






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2026 Sayı Year: 19 - Number:107</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3946</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>5. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN YIKICI DOĞA OLAYLARI KONUSUNDAKİ DURUMLUK MERAK VE DURUMLUK KAYGILARININ AKADEMİK BAŞARI ÜZERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88678</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88678</guid>
      <author>Nurdal SATICI NAMLIGülen Önal KARAKOYUN  ,Erol ASİLTÜRK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Bu çalışmada, 5. sınıf öğrencilerinin yıkıcı doğa olaylarına yönelik durumluk merak ve durumluk kaygılarının onların akademik başarıları üzerine etkisi incelenmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, 2024&amp;ndash;2025 eğitim-öğretim yılında Elazığ’ın Palu ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokullara kayıtlı 384 beşinci sınıf öğrencisinden toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak “Durumluk Fen Merakı ve Kaygı Ölçeği (DFMKÖ)” ile “Yıkıcı Doğa Olayları Başarı Testi (YDOBT)” kullanılmıştır. Veriler betimsel istatistikler, t-testleri, korelasyon analizleri, çoklu regresyon ve tekrarlı ölçümler ANOVA’sı ile analiz edilmiştir. Bulgular, öğrencilerin öğrenme süreci ilerledikçe meraklarının arttığını, kaygılarının ise azaldığını göstermektedir. Öğrencilerin bir fen problemiyle ilk karşılaştıklarında daha yüksek kaygı ve daha düşük merak sergiledikleri; cevapları kontrol etme ve kavramları öğrenme aşamalarına geçildiğinde ise merakın arttığı, kaygının azaldığı belirlenmiştir. Merakın akademik başarı ile pozitif ilişkili olduğu, kaygının ise başarı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Kız öğrencilerin fen problemleriyle karşılaştıklarında erkek öğrencilere göre biraz daha yüksek kaygı yaşadıkları; diğer boyutlarda ise cinsiyete bağlı anlamlı bir fark bulunmadığı görülmüştür. Merak arttığında öğrenciler derse daha iyi odaklanabilmekte ve daha başarılı olabilmektedir. Buna karşılık kaygı arttığında düşünme süreçleri zorlaşmakta ve başarı düşebilmektedir. Elde edilen bulgular, duyguların öğrenme sürecinde önemli bir role sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Ayrıca araştırma sonuçları, öğrenme ortamlarının merakı destekleyecek ve kaygıyı azaltacak şekilde tasarlanmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada merak ve kaygının öğrenme sürecinin farklı aşamalarında ölçülmesi, öğrencilerin anlık duygularının daha net ortaya çıkmasına ve bu duyguların başarıyla ilişkilerinin daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlamıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN SEÇİMİ VE MESLEKİ YETERLİLİK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: ÖĞRETMEN ADAYLARININ AKADEMİ GİRİŞ SINAVINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87827</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87827</guid>
      <author>Tuba AYDIN GÜNGÖRHatice ÖZTÜRK KUMANDAŞ   </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 10.0pt; mso-bidi-font-size: 11.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-theme-font: minor-bidi; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu araştırma, öğretmen adaylarının Akademiye Giriş Sınavı (AGS) hakkındaki görüşlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma desenlerinden durum çalışması yöntemiyle yürütülen araştırmada, farklı branşlardan 19 öğretmen adayıyla yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılar, AGS’nin öğretmen seçme sürecine etkilerini, mesleki yeterlikleri ölçme düzeyini, öğretmenlik kimliği ve kamuoyu algısına katkılarını değerlendirmiştir. Bulgular, öğretmen adaylarının büyük çoğunluğunun AGS’yi gereksiz ve tekrara dayalı bulduğunu, özellikle eğitim fakültesi mezunları için motivasyon düşürücü bir uygulama olarak gördüklerini göstermektedir. Katılımcılar, sistemin daha işlevsel hale gelmesi için AGS ilkelerinin lisans programına entegre edilmesini önermiştir. Araştırma sonuçları, mevcut sistemin yapısal eksiklikler taşıdığını; daha bütüncül, süreç temelli ve mesleki gelişimi destekleyen bir öğretmen yetiştirme ve atama modeline ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır.&lt;br style="mso-special-character: line-break;"&gt;&lt;!-- [if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br style="mso-special-character: line-break;"&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN AKRAN ÖĞRETİMİ YÖNTEMİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88977</guid>
      <author>Emel SEVİLGENEmine Rüyam KÜÇÜKSÜLEYMANOĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; mso-pagination: widow-orphan; mso-layout-grid-align: auto; text-autospace: ideograph-numeric ideograph-other; mso-vertical-align-alt: auto; margin: 6.0pt 0cm .0001pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman',serif;"&gt;Öğrenme sürecinde öğrenciyi merkeze alarak aktif katılım sağlamayı temele alan yöntemlerden biri akran öğretimidir. İlkokullarda yöntemi içeren literatürdeki çalışmalar, daha çok okuma-anlama ve özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerle çalışan öğretmenler ile sınırlı kalmaktadır. Bu durum, sınıf öğretmenlerinin yöntem ile ilgili görüşlerini ve sınıf içi uygulamalarının araştırılması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile sınıf öğretmenlerinin akran öğretime yönelik görüşlerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma, on farklı ilkokulda bağımsız sınıflarda çalışan 25 sınıf öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim desenli çalışmada, veriler yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile elde edilmiştir. Araştırma sonuçları, sınıf öğretmenlerinin akran öğretimi yönteminin öğrencilerin sosyal, duygusal ve akademik gelişimlerini desteklediklerini düşündüklerini ortaya koyarken; sınıf içi uygulama yöntemlerinde eksik bilgilerin olduğu ve yöntem bilgilerinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>  SINIF ÖĞRETMENLERİNİN ÖRGÜTSEL BAĞLILIKLARI İLE ÖRGÜTSEL SESSİZLİKLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89379</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89379</guid>
