






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2022 Sayı Year: 15 - Number: 91</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2334</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE ÇOCUĞU OLAN TÜRK VE AMERİKALI ANNELERİNİN SOSYAL-DUYGUSAL GELİŞİME YÖNELİK BAKIŞ AÇILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52021</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52021</guid>
      <author>Gülden UYANIKMary McMULLEN    </author>
      <description>Annelerin okul öncesi dönem çocuklarının gelişimi üzerindeki etkisi oldukça açıktır. Bebekler doğdukları andan itibaren anneleriyle güvenli bir bağlanma ilişkisi kurarak yeni ortamlara uyum sağlamaya çalışırlar. Sosyal-duygusal gelişim, çocuğun yaşamı boyunca başkalarıyla etkileşim kurma ve sosyal bir yaşam sürme becerisinin temelini oluşturur. Alan yazında  farklı kültürlerden annelerin özellikle okul öncesi dönemdeki çocukların sosyal-duygusal gelişimlerine yönelik bakış açılarını araştıran çok az araştırma bulunmaktadır. Bu noktadan hareketle nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılan araştırmanın amacı Amerikalı (n = 34) ve Türk (n = 35) anneler arasında okul öncesi dönem çocuklarının sosyal-duygusal gelişimine ilişkin bakış açılarını karşılaştırmaktır. Araştırma kapsamında kullanılan görüşme formundan elde edilen bulgular içerik analizi ile çözümlenmiş olup elde edilen temalar: annelerin duyguları anlama ve ifade etme açısından sosyal-duygusal gelişimi nasıl tanımladıkları; duygusal düzenleme; sosyal iletişim ve kendini ifade etme ve sosyal ortamlara uyum ve etkileşim şeklindedir. Elde edilen bulgular doğrultusunda her iki kültürdeki anneler, duygusal ifade, duygu düzenleme ve öz kimlikle ilgili sosyal değerler ve beceriler de dahil olmak üzere çocukları için arzu edilen sosyal-duygusal becerilerde benzer cevaplar verdikleri görülmüştür. Sosyal-duygusal gelişimin desteklenmesi açısından annelerin çocuklarına duygusal koçluk yaptığı, onlarla etkinlikler yaptığı, akranlarıyla zaman geçirmesi ve diğer sosyal deneyimleri sağlamışlardır. Her iki kültürde de anneler çocukları için öfke nöbetleri, davranışın yaşa uygun olup olmadığını belirleme ve utangaçlık dahil olmak üzere üç endişe verici davranış kategorisi tanımlamıştır. Türk ve Amerikalı anneler arasındaki dikkate değer farkın ise Amerikalı annelerin okul öncesi eğitimin çocukların sosyal-duygusal gelişimi için önemli olduğuna inandıklarını ifade etmiş olmalarıdır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TRİGONOMETRİK FONKSİYONLARIN GRAFİKLERİNİ YORUMLAMA KONUSUNUN GEOGEBRA İLE TASARLANMIŞ ETKİNLİKLERLE ÖĞRETİMİNİN ÖĞRENCİLERİN AKADEMİK BAŞARISINA VE KALICILIĞA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63862</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63862</guid>
      <author>Yasin SOYLUYasin SOYLU  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı “Trigonometrik Fonksiyonların Grafiklerini Yorumlama” konusunun dinamik yazılım Geogebra ile tasarlanmış etkinlikler ile öğretiminin 11.sınıf öğrencilerinin akademik başarılarına ve bilgilerinin kalıcılığına etkisini araştırmaktır.&#13;
Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan ön-test son-test kontrol gruplu “yarı deneysel desen” kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu farklı iki şubede öğrenim gören 42 onbirinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada deney ve kontrol grubu seçkisiz atama yoluyla belirlenmiştir. Uygulama sürecinde öğretim, deney grubunda Geogebra ile tasarlanmış etkinlikler ile yapılırken, kontrol grubunda MEB’in belirlediği programa uygun olarak yapılmıştır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen, trigonometrik fonksiyonların grafiklerini yorumlama konusunda başarı ve kalıcılığa yönelik “trigonometrik fonksiyonların grafiklerini yorumlama başarı testi (TFGYBT)” kullanılmıştır. Araştırmada TFGYBT, uygulama sürecinin öncesinde ön-test, sonrasında son-test  ve uygulama bitiminden 20 gün sonra kalıcılık testi olarak uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS-20 programı ile bağımsız örneklemler t-testi kullanılarak analiz edilmiştir.&#13;
Bulgular incelendiğinde, deney ve kontrol grubu olarak seçilen araştırma gruplarının uygulama öncesinde akademik açıdan denk oldukları, uygulama sonrasında ise başarı ve kalıcılık açısından deney grubu lehine anlamlı farklılığın oluştuğu tespit edilmiştir.&#13;
Bu çalışmadan elde edilen bulgular ışığında dinamik yazılım Geogebra ile tasarlanmış etkinlikler ile yapılan öğretimin trigonometri konusunda öğrenci başarısını ve bilgilerin kalıcılığını arttırdığı söylenebilir. Bu doğrultuda matematik derslerinde Geogebra yazılımının kullanılmasının öğrenci başarısına ve bilgilerin kalıcılığına olumlu yönde etkisi olacağı sonucuna varılabilir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YALNIZ YAŞAYAN YAŞLI KADINLARDA PSİKOLOJİK İHTİYAÇLAR VE SAĞLIKLI PSİKOLOJİK YAŞLANMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62922</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62922</guid>
      <author>Ahu ARICIOĞLU</author>
      <description>Türkiye'de yaş ilerledikçe evli olanların oranının düştüğü, yaşlılıkta eşini kaybeden ve/veya boşanan kadınların oranının arttığı görülmektedir. Yalnız yaşayan yaşlı kadınlara ilişkin literatür incelendiğinde, risk faktörlerinin ve risk gruplarının daha fazla araştırmaya konu olduğu söylenebilir. Bireylerin psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi artıkça olumlu duygularında artma olduğu söylenebilir. Bu nedenle, risk faktörlerinin yanında koruyucu faktörlerin de araştırılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, Türkiye'nin Ege kıyısındaki bir şehirde yalnız yaşayan 60 yaş üstü kadınların psikolojik ihtiyaçlarını ortaya koymaya yardımcı olmaktır.  Bu çalışmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Nitel bir yöntem tercih edilmiş ve 12 katılımcı ile açık uçlu yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Bu 12 katılımcı, 60 yaş üstü, eşini kaybetmiş veya boşanmış, yalnız yaşayan, temel maddi ihtiyaçlarını karşılayan ve önemli bir sağlık sorunu olmayan, Kent Konseyinin eğitim ve kurslarına devam eden kadınlardır. Veriler, Covid-19 pandemisi nedeniyle telefon görüşmeleri yapılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde tematik içerik analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda tek başına yaşayan 60 yaş üstü kadınların psikolojik ihtiyaçları hayatta kalma, ait olma, güç, özgürlük ve eğlence olmak üzere kategoriler halinde düzenlenmiştir. Yalnız yaşayan yaşlı kadınların, Psikolojik ihtiyaçlarının mümkün olduğunca karşılanmasının, sağlıklı psikolojik yaşlanma fırsatını da artıracağı söylenebilir. Araştırma sonucunda ihmal edilen bir alan olan yaşlılık döneminin, başarılı bir şekilde sürdürülmesi ve sağlıklı psikolojik yaşlanmayı kolaylaştırmak için yaşlıların psikolojik ihtiyaçlarını karşılayacakları olanakların sunulması önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOLOJİK DANIŞMAN ADAYLARININ ÖZEL EĞİTİM ÖZ-YETERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMAN ÖZ-YETERLİK ALGILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62184</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62184</guid>
      <author>Fatih Emrah DEMİRErhan TUNÇ  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı rehberlik ve psikolojik danışmanlık lisans programına devam eden psikolojik danışman adaylarının psikolojik danışma ve rehberliğe ilişkin öz yeterlik algıları ile özel eğitim alanındaki öz yeterlik algı düzeylerini çeşitli değişkenler açısından incelemektir.  İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen araştırmanın katılımcıları Gaziantep ilindeki iki üniversitenin RPD programının 2, 3 ve 4. sınıflarına devam eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olduğunu belirten 328 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplamak için, öğrenciler ile ilgili değişkenlere ilişkin bilgiler bulunan araştırmacılar tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu, Aksoy ve Diken (2009) tarafından geliştirilen Psikolojik Danışman Özel Eğitim Öz Yeterlik Ölçeği (RÖ-ÖEÖYÖ) ve Can (2010) tarafından geliştirilen İlköğretim Psikolojik Danışma Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Psikolojik danışman adaylarının özel eğitim öz yeterliklerini özel gereksinimli bireylerle etkileşimde bulunma, mezuniyetten sonra özel eğitim alanında çalışma isteği, özel eğitimle ilgili bilimsel toplantılara katılma ve sınıf düzeyinin artması değişkenlerinin olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Psikolojik danışman adaylarının psikolojik danışma öz yeterliklerinin sınıf düzeyi arttıkça arttığı ve kurum deneyimi dersini alanlar ile psikolojik danışma ile ilgili bilimsel toplantılara katılanların daha yüksek psikolojik danışman öz yeterliğine sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Psikolojik danışman adaylarının özel eğitim öz yeterlikleri ile psikolojik danışma öz yeterlik düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonunda, araştırma bulguları tartışılmış, ileri araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MADDE KULLANAN ERGENLERDE SOSYAL DIŞLANMA VE SOSYAL İHTİYAÇLAR ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62097</guid>
