






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2012 Sayı 5 Issue 8</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=552</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN FEN ETKİNLİKLERİNE İLİŞKİN YETERLİLİKLERİNİN BELİRLENMESİ (KIRŞEHİR İLİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26393</guid>
      <author>Özlem AFACANAyşegül SELİMHOCAOĞLU</author>
      <description>Okul öncesi eğitim; duygu ve düşüncelerini özgürce ifade edebilen, araştırmacı, meraklı, girişimci, karşılaştığı problemlere çözümler ve alternatifler üretebilen, kendi kendine karar verebilen, başkalarının haklarına saygılı, sahip olduğu potansiyeli maksimum düzeyde ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanabilen, kendi kendini denetleyebilen bireyler yetiştirebilmeyi amaçlamaktadır. Okul öncesi fen eğitimi ise, çocukların doğal araştırma ve merakları kullanılarak, çevrelerinde bilinmeyenleri kavramalarına, görebilmelerine yardımcı olmakla birlikte çocukların psikomotor, duygusal, sosyal ve bilişsel gelişmelerine de önemli katkı sağlayan eğitimdir. Bu araştırmada okul öncesi öğretmenlerinin fen etkinliklerine yönelik yeterliliklerini tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma, betimsel araştırma türlerinden tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmada okul öncesi öğretmenlerinin fen etkinliklerine yönelik yeterlilikleri birer olgu olarak düşünülmüş ve araştırma sürecinde de bu olgular betimlenerek ilişkilendirilme yoluna gidilmiştir. Bu sebeple araştırma grubunu Kırşehir ilinin merkezinde bulunan 7 bağımsız anaokulunda görev yapan toplam 43 okul öncesi öğretmeni araştırma grubunu oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Özbey (2006) tarafından geliştirilen “Okul Öncesinde Fen Etkinliklerine İlişkin Öğretmen Yeterlilik Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek, “öğretmenlerin kullandığı materyal ve yöntemler, öğretmenlerin uygulamaya ilişkin bilgi düzeyi, fen etkinliklerine yönelik genel bilgi düzeyi ve fen etkinliklerini uygulama sürecindeki davranışları” olmak üzere dört alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırmanın sonucunda, okul öncesi öğretmenlerinin fen etkinliklerinde kendilerini yeterli gördükleri saptanmıştır. Ayrıca öğretmenlerin fen etkinliklerine yönelik yeterlilik puanları ile yaş, kıdem ve mezun oldukları okul arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bu sonucun sebepleri konusunda okul öncesi öğretmenleri ile görüşmeler yapılarak araştırma nitel çalışmalarla desteklenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADINLARIN ÖZNEL KİMLİKLERİNİ İNŞA ETME SÜRECİNDE AİLE İÇİ KÜLTÜREL SÖYLEMLER: GENÇ KIZLAR ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26445</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26445</guid>
      <author>Gül AKTAŞ</author>
      <description>Kadınların/genç kızların öznelliklerini gündelik yaşam içinde deneyimlemesi ve kadınlık rollerinin gerek ev içinde gerekse evin dışındaki sosyal yaşam alanında yeniden ve yeniden üretilerek kültürel söylemler aracılığıyla aktarılması önemli bir sosyal problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyet kimliklerinin ev içinden başlayarak sosyal yaşama doğru biçimlenişi kadınların/genç kızların gündelik deneyimlerini, sosyal statülerini, kendini ifade etme biçimini, sosyal ve kişisel beğenilerini şekillendiren bir süreçtir. Buradan yola çıktığımızda çalışma iki temel amaç üzerinde odaklanmaktadır. Bunlardan birincisi, 18-24 yaş aralığındaki genç kızların öznel kimliklerinin belirlenmesinde etkili olan aile içi ilişkiler yoluyla üretilen rol beklentilerinin ne şekilde aktarıldığı sorunsalıdır. İkincisi ise aile içi kültürel söylemleri genç kızların nasıl yorumladıkları ve gündelik hayattaki kendilerine sunulan kadınlık tanımlamalarını hangi bağlamlar çerçevesinde yeniden inşa ettikleri konusunu onların bakış açısıyla ortaya koymaya çalışmaktır. Genç kızlar kişisel anlatılarında gündelik yaşamı nasıl deneyimlediklerini kendi bakış açılarıyla verirken kadınlık kimliğinin çekirdeğini oluşturan ev içi alanı nasıl dönüştürmek istedikleri de geleceğe bir çağrı niteliğini taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nitel araştırmada kullanılan derinlemesine görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Ankara’nın alt ve üst sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklere sahip aileleri araştırmanın katılımcı grubunu oluşturmaktadır. Bu iki grup farklı toplumsal sınıfları temsil etmesi açısından önem arz etmektedir. Çünkü toplumsal sınıflar cinsiyet kimliklerinin oluşmasında etken bir role sahiptir. Bu bağlamda bireylerin anlam dünyası kadar o anlamın inşa edildiği yapıyı da tahlil etmek genç kızlara ilişkin bir referans çerçevesi sunacak ve bu iki farklı sınıfsal yapı genç kızların öznel kimliklerinin oluşmasında karşılaştırma imkanı sağlayacaktır. Bu çerçevede yapılan görüşmeler 4’ü alt sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklere sahip aileler olmak üzere anne, baba ve genç kızdan oluşan 12 kişi ile diğer 4’ü üst sosyo-ekonomik ve kültürel özelliklere sahip ailelerle anne, baba ve genç kız olmak üzere 12 kişi ile toplam 24 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılarak gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler tek oturumda tamamlanırken ortalama 5-6 saat sürmüştür. Yapılan görüşmeler katılımcıların izni alınarak ses kayıt cihazına kaydedilmiştir. Katılımcılara açık uçlu soruların yöneltildiği g</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALEXANDRE VALLAURY’NİN KARAKÖY’DEKİ ESERLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26327</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26327</guid>
      <author>Ali Murat AKTEMUR</author>
      <description>Fransız kökenli Alexandre Vallaury, diğer yabancı mimarların aksine, Batı mimarlığı ile birlikte, Osmanlı mimarlığını da iyi biliyordu. Bu nedenle onun tasarımları, Batı ve doğu mimarlığının bir sentezi gibidir. O’nun başta Beyoğlu ve Galata çevreleri olmak üzere, İstanbul’un pek çok semtinde camiden çeşmeye, otelden konağa, saraydan kasıra kadar hemen her türde eseri bulunmaktadır. Vallaury’nin 1895’lerden sonraki tasarımlarında, Osmanlı mimarisinin, özellikle Türk konut mimarisinin etkileri sezilir. İstanbul’da pek çok eseri bulunan Vallaury’nin batı üslubunda inşa edilmiş yapıları, Sanayi-i Nefise Mektebi, Arkeoloji Müzesi, Osmanlı Bankası Genel Müdürlüğü, Cercle d’Orient, Pera Palas, Vallaury Evi, Union Française, Décugis Evi, Karaköy Banque de Change ve Ömer Abed Hanı’dır. Alexandre Vallaury’nin Karaköy çevresindeki Batı tarzı sivil mimarlık örneklerinde, cephe dekorasyonuna büyük bir önem verildiği, özellikle ana caddeye bakan cephelerin itina ile işlenerek, yapıların en gösterişli cepheleri durumuna getirildiği dikkati çeker. Osmanlı Bankası Genel Müdürlük Binası’nın temsil ettiği Neoklasik üsluplu örnekler, alt katlardaki rustik duvar örgüsü, yatayda düz hatlı saçaklar ile dikeyde korint ya da iyon başlıklı plasterlerin kesişimi sonucu oluşan simetrik cephe düzeni ve üçgen alınlıklı pencereleri ile Rönesans mimarisinde de görülen ve kaynağını antik Yunan ve Roma mimarisinden alan öğelerin oluşturduğu cephe düzenlemelerini akla getirirler. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FARKLI BİR DÜNYA ALGISI OLARAK: DÜNYA ŞEHİR-SİSTEM YAKLAŞIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26360</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26360</guid>
      <author>Musa Yavuz ALPTEKİN</author>
      <description>Dünya üzerinde son on yıllarda yaşanan demografik gelişmeler, şehir konusunun “Dünya Şehir-Sistem” çerçevesinde ela alınmasını zorunlu kılmıştır. Yaklaşık olarak, 2000 yılından itibaren Dünya nüfusunun yarıdan fazlası şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Günümüz itibariyle dünya nüfusunun yarıdan fazlasının şehirlerde yaşadığı bu mekânlarda insanların benzer beşeri örgütlenmelere girdikleri, benzer üretim ve tüketim süreçlerine tabi oldukları, benzer biçimlerde sınırlar ötesi çevreyi kirlettikleri ve benzer yöntemlerle bu kirlenme ile devlet sınırlarını aşan bir mücadeleye giriştikleri hesaba katılırsa, şehir konusunun bir “Dünya Şehir-Sistem” çerçevesinde ele alınması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Bugün dünya üzerinde 200 kadar devlet bulunmaktadır. Bunların aralarında başta siyasi, sosyal ve ekonomik olmak üzere çeşitli ilişkiler mevcuttur. Bu ilişkilere bakılarak, dünya üzerinde uluslar arası bir sistemden bahsedilebilmektedir. Bugün dünya üzerinde 500 kadar milyonluk şehir bulunmaktadır. Bunların birçoğu arasında da benzer ilişkiler mevcuttur. Bu dönüşüme bakılarak, bugün bir Dünya Şehir-Sistem’den bahsetmek mümkün hale gelmiştir. Nitekim 1990’lardan itibaren çeşitli isimler altında bu konu işlenmektedir. “Dünya Şehir-Sistem” yaklaşımı da son on yılların ürünü bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda özellikle belli ekonomik, enformatik ve kültürel özelliklere sahip şehirlerin etkileşim halinde olduğu bir ‘sistem’ kapsamında düşünülmesi söz konusudur. Konuyla ilgili makale ve kitap yazan belli başlı isimlerden bazıları Peter J. Taylor, G. Catalano, D. R. F. Walker, David A. Smith, Michael Timberlake, Jeffrey Kentor, Roberto Capello, gibi az sayıdaki şehirleşme uzmanı ve akademisyendir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİRLEŞTİRİLMİŞ SINIFLARDA YAPILANDIRMACI YAKLAŞIMIN UYGULANABİLİRLİĞİNİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ: TRABZON İLİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26344</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26344</guid>
      <author>Taner ALTUNZeynep ADANUR KUDAL</author>
      <description>Birleştirilmiş sınıf uygulaması çeşitli gereksinimler nedeniyle oluşturulmuş olup eğitim sistemimiz içerisinde önemli bir yere sahiptir. Halen eğitimlerine bu tip sınıflarda devam eden öğrencilerimiz olduğundan dolayı birleştirilmiş sınıf uygulaması, üzerinde durulması gereken bir eğitim gerçeği olarak kendisini göstermektedir. Bu anlamda bu çalışmanın amacı, birleştirilmiş sınıflarda yapılandırmacı yaklaşımın uygulanabilirliğinin öğretmen görüşleri açısından incelemektir. Araştırmada, nitel araştırma kapsamında sıkça kullanılan betimsel yöntem kullanılmıştır. Bu araştırma 2010-2011 eğitim-öğretim yılında Trabzon il merkezi ve ilçelerinde birleştirilmiş sınıflarda görev yapan 76 Sınıf Öğretmeninin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma da öncelikle, araştırmanın amacı doğrultusunda bir anket formu geliştirilmiş ve bu anket Tarbzon merkez ve ilçelerinde görev yapan 76 birleştirilmiş sınıf okutan öğretmene uygulanmıştır. Anketin yanında diğer bir veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış bir mülakat formu geliştirilmiş ve 20 sınıf öğretmeniyle mülakat yapılmıştır. Mülakatın amacı anket verilerinin geçerliğini yükselterek, araştırılan konu ile ilgili daha derin bilgiler elde etmektir. Araştırma sonucunda, birleştirilmiş sınıf öğretmenlerinin yapılandırmacı yaklaşımı öğretim faaliyetlerindeki uygulamalarında, ölçme ve değerlendirme süreçlerinde, öğrenci mevcudu ve okuttukları sınıflar açısından anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Araştırmada ayrıca, yapılandırmacı yaklaşımın birleştirilmiş sınıflar için gerekli olduğu, ancak araştırmaya katılan öğretmenlerin yeni öğretim programından yeterince faydalanamadıkları ve yapılandırmacı yaklaşıma göre geliştirilmiş öğretim programının birleştirilmiş sınıflarda uygulanmasında öğretmenlerin pek çok sorunla karşı karşıya kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bu problemlerin aşılmasına yönelik araştırma sonunda bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REHBER ÖĞRETMENLERİN ÖĞRETMENLİK UYGULAMASI DERSİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26328</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26328</guid>
      <author>Ramiz ARABACISalih ERDEN,Ramiz ARABACI</author>
      <description>Öğretmenlik uygulaması dersi öğretmen yetiştiren kurumların ders programlarında önemli bir yer tutar. Bu ders kapsamında öğretmen adayları Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda uygulama çalışmaları yapmaktadırlar. Bu uygulama, yaklaşık 3.5 yıllık eğitimin sonunda öğretmen adaylarının meslek yaşantılarına atanacakları ilk adımın deneyimi niteliğini taşımaktadır. Uygulama okullarındaki rehber öğretmenler ile öğretmen adayları arasındaki ilişkiler öğretmenlik mesleğinin geleceği açısından çok önemlidir. Çalışmamızın amacı rehber öğretmenlerin uygulama sırasında karşılaştıkları sorunları belirlemek, ayrıca uygulamanın daha verimli bir şekilde yapılabilmesi için onların öneri ve görüşlerini almaktır. Bu amaçla Bursa İlinde 2008-2009 öğretim yılında, Bursa Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullarda görev yapan 163 rehber öğretmenin görüşleri alınmıştır. Çalışmada veriler anket yoluyla toplanmıştır. Bu amaçla, Likert tipi 20 kapalı uçlu sorudan oluşan bir anket geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Anket uygulamasından elde edilen veriler SPSS for Windows 17 istatistik programında değerlendirilmiştir. Verilerin betimsel analizinde frekans (f) ve yüzde (%) dağılımlardan yararlanılmıştır. Rehber öğretmenler görüşlerinde, KPSS sınavı öğretmen adaylarının kaygısının ve motivasyonlarını olumsuz yönde etkilediğini ve öğretmenliğe yeterince motive olamadıklarını belirtmişlerdir. Eğitim Fakültelerinin yapılanmasında yaşanan olumsuzluklar, gelişme yerine bir belirsizlik oluşturmuştur. Hâlbuki eğitim fakültelerinin diğer fakültelerden ayrı bir yeri vardır. Eğer öğretmen yetiştirecek kurumun işleyişi, programları, öğrenci alınış şekli, kaynakları yeterli değilse ülkenin gelişmesi ve geleceği için yanlış yapılıyor demektir. Bu eleştirilerin genel olarak öğretmenlik formasyon derslerinin sayısı ve nitelikleriyle mesleki ruh ve heyecanın yeterince verilemediği noktasında toplandığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOY KÖKÜMÜZÜN ESAS FAKTÖRÜ ANA DİLİMİZDİR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26365</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26365</guid>
      <author>Abdulselam ARVAS</author>
      <description>Bu makalede, Oğuz Türkleriyle Kıpçak Türklerinin kökeni üzerine bilgiler verilmiştir. Yazar, Anadolu ve Azerbaycan sahasındaki Oğuz Türkleri ile Kıpçak Türklerinin kökenini araştırırken dilden hareket edilmesi gerektiğini belirtmekte ve kan bağından yola çıkarak Türk gruplarının kökenine ulaşılamayacağını ifade etmektedir. Yazara göre her iki Türk grubu, muhtelif devirlerde yapılan göç hareketleri sonucu Kafkasya ve Anadolu’da birbirine karışmış; hatta Kıpçaklar, Oğuzlardan önce Kafkasya ve Anadolu bölgelerine gelmiştir. Makalede, Kıpçaklardan sonra bu bölgelere gelen Oğuzların dili ile Kıpçakların dilinin tabakalar oluşturarak birbirine karıştığı da ileri sürülmektedir. Buna, Doğu Anadolu’daki ağızlarda çok sayıda Kıpçak dil unsurları örnek gösterilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇEDE BAZI SIHRÎ AKRABALIK TERİMLERİ ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26398</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Türkçenin yazılı ürünlerle takip edilebilen tarihsel dönemleri, edebi ürünleriyle birlikte zengin bir sözvarlığına sahiptir. Türkçenin tarihî ve modern alanlarındaki dil incelemelerinde sözvarlığı üzerinde yapılan çalışmalar önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmalarla, bir toplumun yaşam biçimi, gelenek ve görenekleri, siyasî ve sosyal tarihi, toplumsal ve kültürel eğilimleri ortaya çıkar. Dillerin söz varlığında, temel kelimeler önemli bir yer tutar. İnsan adları, lakaplar, yer adları, akrabalık adları temel kelimeler olarak kabul görmektedir. Bu yüzden, bu kelimeler, dil öğretimi, dillerin akrabalıkları, dilbilgisi gibi dil incelemelerinde ilk olarak başvurulan kelimelerdir. Türk dili de akrabalık adları bakımından çok çeşitlilik gösterir. Bu durum Türk toplumunda aile kurumunun ve akrabalık ilişkilerinin çok önemli ve özel bir konuma sahip olduğunun da bir göstergesidir. Bir dilin akrabalık terimlerinin sayısal olarak az ya da çok olması, o toplumun yaşamındaki aile ve akrabalık ilişkileri ile doğrudan ilgilidir. Bu makalede Türk milletinin temel yapısını teşkil eden aile kurumu ve buna bağlı olarak sıhrî akrabalık terimleri üzerinde durulmaktadır. En tanınmış dil ailelerinden biri olan Türk dili, akrabalık terimleri yönünden dünyanın en zengin dillerinden biridir. Özellikle, çeşitli Türk dilleri ve Anadolu ağızlarında akrabalık terimleri için pek çok söz kullanılmaktadır. Bu terimlerden bazıları, dünür, gelin, damat, enişte, yenge’dir. Bu makalede, bu terimlerin anlamları ve kökenleri sorgulanmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEŞİTLİ ÜLKELERİN ORTAÖĞRETİM KİMYA DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA BENİMSENEN ÖĞRENME ANLAYIŞLARI VE ÖĞRENME YOLLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26420</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26420</guid>
      <author>Abdullah AYDIN</author>
      <description>Bu çalışmada, çeşitli ülkelerin ortaöğretim kimya dersi öğretim programlarında benimsenen öğrenme anlayışları ve öğrenme yollarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak; çeşitli ülkelerden Türkiye, Almanya’nın Hessisches Eyaleti, Kanada’nın Québec ve Saskatchewan eyaletleri, Fransa, Bénin, İspanya, Yunanistan’nın adı geçen öğretim programlarında “oluşturmacı öğrenme anlayışının” benimsendiği tespit edilmiştir. Almanya’nın Hessisches Eyaleti ve İspanya’nın işaret edilen öğretim programlarında ise oluşturmacı öğrenme anlayışının yollarından biri olan “yaşam temelli öğrenmeyi” de benimsedikleri saptanmıştır. Fransa’nın öğretim programında oluşturmacı yaklaşımın “radikal oluşturmacı modelin” benimsendiğine yönelik ipucuna ulaşılmıştır. Bénin öğretim programında oluşturmacı yaklaşımın yollarından olan “bilişsel oluşturmacılık” ve “sosyal oluşturmacılığın” benimsendiği belirtilmiştir. Kanada Québec ve Saskatchewan Eyaletlerinin öğretim programlarında “yaşam temelli öğrenme” yolunun benimsendiğine yönelik ipucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmanın diğer bir sonucu olarak; Fransa’nın adı geçen öğretim programında “oluşturmacı öğrenme anlayışı”söyleminin ve İspanya’nın işaret edilen programında “yaşam temelli öğrenmenin” ilk örnekleri olarak bilinen “Salters kurslarının” uyarlandığı söyleminin eyleme geçirildiği anlaşılmaktadır. Diğer bir sonuç ise adı geçen ülkelerin ve ülke eyaletlerinin hepsinin işaret edilen öğretim programlarında “düşünen” yani “kendi bilgisinin mimarı olması beklenen” bireyler yetiştirmenin benimsendiği tespit edilmiştir. Fakat Almanya, Kanada’nın adı geçen eyaletleri ve İspanya’nın işaret edilen öğretim programlarında ise “düşüncenin kanatlarına” benzetilen “analojilerle düşünen” yani “kendi öğrenmeleri için sorumluluk alan” bireyler yetiştirmenin benimsendiği saptanmıştır. Gelecekte bu konuya yönelik çalışma yapacak araştırmacılara; adı geçen anlayışı benimsemiş ülkelerdeki bireylerin “bilgi alma ve beceri kazanma biçimleri” başka bir deyişle “öğrenme stillerini” tespit etmeleri önerilebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL AĞLARIN KUŞATTIĞI BİR DÜNYADA ÇALGI EĞİTİMİNDE EĞİTSEL VİDEO KULLANIMININ ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26396</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26396</guid>
      <author>Ali AYHAN</author>
      <description>Bu çalışmada, çalgı eğitimi sürecinde izlenen yöntem ve tekniklerin günümüzde gelişen teknoloji ortamında ne kadar geçerli olduğu konusunda bir inceleme yapılmıştır. İyi bir çalgı eğitimcisinin, evrensel boyutlarda, hemen hemen her çalgıya yönelik bir eğitim sisteminin geliştirildiği ve genel sınırların belirlendiği geleneksel eğitim sisteminde, görsel ve işitsellerin bir arada yer aldığı eğitsel videoları, aktif olarak kullanması gerektiğine dair görüşlerde bulunulmuştur. Bu görsellerin elde edilmesinde, internet ağında son yıllarda yaygın olarak kullanılmakta olan, sosyal paylaşım sitelerinin aktif olarak kullanılabilirliğine dair önerilerde bulunulmuştur. Çalgı eğitimcilerinin, öğretimi yapılacak etüt-eserlere ait eğitici-öğretici videolar hazırlayabileceği gibi öğretilecek eser-etütlere ait, youtube, facebook gibi sosyal ağlarda farklı kültürlerde, farklı yorumlar şeklinde paylaşılmış olan video dosyalarına da ulaşılmaları da mümkündür. Sosyal ağlarda, çalgı eğitiminde kullanılabilecek videoların iki farklı şekilde yer aldığına dair bilgilerin verildiği bu çalışmada, bu videolara günümüz teknolojisinde, hangi araçlarla ulaşılabileceğine dair bilgiler de verilmiştir. Çalgı eğitiminde motivasyonun sağlanabilmesi için, eğitici videolar hazırlamanın ya da sosyal ağlarda paylaşılan videolardan faydalanmanın eğitsel anlamdaki önemine dair görüşlerde bulunulmuştur. Çalgı eğitiminde izlenen sürecin hızlanabilmesi, yüksek düzeyde bir başarı elde edebile-bilmesi için, her eğitmenin içinde bulunduğu şartları en iyi şekilde kullanması ve interaktif öğrenme sürecine geçmesi gerekmektedir. Bu şekilde eş zamanlı güdüleme arttırılarak, öğretmenin öğrencinin yanında olamadığı zamanlarda, eksikliklerin giderildiği bir sistem oluşturulmuş olacaktır. Müzik biliminde, çalgı eğitimine yönelik program geliştirme çalışmalarına bu anlamda yön verilebilmesi için, sosyal ağların video boyutuyla aktif bir şekilde eğitim sistemlerine dâhil edilebilmesi gerektiği, “yeni bir çalgı eğitim sistemi”, içinde bulunulan sosyal ağların her tarafımızı kuşattığı bu dönemde kaçınılmaz bir hale geldiği sonucuna varılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİNİK TEMALAR İŞ BAŞINDA: TEMA VAKFI DOĞAEĞİTİMİ PROJESİYLE ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİ BULUŞTURUYOR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26382</guid>
