






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2023 Sayı Year: 16 - Number: 97 (100. Yıl Özel Sayısı)</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2789</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>ÇEVRE EĞİTİMİ VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DERSİ (6, 7 VEYA 8. SINIFLAR) ÖĞRETİM PROGRAMI KAZANIMLARININ YENİLENMİŞ BLOOM TAKSONOMİSİ BİLİŞSEL ALAN BASAMAKLARINA GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71598</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71598</guid>
      <author>Ali Ekber GÜLERSOYÖzlem GÜLERSOY  </author>
      <description>Araştırmanın amacı, Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği Dersi (6, 7 veya 8. Sınıflar) öğretim programı kazanımlarının yenilenmiş Bloom taksonomisine göre ünitelere dağılışını-düzeyini belirlemektir. Çalışmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma çerçevesinde sözü edilen programdaki 34 kazanım irdelenmiştir. Araştırmanın güvenirlilik katsayısı 0.85’tir. Analiz bulgularına göre İnsan ve Doğa ünitesi kazanımlarının dördü kavramsal ikisi işlemsel; Döngüsel Doğa ünitesi kazanımlarının ikisi kavramsal ikisi işlemsel bilgiye yöneliktir. Çevre Sorunları ünitesi kazanımlarının tamamı (6) kavramsal bilgi düzeyindedir. Küresel İklim Değişikliği ünitesinde bir kazanım olgusal, dört kazanım kavramsal bilgiden oluşmaktadır. İklim Değişikliği ve Türkiye ünitesi kazanımlarının ikisi kavramsal, ikisi işlemsel biri ise üst bilişsel bilgi boyutundadır. Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Dostu Teknolojiler ünitesi kazanımlarının beşi kavramsal, ikisi işlemsel, biri ise üst bilişsel bilgi düzeyindedir. Programda yer alan kazanımların %68’i kavramsal (23 kazanım), %23’ü işlemsel (8 kazanım), %6’sı üst bilişsel (2 kazanım) ve %3’ü olgusal (1 kazanım) bilgiden oluşmaktadır. Öğretim programında olgusal ve üst bilişsel bilgi basamağına az yer verilmesi dikkat çekicidir. Bilişsel süreç açısından kazanımların anlama basamağında toplandığı görülmektedir. Kazanımların %59’u anlama (20 kazanım), %29’u (10 kazanım) çözümleme, %12’si (4 kazanım) yaratma düzeyindedir. Programda hatırlama, uygulama ve değerlendirme düzeylerinde kazanımlara yer verilmemiştir. İnsan ve Doğa ünitesinde yer alan altı kazanımdan ikisi anlama, üçü çözümleme ve biri yaratma; Döngüsel Dünya ünitesinde ise dört kazanımın biri anlama ve üçü çözümleme seviyesindedir. Çevre Sorunları ünitesinde, anlama düzeyinde beş, çözümleme düzeyinde bir kazanım vardır. Küresel İklim Değişikliği ünitesi kazanımlarının dördü anlama ve birisi de çözümleme seviyesindedir. İklim Değişikliği ve Türkiye ünitesinin üçü anlama, biri çözümleme ve birisi de yaratma; Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Dostu Teknolojiler ünitesinin beşi anlama, biri çözümleme ve ikisi de yaratma bilişsel süreç boyutunda yer almaktadır. Sonuç olarak Çevre Eğitimi ve İklim Değişikliği Dersi (6, 7 veya 8. Sınıflar) öğretim programı kazanımları homojen bir dağılış göstermemekle birlikte üst bilişsel bilgi (%6) ve yaratma (%12) süreç boyutlarıyla ilgili kazanımların yetersiz olması dikkat çekicidir. Ancak bilgi basamağı bakımından işlemsel bilgi kazanımlarının %23’lük, bilişsel açıdan ise çözümleme basamağının %30’luk bir orana sahip olması programın üstün yanlarını ifade etmektedir. Programda, öğrencilerin daha çok zihinsel etkinliklerde bulunmasını sağlayıcı üst düzey bilgi-bilişsel süreç basamaklarına yer verilmesi olumlu olacaktır. Öğretmenlere kendilerini geliştirmelerine olanak sağlayan hizmet içi eğitimleri sunulmalı ve onlara kılavuzluk yapacak bir kitapçık hazırlanmalıdır. Araştırmanın sonraki süreçte yapılacak çalışmalara katkı sağlaması temennimizdir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCEDE “BOŞ NESNE” KAVRAMININ ÖZELLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73061</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73061</guid>
      <author>Dilşah KALAY</author>
      <description>İngilizce’de, genel cümle yapısı incelendiğinde, varsayılan kelime düzeni olarak özne-fiil-nesne (SVO) bir cümle yapısının kullanıldığı görülür. Bu, bir cümledeki öğelerin tipik sırasının "Özne" (eylemi gerçekleştiren veya tanımlanan varlık), "Fiil" (eylem veya varlık durumu) ve "Nesne" (fiilin eylemini alan varlık) olduğu anlamına gelir. Cümlenin bir nesnesi olup olmadığı, kullanılan fiilin türüne bağlıdır. İngilizce’de fiiller ya geçişli (transitive) ya da geçişsiz (intransitive) olabilir, bu da "boş" yapıların varlığının incelenmesi gerekliliğini doğurur. İngilizce dilinde farklı türlerde boş ögeler bulunur, her biri benzersiz söylem özellikleri sergiler. Bu ögeler, zamana bağlı olarak fiile bağlı olarak benzer şekilde çalışabilir veya bağlama göre uyarlanabilirler. İngilizce’de boş nesneleri detaylı araştırmak, fiiller tarafından sunulan argümanlar ile genel olay bilgilerinden elde edilen bilgi arasındaki farkı ayırt etmeye yardımcı olur. Bu makale, İngilizce'deki boş nesne yapılarını literatürle bağlantılı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, boş nesnelere izin veren fiiller örneklenmiş, boş nesne fiilleri ile gerçek geçişsiz fiiller arasındaki ayrım için bazı kriterler sunulmuş ve İngilizce'deki boş nesne yapıları için bazı testler, Çağdaş Amerikan İngilizcesi Derlemi’nden (COCA) alınan örnek cümlelere uygulanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAZI MASUM ÇELİŞKİLER: ROBERT TANNAHİLL’İN POETİK DÜNYASINA EKOELEŞTİREL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72630</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72630</guid>
      <author>Mümin HAKKIOĞLU</author>
      <description>18. yüzyılın sonu, insan eylemlerinin dünya jeolojisi ve ekosistemleri üzerindeki sistematik etkisiyle karakterize edilen İnsan Çağı’nın başlangıcına işaret eder. Yeryüzü kaynaklarının sistematik olarak sömürüldüğü bu çağ, Sanayi Devrimi’ne ve kırsaldaki insanların fabrikalarda çalışmak için kentlere göç edişine de tanıklık etmiştir. Kırsaldan gelip Paisley’ye yerleşen dokumacı bir ailenin çocuğu olan İskoç şair Robert Tannahill (1774-1810), büyük sosyo-ekonomik değişimlerin deneyimlendiği böyle bir ortamda doğmuş ve yaşamıştır. O, insan merkezli bir dünyada, genel kabüllerin tersine, doğa ile içten bir ilişki kurmayı başarabilmiş, onunla insan doğası arasında sağlam bir örtüşme olması gerektiğini savunmuştur. Bu çalışma, ekoeleştirinin yazınsal çalışmalarla doğa arasındaki ilişkiyi kavuşturan en yalın bakışı üzerinden Robert Tannahill’in şiirlerine ve şarkılarına odaklanmaktadır. Çalışmanın temel savı, Tannahill’in yoğun kırsal anlatıları ve betimlemeleri içeren ve dinginliğe kavuşmak için şehirden kaçıp doğaya sığınma arzusu taşıyan bakış açısının birtakım örtük insan merkezli özellikler taşıdığı ve şairin istese de yaşadığı çağın baskın atmosferinden kendisini tümüyle kurtaramadığıdır. Bu bağlam, onun şiirlerinde tarım devriminden sanayi devrimine geçişi yaşamış hassas ve gergin bir birey olmasından kaynaklı, masum çelişkiler olarak değerlendirilebilecek bazı noktaları açığa çıkarmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>E.B. WHITE'IN TEKİNSİZLİK ETKİSİ İÇİNDEKİ KAPI ADLI KISA HİKAYESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68330</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68330</guid>