      <author>Esin TURAN GÜLLAÇGül ÇİFTÇİ KAHRAMAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 28.3pt 0cm 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Sınıf öğretmenlerin okul içinde öğrencilerine yönelik nitelikli ve etkili işler gerçekleştirebilmeleri onların örgütsel bağlılıklarına, kendilerini rahat ifade edebildikleri, kararlara katılabildikleri örgütleriyle iletişimlerine dayanmaktadır. Sınıf öğretmenlerinin, okullarına olan örgütsel bağlılıkları ile örgütsel sessizlik düzeylerinin karşılaştırıldığı bu çalışma ile; okulun bir örgüt olarak verimli ve nitelikli işleyişine katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın temel amacı, ilkokullarda çalışan sınıf öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri ile örgütsel sessizlik algıları arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Ayrıca sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılık düzeyleri ve örgütsel sessizlik düzeyleri onların cinsiyet, medeni durum, kıdem yılı gibi özelliklerine göre değişip değişmediğini ortaya koymak da araştırmanın amaçları arasındadır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen bu çalışmada iki ayrı ölçek kullanılmıştır. Sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılıkları ve örgütsel sessizlik düzeyleri ilişkisi incelenmiş ve bu ilişki sınıf öğretmenlerinin bazı demografik özelliklerine göre değerlendirilmiştir. Araştırmanın örneklem grubunu Denizli ili Acıpayam ilçesi ilkokullarında çalışan 277 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışmanın örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik boyutlarının demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği t-testi ve Anova ile tespit edilmiştir. İki kavramın ilişkisi için ise korelasyon katsayısı testleri kullanılmıştır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Korelasyon analizine göre, sınıf öğretmenlerinin örgütsel bağlılıkları ile örgütsel sessizlik düzeyleri arasında aynı yönlü güçlü bir ilişki bulunmuştur. Demografik değişkenlerden, örgütsel bağlılık düzeylerinin sadece cinsiyete göre farkın anlamlı olduğu bulunmuş, diğer değişkenler için fark anlamlı bulunmamıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2025 LİSE GİRİŞ SİSTEMİ (LGS) SINAVI TÜRKÇE SORULARININ YENİLENMİŞ BLOOM TAKSONOMİSİNE GÖRE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89801</guid>
      <author>Ayşenur SİPERBora BAYRAM  </author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; margin: 0cm 0cm 10.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;br&gt;Türkiye’de seçme ve yerleştirme temelli merkezi nitelikli sınavlar 1974 yılından itibaren her yıl düzenli biçimde uygulanmakta olup bu sınavlar eğitimde ölçme, karşılaştırma ve standartlaşma açısından önemli bir rol üstlenmektedir. Bu araştırmanın amacı, 2025 LGS Türkçe sorularını Yenilenmiş Bloom Taksonomisinin bilişsel süreç ve bilgi boyutları açısından inceleyerek soruların bu basamaklara göre dağılımını ortaya koymaktır. Nitel araştırma yaklaşımı benimsenen çalışmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın inceleme nesnesini, 2025 Lise Giriş Sistemi (LGS) sınavına ait sözel bölüm soru kitapçığında yer alan Türkçe soruları oluşturmaktadır.&lt;span style="color: #ee0000;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: black; mso-themecolor: text1;"&gt;Elde edilen bulgular içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #ee0000;"&gt; &lt;/span&gt;Bulgular, 2025 LGS Türkçe sorularının bilişsel süreç boyutunda ağırlıklı olarak çözümleme basamağında, bilgi boyutunda ise büyük ölçüde kavramsal bilgi düzeyinde yer aldığını göstermektedir. Çalışma sonucunda, üstbilişsel basamaklara yönelik soru sayısının sınırlı olduğu ve soruların taksonomi basamaklarına göre dengeli bir dağılım sergilemediği belirlenmiştir. Bu doğrultuda, LGS Türkçe sorularında üstbilişsel basamaklara yönelik sorulara daha fazla yer verilmesi ve taksonomi basamakları açısından daha dengeli bir dağılım sağlanması önerilmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CEZAEVİNE GİRMİŞ GENÇ YETİŞKİN BİREYLERİN SUÇ İŞLEME SE-BEPLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81473</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=81473</guid>
      <author>Hazar Buğra UÇARMuhammet Übeydullah ÖZTABAK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 102%; margin: 0cm -.85pt 6.0pt .55pt;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman','serif';"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Suçun nedenlerine ilişkin yapılan araştırmalar, bireyin suça yönelmesinde birçok faktörün etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu faktörler arasında genetik yatkınlık, psikiyatrik sorunlar, beden yapısına ilişkin özellikler ve bireyin içinde bulunduğu olumsuz çevresel koşullar yer almaktadır. Bununla birlikte, çocukluk döneminde maruz kalınan olumsuz ebeveyn tutumlarının da bireyin suça eğiliminde önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Suç davranışı, çoğu zaman yalnızca bireysel bir tercih ya da anlık bir tepki değil; bireyin içinde yetiştiği sosyal çevrenin, aile yapısının ve yaşam deneyimlerinin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda cezaevine giren bireylerin, cezaevi deneyimlerinin ardından suç ve suç işlemeye ilişkin düşüncelerinde çeşitli değişimler meydana geldiği gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, daha önce cezaevinde hüküm giymiş bireylerin suç ve suçluluğa dair algılarını, bu süreçte yaşadıkları değişimleri ve cezaevi sonrası yaşama dair bakış açılarını derinlemesine incelemektir. Araştırma, Sinop ilinde ikamet eden ve geçmişte cezaevinde bulunmuş, 18-30 yaş Aralığındaki 10 erkek katılımcıyla yürütülmüştür. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan olgubilim (fenomenoloji) deseni benimsenmiştir. Veriler, katılımcılarla yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler yoluyla ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, cezaevi deneyimi yaşamış bireylerin bir kısmının geçmiş yaşantılarından ders çıkararak hayatlarında yeni bir sayfa açmaya çalıştıkları, toplumsal olarak kabul gören normlara uygun bir yaşam sürme çabasında oldukları belirlenmiştir. Ancak bazı katılımcıların ise çevresel etkenler, sosyal destek yetersizliği ve damgalanma gibi nedenlerle yeniden suça yönelme riski taşıdığı da dikkat çekmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, suça sürüklenmelerinde aile içi çatışmalar, olumsuz arkadaş çevresi ve yaşanılan çevredeki sosyal koşulların önemli derecede etkili olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, cezaevinden çıkan bireylerin topluma kazandırılabilmesi için psikososyal destek programlarının artırılması, aile ve sosyal çevrenin iyileştirme sürecine aktif olarak dâhil edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, bireysel değişim süreçlerinin anlaşılması ve yeniden suça yönelimin önlenebilmesi adına önemli veriler sunmaktadır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK YAZILI BASININDA İRAN-İSRAİL SAVAŞI: DİZGECİ İŞLEVSEL DİLBİLGİSİ ÇERÇEVESİNDE ELEŞTİREL BİR ÇÖZÜMLEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89256</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89256</guid>
      <author>Gülsüm Songül ERCANGizem İÇÖZ </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="tr"&gt;Türkiye’nin jeopolitik konumu ve tarihsel arka planı İran-İsrail arasındaki gerilimin Türk yazılı basınında ele alınış biçimine önem kazandıran bir dinamik barındırmaktadır. Bu doğrultuda çalışma, İran-İsrail savaşının Türkiye’deki farklı yayın politikaları benimsemiş gazetelerin köşe yazılarında nasıl temsil edildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi oluşturulurken Türk yazılı basınındaki ideolojik çeşitlilik ve kutuplaşmanın temsil edilebilmesi adına farklı yayın politikalarına sahip ulusal gazeteler seçilmiştir. Ardından Halliday’in Dizgeci İşlevsel Dilbilgisi kuramının geçişlilik dizgesi çerçevesinde bir çözümleme gerçekleştirilmiş ve bulgular van Dijk (1993)’ın ideolojik kare yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmada savaşın bu köşe yazılarında çoğunlukla geçişlilik dizgesinin maddesel ve ilişkisel süreçleriyle temsil edildiği ve ideolojik kare yaklaşımına göre temsillerin gazetelerin yayın politikalarına ve politik yönelimlerine göre farklılıklarının bulunduğu