






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2012 Sayı 5 Issue 1</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=545</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKİYE VE KIBRIS TÜRK TOPLUMU İLİŞKİLERİ (1923-1938)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26101</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26101</guid>
      <author>Sibel AKGÜN</author>
      <description>24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nın 20.ci maddesi ile egemenliği İngiltere’ye bırakılan Kıbrıs, 1950’li yıllara kadar siyasi olarak Türkiye kamuoyunda ve hükümetleri nezdinde resmi olarak gündemde olmamıştır. Bunun en önemli nedenlerinden biri Adanın siyasi statüsü üzerinde tartışma olmamasıdır. Ayrıca Mustafa Kemal ( Atatürk ) önderliğinde başarıya ulaşan Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan yeni cumhuriyetin kuruluş çalışmaları ile iç ve dış politikada oluşturulmaya çalışılan dengeler, Kıbrıs gibi kesin çözüme ulaşmış bir konunun daha geri planda takip edilmesine yol açmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrası Kıbrıs’ta yaşayan Türk toplumunun kültürel ve toplumsal durumları bizzat Atatürk’ün direktifleri ile takip edilmeye devam edilmiştir. Atatürk döneminde, Kıbrıs Türk toplumu ileri gelenleri ile görüşmeler yapılması, bazı konularda ekonomik destek sağlanması, Türk okullarına gönderilen öğretmenler, Lozan Antlaşması sonrası Larnaka’da Konsolosluk açılması gibi girişimlerle Kıbrıs Türk toplumunun durumu ile ilgilenmeye devam edilmiştir. Hatta siyasi olarak da Kıbrıs Türk toplumunun o dönemde toplumsal ve siyasi kimliğini kazanma noktasında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne olan eğilimleri konusunda dikkatli ama duyarlı bir politika takip edilmiştir. Böylece yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Misak-ı Milli sınırları dışında yaşayan Kıbrıs Türk toplumunu siyasi, toplumsal ve kültürel olarak desteklemeye devam etmiştir. Makalede, Mustafa Kemal ( Atatürk ) döneminde Türkiye’nin Kıbrıs Türk toplumu ile olan ilişkileri, Atatürk’ün Kıbrıs konusunda yaptığı girişimler, bazı arşiv belgelerinden de yararlanmak suretiyle ele alınarak, analiz edilmeye çalışılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİVANÜ LUGATİ'T TÜRK'E GÖRE XI ASIRDA TÜRK EVİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26094</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26094</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Türklerin asırlar boyunca göçebeliği ve yerleşikliği bir arada sürdürdükleri görülmektedir. Başka bir deyişle; bir bölgede yerleşik yaşamın gereklerini yerine getirmiş Türkler olduğu gibi, aynı anda, başka bir bölgede göçebe yaşam tarzını sürdüren Türklere rastlamak mümkündür. Türk lehçelerinin hepsinde ailenin temel sembolü olan ‘ev’ (çadır) ve evliliği ifade eden kelime olarak ‘evlenmek’ fiili kullanılmaktadır. Büyük Türk dilcisi ve düşünürü Kâşgarlı Mahmud’un ansiklopedik mahiyet taşıyan ve âdeta XI. asır Türk dünyasının aynası olan Divanü Lugati’t Türk adlı eseri, Türk dili ve edebiyatının, Türk tarih ve coğrafyasının yanı sıra, Türk kültürünün ve etnografyasının da en eski ve temel kaynaklarındandır. Divanü Lugati’t Türk’e bu nazarla bakıldığında onda Türk sosyal hayatının her alanına ait verileri bulmak mümkündür. Toplumların yaşam biçimleri, dünyayı algılayışları o toplumun dilinde de kendini gösterir. Divanü Lugati’t Türk, her alanda olduğu gibi, Türk topluluklarının XI. asırdaki evleri açısından da önemli bilgiler içermektedir. Sonuç olarak bu makale, Divanü Lugati’t Türk’te geçen bir çiftçiye ait Türk evi ile ilgili terimleri incelemektedir. Bu çalışma genel tarama modelinde yapılmıştır. Böylece, Divanü Lugati’t Türk’ün sunduğu malzemeden hareketle XI. asır Türk evine yeni bir pencere açılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİŞEHİR KIRIM TATAR TÜRKLERİNDE TEPREŞ ŞENLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26100</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26100</guid>