      <author>Mejra GUSINACNeriman ARAL  </author>
      <description>Başka insanların tarafından  ait olma  ihtiyacının karşılanmaması ve kabul görmemek sosyal yaşamda karşımıza çıkan bir durumdur. Reddedilme, yok sayılma, görmezden gelinme kavramlarını içinde olan “sosyal dışlanma” madde kullanan  ergenlerin üzerinde bir dizi duygusal, davranışsal, fizyolojik ve bilişsel etkiye yol açmaktadır. İnsanlar sosyal varlıklardır ve her birey özellikle ergenler bir grubun üyesi olduğunu bilmek isterler. Sağlıklı bir uyum yapabilmek için insanlar birbirlerine duygularını, isteklerini, düşüncelerini iletebilmeleri önemlidir. Madde kullanan ergenler için sağlıklı sosyal ilişkiler kurmak ve  devam ettirmede zorluklar olabilmektedir. Bu çalışmada madde kullanan ergenlerde sosyal dışlanma yaşantılarının ve sosyal ihtiyaçlarının incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel modelde planlanan araştırmaya Adana İl merkezi Seyhan ilçesinde yaşayan, 16-21 yaş arasında olan 102 ergen dahil edilmiştir. Araştırmada ergen ve ailesi hakkında bilgileri içeren Genel Bilgi Formu; ergenlerin sosyal dışlanma yaşantılarının değerlendirmek için Ergenler İçin Sosyal Dışlanma Ölçeği, sosyal ihtiyaçlarının belirlemek için Sosyal Provizyon Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, madde kullanan ergenlerin cinsiyet, yaş, sigara ve alkol kullanma durumu, sigara ve alkole başlama yaşı ile aile tiplerine göre Sosyal Dışlanma Ölçeği ve Sosyal Provizyon Ölçeği arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Aynı zamanda Sosyal Dışlanma Ölçeği ile Sosyal Provizyon Ölçeği arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara dayanarak, ailelere, eğitimcilere, araştırmacılara ve topluma yönelik önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÖĞRETİM KURUMLARINDA GÖREV YAPAN YÖNETİCİLERİN DUYGU YÖNETİMİ DAVRANIŞLARI İLE ÖĞRETMENLERİN OKUL MUTLULUĞU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=61819</guid>
      <author>Merve AYDINAydın BALYER   </author>
      <description>Bu araştırmada öğretmenlerin algılarına göre yöneticilerin yönetim süreçlerindeki duygu yönetimi davranışları ile öğretmenlerin okul mutlulukları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma nicel bir çalışmadır. Araştırmada ilişkisel desen kullanılmıştır. Araştırmaya İstanbul ili Başakşehir, Bakırköy, Küçükçekmece ve Şişli ilçelerinde resmi ortaöğretim kurumlarında çalışan 383 öğretmen katılmıştır. Araştırma verileri toplanırken Kişisel Bilgi Formu, Okul Mutluluk Ölçeği ve Yönetim Süreçleri Açısından Yöneticilerin Duygu Yönetimi Davranışları Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi frekans analizi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis H Testi ve korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Veriler analiz edilirken SPSS 21 İstatistik Programı kullanılmıştır. Araştırmaya göre yöneticilerin duygu yönetimi davranışları öğretmenlerin cinsiyetleri, branşları ve görev yaptıkları okul türlerine göre farklılaşırken; yaş ve mesleki kıdem yıllarına göre farklılaşmamaktadır. Öğretmenlerin okul mutluluk düzeyleri cinsiyet değişkenine göre fiziksel donanım, öğrenme ortamı, işbirliği, etkinlikler alt boyutları ve okul mutluluğu ölçek toplam puanda farklılaşmamaktadır. Öğretmenlerin okul mutluluk düzeyleri okul mutluluğu ölçeğinin okul yönetimi alt boyutunda erkek öğretmenlerde kadın öğretmenlere göre daha yüksektir. Öğretmenlerin okul mutluluk düzeyleri yaş ve mesleki kıdem değişkenlerine göre farklılaşmamakta; branş ve okul türü değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Yönetim süreçleri açısından yöneticilerin duygu yönetimi davranışları ve öğretmenlerin okul mutlulukları pozitif yönde ve anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur.  Bulgular alan yazındaki sonuçlar doğrultusunda tartışılmış ve ardından araştırmacılara ve uygulayıcılara yönelik öneriler verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NEFESLİ ÇALGILAR ALANINDA YAPILAN  LİSANSÜSTÜ TEZLERİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63998</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63998</guid>
      <author>Anıl KÖSEMDamla BULUT  </author>
      <description>Çalgı eğitimi kapsamında eğitimi verilen çalgılar; nefesli, vurmalı, tuşlu, telli ve yaylı olmak üzere beş başlıkta gruplanmaktadır. Söz konusu gruplamada nefesli çalgıların insan hayatının vazgeçilmezi nefesle çalınması, havanın müzik aleti içerisinde sirküle edilmesi ve sirkülasyonun titreşimler ile sese dönüşmesi bakımından diğer çalgı türlerinden farklılaştığı söylenebilir. Bu nedenler ile araştırmada nefesli çalgılar alanında lisansüstü eğitim yapacak bireylerin hem söz konusu çalgılara ilişkin teknik ve müzikal donanımlarının gelişmesine ve yetkinleşmesine katkı sağlamak hem de söz konusu çalgıların literatürdeki yeri, önemi, gelişimi, değişimi ve ilerlemesine ışık tutup, katkı sağlanmak amacıyla ülkemizde nefesli çalgılar alanında yapılan lisansüstü tezler incelenmiştir. Böylelikle araştırmanın amacı,  nefesli çalgılar alanında yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda söz konusu tezlerin; sayısal dağılımı, düzeyleri, yapılış yılı, yapıldığı üniversite, yapıldığı enstitü, yürütücü danışman unvanı, konu alanı ve kullandıkları yöntemleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye’de yapılmış olan nefesli çalgılar alanındaki lisansüstü tezler, örneklemini ise tuba, trompet ve trombon çalgıları alanında yapılmış olan toplam 43 lisansüstü tez (yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik) oluşturmaktadır. Araştırma betimsel nitelikte nitel bir araştırmadır. İlgili veriler doküman analizi yapılarak toplanmıştır. Araştırma bulguları doğrultusunda nefesli çalgılar alanındaki lisansüstü tezlerin; çoğunlukla trompet çalgısı alanında olduğu, araştırmaların daha çok yüksek lisans düzeyinde yapıldığı, en fazla lisansüstü araştırmanın 2019 yılında olduğu, en çok araştırmanın Trakya Üniversitesinde yapıldığı, araştırmaların çoğunlukla Sosyal Bilimler Enstitüsünde yapıldığı, araştırmaların danışmanlığını yürüten öğretim elemanlarının unvanın çoğunlukla Doçent Doktor olduğu, araştırma konu alanının daha çok eser icra teknikleri üzerine olduğu ve araştırmalarda çoğunlukla betimsel araştırma yönteminin kullanıldığı sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHİMİZDE İLKOKUL ÖĞRETMENİ YETİŞTİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63645</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63645</guid>
      <author>Erşat YILDIZHANMehmet ATASOY  ,Erdem ÜSTE ,Hüseyin TEKİN </author>
      <description>Türkiye’nin değişen ve gelişen toplumsal yapısı içerisinde, öğretmenlere önem verildiği ve onların, toplumu çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracak uzmanlar olarak görüldüğü ve bunun da uygulamalara yansıdığı anlaşılmaktadır. Öğrencilerin okulla ilk tanıştıkları dönem olan ilkokul dönemi öğrencilerin tüm eğitim öğretim hayatının temelini oluşturmakla birlikte aynı zamanda da kalıcı beceri ve öğrenmelerin yaşandığı aktif bir süreci tanımlamaktadır. Dolayısıyla bu dönemde ilkokul öğretmenlerine büyük sorumluluk düşmektedir. Öğretmen, en genel tanımıyla, öğrenmeye rehberlik eden kişidir. Ülkemizde 4+4+4 eğitim sistemine geçilmesi ile ilkokullar tekrar bağımsız okul yapısına kavuşmuş, 5 yıl olan ilkokul süresi 4 yıla indirilmiştir. İlkokulların eğitim süresinin 4 yıla indirilmesi sınıf öğretmeni ihtiyacının azalmasına neden olmuştur. Türkiye’de öğretmen yetiştirme sorununun daha iyi anlaşılması için geçmişten günümüze tarihi bir süreç içerisinde öğretmen eğitiminin incelenmesi ve bu konunun önemi hakkında bilgi verilmesi önemli görülmektedir.&#13;
Bu çalışmada, Osmanlı’dan günümüze kadar ilkokul öğretmeni yetiştirme süreci kronolojik olarak incelenmiş ve yaşanılan değişimler ortaya konulmuştur. Araştırmada veri kaynağını, birincil veri kaynaklarından olan belgeler oluşturmaktadır. Bu belgeler nitel araştırma yöntemlerinden olan doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Araştırma sonucunda; Türk eğitim tarihinde öğretmen yetiştirmenin çok önemli ve eski bir tarihi geçmişinin olduğu, öğretmen yetiştirmek için zaman zaman köklü çözümler düşünüldüğü, öğretmen yetiştiren yeni kuruluşların oluşturulduğu, bazen de geçici önlemlere başvurulduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YUNUS EMRE’NİN ŞİİRLERİNDE TAMAMLAYICI ÖGE OLARAK  BEDEN DİLİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64292</guid>
      <author>İlhan UÇAR</author>
      <description>Dönemlerin özelliklerini tespit etmek, ancak o dönemden kalan eserlerin varlığıyla mümkün olmaktadır. Türk dili tarihi içerisinde de Orhun Kitabeleri, Kutadgu Bilig, Divanü Lugati't-Türk, Dede Korkut Hikâyeleri, Divan-ı Hikmet gibi kök eserler bulunmaktadır.  Bu kök eserlerden bir tanesi de söylemiş olduğu şiirlerle Türkçenin gücünü gösteren Yunus Emre ve Divanı’dır. Sözün en doyurucu imkânlarını kullanarak, şiirini güzel söylemek kaygısı güden Yunus Emre, sözün kifayetsiz kaldığı durumlarda da şiirlerini başka araçlarla destekleme yoluna gitmiştir.&#13;