görülmüştür. Buna göre, 1. grup gazetelerin ilişkisel süreçleri ağırlıklı olarak&lt;/span&gt; &lt;span lang="tr"&gt;kullandığı, doğrudan İran’ı desteklediği ve Türkiye’yi eyleme geçmeye teşvik ettiği&lt;/span&gt;&lt;span lang="tr"&gt;; 2. grup gazetelerin ise maddesel süreçleri ağırlıklı olarak kullandığı, doğrudan bir taraf seçmediği ve Türkiye’nin rolüne vurgudabulunmadığı geçişlilik çerçevesinde ortaya konmuştur. İdeolojik kare yaklaşımı kapsamında değerlendirilen bulgular, savaşın bir tarafı olmayan Türkiye’deki gazetelerden alınan bu köşe yazılarında “biz-onlar” kutuplaşmasının varlığına işaret etmektedir. Bu bağlamda İran-İsrail savaşının medyadaki temsili, dilin ideolojik işlevini ortaya koymakta ve toplumsal gerçekliğin inşasının açığa çıkarılmasında geçişlilik dizgesinin ve “biz-onlar” kutuplaşmasının önemli bir etkisi olduğunu göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BOŞLUĞUN SAHNESİ: BECKETT’İN GODOT’YU BEKLERKEN VE WİLDER’İN BİZİM KASABA OYUNLARINDA TÜRÜN DÖNÜŞÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90135</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90135</guid>
      <author>Sümeyye ÇİFTÇİAydın GÖRMEZ  </author>
      <description>Edebiyatı kategoriler aracılığıyla düzenleme eğilimi, metinlerin nasıl okunup sınıflandırıldığını uzun zamandır belirlemektedir. Ancak türler nadiren sabit kalır; sanatsal pratikler tarihsel baskılara, biçimsel yorgunluğa ve değişen izleyici algılarına yanıt verdikçe dönüşür, gevşer ve yeniden yapılandırılır. Yirminci yüzyıl tiyatrosu, kalıtsal dramatik biçimleri yeniden üretmekten ziyade onları sıklıkla sarsarak bu istikrarsızlığı daha görünür hâle getirir. Bu bağlamda bu makale, minimalizmin türsel dönüşüm için nasıl bir katalizör işlevi gördüğünü incelemek amacıyla &lt;em data-start="576" data-end="596"&gt;Godot’yu Beklerken &lt;/em&gt;(1954) ve &lt;em data-start="607" data-end="621"&gt;Bizim Kasaba&lt;/em&gt; (1938) oyunlarını ele almaktadır. Bu çalışma, türü sabit kurallar bütünü olarak değerlendirilmez. Bunun yerine, türün indirgeme ve ölçülülük yoluyla nasıl biçim kazandığına odaklanır. &lt;em data-start="803" data-end="823"&gt;Godot’yu Beklerken&lt;/em&gt;’de bu durum, açık bir ilerleyişten ziyade bekleyiş, tekrar ve gecikme biçiminde ortaya çıkar. Buna karşılık, Bizim Kasaba&amp;nbsp;gündelik hayatı paylaşılan bir insanlık deneyimi olarak çerçeveleyen daha sakin ve törensel bir minimalizmi harekete geçirir. Farklı tiyatral geleneklerden gelseler de her iki oyun da dramatik fazlalığı azaltır ve dikkati eksik olana yönelterek anlamın üretiminde seyircinin etkin rolünü ön plana çıkarır.</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALANYA AĞIZLARINDA KULLANILAN ALET EŞYA ADLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89044</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89044</guid>
      <author>Oğuzhan KABA</author>
      <description>&lt;p class="z" style="margin: 0cm 10.55pt 0.0001pt 12.7pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bu çalışma, Türkiye Türkçesi ağızlarında önemli bir yere sahip olan ve belirli kavram alanlarını kapsayan bir söz varlığı çalışmasıdır. Türkiye Türkçesi ağızları üzerine yapılan söz varlığı çalışmaları bir yörenin yalnızca dil özelliklerini değil, aynı zamanda o toplumun kültürel yapısını, üretim biçimini ve gündelik yaşam pratiklerini de ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Çalışmada dokuz başlık altında toplanan alet ve eşya isimlerinin yalnızca nesne adlandırmaları olmadığı aynı zamanda yörede yaşayan insanların tarımsal faaliyetleri, hayvancılık, mutfak kültürü ve yarı göçebe yaşam biçimleriyle ilgili bilgiler sunduğu görülmektedir. Bu yönüyle alet ve eşya adları, dil ile kültür arasındaki ilişkinin en açık biçimde gözlemlenebildiği söz varlığı unsurları arasında yer almakta ve ağız araştırmalarında önemli bir inceleme alanı oluşturmaktadır. Türkiye Türkçesi ağızları, birçok eskicil (arkaik) kelime barındırmaktadır. Ölçünlü dilde kullanımdan düşmüş ya da kullanım sıklığı azalmış olan pek çok kelimenin ağızlarda yaşamaya devam etmesi, ağızların tarihî dil araştırmaları açısından değerli bir kaynak olduğunu göstermektedir. Yapılan söz varlığı çalışmaları bu kelimeleri ortaya çıkarmakta ve kelime ölümleri yaşanmadan kayıt altına almaktadır. Bu tür çalışmalar, dilin geçmiş dönemleri ile günümüz arasında bağ kurulmasını sağlamakta ve tarihî lehçelerle çağdaş ağızlar arasındaki sürekliliğin izlenmesine imkân vermektedir. Türkiye Türkçesi ağızları üzerine yapılan araştırmalarda tespit edilen birçok kelime, tarihî Türk lehçelerinin yazılı kaynaklarındaki biçimlerini ya hiç değiştirmeden ya da bazı ses, şekil ve anlam değişikliklerine uğrayarak günümüze kadar taşımıştır. Bu durum, Türkiye Türkçesi ağızlarının Eski Türkçe başta olmak üzere tarihî Türk lehçeleriyle olan ilişkisini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="z" style="margin: 0cm 10.55pt 0.0001pt 12.7pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Arial; mso-bidi-font-family: Arial; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bu çalışmada da Alanya ağzında kullanılan alet ve eşya isimlerinin yöre ağzındaki biçimleri korunmuştur. Ağız araştırmalarında kelimelerin yerel söyleyiş özellikleriyle kaydedilmesi hem fonetik hem de morfolojik incelemeler açısından gerekli görülmektedir. Kelimeler, çeviri yazı işaretleri kullanılarak madde başı hâlinde alınmış ve kavram alanlarına göre tasnif edilmiştir. Kavram alanına dayalı bu tasnif yöntemi sayesinde söz konusu kelimeler anlam ilişkileri içinde değerlendirilmiş ve bölgenin kültürel hayatına ait unsurlar sistemli bir biçimde ortaya konulmaya çalışılmıştır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİBRİT TARİHSEL HİCİV: SİTCOM YAPISININ DÖNÜŞÜMÜ BAĞLAMINDA  YENİ BİR FORM ÖNERİSİ (PRENS VE THE GREAT DİZİLERİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR DEĞERLENDİRME)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89878</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89878</guid>
      <author>Mine Artu MUTLUGÜN</author>
      <description>&lt;p class="p" align="justify"&gt;Bu çalışma, tarihsel bağlamda konumlanan ve episodik komedi unsurlarını sezonsal süreklilikle birleştiren yapımları tanımlamak üzere “Hibrit tarihsel hiciv” kavramını önermektedir.&lt;span style="font-family: Times New Roman;"&gt;“&lt;/span&gt;Hibrit tarihsel hiciv” olarak kavramsallaştırılan bu yeni form, Türkiye yapımı &lt;em&gt;&lt;span class="15"&gt;Prens&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="15"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span class="15"&gt;(2023)&lt;/span&gt;&amp;nbsp;ile ABD yapımı &lt;em&gt;The Great &lt;/em&gt;(2020&amp;ndash;2023) dizileri üzerinden karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir.&amp;nbsp;Rick Altman&amp;nbsp;ve Jason Mittell&lt;span style="font-family: Times New Roman;"&gt;’in k&lt;/span&gt;lasik tür kuramından hareketle makale, çağdaş tarihsel komedilerin geleneksel sitcom yapısının episodik kapanış ve güldürme&amp;nbsp;temelli formundan uzaklaşarak sezonsal süreklilik, politik hiciv ve postdramatik parçalanma (Hans-Thies Lehmann) özelliklerini bir araya getirdiğini ileri sürmektedir.&#13;