      <author>Ayben DUYAN</author>
      <description>Psikanalizin babası olarak bilinen Sigmund Freud, &lt;em&gt;tekinsizlik&lt;/em&gt; kavramının hem olumlu hem olumsuz anlamları çerçevesinde; insanoğlunun bilinçli ve bir o kadar da kendini güvende hissettiren zihniyle, ve yine insanoğlunun bilinçli olmayan ve kendini güvende hissettirmeyen zihni; yani bilinçaltı arasındaki gelgitleri tartışmıştır, bu makalede tekinsizlik etkisi bağlamında, Amerikalı yazar E.B White’ın &lt;em&gt;Kapı &lt;/em&gt;adlı kısa hikayesinin isimsiz başkahramanının kendi zihnindeki çalkantılarının hem güvenlilik hissiyle hem de güvensizlik hissiyle irdelenişini görüyoruz. Ayrıca, gizlilik, güvenlik ve içtenlikle ilintili ev kavramı bizleri Freud’un tekinsizlik teorisine götürür. Freud’un ev kavramını kullanımı, Freud’un dünyaca ünlü &lt;em&gt;Tekinsiz&lt;/em&gt; (1919) adlı makalesinde, ev metaforuna işaret etmektedir. Sigmund Freud makalede, tekinsiz kavramının etimolojisini ve anlamını irdelemiştir. Bu bağlamda, Almanca bir kavram olan &lt;em&gt;heimlich&lt;/em&gt;, İngilizceye ev gibi/ev sıcaklığında şeklinde çevrilmiş olup, kelimenin özü &lt;em&gt;heim&lt;/em&gt;’dan gelip İngilizce ev olarak ifade edilmektedir; öte yandan aynı sözcüğün zıt anlamlısı olan &lt;em&gt;unheimlich&lt;/em&gt;, İngilizcede ev gibi olmayan şeklinde çevrilmiştir. Ki Freud bu noktada, bir anlamda her ikisinin de aynı anlama geldiğini söylemektedir. Tekinsiz kavramının hem olumlu hem olumsuz anlamı düşünüldüğünde, Freud’un ev metaforu olarak kastettiği nokta zihinsel bazlı bir evdir; ve hem tanıdık/aşina/ev gibi anlamına hem de tanıdık olmayan/aşina olmayan/ev gibi olmayan anlamlarına gelebilir. Freud’yen düşünüş biçimine göre, ev kavramının genel kavramlaştırılmasının aksine, ev güvensiz ve karmaşık bir alan olabilir, fazlasıyla gizleme ve örtme nedeniyle. Bu bakış açısıyla, gizlemeyi ve kapatmayı gerektiren ev; bastırma ve unutma kavramlarını su yüzüne çıkarır; ev, sahibine acayip ve güvensiz gelir. Bu noktada Freud, insan zihniyle ilintili olarak, ev ve rahatlık/samimiyet kavramlarına bağlı bir bağdaşıklık kurar. Bu noktada, insanoğlu bir şeyleri bilinçaltına ittiği zaman, insanların zihinsel evleri tekinsiz olabilir. &lt;em&gt;Kapı&lt;/em&gt; adlı kısa hikayede, hikayenin baş kahramanı güvensiz/tekinsiz bir durumdadır; ve bu durum adsız kahramanda hem ev gibi hem ev gibi olmayan bir etki yaratır. Bu makalenin amacı, Freud’un tekinsiz ve tekin kavramlarıyla, hikaye baş kahramanının kendi zihinsel çıkmazlarının kapı metaforuyla irdelenişini ve sunumunu amaçlar.&#13;
 &#13;
 &#13;
 &#13;
 &#13;
 &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAT VE TEKNOLOJİ ETKİLEŞİMİNİN BAŞ YAPITLARA YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73250</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73250</guid>
      <author>Ebru Gamze IŞIKSAÇANEbru Gamze Işıksaçan  </author>
      <description>Sosyo kültürel ve teknolojik ilerlemelerin yaşandığı Modernizm ve Post Modern dönemde, sanatçının teknolojiyle olan etkileşimi, sanatsal üretim biçimlerini çeşitlendirmiştir. Sanat ve teknolojinin karşılıklı etkileşimi çağdaş sanat yapıtlarının oluşumunda yeni kavrayışları beraberinde getirmiştir. Resim sanatı alanında eser vermiş olan sanatçılar, kendinden önceki çağın eserlerinden ilham almıştır. Resim sanatı tarihinde, pek çok sanatçının geçmişin baş yapıtlarıyla; beğeni yoluyla etkileşime girmesi sayısız yapıtların yeniden üretimine olanak sağlamıştır. Kendinden önceki dönemin başyapıtlarıyla etkileşime giren sanatçı, sanat dünyasına yeni bir boyut ve sanata yeni açılımlar kazandırmıştır. Yeniden üretimlerde baş yapıtların biricik olma özelliğini sorgulatan mekanik üretim yöntemi, resimler arası etkileşimi de kuvvetlendirmiştir. Teknolojik gelişmeler ışığında sanat ve teknolojinin aynı platformda buluşması sanatın eklektik yapısını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda; sanatsal üretim biçimlerine etki eden teknolojik araçların sağladığı yeni sanatsal eğilimler makalenin temel düşüncesini oluşturmuştur. Baş yapıtların orijinalleri ile yeni sunumlarının arasındaki bağ bu çerçevede literatür taraması yöntemiyle irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FRİDA KAHLO’NUN ETNİK GİYSİLERİNİN RESİMLERİNE YANSIMASI, İKONOGROFİSİ VE MODAYA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=70850</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=70850</guid>
      <author>S.Çiğdem KOÇAKSerpil YAYMAN  </author>
      <description>Frida Kahlo, Meksika’nın İspanyol öncesi yerli kültürlerini birleştiren geleneksel sanata ve eserlere odaklanmıştır. Romantik bir milliyetçilik olan Mexicanidad'dan (Ulusal bir kimlik yaratmak ve Meksikalılık bilinci) ilham alarak, yerli Aztek sanatını temalarında ve sembollerinde kullanması, Kahlo'nun resimlerini hem politik hem de kültürel kılmıştır. Kahlo’nun 1925’de geçirdiği kaza, onu trajik hayat öyküsünde kendisiyle kalmaya zorlamış ve sanatın iyileştirici etkisi ile dev bir sanatçı olmasında etkili olmuştur. 20. yüzyıl bir dizi toplumsal ve ulusal kurtuluş devrimine tanık olmuştur. Bu yüzyılın devrimi Meksika Devrimi’dir. Devrimin lideri Emilliano Zapata, ölünceye kadar yoksul Meksika köylülerinin toprak ve özgürlük talepleri için mücadele etmiştir. Bu mücadelede Meksikalı ressamlar, halkla iç içe yaşayarak, gelişen sanat anlayışına bağlı kalmışlardır.  Kahlo’nun hem kişiliğinde hem de sanatında eşi komünist ressam Diego Rivera büyük önem taşımıştır. Çocuklara karşı büyük bir sevgi besleyen Kahlo’nun dört adet çocuk portresi oldukça başarılıdır. Bazen yakın arkadaşlarından olan kadınları bazen de yerli kadınları resmetmiştir. Kahlo’nun resimleri incelendiğinde doğaya karşı da büyük bir ilgi duyduğu anlaşılmıştır. Maymunlar, papağanlar, geyikler, bitkiler, çiçekler resimlerinde geniş yer bulmuştur. “Meksika ve ABD Sınırında Otoportre (1932)” ve “Marksizim Hastalara Sağlık Verecek (1954)” isimlerinde, siyasi kimliğini yansıtan resimleri de bulunmaktadır. Araştırmanın problemi, Frida Kahlo’nun ülkesi Meksika’nın yaratıcı kimliğinin modaya ilham kaynağı olmasıdır. Kahlo, sanat ve etnik kültürde halkla iç içe yaşamış ve toplumsal zenginlikleri ikonografik portrelerine yansıtabilmiştir. Yöntem olarak, genel tarama modeli esas alınarak Kahlo’nun, Tehuana kostümleri, rebozosı (şal), kısa ve uzun huipil tunikleri, huipil hotozu, Aztek boncuklarından aksesuarları, onun simgeleri olarak görsel hikayeleri ile anlatılmaktadır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİNİN, KADIN VE KIZ ÇOCUKLARINI GÜÇLENDİRMENİN RESİM SANATI YOLUYLA ANLATIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72644</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72644</guid>