      <author>Şafak ÖZTÜRK AYNALÖmer Faruk SÖNMEZ</author>
      <description>Geçtiğimiz yıl Tema Vakfı’nın başlatmış olduğu Minik Tema Projesi kapsamında, gönüllü çalışmaların yapıldığı “Topluma Hizmet Uygulamaları” dersini alan üçüncü sınıf okul öncesi öğretmenliği programında okuyan öğrencilerle birlikte bir doğa eğitimi programı uygulanmıştır. Dersin sorumlusu olan öğretim elemanlarının ve Samsun Tema İl temsilciliğinin gözetiminde yapılan çalışmalarda öncelikle, öğrencilere Tema Vakfı genel merkezi tarafından gönüllülük ve minik tema projesi hakkında genel bir bilgilendirme yapılmış daha sonra da Tema Samsun Temsilciğince toprak ve oluşumuna yönelik bir eğitim verilmiştir. Bundan sonra izleyen birkaç hafta içinde sorumlu öğretim elemanının danışmanlığında gönüllü öğrencilerle birlikte 6 haftalık 5-6 yaş çocuklarına yönelik bir doğa eğitim program taslağı oluşturulmuştur. Bu arada belirlenen okullarda öğretmenlerle diyaloga geçilerek ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra eğitim sürecine geçilmiştir. Çocuklarla yapılan eğitimlerde toprak, su, bitkiler, doğada geri dönüşüm, atıklar, enerji tüketimi gibi çevremiz ve doğa ile ilgili konular seçilmiş. Seçilen bu konularda öğrenciler dört grup halinde dört farklı sınıfa doğa eğitimini uygulamışlardır. Çalışmaya başlarken ve bitirirken çocukların bilgilerini görebilmek için hem kavram haritası hem de resimler yapılmış ve bunlardan yola çıkılarak yukarıdaki bahsedilen konular belirlenmiştir. Kısacası dolaylı olarak bu gençler için faydalı olmuş olduğu düşünülen bu çalışma, bir makale haline getirilerek bilimsel bir ortamda paylaşılmak istenmiştir. Çalışmada gönüllük içeren bir ders kapsamında üniversite öğrencilerinin danışmanları gözetiminde çocuklarla yaptıkları doğa çalışmalarından ayrıntılar verilmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE ANALYSE OF PRECIPITATION AND TEMPERATURE IN AFYONKARAHISAR (TURKEY) IN RESPECT OF BOX-JENKINS TECHNIQUE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26298</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26298</guid>
      <author/>
      <description>Çalışma alanı, Türkiye’nin Ege Bölgesinde, Ege Denizi kıyılarından 800 km içeride yer alan Afyonkarahisar ili olup yörede karasal iklim özellikleri görülmektedir. Çalışmaya konu olan Afyonkarahisar, Türkiye’nin güneybatı kesiminde, Ege Bölgesi’nin, İçbatı Anadolu Bölümü’nde, Ege Bölgesi’nin doğuya doğru sokulduğu Akdeniz, İç Anadolu ve Ege bölgelerinin kesiştiği bir konumda yer almaktadır. İklim tipi modellerine göre, çalışma alanının iklimi de Martonne göre, yarınemli, Erinç’e göre yarıkurak, Thorntwaite göre, kurak az nemli ve Aydeniz iklim sınıflandırmasına göre ise kurak iklim sınıfına girmektedir. Çalışmada, zaman serilerinde bir analiz ve tahmin yöntemi olan Box-Jenkins tekniği (ARIMA) kullanılmıştır. Bu yönteme göre, Afyonkarahisar’da sıcaklık ve yağışın uzun yıllık ortalamalarına göre trend analizleri yapılmıştır. ARIMA modeline göre 2015 yıllına kadar, Quadratic ve Linear Trend modellerine göre ise 2025 yılına kadar tahminler üretilmiştir. Yapılan analizlerden ARIMA modeline göre yağışta 2015 yılına kadar 14 mm’lik artış, 2025 yılına kadar Quadratic Trend modeline göre 20 mm’lik azalma, Linear Trend modeline göre ise 2-3 mm’lik artış olacağı tespit edilmiştir. Sıcaklık için yapılan analizlerden ARIMA modeline göre 2025 yılına kadar yaklaşık 0,3-0,4 °C’lik bir artma, Quadratic Trend analizine göre 1,2°C, Linear Trend analizine göre 0,5°C’lik artış olacağı öngörülmüştür. Sıcaklıktaki bu artış Birleşmiş Milletlerin 1990-2100 yılları arasında dünya için öngördüğü 1,4-5,8 °C’lik sıcaklık artışları ile örtüşmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÖROĞLU DESTANI’NDA METİNLERARASI İLİŞKİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26381</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26381</guid>
      <author>Mehmet Emin BARS</author>
      <description>Günümüzde Orta Asya’dan, Balkanlara uzanan çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Türk boylarının uzun bir geçmişe dayanan destan geleneği vardır. Bu destanî anlatmalarımızın bazıları Türk boylarında ortaktır. Bu anlatmaların bazıları yazılı, bazıları hem sözlü hem yazılı, bazıları ise sadece sözlü gelenekte anlatılarak günümüze ulaşmıştır. Sözlü gelenekte yaşayan ve günümüze kadar ulaşmış olan destanlardan biri de Köroğlu Destanı’dır. Türk kültür tarihinde Köroğlu’nun önemli bir yeri vardır. Köroğlu terimi gücün simgesi, özellikle de mazlumun yanında olan bir gücün temsilcisi olarak kabul edildiği için geniş insan kitleleri arasında yerini almıştır. Köroğlu Destanı, zaman ve mekân içinde anlatım geleneği vasıtasıyla kazandığı zenginlikler, yayılma ve tekâmül seyri sonucunda bugün karşımıza iki ana versiyon ve bunlara bağlı sayısız varyantlar geliştirerek çıkmaktadır. Metinlerarasılık kavramı 1960’lı yıllarda kimi eleştirmenler tarafından ortaya atılan bir kavramdır. Kavram metnin özerk olduğu düşüncesini benimsedikten sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanır. Kavram, özellikle postmodern olarak adlandırılan “Yeni roman” temsilcilerinin yapıtlarında geniş uygulama alanı bulur. Metinlerarasılık, yazınsal metinlerde, daha önce yazılmış metinlerin bildirgelerini arayan ve diğer metinlerin arka planından önce metinlerin olası okuma türlerini, yöntemlerini sorgulayan bir teoridir. Metinlerarasılık bir eserin başka eserlerden bağımsız olamayacağı savına dayanır. Bir eser bütünüyle özgün olamaz; çünkü her eser başka bir eser ile yakın ilişki içindedir ve bu etkileşim sonsuza kadar devam eder. Makalemizde “Köroğlu Destanı” metinlerarası ilişkilere göre incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMAT’TAN DEMOKRAT PARTİYE KÜLTÜR POLİTİKALARI VE TARİH ANLAYIŞLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26378</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26378</guid>
      <author>Bengül BOLAT</author>
      <description>Geçmişin bilimi olarak tanımlanan tarih, bir toplumun sahip olduğu en önemli kültürel öğedir. Bundan dolayı özellikle modern çağda tarih son derece önemsenmiş, her bir devlet kendi tarihini yüceltmek, derinleştirmek çabası içersine girmiştir. Türkiye’de milli tarih ve bununla ilgili gelişmeler, II. Meşrutiyetten itibaren hızlanmaya başlamış ancak asıl gelişim Cumhuriyet döneminde kaydedilmiştir. Atatürk döneminde eğitim ve tarih anlayışında en etkili olan unsur, milliyetçilik olmuş ve Türklerin ilk ortaya çıktığı Orta Asya Tarihi ağırlık kazanmıştır. 1938 yılında Atatürk’ün ölümünden sonra İsmet İnönü Cumhurbaşkanı olmuştur. İnönü’nün 12 yıl süren döneminin ilk altı yılı II. Dünya Savaşı’na denk gelmiş ve savaş sonrası ise dünyada yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Tek partili yönetimlerin bitip, çok partili sistemin yaygınlaştığı bu sürece Türkiye’de ayak uydurmak durumunda kalmıştır. Bu süreçte tarih eğitiminde Atatürk dönemindeki milliyetçi anlayış devam etmekle birlikte, birtakım değişiklikler göstermeye başlamıştır. Özellikle hümanist düşünce akımı kültür politikalarına etki etmiş ve tarih dersleri buna göre düzenlenmiştir. Bu dönemde Türklerin Orta Asya kanından olmasına ek olarak, Batılılar arasındaki akrabalık tezi savunulmaya başlamıştır. Demokrat Parti, 1950 yılında yapılan seçimin sonucunda iktidar olmuştur. Demokrat Parti döneminde Atatürk ve İnönü dönemlerine ait birçok uygulamaya son verilirken, bu dönemlere ait bir takım kurumlar da kaldırılmıştır. Özellikle Halkevlerinin ve Köy Enstitülerinin kaldırılması kültürel anlamda da önemli bir değişimin göstergeleri olmuştur. Bu dönemde, daha önceki Osmanlı’dan kopuş olarak nitelendirilen anlayıştan vazgeçilerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’nın devamı olduğu vurgusu ağırlık kazanmıştır. Osmanlı tarihi üzerine yapılan çalışmalar artmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN OLUŞUM SÜRECİNDE ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ DERSİ’NİN YERİ VE AMAÇLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26377</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26377</guid>
      <author>Mahmut BOLAT</author>
      <description>Avrupa’da birçok devlet özellikle 19. yüzyıl içerisinde, Milli devletlerin oluşma sürecinde ortaya çıkan yeni değerleri ve yeni devlet anlayışını halka benimseterek kendi ulus-devletlerini kurmaya çalışmışlardır. Ulus-devlet oluşumunda ortaya çıkan yeni değerleri ve yeni devlet anlayışını halka benimsetmek ve gelecek nesillere aktarmak işini son derece önemseyen bu devletler, bu amaçlarına ulaşmak için birçok yöntem kullanmışlardır. Şüphesiz ki, bu bağlamda kullanılan en önemli araç milli tarih dersleri olmuştur. Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen devrim ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu ile başlayan süreçte de, gerek devlet ve gerekse de millet yapısının demokrasiye uygun bir hale getirilmesi için girişilen çabalar içerisinde de, İnkılâp Tarihi dersi öğretimi önemli bir yer tutmaktadır. Eğitim yoluyla bu amaca ulaşılabileceği düşüncesi Avrupa’daki birçok devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de sahip olunan bir anlayış olarak ortaya çıkmaktadır. Bu anlayış doğrultusunda, İnkılâp Tarihi dersi öğretiminin oluşturacağı bilinç ile toplum ve devlet yapısında, hedeflenen değişiklikleri yapmak çabası içerisine girişilmiştir. Bu çalışmaya konu olan Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersleri, bu dersin öğretimine ilk başlandığı yıllardan günümüze kadar olan süreçte, Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında okutulan dersler esas alınarak; her dönemde dersten beklentiler, dersin öğretiminde yaşanan gelişmeler, dersin üzerinde dönemin siyasi gelişmelerinin ve askeri darbelerin etkisi, dersin amacına ulaşma veya yaklaşma ya da uzaklaşma doğrultusunda işlenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİLİSTİN SORUNU VE İLK ARAP-YAHUDİ ÇATIŞMALARININ TÜRK BASININDAKİ YANKILARI (1929-1939)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26362</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26362</guid>
      <author>Celil BOZKURT</author>
      <description>ÖZET Birinci Dünya Savaşı’nı galibi İtilaf Devletleri, sömürge düzenlerini “Manda Sistemi” altında devam ettirmiş, bu doğrultuda Osmanlı Devleti’nden ayrılan Arap topraklarını manda altına alarak emperyalist bir politika takip etmiştir. İslam Dünyası için kutsal bir toprak kabul edilen Filistin, savaş sonrası İngiltere mandasına verilmiş ve 1948 yılına kadar manda altında kalmıştır. Filistin, Osmanlı idaresinde bulunduğu zamanlarda sakin ve huzurlu bir yaşam sürmüş, burada bulunan Arap, Yahudi ve Hıristiyan unsurlar barış içinde yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Filistin’de kurulan İngiliz mandasıyla birlikte Arap-Yahudi çatışmaları başlamış ve Filistin Sorunu’nun büyüyerek günümüze kadar gelmesine sebep olmuştur. Türk basını, ilk Arap-Yahudi çatışmalarının başladığı 1920’lerden itibaren Filistin’e ilgi duymuş ve burada cereyan eden olayları düzenli olarak okuyucularına aktarmıştır. Basın, Filistin’le ilgili haberleri genelde Avrupa menşeli olarak verirken, kimi gazeteler Kudüs ve Kahire gibi şehirlerde bulunan kendi muhabirleriyle olayları yerinde izlemiş ve okuyucularını bilgilendirmiştir. Gazetelerin ve köşe yazarlarının Filistin Sorunu’na mesafeli yaklaştığı ve Arap-Yahudi çatışmalarında taraf olmaktan kaçındığı görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti, iki dünya savaşı arasında Filistin Sorunu’na karşı tarafsız bir politika uygulamış ve Filistin’de meydana gelen Arap-Yahudi çatışmalarını İngiltere’nin bir iç sorunu olarak görmüştür. Filistin Sorunu’nun 1947 yılında Birleşmiş Milletlere gelmesine kadar Türkiye’nin Filistin politikası oluşmamıştır. Bunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin dış ilişkilerde uyguladığı tarafsızlık ve Birinci Dünya Savaşı’nda patlak veren Arap ayaklanmasının Türk kamuoyunda meydana getirdiği hayal kırıklığı belirleyici olmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE-EDEBİYAT DERS KİTAPLARININ DİL VE KÜLTÜR AKTARIMINDAKİ ROLÜ VE ÖNEMİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26416</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26416</guid>
      <author>Mesut BULUTMesut BULUT,Salih ORHAN</author>
      <description>İnsanoğlunun bütün çağlarda toplumsal bir varlık olarak yaşamını belli değerler üzerine inşa ettiği inkâr edilemez bir hakikattir. Toplumların temelini oluşturan değerlerin başında kültürel değerler gelmektedir. Ders kitapları, toplumların kültürel değerlerinin aktarılmasında eğitim-öğretim faaliyetlerinin bir parçası olarak önemli rol oynamaktadır. Kültürel değerlerin öğrencilere anlatılabilmesi, benimsetilmesi ve bu değerlerin gelecek nesillere aktarılması, öğrencilerin okuma zevk ve alışkanlığını edinmesi, eğitilmesi ve kişiliğinin şekillenmesinde ders kitabını oluşturan metinlerin içerik, tür, tema seçimi gibi hususlar bakımından seçkin olması çok önemlidir. Özellikle çağımızda toplumsal hayatı düzenleyen bu değerlerin giderek insan hayatını düzenlemekten uzaklaşıp körelmeye yüz tuttuğunu gözlemlemekteyiz. Milletimizin kimliği konumundaki kültürel değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması ve bu bağlamda bu değerlerin en önemli aktarıcısı olan Türkçemizin daha doğru ve özüne uygun kullanımını sağlamak, Türkçe ve edebiyat eğitiminin hedefleri arasında yer almaktadır. Bu hedeflere ulaşmada ise öğretmen ve öğrencilerin en fazla kullandıkları kaynak özelliğine sahip ders kitaplarının büyük bir önemi vardır. Özellikle ders kitaplardaki metin seçiminin bu değerleri en doğru şekilde yansıtan ve taşıyan metinler olması ve milletimizin özüne uygunluğu göz ardı edilmemesi gerekir. Zira öğrenciler bu değerleri en iyi ana dilinin her türlü imkânından ve söz varlığı zenginliğinden yararlanılarak oluşturulan edebî eserler yoluyla millî ve evrensel değerleri kazanmaktadırlar. Bu çalışmada, Türkçe ve edebiyat öğretiminde kullanılan ders kitaplarının kültürel değerlerin aktarılmasındaki önemi ile ilgili değerlendirmeler yapılmış ve bunlardan hareketle çeşitli önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAZİ ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN EĞİTİMLE İLGİLİ ANILARININ NİTEL BİR İNCELEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26392</guid>
      <author>Safiye Sarıcı BULUTNihal Misket ÖZCAN,Safiye SARICI BULUT</author>
      <description>Araştırmanın amacı öğretmen adaylarının eğitimle ilgili anılarının analiz edilmesidir. Alandaki eğitimin değişik boyutlarıyla ilgili diğer araştırmalarda genellikle öğretmen, idareci ve velilerin görüşleri üzerinde durulmuştur. Öğretmen adayları eğitim fakültesindeki öğretimleri boyunca gelişimsel öğretim yaklaşımları, sınıf yönetimi, ölçme ve değerlendirme konularında eğitim almaktadırlar ve bu sürecin onların eğitime ve öğretmenlere bakış açılarını etkilemesi beklenmektedir. Bu araştırmada öğretmen adaylarından eğitimle ilgili anıları incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesinde öğrenim görmekte olan 195 kadın, 50 erkek öğrenci oluşturmaktadır. Anılar analiz edildiğinde, büyük bir kısmının öğretmen davranış ve tutumlarıyla ilgili olduğu görülür. Başarılı öğretmen tutum ve davranışları olarak akademik birikim ve yeterlilik, öğrenciyi motive etme, davranış yönetimi, öğretim yöntemleri, değer aktarma, başarısız ve yetersiz öğretmen özelliklerinde ise, akademik yetersizlik, sınıf yönetimindeki yetersizlik ve gergin sınıf ortamı yaratma, fiziksel ve sözlü ceza ve öğretmenin kötü tutumları olarak belirtilmiştir. Araştırmanın bulguları şöyle ifade edilebilir: başarılı öğretmen davranışlarından öğrenciyi motive etme, davranış yönetimi ve akademik donanımın öne çıktığı görülmektedir. Öğretmen adayları bu olumlu özellikleri her zaman hatırladıklarını belirtmişlerdir. Başarısız ve yetersiz olarak görülen öğretmen davranışları olarak da meslek etiğindeki yetersizlikler, sözel, yersiz ve fiziksel ceza verilmesi, sınıf yönetimindeki yetersizlik, akademik yetersizlik belirtilmiştir. Öğrenciler bu gibi davranışların kabul edilemez olduğunu ilave etmişlerdir. Araştırma sonuçlarından kuramsal ve uygulama ile çıkarımlar yapılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE ÖĞRETMENİ ADAYLARININ KONUŞMA EĞİTİMİ DERSİNE YÖNELİK TUTUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26309</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26309</guid>
      <author>Dilek CERAN</author>
      <description>Kişinin içinde bulunduğu toplumda kabul ve saygı görmesini büyük ölçüde destekleyen konuşma becerisi, dil eğitiminin de temelini oluşturmaktadır. Öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirmek, eğitim kurumunun her basamağının ve bu kurumlardaki bütün eğiticilerin görevi olmakla birlikte öncelikli olarak Türkçe dersine ve Türkçe öğretmenlerine düşmektedir. Bu sebeple lisans programında Türkçe öğretmenlerinin söz konusu becerisini geliştirilmeye yönelik derslere ihtiyaç vardır. Bu amaçla Eğitim Fakültelerinin Türkçe Eğitimi bölümü üçüncü sınıf programında Konuşma Eğitimi dersine yer verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkçe öğretmeni adaylarının konuşma eğitimine yönelik tutumlarını belirlemektir. Türkçe öğretmeni adaylarının konuşma eğitimine yönelik tutumlarını tespit etmek için 34 maddelik bir tutum ölçeği hazırlanmıştır. Ölçek, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nde öğrenim gören 137 üçüncü sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Türkçe öğretmeni adaylarının konuşma eğitimi dersine yönelik tutumları genel itibariyle olumludur. Ayrıca ölçekten elde edilen bulgular; cinsiyet, öğrenim türü ve ders başarı notlarına göre değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, Türkçe öğretmeni adaylarının konuşma eğitimine yönelik tutumları cinsiyete ve ders başarı notuna göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. Kız öğretmen adaylarının derse karşı tutumları erkek öğretmen adaylarına göre daha olumludur. Ders başarı notuna bakıldığında ise ders başarı notu iyi olan öğrenciler, orta ve geçer olanlarına göre derse karşı daha olumlu bir tutum sergilemektedirler. Buna karşılık Türkçe öğretmeni adaylarının konuşma eğitimi dersine yönelik tutumlarının öğretim türüne göre bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİMYA ÖĞRETİMİNDE YENİ BİR KAVRAM: YEŞİL KİMYA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26297</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26297</guid>
      <author>Reşit ÇAKMAKGiray TOPAL,Mürşet ÇAKMAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, kimya öğretmen adaylarının yeşil kimya hakkındaki bilinç ve davranışlarını incelemektir. Çalışma, 2012 yılında Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi 4. ve 5. sınıf kimya öğretmen adayları (N=46) ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri “yeşil kimya bilinç” ve “yeşil kimya davranış” ölçekleri ile toplanmıştır. Ölçeklerin her birisi 13 madde ve 5’li likert tipi olarak hazırlanmıştır. Yeşil kimya bilinç ölçeğinin cronbach alpha iç tutarlılık katsayısı 0.76 iken yeşil kimya davranış ölçeğinin cronbach alpha iç tutarlılık katsayısı 0.72 olarak bulunmuştur. Gruplar arası anlamlılık testlerinde ?=.05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Verilerin analizleri için SPSS-17 programı kullanılmıştır. Veriler, betimsel istatistik ve ilişkisiz örneklemler t-testi tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucuna göre öğretmen adayları yeşil kimya bilinç ölçeğinden “tamamen katılıyorum”, yeşil kimya davranış ölçeğinden de “çoğu zaman” düzeyinde görüşe sahip oldukları görülmüştür. Cinsiyetlerine göre yapılan karşılaştırmada yeşil kimya düşünce ölçeği puan ortalamasının kız öğretmen adayları lehinde anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sınıflar düzeyinde yapılan karşılaştırılmada da her iki ölçekten de alınan puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Araştırmada bütün değişkenlere ait sonuçlar incelendiğinde öğrencilerin yeşil kimya bilinç ölçeği aritmetik puan ortalamalarının daha fazla olduğu görülmüştür. Verilerden hareketle öğrencilerin düşüncelerini davranışlara dönüştürmede sıkıntı yaşadıkları fark edilmiştir. Bu nedenle yeşil kimya konusunun farklı öğretim kademelerinde programlara dahil edilmesi önerisinde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOLOJİK SAĞLAMLIĞIN GELİŞİMİNDE KORUYUCU BİR FAKTÖR OLARAK SPOR VE FİZİKSEL AKTİVİTE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26372</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26372</guid>