      <author>Zülfikar BAYRAKTARAhmet SAÇKESEN</author>
      <description>Genel anlamıyla eşyaya hâkim olma biçimi ya da bir toplumun ve milletin hayat tarzı olarak açıklanabilen kültür, bizim hayat karşısında aldığımız tutumdur. Bu tutum, bizi diğerlerinden ayırır ve bizim kendimizi tanımlamamızda etken rol oynar. Aynı zamanda kültür unsurlarından biri olan gelenek ve göreneklerimiz, bizim toplum içinde diğer bireylerle kaynaşmamıza ve toplumun genel kabul ve retlerine uymamıza yardımcı olur. Yine gelenekler içinde yer alan milli ve dini bayramlar, toplum bireylerinin birbirleri ile kaynaşıp, sosyal barışı sağlamada önemli bir işleve sahiptirler. Kültür dinamizmi içinde toplum bireylerini kenetleyen ve millet olma şuurunu bize hatırlatan bayramlar, toylar ve şenlikler her zaman coşku ve sevinç atmosferinde ve barış içerisinde kutlana gelen adetlerimizden olmuşlardır. Bizlerin coşku ve neşe içerisinde kutladığı bayramların, şenliklerin başında Bahar Bayramı ya da bir diğer adıyla, Nevruz Bayramı gelmektedir. Nevruz özellikle Türk topluluklarının hemen hemen tümünde kutlana gelen ve birçok sosyal fonksiyonu kendinde barındıran ve toprağın uyanışını, baharın gelişini temsil eden bir tabiat bayramıdır. Biz bu bildirimizde, Kuzey yarım küreye baharın gelmesi ile dünya halklarının kutlamış oldukları bahar bayramlarından biri olan ve özellikle Eskişehir Tatar Türkleri arasında yaygın olarak kutlanan Tepreş Şenliklerini size tanıtarak, bu şenliklerin kültürümüzdeki yerini, önemini ve fonksiyonunu tartışacağız. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KELİME TÜRETME VE BİR KELİME TÜRETME ÖNERİSİ: ÇAYSA- ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26103</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26103</guid>
      <author>Şahap BULAK</author>
      <description>Bu çalışmada, “çay” kelimesinden +sA- isimden fiil yapım ekiyle yeni bir kelime türetilmiştir. Aynı zamanda Türkçenin tarihî yapısına, kurallarına, ünlü ve ünsüz uyumlarına, eklerin yapısı ve işlevlerine dikkat edilmeden yapılan yanlış kelime türetmeye dikkat çekilmiştir. Bu nedenle kelime türetirken izlenmesi gereken yöntemler “çaysa-” kelimesinin türetme önerisinde uygulamalı olarak gösterilmiştir. Aynı zamanda yeni kelime türetmeye ya da yabancı kelimelere karşılık bulmaya çok elverişli olan +sA- isimden fiil yapma ekine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Böylece kelime türetirken dilimizin tarihî gelişimi, yapısı ve kurallarına uyulması gerektiği gösterilerek dilimize yeni bir kelime kazandırılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NÂBÎ’NİN TÜRKÇE DİVANINDA HİCİV</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26104</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26104</guid>
      <author>Mete Bülent DEĞER</author>
      <description>XVII. yüzyıl, Osmanlı devletinde iç karışıklıklar ve siyasi sorunların yoğun bir şekilde yaşandığı dönemdir. Bu yüzyılda Osmanlı sahası Türk edebiyatında usta şairlerinden biri olan Nâbî yaşamış ve Türk edebiyatında “Hikemî şiir üslubu” olarak bilinen edebi akımının kurucusu ve en önemli temsilcisi olmuştur. Nâbî farklı türlerde pek çok eser vermiş bir şairdir. Bu makalede Nâbî’nin Türkçe</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEMAVÎ DİNLERDE İBADETE ÇAĞRI İLETİŞİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26105</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26105</guid>
      <author>Hüseyin DİKME</author>