Etkili bir iletişimde sözlü ifadeyle birlikte sözsüz iletişim olarak adlandırılan beden dili de kullanılmalıdır. Beden dili hiç konuşulmadan kullanılan bir anlaşma şekli değildir. Sözlü iletişimi destekleyen bir tamamlayıcı ögedir. Yunus Emre’nin şiirlerinde yer alan kişiler/nesneler/kavramlar çoğu kez beden dilinin tamamlayıcı özelliğinden yararlanılarak ifade edilmektedir.&#13;
“El bağlamıştır çoğusu hep Allah’tandır umusu”, “Gördüm Pir’imin yüzünü ol kaygıyı sildi bugün”, “Âşık oldum ol ay yüze nisar oldum bal ağıza/ Nazar kıldım kara göze, siyah olup kaşa geldim”, “Kudret ününü işittim, kaynayarak coşa geldim”, “Ey aşk eri aç gözünü yer yüzüne eyle nazar”, “Onun körklü nazarı gönlümüz aynasıdır” vb. mısralarda örneklerini gördüğümüz sözlü anlatımın beden diliyle desteklenerek ortaya konulması şiirlerin genelinde çok sayıda karşımıza çıkmaktadır.&#13;
Yunus Divanı’nda beden dili açısından belirgin ifadeler olan “baş, yüz, el, kol hareketleri, göz ve bakış, giyim, kuşam, dış görünüş, davranış ve adap vb. unsurlar destekleyici öge olarak yer almaktadır.  </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AHİ EVRAN’A ÖZGÜN BAKIŞ SİSTEMİ OLARAK ANADOLU AÇILIMI -MAVİ AKIM HAREKETİ OLARAK ÇÖZÜM ODAKLI AKADEMİ-</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62425</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62425</guid>
      <author>İmran GÜR </author>
      <description>Dünya Ekonomik değer formlarının açılım değerli indekslenmesi ve değişimini eviren süreç yenileşmeleri özgüsel eğitim etkisel değişim düzlemleri,  Dünya ekonomisinin yaratma faktörlü değişim gerekçeli varlıksal açılım hedef değişim gelişimine özgü ve Yaratıcı etkin faktörlü değişim biçimleri takvim değişkesel gelişim süreçlerinin insana özgü değerlendirim düzlemlerini açımlamaktadır. Dünya çözüm ekonomisi değişim sistemlerinin ekonomik temelli gelişimleri boyunca değerlendirilen ana akım temelli yapımlar, imgesel gerçekleştirim düzlemleri boyunca ecult değer etkisi olarak bilimlenen değerlendirim ölçütlerini genişleten üç büyük faktörlü yapım değişim etkisel yaratmalı, Enderun özgün açılımlı, Ceylan Derisi özgüsel dönüşümlü ve Ahi Evran özgün değer açılımlı değer toplamı ölçüsüyle biçimlenen ekonomi yapılarını indekslemektedir. Anadolu açılımı, Milennium endeksli dünya ekonomik bileşkesel değerler oluşumun insan faktörlü açılım etkisiyle biçimlenen yeni ekonomik ölçü biçimleri olarak milimer, meanemer tarım ve ekim faktörlü beş ekim değerli yargı endeksini kapsayan sistem üretimsel, verimli ekonomik değer yapılanmaları üzerine kurulan bilginin evrilmesi sürecinin genişletim değeri olarak yaratım faktörlü değişim ekonomilerini kapsamaktadır. Yaratma faktörlü ekim mimarisi Yaratıcı faktörlü dünya minimalist mimarisinin evrimsel dönüşümünün gelişimsel açılımları olarak milenyum endeksli çözümlenen yeni akım yapım değerli, etkisel açılım indeksli yayımların banka sistemlerinin insan aşımsal değerlerini sıfırlayan artı eksi değer dengeli yeni açılım değerleri üreten insana özgü ekonomik oluşum değersel ve denge donanımsal oluşumsal kritiğinin okunumsal değişimini gerçekleyen bilim değerli açılım yönetimsel, dinamik açılım sistemleri etki toplamıdır.   </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHÎ TÜRK LEHÇELERİNDE ÇATI EKLERİNİN ÜST ÜSTE GELİŞLERİNDE SIRA DIŞI KULLANIŞLAR ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64476</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64476</guid>
      <author>Selma GÜLSEVİN</author>
      <description>Çatı, Türkiye Türkçesi gramerlerinde genellikle ek ile oluşturulan bir kategori olarak incelenmektedir. Çatı konusunun sadece morfolojiyle değil semantik ve sentaksla da ilgili olduğu aşikârdır. Bütün çalışmalarda bir fiilin hangi özelliklerinin çatı içerisinde değerlendirileceği aynı olmasa da birtakım ortak görüşler bulunmaktadır.  Morfolojik açıdan değerlendirildiğinde, çatıyı oluşturan biçim birimler belirlidir. İfade etmek istediğimiz bilgi, duygu veya düşüncelere göre Türkçenin ifade olanakları ve kuralları çerçevesinde çatı ekleri üst üste getirilerek kullanılabilir. Türkiye Türkçesinin yazı dilinde, başka kelime yapma yollarında olduğu gibi hangi çatı eklerinin hangi sıralama ile üst üste getirilerek kullanılabileceğinin kuralları belirlidir. Ölçünlü Türkiye Türkçesinde çatı eklerinin üst üste kullanılmaları durumunda sıralanma kuralları bellidir. -(I)n- dönüşlülük ve -Iş- işteşlik ekleri dizilişte sadece ilk sırada olabilirler. -Il- edigenlik eki ise dizilişte sadece son sırada bulunabilir: &lt;em&gt;sev-in-,&lt;/em&gt; &lt;em&gt;sev-in-dir-, sev-in-dir-il-; gör-üş-, gör-üş-tür-, gör-üş-tür-ül-. &lt;/em&gt;Şu tür bir diziliş ölçünlü Türkiye Türkçesinde olmaz: sev-dir-in-, sev-in-iş-, gör-ül-üş- vb. Türkiye Türkçesinin yazı dilinde kullanılamayan veya çok sınırlı kullanımı bulunan üst üste çatı eki dizilişlerinin Türkiye Türkçesi ağızlarında, Türkçenin tarihî dönemlerinde veya çağdaş Türk lehçelerinde örnekleri bulunabilmektedir.&#13;
Bu makalede, Türkiye Türkçesi yazı dilinde kullanılmayan veya çok az örneği bulunan üst üste çatı eki dizilişlerinin, Türkçenin tarihî dönemlerinde bulunan örnekleri dikkatlere sunulmaktatır. Örnek olarak: &lt;em&gt;kat-ıl-ış-&lt;/em&gt; ‘birbiriyle karışmak’, &lt;em&gt;kuy-ul-uş-&lt;/em&gt;  ‘(sıvılar) dökülmek’, &lt;em&gt;sev-(i)n-iş-&lt;/em&gt; ‘sevinmek, hep birlikte sevinmek’, &lt;em&gt;in-dür-ün-il-&lt;/em&gt; ‘indirilmek’, &lt;em&gt;çık-ar-ın-ıl-&lt;/em&gt; ‘çıkarılmak’</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURAN-I KERİM VE İNCİL’DE YİNELEME: ASIL METNE VE KADER ABDOLAH’IN SÖZDE ÇEVİRİSİNE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62757</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62757</guid>
      <author>Mustafa GÜLEÇ</author>
      <description>Hollandalı yazar Kader Abdolah, kutsal kitap Kuran-ı Kerim’i, Hollandalı okurların daha iyi anlayabilmesi amacıyla basitleştirerek Hollandacaya çeviri yapma gibi karmaşık bir işin içine girmiştir. Bu işe başlamadan önce, yaptığı eylemi, okuyacak olan kişinin, kutsal metinde Peygamber Hz. Muhammed’in nasıl ‘nazik ve şiirsel’ bir kişilikten, ‘sert ve şiddet yanlısı’ bir kişiye doğru geliştiğini algılayabileceği türden bir çeviri metni olarak betimliyor. Buna bağlı olarak, Hollandalı okurların kolayca anlayabilmesi için kutsal metnin basitleştirilmiş bir türünü yapma inancıyla, Kuran-ı Kerim’deki ‘sayısız yinelemeleri’ çeviri metninden çıkarma kararı aldığını dile getiriyor.&#13;
Bu çalışma, İslam’ın ve Hıristiyanlığın Kutsal Metinlerindeki yineleme kavramını ve karşılaştırmalı dilbilimsel, çeviribilimsel ve yorumbilimsel bakış açısından yinelemenin asıl metine ve sözde çeviri metnine olan etkisini (örneğin, &lt;em&gt;Rahman&lt;/em&gt;, 55; &lt;em&gt;Mürselat&lt;/em&gt;, 77; &lt;em&gt;Yuhanna&lt;/em&gt;, 8-21). Yinelemenin etkisi ve işlevi bakımından Abdolah’ın çözümlemesindeki eksiklik ve yetersizlikleri gösterebilmek ve tartışabilmek amacıyla bu yöntem uygulanacaktır.&#13;
Dilbilimsel yönden bakıldığında, yinelemenin, eski ve yeni bilgi arasındaki bağlantı açısından, farklı metin türlerinde eklenmiş, güçlendirici ya da algıyı kolaylaştırıcı bir işlevi olduğu gösterilmiştir. Kuran-ı Kerim ve İncil’de bilgi, Abdolah tarafından öne sürüldüğü gibi, okuyanların okuma yazma bilmemesinden ya da düşük IQ düzeyine sahip olmasından dolayı yinelenmez, fakat yegâne özelliği ve tahmin edilemeyen içeriği olan kutsal mesajın, böylece daha iyi biçimde içselleştirildiği ve insan belleği tarafından bütünleştirildiği içindir.&#13;
Kuran-ı Kerim’de &lt;em&gt;Rahman&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Mürselat Suresi&lt;/em&gt; ve İncil’deki &lt;em&gt;Yuhanna Bölümü&lt;/em&gt;’nün yeterli düzeyde yineleme içerdiği ve anımsatıcı, açıklayıcı, öndeki bilgiyi güçlendirici, bağlantı sağlayıcı ve uyarıcı işlevi yerine getirdiği gösterilmiştir. Fiske’in kuramsal yaklaşımı (tekil oluşum: &lt;em&gt;entropy&lt;/em&gt; ve sıklık: &lt;em&gt;redundancy&lt;/em&gt;), kutsal metinlerde çok uygun biçimde gözlemlenmektedir. Bu saptamayı dikkate aldığımızda, bu durumun, Abdolah’ın ‘oldukça tuhaf girişimi’ olarak gözüktüğünü söyleyebiliriz, çünkü Abdolah’ın bir çeviri mi, yeniden çeviri mi yoksa bu iki seçenekten bağımsız olarak özgün telif bir eser çalışması mı yaptığı belli değildir. Aynı zamanda, neden bazı yinelemelerin kendisi tarafından çıkarıldığını ve bazılarının çalışma metninde tutulduğunu açıklama konusunda, Abdolah herhangi bir zahmete de girişmemektedir.&#13;