      <author>Akın ÇELİKMustafa ŞAHİN,A. Azmi YETİM,Akın ÇELİK</author>
      <description>Farklılaşan düzeylerde de olsa hemen hemen her birey yaşamında stresi deneyimlemekte, günlük sıkıntılardan daha ciddi düzeydeki travmatik olaylara kadar birçok stresli durum bireyin iyi oluşunu olumsuz yönde etkilemektedir. Strese verilen tepkilerle birlikte stresin etkilerini azaltabilme ya da yok edebilme yetisi bireyler arasında farklılık göstermektedir. Stres yaratan duruma uyum gösterme, onunla etkili bir şekilde başa çıkabilme ve bu durumun etkisini kontrol ederek yeterlik gösterebilmeyi, başka bir deyişle strese verilen tepkilerin olumlu tarafını ifade eden kavram psikolojik sağlamlık olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik sağlamlığın gelişimi, içsel ve dışsal birçok değişkenin bir araya gelerek oluşturduğu koruyucu faktörlerin varlığıyla önemli ölçüde bağlantılıdır. Sosyal yeterlik, problem çözme becerileri, özerklik, yaşamda anlam algısı, benlik saygısı, olumlu bir aile iklimi, sosyal destek ve etkili sağlık ve bakım hizmetleri gibi koruyucu faktörler bireyin strese daha olumlu tepkiler vermesinde işlev görmektedir. Bununla birlikte bireyin ilgilendiği ya da yapmaktan zevk duyduğu faaliyetlerin olması da stres yaratan durumlara uyum gösterilmesinde bir destek sağlamaktadır. Bu faaliyetlerden biri de spor olarak düşünülebilir. Burada bahsedilen yönleriyle sporun ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlamlık açısından hem kendi başına koruyucu bir faktör olduğu; hem de diğer koruyucu faktörleri desteklediği görülmektedir. Bu noktadan hareketle bu araştırmada, sporun ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlamlığın gelişimindeki rolü ilgili kuramsal açıklamalar ve araştırma bulguları yoluyla ortaya konmuş ve buna dayanılarak önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ ATATÜRK İLKELERİ HAKKINDAKİ METAFORİK ALGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26310</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26310</guid>
      <author>Barış ÇİFTÇİZafer TANGÜLÜ</author>
      <description>Bu çalışma Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini ve yapısal özelliğini belirten Atatürk İlkelerinin Sınıf Öğretmeni adayları tarafından metafor boyutunda nasıl algılandığını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma 2010-2011 öğretim yılında Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda öğrenim gören 1. ve 4. sınıf öğrencilerinden oluşan 176 öğretmen adayına uygulanmıştır. Atatürk ilkelerinden oluşan kavramlar verilerek bir metafor yazmaları istenmiştir. Elde edilen veriler nitel araştırma tekniklerinden içerik analiziyle elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda sınıf öğretmeni adaylarının Atatürk İlkleri hakkında İlkelerin tanımına uygun metaforlar türetemedikleri ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM 8.SINIF ÖĞRENCİLERİNİN ÖZDEŞLİK VE DENKLEM KAVRAMLARINI ALGILAMA DÜZEYLERİ VE ÖĞRENME GÜÇLÜKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26358</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26358</guid>
      <author>Arif DANE</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı İlköğretim 8. sınıflarında öğrenim gören öğrencilerin özdeşlik ve denklem kavramlarını tanımlamaları, birer örnek vermeleri ve bu kavramlar arasında ilişkiyi sorgulamada ne tür problemler yaşadıklarını araştırmaktır. Çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, 2011–2012 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında İç Anadolu Bölgesi’nin nüfus açısından orta ölçekli bir ilinde bulunan İlköğretim okullarının 8.sınıfında öğrenim gören 242 öğrenciden Kavram Bilgi Formu (KBF) kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Öğrencilerin “özdeşlik tanımı”, “denklem tanımı” “özdeşlik ve denklem e birer örnek verme” ve “özdeşlik ile denklem arasında ilişki var mıdır” sorularına dair güçlükler yaşadıkları tespit edilmiştir. Özdeşlik ve denklem kavramlarının matematikte özelliklede analiz ve cebirde oynadığı anahtar rol üzerinde durulmuştur. Araştırmanın sonucunda öğrencilerin matematiğin temel kavramları olan özdeşlik ve denklemi anlamlandırmada zorlandıkları bu kavramları birbiri ile karıştırdıkları ve bu kavramları anlamada öğrenme güçlükler yaşadıkları ve çeşitli kavram yanılgılarına sahip oldukları ortaya çıkarılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMEN ADAYLARININ PROGRAMDAKİ DEĞERLERE İLİŞKİN ALGISAL FARKINDALIKLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26325</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26325</guid>
      <author>Çağrı ÖZTÜRK DEMİRBAŞTekin ÇELİKKAYA</author>
      <description>Araştırmada, sosyal bilgiler öğretmeni adaylarının sosyal bilgiler öğretimi programındaki değerlere yönelik algısal farkındalıkları incelenmiştir. Araştırmada çalışma grubunu Ahi Evran Üniversitesi’nde öğrenim görmekte olan 36’sı (%50,7) kız ve 35’i (%49,3) erkek olmak üzere 71 sosyal bilgiler öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırma, açık uçlu sorulardan oluşan yapılandırılmış görüşme formundan oluşan nitel bir çalışmadır. Araştırma kapsamında elde edilen verilerin çö¬zümlenmesinde içerik analizi kullanılmış olup veriler Haziran 2011’de toplanmıştır. Öğretmen adaylarının değer öğretimi konusundaki görüşlerini belirlemek amacıyla Öğretmen adaylarının değer kavramına yönelik farkındalık algıları 4 ana kategori altında ele alınmıştır. Bunlar sırasıyla; değeri merkeze alan ifadeler (%42,3), toplumu merkeze alan ifadeler (%22,5), bireyi merkeze alan ifadeler (%19,7), dilbilimi merkeze alan ifadeler (%15,59)’dir. Ayrıca sosyal bilgiler öğretmen adaylarının öğretim programında geçen değerlere ilişkin yaptıkları dereceleme sırasıyla Bilimsellik, Saygı, Vatanseverlik, Duyarlılık, Yardımseverlik, Sorumluluk, Çalışkanlık, Dürüstlük, Estetik, Adil olma, Barış, Hoşgörü, Sevgi, Misafirperverlik ve Aile birliğine önem verme şeklinde gerçekleşmiştir. Öğretmen adaylarının önem atfettikleri değerleri niçin kazandırmaları gerektiğine ilişkin görüşleri incelendiğinde; bilimsellik değerinin (f:32; %:17) “Değişen bilgi ve teknolojiye ulaşabilmek (f:16)” ve “Çağdaş medeniyetler seviyesinde olma (f:10)” amacıyla, Saygı (f:27; %:14,6) değerinin “Farklılıklara saygılı olabilme (f:16)” ve “Hak ve özgürlükleri koruma (f:11)” amacıyla ve Vatanseverlik (f:31; %:16,7) değerinin “Vatanına yararlı olma ve onu geliştirme (f:10)” ve “Vatanını sevmeyenin ona zarar vermesini önleme (f:6)” amacıyla kazandırılması gerektiğini ifade etmişlerdir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RIZAEDDİN FAHREDDİN’İN EDEBÎ ESERLERİNDE ÜSLUP</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26331</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26331</guid>
      <author>Metin DEMİRCİ</author>
      <description>19. yüzyılın son çeyreğinde realizmin de etkisiyle ortaya çıkan aydınlanmacılık nesri örneklerinin verildiği Tatar-Başkurt edebiyatında Rusya ve Avrupa’nın tanınması, örnek alınması sonucunda ilk realist eserler, hikâye, uzun hikâye ve romanlar görülmeye başlar. 20. yüzyılın başlarında Rızaeddin Fahreddin de iki edebi eser yayımlar. Rızaeddin Fahreddin, 1858-1936 yılları arasında yaşamıştır. Orenburg Diniye Nezaretinde kadı ve Müftü olarak çalışmıştır. İdil-Ural bölgesi Müslümanlarının aydınlanmasında önemli rol oynamıştır. Dini, tarihi, biyografik, didaktik eserler yazmıştır. Yayımladığı iki eseriyle de Tatar-Başkurt edebiyatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Rızaeddin Fahreddin Tatar ve Başkurt edebiyatını birbirinden ayrı görmemektedir ve Ural Volga boyu Türk edebiyatı şeklinde adlandırmaktadır. Rızaeddin Fahreddin, Türkler arasında ortak bir dil oluşturma çabasına hizmet etmiştir. Edebi eserlerinde kullandığı dil de bunu göstermektedir. Tatar edebiyatı Türkiye’de genel bir kabul olarak 19. Yüzyılın Altmışlı Yıllarına Kadar ve 1860-1905 Yılları Arası şeklinde iki temel dönem halinde incelenmektedir. Tatar Edebiyatı’nın ikinci döneminde Tatar-Başkurt edebiyatının önemli ansiklopedist yazarı Rızaeddin Fahreddin tarafından yazılan Esma yaki Amel ve Ceza, Selîme yaki İffet adlı edebi eserler, yazıldıkları dönemde türlerinin ilklerindendir. Rızaeddin Fahreddin, incelenen bu iki eserini yazdığı dönemde eleştiri oklarının hedefi olmak zorunda kalmıştır. Bu çalışmamızda eserlerle ilgili kendi değerlendirmelerimiz ve yazıldığı dönemde eserler ve yazarı ile ilgili söylenen bazı hususlar verildikten sonra yazarın üslup özellikleri üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2005 İLKÖĞRETİM PROGRAMI UYGULAMALARINA İLİŞKİN VELİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26273</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26273</guid>
      <author>Mehmet Kaan DEMİRİsmigül COŞAR</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı eğitim programının veli boyutuna ışık tutmak ve velilerin ilköğretim programı uygulamalarına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Bilindiği gibi 2005 yılında ülkemizde program geliştirme çalışmalarının bir halkası daha yürürlüğe girerek öğretim programları değiştirilmiştir. Öğretim programlarının okul idaresi, öğretmen ve öğrenci boyutlarının yanında veli boyutu da önemli bir değişkendir. Bu bağlamda ilköğretim beşinci sınıfta öğrenim gören öğrenci velilerinin ilköğretim programlarına ilişkin görüşlerini değerlendirmek araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmanın problemi 2005 İlköğretim Programı uygulamalarına ilişkin veli görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini Bursa ili Nilüfer ilçesi ve Yıldırım ilçesinde ilköğretim beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin velileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise bu evrenden random olarak seçilen 235 ilköğretim beşinci sınıf öğrencisinin velisinden oluşmaktadır. Araştırmaya 48’i özel okul 187’si devlet okulunda öğrenim gören öğrencinin velisi olmak üzere toplam 235 veli katılmıştır. Araştırmacılar tarafından geliştirilen bir ölçeğin kullanıldığı araştırma sonucunda elde edilen bulgular incelendiğinde, öğrenci velilerinin 2005 İlköğretim Programı uygulamalarına ilişkin görüşleri ile velinin cinsiyeti, velinin medeni durumu, velinin eğitim düzeyi, velinin çocuğa yakınlığı ve velinin yaşadığı yer değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte; öğrenci velilerinin 2005 İlköğretim Programı uygulamalarına ilişkin görüşleri ile velilerin ekonomik düzeyleri değişkeni arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMAT VE MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE KAMU REFORMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26423</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26423</guid>
      <author>Demokaan DEMİREL</author>
      <description>Tanzimat, Osmanlı devleti için batılılaşma sürecinin başlangıcını teşkil etmektedir. Bu batılılaşma süreci devleti çöküşten kurtarma amacını taşımaktadır ve Osmanlı kamu yönetiminde köklü değişiklikler öngörmektedir. Bu değişikliklerin en önemlisi yeni bakanlıkların kurulmasıyla merkezi idarenin otoritesinin yeniden güçlendirilmesidir. Yerel yönetimler alanında Fransız sistemini örnek alan bazı yeni idari birimler kurulmuştur. Ancak bu birimler yerel kamu hizmetlerini yerine getirmede merkezi idareye büyük ölçüde bağlı kalmıştır. Tanzimat’la başlayan ıslahat süreci I. ve II. Meşrutiyet dönemlerindeki demokratikleşme çabalarıyla desteklenmiştir. Meşrutiyet Osmanlı Devleti’nin daha demokratik bir yapıya geçmesini sağlamıştır. Bu yapı içerisinde en önemli unsur giderek güçlenen merkezi bürokrasidir. Genel olarak merkezi bürokrasi geleneksel ve modern unsurları bir arada içermektedir. Bürokrasi yapılan reformlarda ve anayasacılık hareketlerine öncü bir role sahiptir. Ancak gerçekleştirilen bürokratik reformlar başarılı olamamıştır. Bunun ana nedeni reformların sadece kurumsal yapıyı ve mevzuatı iyileştirmeye dönek olmasıdır. Ayrıca reformlar padişahlar tarafından güçlü bir biçimde desteklenmemiş ve halk tarafından yaygın bir kabul görmemiştir. Bu nedenlerle, yönetim düşüncesi ve kültürü üzerinde önemli bir etki yaratamamışlardır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAFEVÎ ŞAHI HÜSEYİN MİRZA’NIN SİKKELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26404</guid>
      <author>Necla DURSUN</author>
      <description>En büyük Müslüman hanedanlıklarından birisi olan Safevî’ler, İran ve çevresinde hüküm sürmüşlerdir. Hanedanın dokuzuncu hükümdarı olan Hüseyin Mirza’nın hükümdarlığı Safevîlerin çöküş sürecine girdiği bir zamana tekabül etmektedir. Bu dönem sikkeleri Safevî devletinin genel sikke formu, üslup ve kullanılan yazıların çeşitliliği bakımından en ilgi çekici örnekleri oluşturmaktadır. Sikkelerin ön yüzünde Şii inançları doğrultusunda işlenen dini ibareler yer almaktayken, arka yüzde hükümdarın ismi, ünvanı ve sikke bilgileri bulunmaktadır. Sikkelerde kullanılan dil diğer İslami dönem sikkelerinden farklı olarak Arapça yerine Farsçadır. Sikkelerde sülüs ve talik olmak üzere iki farklı yazı türü karşımıza çıkmaktadır. Sikkelerin ön yüzünde genellikle dua ve halife isimleri yer alırken, arka yüzde Şah’ın ismi ve sikke bilgileri yer almaktadır. Şii inançları doğrultusunda sikkelerde kelime-i tevhidle beraber “Ali Allahın dostudur” gibi ibareler görülmektedir. Sikkelerin hemen hepsinde sultan “Şah” ünvanını kullanmıştır. Bu dönem sikkelerinde sikkenin basım yılı arka yüzde, rakamla verilmiştir. Nestalik yazı tipinin verdiği estetik görüntünün yanında kenar bodürlerinde inci dizisi vazgeçilemez bir motif olarak kullanılmıştır. Sikkelerin konturlarında geometrik formlar dışında, bitkisel süsleme bordürleri yer almaktadır. Araştırma, Mardin Müzesi’nde bulunan Safevî dönemine ait sikkelerin ayrıntılı incelenip, yazıların okunarak, süsleme ve kompozisyonların tasnif edilmesi kapsamında, diğer İslami dönem sikkeleri ile karşılaştırmalarını ve sanat tarihi disipliniyle bilimsel değerlendirmelerini ortaya koymayı temel amaç edinmektedir. Safevî sikkeleri ile ilgili yapılan çalışmalara bakıldığı zaman birkaç eser dışında bu çalışmaların, sikke katalogu niteliğinde olduğu görülmektedir. İslami dönem sikkeleri açısından ülkemizde çok üstünde durulmayan bu sikkeler genel olarak bilim dünyasına tanıtılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RAST ŞARKILARDA ARALIKLARIN KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26425</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26425</guid>
      <author>Meltem Erol DÜZBASTILAR</author>
      <description>Kapsamış olduğu alan ile Geleneksel Türk Sanat Müziği, tarih içindeki derinlik ve çeşitliliği ile geniş bir kültür zenginliği meydana getirmektedir (Ay, 1988: 540). Geleneksel Türk Sanat Müziği içinde Rast makamı, günümüze ait en geniş koleksiyonlardan biri olan TRT Türk Sanat Müziği Sözlü Eserler Repertuarı’nda en sık kullanılan beşinci makamdır. Çalışmanın amacı, bilgisayar teknolojisinden faydalanarak Rast şarkılarda aralıkların kullanım durumlarını belirlemektir. Son yıllarda büyük ilerleme gösteren bilgisayar teknolojisi, müzik alanındaki çalışma ve analizlerde de kullanılmaya başlamış ve araştırmacılara büyük imkanlar sağlamıştır. Müzik araştırmalarında verilerin analizi aşamasında bilgisayar kullanımı tüm dünyada giderek yaygınlaşmaktadır (Erol, 2007:38). Uzun zaman alan, zor ve monoton işlem basamakları olan çalışmalar, bilgisayar teknolojisi yardımıyla, müzik alanında da yapılmaya ve özellikle eğitimciler arasında yaygınlaşmaya başlamıştır. Çalışmada Rast makamında aralıkların kullanım durumlarını belirlemek amacıyla, rastgele seçilen 50 Rast şarkı bilgisayar ortamında istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda Rast makamındaki aralıkların kullanım durumları belirlenerek, örneklerle açıklanmıştır. Çalışma soncunda Rast makamında en fazla kullanılan aralığın pest yöne doğru kullanılan B2’li aralığı, en az kullanılan aralığın ise yine pest yöne doğru kullanılan K6’lı aralığı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Çalışma, aralıkların kullanımı konusunda Rast ezgilerin karakteristik özelliklerini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Çalışmanın araştırmacı, besteci, icracı, öğretmen ve öğrencilere yeni bakış açıları kazandıracağı ve önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE IMPORTANCE OF MUSIC IN INTERCULTURAL COMMUNICATION AND WITHIN THIS CONTEXT, COMMON FOLK DANCES AND MUSIC OF THE TURKISH CYPRIOT AND GREEK CYPRIOT COMMUNITIES</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26371</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26371</guid>
      <author>Hatice ONURAY EĞİLMEZÖzgür EĞİLMEZ</author>
      <description>Çalışmada kültür ve kültürlerarası iletişim kavramları tanımlanarak kültürlerarası iletişimin en güçlü araçlarından biri ve insanlığın ortak dili olduğu düşünülen müziğin toplumlar üzerindeki etkisine değinilmektedir. Bu kanıyı desteklemek amacıyla Kıbrıs adasında yaşayan dini ve dili farklı olmasına rağmen karşılıklı etkileşimler sonucu yaşamlarında benzer geleneksel yapıyı korumayı başaran Türk ve Rum toplumlarının ortak olarak kullandıkları halk oyunları ve müzikleri tanıtılmakta, bu müziklerin benzer ve farklı yanları irdelenmektedir. İki kültür arasındaki iletişimin açıklık kazanması amacıyla Türk ve Rum toplumlarının birlikte yaşadıkları tarihi sürece de değinilmektedir. Bu süreçte 1571 yılında Kıbrıs adasının Osmanlı İmparatorluğunun yönetimine geçmesinden sonra adaya yerleşerek kültür, gelenek, halk oyunları ve müziklerini de adaya beraberlerinde getiren Anadolu Türkleri ile Kıbrıs’ta o dönemde adada yaşamakta olan toplumun kültür etkileşimleri neticesinde oluşan ortak halk oyunları ve müzikleri üzerinde de durulmaktadır. Belgesel tarama yöntemiyle yapılan araştırmada, müziğin kültürlerarası iletişimdeki öneminin Kıbrıs adasında yaşayan Türk ve Rum toplumlarının ortak kullandıkları çeşitli halk oyunları ve müzik örnekleriyle destekleyerek ortaya konması amaçlanmıştır. Farklı din ve dillerdeki toplumların dahi müzik aracılığı ile elde etmiş oldukları ortak kültür birikimlerini ortaya koyan araştırma, küreselleşme ve gelişkin iletişim araçlarının hâkim olduğu günümüzde kültürlerarası iletişimin müzik aracılığıyla toplumları birbirlerine daha da yakınlaştıracağını vurgulaması açısından önemli görülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“MEDİNE VESİKASI”NIN MADDELENDİRİLME ŞEKLİ VE TÜRKÇE ÇEVİRİLERİ ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26387</guid>
      <author>Mehmet ERDEM</author>
      <description>“Medine Vesikası”, Hz. Peygamber (sav)’in, Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra, yeni kurulan İslam Devletinin anayasası mesabesinde olmak üzere yazdırdığı rivayet edilen meşhur mukavelenamedir. Bu vesika, dünyanın ilk yazılı Anayasası olarak kabul edildiği için, Hukuk tarihi açısından özel bir öneme sahiptir. Bu tarihi belgeyi bir bütün halinde bize aktaran en eski kaynak İbn Hişam’ın “el-Siretü’n-nebeviyye” isimli eseridir. O bunu, hocası İbn İshak’tan aktarmıştır. Vesika, klasik kaynaklarda düz bir metin halinde yer almakta olup, ilk defa Müsteşrik Wellhausen onu 47 maddelik bir kanun formunda tanzim etmiş ve bu form yaygınlaşmıştır. Ancak, kanaatimizce, bu maddeleştirme şeklinde, metnin bazı unsurlarının doğru anlaşılmasını engelleyen bir takım tutarsızlıklar bulunmaktadır. Ayrıca, Vesikaya atıf yapan Türkçe çalışmaların çoğunda, M. Hamidullah’ın Fransızca olarak kaleme aldığı “Le Probhete de l’İslam” adlı eserinin Salih Tuğ tarafından yapılmış olan tercüme esas alınmıştır. Ne var ki, mezkür tercümede de bir takım problemler bulunmaktadır. Bu çalışma, söz konusu maddelendirme şeklinin tutarsızlıklarına ve başta mezkûr tercüme olmak üzere, Vesika’nın yaygın Türkçe tercümelerinin problemli yönlerine dikkat çekmek için kaleme alınmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOBANLAR HAVZASI'NDA (AFYONKARAHİSAR) TOPRAK EROZYONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26399</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26399</guid>