      <description>Din, insanlar arasındaki düzeni ve iletişimi sağlayan / etkileyen en önemli olgulardan biridir. Öyle ki din, insanların yazdığı ve uyguladığı hukuk sistemlerini, ortaya koydukları kültürü, kendilerini ifade ettikleri dili her bakımdan etkilemiştir. Bu etkiyi belirgin kılan hususlardan biri de, toplu bir şekilde yapılan ibadetlere, bir dine inanan kimselerin nasıl çağrıldığıdır. Bu çağrı esnasında kullanılan semboller ve ifadeler, çağrıyı şekillendirmesinin yanında geniş kitlelere ulaştırması bakımından da önemlidir. Bu makalede; Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâmiyet gibi semavî dinlerde ibadete davet için hangi ifadelere veya araçlara başvurulduğu ele alınmıştır. Yahudi ve Hıristiyanlıkta toplu yapılan ibadetlere çağrı için şofar ve çan kullanılırken; İslam dininde ezan, salâ, kamet gibi uygulamalar öne çıkmaktadır. İslam dininde ibadete çağrı için yapılanlar diğer dinlerde olmadığı kadar düzenli ve yaygındır. İbadete davet için yapılan uygulamalar, ibadete çağrı dışında çeşitli anlam ve fonksiyonları da içermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PERFORMANS TEORİYE GÖRE MERSİN FIKRALARININ İCRASINDA ANLATICI, DİNLEYİCİ VE BAĞLAMIN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26106</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26106</guid>
      <author>Zeynep İrem FIRATLIGİL</author>
      <description>Bu çalışmada Mersin ilinden derlenen fıkralar Performans Teori doğrultusunda incelenmiş ve icra sırasında anlatıcının, dinleyicinin ve bağlamın önemi ortaya konulmuştur. Günümüze kadar yapılan halkbilimi çalışmalarında genellikle metin merkezli halkbilimi kuramları kullanılmıştır. Bu çalışmalar sahadan derlenen metinlerin incelenmesi, motif ve epizotlarının tespit edilmesini kapsamaktaydı. Metnin yaratılma bağlamı, anlatıcısı, dinleyicisi ve icra ortamının metin üzerindeki etkileri göz ardı edilmekteydi. Günümüzde ise halkbilimi çalışmalarında metin merkezli kuramlar yerine, bağlam merkezli kuramlar tercih edilmektedir. Çalışmamızda sahadan derlediğimiz fıkraları incelerken bağlam merkezli bir kuram olan Performans Teori kullanılmıştır. Performans Teoriye göre folklor ürünleri; canlıdır, dinamik bir sürecin içerisinde devinim halinde bulunurlar. Performans Teori’yle birlikte derlenen metinlerin yanında anlatıcı, dinleyici ve icra ortamı da devreye girer. Çalışmamızda bağlam merkezli bir kuram olan Performans Teori kullanılarak anlatıcı, dinleyici ve bağlamın fıkralar üzerindeki etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda öncelikle “halk” teriminin üzerine yüklenen anlamlar tarihsel gelişimi içinde değerlendirilmiş, ardından halkbiliminin doğuşu üzerinde durulmuştur. Daha sonra metin merkezli ve bağlam merkezli kuramların farkına değinilmiştir. Çalışmamızın devamında ise yöntem olarak kullandığımız Performans Teori hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın devamında ise sahadan derlenen fıkraların üzerinde bağlamın, anlatıcının ve dinleyicinin önemine değinilmiştir. Sonuç kısmına geldiğimizde Türk halkbilimi çalışmalarında son yıllarda kullanılmaya başlanan bağlam merkezli halkbilimi çalışmalarından Performans Teori’nin kullanımının halkbilimi ürünlerinin icrası üzerindeki önemi ortaya konulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FUZÛLÎ’DE ‘AŞK VE ÂŞIK KAVRAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26107</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26107</guid>
      <author>Metin HAKVERDİOĞLU</author>
