta Anadolu’da bir il merkezinde çocukları bir okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 39 anneden oluşmaktadır. Verilerin çözümlenmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Sonuçlara göre, annelerin çocuklarında en sık karşılaştığı problem davranışlar sırasıyla inatçılık, ağlama davranışı, agresif olma ve yemek seçme/yemeye isteksizliktir. Annelerin en çok durum hakkında konuşma tepkisini ve baş etme yolunu tercih ettikleri belirlenmiştir. Katılımcılar annelerinin, babalarına göre istenmeyen davranış karşısında konuşma şeklinde daha yapıcı tepki gösterdiğini belirtmiştir. Bütünsel olarak bakıldığında ebeveynlerin problemle daha çok geleneksel yaklaşımlarla (bağırma, cezalandırma ya da fiziksel şiddet) baş etmeye çalıştıkları görülmüştür. Annelerin çoğunluğu çocuklarıyla yaşadıkları problem davranışların çözümüne yönelik destek aldıklarını belirtmişlerdir. Bazı annelerin istenmeyen davranışlarla başa çıkmada öğretmenle işbirliği yapmaya yöneldikleri görülmüştür. Ancak çalışmaya katılan annelerin önemli bir oranı, eşlerinden ve aile büyüklerinden destek aldıklarını ifade etmişlerdir. Sonuç olarak annelerin çocuklarıyla yaşadıkları problem davranışlar ve bu problem davranışların çözümüne yönelik neler yapabileceklerine dair daha fazla uzman desteği almaları konusunda teşvik edilmeleri gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARAŞTIRMA VE ADAY ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTELERİNİN STRATEJİK PLANLARININ İNCELENMESİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61180</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61180</guid>
      <author>Ebru OSKALOĞLUKahraman ÇATI </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, üniversitelerin stratejik planlarını Araştırma Üniversiteleri Performans İzleme Endeksi bağlamında incelemektir. Araştırmanın evrenini YÖK tarafından belirlenen Türkiye’ deki araştırma ve aday araştırma üniversiteleri oluşturmaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmanın evrenini, araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin stratejik planları oluşturmaktadır. Araştırma evrenine ulaşmak zaman, emek ve maliyet açısından bir zorluk oluşturmadığı için tam sayım yöntemi tercih edilmiş ve örnekleme ihtiyaç duyulmamıştır. Araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin stratejik planları, betimsel analiz tekniğinden faydalanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin stratejik planlarının Araştırma Üniversiteleri Performans İzleme Endeksi’nde yer alan göstergelerle büyük ölçüde örtüşmediği tespit edilmiştir. Araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin stratejik planlarında en fazla yer verilen göstergelerin “Bilimsel Yayın Sayısı”, “Dolaşımdaki Öğretim Üyesi/Öğrenci Sayısı” ve “Öğretim Üyelerinin Teknopark, Kuluçka Merkezi, TEKMER’de Ortak veya Sahip Olduğu Faal Firma Sayısı” olduğu saptanmıştır. Araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin stratejik planlarında en az yer verilen göstergelerin “Uluslararası Patent Belge Sayısı”, “Üniversite-Üniversite İş Birlikli Yayın Oranı”, “Üniversite-Sanayi İş Birlikli Yayın Oranı”, “Uluslararası İş Birlikli Yayın Oranı” ve “TÜBİTAK 2244 Sanayi Doktora Programı Öğrenci Sayısı” olduğu, hiç yer verilmeyen göstergelerin ise, “Incites Dergi Etki Değerinden ilk %10’luk Dilime Giren Yayın Oranı” ve “TÜBİTAK 1004 Programı Kapsamında Desteklenen Teknoloji Platformu Projesi Kapsamında Alınan Fon Tutarı” olduğu saptanmıştır. Araştırma Üniversiteleri Performans İzleme Endeksi’nde  %25 oranında etkiye sahip “Araştırma Kapasitesi”, stratejik planlarda en çok yer verilen tema iken;    %40 etkiye sahip “Araştırma Kalitesi” temasının ikinci derecede önemsendiği saptanmıştır. %35 ağırlık oranına sahip “Etkileşim ve İşbirliği” teması ise stratejik planlarda en az yer verilen tema olarak saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ OF YÖRESİNİN TOPLUMSAL HAYATINDA MEDRESELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62095</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62095</guid>