      <author>Tevfik ERKAL</author>
      <description>Dilimizde kemirme anlamına gelen erozyon Latince kökenli bir sözcük olup dünyanın kendisi kadar eski bir süreci ifade etmektedir. Erozyon gerçekte çok yavaş meydana gelen, gözle pek görülmeyen zararsız bir aşınım olayıdır. Fakat ülkemizin eğimleri sık değişen, yüksek amplitüdlü genç bir topoğrafyaya sahip olması bu doğal olayın yer yer afet boyutuna ulaşmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada Afyonkarahisar İli'nde 7340 km²'lik bir alan kaplayan, Akarçay kapalı havzasının orta bölümünde yer alan alt-havza niteliğindeki 801 km²lik Çobanlar bölümündeki erozyon olgusu değerlendirilmektedir. Sözkonusu bu alandaki toprak erozyonunun değerlendirilmesinde potansiyel yıllık toprak kaybı (R)USLE yöntemi ile CBS ve Uzaktan Algılama (UA) teknikleri kullanılmıştır. (R)USLE yöntemi uygulanması araştırma alanında ilk kez yapılan kantitatif bir çalışmadır. Bu yöntemle R (yağış), LS (yamaç uzunluğu ve eğimi), K (toprağın aşınabilirliği), C (bitki örtüsü-arazi kullanımı) ve P (toprak koruma) katmanlarının üretilmesinden sonra elde edilen sonuç haritasından Çobanlar Havzası'nda potansiyel toprak kaybı 0-195 ton/ha/yıl olarak saptanmıştır. Havzanın yıllık toprak kaybı Türkiye’nin başka yerlerinde aynı yöntemin uygulanmasıyla yapılan çalışmalarla karşılaştırıldığında Çobanlar Havzası'nın erozyondan orta derecede aşınabilirlikte etkilendiği ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni havza litolojisinin önemli bir bölümünün tüf, tüf-aglomera gibi volkanik kökenli, metamorfik ve benzeri kolay aşınabilir kayaçlardan oluşmasıyla ilişkilidir. Ayrıca havzadaki erozyon olgusu kuzey kesimde, yerleşme ve nüfus yoğunluğunun azaldığı yerlerde daha şiddetli olarak saptanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK EĞİTİMİ VEREN KURUMLARDA SES EĞİTİMİ DERSLERİNDE KULLANILABİLECEK BEDENSEL VE ZİHİNSEL GEVŞEME YÖNTEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26449</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26449</guid>
      <author>Gül Fahriye EVREN</author>
      <description>Programlı bir müzik eğitimi içerisinde, ses eğitimi dersleri, şüphesiz çok önemli bir yere sahiptir. Ses eğitimi derslerinde karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, bedensel ve zihinsel farkındalığın olmayışıdır. Hazırlığın yetersiz olması nedeniyle, bedende istenmeyen bir takım yanlış davranışlar gelişebilmektedir. Yanlış postür, aşırı gergin ve koordinesi zayıf kaslar, nefes üretiminin yetersiz ve güçsüz olması gibi pek çok nedenden ötürü, ses üretimindeki doğallık bozulmakta, yapay bir görüntü ortaya çıkmaktadır. Hatta bazı öğrencilerde, önceden sesin hatalı ve bilinçsiz kullanımı nedeniyle oluşmuş, bir takım ses sorunları bulunmaktadır. Ses organının zarar görmüş olmasından dolayı da eğitim kalitesi olumsuz yönde etkilenmektedir. Zihinsel ve bedensel hazırlığın olmayışı, bu kalıplaşmış yanlış kullanımların kolaylıkla giderilmemesine, eğitim sürecinde ciddi bir kayba ve ders içi performansın düşmesine neden olmaktadır. Ses eğitiminde temel öğe olan doğru solunum mekaniğinde, etkin olan tüm kasların aktif bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Gerekli gevşemeyi sağlamış ve tüm kaslarını koordineli çalıştıran bir öğrencinin, sesini bilinçli bir şekilde kullanmayı öğrenmesi daha kolay olacaktır. Bedensel ve zihinsel gevşeme hareketlerinin uygulanmaması nedeniyle oluşabilecek bu sorunlar, yalnızca ses eğitimi derslerinde değil, çalgı eğitimi gibi temel derslerde de görülmektedir. Çalgı eğitimine gerekli bedensel ve zihinsel gevşeme yöntemlerini uygulamadan gelen öğrenci de aynı şekilde kullandığı enstrümanın icrasına yönelik bir takım zorluklarla karşılaşabilmektedir. Ders öncesi ve günlük yaşantıda uygulanabilecek gevşeme çalışmalarının bu sorunlara ışık tutacağı, yalnızca ses eğitimi dersleri için değil, müzik eğitimi veren kurumlarda, bedensel ve zihinsel farkındalığı gerektiren tüm dersler için de yararlı olacağı düşünülmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmada, bedensel ve zihinsel gevşemeye yardımcı olacağı düşünülen Alexander, Feldenkrais, Linklater, Lessac, Yoga ve Meditasyon gibi güncel yöntemlerden bahsedilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL SANATLAR ALANINDA ÜSTÜN YETENEKLİ ÖĞRENCİLER VE TÜRKİYE’DEKİ EĞİTİMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26373</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26373</guid>
      <author>Mehmet Ali GENÇ</author>
      <description>Toplumlardaki gelişme ve ilerlemenin lokomotifi olan üstün yetenekliler, dünyada hemen hemen her toplumun dikkatini çekmiş bir konudur. Bu öğrencilere yönelik, yüksek potansiyellerinden dolayı, gerekli özel eğitimler sağlanmış, ancak özel eğitim içerisinde görsel sanatlarda üstün yetenekli bireylere yönelik eğitim uzun süre göz ardı edilmiş ve gecikmiş bir konu olmuştur. Türkiye’de Cumhuriyet döneminde üstün yeteneklilerin eğitimine yönelik, 1956 yılına kadar, herhangi bir uygulamanın olmadığı görülmektedir. Bu tarihten sonra 6660 sayılı yasa, Ankara Fen Lisesi projesi, Özel Sınıf Uygulaması ve günümüzde Bilim ve Sanat Merkezleri üstün yetenekli öğrencilere yönelik özel eğitim uygulamaları olarak dikkat çekmektedir. Görsel sanatlarda üstün yetenekli öğrencilere yönelik ilk eğitim düzenlemesi 6660 sayılı yasayla başlamıştır. Sınırlı sayıda üstün yetenekli öğrencilerin devlet hesabına yurtdışına gönderildiği ve yeterli verimin alınmadığı bu uygulamadan sonra, bilim ve sanat alanında üstün yetenek eğitimini günümüzde Bilim ve Sanat Merkezleri üstlenmiştir. Aday gösterme, grup testi ve bireysel değerlendirme gibi üç aşamada seçilen öğrencilere, Bilim ve Sanat Merkezi’nde beş aşamadan oluşan eğitim programı sunularak; öğrencilerin, bilimsel düşünce ve davranışlarla estetik değerleri birleştiren, üretken, problem çözen bireyler olarak gelişmeleri amaçlanmıştır. Tarama yönteminin kullanıldığı bu çalışmada, üstün yetenekli ve sanat alanında üstün yetenekli öğrencilerin tanım ve özellikleri ile ülkemizde geçmişte yapılan ve günümüzde Bilim ve Sanat Merkezlerinde uygulanan eğitimlerin irdelenmesi amaçlanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDE DEMOKRATİK DEĞERLERİN BENİMSENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26356</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26356</guid>
      <author>Salih Zeki GENÇHanife ESEN</author>
      <description>Öğretmen yetiştirme sürecinde öğretim, elemanlarının demokratik tutumlarını belirlemek amacıyla tasarlanan bu çalışma betimsel nitelikte olup nicel bir araştırmadır. Bu araştırmada öğretmen yetiştirme işini üstlenen eğitim fakültelerinde, öğretim elemanlarının benimsedikleri demokratik değerler, cinsiyet değişkeni, akademik unvan değişkeni, mesleki kıdem değişkeni ve görev yapılan coğrafi bölge değişkenlerine göre yordanmıştır. Veriler Akdeniz Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve Marmara Bölgesi’nden gönüllülük esasına dayalı olarak toplanmıştır. Araştırmaya 54’ü bayan 109’u erkek olmak üzere toplam 163 öğretim elemanı katılmıştır. Verilerin toplanmasında “Öğretmen Yetiştirmede Benimsenen Demokratik Değerlerin Belirlenmesi Anketi” kullanılmıştır. Veri toplama aracı araştırmacı tarafından geliştirilmiş olup, örneklem grubuna benzerlik gösteren başka bir gruba uygulanmış Cronbach’s Alpha .91 olarak hesaplanmış ve anket formu uygulamaya konmuştur. Verilerin analizinde SPSS programından yararlanılmış, One-Way Anova, Scheffe, Tamhane, Welch ve t testi kullanılmış olup anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir. Analiz edilen verilerin yorumlanması sonucunda cinsiyet değişkeni, akademik unvan değişkeni ve mesleki kıdem değişkeninde anlamlı farklılık görülmezken öğretim elemanının görev yaptığı coğrafi bölge değişkeninde anlamlı farklılık görülmüştür. Sonuç olarak öğretim elemanlarının özdeğerlendirme, sınıf içi uygulamalar ve ölçme-değerlendirmeye yönelik görüşlerinin görev yaptığı coğrafi bölgeye bağlı olarak değiştiği saptanmıştır. Özdeğerlendirme boyutunda İç Anadolu Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi, sınıf içi uygulamalar boyutunda İç Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi ve Marmara Bölgesi, ölçme-değerlendirme boyutunda ise İç Anadolu Bölgesi’nde görev yapan öğretim elemanlarının diğer bölgelerde görev yapan öğretim elemanlarına göre daha olumlu görüşte oldukları belirlenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>9-16 YAŞLARI ARASINDAKİ OTİZMLİ VE TİPİK GELİŞİM GÖSTEREN ÇOCUKLARIN EMPATİ BECERİ DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26318</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26318</guid>
      <author>Alev GİRLİDeniz TEKİN ERSAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı 9-16 yaş arasında yüksek fonksiyonlu otizm veya Asperger sendromu tanılı çocukların empati becerilerini tanı, yaş, cinsiyet değişkenleri açısından normal gelişim gösteren yaşıtlarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışma betimsel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya otizm spektrum grubundan (yüksek fonksiyonlu otizm ve/veya Asperger Sendromu tanılı) 28 ve normal gelişim gösteren 42 çocuk katılmıştır. Veriler Byrant tarafından 1982 de geliştirilen ve Yılmaz-Yüksel tarafından 2003’te Türkçe’ye uyarlanan “Çocuklar için Empati Ölçeği” ve araştırmacılar tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Tanı grubuna göre yapılan karşılaştırma sonuçlarında, yüksek işlevli otizmli grubun Asperger sendromu tanılı ve normal gelişim gösteren akranlarına göre daha düşük empati düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Cinsiyete göre yapılan karşılaştırmada yüksek işlevli otizm tanılı kızların, YFO’li erkeklere göre daha yüksek performans gösterdiği saptanmıştır. Yüksek işlevli otizm, Asperger Sendromu ve normal gelişim gösteren kızların empati puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Ancak otizm spektrum grubundakilerin az da olsa daha düşük performans gösterdikleri görülmüştür. Yaşa göre yapılan karşılaştırmada 12 yaş altı YFO ve AS’lu çocukların puanlarının normal gelişim gösteren çocukların puanlarından anlamlı ölçüde farklılaşmadığı, ancak 12 yaş üzerinde farklılaştığı belirlenmiştir. 12 yaş üzeri normal gelişim gösteren çocukların empati beceri düzeyinin otizm spektrum grubundaki yaşıtlarında daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTLERDE FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ: OKULLARA İLİŞKİN BAZI ÇIKARIMLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26426</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26426</guid>
      <author>Hatice GÜLEŞ</author>
      <description>Farklılıklar örgüt ve toplum üzerinde güçlü etkilere sahiptir. Küreselleşme ve yaşanan hızlı değişimlerin etkisiyle birey, grup, örgüt ve toplum düzeyindeki farklılıklar günümüzde daha fazla önem kazanmıştır. Bireylerin demografik özelliklerinin yanında din, dil, ırk, etnik köken, kişilik, sosyo-ekonomik düzey, eğitim ve kültürel yönden oluşan farklılıklar, bir takım sorunlara neden olabilirken; iyi yönetildiğinde örgütler ve toplumlar açısından önemli avantajlar sağlayabilmektedir. Bu bakımdan farklılıkların olumlu etkilerinden yararlanabilmek amacıyla, örgütlerde farklılıkları dikkate alan bir yönetimin nasıl olması gerektiğine yönelik arayışlar, konuyla ilgili araştırmaları yönlendirmektedir. Bu bağlamda son yıllarda literatürde adından sıkça söz edilir bir kavram olan farklılıkların yönetimi, başarılı bir yönetim için gerekli görülen ve örgütlere rekabet üstünlüğü kazandıran bir yönetim anlayışı olmakla birlikte; liderlerin etki gücünü arttıran önemli bir özellik olarak da değerlendirilmektedir. Farklılıkların yönetilebilmesi için öncelikli olarak demokratik ortamlara ihtiyaç duyulmaktadır. Tanım olarak farklılıkların yönetimi, bireyler arasındaki görüş, inanç ve değer gibi farklılıkları anlayışla karşılayıp; örgütsel öğrenme ve örgütün gelişimi için bu farklılıkların değerlendirilmesini içeren bir yönetim anlayışıdır. Dolayısıyla farklıkları önemseyen ve farklılıklardan öğrenmeyi temele alan böyle bir yönetim anlayışının okullarda etkili olmasının, hem öğrencilerin bireysel gelişimine hem de okulun genel başarısına katkı sağlayacağı söylenebilir. Bu çalışmada farklılıkların yönetimi kavramsal düzeyde incelenerek, okullarda farklılıkların yönetimine ilişkin bazı çıkarımlar sunmak amaçlanmıştır. Bu kapsamda farklılıkların yönetimi, demokrasi ve liderlikle ilişkili olarak açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>INTERNATIONAL RELATIONS AND THE INTERNATIONAL SYSTEM: SYMBIOSIS OF CONTINUITY AND CHANGE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26385</guid>
      <author>Murat GÜL</author>
      <description>Although its origins may be traced back much further, the formal recognition of “international relations” as a separate discipline within the western academia dates back to the establishment of a Chair of International Relations at the University of Wales, Aberystwyth, in 1919. Nearly a century passed on its establishment, but there is still no consensus on the definition of the discipline, on international system and actors and forms of relations within the system. This is mainly due to an ongoing tension between the proponents of continuity (insisting on traditional actors and their forms of relations – nation state/power relations) and proponents of change (disregarding the role of states and insisting on new types of actors and new forms of relations – NGOs, transnational corporations, etc./cooperative relations). This article argues that a comprehensive analysis of international relations and international system is the one that regards (the former two) as domains within which traditional actors, structures and forms of relations coexist with new types of actors, structures and forms of relations; within which there is the symbiosis of continuity and change.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ HAYAT’TA KOPYA, BİYONİZM, SAHET MERKEZ, ARAYIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26342</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26342</guid>
      <author>İmran GÜR</author>
      <description>Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” romanı postmoderni “görüntü”nün bilinci ve postmodern özneyi görüntü bilincinin kurduğu sahte merkez konumunda tanımlayan bir “kendi bilincini” arayış romanıdır. Romanda sahte merkezler kurulmuş bilinç alanları ve bu bilinç alanının kurduğu yaşamlar da kopyalanmış yaşamlar olarak ele alınmaktadır. Romandaki kopya yaşamlar, kopyalanmış bilinç ve biyonik insan ilişkisini ortaya koymaktadır. “Yeni Hayat” kendi bilincini kaybeden öznenin onu kaybettiği yeri postmodernin kendi kurgu bilinci ve “öteki”ni öznenin bilincine sızan ve onu kuran ikincil unsurlar konumunda ortaya koymaktadır. Romandaki arayış sanatı öznenin kendi bilincini ötekilerden ayıklama, arındırma ona ulaşma deneyimi olarak tanımlanmaktadır. Kaosun ötekilerin alanına karışan kendi hikâyesi ve bilinci olduğu romanda kopya ve biyonizmin karşısına öznenin kendi gerçek, özgün hikâyesinin konulması bunun için de kendi gerçeğinin ötekilerin alanından ayrılması süreci anlatılmaktadır. Yeni Hayat’ta hafıza kopyayla aslın ayırt edilmesinde tek ölçüt kabul edilmekte, bilincin asılla ve kopyayla ilişkisinin merkezine yerleştirilmektedir. Hafıza insanı kendine benzeyen en yakın kopyadan ayıran, şeyleri anlamlandırma sürecinde kişiselliğin tek ölçütü olarak ortaya konulan kişiye özgü bellektir. Bu nedenle romanda öznenin kurulmasında kopyalaşma süreci hafızayla ilişkilendirilmektedir. Hafıza, kopyanın aslın yerini aldığı, kişisel yaratmanın kopya yaratmaya dönüştüğü, özgünlüğün kaybedildiği, yolculuk sürecinde asıla ulaşmak için kopyadan temizlendiği merkezdir. Bu nedenle Yeni Hayat kişisel hafızanın bulunması yolculuğudur. Bu konumuyla Yeni Hayat’ta postmodern özne bilinci başkalarınca kurulmuş bir bilinçsizlik durumunun adıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANIM MI TARİF Mİ? HALK HİKÂYESİNİN TANIMLANMASI MESELESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26389</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26389</guid>
      <author>Baki Bora HANÇA</author>
      <description>Anlatmaya dayalı türler içerisinde özellikle destan türünden sonra halkın dünya görüşünü ve muhayyilesini yansıtması bakımından halk hikâyeleri gelmektedir. Halk hikâyeleri başta Batılı araştırmacılar olmak üzere, Türk bilim adamları tarafından üzerinde en çok çalışılan türlerden biridir. Halk Hikâyeleri üzerine oldukça fazla çalışma yapılmış olmasına rağmen bu türün ayrıntılı bir tanımı hususunda eksiklik olduğu kanaatiyle yeni bir tanım yapmanın uygun olacağı düşünülmüştür. Bilindiği gibi her biri alanında ekol oluşturmuş büyük akademisyenler olan Pertev Naili Boratav, Şükrü Elçin, Fikret Türkmen gibi hocalarımız halk hikâyesi türünün tanımı üzerine değerli fikirlerini araştırmacıların bilgisine sunmuşlardır. Onların yapmış olduğu tanımlar ve çalışmalar halk hikâyesi türünün akademik anlamda gelişmesinde büyük rol oynamış, onları takip eden halk bilimcilere de kılavuzluk etmiştir. Çalışmadaki amacımız, bu hocalar ve onları takip eden diğer hocalarımızın halk hikâyesi türünün tasnifi ve tanımlanması yönündeki araştırmaları ışığında türün bütün özelliklerini kapsayan bir tanımına ulaşmaktır. Bu çalışmada türün, yaratım ve aktarım, içerik ve işlev, şekil ve yapı özelliklerini kapsayan bir tanım yapılmıştır. Halk Hikâyesi türünün genel özellikleri ve türün tanımlanması üzerine daha önceden yapılan çalışmalar doğrultusunda yapmaya çalıştığımız bu tanım eleştiriye açıktır. Olası eleştiriler yapmış olduğumuz bu çalışmanın özünü teşkil eden ve tanım olarak nitelendirdiğimiz görüşün tanım veya tarif olduğu üzerine odaklanacaktır. Çalışmamızda bu sorunun cevabı da aranmaktadır. Tanım yapılırken uygulanan bu metot diğer halk edebiyatı türlerinin tanımı yapılırken de uygulanabilir kanaatindeyiz. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMATIN BİRİNCİ DÖNEM ŞAİRLERİNİN DİVAN ŞİİRİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİN ESERLERİNE YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26315</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26315</guid>
      <author>Kadriye HOCAOĞLU</author>
      <description>Eski Türk edebiyatı; İslâmî kültürden beslenen, Fars edebiyatının kuvvetli tesiri altında kalan, altı asırlık edebî geleneğimizin adıdır. Zamanla oluşan bu edebiyat geleneğimizde nesirden çok nazmın ön plana çıktığı da bir gerçektir. Edebiyatımızın klasik dönemi olarak adlandıracağımız bu edebiyatın XIX. yy.da -özellikle ikinci yarısında- çözülmeye başlayıp bu tarihten sonra kendi üslubuyla çağa damgasını vuracak önemli isimler yetiştiremediği görülmüştür. Divan Edebiyatının içine girdiği bu çöküş dönemini iyi değerlendirebilmek için bu dönemde ortaya çıkmış bütün edebî fikirleri ve akımları doğru anlamak ve dönemin şartlarını, siyasî, sosyal ve kültürel yapısını iyi değerlendirmek gerekir. XIX. yy. ile birlikte devlet kurumlarında hatta sosyal yapıda bir değişmenin başladığı bariz olarak görülmektedir. Artık aydınımız yüzünü Batıya çevirmiştir. Tanzimat dönemiyle sosyal, kültürel ve siyasî sahada hem de bu durumun yansıması olarak edebî anlamda bir değişimin olduğu muhakkaktır. Tanzimat, kendine has yeni bir ifade tarzı da yaratacaktır. Bizim, bu yazımızda altı asırlık bir geleneğin ardından şekillenen yeni edebiyatın ilk dönemindeki şairlerin düşüncelerine yer verilecektir. Bu isimlerin hepsi eski gelenek içinde yetişmiş, eski tarzda şiirler söylemiş ya da o kültürden beslenmiştir. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa gibi hem Tanzimat döneminin hem de yeni edebiyatın önemli isimlerinin eski Türk şiirine bakış açısını değerlendirmek, o dönemki şartları ve edebî alandaki tenkitleri daha iyi analiz etmek açısından önemlidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BOSNA HERSEK SİYASİ COĞRAFYASINDA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KIYI SINIRINDAKİ DEĞİŞİMLER VE DENİZE ÇIKIŞ SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26397</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26397</guid>
      <author>Bekir Yüksel HOŞ</author>