      <description>Klasik Türk şiirinin ilk büyük şairlerinden biri olan Fuzulî, genel bir kabulle, bu edebiyatın en büyük şairi kabul edilir. O, (1495?- ? 1556) yılları arasında edebiyatın altın çağı olan Kanunî Sultan Süleyman Döneminde yaşadı. Devrinin üç önemli dilinde şiirler yazdı. Fuzulî’nin şiirleri duygu, hassasiyet, efsane, melankoli, tatlı bir hüzün ve hafif bir kasvet içermektedir. Her klasik şair kendi sezgisini, gerçeğini ve hayallerini kendi yüreğinde oluşturur ve kendi üslubunu yaratır. O, insanlığın o devrindeki çıkmazlarını, hatalarını ve kaderlerinin trajedisini anlatır. Aşk, sözlükte şiddetli ve aşırı sevgi, bir kimsenin kendisini tamamen sevdiğine vermesi, sevgilisinden başka bir şey görmeyecek kadar ona düşkün olması anlamına gelir. Türk ve dünya edebiyatında bu konuyu işleyen pek çok şair vardır. Türk edebiyatında aşk konusunda en güzel şiirleri yazanlardan birisi de Fuzulî’dir. Bu çalışmamızda genel olarak aşk, felsefî anlamda aşk ve tasavvuf büyüklerine göre aşktan bahsettik. Daha sonra Fuzulî’nin Divanını tarayıp onun bizzat şiirlerinde aşkı ve aşığı nasıl tanıttığını belirledik.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ EDEBİYATIMIZDA AKSARAYLI ŞAİR ve YAZARLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26108</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26108</guid>
      <author>Abdullah HARMANCI</author>
      <description>Bu makalede, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içerisinde çeşitli edebi türlerde eserler vermiş olan Aksaray doğumlu şair ve yazarların hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmekte, ayrıca söz konusu edebiyatçıların edebi kişiliklerine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu tür mikro ölçekli çalışmaların, ülkemiz edebiyatında “merkez” – “taşra” kavramları ve bu kavramların birbirleriyle ilişkilerinin anlaşılmasını kolaylaştıracağını düşünüyoruz. Amacımız, bir yandan Aksaray ilinin şair ve yazarlarını tespit etmek iken, diğer yandan Türk edebiyatındaki merkez - taşra çatışmasının günümüzde nasıl bir noktaya geldiğini anlamaya çalışmaktır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içerisinde yer alan Aksaraylı şair ve yazarlar arasında, Nusret Kemal Otyam, Fikret Otyam, Mahmut Makal, Nahit Eruz, Ülkü Uluırmak, Hayrettin Ökçesiz, Zeynep Ankara, Ali Ekecik, Mehmet Can Doğan gibi, ülke çapında ses getiren genel yayın organlarında eserler vererek modern edebiyatımızın ana akımının içerisinde yer almış isimler bulunduğu gibi, daha çok mahalli yayın imkânlarından yararlanarak ismini duyurmaya çalışmış Gökmen Yılmaz Erdem, Hasan Tosun, Latif Sarı, Yaşar Akbaş, Akın Akbulut, İbrahim Amaç, Hüseyin Sarıkaya, Mustafa Birgin, Fatih Coşkun, Mustafa Erdem Özçiftçi, Yavuz Bal, Çiğdem Çakır, İshak Pekgöz, Yalçın Sevindi, Sinan Uğurlu, Celaleddin Satılmış, Ali Öztürk, Hasan Eskil, Şahin Kulaksız, Ramazan Solak, Yakup Zengin, Veli Demir, Yavuz Bayram Çalışkan, Ahmet Aytaç gibi şair ve yazarlar da bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİMSEL SANAT/ SANATSAL BİLİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26109</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26109</guid>
      <author>Sibel KILIÇ</author>
      <description>This study which was shaped upon critique of current culture theories, that aims to illustrate full interdependence between science and arts within a structure of circular concept of “one in two and two in one” (Yin-Yang). Although, sciences and arts were described as independent from each other in terms of their structure and theory, in traditional culture notions, both these structures do exist among each other either directly or indirectly. Because, the sciences and arts, by illustrating a strong interaction in terms of process of action, in order to yield a saturated and holistic output to form each others’ foundations, they appear to be phenomenons which complement each other. So, as well as both these homologous phenomenon illustrating a helical character in terms of “artistic dimension of the knowledge” and “scientific dimension of the arts” they also illustrate adverse features