Hukuksal ve dinsel metinler, sözcük kullanımı bakımından herhangi bir değişikliğe çok duyarlıdır (bkz. Van Der Horst). Bu çalışmadaki verileri temel alarak, Abdolah’ın betimlemesinin ya da çalışma yordamının, okuyucunun zihninde dikkati dağıtma etkisi yaratabilecek türden ve iletişim kanalına ait bir karışım biçimi, bir bozulma olduğu öne sürülebilir. Onun niyeti, ‘girişiminin’ başlangıç evresinde bu olmayabilir, ancak, sonuç olarak, bu durum, önceden hedeflenen basitleştirmeden çok daha fazla kafa karışıklığı, bozulma ve güçleşmeye neden olmaktadır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>URDUCA VE TÜRKÇEDEKİ DİL BİLGİSEL ANLAMLI BİRİMLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55029</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=55029</guid>
      <author>Mo Touheed ALAMMediha MANGIR   </author>
      <description>Dil, insanlar arası anlaşmayı sağlayan en yetkin iletişim aracıdır. Dil, bir toplumu oluşturan kişilerin düşünce ve duygularının o toplumda ses ve anlam bakımından geçerli ortak ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir. Dil bilgisel anlamlı birimler ya da görevli kelimeler, isimler ve fiiller gibi yalnız başlarına anlam taşımazlar. Bunlar, ancak eklendikleri kelime grupları ve işlev bakımından bağlı bulundukları öteki kelimelerin yardımı ile anlam kazanan ve cümle içinde de geçici gramer görevleri yüklenmiş olan sözlerdir. Hindistan ile Pakistan'da konuşulan Urdu dili Türkçe ile çok yakındır. Hintçe ve Türkçenin karışmasıyla meydana gelen Urducada, Türkçe, Arapça, ve Farsça kökenli sayısız kelime vardır. Urduca teriminin Türkçedeki “ordu” kelimesinden türediği söylenmektedir. Urduca ile Türkçede çok fazla gramatik benzerlik bulunmaktadır. İki dildeki söz dizimi yapısı da hemen hemen aynıdır. Türkçede dil bilgisel anlamlı birimler kategorisinde "edatlar, bağlaçlar ve ünlemler" yer alır. Urducada bulunan bu kategorilerin kullanımı da Türk dilindeki kullanıma benzer şekiller sunmaktadır. Bu çalışmada Urducadan seçilen hikâye metinleri edatlar, bağlaçlar ve ünlemler açısından taranacak ve bulunan veriler sınıflandırılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZBEK TÜRKÇESİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE AT KAVRAM ALANINDAKİ KELİMELERİN GEÇTİĞİ DEYİMLERİN TESPİTİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62684</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62684</guid>
      <author>Muhammed Mustafa KUZUCU</author>
      <description>Deyim; genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir olarak tanımlanabilir. Anlam biliminde aralarında anlamsal bir yakınlık, ilişki ve bütünlük bulunan göstergelerin oluşturduğu alana ise kavram alanı denir. Bu çalışmanın amacı Türk dilinin en çok konuşana sahip iki lehçesi olan Özbek Türkçesi ve Türkiye Türkçesi söz varlığındaki “at” kavram alanına giren dilsel göstergelerin yer aldığı deyimleri tespit etmek ve bu deyimlerdeki ilgili sözcüklerin deyimlere kattıkları anlamların tespiti yapmaktır. Bu iki lehçe özellikle yazılı edebiyat olarak kesintiye uğramadan yüzyıllardır devam eden bir canlılığa sahiptir. Çalışmada her iki kültürde önemli bir yer tutan atın deyimlerde hangi anlamlarda kullanıldığını tespit edilmiş, anlam olarak aynı ve yakın anlamlı olanlar listelenmiştir. “At” kavram alanına giren kelimeler tespit edilereksözlük oluşturulmuştur. Oluşturulan bu sözlük ile Türkçenin iki lehçesindeki at kavram alanındaki deyimlerde geçen kelime varlığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımında döküman analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü” ile Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü”, Özbek Tilinin İzahli Lugati ve Şevket Rahmatullayev’in Frazeologik Lugat’i deyimleri tespit etmek için taranan kaynaklardır. Çalışma sonucunda Türkiye Türkçesinde “at” kavram alanına giren 66, Özbek Türkçesinde ise 17 deyim tespit edilmiştir. Elbette sözlü dilde, bundan fazla olduğu düşünülmektedir. Türkiye Türkçesindeki deyimler sadece anlamları ile Özbek Türkçesindeki deyimler ise hem Özbek Türkçesindeki anlamları hem de Türkiye Türkçesindeki tercüme anlamları ile birlikte verilmiştir. Oluşturulan dizin kısmında ise 24 kelime tespit edilmiştir. Bu kelimelerin iki lehçedeki karşılığı ve Türkiye Türkçesindeki anlamları yazılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜZEL SANATLAR LISELERI MÜZIK BÖLÜMLERI ÜZERINE YAPILAN LISANSÜSTÜ TEZLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64105</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64105</guid>
      <author>Barış TOPTAŞEmirhan GÜLER  </author>
      <description>Güzel sanatlar liseleri ülkemizin sanat eğitiminin gelişimi noktasında önemli bir yere sahip olan örgün eğitim kurumlarından biridir. Sanat eğitiminin bir dalı olan müzik eğitimi, güzel sanatlar liselerinin içerisinde belirlenmiş yönetmeliklerle yürütülen müzik bölümlerinde sistemli bir şekilde yürütülmektedir. Bu bölümlerde çalışan müzik alan uzamanı öğretmenler gözetiminde gelişimlerini devam ettiren öğrenciler geleceğin müzik eğitimcileri ve müzik alanın önemli birer bireyleri olacaklardır. Güzel sanatlar liseleri müzik bölümlerindeki fiziki durum, ekipman yeterlilikleri, eğitim öğretim faaliyetlerinin niteliği, öğrencilerin ve öğretmenlerin çeşitli konularda görüşleri  gibi pek çok başlık araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Bu amaçla araştırmacılar tarafından güzel sanatlar liseleri müzik bölümleri üzerine  birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı güzel sanatlar liseleri müzik bölümü üzerine yapılan lisansüstü çalışmaların çeşitli açılardan değerlendirmesini yapmak ve bu doğrultulda alana yönelik öneriler sunmaktır. Bu çalışmada elde edilen çeşitli tespitlerin güzel sanatlar liseleri müzik bölümleri üzerine yapılacak yeni araştırmalara yön vermesi, ilgili araştırmacıların bu alanda hangi konulara ağırlık verildiğini veya hangi alanlarda eksikler olduğunu tespit etmesi adına önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırma tarama modeli ile verilerine ulaşılan ve elde edilen veriler ile doküman incelemesi yapılan betimsel bir çalışmadır. Çalışma sonucunda; YÖK tez arşivinden elde edilen güzel sanatlar liseleri müzik bölümü üzerine tamamlanmış lisansüstü çalışmaların ençok (%93,4) yüksek lisans düzeyinde tamamlandığı, en fazla lisansüstü çalışmanın 2019 yılında (%17,7) tamamlandığı, en çok (%21,5) Gazi Üniversitesinde lisansüstü çalışmanın yapıldığı, en fazla (%68,0) Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim dalında çalışmaların bitirildiği, lisansüstü çalışmaların büyük çoğunluğunun (%45,3) durum tespiti ve değerlendirme başlığı altında çalışıldığı sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POSTMODERN ÇOĞULCULUĞUN DİNAMİKLERİ OLARAK  DİSİPLİNLERARASI ETKİLEŞİM BAĞLAMINDA YENİ KAVRAMSALCI RESİM VE SERAMİK BİRLİKTELİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64223</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64223</guid>
      <author>Gökçen Şahmaran CANNurtaç ÇAKAR  </author>
      <description>İnsanın bireysel ve toplumsal yaşamını yeni bir anlayışla oluşturmaya çalışan “Aydınlanma” hareketi, düşünsel ve kültürel temellerini oluşturarak modernleşme hareketine dönüşmüş, ancak modernizmin beklentilerini karşılayamayarak, gerek toplumsal gerek sanatsal bağlamda tüm dünyada hayal kırıklığına yol açmış, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla sona ermiştir. Savaş sonrası ortaya çıkan postmodern dönemle birlikte, düşünsel ve kültürel eleştirinin boyutları değişmiş, ABD’nin egemenliğinde şekillenen yeni dünya düzeninin etkileri sanata yansımış, bu durum sanatı tek bir sanatsal harekette, tek bir üslupta aramayı olanaksızlaştırmıştır. Sanatçılar çoğulcu, disiplinlerarası çalışmalarıyla geçmişe atıfta bulunarak, geçmişin tüm düşünsel ve sanatsal yapılanmalarına eleştirel bir gözle bakmışlar, sanat, özgün ve estetik olanı savunan anlayıştan, yapıtın form ve üslup bütünlüğüne karşı çıkan bir betimleme niteliğine dönüşmüştür. Bu çerçevede, belli bir sanat dalının üstünlüğü sona erdirilirken, herhangi bir türe bağlı kalmaksızın resim, heykel, seramik vb. gibi farklı ifade biçimlerinin harmanlanmasıyla, türlerin kaynaştığı bir anlayış gelişmiştir. Multidisipliner sanat anlayışıyla, modernistlerce üstün sanat olarak kabul edilen yağlı boya resimler, diğer disiplinlerle birleştirilerek, özellikle postmodern sanat stratejilerinde öncelikli disiplinler olarak öne çıkan resim ve seramik birlikteliği ile “yüksek ve düşük” sanat ayırımına son verilmek istenmiştir. Bu bağlamda, gelenekselle çağdaş birleşmiş, farklı teknikler bir arada kullanılmış, bunlar yapılırken toplumsal ve kültürel endişeler yeniden gündeme getirilerek, sanat dünyasına meydan okunmuştur. Ayrıca bu anlayış, tüm dünyada pek çok sanatçı tarafından benimsenmiş, sınırları aşan çeşitlilikte sanat yapıtı ortaya konmasına yol açmıştır. Araştırmanın içeriğini oluşturan yeni kavramsalcı resim ve seramik birlikteliğinin oluşum ve gelişimi, sanatın tarihsel süreci içerisinde analiz edilmiş, ortaya konan bulgular geniş bir kaynakça üzerinden ele alınmıştır. Elde edilen bulgular, örnek resimlerle desteklenmiştir. Konunun genel bir değerlendirmesi sonuç bölümünde ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VAHİY VE BAĞLAYICILIK AÇISINDAN NEBEVİ  SÜNNETİN GÜNCEL DEĞERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64595</guid>