      <description>Eski haritalarda Bosna Hersek topraklarının denize doğru iki çıkış koridoru mevcuttur; Bunlardan birisi güneybatıda Neum şehri-Klek yarımadası iken ve diğeri ise güneydoğudaki Sutorina Vadisi’dir. Ortaçağdaki Bosna Krallığı’ndan 1947’ye eski Sosyalist Yugoslavya Federasyonu, federatif sınırlarını teşkil edene dek, bu sınırlarda herhangi bir büyük boyutlu ciddi değişim olmamıştır. 500 yıldan daha fazla süredir bu iki kıyı, daima Bosna Hersek toprak bütünlüğü içerisinde kalmıştır. II.Dünya savaşından itibaren Avrupa kıtasında siyasi güçlerin ve bölgesel dengelerin şiddetli bir şekilde değişirken aynı zamanda Bosna Hersek çevresinde de bir çok şey değişmiştir. En çok da sınırları bu tür bir değişimden etkilenmiştir ve bu söz konusu değişim, gelecekteki ciddi sonuçları getirecek bir değişimdir. Pek tabii ki sınırlar siyasi coğrafyanın vazgeçilmez bir öğesidir. Konu “Sınırlar” olduğunda, günümüzde Bosna Hersek içerisinde ve çevresinde bir çok sınır söz konusudur. Bu sınırlar, beşeri coğrafyanın kalitesini ve istikrarını değiştirdiği gibi sakinlerinin kaderini ve vatanlarında hayatta kalma mücadelelerini etkileyen sınırlardır. Ve bu sınırlar bir çok kereler siyasi uzlaşmazlıkların da sebebi ya da anahtar faktörü durumundadır. Günümüzde Bosna Hersek, Adriyatik’te mümkün bir müstakbel ticari liman olabilecek iki kıyısından birinden (Sutorina) yoksun bırakılmış durumdadır. Şu anda bu kıyı, hali hazırda Karadağ kontrolü altındadır. Diğer kıyıda ise hem Fiziki coğrafya ve hem de Siyasi coğrafya unsurlarından kaynaklanan büyük bir sınırlılık söz konusudur. Çünkü bu saha ne bir tesirli deniz limanına sahiptir ne de büyük kısmı Hırvatistan’a ait olan sık konumlanışlı adalar, körfezler, koylar, burunlar zincirinden oluşan Dalmaçya kıyı tipi, Adriyatik denizine doğru serbest bir çıkış sağlamamaktadır. Böylece Bosna Hersek, mevcut kıyılarını kendi ticari amaç ve işlevleri (ithalat ve ihracat) kullanabilecek ve ihtiyaçlarını sağlayabilecek durumda değildir. Bu çalışmada, Bosna Hersek’in kıyı problemlerine ve bunun sahadaki sonuçlarına işaret edilmiş ve bu siyasi kördüğüme yönelik bazı çözüm önerileri verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN DÖNEMDE YAŞLANMA VE DİN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26361</guid>
      <author>Abdullah İNCE</author>
      <description>Modernleşme süreci batı özelinde ortaya çıkmış ama batı ile sınırlanamayacak bir süreçtir. Bu süreç yeni bir insan modeli ile birlikte yeni bir toplum tipini getirmiş gözükmektedir. Bu süreçle birlikte geleneksel aile düzeni yerini çekirdek aile tipine bırakmış, mekân algısında değişimler ortaya çıkmış, geleneksel değerlerden bağımsızlaşma eğilimindeki bireyin bakışı mekân algısına da yansımıştır. Yaşlanma dönemi bu süreçle birlikte bir probleme dönüşmüştür. Geleneksel toplumda kendi sosyal ortamı içerisinde varlığını sürdüren yaşlılar bu dönemde bir taraftan yeni imkânlara kavuşurken, toplumsal hayatın dışına itilmekle, mananın yitimiyle istenmeyen bireylere dönüşmekle, yalnızlaşmakla, aile ortamı dışına çıkarak kültür aktarıcısı rolünü yitirmekle baş başa kalmıştır. Huzurevi bakımevi gibi kurumlar bunun tipik bir göstergesi olmuştur. Zihniyet oluşturucu, değer üretici, sosyalleşmeye teşvik edici ilkeleriyle dinler yaşlanma döneminde hala fertler için önemli bir müracaat alanı olmaya devam etmektedirler. Din, hayatının sonbaharını yaşayan fertlere psikolojik destek sunan, ibadetler aracılığıyla sosyalleşmeyi devam ettiren ve sahip olduğu diğer ilkelerle bireysel ve toplumsal rolünü eksiksiz yapmaya devam eden bir kurumdur. Bu bağlamda yaşlıların baş etme süreçlerinde, yalnızlık duygularını azaltmada, boş zaman uğraşılarını şekillendirmede, kuşaklar arası iletişimde etkili olmaktadır. Böylelikle modern bakışın aksine geleneksel hala önemli bir müracaat olmaya da devam etmektedir. Bu da bize modern düşünceyle hayatımıza giren değerlerin yeniden sorgulanması gerektiğini telkin eder.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİNMEYEN KAYSERİLİ ŞAİR İSMAİL HAKKI ORAL’IN “ÜÇ DESTAN” İSİMLİ ESERİ VE BU ESERDE YER ALAN ERZİNCAN DESTANI İNCELEME- TRANKRİPSİYONLU METİN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26384</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26384</guid>
      <author>Serhan ALKAN İSPİRLİ</author>
      <description>Geçmiş dönemlere ait eserlerin gün ışığına çıkarılarak okunup, anlaşılır hâle getirilmesi tarihimiz, kültürümüz, aynı zamanda edebiyat dünyamız için büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada Kayseri ili Yeşilhisar ilçesi Kuşçu Köyünde 1942 yılında imamlık yapmış olan şair İsmail Hakkı Oral hakkında bilgi verilmiş, şairin “Üç Destan” isimli eseri dikkatlere sunulmuştur. Böylece Türk edebiyatının bugün bilinmeyen bir şahsiyeti daha gün ışığına çıkarılmıştır. İsmail Hakkı Oral 20. yüzyılda yaşamıştır. Kayseri’de doğmuş ve hayatının büyük bir kısmını Kayseri ve çevresinde geçirmiştir. Hayatı hakkında yeterli bilgimiz yoktur. Çalışmamız özellikle bu eserdeki ikinci destan olan 1939 Erzincan depremi üzerine söylenen manzume üzerinedir. Erzincan Destanı okunduğunda bu depremin şairi derinden etkilediği görülecektir. Bu çalışma İsmail Hakkı Oral ve “Üç Destan” isimli eseri hakkında hazırlanmış olup iki bölümdür. İlk bölümde İsmail Hakkı Oral’ın hayatı hakkında bilgiler verilerek şairlik yönü üzerinde durulmuştur. Şiirleri şekil ve içerik açısından incelenmiştir. İkinci bölümde ise transkripsiyonlu metin yer almaktadır. Milli Kütüphanede bulunan ve müellif hatlı olan “Üç Destan” isimli yazma eser tanıtılmış, Arap alfabesinden günümüz harflerine çevrilerek transkripsiyonlu tam metni verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>I NUMARALI EVÂMİR-İ SULTANİYE DEFTERİNE GÖRE II. SÜLEYMAN DÖNEMİNDE (1689-1691) HALEP</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26401</guid>
      <author>Mehmet KABACIK</author>
      <description>OsmanlıDevletinde 1689-1691 yılları, Viyana bozgunu sonrasında yaşanan sıkıntılısürecin bir bölümünü oluşturmaktadır. II. Süleyman döneminde, yaşanan bozgunu durdurmak için mali ve askeri konularda tedbirler alınmış, düzenlemeler yapılmıştır. Bu dönemde Halep’te yaşanan sıkıntılarıaşmak, alınan tedbirler ve yapılan düzenlemelerin uygulanmasını sağlamak için iki yıl içerisinde Halep’e 228 adet hüküm gönderilmiştir. Mültezimlerin haksız vergi talepleri halkın en önemli şikayet konusunu oluşturmaktadır. Gönderilen hükümlerde bir taraftan halka zulm edilmemesi belirtilirken diğer taraftan vergilerin eksiksiz olarak toplanıp merkeze gönderilmesi istenmektedir. Halktan asker toplanması ve eyalette bulunan askeri kuvvetlerin Avusturya seferine katılması, sefere katılmayanların askerlikle ilişkilerinin kesilmesi, asayişolayları ve alınan tedbirler, avârız vergileri ve muafiyetler, mangır kullanımıve azınlıkların durumu ile ilgili gelişmeler Halep ile İstanbul arasındaki yazışmaların başlıca konularını teşkil etmektedir. Devlet merkezinden gönderilen emirlere rağmen halkın şikayetlerine çözüm üretilememiş, haksız vergi toplanmaya devam edilmiştir. Haksız vergilerden dolayı bir çok insan evini, köyünü terk etmiştir. Gelir durumu kötüleşen aileler avarız vergilerinden muaf tutulmuşlardır. Avarız vergilerinden muaf tutulanların sayısının Halep’in merkezine göre kırsal kesimde çok daha fazla olması, yaşanan olumsuz gelişmelerden Halep’in kırsal kesiminin çok daha fazla etkilendiğini göstermektedir. Mali sıkıntıyı aşmak için uzun bir aradan sonra mangır adıyla bakır para kesilmiştir. Halep piyasasına kısa zamanda hakim olan mangırın kullanımı fazla uzun olmamış ve tedavülden kaldırılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AZERBAYCANDAN BAŞLAYAN TARİH</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26417</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26417</guid>
      <author>Muhammet KEMALOĞLU</author>
      <description>Türklerin Azerbaycan’a gelip yerleşmeleri çok eski zamandan başlamış ve 16. yüzyıla kadar devam etmiştir. Kuzey Azerbaycan müellifleri, hele son zamanlarda bu kanaate varmışlar ki Azerbaycan tâ eskiden Türklerin yurdu olmuş ve sonradan gelen Türkler de bunlara karışarak yerlileşmişlerdir. Hata bazıları (Mahmut İsmailov vb.) eski Türklerin veya Prototürklerin önce Ön Asya’da oturduklarını ve şayet oradan Orta Asya’ya göçtüklerini yazıyorlar. Mesela, rahmetli Aydın Mehmedov (1989), Tofik Hacıyev ve Nizami Hudiyev (1990) kendi kitaplarında bazı Sümer-Türk sözlerinin benzerliğine değinerek Sümer uygarlığının oluşumunda Türk soyunun doğrudan veya herhangi bir vasıtayla iştirak ettiğini yazıyorlar. Bu hususta Türk bilginlerinden Prof. Osman Nedim Tuna uzun süre araştırmadan sonra 150’den çok Sümer sözünü sistemli şekilde fonetik değişmeleri izlemekle Türk sözleriyle karşılaştırmış ve eski dönemde Sümer-Türk dillerinin arasında ilişki olduğunu göstermiştir. 20. yüzyılın başlangıcında F. Hommel, Sümer-Türk dillerini karşılaştırarak incelemiş, Sümer dilinin de Altay dillerinden olduğu kanaatine varmıştır. Ünlü çağdaş Kazak bilgini Olcas Süleymanov da Sümer-Türk dillerini karşılaştırarak tetkik ederek, 60 kelimede yakınlık olduğunu tespit etmiş ve sonuçta Sümer diliyle eski Türk dili arasında kültürel bağlılık ve ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AÇLIK, İŞGAL, ÖLÜM VE YUNANİSTAN’DA HAYAT KURTARAN GEMİLER 1939–1945</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26388</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26388</guid>
      <author>Ulvi KESER</author>
      <description>Türk-Yunan ilişkileri özellikle 1930’lu yıllardan başlayarak bir uzlaşma ve barış sürecine girmiştir. Böyle bir ortamın yaratılmasında şüphesiz en büyük etken Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk ve Yunanistan’da da Elefterios Venizelos gibi iki büyük devlet ve siyaset adamının uzak görüşlü ve sağlam yaklaşımlarının büyük etkisi olmuştur. 1930’lu yılların sonuna gelindiğinde bu sıcak ve barış dolu süreçten en çok istifade edecek olan ise Yunanistan olacaktır çünkü savaşın başlamasıyla birlikte bütün dünyanın görmezden geldiği bu ülkeye yardım elini uzatan tek ülke de Türkiye olacaktır. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının hemen ardından önce İtalya’nın, sonra da Almanya’nın işgaline uğrayan Yunanistan tarihe Büyük Açlık Dönemi olarak geçecek bir dönem yaşamaya başlar. Atina ve Selanik gibi büyük kentlerde açlığa bağlı olarak günde ortalama 3.000 kişinin öldüğü ve sadece 1941–1942 döneminde 1.5 milyon Yunan insanının açlıktan hayatını kaybettiği düşünülecek olursa yaşanan felaketin büyüklüğü de ortaya çıkar. Yunanistan’ın en büyük hamisi İngiltere yanında hiçbir ülkenin yardım elini uzatmadığı Yunanistan’a bu kara günlerinde yardım eden tek ülke Türkiye olur. Yunanistan’da bugün unutturulmaya çalışılan, Türkiye’de pek bilinmeyen bu dönemde Türk insanı postacısından demiryolu işçisine, balıkçısından milletvekiline seferber olur ve her türlü deniz araçlarıyla Yunan halkına savaş sonuna kadar yardım gönderilir. Bu çalışma kapsamında Türkiye çıkışlı olmak üzere 1939–1949 sürecinde Yunanistan’a yapılan insani yardımlar gemiler üzerinden aktarılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM PROGRAMLARINDAKİ BAZI ORTAK DEĞERLERİN KAZANILMA DÜZEYLERİNİN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI (SAMSUN İLİ ÖRNEĞİ )</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26332</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26332</guid>
      <author>Yakup KESKİN</author>
      <description>Türkiye, 2005 yılında ilköğretim programlarını yenileyerek milli, manevi, kültürel ve evrensel değerlerin kazanılma ve kazandırılma yöntemine ilişkin bazı yenilikler getirmiştir. Küreselleşme ve Avrupa Birliği’ne giriş süreci göz önüne alındığında evrensel değerlerin nasıl kazandırıldığı Türk milli eğitim sistemi için önem arzetmektedir. Araştırma ile, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2005-2006 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulamaya konulan İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Türkçe ve Hayat Bilgisi öğretim programlarında yer alan evrensel nitelikteki bazı değerleri (hoşgörü, saygı, yardımseverlik, doğruluk ve dürüstlük) Samsun ilinde sosyo-ekonomik düzey bakımından farklı ilköğretim okullarında 5. sınıfı tamamlamak üzere olan öğrencilerin kazanım düzeylerinin karşılaştırmalı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylelikle öğretim programlarında kazanılması öngörülen değerlere ne ölçüde ulaşıldığı, araştırma sonucunda tespit edilecek durumun, eğitim öğretim süreçleri, ilköğretim programlarının geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin artırılması açılarından önemli verileri ortaya koyacağı öngörülmektedir. Bu amaçla literatür taraması, ilköğretim programlarının incelenmesi, ilköğretim programlarında ortak olarak bulunan evrensel nitelikli değerlerin belirlenmesi, veri aracının geliştirilmesi, uygulanması ve sonuçların değerlendirilmesi adımları izlenmiştir. Araştırmada, ilköğretim programları kılavuzlarından elde edilen ve araştırıcı tarafından geliştirilen “Değer Düzeyi Belirleme Veri Aracı” kullanılmıştır. Araştırma kapsamında ele alınan değerler ile ilgili; “dürüstlük” değerlerinin kazanım düzeyi cinsiyet değişkenine farklılık göstermezken, “doğruluk”, “hoşgörü”, “saygı” ve “yardımseverlik” değerleri ile ilgili bazı maddelerin kazanım düzeylerinde cinsiyete göre farklılık gösterdiği, ilgili değerleri temsil eden maddelerin kazanım düzeylerinin öğrencilerin sosyo ekonomik düzey değişkenine göre de farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TANZİMAT TİYATROSUNDA BİR CROMWELL DAVASI: KEŞF-İ ESRAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26434</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26434</guid>
      <author>Bedia KOÇAKOĞLU</author>
      <description>Kaynağını yaşanan hayattan, çatışmalardan alan ve Avrupa referanslı olan Batı tiyatrosuna bakıldığında karşımıza eski çağlar çıkmaktadır. Özü taklide dayanan bu seyirlik sanatın Tanzimat’a gelene kadar Türk coğrafyasındaki uygulama alanı geleneksel oyunlardır. Batılı anlamda tiyatro ile Tanzimat döneminde tanışan edebiyatımız, bu evrede daha çok Batılılaşma penceresinden bakmış, metinler toplumun değişip dönüşmesinde önemli ve etkili bir rol üstlenmiştir. Bu dönem ortaya çıkan oyunlar daha çok komedyalar, manzum dramlar, romantik dramlar, melodramlar, duygusal dramlar ve müzikli oyunlar şeklinde gruplandırılabilir. Bunlardan romantik dram türünde, Hint ve İngiliz sömürüsü meselesine değinerek dikkatleri üzerine çeken Abdülhak Hâmid Tarhan, Duhter-i Hindû’yu yazar. Ondan birkaç yıl sonra K. imzasıyla yayınlanan Keşf-i Esrar da İngiliz sömürgesindeki Hintlileri bir aşk üçgeni bağlamında anlatır. Zayıf kurgusuna rağmen meseleye eleştirel bir bakış açısı ile yaklaşan eser, daha çok İngilizleri olumsuzlayan Hintlilerin yanında duran tutumu ile dikkati çeker. Bir yandan Hâmid’in eseriyle gerek konu gerek bakış açısı yönüyle benzerlikler gösteren Keşf-i Esrâr, bir yandan da Hugo’nun Cromwell’ini anıştırır. Yazarın Hint gelenek, görenek, yaşayış ve inançlarını-daha çok Hıristiyan etkisiyle değişime uğramış neo-Hinduizm doğrultusunda- dikkate alarak yazdığı eserde, Hâmid ve Hugo’dan esinlendiği de göz ardı edilmemelidir. Çalışmamızda öncelikle transkiribe ettiğimiz Keşf-i Esrâr’ın çözümlemesi sunulmakla birlikte, eserin Hâmid ve Hugo göndermeleri ile Tanzimat tiyatrosundaki yeri tespite çalışılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TELEVİZYON REKLAMLARINI İZLEYEN ÇOCUKLARIN AİLELERİN SATIN ALMA DAVRANIŞINA ETKİSİ: ERCİYES ÜNİVERSİTESİ AKADEMİK PERSONELİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26308</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26308</guid>
      <author>Mustafa KOÇERLeyla LEBLEBİCİ KOÇER,Mustafa KOÇER</author>
      <description>Televizyonun ticari hale gelmesi ile birlikte televizyon reklamlarının, bireyler, gruplar ve toplum üzerindeki etkileri araştırmacıların ilgisini çekmeye başlamıştır. Özellikle, reklam ürünlerini ya da marka adlarını hafızasına kaydeden çocukların, ürün tercihlerinde televizyon reklamlarından etkilenebilmeleri ve ailelerini bu doğrultuda satın alma baskısı altında tutabilmeleri, çocuk-ebeveyn çatışmalarına yol açabilen önemli konular arasında yer almaktadır. Bu araştırma bu tür ilgiden doğmaktadır. Araştırmanın amacı, televizyon reklamlarını izleyen çocukların taleplerinin ailelerinin satın alma davranışına etkisi olup olmadığını belirlemektir. Ayrıca, çocukların hangi reklam türlerini daha çok izlediklerini, hangi ürün gruplarının reklamlarının çocuklar üzerinde daha etkili olduğunu ve ailelerini hangi ürün gruplarını satın alma yönünde daha çok etkilediklerini belirlemek de çalışmanın amaçları arasında sayılabilir. Araştırma, Mayıs-Temmuz 2012 tarihleri arasında Erciyes Üniversitesi’nde görev yapan 297 akademik personelin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada anket yöntemiyle veriler toplanmış ve elde edilen veriler regresyon analizi, faktör analizi ve çoklu variyans analizi (MANOVA) aracılığıyla test edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ailelerin büyük çoğunluğu çocuklarının günde en az 1 saat televizyon izlediğini, çocukların reklam türleri içinde en çok oyuncak reklamlarını takip ettiğini ve reklamlarda gördükleri oyuncakları satın aldırmak istediklerini ifade etmektedir. Yapılan analiz sonuçlarına göre, ailelerin televizyon reklamlarını değerlendirmeleri ile ilgili ifadelerin 10 faktör altında toplandığı ve bu faktörler ile çocukların televizyon reklamlarını izleme sıklığı arasında anlamlı bir farklılığın olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, televizyon reklamlarını izleyen çocukların taleplerinin ailelerin satın alma davranışını etkilediğini göstermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>A COMPARISON OF THE VIEW POINT OF TURKISH UNIVERSITY STUDENTS AND POLISH UNIVERSITY STUDENTS TOWARDS THE EUROPEAN UNION IN THE CONTEXT OF CLASH OF CIVILIZATIONS (ADAM MICKIEWICZ UNIVERSITY AND CUMHURIYET UNIVERSITY HAVE BEEN TAKEN AS MODELS)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26329</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26329</guid>
      <author>Sevda MUTLU</author>
      <description>Medeniyetler çatışması, Doğu-Batı karşıtlığı, İslam-Hıristiyan karşıtlığı tartışmaları bilimsel ortam ve yayımlarda, medyada ve siyasilerin söylemlerinde güncelliğini korumaktadır. Batı’da İslamofobi özellikle 11 Eylül olayından sonra gündemde fazlasıyla yer almakta ve gittikçe yayılmaktadır. Bu çalışma, Avrupa Birliği üyesi olan, Batı medeniyeti içerisinde yer alan ve Hıristiyan bir toplum olan Polonya’nın üniversite gençliği ile yarım asırdır Avrupa Birliği’ne üye olma çabasını gösteren, her ne kadar son yüz yıldır batılılaşma sürecinde girmiş olsa da (ki bu süreç bile Türkiye’nin Batı’dan farklı olduğunun ve Batı-dışı bir toplum olduğunun en temel göstergesidir), Osmanlı’dan aldığı kültürel ve kimlik mirasını taşıyan ve bu yönüyle Doğu medeniyeti içerisinde yer alan, aynı zamanda İslam toplumu olan Türkiye’nin üniversite gençliğinin Avrupa Birliğine bakış açılarını karşılaştırmayı ve gençlerin bakış açılarındaki farklılıklarda medeniyetler çatışmasının, Doğu-Batı karşıtlığının, İslam-Hıristiyan karşıtlığının ve İslamofobinin izlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada karşılaştırmalı yöntem kullanıldı. Her iki üniversite öğrencisine tesadüfî örneklem tekniği ile yüz yüze görüşülerek Adam Mickiewicz Üniversitesi Öğrencilerine 411, Cumhuriyet Üniversitesi Öğrencilerine 439 toplamda 850 anket uygulandı. Anketler SPSS analiz programı ile değerlendirildi.. Çalışmanın hipotezi,: farklı kültürel ve dinsel yapıya sahip olan her iki üniversite gençliğinin Avrupa Birliği’ne bakış açılarının farklı olacağı beklenmektedir. Türk ve Polish öğrencilerin Polonya’nın Avrupa Birliği’ne üyeliği ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylığına bakışlarındaki farklılıklarda medeniyetler çatışmasının Doğu-Batı karşıtlığının, İslam-Hıristiyan karşıtlığının ve İslamofobinin izlerinin olacağı düşünülmektedir. Türk öğrencilerinin çoğunluğunun AB’ne olumsuz baktıkları ve Türkiye’nin AB’ne üyeliğini desteklemedikleri tespit edildi. Olumsuz tavırlarının ardında temelde iki neden yatmaktadır. Birincisi, AB’ni dinsel ve kültürel yönden farklı bir yapılanma olarak görmekteler. İkincisi, Türkiye’nin AB’ne üyelik sürecinin elli yılı aşkın bir süredir devam ediyor olması nedeniyle AB’ne güven duymamalarıdır. Polonyalı öğrencilerin AB’ne olumlu baktıkları AB’ne üye olmaktan memnun oldukları, dikkat çekici oranlarda da kararsız oldukları tespit edildi. Haliz hazırda AB’ne üye olan Polonya ve uzun süredir üyelik statüsünde olan Türkiye üniversite gençlerinin AB’ne bakış açılarının fark</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORHUN ABİDELERİ İLE GENÇLİĞE HİTABE’NİN SUNDUKLARI MESAJLAR AÇISINDAN MUKAYESESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26386</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26386</guid>