by being completely independent fields from each other which then ultimately display catalyst to a complimentary structure to foster each other. Based on the mentioned attribution, this study; directs attentions by questioning privileged domination of science over the reality and objectivity which should not be assumed independent of the meticulous, creative, observant, perplex criterions and spectrum of the arts. In parallels with this idea, in this study, art has been questioned within its autonomous structure and as well as this, its structure which based on immune and sublimate thoughts also has been questioned. At the point of destination, spiral characteristics between science which can be defined as an “immanent fact” and arts as “transcendent” has been endeavoured to illustrate art’s highly interactive and holistic structure. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLİK UYGULAMASI YAPILAN İLKÖĞRETİM OKULLARINDAKİ ZORBA DAVRANIŞLARIN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26186</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26186</guid>
      <author>Yücel ÖKSÜZCeren ÇEVİK,Özlem ÖZÇAKIR SÜMEN,Melek BABA,Elif GÜVEN</author>
      <description>Bu çalışmada öğretmen adaylarının, uygulama öğretmenlerinin ve uygulama okullarındaki ilköğretim öğrencilerinin zorbalık konusuna ilişkin görüşleri incelenmiştir. Çalışma 2011-2012 eğitim-öğretim yılı bahar yarıyılında, O.M.Ü. Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı son sınıfta öğrenim görmekte olan 180 öğretmen adayı, 15 uygulama öğretmeni ve 260 ilköğretim öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada öğretmen adaylarının ve uygulama öğretmenlerinin görüşlerine ilişkin veriler Karaman- Çınkır ve Kepenekçi (2003) tarafından geliştirilen “Şiddet-Kaba Güç Anketi” ile elde edilirken; ilköğretim öğrencilerinin zorba davranışlarını belirlemeye dönük veriler için ise Pişkin ve Ayas (2011) tarafından geliştirilen “Akran Zorbalığı Ölçeği: Çocuk Formu” kullanılmıştır. Ayrıca derinlemesine inceleme yapmak için öğretmen adayı ve uygulama öğretmenleri ile mülakat yapılmıştır. Anketten elde edilen veriler betimsel istatistikler (yüzde, frekans) kullanılarak, öğrenci zorba davranışları nicel veri analizi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Mülakatlardan elde edilen veriler ise nitel araştırma teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Öğretmen adaylarının ve uygulama öğretmenlerinin görüşleri, belirlenen öğrenci zorba davranışlarının alt boyutlarına dönük karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEYYAH-I ÂLEMİN KALEMİNDEN BİR KENTİN KİMLİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26110</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26110</guid>
      <author>Türkan POLATCIHarun TAVUKCU</author>
      <description>Evliya Çelebi, XVII. yüzyılda yaşamış ve yazdığı “Seyahatname” sayesinde uluslararası şöhret kazanmış büyük bir Türk seyyahıdır. Kara Mehmet Paşa ile gittiği Viyana seyahatinde elde ettiği izlenimlerle yazmış olduğu Seyahatname’de XVII. yüzyıl Viyana’sıyla ilgili siyasi, sosyal ve kültürel birçok alanda önemli bilgiler vermektedir. Yazmış olduğu seyahatnamenin muhteviyatının oldukça geniş olması bu eseri ayrıca önemli kılmış ve esere uluslararası değer kazandırmıştır. Eser, tarihi açıdan Osmanlı ve komşu ülkeler ile ilgili başka hiçbir kaynakta bulunmayan pek çok bilgi içermektedir. Evliya Çelebi döneminin vakanüvisleri gibi olayları sadece sarayın gözüyle anlatan bir yazar olmayıp, yaşananları halkın gözüyle de anlatabilen bir seyyahtır. Saray duvarlarının dışında olup bitenleri bütün gerçekleriyle yazıya dökebilen Evliya Çelebi, döneminin padişahlarının nelere güldükleri ve nelere ağladıkları gibi farklı konularda da bilgiler vermektedir. Edebi