      <author>Tahir ÇELİKBAĞHavva DURAK ,Sema ÇAM ,Rezzan ERTUĞRUL ,Manolya AKSU </author>
      <description>Temelde biyolojik olarak birbirinden ayrılan kadın ve erkeğin toplum tarafından cinsiyetlerine uygun davranışlar göstermesi varoluşun bir gereği olarak istenilmiştir. Örneğin, erkekler tarih boyunca birçok alanda lider konumundayken, kadınlar daha bağımlı ve şefkatli gibi rollere sahip olmuştur. Toplumun kadın ve erkekten beklediği davranış biçimleri toplumsal cinsiyet rollerini ortaya çıkarmıştır. Kadın ve erkeğin toplum tarafından belirlenen rolleri ve davranışları farklı milletlerin geleneklerine göre şekillenmiştir. Bu durum cinsiyetçi yaklaşım bakış açılarına uygun davranmaları için kadın ve erkek üzerindeki sosyal baskıyı arttırmıştır. Geçmiş yıllarda toplumsal cinsiyet rollerinde kadının görevi çocuk yetiştirmek, erkeğin görevi ise ev ekonomisinin gelir düzeyini artırmaktı. Günümüzde kadının iş hayatına girmesiyle birlikte toplumsal olarak kadına farklı roller yükleme bağlamında birtakım farklı bakış açıları ortaya çıkmıştır. Kadının ekonomik yeterliliğinin olması, birçok alanın dışında bırakılmaması kültürel, sosyal, ekonomik ve siyasal alanlarda etkin olması sadece kadının kişisel gelişimi için değil toplumsal gelişim açısından da oldukça önemlidir. Güçlü bir toplum düzeyine ulaşmak için kadının mutlak suretle eğitim sürecine dâhil edilmesi, iş hayatın içinde güçlenmesi, ilk önce kendini ve ailesi başta olmak üzere ülkenin de sosyo-ekonomik, kültürel ve psikolojik olarak güçlü olmasını beraberinde getirecektir. Bu araştırmada toplumsal cinsiyet kalıplarının aşılmasında kadının ve erkeğin ev ve iş hayatında cinsiyet eşitliğine dayalı birkaç resim çalışmasıyla anlatılmak istenmiştir. Bu sayede kadınların kendi öz gelişimlerine katkıda bulunmanın yanı sıra ülkenin ekonomik potansiyelini arttırma ve kadınların küreselleşme sürecine katılmaları kolaylaşacaktır. Yarının anneleri olan kız çocuklarının okullaştırılması, kadınların eğitim düzeyinin artırılması, onların hem kendi hem de ülkenin sosyo-ekonomik standartlarının iyileştirilmesiyle birlikte ülkenin muasır medeniyetler seviyesine yükseltebilecek duruma gelmesini sağlayacaktır. Çalışmamızın amacı, toplumda kadına ve erkeğe benimsetilen kalıpların eşit şekilde oluşturulması çalışmamızın temel hedefi olmuştur. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için ayrımcılığı önleyen politikalar geliştirilerek, toplumun bütün kurumlarında cinsiyet eşitliğinin gerçekliğine vurgu yapılmalıdır. Toplumun içinde var olan cinsiyetçi yaklaşım tutumlarını değiştirmeye yönelik düşüncelerin belirlenmesi projenin temel kapsamını içermektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK EĞİTİMİ ANABİLİM DALI ÖĞRETİM ELEMANLARININ  ENGELLİ ÖĞRENCİLERE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71371</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71371</guid>
      <author>ELİF GÜVENSeçkin ŞAHİN   </author>
      <description>İnsan hayatında, doğrudan veya dolaylı yoldan fiziksel, zihinsel, ruhsal vb. rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Oluşan bu rahatsızlıklar, bazı bireylerde uzun süreli ve kalıcı olabilmektedir. Özel gereksinimli bireyler de fiziksel veya zihinsel kalıcı rahatsızlıkları olan bireylerdir. Bu bireylerin engel durumuna göre eğitim almaları, erişkin yaşlarda özgür bir birey olarak yaşamaları için oldukça önemlidir. Özel gereksinimli bireylerin, eğitim gördükleri bölümlerden biri de ülkemizde bulunan eğitim fakültelerinin müzik eğitimi bölümleridir. Bu alanda eğitim görmekte olan özel gereksinimli bireylerin, eğitim sürecinde karşılaştıkları sorunlar ve öğretim elemanlarının bu sorunlara ilişkin tutumları, engel durumu bulunan öğrencilerin eğitim sürecini etkileyebilmektedir. Bu araştırmanın amacı, eğitim fakültelerinin müzik eğitimi anabilim dallarına engelli kontenjanından giriş yapıp eğitim görmeye hak kazanmış öğrencilerin, öğretim elemanlarının bakış açısından, eğitim sürecinde ne gibi durumlar yaşadıklarını belirlemek ve değerlendirmektir. Betimsel tarama modelinde desenlenen bu araştırma, 22 farklı Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı’nda görev yapmakta olan 81 öğretim elemanı ile gerçekleştirilmiş ve engelli kontenjanı öğrencilerinin eğitim sürecine yönelik anket uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğretim elemanlarının özel gereksinimli öğrencilerin eğitimine yönelik yeterli düzeyde eğitimlerinin olmadığı, öğrencilerin eğitim sürecinde, öğretim ve iletişim açısından zorluklarla karşılaştıkları ortaya çıkmaktadır. Ek olarak, özel gereksinimli öğrencilerin eğitimine ait hazırlanan özel bir programın bulunmadığı, materyal eksikliğinin var olduğu, sınıf ortamının özel gereksinimli öğrencilere yönelik hazırlanmadığı ortaya çıkan sonuçlardandır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR İMPARATORLUĞUN RENKLERİ SERGEİ PROKUDİN-GORSKİİ'NİN FOTOĞRAFİK MİRASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72394</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72394</guid>
      <author>İbrahim KUŞ</author>
      <description>Bu çalışma, Rus kimyager ve fotoğrafçı Sergei Prokudin-Gorskii (1863-1944) tarafından çekilen renkli fotoğraflar özelinde, renkli fotoğrafın tarihi gelişimi ve bu fotoğrafların sağladığı teknolojik katkılar ile Amerikan Kongre Kütüphanesi tarafından yapılan koruma çalışmalarının önemini vurgulamaktadır. Prokudin-Gorskii, 1905-1915 yılları arasında Rus Çarı II. Nikolas tarafından finanse edilerek, Rus İmparatorluğu'nun farklı bölgelerini gezmiş, bölge halklarını, mimari yapıları, sosyal yaşamı ve doğal güzellikleri renkli fotoğraflarla belgelemiştir. Prokudin-Gorskii'nin, James Clerk Maxwell tarafından ortaya atılan RGB renk modeline dayanan renk teorisi üzerine kurduğu renkli fotoğrafçılık teknikleri, renkli fotoğrafçılığın gelişimine büyük katkılar sağlamıştır. Özellikle günümüz RGB teknolojisinin oluşumunda büyük bir payı bulunmaktadır. Ayrıca, o dönemin teknolojik kapasitesine rağmen, Prokudin-Gorskii'nin üç ayrı renk filtresi kullanarak çektiği fotoğraflar, izleyicilerine hayranlık verici bir renk zenginliği sunmaktadır. Amerikan Kongre Kütüphanesi, Prokudin-Gorskii'nin renkli fotoğraf koleksiyonunu satın alarak fiziki olarak koruma altına almıştır. Zaman içinde tüm koleksiyonu dijitalleştirerek web üzerinden geniş bir izleyici kitlesiyle paylaşmıştır. Bu koleksiyon, geçmişin canlı bir görsel temsilini sunarak, tarihi ve teknolojik bir mirası koruma amacını taşımaktadır. Aynı zamanda, Çarlık Rusya’sı olarak adlandırılan dönemle ilgili sosyal, kültürel ve tarihi açıdan önemli belgeler olmakla birlikte, günümüz araştırmacıları için de ciddi bir fotoğraf kaynağını da içerisinde barındırmaktadır. Özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra kurulan Türk Cumhuriyetlerinin tarihi, sosyal ve kültürel mirasının oluşturulmasında halen önemli katkılar sunmaya devam etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEMLÜKLER DÖNEMİNDE (648-923/1250-1517) SAHÂBE HAKKINDA YAPILAN ÇALIŞMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72178</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72178</guid>