      <author>Engin KABANErol SUNGUR </author>
      <description>Türkiye’de dinî hayat ve din eğitimi söz konusu olduğunda, Trabzon ilinin Of yöresi hemen akla gelen bir merkez olarak dikkat çekmektedir. Söz konusu yöre, din eğitimi ve dinî hayatın niteliği açısından dikkat çektiği gibi, popüler kültür alanında da ilgi görmektedir. Türkiye çapında üne kavuşan “Oflu hoca” imgesi, bu ilginin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, yöredeki medrese merkezli din eğitiminin Cumhuriyet sonrasındaki toplumsal hayata etkilerini tespit etmektir. Çalışmada, nitel araştırma yönteminin doküman incelemesi tekniğinden yararlanılmıştır. Of yöresinde medrese eğitimi, Osmanlı Devleti döneminde başlamış ve gelişmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra 03 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin birleştirilmesi) Kanunu sonrasında medrese faaliyetleri resmî olarak sona ermiştir. Çalışma sonucu elde edilen bulgulara göre; Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu yörelerinde olduğu gibi, Of yöresinde de medrese eğitimi gayrı resmî olarak devam etmiştir. Of yöresinde bu fiili durum 1980’li yıllara kadar sürmüştür. Of medreseleri, eğitim-öğretim faaliyetleri ile birlikte toplumsal hayatın diğer birçok alanında da etkili olmuştur.   Halk katında itibar sahibi olan medrese hocaları, başta hukuki anlaşmazlıklar olmak üzere toplumsal sorunlarda arabuluculuk işlevi görmüşlerdir. Eğitim faaliyetleri, vaaz, sohbet, düğün ve cenaze gibi ortamlar vasıtasıyla toplumun tüm kesimleriyle iletişim kurarak sosyal hayatın içinde yer almışlardır. Bu sayede yörenin dinî ahlakî kültürel yapısının şekillenmesinde işlevsel olmuşlardır. Medrese faaliyetlerinin etkin oluşu dolayısıyla, yörede hurafe tarzı inançlar zemin bulamamıştır.  Medreselerde yetişen öğrenciler, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde de görev alarak Cumhuriyet Dönemi din hizmetlerinin yürütülmesine katkı sağlamıştır. Of medreselerinin yöreye etkileri, günümüz toplumsal yaşamında da görece olarak kendisini hissettirmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>G20 ÜYESİ ÜLKELERİN İŞSİZLİK ORANLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN ANALİZİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62557</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62557</guid>
      <author>Şükrü Mete TEPEGÖZMine GENÇ  ,Muhammed IŞIK  </author>
      <description>Küreselleşme ve dijitalleşmenin sürekli ve hızlı bir şekilde arttığı ekosistemde ülkeler teknoloji, sanayi, yatırım, eğitim gibi birçok konuda sürekli gelişim ve değişim içerisindedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan toplam 19 ülke ve Avrupa Birliği Komisyonundan oluşan G20, ülke ekonomilerinin gelişmesi, planlı ve tutarlı bir şekilde ilerlemesi, ekonomik faktörlerin etkin bir şekilde kullanımı ve bu sayede sürdürülebilir bir şekilde kalkınmak için bir araya gelerek fikirlerini paylaşmakta ve ortak politikalar geliştirmektedirler. 12 Aralık 2019’da Çin’in Wuhan eyaletinde ilk defa görülen ve dünya geneline hızla yayılan ve ekonomileri derinden sarsan Koronavirüs salgını, ülkelerin kendi içine kapanması nedeniyle ekonomik faaliyetleri yavaşlatmış ve bu durum en çok işsizlikte etkisini göstermiştir.  İşsizlik, ülkelerin karşı karşıya kaldığı ve çözümü için üzerinde durduğu en önemli ekonomik problemlerden biridir.