      <author>Salih ORHANMehmet GEDİK,Mesut BULUT</author>
      <description>Milletlerin kültürel, siyasi,askeri ve ekonomik alanlarda varlıklarını devam ettirebilmeleri, dünya üzerinde hatırı sayılır bir yer edinebilmeleri, dünyadaki dengelerde söz sahibi olabilmeleri en çok istenen konuların başında gelmektedir. Bunların sağlanabilmesi ise o milletin geleceği olan çocuklarının ve gençlerinin kendi tarihlerini ve kültürel varlıklarını ve dolayısıyla bunları vücuda getiren atalarını çok iyi ve doğru tanımaları ile mümkündür. Geçmişin geleceğe taşınmasında en öneli rol hiç kuşku yok ki yazılı kaynaklara aittir. Milletimize ait ilk yazılı kaynaklardan olan Orhun Abideleri Türk kültürünün, folklorunun, tarihinin; devlet ve askeri yönetiminin ilk önemli kaynağını oluşturmaktadır. Bu tür edebi metinlerin 20.yüzyıla ait en önemli örneklerinden biri de Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’dir. Bu hitabeler birçok yönden Orhun Abidelerinin bir yansıması konumundadır. Bu çalışmanın amacı; konu ve anlatım tekniği gibi özellikleri ile aralarında büyük benzerlikler bulunan Orhun Abideleri ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin anlaşılmasında ve gelecek kuşaklara en doğru ve etkili bir şekilde anlatılması sağlamak için bu iki metni karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışma sonucunda metinler arasında Türk milletinin varlığını ve birliğini koruması için neler yapması gerektiği, içteki ve dıştaki düşmanlara karşı nelere dikkat etmesi, bağımsızlığına sahip çıkma hususunda her türlü fedakârlığa katlanması gerektiği gibi birçok konuda benzerlikler görülmüştür. Bütün bunlardan hareketle metinlerin incelenmesine ve öğretilmesine dair araştırmacılara ve öğretmenlere yönelik çeşitli önerilerde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>A.S.PUŞKİN’İN “KÖYLÜ HANIMEFENDİ” ÖYKÜSÜ İLE H.R.GÜRPINAR’IN “KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ” ROMANININ KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26322</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26322</guid>
      <author>Gamze ÖKSÜZ</author>
      <description>Bu çalışmada, Rus ve Türk edebiyatlarında romantizmden gerçekçiliğe geçiş döneminde her biri kendi sanat anlayışıyla çığır açan iki usta sanatçının iki yapıtı konu ve karakter benzerliği açısından ele alınarak karşılaştırmalı olarak incelenmeye çalışılacaktır. Bu kapsamda A.S.Puşkin’in “Köylü Hanımefendi” adlı öyküsü ile H.R.Gürpınar’ın “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İz</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÜTÇESEL KATILIMIN YÖNETİCİLERİN BÜTÇE HEDEFLERİNE BAĞLILIK, İŞLE İLGİLİ BİLGİ VE İŞ TATMİNİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26336</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26336</guid>
      <author>Gökhan ÖZERMurat ÖZCAN, Görkem AKPINAR</author>
      <description>Bu çalışmanın hedefi, bütçesel katılımın yöneticilerin bütçe hedeflerine bağlılıkları, işle ilgili bilgileri ve iş tatminleri üzerindeki etkisini incelemektir. Bu hedefi gerçekleştirmek için gerekli olan veri, Marmara bölgesinde faaliyet gösteren çoğunluğu otomotiv sektöründeki orta ve büyük ölçekli işletmelerde çalışan çeşitli düzeydeki 104 yöneticiden anket yoluyla elde edilmiştir. Çalışmanın hipotezlerini test etmek için korelasyon ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Korelasyon analizi sonuçları, tüm değişkenlerin birbiriyle istasitiki olarak anlamlı ve pozitif ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Regresyon analizi sonuçları ise, bütçesel katılımın yöneticilerin bütçe hedeflerine bağlılık ve işle ilgili bilgiler üzerinde pozitif ve istatistikî olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Sonuçlar ayrıca, bütçe hedeflerine bağlılığın ve işle ilgili bilginin iş tatmini üzerinde istatistikî olarak anlamlı ve pozitif bir etkiye sahip olduğunu onaylamaktadır. Buna karşın bütçesel katılımın iş tatmini üzerinde doğrudan bir etkisinin olmadığı, bu etkinin bütçe hedeflerine bağlılık ve işle ilgili bilgi değişkenleri üzerinden dolaylı bir biçimde gerçekleştiği bulgusu elde edilmiştir. Bütçesel katılım ile iş tatmini arasında istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğuna göre, çoklu regresyona bütçe hedeflerine bağlılık ve iş ile ilgili bilgi değişkenleri girdiğinde bu etkinin gölgelendiği görülmektedir. Yapılan ek analizler hem bütçe hedeflerine bağlılık hem de iş ile bilgi değişkenlerinin yalnızca teker teker değil birlikte de, bütçesel katılım ve iş tatmini arasında tam ara değişkenler olduğunu ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1895 ANTEP ERMENİ OLAYLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26357</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26357</guid>
      <author>Halil ÖZŞAVLI</author>
      <description>1878 Berlin Antlaşması’na yoğun olarak yaşadıkları Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kendilerine yönelik ıslahat yapılması hükmünün eklenmesini sağlayan Ermeniler yine bu antlaşmaya dayanarak önce özerklik sonra da bağımsızlık edebilmek için 1895 ve 1896 yıllarında Anadolu’nun bir çok yerinde isyanlar başlattılar. Bu isyanlar biri de 1895 yılında Antep’te gerçekleşti. Antep’te Türk ve Kürtlerden sonra Ermeniler büyük bir çoğunluğu oluşturur ve bunlar memleketin sanat ve ticaretini elinde tutardı. Ermenilerin pek azı çiftlik ve hayvan beslemekle uğraşırdı. Ancak ticaret ve sanayide Türklerle beraber çalışan Ermeniler de vardı. XIX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren Antep’te teşkilatlanmaya başlayan Hınçak Ermeni Komitesi üyeleri 16 Kasım 1895’te Antep’teki Müslüman ve Ermeni nüfusu bir birine kırdırmak için olayları başlattı. Anadolu’nun, Ermeni nüfusunun yoğun olduğu diğer bölgelerinde olduğu gibi Halep vilâyetinin ikinci büyük şehri olan Antep’te de Ermeni gençleri genellikle okullar vasıtasıyla örgütlenmekteydiler. Gerek misyoner okulunda gerekse Ermenilerin kendi okullarında verilen eğitim ile ayrılıkçı fikirler Ermeni gençlere aşılanmaktaydı. Antep’teki Hınçak teşkilatlanmasında da en etkin rolü okul hocaları üstlenmişlerdi. Nitekim Antep ve Kilis’teki Hınçak cemiyeti şubeleri, mektep hocalarının liderliğinde faaliyetlerini yürütmekteydiler. Bu çalışmada 1895 olayları ve olayların yaşanmasında şehirdeki misyonerlerin rolü incelenerek konu ile ilgili yabancı devlet konsoloslarına ait raporlar ve misyoner kaynakları değerlendirilmiştir. Ayrıca çalışmada The New York Times gazetesinin arşivindeki konu ile ilgili haberler ışığında 1895 Antep olaylarının Avrupa’da ki yankısı irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CAM TAVAN SENDROMUNUN ÇALIŞANLARIN KORKU DÜZEYLERİNE ETKİSİ VAR MIDIR? EĞİTİM SEKTÖRÜ ÜZERİNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26427</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26427</guid>
      <author>Kubilay ÖZYERUfuk ORHAN</author>
      <description>Cam tavan tüm dünyada iş yaşamında kadınların kariyer gelişimini engelleyen örgütsel bir problemdir. Toplumumuzda kadın erkek arasındaki toplumsal roller bakımından oldukça net ayrımlar söz konusudur. Bu ayrımlar çocukluktan itibaren bireylerin hafızalarına kazınmakta ve gelecekte bu durum bir takım basmakalıp yargılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer yandan korku ise, tüm yaşamımızı etkileyen önemli bir duygudur. Literatürde bir çok farklı korku çeşidi farklı çalışmalarda ele alınıp işlenmiştir. Ancak genel olarak korkuyu 5 temel başlık altında ele alıp incelemek mümkündür. Bunlar, iş / stres korkusu; eleştiri / başarısızlık korkusu; bilinmeyen korkusu; ölüm ve tehlike korkusu ve yeterli düzeye sahip olmama korkusu olmak üzere beş temel sınıfa ayırmak mümkündür. Kadınlara yönelik olarak ortaya konulan cam tavan uygulamaları onlarda farklı korku biçimleri olarak ortaya çıkabilecektir. Bu durumu netleştirebilmek amacıyla bu çalışma tasarlanmıştır. Çalışma, kamuda görevli 126 kadın öğretmene uygulanmıştır. Araştırmanın temel amacı toplumumuzda kadın öğretmenlere yönelik önyargıları ve eğitim sektöründe kadın öğretmenlerin ne tür korkular yaşadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın sonuçlarına bakıldığında birbirinden farklı sonuçların ortaya çıktığını görmek mümkündür. Çalışmanın en anlamlı sonucu ise cam tavan alt boyutlarından olan basmakalıp yargıların neredeyse tüm korku çeşitlerini etkiliyor olmasıdır. Araştırmanın sonuç kısmında detaylı bir şekilde açıklanan tüm sonuçlar ve literatürde üzerinde henüz çalışılmamış bir konuda olması bakımından çalışmanın literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Üniversite-Okul İşbirliği İle Gerçekleştirilen Proje Ödevi Çalışmalarına Yönelik Öğrenci Görüşleri</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26364</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26364</guid>
      <author>Ömür SADİOĞLU</author>
      <description>Ülkemizde 2005–2006 yılında yapılandırmacı eğitim anlayışından hareketle uygulanmaya başlanan yeni öğretim programıyla öğrenci merkezli eğitim anlayışları önem kazanmaya başlamış ve proje tabanlı öğrenme temel alınarak, programda amaç, içerik, eğitim durumu ve ölçme-değerlendirme boyutları bakımından birçok değişikliğe yer verilmiştir. Ölçme değerlendirme uygulamalarında da öğrenme sürecine önem verildiğinden proje değerlendirme yaklaşımı diğer değerlendirme yöntemleriyle birlikte ön plana çıkmıştır. Bu araştırmanın amacı üniversite-okul işbirliği ile gerçekleştirilen proje ödevlerine ilişkin öğrenci görüşlerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmacılar tarafından alanyazın taraması yapılarak geliştirilen ve toplam 14 sorudan oluşan açık uçlu soru formu 2009–2010 eğitim öğretim yılında 4. sınıfta okuyan 16 erkek 14 kız öğrenci olmak üzere toplam 30 öğrenciye verilmiş ve Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği 3. sınıfta okuyan 20 öğretmen adayı ile bir eğitim öğretim yılı boyunca gerçekleştirdikleri proje çalışmalarına ilişkin görüşlerini yazmaları istenmiştir. Betimsel yöntemin kullanıldığı araştırmada öğrencilerin görüşleri iki araştırmacı tarafından ayrı ayrı değerlendirilip sınıflandırılmış, içerik analizi ile çözümlenmiştir. Bulgular ilköğretim öğrencilerinin, süreçle ilgili olumlu görüş belirttiklerini göstermektedir. Öğrencilerin çoğunluğu çalışmaların yararlı geçtiğini belirtirken, öğrencilerin tamamı proje süresince öğretmen adaylarından çeşitli konularda destek aldıklarını ve diğer gruplarla işbirliği yaptıklarını ifade etmişlerdir. Araştırmaya katılan öğrenciler ailelerinin de yapılan proje çalışmaları ile ilgili olumlu görüşe sahip olduklarını, ailelerinin kendilerine çeşitli konularda destek olduklarını ve çocuklarının yeni bir projede daha görev almalarını istediklerini belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MATEMATİK ÖĞRETMENLERİNİN MATEMATİKSEL ALAN BİLGİLERİ İLE PEDAGOJİK ALAN BİLGİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26355</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26355</guid>
      <author>Yasin SOYLUBurçin GÖKKURT,Ömer ŞAHİN,Yasin SOYLU</author>
      <description>Günümüzde, matematik eğitiminde, matematiğin ne olduğu, ne ölçüde ve nasıl öğretilmesi gerektiği konularında önemli düşünce değişiklikleri ve yenilikler olmaktadır. Bu doğrultuda, matematik eğitiminde değişiklikler olmuş, öğretmenlerin rolü, derslerinde öğrencilere mevcut bilgiyi aktarmaktan çok, bilgiye ulaşma yollarını kazandırmak olarak değişmiştir. Dolayısıyla etkili bir eğitim sisteminde, iyi yetişmiş matematik öğretmenleri önemli hale gelmiştir. Bu kapsamda, çalışmanın amacı, matematik öğretmenlerinin pedagojik alan bilgileri ile matematiksel alan bilgileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmaya 41 ilköğretim matematik öğretmeni katılmış ve çalışmada, nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Bu amaçla, çalışmada sekiz açık uçlu soru hazırlanmıştır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış mülakat ve öğretmenlerin yazılı açıklamaları kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise, betimsel analiz ve içerik analizinden yararlanılmıştır. Elde edilen verilere göre, öğretmenlerin pedagojik alan bilgileri ile matematiksel alan bilgileri arasında yakın bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, öğretmenlerin çoğunun bazı konularda matematiksel bilgilerinin matematik öğretimi için yetersiz olduğunu, matematiksel anlamalarının genelde işlemsel düzeyde olduğunu ve buna bağlı olarak verdikleri öğretimsel açıklamaların da işlemsel düzeyde olduğunu göstermektedir. Yine çalışmadan elde edilen verilerden, az sayıda öğretmenin kavramsal düzeyde (kavram düzeyi, epistemik düzey, problem çözme düzeyi) öğretimsel açıklama yaptığı ve bu düzeyde öğretimsel açıklama yapan öğretmenlerin çoğunun, verilen bazı matematiksel durumlarla ilgili matematiksel alan bilgilerinin doğru olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COĞRAFYA ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA (1924’TEN GÜNÜMÜZE) ATATÜRKÇÜLÜK VE TÜRK KÜLTÜRÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26263</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26263</guid>
      <author>İsmail ŞANFeridun MERTER</author>
      <description>Bu çalışmada 1924 yılından başlayarak Cumhuriyetten günümüze kadar yapılan ortaöğretim Coğrafya programlarının Atatürk ilke ve inkılâplarına yer verip vermeme açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. İlk olarak 1924 yılında hazırlanan Coğrafya Öğretim Programı, konular listesi olmaktan öteye gidememiştir. Bu programda yer alan konular arasında Türk kültür ve Atatürkçülük konularıyla ilişkili içerik olmadığı görülmektedir. Bu durumun 1942 yılında tekrar baskı gibi hazırlanan programda da aynen devam ettiği, ancak içerik olarak lise 3.sınıfta yer alan Türkiye Coğrafyası ile ilgili bilgilerin eklenmesiyle Türk Kültürü’nün izlerine yer verildiği görülmüştür. 1957 yılında da durum değişmezken 1971 programında Türk kültürü konusunun lisenin tüm sınıflarına yayıldığı görülmüştür. 1973 programında da bu şekilde ve genişletilerek verilen Türk kültürü ve Atatürkçülük konularının zirve noktasına 1982 ve 1983 programlarında çıkıldığı görülmektedir. 1983 programında Atatürkçülük konusuna ilk defa değinildiği görülürken oran 2005 yılında geliştirilecek olan programa kadar değiştirilmeden varlığını sürdürmüştür. 2005 yılındaki programa bakıldığında ise, programda Türk kültürü ve Atatürkçülük konularına ağırlık verilmeye devam edildiği görülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN YÜZDE KAVRAMI İLE İLGİLİ SAYI HİSSİ STRATEJİLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26374</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26374</guid>
      <author>Sare ŞENGÜLHande GÜLBAĞCI,Gülşah GEREZ CANTİMER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ilköğretim 6. sınıf öğrencilerinin yüzde problemlerini çözerken kullandıkları sayı hissi stratejileri incelemektir. Sayı hissi, sayı ve işlem bilgisini matematiksel durumlarda esnek biçimde uygulayabilme becerisidir. Bu beceri ile öğrenciler yazılı işlemlere ya da kurallara bağlı kalmadan ölçüm referansı kullanarak, sayıları yuvarlayıp sonuca yakın tahminlerde bulunarak, sayıları ayrıştırıp/birleştirip zihinden işlem yaparak sonuca ulaşabilmektedirler. Çalışmanın araştırma grubunu Sakarya ilindeki bir ilköğretim okulunun 6. sınıfında öğrenim görmekte olan 30 öğrenci (15 kız, 15 erkek) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak yüzdeler konusu ile ilgili 8 açık uçlu problemden oluşan ve araştırmacılar tarafından hazırlanan bir test kullanılmıştır. Öğrencilerden problemleri çözmeleri sonrasında ise çözüm yollarını açıklamaları istenmiştir. Veri analizinde öğrencilerin soru kâğıtları incelenmiş ve ilk olarak verilen cevaplarının doğru veya yanlış olduğuna karar verilmiştir. Analizin ikinci kısmında ise öğrencinin kullanmış olduğu strateji betimsel analiz yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Stratejiler sayı hissi temelli, kural temelli ve açıklama ya da cevap yok olmak üzere üç şekilde kodlanmıştır. Analiz sonucunda 30 öğrencinin 8 soruda kullanmış olduğu çözüm yollarının 60’ının (%25) sayı hissi stratejisi, 138’inin de (%57,5) kural temelli strateji olduğu ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu sonuç çalışmaya katılan öğrencilerin yüzde problemlerini çözerken öğrenmiş oldukları kurallara bağlı kaldıkları ve sayı hissi temelli stratejileri yeterince kullanamadıklarını ortaya koymuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR AHLAKI VE ŞİDDET</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26340</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26340</guid>
      <author>Hasan TANRIVERDİ</author>
      <description>Spor; bireysel ya da toplu olarak yapılan, bireyin fiziksel ve zihinsel yetilerini geliştiren, bir başkasıyla mücadele veya belirlenen bir hedefe ulaşma gayesiyle önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde icra edilen bedensel hareketler bütünüdür. Futbol, hentbol, voleybol, basketbol, tenis, binicilik, kayak, güreş, atletizm gibi birçok branşı bulunan spor, günümüzün en popüler mesleği ve sosyal aktivitesi haline gelmiştir. Tüm dünyada ilgiyle takip edilen sportif müsabakalar, milyonlarca insanı aynı duygular etrafında bir araya getirmektedir. Bu durumu kendileri için kazanca dönüştürme niyetinde olan kişilerin ve kurumların faaliyetleri spora ticari bir boyut kazandırmıştır. Bu da sportif etkinliklerde ahlaki ve insani değerlerin geri plana itilmesine, kazanma hırsının ön plana çıkmasına neden olmuştur. Böylece barış, sevgi, dostluk, sportmenlik gibi değerler üzerine kurulu olması gereken spor, günümüzde sık sık sportmenlik ruhuyla bağdaşmayan şiddet olaylarıyla anılmaya, gündeme gelmeye başlamıştır. Bu durum toplumda, sporun şiddeti ve saldırganlığı tetiklediği şeklinde bir algının oluşmasına neden olmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARKA FARKINDALIĞI YARATMADA TÜRK SİNEMASINDA ÜRÜN YERLEŞTİRME UYGULAMALARI: ANADOLU KARTALLARI, KOLPAÇİNO BOMBA VE AŞK TESADÜFLERİ SEVER FİLMLERİ ÜZERİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26311</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26311</guid>
      <author>Nural İMİK TANYILDIZIİnci Sena GERÇEK</author>
      <description>Bir ürünün satın alınmasında en önemli unsurlardan biri ürünün tüketici tarafından fark edilmesidir. Bu nedenle marka farkındalığı yaratarak, ürünün tüketicinin aklında kalması sağlanmaktadır. Reklamcılar ürünleri satın aldırtmak ve pazarda yer alabilmek için marka farkındalığı yaratarak ürün yerleştirme uygulamalarına yönelmişlerdir. Sinema filmleri içerisinde kullanımı yaygın olan ürün yerleştirme türleri marka farkındalığı yaratma açısından ele alınabilir. Ürün yerleştirmenin en önemli avantajı, markanın bilinirliliğini arttırmaktır. Marka farkındalığı yaratmak için kullanılan tekniklerden; reklam, sponsorluk, sembol kullanımı, slogan ve melodi; ürün yerleştirmenin dizi ve film içerisinde kullanım şekillerinden sayılabilmektedir. Bu araştırma, marka farkındalığı yaratmak için kullanılan tekniklerle, ürün yerleştirme ilişkisini seçilen sinema filmleri üzerinden açıklamayı amaçlamaktadır. Araştırmada içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. 2011 yılında en çok izlenen 15 Türk film arasından, kura yöntemiyle seçilen Anadolu Kartalları, Kolpaçino Bomba ve Aşk Tesadüfleri Sever filmleri ürün yerleştirme ve marka farkındalık tekniği ilişkisi açısından incelenmiştir. Elde edilen verilerle, ürün yerleştirme ve marka farkındalık tekniği ilişkisini yansıtmada çeşitli bulgulara rastlanılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN OKUL BAŞARILARINI OLUMSUZ ETKİYEN NEDENLERİN BELİRLENMESİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA (BİNGÖL ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26334</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26334</guid>
      <author>Kasım TATLILIOĞLUMahsum AVCI</author>