      <author>Abdurrahim ARSLAN</author>
      <description>İslâm dünyasının hem doğusunda hem batısında yaşanan bazı olumsuz gelişmeler üzerine Memlük toprakları her iki bölgeden de yoğun bir beyin göçüne ev sahipliği yapmıştır. Memlük idarecileri kendi ülkelerine sığınan entelektüellere sahip çıkmış ve her yönden onları desteklemişlerdir. Bunun neticesinde birçok âlim yetişmiş, muhtelif alanlarda değişik eserler ortaya konmuş ve bu dönem eser telifi açısından önemli bir dönem olarak görülmüştür. Çalışmamız telif edilen eser sayısı açısından verimli görülen bu dönemde sahâbe hakkında yapılan çalışmaları konu edinmektedir. Çalışmanın amacı Memlükler döneminde sahâbe hakkında eser yazan müellifler ve eserlerini tanıtmak ve sahâbe hakkında çalışma yapmak isteyen araştırmacıların bu eserlerden faydalanmalarına katkı sağlamaktır.  Çalışma yapılırken, bu dönemde sahâbeyi farklı açılardan ele alan ve her biri bağımsız bir çalışmayı gerektiren birçok eserin yazıldığı tespit edilmiştir. Bu sebeple, bu eserleri müellifleriyle birlikte geniş bir şekilde ele alıp incelemenin çalışmanın sınırını aşacağı kanaatine vardık. Hem bu nedenden dolayı hem de bu müelliflerden bazılarının başka çalışmalarda ele alınmasından dolayı, müellifleri tanıtırken kısa bilgiler vermekle yetindik. Ancak, müelliflerin ihtisas alanlarına özellikle dikkat çektik. Eserler ele alınırken genel bir bakışla, eserin içeriği üzerinde durulmuş, kaç bölümden oluştuğu belirtilmiş ve hangi konulara değinildiği aktarılmıştır. Ayrıca eserin kendi alanında özgün olup olmadığına vurgu yapılmış ve eser içinde tespit edilen orijinal başlıklara mümkün olduğunca işaret edilmiştir. Çalışma sonucunda bu dönemde hem hadis hem de tarih alanları açısından önemli olan, sahâbe hakkındaki bilgileri toplayan ve hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından birbirinden farklı birçok eserin kaleme alındığı tespit edilmiştir. Sahâbe tarihi açısından kaynak kabul edilen ve on binlerce sahâbeyi ele alan Zehebî’nin (ö. 748/1348) &lt;em&gt;et-Tecrîd&lt;/em&gt;’i, İbn Hacer’in (ö. 852/1449)  &lt;em&gt;el-İsâbe&lt;/em&gt;’si gibi eserler bu dönemde yazılmıştır. Ancak bu dönemde daha çok, sahâbeden ortak vasıflara sahip bir tâifeyi ya da belli bir konu bağlamında sahâbeyi ele alan eserlerin kaleme alındığı gözlemlenmiştir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu dönmede sahâbe hakkında yapılan çalışmaları şu başlıklar altında yapılmıştır. Sahâbîliği ihtilaflı olanlar, sahâbenin vefat yerleri, annesine nisbet edilenler, Hz. Peygamber tarafından ismi değiştirenler, Ehl-i suffe, Ehl-i beyt, Aşere-i mübeşşere, Resûlullah’ın eşleri, yakın çevresi ve sahâbeden birinin hayatını konu edinen eserler yazılmıştır. Bunlara ilaveten Habeşistan ve Medine’ye hicret eden Kureyşliler, Evs ve Hazrec kabilelerin nesebi, bir şehre gelen sahâbe, sahâbe kerâmetleri, hulefâ-i râşidînin hayatı ve menkıbeleri de ayrı ayrı eserlerde müstakil olarak ele alınmıştır. Diğer taraftan Şîa’nın Ehl-i beyt’in mâsum olduğuna dair görüşleri, Sünni âlimlerin bu konuya verdikleri cevaplar, bir kişinin sahâbe olup olmadığının tespiti, sahâbe adaleti, ümmetin sahâbe hakkında nasıl bir inanca sahip olması gerektiği, onları sebbetmenin hükmü, sahâbe kavlinin delil olup olmadığı gibi konular da bağımsız ele alınmıştır. Ayrıca İbn Seyyidünnâs’ın Hz. Peygamber’i metheden sahâbileri ele aldığı &lt;em&gt;Minahu’l-midah &lt;/em&gt;adlı eserinde olduğu gibi kendi alanında orijinal kabul edilen eserler de tespit edilmiştir. Bu dönemde yapılan çalışmalara bakıldığında sahâbe bilgisi açısından çok zengin bir literatürün oluştuğunu söylemek mümkündür. &#13;
 </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HZ. PEYGAMBER’İN (SAV) ÇOK AZ BİR KATIKLA YETMİŞ KİŞİ VEYA SEKSEN KİŞİYİ DOYURDUĞUNU İFADE EDEN RİVAYETİN SENED VE METİN YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72170</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72170</guid>
      <author>Hatice DÜLBER</author>
      <description>Allah Hz. Peygamber’in Müslümanlara güzel bir misal teşkil eden beşer olduğunu özellikle vurgulamaktadır. Hz. Peygamber’in kendi dönemindeki insanlara İslam’ı tebliğ ederken birçok zorluk ve sert tepkilerle karşılaştığı kaynaklarda zikredilmektedir. Rivayetler incelendiğinde, bu sıkıntılı ve zor süreçte, Hz. Peygamber’in karşılaştığı meselelerde kendi döneminde yaşayan insanlar gibi mücadele ettiğini ve bu problemleri aşabilmek için o dönem şartlarında alınabilecek bütün tedbirleri aldığını ifade eden rivayetlerin olduğu görülmektedir. Ama bu rivayetlerin yanında karşılaştığı problemleri o günün şartlarında mucize denecek şekilde çözdüğüne dair rivayetler de vardır. Bu makale, Hz. Peygamber’in az bir kişiyi doyuracak kadar olan yemeği mucize göstererek yetmiş seksen kişiyi doyurduğunu ifade eden ve bunun özellikle Peygamberin mucizesi olarak zikredildiği bir rivayeti incelemeyi hedef almaktadır. Rivayetin çeşitli tarikleri bir araya getirilerek sened ve metin tahlili yapılmıştır. Rivayetin senedinde büyük bir problem olmadığı tespit edilmiştir.  Rivayetin meydana geldiği bağlam konunun anlaşılmasında önemli bir etken olduğu için rivayetin sebeb-i vürudu için hadis şerh kitapları incelenmiştir. Hadis şerhleri incelendiğinde olayı mucize olarak yorumlayan alimlerin yanında olayın savaş ortamı gibi Müslümanların zor durumda olduğu durumdan hareketle Peygamberin duasıyla yemeğin bereketlendiği yorumunu yapıldığı da tespit edilmiştir. Son olarak gönderilen ilahi mesajda müşriklerin Peygamberden bekledikleri mucize isteklerine red cevap verilmesine rağmen bu gibi rivayetlerin hadis kitaplarında zikredilişi ve nasıl anlaşıldığı bu rivayet üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmanın bu rivayet özelinde Hz. Peygamberin doğru anlaşılmasına büyük katkısı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN ÂYETLERİ IŞIĞINDA MUHSİNLERİ BEKLEYEN MÜJDELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72710</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72710</guid>
      <author>Merve SAÇLI</author>