&lt;em&gt; Bu sebeple, bu&lt;/em&gt; araştırmada 2000 yılından günümüze kadar yıllık bazda dünya ekonomisinin üçte ikisinden fazlasını oluşturan G20 üyesi ülkelerin işsizlik oranını etkileyen, tarımın GSYH içindeki payı, enflasyon oranı, ithalat ve ihracat oranları panel veri analizi yöntemi ile test edilmiştir. Hausman testine göre modelin tesadüfi etkiler modeline uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bunu takiben varsayımlar test edilerek, modelde heteroskedastisite, otokorelasyon ve birimler arası korelasyonun var olduğu sonucuna varılmıştır. Bu üç durumu düzelten Driscoll-Kraay testi ile nihai model elde edilmiştir. Araştırma sonucuna göre, işsizlik oranının tarımın GSYH içindeki payı ile ihracat oranlarından aynı yönde etkilendiği ve enflasyon oranı ile ithalat oranlarından ters yönlü etkilendiği tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜREKLİ EĞİTİM VE GELİŞİM MERKEZLİ İŞLETME YÖNETİMİ: LC WAİKİKİ SERTİFİKA PROGRAMI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57497</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=57497</guid>
      <author>Anıl Can KIRIKPınar TUNÇSAV ,Sedat ASİL ,Selin Merve AĞCA ,Zafer ÖNDER </author>
      <description>Değişen rekabet koşulları, bilgi teknolojilerinde yaşanan hızlı gelişmeler karşısında işletmeler, en önemli kaynağının eğitilmiş, geliştirilmiş ve işletme amaçlarına yönlendirilmiş işgücü olduğunu anlamış ve kalifiye insan sermayesine daha fazla önem vermeye başlamıştır. Bu da beraberinde işletme içerisinde eğitime verilen önemi artırmıştır. Eğitim bütçelerine daha büyük pay ayrılmasıyla birlikte eğitim planları daha detaylı hazırlanmaya başlanmış, en büyük rekabet avantaj kalemlerinden birinin çalışanın sürekli eğitimi olduğu anlaşılmıştır. Sürekli eğitim, kurum içerisindeki her çalışanın kurumun kültürüne, prosedür ve süreçlerine uyumlu çalışmasının yanı sıra kurumun devamlılığı için değişen şartlara hızlı adaptasyonuna ve sürekliliğine katkı sağlamaktadır. İşletme kapsamında yapılan sürekli eğitim, uzun vadeli güçlü bir yatırım olarak görülmektedir. Bu yatırım diğer yatırımların aksine içerisinde risk barındırmamaktadır.&#13;
Keşifsel araştırma yöntemlerinden vaka analizi sunularak yapılan bu araştırmada, Türkiye moda perakendesinin öncü markalarından LC Waikiki’nin kurumsal akademi çerçevesinde çalışanlarına yönelik uyguladığı sürekli ve sürdürülebilir eğitim stratejileri ve sertifikasyon programları örneklerle anlatılmakta, sürekli eğitimin işletme ortak amaçları doğrultusunda çalışan ve süreç verimliliğine etkisi tartışılmaktadır. İşletme içi sürekli eğitimin anlatıldığı bu makale, bundan sonra yapılacak olan çalışmalara özellikle vaka analizi kısmı ile kaynak teşkil edeceği ön görülmektedir. Şirketin kimlik ve yapısına uygun özgün geliştirilen bu sertifika programları başka araştırmacılarca karşılaştırmalı olarak değerlendirilebileceği gibi, işletme içi sürekli eğitimin işletme verimliliğine, sadakatine, güven ortamına vb. etkisi nicel araştırma yöntemleri kullanılarak da araştırılabileceği varsayılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİLERİN FİBEROPTİK İNTERNET TERCİHLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62091</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62091</guid>
      <author>Ebubekir TÜRKMEN</author>