&lt;p class="p" align="justify"&gt;Çalışmada karşılaştırmalı metin çözümlemesi, anlatı yapısı haritalaması ve söylem analizi yöntemleri kullanılmış, zamansallık kurgusu, karakter inşası ve anakronizm stratejileri incelenmiştir. Linda Hutcheon&lt;span style="font-family: Times New Roman;"&gt;’ın p&lt;/span&gt;arodi,&amp;nbsp;tarihsel üstkurmaca kuramlarından&amp;nbsp;ve&amp;nbsp;Mikhail Bakhtin&lt;span style="font-family: Times New Roman;"&gt;’in&lt;/span&gt; karnavalesk tersyüz etme kavramından yararlanılarak her iki dizinin tarihsel otoriteyi ironik&amp;nbsp;biçimle&amp;nbsp;yeniden tanımlama&amp;nbsp;yoluyla nasıl istikrarsızlaştırdığı gösterilmiştir. &amp;nbsp;Makale, hibrit tarihsel hicvin sitcom, politik hiciv ve “complex TV” kesişiminde konumlanan özgül bir alt tür olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmakta ve tür kuramı, televizyon çalışmaları ve çağdaş hiciv literatürüne kuramsal katkı sunmaktadır.</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ETNOMÜZİKOLOJİDE KİMLİK, KRİZ VE HERMENEUTİK FENOMENOLOJİK DÖNÜŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89586</guid>
      <author>İsmail GÜNGÖR</author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Müzik ve kimlik arasındaki ilişki, 1980li yıllardan itibaren etnomüzikoloji literatüründe en sık tartışılan temalardan biri haline gelmiştir. Bu makale, söz konusu tartışmaları, Foucaultdiyen jenealojiden esinlenen nitel bir kuramsal-eleştirel perspektif dâhilinde irdelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, konuyla ilgili literatürün tamamını kapsayan bir tarama sunmak yerine, müzik ve kimlik kavramlarını, disipliner kriz söylemini ve saha araştırmasının bilgi değeri hakkındaki tartışmaları konu alan, dar fakat oldukça efektif bir Anglophone metin korpusuna odaklanmaktadır. Bu korpus, etnomüzikolojide belli bilgi türlerini normalleştiren sistematik bir müdahale olarak ele alınmaktadır. Makale, özellikle hermeneutik fenomenolojinin uzun süreli saha araştırması, deneyimsel anlatı ve refleksif sunum ile nasıl eklemlendiğini izleyerek hermeneutik fenomenolojik bir hakikat rejiminin nasıl kurulduğunu analiz etmektedir. Bu rejimde, müzikal kimlik üzerine söz söyleme yetkisi, deneyimli alan araştırmacısının belleğe dayalı anlatısına ve etik öz farkındalığına sıkı bir şekilde bağlanmaktadır. Jenealojik yaklaşım, bu rejimin salt olarak doğru ya da yanlış olup olmadığını sormak yerine, onun karşılaştırmacılık, kültürel görelilik ve temsil sorunlarına verilen daha önceki yanıtlar içinden nasıl türediğini ve disiplin içindeki kuramsal otoritenin dağılımını nasıl yeniden şekillendirdiğini araştırmaktadır. Makale, kimlik odaklı dönüşümün müzik ile özne arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan güncel bir tarih olarak okunması gerektiğini ileri sürmektedir. Böylece kriz, kimlik ve deneyim sorularının belli özne konumlarını, yayın mecralarını ve kurumsal bağlamları önceleyen bir biçimde yeniden örgütlendiğini savunmakta ve etnomüzikologları, kimlik ile alan araştırmasının, etnomüzikolojinin ne olduğu ve ne olması gerektiği yönündeki iddiaların merkezine hangi koşullar altında yerleştiğini eleştirel bir şekilde düşünmeye davet etmektedir. Nitekim bu düşünsel çerçeve, kimlik söyleminin merkezde üretilen kuramsal standartlarla kurduğu eşitsiz ilişkiyi görünür kılmakta ve disiplinin kendi tarihini yazarken hangi anlatılara ayrıcalık tanıdığını tartışmaya açmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞ SÖZLEŞMESİNİN KURULMASI, İÇERİĞİ VE TARAFLARIN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ: AZERBAYCAN İŞ HUKUKU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90185</guid>
      <author>Namık HÜSEYİNLİ</author>
      <description>&lt;p class="Default" style="text-align: justify; margin: 0cm 28.3pt .0001pt 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; color: windowtext;"&gt;Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa’sının 35. maddesinde “Çalışma Hakkı” başlığı altında çalışma hakkına ilişkin temel güvenceler düzenlenmiştir. Maddede çalışmanın bireysel ve toplumsal refahın temeli olduğu belirtilmiş, herkesin çalışma yeteneğine göre faaliyet türünü, mesleğini, uğraş alanını ve iş yerini serbestçe seçme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı, iş sözleşmelerinin serbestçe yapılacağı ve kimsenin iş sözleşmesi yapmaya zorlanamayacağı hüküm altına alınmıştır. Bununla birlikte kanunda belirlenen şartlar çerçevesinde mahkeme kararıyla zorunlu çalıştırma, askerlik hizmeti sırasında verilen emirlerin yerine getirilmesine bağlı çalışma ile olağanüstü hâl ve sıkıyönetim durumlarında vatandaşlara gerekli işlerin yaptırılmasının mümkün olabileceği de düzenlenmiştir. Bu anayasal çerçeve doğrultusunda Azerbaycan iş hukukunda bireysel iş sözleşmesinin hukuki çerçevesi ile iş sözleşmesinin tarafları olan işçi ve işverenin hak ve borçları bu çalışmada incelenmiştir. Çalışmada iş sözleşmesinin tanımı, şekli ve içeriğinde yer alması gereken zorunlu hususlar değerlendirilmiştir. İş ilişkisinin kurulması, çalışma koşullarının belirlenmesi, sözleşme ile çalışma koşullarında yapılabilecek değişiklikler ve kanunda açıkça düzenlenen işçinin iş fonksiyonları ele alınmıştır. Bunun yanı sıra çalışmada iş sözleşmesinin tarafları olan işçi ve işverenin hukuki statüsü açıklanmış ve taraflar için kanunda öngörülen hak ve yükümlülükler mevzuat hükümleri doğrultusunda incelenmiştir. Azerbaycan iş hukukunda işçi ve işverenin hak ve borçlarının kanunda sistematik biçimde düzenlenmiş olması işçi ve işveren ilişkisi içinde ortaya çıkacak ihtilafların çözümüne katkı sağlamaktadır. Bu yönüyle yazılı veya elektronik ortamda kayıt altına alınan bireysel iş sözleşmesi, çalışma hayatı içinde çalışma barışının korunması açısından temel bir rol üstlenmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLASİK FIKIHTA PARA VE SEMENİYET TARTIŞMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88835</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=88835</guid>
      <author>Abdulbasıt SALTEKİN</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm .0001pt 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Bu makale, klasik fıkıh literatüründe ribevî malların tespitine ilişkin tartışmaları, özellikle “para / semeniyyet” ekseninde yeniden okumayı amaçlamaktadır. Çalışma, hadislerde altın ve gümüşe ilişkin açık hükümlerin mezheplerce nasıl sistematize edildiğini, bu iki maden dışındaki tedavül araçlarının (fulûs, itibari para vb.) riba kapsamına dâhil edilip edilmemesi etrafında şekillenen ihtilaflarla birlikte ele almaktadır. Cumhur kabulüne göre altın ve gümüş, zatî semeniyetleri sebebiyle ribevî sayılırken; diğer değerlerin para olarak kullanılmasının tek başına ribevîlik doğurmadığı, faiz yasağının ancak belirli ölçü, cins ve vade şartları gerçekleştiğinde devreye girdiği görülmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm .0001pt 42.55pt;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk55644883;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Buna karşılık, Hanefî mezhebi içinde İmam Muhammed’in, Mâlikî gelenekte İmam Mâlik’e nispet edilen bazı rivayetlerin, Şâfiî literatüründe müteahhir ulemânın ve Hanbelîler arasında özellikle İbn Teymiyye ile İbn Kayyim’in, semeniyyeti altın ve gümüşle sınırlamayan daha işlevsel