      <description>Yüce Allah, kullarını “ahsen-i takvîm” üzere, yani en güzel şekilde yaratmış ve bunun yanı sıra halk ettiği her şeyi de güzel yapmıştır. Yeryüzünde kalışları müddetince de mahlukatının üzerinden fazl u keremini eksik etmemiştir ve etmeyecektir. Fakat bütün bunların mukabilinde onlardan bu nimetlerin şükrünü ve icabını yerine getirmelerini istemektedir. Şu hâlde kul da tıpkı Allah Teâlâ’nın kendisine ihsanda bulunduğu gibi başkalarına ihsanda bulunmalıdır. Bu vesileyle Rabbinin rızasını kazanarak karşılığında O’nun katından daha büyük lütuflara mazhâr kılınacağı muhakkaktır. İşte bu noktada karşımıza ahiret hayatının tarlası olan dünya hayatının bereketli tohumu mahiyetinde “ihsan” kavramı çıkmaktadır.&#13;
Hem Kur’an-ı Kerim’de hem de hadis-i şerifte ihsan kavramına ve Yüce Allah’ın muhsin kullarına vurgu yapılması, bununla beraber ihsanın sıklıkla tavsiye buyurulması bu konunun ehemmiyetini ortaya koymaya kâfi olsa gerektir. Allah Teâlâ’ya layık bir kulluğun gerekleri olan iman ve sâlih amelden sonra hemen peşinden, yapılan işin en güzel şekilde yapılmasını ifade eden “ihsan” gelmekte ve böyleleri Kur’an’da “muhsin” olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışmada da söz konusu öneminden dolayı hayatını ihsan üzere yaşamayı ilke edinmiş kullara vaat edilen dünya ve ahiret nimetleri incelenecektir. Dünya hayatında güzel davranışlar sergileyen, yaptıklarını güzel yapan muhsinlerin, bu ihsanlarının bir neticesi olarak gerek bu dünyada gerekse ahiret yurdunda nâil olacakları mükâfatlar ortaya konmaya ve açıklanmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSEL SANATIN DEĞİŞİMİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNE ÖRNEK: ÇAĞDAŞ SERAMİK TASARIMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72359</guid>
      <author>Emine NASSeçil TORUN  </author>
      <description>Çok yönlü ve değişken bir kavram olan gelenek, geçmişten bugüne devam eden insan yaşamındaki kültürel unsurların bütününü ifade etmektedir. Gelenek toplum kültürünün sahip olduğu kümülatif özelliklerden beslenir. Gelenek kavramının somut olarak yaşatıldığı kültürel yapı taşlarından biri de sanattır. Sanatın zengin tarihi sürecinde, her toplumun özgün ancak birbirine benzer sanatsal oluşumlara sahip olduğu gözlenmektedir. Malzeme, üretim, biçim ve işlev özelliklerinde ortaya çıkan benzerlikler tasarımlarda belirginleşen özgün yorumlar ile farklı kümeler oluşturmuştur. Özellikle sosyo kültürel dinamiklerin etkili olduğu sanatsal oluşumlar içinde geleneksel ögeleri ile özel bir konuma sahip olan seramik, insan yaşamının her döneminde var olmuştur. Mimaride, ev/giyim eşyalarında ve sanat eserlerinde “malzeme, yöntem, ürün” olma özelliği seramik sanatına kıymetli bir alan açmıştır. Günümüzde gerek sanat gerekse endüstriyel boyutları ile geniş kitlelere hitap eden seramik, geleneksel yöntemlerin ötesine geçerek biçim ve kavram sentezindeki çağdaş tasarımlarda da görünür hale gelmiştir.  Böylelikle geleneksel olan özelliklerin yanında yeni bir tarz yaratılmış ve seramik sanatının sosyal, toplumsal ve kültürel anlamda sürdürülebilirliğinde farklı boyutlara ulaşılmıştır. Bu kapsamda çalışmada, seramik sanatının uzun yıllar önce çömlekçilikle başlayan serüveninin güncel sanattaki durumu sanatçı akademisyen &lt;em&gt;Beril Anılanmert&lt;/em&gt; üslubu ile ele alınmaya çalışılmıştır. Nitel yöntem ile tasarlanan çalışmada kasti örnekleme ile örneklem oluşturulmuştur. Seramik formlarda biçimsel ve kavramsal dönüşümle ortaya çıkan eserlerin işlendiği örneklem olasılık içermeden seçilmiş, eserler eleştirel bir yaklaşım ile betimlenmiştir. Çalışmada; örneklem üzerinden geleneksel sanatın kavramsal boyutları ile sürdürülebilirlik kapsamında değerlendirilebileceği vurgulanmıştır. Bununla birlikte; çağdaş sanatta sürdürülebilirliğin sadece çevresel boyutta değil soyal boyutta da ele alınmasının kültür, sanat ve tasarım sektörüne yararlı olacağı kanısı taşınmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MANİSA’NIN KIRKAĞAÇ İLÇESİ’NDEKİ TARİHİ KONAKLARDA KIRLANGIÇ VE GÜVERCİN FİGÜRLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71471</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71471</guid>
      <author>Ali Murat AKTEMUR</author>
      <description>Türk tarihinde kuş figürleri, zengin sembolik anlamları ile birlikte  dokuma sanatlarından mimariye, edebiyattan müziğe kadar kültür ve sanatımızın pek çok alanında kendilerine yer bulmuşlardır. Bu figürler arasında güvercin ve kırlangıç figürlerini de saymak mümkündür. Özellikle dokuma sanatlarında ve mimaride sıkça karşılaşılabilen güvercin ve kırlangıç figürlerinin önemli örneklerinden birkaçına Manisa’nın Kırkağaç İlçesi’ndeki tarihi konakların cephelerinde rastlanmaktadır. Tarihi Kırkağaç konakları üzerinde tespit ettiğimiz toplam dört adet kuş figüründen üçü güvercin, biri ise kırlangıç figürü olarak işlenmiştir. Söz konusu kırlangıç ve güvercin figürlerinin dördünün de, tarihi konakların giriş cephelerine rölyef karakterinde işlendikleri anlaşılmaktadır.&#13;
Uygurlar’dan itibaren Türk kültür ve sanat tarihinde somut bir şekilde varlığını sürdüren kırlangıç, dostluğun ve sevginin sembolü olmasının yanısıra insanı şerden beladan ve kazadan koruduğuna da inanılmıştır. Yine kırlangıçların yuva yaptıkları yerlere bereket ve bolluk getirdiği inancıyla Uygur evlerinin duvarlarına ve çatılarına kırlangıçlar için yuvalar yapmak gelenek haline dönüşmüştür. Aynı şekilde dostluk, barış,  bolluk ve bereket sembolü olmasıyla birlikte, müjdeli haber ve uğur getirdiği inancı, güvercinin Uygur Türkleri’nden bu yana sanat ve edebiyatta somut bir şekilde yer tutmasını sağlamıştır.&#13;
Bu inanç ve gelenekler doğrultusunda süregelen güvercin ve kırlangıç figürlerinin mimaride kendine yer buluşuna Anadolu’dan somut ve dikkat çekici örnekler olarak makalemizde yer verdiğimiz Kırkağaç konaklarındaki güvercin figürleri; 1869 tarihli Hamdi Nart Konağı’nın giriş alınlık kemerinin kilit taşında, 1870 tarihli Kadriye Tör Evi giriş kapısı lento taşı üzerinde, 1870 tarihli Ahmet Dalgıç Konağı bahçe girişi kemer kilit taşında karşımıza çıkmaktadır. Makelemizde yer verdiğimiz kırlangıç figürü ise, 1887 tarihli Resul Ensezer Konağı’nın giriş alınlığında yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ATATÜRK’ÜN 1930 YILINDA YAPTIĞI TOKAT, AMASYA VE HAVZA GEZİSİ, ÇİFTÇİLERLE BULUŞMASI, SORUNLARINI DİNLEMESİ VE ÇÖZÜM ODAKLI ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72257</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72257</guid>
      <author>Turgut İLERİ</author>