      <description>Geniş bant ve dar bant erişim terimleri, internet bağlantı teknolojisi gelişim sürecinde ortaya çıkmış kavramlardır. Geniş bant internet erişimi; kablolu sabit, kablosuz sabit ve mobil erişimlerden oluşmaktadır. Kablolu sabit bağlantı çeşitleri arasında ADSL, VDSL, Uydunet, Fiber, PLC ve Ethernet bulunmaktadır. Kablosuz sabit erişim çeşitleri arasında ise TTnetwifi, Vsat, tooway yer almaktadır. Tüketicilerin internet bağlantı tercihleri yıllar itibari ile değişiklik göstermektedir. Tüketicilerin internet bağlantı tercih nedenleri arasında birçok unsur bulunmaktadır. Bu unsurlar arasında hız, fiyat avantajı, bağlantı kalitesi gibi özellikler yer almaktadır. Fiber optik sistemlerin genel anlamda üstünlükleri arasında ise büyük bant genişliği, hafif ağırlık ve küçük boyut, düşük iletim kaybı, sinyal güvenliği, elektromanyetik ortam etkilerine karşı direnç, esneklik, dayanıklılık ve kullanım kolaylığı, elektrikli izolasyon, sistem güvenliği ve bakım kolaylığı, düşük hata oranı ve düşük maliyet yer almaktadır. En fazla tercih edilen internet bağlantı türleri sırası ile mobil cepten internet, xDSL ve fiber internet bağlantıları yer almaktadır. Genel itibari ile internet bağlantı türleri yıllar itibari ile artış göstermiştir. Ancak mobil bilgisayar internet bağlantısı düşme eğilimindedir. xDSL bağlantı türü en yüksek bağlantı türü olsa da son yıllarda artış hızında düşüş görülmektedir. . İnternet bağlantı türlerinde en hızlı artış fiber internet bağlantı türünde görülmektedir. Tüketicilerin fiberoptik internet tercihleri bu çalışmada değerlendirilmiştir. Tüketicilerin satın alma davranışlarına etki eden etmenler kişisel, sosyal ve ekonomik faktörlerden oluşmaktadır. Bu etmenlerin firmalar tarafından belirlenmesi tüketicilere ulaşabilme ve etkin hizmet verme olanağı sağlayabilecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COĞRAFİ İŞARETLİ ÜRÜNLER KAPSAMINDA  BEYPAZARI YÖRESEL ÜRÜNLERİNİN  TÜRK PATENT VE MARKA KURUMU TESCİL MEVZUATINCA DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62382</guid>
      <author>Emine KOÇAKEsengül DOĞRU   </author>
      <description>Coğrafi işaretleme, yöresel ürünlerin kalitesinin korunması, gelecek kuşaklara aktarılması, yörenin tanıtımının yapılması, ürünün markalaştırılarak katma değerini artırması sebebiyle son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Yöresel ürünlerin coğrafi işaret tescili alarak koruma altına alınması ürünlerin taklitlerinin yapılmasını engellemesi açısından hem yerel hem de ulusal ölçekte önemli bir yere sahiptir. Bu araştırmada amaç Beypazarı yöresel ürünlerini coğrafi işaretleme kapsamında Türk Patent ve Marka Kurumu tescil mevzuatınca değerlendirmek, yerel halk, üreticiler ve yetkililerin konu ile ilgili görüş ve uygulamaları belirlenmeye çalışmaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan durum çalışması deseni uygulanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma katılımcılarını Beypazarı yerel halkı, üreticileri ve coğrafi işaretleme konusunda çalışma yapan yetkililerden 12 kişi oluşturmaktadır. Yetkililer amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemine göre belirlenmiştir.  Çalışma sonucunda Beypazarı yöresel ürünlerinden Beypazarı havuç lokumu, Beypazarı cevizli tatlı sucuğu, Beypazarı yaprak sarması, Beypazarı tarhanası, Beypazarı 60 katlı baklavası, Beypazarı höşmerim tatlısı, Beypazarı mumbarı, Beypazarı güvecinin coğrafi işaret tescili kapsamına alınabileceği, bu konuda yerel halk ve üreticilerin bir çalışması olmadığı ancak Beypazarı Ticaret Odası ve Beypazarı Belediyesinin çalışmaları olduğu tespit edilmiştir. Beypazarı, zengin kültürel mirası ve tarihi kentsel dokusu olan aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bir ilçedir. Böyle tarihi ve kültürel mirasa sahip bir ilçede Coğrafi İşaret tescil çalışmalarına önem verilmelidir. Bu kapsamda yapılacak çalışmalarda yetkililere destek olarak ürünlerin Coğrafi İşaret tescil süreci yürütülmelidir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÂR AMACI GÜTMEYEN KURULUŞLARIN EKONOMİK ROLÜ VE BİREYSEL BAĞIŞLARIN ARTAN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63613</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63613</guid>
      <author>Yusuf AYDIN</author>