      <description>Okul başarısızlığı; öğrencinin gerçek yeteneği ile okuldaki başarısı arasında görülen farklılık olarak tanımlanmaktadır. Okul başarısızlığının birçok sebebi olmakla beraber iki temel nedeni, bireyin kendisinden kaynaklanan ve ailesinden kaynaklanan nedenlerdir. Bireyden kaynaklanan nedenlere öğrencinin bilişsel, fiziksel ve duygusal olgunluk açısından yetersiz olması, beden imajının düşük olması, öğrencinin özsaygısının ve akademik başarısının düşük olması, gelişim görevlerini gerçekleştirememesi örnek verilebilir. Kaygının çok yüksek yada çok düşük olması gibi motivasyon eksikliği de başarısızlığa neden olabilmektedir. İlköğretimin son dönemlerinde başlayan ergenlik döneminin özellikleri de başarıda önemli bir etkendir. Bu dönemde hızlı gelişim ve değişim sonucu ergenin dikkati zayıflamakta ve dağılmakta, daha çok kendi başına kalma isteği artmakta, belli noktalara yoğunlaşması ile ilgili düşünce alanı daralmakta, hayal dünyası içine girmekte ve bütün bunlar çalışmasını ve başarısını olumsuz etkilemektedir. Diğer neden olarak anne babadan kaynaklanan nedenlere; anne baba arasında sağlıklı bir iletişimin olmaması, huzursuz ve kaygı verici bir ev ortamı, anne babanın, kendi hayatlarındaki sıkıntılarından dolayı eleştirel ve sabırsız olması, çocuğun hatalarını tolere edememeleri, baskıcı tutum, çocuğu aşırı zorlamaları, çocuğun iyi yanlarından ziyade yetersiz yanlarına yoğunlaşmaları, çocukta kendine güvensizliğe ve kaygıya yol açmakta bu da başarısızlığa neden olmaktadır. Bu tutum, birçok soruna neden olmaktadır. Ebeveynler ve öğretmenler bu dönemde çok dikkatli olmak zorundadırlar. Ebeveynler ve öğretmenler gelişim psikolojisini iyi bilmelidirler Bu araştırma, Bingöl il merkezinde, 2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında ilköğretim II. kademe öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Araştırmada Survey (tarama) yöntemi kullanılmıştır. Araştırma farklı okullarda öğrenimlerine devam eden ilköğretim 6. 7.ve 8. sınıfta öğrenim görmekte olan, 1115 erkek ve 479 kız olmak üzere toplam 1594 öğrenci üzerinde yapılmış ve araştırmada 22 maddelik “Başarısızlık Nedenleri Anketi” uygulanmıştır. Öğrencilerin başarısızlık nedenleri belirlenerek, okul başarılarını olumsuz etkileyen nedenler tespit edilip, kız ve erkek öğrencilere göre en yüksekten en düşüğe göre sıralanmıştır. Başarısızlık Nedenleri Anket sonucuna genel olarak baktığımızda, en yüksek ilk 5 madde; 1.“Öğrendiklerimi kısa sürede unuttuğumdan % 64.7”; 2.“Bazı derslere karşı yeteneğimin olmamasından %61.7”; 3.“Çalışt</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE YASAWI SHRINE’S BRONZE DOORKNOCKERS : AN ASSESSMENT OF THE TIMURID ARTISTIC WORLD</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26306</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26306</guid>
      <author>Başak Burcu TEKİN</author>
      <description>Hoca Ahmed Yesevi Külliyesi, Timur tarafından önceleri Yesi olarak bugün ise Türkistan olarak anılan şehirde Hoca Ahmed Yesevi’nin ölümünden 230 yıl sonra 1397 yılında inşa edilmiştir. Günümüzde dahi, Türkistan (Yesi) şehirini ziyaret ettiğinizde bu anıtsal inşaatın etkiliyeciliğine kapılınılmaktadır. Hoca Ahmed Yesevi Külliyesi’nin önemi doğrudam Hoca Ahmed Yesevi2ye atfedilen önem ile ilintilidir. Bu yapı hem Ahmed Yesevi’nin ruhani lider kişiliğinin hem Timur dönemi yönetiminin hem de Avrasya steplerinin sembolik ifadelerini barındırmaktadır. Bu çalışmanın konusu Külliye’nin giriş kapısı üzerinde yer alan bronz kapı kollarıdır. Kapı kollarının tanımlaması değil, Timurlu sanatı içindeki yerinin de saptanması bu çalışmanın amacıdır. Bu nedenle kapı kollarının genel özelliklerinin betimlenmesinden çok kullanılan motiflerin sembolik anlamaları üzerinde durulmuştur. Bu amaç doğrultusunda bronz kapı kolları sanatsal özellikleri ve ikonografik açıklamaları ile ele alınacak ve böyle bir anlamda Timur’un sanat ve sembolizm ile ilgili yaklaşımı da incelenmiş olacaktır. Karşılaştırmalı olarak Timurlu siyasi ve sanat tarihi verileri, bölgede hakim olan Budizm ve İslamiyet ikonografisi, Yesevi düşüncesi ve Ahmed Yesevi şiirleri karşılaştırmalı değerlendirme için kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca karşılaştırmalara ahşap sanatı,mimari ve minyatürler de dahil edilmiştir. Bu araştırma ile Timur’un sanatsal gücünün nasıl etkin olduğu ve Timurlu beğenisinin büyük boyutlu Hoca Ahmed Yesevi Külliyesi içindeki küçük ölçekli bir eser olan bronz kapı kollarında nasıl yansıtıldığı gösterilmeğe çalışılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HAYDN, MOZART VE BEETHOVEN’IN PİYANO SONATLARINA GENEL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26345</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26345</guid>
      <author>Barış TOPTAŞ</author>
      <description>Uluslararası Sanat Müziği (Klasik Müzik) günümüze gelene kadar birçok aşamadan geçmiştir. Bu aşamalar müzik tarihinde dönem olarak nitelenmiştir. Bu dönemler sırasıyla; Ortaçağ Dönemi, Rönesans Dönemi (1456-1600), Klasik Dönem (1600-1750), Romantik Dönem (1750-1830), Modern (Çağdaş) Dönem (1830-1900) ve günümüzdür (1900-….). Klasik dönemde, Viyana Klasikleri olarak bilinen ve isimlerini altın harflerle tarihe yazdıran üç besteci; Haydın, Mozart ve Beethoven, kendi dönemlerinde birçok yeniliğe ışık tutmuş ve günümüzde müziğin en doruk noktasında yerlerini korumuşlardır. Bu besteciler bir birinden farklı çalgılar için birçok biçim ve türde eserler bestelemişlerdir. Tüm bu eserler klasik dönemin önemli yapı taşları olmuştur. Sonat formu bu dönem içerisinde oldukça gelişmiştir. Neredeyse bütün çalgılar için sonatlar yazılmıştır. Özellikle sonat formu ile bestelenen birçok eser, hem çalgıların hem de icracıların teknik sınırlarını geliştirmiştir. Bu eserler arasında, piyano sonatları önemi bir rol oynamaktadır. Bu araştırmada Haydın’ın 52 piyano sonatı, Mozart’ın 19 piyano sonatı ve Beethoven’in 32 piyano sonatı tonal yapıları açısından incelenmiştir. Piyano sonatlarında kullanılan tonlar (Sonat Tonu), bu ana tona bağlantılı olarak ara bölüm tonları ve bunların dereceleri incelenmiştir. İnceleme sonucunda üç besteci; piyano sonatlarını farklı ton ve ara ton ile yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Haydın’ın piyano sonatlarının ara bölüm geçişlerinde %65,4’lük oranla 1.dereceyi kullandığı, Mozart’ın piyano sonatlarında ara bölüm tonu olarak %47.4’lük oranla en çok IV.derece kullandığı, Beethoven’in piyano sonatlarında ara bölüm tonu olarak %46.9 ile 1.derece kullandığı saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN PROBLEME DAYALI ÖĞRENME (PDÖ) ORTAMI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26370</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26370</guid>
      <author>Cemal TOSUNErdal ŞENOCAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, üniversite birinci sınıf öğrencilerinin Probleme Dayalı Öğrenme (PDÖ) ortamı hakkındaki görüşlerini geçerli ve güvenilir bir ölçek yardımıyla ortaya çıkarmaktır. Çalışma, Deneysel Araştırmalardan, Deneme Öncesi Desenlerden Tek Grup Son Test Modeli kullanılarak yürütülmüştür. Araştırma bulguları, nicel ve nitel yaklaşımlarla elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini, Bartın Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü, Sınıf Öğretmenliği ve Fen Bilgisi Öğretmenliği programlarında öğrenim gören ve Genel Kimya/Genel Kimya-II dersini alan, toplam 70 birinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Uygulama, 2011-2012 öğretim yılı bahar döneminde 20 ders saati süreyle gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler; “Probleme Dayalı Öğrenme Ortamı Envanteri” ile toplanmıştır. Nitel veriler ise “PDÖ Yöntemi Hakkındaki Öğrenci Görüşleri Anketi” ile elde edilmiştir. Nicel verilerin analizinde one sample t-testinden ve yüzde ve frekans çizelgeleri içeren betimsel istatistiklerden faydalanılırken nitel veriler ise betimsel analize tabi tutulmuştur. Araştırmanın bulguları envanterde yer alan öğretmen desteği, öğrenci sorumluluğu, öğrenci etkileşimi ve işbirliği ve problemin kalitesi alt boyutlarının Sınıf Öğretmenliği (SNÖ) ve Fen Bilgisi Öğretmenliği (FBÖ) lisans programı birinci sınıf öğrencileri nazarında değerlendirilmesi sonucunda, SNÖ’de problemin kalitesi alt boyutu dışındaki diğer alt boyutların ortalamasının ve FBÖ’de tüm alt boyutların ortalamasının ortalama değerden istatistikî olarak anlamlı olduğunu göstermektedir. Betimsel istatistikten elde edilen verilerden ise, PDÖ ortamından SNÖ öğrencilerin FBÖ öğrencilerine göre problemin kalitesi alt boyutunun dışındaki tüm alt boyutlarda yer alan ifadelerden çok daha fazla memnun kaldıkları anlaşılmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JAPONYA EĞİTİM SİSTEMİNDE YÜKSEKÖĞRETİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26321</guid>
      <author>Rasim TÖSTENİlyas EKİNCİ</author>
      <description>Yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren gelişmiş ülkelerde bilgi toplumuna geçiş süreci başlamış ve bilgi ekonomisi adı verilen yeni bir küresel ekonomik yapı oluşmuştur. Bu süreçte bilginin üretilmesi ve paylaşılmasından birinci derecede sorumlu olan üniversitelerden beklentiler artmıştır. Günümüz dünyasında ise Japonya’nın gerek gelişmişliği ve gerekse hızlı kalkınmasıyla dikkat çektiği bilinmektedir. Bu başarıya ulaşmada etkili olan başat faktörlerden birisinin eğitim sistemi olduğu ileri sürülmekte; Japon eğitiminin, nitelikli iş gücü sağlama, lider yetiştirme ve teknoloji geliştirme konularında ülkenin kalkınmasında önemli roller oynadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Japonya’nın eğitsel anlamda incelenmesinin, problem çözümünde izlenen politikaların ülkemiz adına yarar sağlayacağı düşünülmektedir. Yapılan bu çalışmanın temel amacı Japon yükseköğretim sistemi incelenerek alternatif bir yükseköğretim sistemine dikkat çekmektir. Çalışma kuramsal çerçeve ile sınırlıdır. Japon yükseköğretimine dair alan yazın taranmış ve raporlaştırılmıştır. Bu bağlamda; Japon eğitim sistemi ve Japon yükseköğretim sistemi incelenerek; yükseköğretim sisteminin alt başlığı altında akademik yapı, öğrenci kabulü, yönetim ve finansman konuları üzerinde durulmuştur. Türk Yükseköğretim Sistemine dair Japonya bağlamında yükseköğretim sorunları üzerine bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Japon yükseköğretim sistemindeki korporasyona, öğrenci kabulüne ve finansmana değinilerek yapısal değişiklikler için Japon yükseköğretim modeli tanıtılmıştır. Sonuç olarak; Türk yükseköğretim sistemiyle Japon yükseköğretim sistemi arasında benzer daha birçok önemli sorunlar bulunduğu, Japonya yapı değişikliğine giderek son yıllarda uyguladığı yükseköğretim stratejisiyle üçüncü kuşak üniversite olma yolunda mesafe kaydettiğinden hareketle Türkiye yükseköğretim sisteminde yapısal değişikliğe gittiği şu dönemde yeni bir yükseköğretim modeli önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÖTE BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN BİLGİSAYAR ÖN YETERLİKLERİNİN BÖLÜM DERSLERİNDEKİ BAŞARILARINA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26390</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26390</guid>
      <author>Tugay TUTKUNMuzaffer ÖZDEMİR</author>
      <description>Eğitim Fakülteleri’nin Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü hem genel lise hem de meslek ve teknik liselerinin bilgisayar ile ilgili bölüm ve kollarından mezun olan öğrencileri almaktadır. Ancak alan içi lise bölüm ve kollarından mezun olan öğrenciler BÖTE bölümünde okutulmakta olan teknik bilgisayar derslerinin içeriklerini lisede kısmen gördüklerinden bilgisayar ön-yeterliklerinin diğer öğrencilere göre daha yüksek olması beklenmektedir. Bu bağlamda, BÖTE’ye genel liselerden ya da alan dışı lise kollarından mezun olarak gelen öğrenciler meslek lisesi veya teknik liselerin bilgisayar bölümlerinden mezun olarak gelen öğrencilerin teknik bilgisayar derslerinde daha başarılı olacakları kaygısı taşımaktadırlar. Psikolojik durum; yorgunluk, karamsarlık, stres, kaygı v.b. unsurların öz-yeterlik algısı üzerindeki etkisini ifade etmekte ve durumdan duruma değişen bir özellik göstermektedir. Psikolojik durum öz-yeterlik algısını etkilerken, öz-yeterlik algısı da psikolojik durumu etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, öğrencilerin ilgili kaygılarının geçerliğini ve derslerdeki başarıya olan etkisini belirlemek amacıyla, BÖTE’ye, meslek lisesi veya teknik liselerin bilgisayar kollarından mezun olarak gelen öğrenciler ile alan dışı lise ve lise kollarından mezun olarak gelen öğrencilerin teknik bilgisayar derslerindeki başarıları karşılaştırılmış ve sonuçlar irdelenerek çözüm önerilerinde bulunulmuştur. İlişkisel tarama modeli kullanılarak yapılan bu çalışmada, 2010, 2011 ve 2012 yıllarında ÇOMÜ, BÖTE Bölümü’nden mezun olan öğrencilerin 8 yarıyılda aldıkları dersler teknik bilgisayar dersleri ve diğer dersler olarak iki gruba ayrılarak grup ortalamaları karşılaştırılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİLER YENİLER VE DEĞİŞENLER BAĞLAMINDA GÜNÜMÜZ TUR ABDİN SÜRYANİLERİNDE EVLENME GELENEKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26379</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26379</guid>
      <author>Muammer ULUTÜRK</author>
      <description>Günümüzde sayıları hayli azalmış bulunan Türkiyeli Süryanilerin önemli bir kısmı Mardin ve Midyat başta olmak üzere “Tur Abdin” adı verilen bölgede yaşamaktadırlar. Midyat merkez alındığında Kuzeyde Hasankeyf, Kuzeydoğuda Siirt, Doğuda Cizre, Güneyde Nusaybin, Batıda Mardin ve Kuzeybatıda Savur Tur Abdin’in sınırlarını oluşturmaktadır. 2005 yılında elde edilen bilgilere göre, Tur Abdin bölgesinde yaklaşık 2000 kişilik Süryani nüfusu yaşamaktadır. Son zamanlarda hem Türkiye içinden hem dış ülkelerden kesin ve mevsimlik geri dönüşler olduğu için çok net nüfus bilgileri vermek pek mümkün değildir. Ancak yukarıda verilen sayı 2005 yılında Süryani kaynak kişilerden edinilen bilgilere dayandığından kesin sayıya çok yakındır. Bu nüfusun 1200’e yakını Midyat, Dargeçit ve İdil’de, 400’e yakını Nusaybin’de, 400’e yakını da Mardin’de oturmaktadır. Bunun dışında Savur’a bağlı Dereiçi (Kıllıt) köyünde 3 aile ve Ömerli ilçe merkezinde 1 aile yaşamaktadır. Din ve geleneklerine son derece bağlı olduğunu gözlemlediğimiz Süryanilerin bütün yaşam tarzlarında kilisenin etkisi görülmektedir. Değişen hayat şartlarına rağmen nişan, nikâh, evlenme merasimlerinin, aile veya çocuk yetiştirme uygulamalarının kilisenin belirlediği sır ve sınırlara uygun olarak gerçekleştirildiği görülmektedir. Süryani inancına göre evlilik, mümin kadın ve erkeğin neslin devamını sağlamak üzere özel duaların bereketiyle kutsal bir şekilde birleştikleri, birlikte oldukları, mensubu oldukları Süryani Kilisesinin yedi kutsal sırrından biridir. Evlilik; Allah’ın Kitab-ı Mukaddes’te “Adem’in yalnız olması uygun değildir; kendisine uygun bir yardımcı yaratacağım” (Tekvin, 2.18) diyerek dünyanın başlangıcından beri kurduğu doğasal bir yasadır. Modern zamanlarda türlü saikler din ve geleneksel yaşamın değişmesine, aşınmasına yahut kaybolmasına neden olmaktadır. Kökü bin yıllara dayanan Süryanilerde durum, kilise otoritesine ve etnik aidiyete bağlılıktan gelen sebeplerle modernite etkisine meydan okumaya devam etmekte ise de, kimi uygulamaların küçük çaplı değişimlere uğradığı görülmektedir. Aşağıda işaret edileceği gibi, başka dine mensup biriyle evlenme, Batılı ülkelere göç edenlerin kilise yasağına rağmen boşanmaları vs. bu türden örneklerdir. Süryanilerde evlenme kilisenin belirlediği sınırlar dâhilinde gerçekleşmekle birlikte, Müslümanlarla aralarındaki komşuluk ilişkileri sebebiyle kimi uygulamalarda birtakım benzerlikler de görülmektedir. Bu makalede, günümüz Mardin Süryanilerinin evlenme gelenek</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PATRICK SÜSKIND’İN “KOKU” ADLI ROMANININ TÜRKÇE ÇEVİRİSİNDE DİL OYUNLARI EŞDEĞERLİĞİ¹</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26326</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26326</guid>
      <author>Ayşe UYANIK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Alman yazar Patrick Süskind’in “Das Parfum” adlı romanının Türkçe çevirisinde dil oyunları eşdeğerliğini analiz etmektir. Eserin bazı bölümleri üzerinde yapılan çözümlemeler sonucunda, çeviri dilsel ve düz anlamsal düzeyde oldukça başarılı bulunmuş, ancak dil oyunlarının aktarılmasında çeviri eşdeğerliği sorunları tespit edilmiştir. Bu sorunların nedeni kaynak dilden sözcük düzeyinde yapılan çevirilerdir. Konu bağlamı ve amaç dil özellikleri dikkate alınarak, eşdeğerlik sorunlarının çözümü için öneriler getirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRŞEHİR’İN TARİHİ COĞRAFYASI II (M.Ö. 2. VE 1. BİN YIL)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26380</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26380</guid>
      <author>Veli ÜNSAL</author>
      <description>Kırşehir, M.Ö. II. bin yılın başlarında başka birçok vesikanın yanında, Anadolu’nun tarihi coğrafyasına ait kayıtlarında ele geçtiği Kültepe’ye yakın bir alanda yer almasının sonucu olarak Anadolu’nun yazı ile tanışan ilk bölgelerinden biri olmuştur. Bu açıdan Kırşehir’in tarihi çağları Asur Ticaret Kolonileri Çağı ile başlamıştır. M.Ö. II. bin yılın ilk çeyreğinden son çeyreğine kadar ise Kırşehir ve çevresinde Hitit hâkimiyeti görülür. Yani bu bölge Hititler’in merkezi toprakları olarak bilinen ve Hititler tarafından Marassantiya olarak isimlendirilen Kızılırmak kavsindedir. Hitit hâkimiyetinin sona ermesinden sonra, M.Ö. I. binyılın başlarında, Sakarya (Sangarios) Havzasından, Kızılırmak (Marassantiya/Halys) kavsine kadar egemenlik kuran Frig ülkesinin sınırları içerisinde yer alan Kırşehir, M.Ö. I. bin yılın ortalarında ise Pers hâkimiyetine girmiştir. Kırşehir bu dönemle birlikte Anadolu’nun birkaç önemli bölgesinden biri olan ve çok geniş bir alanı kaplayan Kapadokya adı ile anılan toprakların batıdaki kapısı olmuştur. Hellenistik dönemin belirsizlik ortamında adından az söz edilen Kırşehir, Roma dönemi ile tekrar bir canlanma dönemine girmiştir. Bu çalışmaya konu olan Kırşehir ve çevresinin M.Ö. II. ve I. binyıl tarihi coğrafyası, Koloni Çağı’na ait irili ufaklı yerleşmelerden elde edilen buluntularla, Hitit dönemine ait yol yazıtları ile antik kaynaklardan elde edilen bilgilerle ve Roma dönemi verileri ile aydınlatılmaya çalışılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE VİYOLA ÜZERİNE YAZILMIŞ LİSANSÜSTÜ TEZLERİN ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26431</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26431</guid>
      <author>Yakup Alper VARIŞ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; Türkiye’deki üniversitelerde viyola üzerine yapılan lisansüstü tezleri belirlenen ölçütler doğrultusunda yapısal ve niteliksel açıdan analiz etmektir. Araştırmada, viyola üzerine yapılan lisansüstü tezlerin betimlenmesi amaçlandığından, araştırma tarama modelinde desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini, Türkiye’deki üniversitelerde viyola üzerine yapılmış olan lisansüstü tezleri, örneklemini ise viyola üzerine yüksek öğretim kurulu tez veri merkezinde bulunan ve araştırmacı tarafından ulaşılan tezler oluşturmaktadır. Araştırmada, viyola üzerine 1994 yılından günümüze kadar yapılmış olan ve araştırmacı tarafından ulaşılan 38 lisansüstü tezi analiz edilmiştir. Verilerin toplanması amacıyla araştırmacı tarafından ilgili alan yazın taraması ve uzman görüşleri doğrultusunda “tez analiz formu” geliştirilmiş ve tezlerle ilgili bilgiler alt amaçlar yönünde bu form üzerinde işlenmiştir. Tezlerin değerlendirilmesinde doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Analiz yapılırken yıllara göre niceliksel dağılım, çalışma alanları ve araştırma modelinin sınıflandırılması temel boyutlar olarak belirlenmiştir. Veri analizinde kategorik veri analizi tekniklerinden içerik analizi kullanılmıştır. Toplanan verilerden elde edilen bulgular sonucunda, viyola üzerine en üst sayıda lisansüstü tezin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde yapıldığı, tezlerin 23’ünün erkek, 15’nin ise kadın araştırmacılar tarafından gerçekleştirildiği ve tezlerin tamamında tarama modelinin benimsendiği saptanmıştır. Viyola üzerine yazılan tezlerin yapısı ve niteliksel özellikleri bakımından analizi neticesinde ulaşılan sonuçlar doğrultusunda viyola alanına katkı sağlayacak lisansüstü tezlerin sayısının arttırılması ve bu alanda betimsel modelin yanında deneysel ve karma (deneme-tarama) modelin kullanıldığı araştırmaların da gerçekleştirilmesi gerektiği gibi çeşitli önerilerde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ACADEMIC WRITING DIFFICULTIES AND CHALLENGES IN ADVANCED ACADEMIC LITERACY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26359</guid>