      <description>Milli Mücadelenin başarı ile sona erdirilmesinden sonra ülkede çağdaş bir düzen kurma çalışmalarını başlatan Atatürk, siyasi, sosyal, ekonomi ve kültürel alanda gerçekleştirilen yenilikleri bizzat yerinde görmek ve halkın düşüncesini öğrenmek amacıyla değişik tarihlerde yurt gezilerine çıkmıştır. Bu geziler planlı, programlı ve kapsamlı yapılmıştır. Hemen her gezide yanında bakan, müsteşar ve uzmanlardan oluşan heyetler bulunmuştur. Uzmanlar halkın şikayet ve beklentilerini içeren raporlar hazırlamışlar, Ankara’ya dönüldüğünde hazırlanan raporlar değerlendirilerek tespit edilen sorunların çözümüne çalışılmıştır. Bu gezilerinden birisi de 22 Kasım 1930 tarihinde Tokat, Amasya ve Havza yöresine yapılan gezidir Bu gezi, Atatürk’ün bölgeye yaptığı beşinci gezidir. Yeni açılan Turhal-Amasya demiryolu hattının çalışır durumda olduğunu da bu gezide tecrübe eden Atatürk, bölge halkı tarafından büyük coşku ile karşılanmış, çeşitli heyetlerle görüşmeler yapmış, okul ziyaretlerinde bulunmuştur. Ağırlıklı olarak halkın ekonomik sıkıntıları ile köylü ve çiftçilerin karşılaştıkları sorunları dinlenmiş, notlar alınmıştır. Tarımsal alana ilişkin çiftçi ve köylü kesimden gelen şikayetler daha ziyade, yeterli zirai mücadelenin yapılamaması dolayısı ile elde edilen ürünün azlığı, istenen ilaçların gelmemesi, arazi vergisinin ağırlığı ve traktöre duyulan ihtiyacın giderilmesi şeklinde sıralanmıştır. O günlerde ülkenin mevcut şartları gereği tarım, ekonominin can damarı ve temeli olarak görülmüştür. Konuya hassasiyet gösteren Atatürk, bölge halkından gelen şikayet ve istekleri tespit ettirerek, durumun merkezi hükümete bildirilmesini istemiştir. Bu çalışmada, Atatürk’ün söz konusu tarihte Tokat, Amasya ve Havza kazasına yaptığı gezi sırasında tarımsal alanda tespit ettiği aksaklıklar ile bunların çözümüne yönelik önerileri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmada, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi kaynaklarından, konu ile ilgili araştırma eserler, makaleler ve dönemin gazetelerinden yararlanılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1939 ERZİNCAN DEPREMİ’NDEN SONRA DEPREMZEDELERE TÜRKİYE DIŞINDAN YARDIMLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73121</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73121</guid>
      <author>Hakan YAŞAR</author>
      <description>İnsanın doğa ve dolayısıyla doğal afetlerle olan mücadelesi insanlık tarihi kadar eskidir. Doğal afetler içerisinde ise yol açtığı can ve mal kayıpları nedeniyle depremler başı çekmektedir. Büyük bir kısmı aktif fay hatlarının üzerinde olan Anadolu coğrafyasında da tarihi süreçte büyük yıkımlara neden olan onlarca deprem yaşandı. 27/28 Aralık 1939 tarihinde gerçekleşen ve binlerce insanın ölümüne ve o nispette de mal kaybına yol açan Erzincan Depremi de bunlardan biriydi. Söz konusu deprem, Erzincan’ın yanı sıra çevredeki birçok ilde de yıkıma yol açtı. Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinde gerçekleşen en şiddetli ve en fazla can kaybına neden olan depremin yaralarının sarılması için devletin bütün imkanları seferber edilmiş olsa da bunlar yeterli değildi. Bu doğrultuda yaralanan, yakınlarını kaybeden ve büyük acılar çeken depremzedelerin iaşe, sağlık ve barınma ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gerek yurtiçinden gerekse de yurtdışından yardımlar yapıldı.&#13;
1939 Erzincan Depremi’ne dair şimdiye kadar yapılan çalışmalarda daha çok yurtiçinden yapılan yardımlara yer verildi. Bu makalede ise depremzedelere yurtdışından yapılan yardımlar ele alınmaktadır. Türkiye dışından yapılan yardımların miktarını ve türünü daha çok Türkiye’nin II. Dünya Savaşı öncesinde çeşitli devletlerle kurduğu ikili ilişkiler belirledi. Bu doğrultuda depremzedelere en fazla yardımı yapan Avrupa ülkeleri İngiltere ve Fransa oldu. Bunun yanı sıra Türkiye’nin tarihî, dinî ve kültürel bağlarının güçlü olduğu İran ve Hindistan gibi ülkelerde de ciddi miktarda yardımda bulundu. Ayrıca sivil inisiyatifler ve uluslararası kuruluşların da yardımlarını depremzedelere ulaştırdı.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAL-YARI SOMUT-SOYUT ÖĞRETİM STRATEJİSİYLE MATEMATİK ÖĞRETİMİ: BİR SİSTEMATİK DERLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72422</guid>
      <author>Nesime Kübra TERZİOĞLUMuratcan AKBIYIK  </author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, literatürde var olan özel gereksinimli öğrencilere matematik öğretiminde VRA stratejisinin kullanıldığı çalışmaları derleyerek, bu stratejinin özel gereksinimli öğrencilerin matematik öğrenme süreçleri üzerindeki etkilerini bütünsel bir şekilde anlamak ve mevcut bilgiyi sistematik bir şekilde sunmaktır. Bu amaç doğrultusunda hedeflenen çalışmalara ulaşılması, ulaşılan çalışmaların kalitelerinin değerlendirilmesi, çözümlenmesi ve sonuçlarının sentezlenebilmesi amacıyla sistematik derleme yöntemi kullanılan bu araştırmada, veriler tek denekli araştırmalar ve özel eğitim alanyazına bağlı olarak belirli kategoriler altında incelenmiştir. Bu kategoriler ise katılımcılar (sayısı, yaşları ve yetersizlik türleri), bağımlı ve bağımsız değişkenler, kullanılan tek denekli araştırma modeli, müdahalelerin sürdürüldüğü ortam, gözlemciler arası güvenirlik ve uygulama güvenirliği, uygulama sürecine ilişkin etkililik, izleme ve genelleme bulguları ve sosyal geçerliktir. Araştırmanın sonucunda özel gereksinimli öğrencilere matematik kavram ve becerilerinin öğretiminde VRA stratejisinin etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca bu stratejinin çeşitli yaş grubunda ve yetersizlik türünde kullanıldığı, çalışmaların genellikle etkili ve kalıcı sonuçlara ulaştığı ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARAMAN HELVACILAR SOKAĞI VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72329</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72329</guid>
      <author>Tahir DAĞCI</author>
      <description>Karaman, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetinin izlerini taşıyan köklü bir Anadolu şehridir. Karaman şehir merkezinde günümüze kadar gelebilmiş tarihi yapılarda ve hala yaşayan sosyo-kültürel öğelerde bu izleri görmek mümkündür. Çalışmada Karaman’da sosyal yaşamın döngüsünde önemli bir yeri olan “Helvacılar sokağı” ele alınacak, 1980’lerdeki sokağın fotoğrafı serimlenmeye çalışılacaktır. Çalışma verileri öncelikle Karaman ile ilgili tarihi kaynaklardan elde edilmiş, bu veriler Karaman’da yaşayan yaşlı kişilerin şahitliğiyle karşılaştırılmıştır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmış ve görüşme tekniği kullanılacaktır. 1980 yıllarından önce Helvacılar sokağında helvacı dükkanlarıyla birlikte ekmek fırınları, çaycı dükkânları, tuhafiye ve nalburiye dükkanları yan yana yerleşik halde bulunmaktadır. Bu haliyle 40 yıl önceki Karaman şehir merkezindeki helvacılar sokağı sosyal hayatın canlı bir görüntüsünü sunmaktadır. Çalışma bu yönüyle etnografik bir zemine dayanmaktadır. Karaman’daki helva dükkanlarında Ermenek helvası, yaz helvası, küncülü helva,  tahinli helva, susamlı helva, pekmezli helva, köpüklü helva, fıstıklı, bademli ve cevizli helva, boyalı ve şekerli tahin helvası, kestirme helvası, çöz helvası, kaba helva, pişmani helva, tel helva gibi çeşitleri satılmaktadır. 1980’lerde fast-food kültürünün, endüstriyel yemek ve gıda tüketiminin henüz yaygınlaşmadığı zamanlarda Karaman insanı gündelik hayat içinde yemek ihtiyaçlarını kendi kendine yeten yiyecek kültürü içinde sürdürmüştür. Karaman şehir merkezinde insanlar doğal bir seyir içinde kendi yaşam biçimlerini inşa edebilmişlerdir. Kendi kendine yeten ekonomik yapısıyla geleneksel Anadolu kültürünü imleyen bu yaşam biçimi endüstrileşme ve kentleşme hareketlerinden olumsuz yönde etkilenmiştir. Günümüzde helva çeşitleri hala tüketilmekle birlikte bu helvaların hem geleneksel imalat biçimi hem de üretim ortamları değişmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OECD VERİLERİNE GÖRE COVİD 19 SALGIN SÜRECİ VE SAĞLIK SİSTEMLERİNE İLİŞKİN TEMEL GÖSTERGELERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73173</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73173</guid>