açıdan ise Seyahatname, kendi türünün yöntem, içerik ve anlatım özellikleri bakımından ilk mükemmel örneğidir. Eserinde kullandığı dil, sanatkârane kaygıyla oluşturulmuş bir dil olmayıp, toplumsal hayatta kullanılan canlı bir dildir. Bu çalışmada Evliya Çelebi’nin XVII. yüzyıl Viyana izlenimlerini aktarmaya çalıştık. Evliya Çelebi, dönemin diplomatik yapısına uygun olarak eserinde Viyana hakkında oldukça abartılı ifadeler kullanmıştır. Ayrıca Çasarın huzuruna çıktığında yaşananları da iğneleyici bir üslupla aktarmaktadır. Ancak tasvirlerinde kullandığı bu üsluba karşılık yeri geldiğinde Çasar’ın bilgisinden, zekâsından ve iyi bir yönetici olduğundan da bahsetmiştir. Bu yönüyle bakıldığında söz konusu seyahatname dönemin Avrupalı birçok seyyahının yazdığından farklı olarak son derece objektif gözlemler içermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERTE SÖZCÜĞÜNÜN ALTUN YARUK’TA KULLANILIŞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26111</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26111</guid>
      <author>İdris Nebi UYSAL</author>
      <description>Bu yazı, Altun Yaruk’ta on bir kez geçen erte sözcüğü üzerinde durmaktadır. Bilindiği üzere Altun Yaruk Uygur Türklerine ait önemli eserlerden biridir. Dönemin sosyal ve kültürel hayatına ışık tutan tutan temel yapıtlar arasındadır. Türk dilinin tarihsel gelişimi ve söz varlığı açısından da zengin bir kaynak durumundadır. Dolayısıyla metinde yer alan her sözcük başlı başına bir inceleme konusudur. Karşılaşılan örnekler dikkatle incelendiği zaman eserde yapı bakımından iki ayrı ertenin bulunduğu açıktır. Birincisi er (=erken) isim köküne +te bulunma durumu eki getirilerek elde edilen erte, ikincisi ise ert- (=geçmek, işlemek, devam ettirmek) fiiline -e zarf-fiil eki eklenerek oluşturulan erte’dir. İnceleme sonucunda bu sözcüklerin metinde farklı anlam ve işlevlere sahip olduğu görülmüş, Eski Uygur Türkçesinde edat olarak kullanılışı tanıklanmıştır. Buna göre erte (</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MELA AHMEDE CİZİRİ’NİN KÜLTÜR DÜNYASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26112</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26112</guid>
      <author>Mehmet YILMAZ</author>
      <description>Tarihte el-Cezire olarak bilinen ve bugün Türkiye’nin güneyinde bulunan bu bölge, zengin bir kültürel ve tarihsel mirasa sahiptir. Bu mirasın izleri pek çok alanda kendini hissettirmektedir: Yörenin mimarisinde, sanat ve kültürel hayatında bu zenginliğin izlerini bu gün dahi bulmak mümkündür. Özellikle bölgenin İslâm’la tanışmasından hemen sonra bu bölgeye medreselerin kurulması, bölgenin hem kültürel-tarihsel, hem de nitelikli insanların çoğalmasına zemin hazırlamıştır. Eğitim ve kültürel faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla önemli sanatkârlar, şairler ve âlimler bölgede yetişmiştir. Çalışmamızda şiirlerinden hareketle anlam dünyasını değerlendirdiğimiz Melâ Ahmed? Cizîrî de bu zengin mirastan faydalanan önemli bir şahsiyettir. Kendisi, Divan şiiri geleneğinden gelmiş olmasına rağmen, yetiştiği çevrenin dilini, kültürünü, örf-adetlerini, dinî anlayışlarını şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. Onun şiirleri ve kültürel dünyası bütün bunları bir araya toplayan orijinal bir bütündür. O, düşüncelerini, duygularını Kürtçe dile getirmesine rağmen, aslında Türkçe söyleyen diğer şairlerden farklı şeyler söylememiştir. Aynı mazmunların, aynı dünya görüşünün farklı dillerle söylenmesinden başka bir şey değildir. Türkiye’de, özellikle Doğu ve Güneydoğu’da Divan geleneği veya Kılasik Edebiyat Geleneği’ni sürdürmüş sanatçıların eserleriyle ilgili yapılan çalışmalar sınırlıdır. Bunun çok farklı sosyal, siyasi ve kültürel sebepleri vardır. Ancak, artık bu tür çalışmalara ağırlık verilmelidir. Bizim çalışmamızın bir amacı da budur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRIM SAVAŞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME (1853-1856)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26098</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26098</guid>