yaklaşımlar geliştirdikleri tespit edilmektedir. Söz konusu yaklaşımlar, toplumda fiilen değer ölçüsü ve değişim aracı olarak kullanılan bütün varlıkların &amp;mdash; örf, maslahât ve tedavül kudreti dikkate alınarak &amp;mdash; ribevî hükme konu olabileceğini savunan doğrultuda birleşmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm .0001pt 42.55pt;"&gt;&lt;span style="mso-bookmark: _Hlk55644883;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif;"&gt;Makalede bu farklı yönelişler karşılaştırmalı olarak incelenmekte; ribevîlik illeti etrafındaki mezhep içi ve mezhepler arası ayrışmaların, paranın tarihsel formları ve fakihlerin içinde yaşadıkları sosyo-ekonomik zeminle yakın ilişkisi gösterilmektedir. Böylece, ribevî malların tek bir illete indirgenerek tanımlanmasının hem klasik literatürdeki zenginliği tam olarak yansıtmadığı, hem de modern para türlerinin fıkhî konumunu tartışırken önemli teorik sınırlılıklar içerdiği ortaya konulmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN ÖZEL EĞİTİM DERSİNE YÖNELİK TUTUMLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90040</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90040</guid>
      <author>Rıdvan DEMİRGülvade KÖROĞLU  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.45pt; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm 0cm 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Günümüzde din hizmetlerinin kapsamı klasik teolojik bilgi aktarımıyla sınırlı kalmamakta; toplumsal çeşitliliğe, bireysel farklılıklara ve özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarına duyarlı bir yaklaşımı da gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, din hizmetlerinde görev alacak bireylerin yalnızca teolojik donanımla değil, özel gereksinimli bireylerle etkili iletişim kurabilecek mesleki ve insani yeterliklerle donatılması beklenmektedir. İlahiyat fakültelerinde pedagojik formasyon dersleri kapsamında sunulan özel eğitim dersinin, öğrencilerin empati, etkili iletişim, rehberlik ve dini danışmanlık gibi çok yönlü beceriler geliştirmelerinde önemli bir rol oynaması, söz konusu beklentilerin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Bu dersin öğrenciler üzerindeki etkisinin ve derse yönelik tutumların anlaşılması, ilahiyat eğitiminde mesleki formasyonun niteliğini değerlendirmek açısından önem arz etmektedir. Bu doğrultuda, özel eğitim dersinin işlevselliği, öğrenciler tarafından nasıl algılandığı ve bu tutumların hangi bireysel değişkenlere göre farklılık gösterdiği, araştırmanın temel problemini oluşturmaktadır. Bu araştırmada, ilahiyat fakültesi öğrencilerinin özel eğitim dersine yönelik tutumlarının belirlenmesi ve bu tutumların çeşitli demografik değişkenlerle ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, ilişkisel tarama modeli çerçevesinde yürütülmüş olup Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenim görmekte olan 3. ve 4. sınıf öğrencileri çalışma grubunu oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen demografik bilgi formu ve özel eğitim dersinin din eğitimiyle ilişkisine yönelik anket ve özel eğitim dersine yönelik tutum ölçeği kullanılarak 2024&amp;ndash;2025 bahar döneminde çevrim içi olarak toplanmıştır. Veri analizi için SPSS 25.0 programı kullanılmış; analizlerde Bağımsız Örneklem t-testi, Mann&amp;ndash;Whitney U testi ve Spearman korelasyonu uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, özel eğitim dersine yönelik tutumun yaş, cinsiyet ve seminer/eğitim alma değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, öğrencilerin dersi mesleki bir gereklilik olarak görme, engelli bireylerle iletişimde işlevsel bulma ve din hizmetleri açısından değerli değerlendirme düzeyleri arttıkça, özel eğitim dersine yönelik genel tutum puanlarının da yükseldiği belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, katılımcıların rehberlik ve özel eğitim dersine karşı genel olarak olumlu tutum sergilediklerini ortaya koymaktadır. Ayrıca öğrencilerin bu derse yönelik tutumları ile dersin din eğitimiyle ilişkilendirilmesine dair inançları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM HUKUKU AÇISINDAN FİNANSAL ÜRÜNLER ÇERÇEVESİNDE YATIRIM VEKÂLETİ UYGULAMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89082</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89082</guid>
      <author>İbrahim Halil İLGİ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Bu makale, katılım bankacılığı ve İslâmî finans uygulamalarında son yıllarda daha sık kullanılan yatırım vekâleti kavramını hem fıkhî zemini hem de finansal ürünlerdeki kullanım alanları bakımından ele almaktadır. Çalışmada, klasik fıkıh literatüründe vekâletin çoğunlukla malvarlığına ilişkin tasarruflar ve aile hukuku çerçevesinde işlendiği; buna karşılık modern bankacılık yapıları içinde şekillenen yatırım vekâletinin klasik kaynaklarda bağımsız bir başlık olarak yer almadığı vurgulanmaktadır. Bu çerçevede yatırım vekâleti, sermaye sahibinin (müvekkil) sermayesini işletmek üzere bir kişi ya da kurumu (vekil) ücretli veya ücretsiz biçimde yetkilendirmesi şeklinde tanımlanmakta; uygulamanın getiriyi garanti etmemesi ve taraflar arasında tahmini getiri üzerinden bir mutabakat kurulması, sözleşmenin ayırt edici yönleri arasında gösterilmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Makalede, yatırım vekâletinin şer‘î çerçevesinin tespitinde AAOIFI’nin 46 nolu standardının temel bir referans teşkil ettiği vurgulanmakta bunun yanında çağdaş İslâm hukuku literatüründe yer alan tanımlar ve yaklaşımlar dikkate alınarak kavramın kapsamı ve sınırları ortaya konulmaktadır. Bu çerçevede çalışma, yatırım vekâletinin finansal ürünler içindeki işlevini; katılma hesapları, yatırım fonları ve portföy yönetimi, yatırım vekâletine dayalı kira sertifikaları ile fon toplama ve fon kullandırma uygulamaları olmak üzere dört temel başlık altında ele almaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Bu kapsamda, Türkiye’de 2018 tarihli düzenleme ile yatırım vekâletine dayalı katılma hesaplarının mevzuat düzeyinde tanımlandığı; buna rağmen uygulamada, özellikle tahmini kâr yaklaşımının doğurduğu fıkhî hassasiyetlerin ve tartışmaların sürdüğü ifade edilmektedir. Katılma hesaplarında bankanın konumuna ilişkin literatürde yer alan farklı temellendirmeler aktarılmakta; vekâlete dayalı modelin havuz yönetimi ve hesaplama mantığı bakımından geleneksel katılma hesaplarından ayrıştığına dikkat çekilmektedir. Yatırım fonları ve portföy yönetimi bağlamında yatırım vekâletinin, ortaklık ilişkisinden ziyade temsil ilişkisi kuran bir yapı sunduğu; sukuk alanında ise vekâlet sözleşmesinin varlık havuzu ve yönetim kurgusu içinde işlev gördüğü örnekler üzerinden açıklanmaktadır. Son olarak makale, yatırım vekâletinin uluslararası fon temininde ve işletme sermayesi finansmanında da kullanılabildiğini bu tür yapılarda sözleşmenin mahiyetinin açık biçimde belirlenmesi ve tarafların hak-yükümlülüklerinin netleştirilmesinin belirleyici bir gereklilik olarak öne çıktığını belirtmektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NEVŞEHİR ÖRNEĞİNDE KÜLTÜREL MİRAS SİMGELERİNİN GRAFİK TASARIM YOLUYLA SANATSAL PANO TASARIMLARINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89824</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89824</guid>