      <description>Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşların rolü son yıllarda, özellikle Covid-19 pandemisi sırasında önemli hale geldi. Kar amacı gütmeyen kuruluşlar günümüzde ekonomik ve sosyal faaliyetlerde önemli bir yere sahip olmakla birlikte gelişmiş ülkelerde de istihdamın büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Kar amacı gütmeyen kuruluşlar, bölgesel ekonomik büyüme ve gelişmeyi, toplumsal büyümeyi ve gelişmeyi harekete geçirmede, insanları motive etmede ve hükümet çabalarını taban düzeyinde desteklemek için sosyal yardım programlarını uygulamada temel kurumsal aktörlerdir. ABD'deki kar amacı gütmeyen kuruluşlar tarafından istihdam edilen yaklaşık 12,5 milyon ücretli işçi bulunmaktadır (Salamon&amp; Newhouse, 2020). Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşlar Amerikan ekonomisinde önemli bir yer kazanıyor. İstihdama, çalışan tazminatına ve mal ve hizmet harcamalarına önemli katkılar sağlarlar. Sivil toplum kuruluşları sağlık ve eğitim hizmetlerinden sosyal hizmetlere, kadın haklarından hayvan haklarına, insan haklarından çevre yönetimine kadar birçok alanı kapsayan çok geniş bir sektördür. Bu araştırma, kâr amacı gütmeyen kuruluşların ekonomideki artan önemini vurgulamakta ve bireysel bağışın yükselişine dikkat çekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMGELEME UYGULAMALARININ ELİT BOKSÖRLERDE BAŞARI ‎MOTİVASYONLARINA OLAN ‎ETKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58299</guid>
      <author>Uğur AKTAŞKürşad Han DÖNMEZ   ,Mustafa KAYA   </author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, elit boksörlerin kullandıkları imgeleme türüne bağlı olarak sporda motivasyon düzeylerinin incelenmesidir. İmgeleme ve sporda Motivasyon değişkenlerinin arasındaki ilişkinin belirlenmesi, ülkemizde eksik olan kaynaklara destek niteliğinde olmakla birlikte literatüre katkı sağlamak da araştırmamızın bir diğer amacını oluşturmuştur. Araştırmamızın amacı olan elit boksörlerin kullandıkları imgeleme uygulamalarının başarı motivasyon düzeylerini incelemek ve aralarındaki ilişkinin belirlenmesi için çalışmamızda ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye genelindeki elit boksörler oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise bu elit boksörler arasından rasgele belirlenen, sporcu yaşı en az 5 yıl olan, ulusal ve uluslararası düzeyde en az 20 müsabakaya katılmış olan sporcular oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak demografik bilgi formu, Sporda İmgeleme Envanteri ve Spora Özgü Başarı Motivasyon Ölçeği kullanılmıştır. Demografik bilgi formu araştırmacı tarafından hazırlanmış olup, bu 5 maddelik formda katılımcıların demografik bilgilerini (cinsiyet, yaş, kategorisi, spor yaşı, millilik durumu) araştırmak amacına yönelik sorulara yer verilmiştir. Araştırma verilerinin analizi sonucunda elit boksörlerin başarı motivasyon düzeylerinin yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca cinsiyetleri ile spora özgü motivasyon düzeyleri arasında istatistiksel açıdan ölçeğin toplam puanlarında erkeklerin daha yüksek puana sahip oldukları, cinsiyetleri ile sporda imgeleme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadığı, yaş değişkeni ile elit boksörlerin spora özgü motivasyonları ve imgeleme düzeyleri arasında farklılık meydana gelmediği belirlenmiştir. Elit boksörlerin spor yapma süresi ile spora özgü motivasyonlarında Başarıya Yaklaşma Güdüsü alt boyutu ile ölçeğin toplam puanlarında anlamlı farklılık meydana gelmiştir. Elit boksörlerin başarı motivasyon düzeyleri yüksektir ve başarı motivasyonları ile imgeleme düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü ilişkiler bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