      <author>Mustafa DÖNMEZ</author>
      <description>Sünnet’in vahyiliği ve bağlayıcılığı, kısacası dindeki otoritesi, Sahabe döneminden başlayarak her dönemde tartışmalara neden olmuştur. Söz konusu tartışmaların temelinde sünnetin menşeinin vahiyle irtibatlandırılması, dolayısıyla onun bağlayıcılığını ve dinin asli kaynağından kabul edilmesi neticesinde sünnete uymanın zorunluluğunu gerekli kılmasıdır. Günümüzde en çok tartışılan konulardan birisi de hiç şüphesiz sünnetin yetkisi alanıdır. Günümüz Müslümanların sünnet konusundaki algısı, ifrat ve tefrit arasında gidip geldiği görülmektedir. Yani bir kısmı, sünnetin şeklî yönüne önem verirken diğer bir kısmı da onun hukuki yönüne önem vermiştir. Bazıları da tasfiye yoluna giderek, hadisleri akla veya modern bilime onaylatma lüzumunu görmüştür. Konunun daha iyi anlaşılması açısından araştırmada öncelikle, vahiy, sünnet ve hadis gibi kavramlar ele alınmış, bunların sözlük ve ıstılahı anlamları açıklanmıştır. Akabinde Sünnetin vahiyle ilişkisi ele alınarak bu birlikteliğe temas eden ayet-i kerimeler analiz edilmiş, ayrıca Sünnetin kaynak değerini ortaya koyan hadislerin önemli olanları arz edilmiştir. Sünnetin muhtevası ve işlevsel değeri bağlamında, Sünnetin beyan fonksiyonu ile tek başına hüküm vaz etme yetkisi delileriyle üzerinde durulmuş ve bazı örnekler sunulmuştur.  Hz. Peygamberin hem beşer hem de peygamber olması sıfatıyla sahip olduğu bilgiye paralel olarak, Sünnetin, bağlayıcılığı açısından geçmiş ilim adamlarımızın günümüze kadar sünnetin bağlayıcılığı konusunda yaptıkları sınıflandırma denemeleri ele alınmıştır. Bazı çağdaş hadisçilerin sünnetin bağlayıcılığına ilişkin, çalışmalarında sundukları sınıflandırma veya taksimatın değerlendirmesi yapılmış, çalışmasında yeni bir sınıflandırma önerilmiştir. Araştırmamızın amacı, sünnetin vahiyle olan ilişkisinin alanlarını belirlemek, bilgi kaynağı olması hasebiyle güncel değerini ve uygulanırlığını ortaya koymaktır. Yönteme gelince, sünnetin hem vahiyliği hem de bağlayıcılığı konusu üzerinde ileri sürülen yaklaşımlar, eski ve güncel çalışmalar çerçevesinde arz edilerek analizi yapılmış ve bazı tespitlerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“HALK-I CEDÎD” İFADESİNİN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63836</guid>
      <author>Mehmet TÖZLUYURT</author>
      <description>Dünya hayatında bilinçli olma evresine ulaşan insandan beklenen ilk ödev, Kur’an’a göre kendi olma cesaretini göstererek fıtratına aykırı olan düşünce ve davranışları temizlemesi; ikinci ödev ise kendisini var eden Yaratıcı’sını tanımak ve O’na gereği gibi kulluk etmektir. Zira Allah, yalnızca başka varlıklara boyun eğmeyi reddetme tavrını sergileyenlerin bağlılıklarını kabul etmektedir. Ne var ki tarihi süreçte insanların çoğu çevresini kendine ait bir mülk gibi algılamakta, yeryüzünde dengeyi bozmakta, doğaya yönelik kötü tasarrufları nedeniyle insanlığı kaosa sürüklemekte ve doğada bulunan her şeyin sonlu ve sınırlı olduğunu unutmaktadır. Sonuçta ahlakî bir seçim yapmayarak Allah’tan uzaklaşmaktadır. İş, ahirette yeniden yaratılışı inkâr etme durumuna kadar gitmektedir. İnsanların bir kısmı ise zamanla elçilerin getirmiş oldukları ilahî buyrukla kendi aralarına mesafe koymaktadırlar. Bu durum onların tarihin aktör öznesi konumundan seyirci/nesnesi pozisyonuna gerilemelerine neden olmaktadır. İslam dininin insanlığın dünü ve bugünüyle tarihteki serüveni tam bir hayal kırıklığına dönüşmüştür. Allah da İslam dininin emrettiği hususları gereği gibi yerine getirmeyenlerin yerlerine başkalarını getirmek ya da itaatte kusur işlemeyen başka varlıkları yaratmak konusunda uyarmaktadır. Kur’an’ı Kerîm ahirette yeniden yaratma hadisesini inkarcılara karşı kullanırken, dünyada yeniden yaratma olayını inananlara karşı dile getirmektedir. Bu noktadan hareketle makalede Allah Teala’nın hem inkarcılara hem de inananlara karşı kullandığı halk-ı cedîd yani yeniden yaratma kavramını incelemeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMAM ŞÂFİÎ’NİN ŞİİRLERİNDE AHLÂKÎ DEĞERLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63068</guid>
      <author>Kenan YENİCELİ</author>
      <description>İmam Şâfiî, hicrî 2. asırda Abbâsiler’in ilk döneminde yaşamıştır. O, İslâm dünyasında daha çok fıkıh ilmi sahasında ortaya koyduğu ilke ve çözümler nedeniyle kendi ismiyle anılan Şâfiî mezhebinin imamı olarak tanınmıştır. Bununla birlikte o, fıkıhta imam olduğu gibi Arap dili alanında da otorite kabul edilen büyük bir âlimdir. Ahmed b. Hanbel, el-Câhiz, İbn Hişâm gibi birçok âlimin ortak kanaati, onun Arap dili ve şiirinde otorite olduğu yönündedir. Arap diline ve şiire olan düşkünlüğü yaptığı derslere de yansımıştır. Nitekim Kur’ân ve hadis merkezli ders halkalarının yanında nahiv, şiir ve arûz dersleri de vermiştir. Güçlü ve belîğ bir üslupla birlikte derin bir dil yeteneğinin ürünü olarak ortaya koyduğu şiirleri, fakîh kimliğinin gölgesinde kalmıştır. Arap diline ve şiirine vâkıf olan İmam Şâfiî, çeşitli vesilelerle farklı konularda şiirler söylemiştir. Bu şiirlerin temasını çoğunlukla Allah’a yönelme, takva, tevekkül, dünya hayatının faniliği, af dileme, ölüm, ahirete hazırlanma, dua, kanaat, ilim ve güzel ahlak gibi zühd konuları oluşturmuştur. Genellikle irşâd, hikmet ve nasihat içerikli şiirlerinde didaktik bir üslup yolunu takip eden İmam Şâfiî, şiirleri vasıtasıyla insanları aydınlatıp İslâm ahlâkına uygun davranışlar kazanmalarını hedeflemiştir.  O, sade bir dille söylediği birçok şiirinde, insanın ve toplumun ıslahını öncelemiştir. Bu çalışmada, İmam Şâfiî’nin edebî yönü ile şiirlerinde öne çıkan ahlâkî değerler üzerinde durulmuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FELSEFİ BAĞLAMDA TASARIMIN ZAMAN ÖRÜNTÜSÜNÜN İNCELENMESİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63599</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63599</guid>
      <author>Ahmet Şadi ARDATÜRK</author>
      <description>Sanat ve tasarım birçok yönden benzer özellikler ihtiva ettiği gibi bazı yönlerden de farklılıklar göstermektedir. Kültürden tekniğe, anlamdan üretime bu ortaklaşalık ve farklılar öz de var olan anlamlara kadar dayanmaktadır.  Zaman ile kurulan ilgi de bu noktalardan birisi olarak karşımıza çıkar. Tasarım ürünlerinin zamansallıkları farklı kategorilerde okunabilmekte ve farklı pozisyonlarda var olabilmektedir. Sanat ve tasarım zaman ile kurdukları ilişki noktasında hem ortaklıklar hem farklılıklar içermektedir.&#13;
Bu çalışma özellikle tasarımın zaman ile ilişkisini keşfetmeyi amaçlamakta ve bu amaç doğrultusunda felsefi bakışı ve tartışmayı kullanmaktadır. Tasarımın zaman ile ilgisinin kurulması noktasında hem karşılaştırmalı olarak hem de bir anlamsal destekleyici olarak sanatın zaman ilişkisi üzerinden çıkarımlar ve okumalar yapılmıştır. Başka bir deyişle sanatın açtığı yolda tasarım - zaman ilişkisi, tasarımın zamansallığı tartışılmıştır. Bu tartışma çok yönlü ve çok alanlı olarak ele alınmıştır.&#13;
Tartışma sonucunda tasarımın kendine özel bir zamansallık barındırdığı, bu zamansallığın özellikle anlam ve kültür ile var olduğu noktasına erişilmiştir. Gerek empirik zaman içerisinde gerek öte zaman içerisinde sanatın ve tasarımın varlığının sorgulanması ile oluşturulan çalışma strüktürü sonuçta tasarımın kendine özel zaman ilgisinin ifadesine varmaktadır. Bu ifade hem bir fonksiyon objesi hem bir kültür objesi olarak tasarımın farklı anlarda farklı zamansallıklara tabi olabileceğini ve aynı zamanda iki farklı zamansallığı da içerebileceğini söylemektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR BELLEĞİN YOK OLMASI:  BREZİLYA ULUSAL MÜZESİ YANGINI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63102</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63102</guid>
      <author>Aysel TARIMZeynep Gül ÜNAL  </author>
      <description>Dünyanın farklı coğrafyalarında meydana gelen afetler somut ve somut olmayan kültür değerlerinin varlığını risk altına sokan olayların başında gelmektedir. Türleri ne olursa olsun, uygun yönetim modelleri ile önlenmesi ya da zararının azaltılması mümkün olan afetlerden biri “YANGIN”dır. Sosyal afet statüsünde olan yangınlar tarihi yapılar için önemli hasarlara neden olan büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkmakta olup, insanları, kültürel yapıları ve bu yapıların içerisinde barındırdıkları değerli koleksiyonları tehdit etmeye devam edip, birçok yapıda çoğu geri döndürülemeyecek değerlerin ortadan kaybolmasına sebep olmaktadır. Yangın güvenliği, kültürel mirasın önemli bir bileşenidir. Kullanılan yapı malzemelerine bakılmaksızın tüm yapı gruplarını tehdit eden yangınlara karşı önlem çalışmaları 1900’lü yılların öncesinden günümüze değin gelişme kaydetmesine karşın ne yazıkki halen her coğrafyada büyük kayıplarla karşımıza çıkmaktadır. Meydana gelen vakaların modus operandisinin incelenmesi sonucunda, çıkış nedeni, yayılma nedeni, ilk müdahale ve rehabilitasyon çalışmalarına ilişkin elde edilen bilgiler yangın risklerinin yönetiminde yol gösterici olmaktadır.&#13;