      <author>Özgür YILDIZCanan KARAÇAĞIL</author>
      <description>Osmanlı- Rus ilişkileri asırlar önce başlamıştır. İki devlet arasında birçok savaş meydana gelmiştir. Rusya II. Katerina’dan itibaren dünya devleti olmak için çaba göstermiştir. Boğazlar, Kafkaslar ve Balkanları ele geçirmek çabasına girmiştir. Sıcak denizlere açılmak için Panslavizm politikasını benimseyen Rusya Osmanlı Devleti ile sürekli savaş içinde olmuştur. Osmanlı Devleti’nin gerileme ve yıkılmasında en büyük etken olmuştur. Rusya’nın Boğazlara açılma isteği ve Osmanlı Devleti’nin topraklarına göz dikmesi, İngiltere ve Fransa’nın işine gelmemiştir. 1850 yıllarındaki bu gerginlikler Kırım Harbi’ni kaçınılmaz kılmıştır. Kırım harbi 1853- 1856 yılları arasında olmuştur. Osmanlı Devleti, İngiltere, Fransa ve Sardunya Rusya’ya karşı çarpışmıştır. Savaş basın yoluyla başından sonuna kadar izlenen ilk savaş olması açısından dünya tarihinde önemli yere sahiptir. Aynı zamanda savaş sırasında sağlık şartları ile ilgili gelişmeler olmuştur. Her iki tarafta da uzun süren savaş neticesinde salgın hastalıklar baş göstermiştir. Florance Nagtingale gibi şahsiyetler ön plana çıkmıştır. Müttefikler Osmanlı Devleti’ne tıbbi araç gereç ve insan desteği sağlamıştır. Osmanlı Devleti müttefiklerinin yardımıyla Kırım Savaşı’nı kazanmıştır. Bu yardım koşulsuz olmamıştır. Osmanlı Devleti bu savaşın sonunda Paris Antlaşmasını imzalamıştır. Islahat Fermanı’nı ilan etmek zorunda kalmıştır. En acısı bu savaş sırasında ilk defa dış borç alan Osmanlı Devleti sömürgeci devletlerin eline düşmüştür. Bu çalışma Kırım Harbi ve sonuçlarını değerlendirmek ve yayınlanmış arşiv belgeleri ışığında konuya yeni bir bakış açısı getirmek amacıyla hazırlanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KISA KISA [KÜÇÜREK] ÖYKÜNÜN TANIMI, İMKÂNLARI VE SORUNLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26169</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26169</guid>
      <author>Firdevs Canbaz YUMUŞAK</author>
      <description>20. yüzyılın sonlarında edebiyat dünyasında yerini alan kısa kısa [küçürek] öykü öykünün bir alt türü olarak görülmektedir. Ancak, isimlendirilmesinde ve tanımlanmasında anlaşmazlıklara ve farklılıklara rastlanmaktadır. Küçürek öykünün modern hayatın hızının neden olduğu bir ihtiyaçla yazıldığı ve okur tarafından bu nedenle tercih edildiği gündeme gelmektedir. Bu makalede öncelikle tanım, adlandırma sorunları ve küçürek öykünün nasıl bir motivasyonla yazıldığı üzerinde durulmuştur. Daha sonra da küçürek öykünün özellikle şiir ile benzerliklerine ve problemli ilişkileri bağlamında ortaya çıkan sorunlara değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KEMAL TAHİR’İN TÜRK VE DÜNYA EDEBİYATINA BAKIŞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26292</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26292</guid>
      <author>Nuran ÖZLÜK</author>
      <description>Bu çalışma ile düşünce sistemi, kişiliği ve eserleri ile adından söz ettiren, Türk edebiyatı tarihinin önde gelen toplumcu gerçekçi yazarlarından Kemal Tahir’in roman, hikâye ve düz yazılarından oluşan külliyatında yer verdiği Türk ve dünya edebiyatçıları ve/veya eserleri hakkındaki duygu ve düşünceleri, eserlerin yazıldıkları/yansıttıkları ya da gönderme yapılan dönemler ile edebiyatçıları arasındaki ilişki tespit edilerek Kemal Tahir’in çizdiği yerli ve yabancı aydın portesi ortaya konmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