      <author>Çağhan AĞCA</author>
      <description>&lt;p style="text-align: justify; text-indent: 1.0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt;"&gt;Kültürel miras, kentlerin tarihsel sürekliliğini görünür kılan ve toplumsal belleğin aktarımında önemli rol üstlenen temel unsurlardan biridir. Bu mirasın kamusal alanda etkili biçimde temsil edilmesi, çağdaş grafik tasarım uygulamaları aracılığıyla geliştirilen görsel iletişim çözümleriyle mümkün olabilmektedir. Bu çalışma, Nevşehir örneğinde kültürel miras simgelerinin grafik tasarım ilkeleri doğrultusunda yeniden yorumlanarak sanatsal pano tasarım önerilerine dönüştürülmesini amaçlamaktadır. Araştırma, tasarım temelli nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde saha fotoğrafçılığı ve doküman analizi yöntemleri kullanılmış; Nevşehir’in Ürgüp, Avanos ve Mustafapaşa beldelerinde yer alan konak, kilise, cami, köprü ve çeşme gibi tarihî yapılarda bulunan motifler ile bölgeye özgü kültürel simgeler görsel olarak belgelenmiştir. Elde edilen görsel veriler, tematik analiz yöntemiyle biçimsel özellikler, simgesel anlamlar ve grafik tasarıma uyarlanabilirlik ölçütleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Analiz edilen motifler dijital ortamda vektörel piktogramlara dönüştürülmüş; tipografi ve renk unsurlarıyla bütünleştirilerek sanatsal pano tasarım önerileri geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen tasarım bulguları, kültürel miras simgelerinin sadeleştirilerek çağdaş grafik tasarım diliyle yeniden yorumlanmasının, kamusal alanda estetik ve bilgilendirici bir görsel iletişim potansiyeli sunduğunu ortaya koymaktadır. Geliştirilen sanatsal panolar, kültürel değerlerin görünür kılınmasını amaçlayan estetik ve işlevsel tasarım çıktıları olarak ele alınmaktadır. Araştırma, kültürel miras temelli grafik tasarım uygulamaları için uygulanabilir bir tasarım modeli önererek, benzer nitelikteki tasarım odaklı çalışmalara yöntemsel ve kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSRAİL-İRAN ÇATIŞMASI HABERLERİNİN ÇERÇEVELENMESİ: HÜRRİYET, SABAH VE CUMHURİYET GAZETESİ ÖRNEKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89593</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89593</guid>
      <author>İpek TOK</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal;"&gt;&lt;span lang="tr" style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: 'Palatino Linotype'; mso-bidi-font-family: 'Palatino Linotype';"&gt;Bu çalışma, 13-25 Haziran 2025 tarihleri arasında yaşanan ve kamuoyunda "12 Gün Savaşı" olarak adlandırılan İsrail-İran çatışmasının ulusal basınında nasıl çerçevelendiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında; belirlenen tarihler arasında yayınlanan gazetelerden; liberal/merkez sağ çizgiyi temsilen Hürriyet, sağ/muhafazakâr basını temsilen Sabah ve sol/muhalif basını temsilen Cumhuriyet gazeteleri seçilmiş ve birinci sayfalarında yer alan 96 haber incelenmiştir. Beş temel çerçeve (çatışma, sorumluluk yükleme, insani ilgi, diplomasi ve ekonomik sonuçlar) üzerinden yürütülen nicel ve nitel içerik analizi sonuçlarına göre, her üç gazetede de "çatışma" çerçevesinin en baskın anlatı yapısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hürriyet ve Sabah gazeteleri çatışmayı "saldırı-misilleme" ekseninde ele alırken; Cumhuriyet gazetesinin olayları “Orta Doğu’daki gelişmeler” biçiminde işlediği görülmüştür. Sorumluluk yükleme çerçevesi bağlamında; Hürriyet ve Sabah gazetelerinin çatışmanın sorumluluğunu doğrudan İsrail'in "saldırgan" politikalarına ve bölgesel istikrarsızlık yaratma stratejilerine yüklediği, buna karşın Cumhuriyet gazetesinin sorumluluğu tarafların ötesinde bölgedeki yönetimsel yapılara ve çatışma dinamiklerine yaydığı gözlemlenmiştir. Hürriyet gazetesinin genel olarak dengeli bir anlayışla insani mağduriyetlere ve enerji güvenliğine en çok yer veren yayın olduğu, Sabah’ın ise daha sert söylemler çerçevesinde odağını bölgesel liderlik ve askeri savunma ekseninde tuttuğu belirlenmiştir. Hürriyet ve Sabah gazetelerinde Türkiye'nin arabuluculuk rolü ve bölgesel liderliği ön plana çıkarılırken; Cumhuriyet gazetesinin diplomasi trafiğini daha çok küresel aktörlerin ve uluslararası kurumların müdahaleleri üzerinden kurguladığı belirlenmiştir. Sonuçlar, gazetelerin İsrail-İran çatışmasını kurgulama biçimlerinde ideolojik farklılıklar olduğunu; gazetelerin nesnel bir aktarımdan çok ideolojik yapılarıyla uyumlu bir gerçeklik inşası süreci yürüttüklerini ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİRA SÖZLEŞMELERİ BİR FİNANSAL ENSTRÜMAN MIDIR? ABD VE TÜRKİYE ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89715</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89715</guid>
      <author>Erol DEMİRAbdurrahman TURSUN  </author>
      <description>&lt;span style="font-size: 9.0pt; line-height: 107%; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Aptos; mso-fareast-theme-font: minor-latin; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA;"&gt;Bu çalışma, kira sözleşmelerinin modern finansal sistem içerisindeki konumunu yeniden ele alarak, söz konusu sözleşmelerin yalnızca birer kullanım hakkı devri olarak değil, ekonomik özü itibarıyla borç benzeri yükümlülükler ve finansal enstrümanlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışma, ABD ve Türkiye örneklerini karşılaştırmalı bir bakış açısıyla incelemekte; US GAAP kapsamında yürürlüğe giren ASC 842 ile Türkiye’de uygulanan TFRS 16 standartlarının kira sözleşmelerine yaklaşımını analiz etmektedir. Her iki standart da kira sözleşmelerini bilançoya dâhil ederek, kiralama işlemlerinden doğan nakit akışlarını anapara ve faiz bileşenlerine ayrıştırmakta ve bu işlemleri tahvil veya kredi benzeri finansal yükümlülükler hâline getirmektedir. Çalışmanın bulguları, ABD’de uygulanan ikili model yaklaşımının (operasyonel ve finansal kiralama ayrımı) işletmelere belirli bir operasyonel esneklik sağladığını, buna karşılık Türkiye’de benimsenen tek model yaklaşımının kira yükümlülüklerinin daha erken aşamada borç benzeri bir yapı olarak finansal tablolara yansıtılmasına yol açtığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye’de yüksek ve dalgalı enflasyon oranları ile döviz kurlarındaki oynaklık, kira sözleşmelerini yalnızca bir finansman aracı olmaktan çıkararak, faiz riski, enflasyon riski ve kur riski içeren çok boyutlu ve karmaşık finansal enstrümanlar hâline getirmektedir. Bu dönüşüm, politika yapıcılar ve işletme yöneticileri açısından kira yükümlülüklerinin stratejik borç yönetimi, risk değerlendirmesi ve sermaye planlaması süreçlerinde kritik bir unsur olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Sonuç olarak çalışma, kira sözleşmelerinin finansal enstrüman olarak tanınmasının, akademik literatürde kavramsal netliği artırdığını, finansal tabloların gerçeğe uygun sunumunu güçlendirdiğini ve sermayenin daha etkin fiyatlandırılmasına katkı sağladığını ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BASIN TARİHİNDEN BİR KAYIP PORTRE, MUNZURLARA KARIŞAN GAZETECİ YUSUF ZİYA ADEMHAN: ŞAİR VE GAZETECİ KİŞİLİĞİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82176</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82176</guid>