Bu çalışmanın amacı; yakın geçmişte dünyadaki önemli anıtsal bir yapıda meydana gelen ve kültür mirası üzerinde önemli kayıplara yol açan bir yangında; oluş nedeni, alınan hasar, kayıplar ve rehabilitasyon çalışmaları üzerinden sebep sonuç odaklarını tartışmaya açmaktır. Önemli ikonik anıtsal bir yapının vaka olarak seçilme nedeni ise özellikle bu nitelikteki yapılarda var olan yangın yönetim sistemlerinin olay üzerindeki etkisini de tanımlamaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LARNAKA TUZ GÖLÜ ÇEVRESİNDE DİN, MİT VE EKONOMİ: OSMANLI KIBRIS’INDA AZİZ LAZARUS VE UMMÜ’L HARAM (1570-1650)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63647</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63647</guid>
      <author>Mehmet DEMİRYÜREK</author>
      <description>Kıbrıs’ta Larnaka kasabası yakınında bulunan Tuz gölü ile onun tuzu Lüzinyanlar/Franklar döneminde (1191-1489), onların halefi olan Venedik döneminde (1489-1570) ve Venediklilerden Kıbrıs’ı alan Osmanlılar döneminde (1570-1878) Kıbrıs’ın dini, kültürel, sosyal ve ekonomik hayatında önemli bir rol oynadı. Tuz gölünden üretilen kaliteli tuzun ihracı Kıbrıs’a hâkim olan devletler için önemli bir gelir kaynağı teşkil ediyordu. Buna ilave olarak Franklar döneminde ihdas olunan ve bütün Kıbrıslıların ödediği bir de tuz vergisi vardı. Bu özellikler yanında Tuz gölü Hristiyan bir karaktere sahipti. Çünkü efsaneye göre tuz gölü Hristiyan Ortodoks azizlerinden Aziz Lazarus’un mucizelerinden biriydi ve göl kenarında ona adanmış bir kilise inşa edilmişti. Tuz gölü dini olarak Kıbrıs Ortodoksları için ve mali olarak da Kıbrıs hazinesi için değerliydi. Adanın Osmanlılar tarafından fethi yeni bir vergi sistemini, yeni bir sosyal yapıyı ve İslami gelenek dahilinde yeni bir dini görünümü beraberinde getirdi. Osmanlı fethi tuz gölünün finansal değerini azaltmadı. Osmanlılar fethin ilk yıllarında tuz vergisini kaldırdılar ama 30 yıl sonra bu vergi yeniden toplanmaya başlandı. Bunlara ilave olarak Osmanlı fethi ile Tuz gölü İslami bir nitelik kazandı. Çünkü Müslümanların ilk Kıbrıs seferinde, hicri 649 yılında, Kıbrıs’ta şehit olan Hz. Muhammed’in süt teyzesinin mezarı bu göl yakınlarında keşfedildi. Mezarın bulunduğu yerde bir türbe ve tekke inşa edildi. Artık Tuz gölünün İslami bir niteliği vardı. İlk kez bu çalışmada kullanılan orijinal Osmanlı arşiv belgeleri dayanan bu araştırma incelenen dönemde, Kıbrıs’taki tuz gölünün sosyal, ekonomik ve dini karakterini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.&#13;
&lt;p style="font-weight: 400;"&gt;  </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL DÖNÜŞÜM SÜRECİNDE TÜRKİYE’DE DIŞ YAYINCILIK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64938</guid>
      <author>Ali Murat KIRIK</author>
      <description>Günümüzde iletişim teknolojisi giderek boyut değiştirmekte, her geçen gün yeni iletişim araçları insanlığın kullanımına sunulmaktadır. Radyo, televizyon, gazete, dergi gibi kitle iletişim araçları internet ve dijital teknolojilerle bütünleşerek farklı bir boyuta ulaşmakta ve erişmesi kolay bir hal almaktadır. Bu değişmeler ve gelişmeler ister istemez bireylerin hayatlarında da doğrudan etki etmekte, özellikle internetle birlikte gelen dönüşüm yayıncılığın yeni bir hal almasını sağlamaktadır. Sayısal yayıncılıkla bütünleşen internet teknolojisi gerek Türkiye’de, gerekse de dünyada etkisini derinden hissettirmektedir. Ülkeler ise bu teknolojileri kullanarak hem tanıtımlarını yapmakta hem de dünya diplomasinde önemli bir yer edinmeyi arzulamaktadırlar. Bu kapsamda dış yayıncılık önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır. Diplomatik ilişkileri güçlendiren ya da tam tersi bir hale getiren iletişim araçlarının geçmişten günümüze yaşadığı değişim ve gelişim şüphesiz ki dış yayıncılığa doğrudan etki etmiş, yeni teknolojilerle birlikte ülkelerin de politik faaliyetleri dönüşmeye başlamıştır. Bu süreç dış yayıncılıkta kullanılan geleneksel teknikler yerine yeni medya, internet ve sosyal medyaya bırakmıştır. Bu çalışmada Türkiye’de dış yayıncılıkta yaşanan değişim aktarılmaya çalışılmış, yeni iletişim teknolojileri ve internetin etkisiyle gelişen yapı irdelenmiştir. Güncel örnekler eşliğinde Türkiye’de dış yayıncılık faaliyetleri ve özellikle TRT’nin bu kapsamdaki rolü derinlemesine analiz edilmeye çalışılmıştır. TRT’nin gerek geleneksel, gerekse de yeni medya mecralarındaki faaliyetleri bu kapsamda değerlendirilmiştir. Dünyadaki dış yayıncılık faaliyetlerine de yer verilerek Türkiye’de var olan durum mercek altına alınacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PERİNATAL SOSYAL HİZMET VE  UYGULAMA ALANI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63827</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63827</guid>
      <author>Hesna KESENHarun CEYLAN  </author>
      <description>Hamilelik planlı ya da plansız olması fark etmeksizin çiftler için hem heyecanlı hem de birçok stresi barındıran yeni bir geçiş dönemidir. Bu dönem içerisinde anne ve baba adayları psikolojik ve fizyolojik açıdan ortaya çıkan karmaşık duygular nedeniyle baş etme becerilerini aktif olarak kullanamamaktadır. Dünyada ve Türkiye’de hamilelik döneminde ve sonrasında ortaya çıkan sorunlar her geçen gün artmaktadır. Perinatal sosyal hizmet uygulamasıyla planlı ve sağlıklı gebelik sürecinin oluşturulması, gebelik döneminde yaşanan bireysel, ailevi ve toplumsal sorunların çözülmesi ve doğum sonrasında ortaya çıkabilecek psikososyal risklerin azaltılması mümkün olabilir. Perinatal kayıp, adölesan gebelik, postpartum depresyon, prenatal bağlanma gibi birçok faklı risk durumu ailenin endişe ve stres yaşamasına neden olabilmektedir. Bu süreç içerisinde ailenin profesyonel olarak desteklenmesi ve bilgilendirilmesi sürecin sağlıklı bir şekilde yönetilmesinde önem arz etmektedir. Bu anlamda gebelik dönemi ve sonrasında anne ve bebeğin iyilik halinin sağlanması için sosyal hizmet müdahalesi gerçekleştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada hamilelik öncesinden başlayarak bebek bir yaşına gelene kadar geçen süreçte aileye, çevresine ve topluma yönelik psikolojik ve sosyal destek sağlayan perinatal sosyal hizmetin tanıtılması amaçlanmıştır. Çalışmada perinatal sosyal hizmet uygulaması bağlamında perinatal kayıp, adölesan gebelikle mücadele, annenin madde kullanımı ve bağımlılıkla mücadele, prenatal bağlanma, postpartum depresyon, paternal postnatal depresyon gibi konular etrafında perinatal sosyal hizmetin tanıtımına yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜT ÜRETİMİ YAPAN KÜÇÜKBAŞ VE BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK İŞLETME FAALİYETLERİNİN MUHASEBELEŞTİRME SÜRECİNİN VUK – TMS 41 VE BOBİ FRS BÖLÜM 7 AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62198</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=62198</guid>
      <author>Mustafa MORTAŞAyşe ÇALIŞKAN  </author>
      <description>Tarımsal faaliyetler konusu içerisinde yer alan hayvancılık sektörünün doğma, büyüme, üreme, olgunlaşma, ölüm gibi biyolojik dönüşüm içerisinde olması durumu muhasebeleştirme ve değerleme konusunu önemli kılmıştır. Çalışmada, Vergi Usul Kanunu (VUK), Türkiye Muhasebe Standardı (TMS) ve Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı (BOBİ FRS), açısından bu özellikleri dikkate alınarak canlı hayvanların muhasebeleştirme ve değerleme konusu ele alınmaktadır. Çalışmanın uygulama kısmının yürütülebilmesi amacıyla, süt üretimi yapılan küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık sektöründe gerçekleşen faaliyetlerin anlaşılabilmesi için sektörde faaliyet gösteren işletmeler ile görüşmeler yapılmıştır. Bu işletmelerden küçükbaş ve büyükbaş hayvanlarla ilgili olarak, hayvanların beslenme süreci, biyolojik dönüşümleri ve yıl içerisinde gerçekleşen faaliyetler, kesim ve sağım işlemleri ile ilgili bilgiler edinilmiştir. Daha sonra elde edilen verilerden yola çıkılarak, süt üretimi yapan küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık işletmelerinin, VUK, TMS–41 Tarımsal Faaliyetler Standardı ve BOBİ FRS BÖLÜM 7’ye uygun olarak yapılması gereken muhasebe kayıtlarının oluşturulmuş ve aralarında karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmındaki muhasebeleştirme işlemlerinde; VUK açısından yapılan işlemlerde mevcut Tek Düzen Hesap Planı kullanılmış olup, standartlar açısından yapılan işlemlerde ise; KGK tarafından 13.12.2018 tarihinde yayımlanan “Finansal Raporlama Standartlarına Uygun Hesap Planı Taslağında” yer alan hesaplar kullanılmıştır. Uygulama sonucunda, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılığın muhasebeleştirilmesinde kullanılan hesaplarda farklılıklar ile değerleme işlemleri ve amortisman sürecinde farklılıkların olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIRAŞAN SULAR VE TÜRKİYE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58409</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=58409</guid>
      <author>Mustafa TUNAErol DEMİR  </author>