      <author>Oktay YAĞIZKemalettin YİĞİTER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı üniversite düzeyinde akademik yazma ile ilgili bir alan yazın incelemesi ortaya koymaktır. İngilizce’nin, akademik bilginin ortaya konması açısından tek dil olmaya doğru ilerlemesi gözönünde bulundurulduğunda, doğru ve beklendiği gibi bir yazım konusu, akademik sahada ilerlemek isteyenler için önemli zorluklara neden olmaktadır. Birçok Türk üniversite öğrencileri, lisansüstü çalışmalara başlayıncaya kadar dilbilgisel olarak doğru yazılan birkaç paragraf yazımı dışında sistematik yazım konusunda yeterli bir eğitim almamakta ve yeterli yazım deneyimi kazanamamaktadırlar. Ancak, serbest yazım ve öykülemeden farklı olarak, akademik yazım, öğrencilerin genel yazım şekillerinden ayrı olan bir dile geçiş yapmalarını zorunlu kılar. Akademik yazım norm ve geleneklerine geçişi sağlayamayan yazarların ise, akademik sahada var olmaları oldukça zor hale gelir. İfadeleri doğru ve uygun bir dille yazabilme işi, İngilizceyi yabancı dil olarak kullananlar için, özellikle ana dilden çeviri yapmaya olan bağmlılık ya da kültürel farklılıklardan dolayı yaygın bir zorluk olarak görülür. Bu nedenle, gerek ana dilde gerekse hedef dilde sistemli bir akademik yazım dersinin öğrenicilere verilmesi önerilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI VE TÜRKİYE’DE YEREL ÖZERKLİK TARTIŞMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26277</guid>
      <author>Ahmet YATKINFirdevs KOÇ</author>
      <description>Yerel özerklik; ekonomik, idari ve siyasi alanda yerel yönetimlerin merkezi yönetimden belli sınırlar içerisinde özgür hareket edebilmesini içeren bir ifade olarak kabul edilebilir. Bu sınırlar merkezi yönetim tarafından konulmakta, fakat yerel yönetimlere sınırları çok geniş olan bir hareket alanı sunmaktadır. Yerel yönetimler üzerindeki denetimlerin sınırlı düzeylere çekilmesi yerel özerkliğin gereğidir. Bu nedenle merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayete dayalı anlayıştan vazgeçmesi ve merkezi yönetimin denetim alanı sadece belli başlı hukuki konular üzerinde olması gerekir. Aksi takdirde merkezi idarenin yönlendirmesi ile hareket eden güdümlü bir yerel yönetimle karşı karşıya kalınmaktadır. Yerel yönetimlerin özerkliği, mahalli idareler teorisi ve uygulaması alanında üzerinde önemle durulan konulardan biridir. Bugün gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede kamu hizmeti sunumunda etkinliğin sağlanması ve demokrasinin geliştirilmesinin hedef alındığı reformlar yapılmaktadır. Bu reformların önemli bir ayağını da yerel yönetimler reformu oluşturmaktadır. Yerel yönetimlerin hareket alanının darlığı ve genişliği ile ilgili akademik ve entelektüel çevrelerde yapılan tartışmalar sonucunda dünyada ve Türkiye‘de yerel yönetimlerin özellikle de belediyelerin önemi artmaktadır. Küreselleşme ve demokratikleşme konusunda yapılan tartışmalar doğrudan yerel yönetimler üzerine kaymakta ve tartışmalar yerel özerklik temelinde şekillenmektedir. Özellikle 1980’lerde yaşanan ekonomik ve toplumsal dönüşüm yerel özerklik algılamalarını da önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu araştırmada da Türkiye’deki yerel özerklik tartışmaları 1980 öncesi ve 1980 sonrası olmak üzere iki dönemde incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL İLETİŞİM ARACI OLARAK İŞARET, PİKTOGRAM VE SEMBOLLERİN KULLANIM ALANLARINA GÖRE İNSAN DAVRANIŞLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ VE SEMİYOTİK AÇIDAN DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26366</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26366</guid>
      <author>Tarık YAZAR</author>
      <description>Çevresiyle sürekli bilgi alış verişinde bulunan insan, uygarlık tarihinin başlangıcından buyana iletişim sağlamak amacıyla her an karşı karşıya bulunduğumuz görsel iletişim araçlarını yaratma çabasında olmuş ve birçok işaret kullanmıştır. Mağara döneminde duvarlara çizilen işlevsel resimlerden günümüze kadar süregelen ve iletişimi sağlayan araçlar çeşitli ihtiyaçlardan ortaya çıkmış ve günümüze ulaşmıştır. Günümüz insanları da toplumsal yaşam içinde gelişen teknolojik sistemlere ayak uydurmak ve evrensel düzeyde etkili iletişim sağlamak amacıyla işaret, piktogram ve sembollerden oluşan iletişim sistemleri geliştirmişlerdir. Bu iletişim sistemlerinde kullanılan görsel bildirişim simgeleri farklı kültürlerden insanların birbirlerini anlayabilmesi ve daha etkili iletişim kurarak yaşamlarını kolaylaştırması bakımından çok önemlidir. İnsanın algılama ve davranış biçimlerindeki ortak içgüdüsellik araştırıldığında insanların birçok olay, durum, renk ve biçim karşısında aynı algılama ve davranış özelliklerini gösterdiği söylenebilir. Bu bağlamda işaret, piktogram ve semboller, öğrenme sürecindeki rolleri açısından, düşüncelerin ve yaşantıların birleştirilmesi için insanlara görsel olarak etkili bilgi aktarırlar. Ancak, bu işaret, piktogram ve semboller insanlar arasındaki kültür farklılıklarından dolayı kullanım alanlarına göre farklı anlamlara gelebilmekte ve iletişimin yetersizliğine ya da algılama eksikliği nedeniyle istenmeyen olumsuz durumların oluşmasına neden olabilmektedir. Bu çalışmada işaret, piktogram ve sembollerin mesaj iletmek amacıyla yüklendikleri anlamların kullanım alanlarına göre insan davranışları üzerindeki etkilerinin araştırılması ve semiyotik açıdan, semantik, sentaktik ve pragmatik düzeylerde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI DÜNYASINDA İÇKİ İÇME SUÇUNA DAİR BAZI GÖZLEMLER (XVI. YÜZYIL)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26428</guid>
      <author>Muhammed YAZICI</author>
      <description>Gerek İslam Ceza Hukukunda ve gerekse Osmanlı Ceza Kanunnamelerinde yasaklanmasına rağmen, Osmanlı toplumunda içki farklı kesimler tarafından tüketilmiştir. İçki içme suçuna ait yerel mahkeme kayıtlarına yansıyan çok sayıda dava bulunmaktadır. Ayrıca kamu düzenini ihlal eden diğer bazı suçlarda da davalı şahısların içkili oldukları dikkat çekmektedir. Osmanlı Devleti’nde kamu düzeninin sağlanması görevini üstelenen vazifeliler için bu suçu işleyenlerden alınan para cezası önemli bir gelir kaynağı oluşturmuştur. Devlet merkezi dönem dönem içki tüketilen meyhanelerin ortadan kaldırılması hususunda kararlar almıştır. Fakat şehirlerdeki gayrimüslim nüfusun varlığı, meyhanelerden ve içki üretiminden devletin vergi alması içki tüketiminin önüne geçilememesine neden olmuştur. Çalışma dönem olarak 16. yüzyılı kapsamaktadır. Kaynak olarak hem devlet merkezinin hem de yerelin görüntüsünü yansıtan arşiv kaynakları kullanılmıştır. Çalışmanın amacı 16. yüzyıl Osmanlı toplumunda içki içme suçunun yaygınlığını, muhakeme boyutunu ve merkezin konuyla ilgili görüşlerini ortaya koymaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞRUSAL PROGRAMLAMADA KULLANILAN SİMPLEKS YÖNTEMİN EXCEL İLE ÇÖZÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26375</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26375</guid>
      <author>Cavit YEŞİLYURTMehmet Ali ALAN</author>
      <description>Doğrusal programlama, kısıtlayıcıları eşitlik ya da eşitsizlik olarak verilen doğrusal bir amaç fonksiyonunu maksimum ya da minimum yapmayı amaç edinen doğrusal cebirin bir alanıdır. Doğrusal bir amaç fonksiyonu ve doğrusal eşitsizlik ya da eşitliklerden oluşan modelin çözümü simpleks metotla yapılabilir. Bu yöntem doğrusal programlamanın babası olarak bilinen George Dantzig tarafından geliştirilmiştir. Doğrusal programlama problemlerinin çözümünü grafiksel yöntemle ya da simpleks yöntemle çözmek mümkündür. Grafiksel yöntemde optimum çözüm, mümkün çözüm alanının bir köşe noktasıyla ilişkilidir. Simpleks yöntem de esas olarak bu temel fikre dayanmaktadır. Bir başka söylemle simpleks yöntem cebrik bir yöntem olmasına karşın dayandığı temel fikir geometriktir. Değişken sayısının iki olması durumunda modelin çözümü grafiksel yöntemle mümkündür. Değişken sayısının ikiden fazla olması durumunda ise grafiksel yöntemle modelin çözümü imkânsız olur. Simpleks yöntem ise iki değişkenli doğrusal programlama problemlerine uygulanabileceği gibi ikiden fazla değişken içeren doğrusal programlama problemlerinin çözümüne de olanak sağlar. Simpleks yöntemi ile amaç fonksiyonunu en büyük ya da en küçük (optimum) yapacak en iyi çözüme adım adım yaklaşılır. Bu nedenle, probleme bir uç noktasından başlanarak optimuma daha yakın bir ikincisine, oradan da bir üçüncüsüne biçiminde devam edilerek en iyi çözümü veren uç noktaya ulaşılır. İşletmelerin kıt olan kaynaklarını kullanarak karı en büyük, ya da maliyetleri en küçük yapmayı amaçlayan doğrusal programlama problemlerinin çözümünde kullanılan simpleks yöntemle çözüm için çeşitli paket programlar üretilmiştir. Ayrıca Excel ile de işletmeler için ilave bir masraf çıkarmadan simpleks yöntemin çözümü yapılabilmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLİK UYGULAMASI ÖĞRETİM PROGRAMINA YÖNELİK PAYDAŞLARIN GÖREVLERİNİ YERİNE GETİRME DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26351</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26351</guid>
      <author>Etem YEŞİLYURTÇetin SEMERCİ</author>
      <description>Bu araştırmanın genel amacını, öğretmenlik uygulaması öğretim programına yönelik paydaşların görevlerini yerine getirme düzeylerinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Tekil tarama modeli kullanılarak yapılan araştırmanın evrenini Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer alan Elazığ, Erzincan, Erzurum, Diyarbakır, Malatya ve Ağrı illerindeki uygulama okul yöneticileri ve uygulama koordinatörleri, milli eğitim müdürlüğü yöneticileri ve uygulama koordinatörleri, fakülte yöneticileri, fakülte ve bölüm uygulama koordinatörleri oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem alma yöntemi olarak “basit rastlanstısal (tesadüfî) örnekleme yöntemi” seçilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak katılımcı grupların tamamına yönelik ayrı ayrı ve toplamda yedi farklı anket hazırlanmıştır. Bu anketlerin hazırlanmasında “Fakülte-Okul İşbirliği” ve “Aday Öğretmen Kılavuzu” kaynakları temel alınmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 16 veri analiz programı kullanılmış ve veriler frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma teknikleriyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlik uygulaması öğretim programına yönelik olarak paydaşların görev ve sorumluklarını önemli derecede yerine getirdikleri tespit edilmiştir. Ancak fakülte-okul ve fakülte-milli eğitim müdürlüğü arasında etkili işbirliği sağlama, bu işbirliklerin etkililiği için belirli zamanlarda toplantı, seminer vb. düzenleme, uygulama öğretmenlerini ve sınıfı belirleme, okullardaki etkinliklerin etkili şekilde yürütülmesini sağlama, uygulama sürecini denetleme ve değerlendirme görev ve sorumlukların paydaşlar tarafından istenilen derecede yerine getirilmediği sonucu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SARCASTIC VIEW OF ISLAM IN WESTERN CHRISTIANITY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26281</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26281</guid>
      <author>Mustafa YİĞİTOĞLU</author>
      <description>Bu çalışma İslam’ın doğuşu ile birlikte devam eden bir süreci ele almaktadır. Konu itibari ile Hıristiyanlık dünyasının İslam’a, İslam Peygamberine ve Müslümanlara bakış açısını yansıtmaktadır. Bu, aslında Hıristiyan düşünce tarihinin genel anlamda analizi demektir. Gerçi araştırmanın yoğunlaştığı husus tam bir düşünce tarihi olmamakla birlikte esas itibari ile İslam üzerine gerek din adamlarınca, gerek devlet erkânınca, gerekse diğer din müntesiplerince yazılan, çizilen, konuşulan, yapılan her türlü müstehzi tutumlardır. Araştırmada ilk olarak Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında cereyan eden polemik ve reddiyelere, müteakibinde Müslümanlara karşı bazı nazım ve nesir türünde yazılmış eserlere, karikatüristlerce kaleme alınmış çizimlere, ressamlarca tablolaştırılmış resimlere, heykeltıraşlarca vücuda erdirilmiş heykellere, sanatçılar tarafından sahnelenmiş oyun, piyes, tiyatro ve filmlere, yazılımcılarca programlanan bilgisayar oyunlarına, devlet başkanları ve din adamlarınca sarf edilmiş sözlere hatta ve hatta en pasif düzeyde kalan herhangi bir bireyin veya toplumun davranışlarına değinilmiştir. Kutsalla alay etme, kutsala karşı menfi herhangi bir tutum İslam dinince yasaklanmıştır. İnsanlara kendi dinini seçme ve tercih ettiği din üzere yaşama hürriyeti tanınmıştır. Bu durum açıkçası Müslümanların başka dine ve onun müntesiplerine karşı duruşunu resmetmektedir. Bizim bu çalışmayı oluşturmamız gelecek nesillere Hıristiyanların İslam’ın ilk elden malumatlarından yoksun bırakılması probleminin çözülmesi ve İslam’ın iyi bir şekilde aktarılmasını sağlamaya yönelik bir girişimdir. Günümüzde Hıristiyanların İslam’ı düzgün bir şekilde öğrenebilmesi veya en azından doğru kaynaklara ön yargısız varabilmesi gayet ümit vericidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KRACAUER’İN BASİT ANLATI SİNEMASI VE SONBAHAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26395</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26395</guid>
      <author>Zehra YİĞİT</author>
      <description>Klasik film kuramcıları, biçimci ve gerçekçi olmak üzere iki gelenekten beslenmektedirler. Her iki geleneğin çıkış noktasında gerçeklik bulunmaktadır. Sinemada biçimci gelenek, gerçeği yansıtmanın mümkün olmadığından hareketle, sinemanın gerçeğe müdahale ederek, onu yorumlayarak gerçeği yeniden kurması gerektiğini söylemektedir. Gerçekçi gelenek ise filmin, gerçekliğe müdahale etmeden, objektif bir şekilde var olanı yansıtabileceği savından hareket etmektedir. Bu geleneğin önemli temsilcileri Kracauer ve Bazin’dir. Türkiye’de sinema daha çok masal, destan, halk oyunları gibi sözlü edebiyat geleneğinden beslenmekte, bu durum ise Türkiye sinemasının gerçeklik yolunda ilerlemesinde ona ket vurmaktadır. Diğer yandan Türkiye sinemasının kendi gerçekliğini bulma yolunda epeyce vakit kaybettiği bilinmektedir. 1990’lı yılların ortalarından itibaren bazı yönetmenlerin filmlerinde toplumdaki gerçekliği olduğu gibi yansıtmayı denediği, biçim ve içerik anlamında gerçekçi gelenekten beslendiği saptanmaktadır. Özellikle minimal sinema ile adını duyuran Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu, Derviş Zaim gibi pek çok yönetmen, bu kuramsal bakış açısının içerisinde incelenebilmektedir. Genç yönetmenlerden Özcan Alper’in Sonbahar (2008) adlı filmi de bu gelenekteki filmlerden bir tanesi olarak dikkate değerdir. Bir filmin doğru okunmasını sağlayan kuram, eleştirmenlere, yönetmenlere ve de izleyicilere ortak bir dil ve alt yapı sunmaktadır. Çalışma, bu ortak dil noktasında gerçekçi yaklaşım perspektifinden beslenmekte, daha özelde Kracauer’in kuramsal bakış açısıyla Türkiye’deki basit anlatı (slightnarrative) sinemasının izlerini Sonbahar filmi ile sürmeyi amaçlamaktadır. Böylece geçmişle bugünün modern sineması arasında bağ kurmak istenilmektedir. Bu bağlamda Kracauer’in kuramsal bakış açısı özetlendikten sonra, Türkiye’deki sinemada, gerçeklik ve basit anlatı ilişkisine bakılacaktır. Filmin analizinde göstergebilimsel yöntem kullanılacaktır. Sonuç olarak, Kracauer’in belirttiği basit anlatı, bulunmuş öykü, fotoğrafik görüntü, nesnel gerçeklik anlayışı Sonbahar’ın filmsel anlatısında yer almaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>M.Ö. II. BİNYILDA PAYLAŞILAMAYAN TOPRAKLAR: KUZEY SURİYE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26406</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26406</guid>
      <author>Ercüment YILDIRIM</author>
      <description>Kuzey Suriye, tarihinin en gelişmiş üç medeniyeti olan Mezopotamya, Anadolu ve Mısır uygarlıklarını birbirine bağlayan bölgede bulunmasından dolayı stratejik ve ticari öneme sahip olmuştur. Bu sebepten Kuzey Suriye tarihin her döneminde ele geçirilmek ve ticari getirisinden faydalanılmak istenen bir coğrafya olmuştur. M.Ö. II. binyılda Hititler Toros Dağları’nın güneyini ele geçirmeyi bir devlet politikası haline getirmişken, Mısır firavunları ise devletin hazinesini dolu tutabilmek için Kuzey Suriye ve Doğu Akdeniz kıyılarını egemenlikleri altında tutmaya çalışmışlardır. II. binyılın sonlarında gücünü artıran Asurlular Kuzey Suriye’yi hakimiyetleri altına aldıktan sonra Doğu Akdeniz kıyılarındaki zengin şehir devletlerini ele geçirmeye çalışmışlardır. Bu çalışmada Kuzey Suriye’nin fiziki ve tarihi coğrafyası hakkında bilgi verildikten sonra Hurri – Mitanni Devleti döneminde ve öncesinde meydana gelen siyasi gelişmelerle bölge üzerindeki rekabetin doruğa ulaştığı Hitit – Mısır mücadelesi anlatılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANALYSE LINGUISTIQUE D’UNE MODALISATION COMPLEXE EN TURC PARLE: FAIRE UNE HYPOTHESE ENTRE POSSIBILITE ET PROBABILITE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26391</guid>
      <author>Selim YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmada, çağdaş Türkçenin sözlü dil yapısında karmaşık bir işleyiş gösteren ve olasılık, varsayım ve koşul değerleri arasında gerçekleşen bir kipsellik olgusu incelenecektir. Dilbilim açısından irdelendiğinde, bu karmaşık kipselliğin merkezinde « /–sE/ biçimbirimi » olduğu görülecektir. Türkçe dilbilgisinde « dilek/istek/şart » kipi olarak bilinen ve yükleme böyle bir kipsel değer ve işlev katan bu ekin, Fransızcada « conditionnel » denilen « varsayım, olasılık, istek » gibi kipsel işlevleri olan yüklemsel bir oluşum ile benzer özellikler taşıdığı gösterilecektir. Bu amaçla, olasılık değeri olan ve bir ihtimal ve/veya şart bildiren /–sE/ kipli yüklemler, Fransızca Sözceleme Dilbilimi ve bürünbilim (sesbilim) kuramı çerçevesinde yorumlanmaya çalışılacaktır. Bunun için, biçimbilim ve sözdizim çerçevesinde seçilen farklı sözce örneklerinde yüklemsel yapı ve oluşumlar, /–sE/ ekinin diğer eklerle oluşturduğu birleşimler de göz önüne alınarak kullanım biçimlerine göre sınıflandırılacaktır. Bu sözcelerde, /-sE/ ekiyle kurulan yüklem biçimlerinin özellikle sözceleme bağlamında sözceleyenin niyetini ne şekilde yanısttığı özellikle irdelenecektir. Ayrıca, bileşik yapı gösteren sözcelerin yüklem oluşumlarında /-sE/ biçimbiriminin diğer kip ve zaman ekleriyle olan ilişkileri ile bürünsel (tonlama) yapısı da göz önünde buludurulacaktır. Sözcelerin sözdizim, yüklemlerin ise biçimbilim açısından incelenmesinde dağılımsal dilbilim yöntemi ile sözcelem kuramından yararlanılacaktır. Çalışmanın veri tabanını iki saat uzunluğunda olan bir sözlü Türkiye Türkçesi bütüncesidir. Bu araştırmanın sonunda, /-sE/ ekiyle kurulan yüklemlerin ulamları ile dilbilimsel değer ve işlevleri konusunda aydınlatıcı bilgiler verilerek Türkçenin biçimbilim, bürünbilim ve sözcelem alanlarına katkı sunulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POP ART VE MODA ETKİLEŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26367</guid>
      <author>Elif ŞENELHülya KAROĞLU,Elif ŞENEL</author>
      <description>Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından beri tüm alanlarda disiplinler arası bir yaklaşım bariz olarak hissedilmektedir. Sanat ve moda bu alanlar içinde birbirini oldukça etkileyen iki alan olagelmiştir. Sanatçılar ve modacılar uzun yıllardan beri birbirlerinin mesleki kaygılarından, yaratım tarzlarından, üretim tekniklerinden, eserlerinden etkilenmiş ve birbirlerini taklit etmişlerdir. 19. yüzyılın sonlarından itibaren erimeye başlayan sanat ve moda disiplinleri arasındaki sınırlar, 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana iyice yok olmaya yüz tutmuştur. Postmodernizmin ilk ışıklarının da etkisiyle artan bu erime, 1960’lı yıllarda çok ses getiren, sıradan hazır nesneleri ve ticari ürünleri baş tacı yapan, sanatı ticarileştiren sanat akımı Pop Art ve moda arasında yoğun biçimde hissedilmiştir. Pop Art ve moda arasındaki etkileşime ışık tutmak araştırmanın genel amacını oluşturmuştur. Söz konusu amaç doğrultusunda bu iki alan arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak doküman analizi uygulanmıştır. Bu yöntem kapsamında, Türkçe ve yabancı dilde yazılı kaynaklardan ve internet kanalıyla ulaşılan bilgilerden yararlanılmış, bu bilgiler konuyu örneklendiren görseller ile desteklenmiştir. Veri analiz tekniği olarak betimsel analiz kullanılmıştır. Alıntılar yapılmış, veriler temalara göre özetlenip yorumlanmış ve temalar birbirleriyle ilişkilendirilmiştir. Temelleri Frankfurt Okulu’na dayanan kültür endüstrisi kavramı, kültürün kendisini bir endüstri ve her türlü kültür ürününü de birer meta olarak kabul etmiştir. Sanat ve moda, bu meta grubunun içinde yer almaktadır. Kültürün metalaştığı postmodern dönemde tüketim, üretimin önüne geçmiş ve tüketiciye kolay ulaşmak adına kültür ürünlerinin kitle iletişim araçları vasıtasıyla sürekli sergilenmesi, popüler kültürü yüceltmiştir. Kâr odaklı bir toplumu vurgulayan kültür endüstrisi; tüketim toplumu, kitle kültürü, popüler kültür, metalaştırma ve meta estetiği gibi kavramları ön plana çıkarmıştır. Araştırmanın sonucunda, Pop Art akımı ve modanın, bu kavramlar çerçevesinde bir araya geldikleri ortaya konulmuştur. Kuramsal benzerliklerinin yanı sıra Pop Art ve moda etkileşimini görselleştiren sanat eserleri ve moda tasarımları üzerinden konu zenginleştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