      <author>İhsan GÜLÜŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNoSpacing" style="text-align: justify; margin: 0cm 28.3pt .0001pt 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt;Bu çalışma 33 yıl önce fotoğraf çekmek için çıktığı Munzurlardan bir daha geri dönmeyen ve tüm aramalara rağmen bulunamayan fotoğraf sanatçısı Yusuf Ziya Ademhan’ın şair ve gazeteci kişiliğini konu edinmiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: Calibri;"&gt; Kadrajlarında Munzurlardan Fırat vadilerine, Fırat vadilerinden gökyüzünün şeffaf fonlarında Munzurların kâh karlı, kâh yeşilli dokusu ile “su akar yatağını bulur” atasözünü doğrularcasına Fırat’ın doğayla dansını yansıtan Ademhan, aynı zamanda taşlama şiirleri ve eleştirel haber ve yazılarıyla da basında yer edinmiş, nevi şahsına münhasır bir şair ve gazetecidir. Özellikle doğa fotoğrafları ile izleyenleri Munzurlarda ve Fırat vadilerinde adeta yolculuğa çıkaran Ademhan, 33 yıl önce bir yaz günü yine fotoğraf çekmek için çıktığı Munzur yaylalarından bir daha geri dönmemiştir. Ademhan’ın özellikle görev aldığı dergi ve gazetelerin içerik analizi yöntemiyle derlenen bu çalışmanın, hem kayboluşunun 33. yılı anısına, hem de fotoğraf sanatçılığının yanı sıra şair ve gazetecilik yönleri ile de yakından tanınmasına ve yazın ve basın alanına katkılarına atıf olması bakımından önemli olduğu düşünülmektedir. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL MEDYADA GÖÇMENLERİN EĞİTİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39906</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39906</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Almanca Özet:&#13;
Die Menschen sind seit dem frühen Alter der Geschichte gewandert, in den letzten Jahren haben die Migrationen jedoch zugenommen und sind zu Problemen geworden. Die Ansiedlung von Migranten und ihre Anpassung an die neue Siedlung werfen die grö&amp;szlig;ten Probleme auf. W&amp;auml;hrend Zuwanderer unter psychischen Problemen leiden, haben sie auch Kommunikationsprobleme untereinander und mit der lokalen Bevölkerung. W&amp;auml;hrend Zuwanderer versuchen, ihre Entwicklungskulturen zu bewahren und mit ihren traditionellen Sprachen zu kommunizieren, bemühen sie sich auch, die Sprache der neuen Siedlung zu lernen und die Kultur anzuerkennen. Migration und R&amp;auml;cher sind eines der grö&amp;szlig;ten Probleme der Moderne. Menschen, die aus verschiedenen Gründen eingewandert sind, sind h&amp;auml;ufig ungebildet. Daher haben sie Schwierigkeiten, sich an neue Siedlungen anzupassen und mit ihnen zu kommunizieren. Trotz aller Schwierigkeiten nutzen Migranten h&amp;auml;ufig soziale Medien, sind über soziale Medien organisiert und haben ihre vielf&amp;auml;ltigen Bedürfnisse über soziale Medien. Zus&amp;auml;tzlich zu ihren Bedürfnissen lösen sie ihre Probleme auch über soziale Medien. Social Media ist eine Technologie, die Menschen in der heutigen Zeit unz&amp;auml;hlige Möglichkeiten bietet und bei richtiger Anwendung Menschen zu ihren Zielen bringt. Social Media kann auch ein sehr gutes Bildungsinstrument für Einwanderer sein. Eine disziplinierte Regulierung und ein diszipliniertes Programm in den sozialen Medien haben die Kompetenz, Migranten, insbesondere Sprache, zu unterrichten. Lokale Regierungen können das Migrationsproblem oft nicht lösenund die körperlichen und geistigen Bedürfnisse von Migranten zu erfüllen. Soziale Medien erleichtert Migranten das Leben, sichert sie und trifft Entscheidungen Soziale Medien verringert das Gefühl von Auswanderern, vermittelt ihnen ein Gefühl von sicherer Partnerschaft und erleichtert Entscheidungen. Soziale Medien tragen direkt zur Bildung von Zuwanderern sowie zu all ihren Möglichkeiten bei.</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKILLI İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ UYGULAMALAMALARININ TEMEL ZORLUKLARI VE FIRSATLARI:  BULUT TEKNOLOJİSİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=89087</guid>
      <author>Serap ATEŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Küreselleşme sürecinde, teknolojide görülen çeşitli değişim ve geliştirilen uygulamalar bugün pek çok sektörün en önemli gündem maddelerinden birini teşkil etmektedir. Kurumların varlığı ve sürdürülebilirliği değişen teknolojik gelişimi takip edebilmeleri ve rekabet şartlarına uyum sağlayabilirliği ile yakından ilişkilidir. Bu teknolojik uygulamalardan biri olan “&lt;em&gt;Bulut Teknolojis&lt;/em&gt;i” örgütsel süreçlerde yapısal anlamda önemli etkileri olan bir oluşumdur. Bulut teknolojisi, örgütlerde işlerin yapılış şekillerinden tutun da insan kaynakları yönetimine kadar pek çok alanda değişim ve dönüşüm yaratmıştır. Bu noktada, insan kaynakları yönetimi (İKY) çalışanlarının bilgi ve becerilerini geliştirmeleri gerekmektedir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 12.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Times New Roman',serif; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;Bu çalışmanın konusunu bilişim teknolojilerinin, dijital dönüşümün ve bulut teknolojisinin İKY uygulamalarını nasıl ve hangi yönleriyle etkilediği ve sonuçları teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı ise dijitalleşme bağlamında akıllı insan kaynakları uygulamalarından bulut bilişimin İKY uygulamalarına olan etkisi irdelenerek, bulut bilişimin İKY sürecine sunduğu fırsatlar ve temel zorlukların neler olduğunu ortaya koymaktır. Çalışma aynı zamanda, kurumlarda İKY’nin bulut teknolojisi özelinde dijitalleşmesi ve sürecin sonuçları bağlamında özgün akademik çalışmalarından biri olarak alan yazına katkı sunmayı amaçlamaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title> TÜRKİYE’DE YEŞİL SERTİFİKASYON: SEKTÖREL REKABET AVANTAJI, YEREL YÖNETİMLER VE KENTLEŞME DİNAMİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87687</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87687</guid>
      <author>Bahar KAYAR ÇELİKYakup BUDAK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm 8.0pt 42.5pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Bu çalışma, yeşil sertifikasyonun Türkiye'deki çeşitli sektörlerde rekabet avantajı üzerindeki etkisini, yerel yönetimlerin sürdürülebilirlik politikaları, kentleşme süreçleri ve çevre sorunları bağlamında literatür ve halka açık verilere dayanarak incelemektedir. Araştırma, 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Programı ile artan çevresel farkındalığın sektörel dinamikleri ve kentsel sürdürülebilirliği nasıl dönüştürdüğünü analiz etmektedir. Nicel ve nitel yöntemlerin bir arada kullanıldığı çalışmada, temizlik, kozmetik, tekstil, gıda, inşaat, enerji, turizm, üretim, bilişim ve lojistik sektörlerinden toplam 40 firmanın 2017-2024 dönemi halka açık verileri değerlendirilmiştir. Panel veri analizi ve regresyon modellemesi kullanılarak elde edilen bulgular, yeşil sertifikasyonun rekabet avantajı üzerinde sektöre bağlı olarak % 4.8 ile % 10.5 arasında değişen etkileri olduğunu göstermektedir (R&amp;sup2;=0.941, p&lt;0.01). Özellikle COVID-19 döneminde yeşil sertifikalı ürünlere talebin temizlik sektöründe % 16.8, gıda sektöründe % 14.2 arttığı tespit edilmiştir. Yerel yönetimlerle işbirliğinin yeşil sertifikasyon başarısını % 20 oranında artırdığı ve TSE Çevre Etiketi gibi yerel sertifikasyonların bazı sektörlerde uluslararası muadillerine göre daha etkili olduğu belirlenmiştir (&amp;beta;=0.39, p&lt;0.001). Ayrıca, yerel yönetimlerin kentsel sürdürülebilirlik politikalarının, yeşil sertifikasyon süreçlerini destekleyerek çevre sorunlarının çözümüne katkı sağladığı, kentleşme süreçlerinde çevresel dayanıklılığı artırdığı ve kentsel karbon ayak izini azaltmada önemli bir rol oynadığı ortaya konmuştur. Avrupa Birliği ve gelişmekte olan ülkelerle yapılan karşılaştırmalar, Türkiye’deki yerel yönetim politikalarının benzer zorluklarla karşılaştığını ancak uygulama kapasitesinde farklılıklar olduğunu göstermektedir. Sonuçlar, yeşil sertifikasyonun Türkiye'de sürdürülebilir kentleşme ve yerel kalkınma stratejilerinin önemli bir bileşeni olduğunu ve pandemi sonrası dönemde rekabet avantajı sağlamada kritik bir rol oynadığını göstermektedir.