      <description>Dünyada gerek küresel ısınma nedeniyle azalan su kaynakları gerekse de su sarfiyatının artması sonucu kişi başına düşen su miktarı görece azalmıştır. Bu durum önemli bir doğal kaynak olan suyun önemini ve stratejik değerini artırdığı gibi özellikle de sınıraşan suları ülkelerin dış politikalarında önemli bir enstrüman hâline getirmiş, paylaşımını da ülkeler arasında ihtilaflı bir alan konu hâline getirmiştir. Sınıraşan sular konusunda en büyük sorun bu suların paylaşımıdır. Türkiye’nin başta Fırat ve Dicle olmak üzere sınıraşan sular kapsamında komşuları ile önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bu makalede sınıraşan sulara ilişkin kavramsal çerçeve, sınıraşan suların yönetiminde yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin sınıraşan suları ve politikası irdelendikten sonra genel bir değerlendirme yapılarak bazı sonuçlara ulaşılmıştır.&#13;
Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarından beri SA (uluslararası su) su havzaları konusunda komşuları ile dış politikada gerek diplomasi yoluyla gerekse de UA (uluslararası su) hukukun araçlarını kullanarak (müzakereler yürütme, antlaşmalar yapma, geçici / sürekli komiteler kurma gibi kurumsal yapıları içeren) çıktılar üretmiştir. Türkiye’nin farklı siyasi kamplarda yer aldığı komşularıyla bile SA su konusunda uyuşmazlıklarını ele alırken, UA teâmül hukukunun ve BM (Birleşmiş Milletler) Şartı’nın öngördüğü biçimde barışçıl yollardan çözüm yöntemlerini tercih ettiğini ortaya koymaktadır. SAS (sınırı aşan sular) bilhassa 1980’lerden itibâren dış politikanın önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Bu süreçte Türkiye de bu konuda küresel gelişmeleri izleyen ve bölgesel siyasî şartları da dikkate alan gerçekçi ve tutarlı dış politika ilkeleri belirlemiş, bu ilkeleri belirlerken de UA teâmül, antlaşmalar hukuku, doktrin ve yumuşak hukuk kurallarından etkilenmiştir. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki SA su havzalarındaki anlaşmazlıklarda uzlaşı sağlanabilmesi ve iş birliğine gidilebilmesi ile su kaynaklarının daha iyi yönetilmesi ve tahsisi için evrensel kuralların sağlanabilmesi konusunda UA su hukuku önemli bir potansiyeli barındırmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YANKI ODASI: KAVRAMSAL BİR ÇERÇEVE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63626</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63626</guid>
      <author>Sibel Fügan VAROL</author>
      <description>İnternetin ilk dönemleri, birey ve grupların kendini kolayca ifade edebilmesini sağlayarak demokratik toplum idealine ulaşmaya katkıda bulunacağı yolunda iyimser öngörüleri de beraberinde getirmiştir. Ancak, sanal dünyanın giderek benzer seslerin bir araya gelerek kendini karşıt görüşlere kapadığı homojen gruplarla dolmasıyla birlikte bu iyimser öngörüler de kaybolmaya başlamıştır. Yankı odaları olarak adlandırılan bu tür toplulukların varlığı internet öncesi döneme uzansa da blog, forum, sosyal medya gibi dijital ortamların ve kişiselleştirmeye imkân veren filtrelerin kullanıcıların internet ortamında kendini farklı seslere kapatmasını sağlayarak yankı odalarının oluşup varlığını sürdürmesini kolaylaştırdığı kabul edilmektedir. Grup üyelerinin alternatif görüşlere maruz kalmasını sınırlayan ve benzer seslerin sürekli yinelenerek pekişmesine imkân veren yapısıyla yankı odaları kutuplaşma, demokrasiye tehdit oluşturma, yanlış bilgilerin ve sahte haberlerin yayılmasını kolaylaştırma ve sapkın davranışları normalleştirme gibi olumsuz etkilere yol açmaktadır. Toplumsal diyalog ve uyum açısından zararlı bu etkileri azaltmak ise öncelikle bu tür toplulukların varlığını fark etmeyi gerektirmektedir. Konuya ilişkin farkındalığı artırmayı amaçlayan bu makalede yankı odalarının üzerinde tartışılarak eksiklikleri giderilecek kavramsal bir çerçevesi çıkarılmaya çalışılmıştır. Literatür taraması olarak hazırlanan çalışma kapsamında öncelikle yankı odası kavramı filtre balonu ve epistemik balon kavramlarıyla karşılaştırmalı olarak ele alınmış, ardından yankı odalarının özellikleri, ortaya çıkmalarına yol açan faktörler ve toplumsal etkileri ortaya konulmaya çalışılmış, son olarak da konuya ilişkin çözüm önerileri sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLERİN TOPLUMSAL CİNSİYET TUTUMLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63235</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63235</guid>
      <author>Şeyda YILDIRIMCüneyt BUHARALIOĞLU  ,Asaf YILDIRIM  </author>
      <description>Toplumsal cinsiyet biyolojik cinsiyetten bağımsız olarak kadın ve erkeğin toplum içindeki rol ve sorumluluklarını toplumsal olarak belirleme olarak tanımlanabilir. Toplumsal cinsiyetin algı ve tutumlarının eşitlikçi olmaması kadın-erkek arasında ayrımcılığa ve cinsiyet eşitsizliğine neden olur. Bu algı ve tutumlar sosyalleşme ile birlikte önce ailede sonra okul da şekillenir. Bu çerçevede bu araştırmanın amacı öğretmenlerin toplumsal cinsiyet tutum düzeylerinin ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi olarak ortaya konmuştur. Genel tarama modeli kullanılarak yapılan bu araştırma nicel bir araştırmadır. Araştırmaya 453 öğretmen katılmıştır. Araştırmada 2 adet veri toplama aracı kullanılmıştır. Bu araçlardan birincisi sosyo-demografik bilgi formudur. Diğeri ise Toplumsal Cinsiyet Rol ve Tutum Ölçeğidir (TCRTÖ). Araştırmaya katılan öğretmenlerin % 63,’ü kadın ve % 47’si sınıf öğretmenidir.  Öğretmenlerin TCRTÖ’den aldığı ortalama puan 166’dır. Buna göre öğretmenlerin genel olarak eşitlikçi toplumsal cinsiyet tutumlarına sahip olduğunu söylemek mümkündür. Öğretmenlerin toplumsal cinsiyet tutumlarını etkileyen faktörler arasında da cinsiyet, yaş, çocukluğun geçtiği yer, baba mesleği, kardeş sayısı, anne eğitim durumu, evlenme şekli, eşin eğitim durumu, eşin çalışma ve kazanç durumu sayılabilir. Cinsiyet burada toplumsal cinsiyet tutumundaki en önemli gösterge olduğundan erkek öğretmenlerin daha eşitlikçi toplumsal cinsiyet tutumları geliştirebilmeleri için etkileşimli eğitim çalışmalarının düzenlenmesinde fayda vardır. Ayrıca kadınların eğitim düzeylerinin artması etraflarındaki kişilerin toplumsal cinsiyet tutumlarını olumlu etkilemektedir. Bu nedenle kadınların eğitim olanaklarından erkeklerle eşit şartlarda faydalanmaları sağlanmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN DÖNEMDE DÜALİST VE ÖZDEKÇİ ZİHİN YAKLAŞIMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=38208</guid>
      <author>Ufuk ÖZEN BAYKENT</author>
      <description>Geleneksel zihin felsefesi alanı çalışmaları, Antikçağ’daki ve Ortaçağ’daki ruh yaklaşımlarında temellendirilebilir. Modern dönemde “ruh” kavramının yerini “zihin” kavramı almıştır. Bu değişimde en önemli rolü Descartes ve insanın doğası ile ilgili olarak ortaya attığı düalite fikri üstlenmiştir. Descartes’ın ruh ve beden düalitesi savı, zihin felsefesindeki bir sorunun varlığını netleştirmiştir. Öte yandan, bazı modern dönem filozoflarının Descartes’dan farklı olarak özdekçi bir yaklaşım öne sürdükleri görülmüştür. Modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen Descartes, felsefede Ortaçağın Tanrı merkezli tartışmaların yerini akla yönelik soruşturmalara bırakmasında önemli bir rol üstlenmiştir. Descartes’ın insanın doğasına şüphe ile yaklaşımı, zihin felsefesinde önemli bir problemi doğurmuştur. Descartes, şüphecilik olarak adlandırılan sorgulama yönteminde, her şeyden şüphe edebileceğini ama insanın zihninden şüphe edilemeyeceğini iddia etmiştir. İnsanın zihninden süphe etmesi bir anlamda kendi varlığından şüphe etmesi demektir. Özdekçi yaklaşıma bakıldığında zihnin doğasını indirgemeci bir yaklaşım ile ele aldıkları görülmektedir. Bu çerçevede zihinsel olan fiziksel olana indirgenmiştir ve var olanın sadece madde, enerji veya boşluk olduğu iddia edilmiştir. Zihinsel olanı ifade etmek için kullanılan terimler incelendiğinde ise fiziksel olana ulaşılacaktır. Bu çalışma, zihin felsefesinde modern dönemde ruhtan zihne geçişi, Descartes’ın ruh ve beden kavramlarını nasıl ele aldığı ve bu düaliteye özdekçi filozofların karşı çıkışı derinlemesine incelenecektir. Bu sayede modern dönemde zihin kavramına yönelik iki karşıt yaklaşımın savları açımlanacaktır.     </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIBRIS’IN FETHİ SONRASI ADANIN İMAR VE İSKÂNINDA TÜRKMENLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64201</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=64201</guid>
      <author>Kamil YAVUZ</author>