      <author>Özlem ALADAĞ BAYRAK</author>
      <description>Bu çalışmada, “Bir bakışta sağlık OECD 2021 göstergeleri” ışığında COVID 19 küresel salgın sürecinde OECD ülkeleri bazında sağlık harcamalarının sağlık çıktıları üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Belge incelemesi yöntemi ile elde edilen veriler ilgili değişkenler ışığında COVID 19 salgın süreciyle ile ilişkilendirilerek içerik analizi ile değerlendirilmiş ve analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, sağlık harcamaları ve sağlık sonuçları değerlendirildiğinde sağlığa daha fazla harcama yapan ülkelerin daha fazla ölçüde daha iyi sağlık sonuçlarına sahip olduğunu görülmektedir. OECD ülkeleri bazında sağlık göstergelerine göre karşılaştırılabilir verilere sahip 30 OECD ülkesinden 24'ünde 2020'de beklenen yaşam süresinin düşmesiyle, COVID 19'un çarpıcı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Sağlık hizmetlerine erişim göstergesine göre nüfus pay oranı değerlendirildiğinde, OECD ülkelerinin çoğu, temel bir dizi hizmet için evrensel (veya evrensele yakın) sağlık hizmeti kapsamına ulaşmış durumda olduğu görülmüştür. Ancak, COVID‑19 salgının sağlık tarama programları üzerinde büyük etkisi olduğu ve 2020 verileri mevcut olan yedi ülkeden altısında tarama oranlarında azalma olduğu tespit edilmiştir. Genel sağlık harcamalarında COVID 19 salgınının başlamasıyla birlikte 2020'ye ilişkin ilk veriler, genel sağlık harcamalarında ortalama %5,1 civarında keskin bir artışa işaret etmektedir. Yaşam beklentisi ve önlenebilir ölüm oranları ile sağlık harcamaları arasında açık bir pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yapılan sağlık harcamalarının sağlık hizmetlerine erişim ve sağlık bakım hizmeti kalitesi açısından değerlendirildiğinde yaşadıkları yerde kaliteli sağlık hizmetlerinin mevcut olmasından memnun olan nüfusun payı ile kişi başına düşen sağlık harcaması arasında açık bir pozitif korelasyon göstermektedir. Ayrıca, ilgili raporda sağlık bakım hizmetlerinde kullanılan kaynakların mutlak miktarı, daha iyi sonuçların mükemmel bir göstergesinin olmadığı, sağlık için risk faktörleri ve sağlığın daha geniş sosyal belirleyicileri dikkate alınarak, sağlık bakım kaynaklarının verimli kullanımı kritik öneme sahip olduğu bilgisine yer verilmiştir. KOAH, birinci basamakta etkili tedavinin iyice yerleşmiş olduğu bir hastalıktır, ancak COVID 19 sürecinde hastane yatış oranlarının OECD ülkeleri arasında 8 kat artarak farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. COVID‑19 salgını, yeterli sayıda doktor ve hemşirenin yanı sıra yeterli hastane yatağına (özellikle yoğun bakım yataklarına) duyulan ihtiyacın önemini göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAZILI VE ARKEOLOJİK KAYNAKLAR IŞIĞINDA DOĞU KARADENİZ’DE AĦAMENİD İDARESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72801</guid>
      <author>Fatih İNAN</author>
      <description>Aḫamenid İmparatorluğu’nun kurucusu II. Kyros MÖ 546’da Sardes’i ele geçirip Lidya Krallığını ortadan kaldırarak Anadolu topraklarını kendi yönetimine dâhil etti. Aḫamenidler II. Kyros’un kurduğu, I. Darius’un sistemleştirdiği satraplık sistemi ile Anadolu’yu yönetti. Yönetimlerine dâhil ettikleri yerlerde bölgesel ve kültürel çeşitliliği gözeterek satraplıklar arasında bazı yönetimsel farklılıklar görülmektedir. Pers listelerinde yer alan satraplıkların beş tanesinin tamamı veya bir kısmı bugünkü Anadolu topraklarında yer almaktadır. Antik dönem kaynakları kullanılarak bugüne kadar özellikle Batı ve Orta Anadolu’da bulunan satraplıklar üzerine birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen Karadeniz’in doğu kıyıları ve iç kesimlerini yönetiminde bulunduran Armina/Armenia satraplığı ve bu satraplığın bölgedeki yönetimsel yaklaşımları üzerinde bilinmezlikler mevcuttur. Bu makale Aḫamenid İmparatorluğu’nun antik dönemde Pontos ve Kolkhis olarak bilinen Doğu Karadeniz topraklarına Armina/Armenia satraplığı vasıtasıyla nasıl bir idari düzen kurduğunu tespit etmeyi amaçlamaktadır. Antik Çağda coğrafi karakteri, yer altı ve yer üstü kaynakları ve etnik çeşitlilikleri ile zengin bir bölge olan Doğu Karadeniz hakkında antik ve modern kaynaklar kullanılarak Aḫamenid merkezi yönetiminin bu topraklara bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Hem satrap sistemi hem de Doğu Karadeniz’in özellikleri göz önünde bulundurularak Aḫamenid dönemi bölgenin idari durumu değerlendirilmiştir. Doğu Karadeniz’de yaşayan halklar Aḫamenid üst yönetimi kabul edip vergi, hediye ve gerektiğinde asker gönderme dışında genel olarak bağımsız bir yapıda yaşamlarını sürdürdükleri izlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞBİRLİKÇİ PLANLAMA, TAHMİN VE YENİLEME KAVRAMININ BİBLİYOMETRİK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71851</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=71851</guid>
      <author>Kadir Kaan GÖNCÜ</author>