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>  PANDEMİ SÜRECİNDE HASTANE ÖNCESİ ACİL SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU, ANKSİYETE VE TÜKENMİŞLİK İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87217</guid>
      <author>Nurgül ÇİĞDEMReyhan BAŞARAN  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; tab-stops: 303.25pt; margin: 0cm 10.55pt .0001pt 12.7pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-fareast-font-family: Calibri; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-bidi-font-style: italic;"&gt;Bu çalışmada, küresel bir travma olarak kabul edilen Covid-19 pandemi sürecinde hastane öncesi acil sağlık çalışanlarında travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve yaygın anksiyete bozukluğunun (YAB) saptanarak, tükenmişlik düzeylerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Elde edilen veriler doğrultusunda, ilgili çalışanların ruhsal destek arama davranışlarının değerlendirilmesi ve kurumsal destek ihtiyacına yönelik öneriler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Bu nicel ve kesitsel araştırmada, hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde görevli 536 kişi örneklem grubunu oluşturmaktadır. Hastane öncesi acil sağlık çalışanlarında TSSB yaygınlığı %71,6; YAB yaygınlığı ise %33,8 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %34,7’sinde hafif, %19,8’inde orta, %14’ünde ise ciddi düzeyde anksiyete belirlenmiştir. TSSB ile tükenmişlik, YAB ile tükenmişlik ve TSSB ile YAB arasında anlamlı ve pozitif ilişkiler saptanmıştır. Bu sonuçlar, TSSB ve YAB belirti düzeyleri arttıkça tükenmişliğin de arttığını göstermektedir. Çalışmaya katılanların önemli bir kısmı mesleki travmalar sonrası ruhsal sorunlar yaşadığını belirtmesine rağmen, profesyonel destek arayış oranı oldukça düşük kalmaktadır. Elde edilen bulgular, kurumsal düzeyde psikolojik destek birimi oluşturulması ve hizmet içi eğitimlerle travmaya yönelik farkındalığın artırılmasının önemini vurgulamaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAYLA KÜLTÜRÜNÜN MEKÂNSAL DÖNÜŞÜMÜ VE DESTİNASYON İMAJI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: BEKTAŞ YAYLASI ÖRNEĞİ (GİRESUN- TÜRKİYE) </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90046</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=90046</guid>
      <author>Elanur MUTLU</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 0cm 1.0cm 0cm 42.55pt;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; mso-bidi-font-size: 12.0pt; font-family: 'Palatino Linotype',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Doğu Karadeniz Bölgesi’nde köklü bir yaşam biçimini temsil eden yayla kültürünün mekansal dönüşümünü, turizm perspektifinden ve destinasyon imajı bağlamında ele almaktadır. Yaylalar tarihsel olarak doğayla uyumlu mimari dokusu, ahşap ve taş yapı malzemesi, yöresel üretim biçimleri ve toplumsal dayanışma kültürüyle kırsal turizmin en özgün destinasyonları arasında yer almaktadır. Ancak son yıllarda artan turistik talepler, ikinci konut eğilimleri ve kontrolsüz yapılaşma süreçleri, yaylaların geleneksel peyzajını hızla dönüştürmektedir. Bu bağlamda Giresun’un önemli turistik alanlarından biri olan Bektaş Yaylası, mekansal dönüşümün turizm algısı üzerindeki etkilerini analiz etmek için örnek alan olarak seçilmiştir. Çalışmada görsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; alanda çekilen fotoğraflar, mimari form, malzeme, renk, çevresel uyum ve peyzaj bütünlüğü kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Geleneksel taş ve ahşap mimarinin yerini alan betonarme yapılar, yayla dokusunun doğal estetiğini bozmuş; çevresel bütünlüğü zayıflatmıştır. Elde edilen bulgular, bu fiziksel değişimin yalnızca yapısal değil, algısal bir dönüşüme de yol açtığını göstermektedir. Ziyaretçilerin yaylayı artık “doğal” ve “otantik” değil, “şehirleşmiş” ve “kimliğini yitirmiş” bir alan olarak algılaması, destinasyon imajının olumsuz yönde değiştiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, mekansal dönüşümün yayla kültürünün turistik çekiciliğini zayıflattığı; sürdürülebilir yayla turizminin ancak yerel mimari kimliğin korunması, betonarme yapılaşmanın sınırlandırılması ve kültürel peyzajın turistik planlamalarda temel ilke haline getirilmesiyle mümkün olabileceği vurgulanmaktadır.&lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZİHİNSEL YETERSİZLİĞİ OLAN ÇOCUĞA SAHİP EBEVEYN VE KARDEŞİNİN, ENGELLİ ÇOCUĞA KARŞI DAVRANIŞLARININ İNCELENMESİ  </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87259</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87259</guid>
      <author>Fatih ÇETİNTAŞ</author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.45pt; line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9.0pt; font-family: 'Palatino Linotype'; mso-bidi-font-family: 'Palatino Linotype';"&gt;Bu çalışmanın amacı, zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerin ve kardeşlerinin engelli çocuklarıyla davranışlarını incelemek ve çeşitli bağımsız değişkenlere göre nasıl değiştiğini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda Konya şehir merkezindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden zihinsel engelli çocukların 76 ebeveyn ve 38 kardeşe Schaeffer Kardeş Davranışı Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS sürüm 25 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sürecinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler hesaplanmış, ayrıca normallik analizine dayalı yorumlayıcı istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; ebeveynlerin engelli çocuklarının eğitim düzeylerine farklı tutumlar sergilediği, üniversite mezunu kardeşler daha sempatik ve nazik davranırken, lise mezunları saldırganlık, ön lisans ise mezunlarının ise utangaçlık düzeyleri daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca okul öncesi özel programdaki kardeşler daha çekingen davranmakta; anneler daha fazla saldırganlık, babalar ise daha işbirlikçi ve sevecen tutum göstermektedir. Bu bağlamda aile içi dinamiklerin ve eğitim faktörünün engelli çocukların davranışlarında etkili olduğu göstermektedir. Bu nedenle Zihinsel Engelli bireylere yapılan çalışmalarda, zihinsel engelli çocuğun kardeşleri ve anne-baba bir bütün olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-03-31</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