      <description>Mısır’ın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesiyle birlikte Doğu Akdeniz bir Türk gölü haline getirirken, Kıbrıs’ın yabancı bir devletin kontrolünde olması Osmanlı Devleti’nin güvenlik ve bütünlüğü açısından zafiyet yaratmıştır. Ayrıca Venedikli korsanların Osmanlı gemilerini yağmalaması ve hac yolunu tehlikeye sokması da Kıbrıs’ın ele geçirilmesini gerektiren diğer hususlar arasındadır. Öte yandan Venediklilerin, Kıbrıs’ı bir yerleşim yerinden ziyade askeri ve ticaret amaçlı bir sömürge ya da koloni olarak görmesi halkın içinde bulunduğu şartları ağırlaştırmış, bölge halkının zaman zaman isyan etmesine sebep olmuştur. Osmanlı adaletini bilen halk İçel sancakbeyi üzerinden Osmanlı hükümetine adam ve mektup göndererek Osmanlı idaresine geçmek istediklerini bildirmişlerdir. 2 Temmuz 1570 tarihinde resmen başlayan savaş 1 Ağustos 1571 tarihinde Magosa’nın ele geçirilmesiyle sonuçlanmıştır. Venedik baskısından yılan yerli halk, Osmanlı askerlerini büyük bir coşkuyla karşılamıştır. Osmanlı’ya karşı direniş göstermemişler hatta Osmanlı askerlerine yardım etmek amacıyla Lefke ahalisi Venediklilere karşı ayaklanmıştır. Adanın ele geçirilmesiyle iskanı gündeme gelmiş, çıkartılan fermanlar neticesinde Aksaray, Beyşehir, Seydişehir, Anduği, Develihisar, Ürgüp, Koçhisar, Niğde, Bor, Ilgın, İshaklı, Alaşehir, Akdağ ve Bozok, Mamuriye, Silindi, Ermenek, Mud, Gülnar ve Silifke gibi yerlerden adaya pek çok aile göç ettirilmiştir. Böylece adanın demografik yapısı değişmeye başlamış, fetihten önce de adada görülen Türk varlığı artmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİ GÜVEN ENDEKSİ İLE İŞSİZLİK ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ: TÜRKİYE 2014-2021 DÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63797</guid>
      <author>Mustafa Serdar ACARSeyit Taha KETENCİ  </author>
      <description>Güven, korku ve kuşku duymadan inanma anlamına gelmektedir. Ekonomik güven ise ekonomik birimlerin ilişkilerinde şüphe olmadan ekonomik faaliyetlerini yerine getirmesi olarak ifade edilmektedir. Ülkede ekonomik değişkenlerde görülen istikrar ülke ekonomisine duyulan güven seviyesini artıracağı beklenilmektedir. Ekonomisine yurtiçi ve yurtdışı aktörler tarafından güven duyulan bir ülkede, bu güven; ekonomik faaliyetlerin canlanmasına ve büyümesine yardımcı olmaktadır. Ülke ekonomisine güven düzeyinin artması sonucunda ülkeye doğrudan yabancı yatırım girişlerinde, üretim hacminde, ekonomik büyüme ve kalkınmada artış meydana geleceği düşünülmektedir.  İşsizlik kavramı ise en temel tanımıyla cari ücret düzeyinde çalışmak isteyen ama iş bulamayan kesimi ifade etmektedir. İşsizlik, Dünya ekonomilerinde çözülmeyi bekleyen en önemli sosyo-ekonomik problemlerden biridir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomileri açısında da işsizliğe neden olan problemlerin tespit edilerek çözüme kavuşturulması önem arz etmektedir.  İşsizlik, bireyler üzerinde sosyal, psikolojik ve ekonomik etkiler yaratmaktadır. Bireyler üzerindeki en önemli etkilerinden biri de gelecek kaygısı ve güvensizliktir. Tüketicilerin ülke ekonomisine güven duygularının artmasıyla birlikte ülkedeki istihdam seviyesi üzerinde olumlu etkisinin olacağı düşünülmektedir.  Bu çalışmada işsizlik ile tüketici güven endeksi arasındaki ilişki Ocak 2014 ve Kasım 2021 dönemini kapsayan aylık veriler kullanılarak Granger nedensellik analizi yardımıyla incelenmiştir. Bununla birlikte değişkenlerin açıklayıcılığını değerlendirebilmek amacıyla varyans ayrıştırmaları yapılmıştır.  Çalışma sonucunda, tüketici güven endeksinden işsizliğe doğru tek yönlü ilişki olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FENOMENOLOJİ GELENEĞİNDE EDMUND HUSSERL</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52782</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=52782</guid>
      <author>Dilek SACIHAN</author>
      <description>Algının ve bilincin özü sorunu üzerinde odaklanan fenomenoloji, sezgiye dayanan bir özbilimi olarak görülmüştür. Fenomenoloji alanında yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren Husserl, günlük yaşamda sorgulamadan kabul ettiğimiz gerçekliği bilincimiz tarafından nasıl inşa edildiği üzerinde durmaktadır. Ona göre gerçeklik bilincine varılan ve görülen bir şeydir. Merkezinde fenomenlerin yer aldığı fenomenolojinin temel amacı; fenomenleri betimleyerek, özlerini açığa çıkartmaktır. Husserl, geleneksel epistemolojik çalışmalardan ayrılmaktadır, çünkü fenomenoloji alanında yaptığı çalışmalarla bilgiyi kesin temeller üzerinde yeniden inşa etmeye çalışmaktadır. Bilginin nasıl oluştuğuyla, kökeniyle neyi ne kadar bilip bilemeyeceğimizle ilgilenmekten ziyade bilginin hangi zemin üzerinde doğru, kesin ve nesnel olarak kurulabileceğini araştıran Husserl’in çalışmaları normatif sonuçlar ortaya koymakta ve bir yöntem olarak ele alınmaktadır. Burada amaç tüm bir bilgi pratiğini anlamak, açıklamak için yeni yaklaşımlar ortaya koyabilmektir. 20.yüzyılın başlarından itibaren felsefe ile ilgili tartışmaların içinde yer almaya başlayan fenomenoloji kavramı, bilincin çeşitli formlarını analiz eden bilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimlerdeki krizi çözmek adına Husserl tarafından geliştirilen fenomenoloji, sezgiye dayanan bir öz bilimi olarak görülmüş, nesnenin nasıl göründüğü sorusu üzerine odaklanmıştır. En genel anlamda özleri araştıran bir felsefe olan fenomenoloji için öz kendisini kendinde araçsız olarak gösteren şeydir. Husserl’in deyimiyle bu mutlak özdür. Çalışmamızda fenomenoloji kavramı üzerinde durularak, fenomenoloji alanında Edmund Husserl’in görüşleri teorik olarak ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERBİL’DEKİ GENÇLERİN SİYASAL SAHAYA KATILIMINDA SOSYAL MEDYANIN ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63842</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63842</guid>
      <author>Rebwar Marif SALIHRamiz GÖKBUDAK  </author>
      <description>Geçmişten günümüze hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan iletişimin boyutları yeni iletişim teknolojileri sayesinde çeşitlenerek farklı noktalara ulaşmıştır. Özellikle iletişim araç ve gereçlerinin gelişim gösterdiği 21. yy’da yeni bir iletişim aracı olarak sosyal paylaşım ağları kullanılmaktadır. Sosyal ağların gün geçtikçe kullanıcı sayısı da arttığından toplumun bütün alanlarında (sosyo-ekonomik, siyasal, eğitim vb.) köklü değişimlere yol açmıştır. Bu köklü değişim sadece toplum ve bireyler üzerinde değil, global düzeyde de oldukça etkili olmaktadır.&#13;
Bu çalışma sosyal medya ağlarının kamuoyu oluşturma gücü ve etkisini genç bireyler özelinde araştırmaktadır. Bu bağlamda sosyal medya kullanım alanları ve alışkanlıkları ile bunların siyasî anlamda hangi düzeyde ne kadar etkili olduğunun ortaya çıkarılması çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Irak’ın Erbil kentindeki basit rastgele örnekleme ile seçilen 486 sayıda sosyal medya kullanıcısı oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmanın amacına uygun olarak geliştirilen soruların yer aldığı soru anket formu yöneltilmiştir. Verilen yanıtlardan elde edilen verilere göre nicel analizler gerçekleştirilmiştir. Bireylere ait yaş grupları, cinsiyetleri, eğitim bilgileri bazında verilen cevapların istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterip göstermediğini analiz etmek amacıyla t testi uygulanmıştır. Yapılan analizlere göre bu araştırmanın sonucunda Erbil’deki genç sosyal medya kullanıcıları üzerinde, sosyal medyanın siyasi yönden rolü olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“KAPI” FİLMİ ÜZERİNE KÜLTÜREL BİR OKUMA: METAFORLAR VE SEMBOLLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=65808</guid>
      <author>Bora YILMAZ</author>
      <description>Kapı filmi 2018 yılında gösterime giren, Mardinli Süryani bir ailenin trajik ve dramatik hayat hikâyesini konu edinen bir filmdir. Filmde, evlatlarının ölümü ve bazı sosyal zorunluluklardan dolayı yaşadıkları coğrafyayı ve evlerini terk etmek zorunda kalan bir ailenin trajik hikâyesi anlatılmaktadır. Bütün acılarını içlerine gömüp Almanya’ya taşınan aile yeni bir düzen kurar. Fakat yıllar sonra gelen bir telefon her şeyi alt üst eder. Yıllar önce öldürülen ve cesedi dahi bulanamayan oğullarının bedeninin teşhisi için Mardin’e çağrılırlar. Mardin’e gelen aile sadece oğullarının değil kaybettikleri her şeyin; köklerinin, ruhlarının ve hatıralarının peşine düşerler. Metaforlar, semboller ve motiflerle izleyicisine çok şey anlatmaya çalışan bu filmin satır aralarında da sıkça mesajlar verilmeye çalışılmıştır.&#13;
Bu çalışmada “Kapı” filminin satır araları okunmaya çalışılacaktır. Filmde üstü örtük olarak sıkça mesajlar verilmekte, izleyicinin bu mesajları anlaması ve çözümlemesi beklenmektedir. Bu mesajlar çeşitli metaforlar ve sembolik anlatımlar üzerinden yapılmaktadır. Metaforlar ve semboller bir metni zenginleştiren ve anlam derinliği katan unsurlardır. Yazılı metinlerde olduğu gibi sinemada da metaforlardan ve sembollerden istifade edilir.  Özellikle metaforun kullanılması ve bu metaforun da tespit edilmesi, anlaşılması ve yorumlanması zihinsel bir çaba gerektirir. Kültürel bir okuma denemesi olan ve göstergebilim yönteminden de yararlanılarak yapılan bu çalışmada metaforik ve sembolik anlatımlar tespit edilerek çözümlenmeye, açıklanmaya ve anlamlandırılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SABİNA SPİELREİN: PSİKANALİZİN UNUTULMUŞ ÖNCÜSÜ KİTABI ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR İNCELEME YAZISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63730</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=63730</guid>
      <author>Öznur YEMEZ</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