      <description>Genel tedarik zinciri verimliliği ve performansını iyileştirmek için perakendeci ve tedarikçiler gibi ticari ortaklar arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını içeren CPFR (İşbirlikçi Planlama, Tahmin ve Yenileme-Collaborative Planning, Forecasting, and Replenishment) bir tedarik zinciri yönetimi stratejisidir. Paydaşlar için; satış ve envanter verileri, talep tahminleri ve ilintili diğer bilgilerin eşzamanlı olarak paylaşımını mümkün kılması sayesinde, ticari ortaklar arasındaki iletişim ve koordinasyonun geliştirilmesinin amaçlandığı CPFR: 1990'larda VICS (Gönüllü Endüstriler Arası Ticaret Standartları Derneği-Voluntary Interindustry Commerce Solutions Association) tarafından geliştirilerek, tedarik zinciri yönetimi süreçlerine entegre edilmiştir. Karmaşık tedarik zincirleri barındıran sektörler için maliyet tasarrufları, kaliteli müşteri hizmetleri ve artan genel verimlilik imkânı sunan CPFR, eşzamanlı bilgi paylaşımı ve karar vermenin kolaylaştırılması için teknoloji çözümleri ve veri değişim sistemlerini kullanır ve yakın iş birliği ve içgörülerin paylaşımı ile kamçı etkisini azaltarak doğru ürünlerin doğru yer ve zamanda bulunmasını sağlar. Bu yazında, CPFR kavramı özelinde söz konusu kavrama ilişkin yapılan çalışmalara ilişkin olarak, belirlenen başlıklarda görsel bir haritanın çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada, nicel veriler kapsamında mevcut yazına ait bir bibliyometrik analiz yapılarak, görsel bir özetin araştırmacılara sunulması hedeflenmektedir. 31.07.2023 tarihinde anahtar kelimeleri ile 2003-2023 yılları arasında yayınlanmış olan akademik makalelerin; başlık, anahtar kelime ve özetlerinde yapılan taramalar sonucunda WOS veritabanında indekslenmiş olan 105 çalışmaya ulaşılmıştır. Erişimi sağlanan makaleler; yazar, ülke, anahtar sözcük ve kaynak analizleri üzerinden incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL HİZMET UYGULAMARINDA YAPAY ZEKÂ: POTANSİYEL, RİSKLER VE ETİK SORUNLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=73059</guid>
      <author>Fatih ÇETİNTAŞ</author>
      <description>Sosyal hizmet ve yapay zeka, günümüzde etkileşim içinde olan iki önemli alan olarak öne çıkmaktadır. Sosyal hizmet, bireylerin ve toplumların refahını artırmayı amaçlayan bir meslek dalıdır. Bu alanda çalışan uzmanlar, genellikle karmaşık sosyal sorunlarla başa çıkma, dezavantajlı grupları destekleme ve toplumsal adaleti sağlama amacını taşımaktadır. Diğer yandan, yapay zeka teknolojisi, bilgisayarların insan benzeri zeka görevlerini yerine getirebilme yeteneğini ifade etmektedir. Yapay zeka teknolojisinin yükselişi, sosyal hizmet alanında dönüştürücü bir etki yaratmıştır. Veri hacmindeki hızlı artış ve işlem gücündeki gelişmeler, sosyal hizmete olan talebi artırmış ve yeni ihtiyaçları ortaya çıkarmıştır. Ancak, liberal politikaların etkisiyle sosyal harcamalarda yaşanan kısıntılar, bu alanda yenilikçi çözümler arayışını tetiklemiştir.&#13;
Sosyal hizmet, karmaşık sorunlarla başa çıkarken multidisipliner bir yaklaşım gerektirir. Bu bağlamda, yapay zeka destekli uygulamaların kullanımı önemli bir rol oynamaktadır. Yapay zeka, özellikle kronikleşmiş sosyal sorunlara yönelik etkili çözümler sunma potansiyeli ile sosyal hizmet mesleğinde inovasyona öncülük etmektedir. Ancak, bu teknolojik dönüşüm beraberinde çeşitli riskler ve etik sorunları da beraberinde getirmektedir. Yapay zeka destekli sosyal hizmet uygulamalarının toplumsal, ekonomik ve uluslararası düzeyde önemli değişikliklere yol açabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, teknolojinin etkin ve güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için kural ve etik normların gözden geçirilmesi önem taşımaktadır.&#13;
Bu çalışma, sosyal hizmet uygulamalarında yapay zeka teknolojisinin potansiyellerini, ortaya çıkabilecek riskleri ve etik sorunları detaylı bir şekilde ele almaktadır. Temel odak, daha iyi bir yaşam kalitesi sunma hedefine ulaşmak ve bu teknolojinin sosyal hizmetin etkinliği üzerindeki etkilerini anlamaktır. Bu bağlamda, teknolojinin etkin ve güvenli bir şekilde kullanılabilmesi için kural ve etik normların titizlikle gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca Yapay zeka destekli sosyal hizmet uygulamaları, farklı toplumsal gruplara eşit hizmet sunma amacını taşımalı, eşitlik ve adalet ilkesi öncelikli olmalı  ve ayrımcılığı önleyici tedbirler içermelidir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SULTAN KALAVUN VE NASIR MUHAMMED B. KALAVUN DÖNEMİ MEMLÜK-İLHANLI SİYASİ İLİŞKİLERİ VE BU İLİŞKİLERİN TİCARETE YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=72985</guid>
      <author>Bahattin KELEŞ</author>
      <description>Memlükler (1250-1517), yaklaşık iki buçuk asır boyunca Mısır, Şam ve Hicaz bölgesinde uzun yıllar hüküm sürmüş bir Türk devletidir. Memlükler siyasi ve askeri başarılarının yanı sıra ticari ilişkilere de önem vererek bulundukları coğrafyada uluslararası kara ve deniz ticaretine büyük katkıda bulunmuşlardır. Bahri Memlükler döneminde Kızıldeniz, Hint denizi ve Akdeniz önemli ticaret limanlarına sahipti ve ticaret bu limanlarında çok canlıydı.&#13;
Bu çalışmanın amacı, Memlüklerle İlhanlılar arasındaki siyasi ilişkilerin yanı sıra ticari ilişkilerin de ele alıp iki sultan dönemi arasının incelenmesidir. Bu konuda daha önce sadece Sultan Kalavun veya Nasır Muhammed döneminin siyasi olayları ele alınmış ve İlhanlı-Memlüklü ilişkileri ile ilgili çalışmaların ticari boyutu ele alınmamıştır. Biz siyasi ilişkilerle birlikte ticari ilişkileri de ele almaya çalıştık. Bu iki devlet arasındaki siyasi ilişkilerle ticari ilişkiler birlikte ele alınırsa siyasi ve ticari politikaların net bir şekilde ortaya konulabileceği düşüncesindeyiz. Bu çalışmamızda yöntem olarak dönemin ana kaynaklarından mümkün olduğunca faydalanmaya çalıştık ve bununla birlikte tetkik eserlere ve diğer çalışmalara da yer verdik.  &#13;
Memlük Devleti 1250 yılında kurulduktan kısa bir süre sonra Moğol ordusu Hülagu’nun başkanlığında 1258 yılında Bağdat’ı ele geçirerek Abbasi Devleti’ni ortadan kaldırmış ve Ortadoğu’ya yerleşmiştir. Bağdat’ı ele geçiren Moğollar bu kez gözlerini Suriye topraklarına dikmişlerdir. O dönemde Memlük Devleti’nin başında Kutuz vardı ve Kutuz Memlük sultanı iken Suriye topraklarının tamamına hakim değildi. Moğol tehlikesinin Suriye sınırına dayanması, Memlükler arasında vuku bulan iç çekişmelerin son bulmasına ve Moğollara karşı birlikte hareket etmeye sevk etmiştir. 1260 Yılında Moğollarla Memlükler arasında gerçekleşen Aynicâlût Savaşı’nda Moğolların Memlüklere yenilmesi üzerine Ortadoğu’da bu güçlü iki devletin bundan sonra birbirleriyle olan mücadelesi uzun yıllar devam etmiştir. Bu savaştan sonra Memlük tahtına Sultan Baybars’ın geçmesi, Memlük-İlhanlı siyasi ilişkilerinde yeni bir dönemi başlatmıştır. Özellikle Türkiye Selçuklularını baskı altına almaya çalışan İlhanlılara karşı Sultan Baybars’ın Türkiye Selçuklularını desteklemesi ve Anadolu’ya 1277 yılında bir sefer düzenlemesi sonucunda Anadolu’yu kısa bir süre de olsa Moğol baskısından kurtarmıştır. Zira Baybars Kayseri’den ayrılınca Abaka Anadolu’ya girmiş ve Selçukluları cezalandırmış Pervane’yi idam etmiştir.&#13;
Sultan Melik Mansur Seyfeddin Kalavun ve Sultan Nasır Muhammed b. Kalavun dönemlerinde İlhanlılara karşı selefleri olan Sultan Baybars zamanında uygulanan politikalar takip edilmiştir.  İlhanlı hükümdarı Ahmet Teküder ve Gâzân Han’ın İslamiyeti kabul etmeleri iki devlet arasında siyasi ve ticari ilişkilerin düzelmesine yetmemiştir. Ortadoğu’da özellikle de Suriye topraklarında Ebu Said Han’ın saltanatının sonuna kadar bu mücadele devam etmiştir.      </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


