






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2013 Sayı 6 Issue 2</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=554</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>MEDYANIN İŞLEVİ: GERÇEKLERİN ÖTELENMESİ SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26496</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26496</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Çağdaş yaşamın vazgeçilmez unsurlarından biri olan medya, insanların günlük toplumsal gereksinimlerini karşılama işlevini görürken, yeni biçem ve yaklaşımların da yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Medya çoğunlukla insanların haber öğrenme, toplumsal gündemi öğrenme, kamuoyuna katılma, yenilikleri izleme, zaman geçirme, eğlenme gereksinimlerini karşılamaktadır. Bazen gerçeklerden oluşan materyallerle yapımlar hazırlayan medya, çoğu zaman da hayalleri kullandığı gösterişli imgesel yapımlarla kitlelere seslenmektedir. Kuramsal olarak gerçeklerden oluşması gereken içeriği, kimi zaman kazanç planları çerçevesinde gerçeklerin dışına çıkabilen medya, imgelerden oluşan içeriğiyle insanları yanıltabilmekte, yanlış bilgi ve izlenimlere neden olabilmektedir. Kentsel alanlarda yoğun yaşam ritmi içinde yaşayan insanların zaman geçirme, dinlenme ve eğlenme gereksinimlerini önceleyerek yayınlarını geniş bir kitlenin anlayabileceği basit bir düzeyde tutan medya, görkemli imgelerle oluşturduğu içeriğinde kitleleri gerçekler konusunda yanıltabilmektedir. Medyayı izleyen kitle de çoğu zaman çağın koşulları gereği sığınabileceği hayal dünyaları aramakta ve medyaya yönelmektedir. Medyanın görkemli hayal dünyaları ve gerçekleri unutturan yayınları insanları rahatlatmakta, geçici çözümler sunmaktadır. Kendi gerçeklik yaklaşımını oluşturan ve kitlelere aktraran medya, hayallerden oluşan dünyalar kurmakta ve bazen bunları gerçek olarak yansıtmakta, insanların da gerçeği kendisi gibi algılamalarını sağlamaktadır. Gelişmemiş toplumlar medyanın gerçeklere uzak yayınlarından daha fazla etkilenmekte, medyayı kullanmayı ve yorumlamayı tam olarak öğrenemedikelri için sorunlar yaşamaktadır. Toplumların giderek birbirine benzeştiği dünyadaki sayısız materyali değerlendiren medya çalışanları, insanların gerçeklerin sıkıntılarından uzaklaşabileceği imgesel dünyalarla büyük kitlelere seslenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM 6. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN FEN BİLGİSİ DERSİNE İLİŞKİN KAYGILARININ FARKLI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26522</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26522</guid>
      <author>Alptürk AKÇÖLTEKİN, Salih DOĞAN</author>
      <description>Bu araştırmada İlköğretim 6. Sınıf öğrencilerinin Fen Bilgisi dersine ilişkin düşünce ve kaygıları incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda öğrencilere (Gömleksiz ve Yüksel 2003) tarafından geliştirilen ve 38 sorudan oluşan 5’li likert tipi bir ölçek uygulanmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışması araştırmacılar tarafından yapılarak Cronbach Alpha güvenilirlik katsayısı 0,92 olarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucu öğretmen davranışlarının öğrencilerin derse yönelik tutumlarına etkisi incelendiğinde; erkek öğrenciler, öğretmenlerinin fen bilgisi dersinde konuları tartışmalarına imkan vermediğini ve öğretmenlerin cinsiyet ayrımı yaptığını düşündükleri tespit edilmiştir. Öğrencilerin alışkanlıklarına göre derse karşı tutumları incelendiğinde; erkek öğrencilerin kız öğrencilere kıyasla fen bilgisi derslerinde başka konularla ilgilendiklerini, doğuda öğrenim gören öğrencilerin fen bilgisi dersini severek ve isteyerek çalıştıkları ve batıdaki öğrencilerin ise doğu’daki öğrencilere oranla derse daha hazırlıklı geldikleri tespit edilmiştir. Öğrencilerin derse karşı kaygı durumu incelendiğinde ise; erkek öğrencilerin bayan öğrencilere kıyasla kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu, doğuda öğrenim gören öğrencilerin fen bilgisi dersinin amacının ne olduğu konusunda tam olarak fikir sahibi olmadıkları ve batıda öğrenim gören öğrencilerin fen bilgisi sınavlarından korktuğu sonucu elde edilmiştir. Öğrencilerin fen bilgisi dersine yönelik ilgileri incelendiğinde ise; fen bilgisini seven öğrencilerin fen bilgisi dersine çalışmaktan zevk aldıkları ve ders konuları ile ilgilenmekten hoşlandıkları, doğuda öğrenim gören öğrencilerin batıdaki öğrencilere kıyasla fen bilgisine çalışmaktan daha çok hoşlandıkları ve boş zamanlarında fen bilgisi ile ilgili konularla ilgilendikleri sonucu elde edilmiştir. Öğrencilerin fen bilgisine yönelik önyargıları incelendiğinde ise; erkek öğrencilerin kız öğrencilere kıyasla fen bilgisi dersleri olmadan da çevreyi tanıyabileceklerini düşündüklerini, dersi sevmeyen öğrencilerin Dünya’yı tanımak için fen bilgisi derslerine gerek olmadığını düşündükleri sonucu elde edilmiştir. Öğrencilerin fen bilgisi dersinden beklentilerine ilişkin düşünceleri incelendiğinde ise; kız öğrencilerin erkek öğrencilere kıyasla gelecekteki çalışmalarında fen bilgisine ihtiyaç duyacakları düşüncesinde oldukları, erkek öğrencilerin ise kız öğrencilere kıyasla fen bilgisi dersini başaracağına inandıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK MİTOLOJİSİ VE EĞİTİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26488</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26488</guid>
      <author>Rövşen ALİZADE</author>
      <description>Mitoloji eski insanın eğitim sistemi olarak kabul edilebilir. Doğa ve cemiyetteki olaylar insanı eğiterek onu hayata hazırlayan birer felsefi kanıtlar rolünde meydana çıkar. Bu manada mitoloji gerçekliğin yansıması gibi anlam belli eden mitolojik bilgilere dönüşmüş durumdadır. Demek ki, mitoloji olayları değil, olayların meydana çıkma sebeplerini açıklar, reel dünyanın resmini çizmez ama bu dünyanın simgelerle algılanmasını sağlar. 19. yy’a kadar mitolojiden bahis edildiğinde Batı dünyası yalnız Yunan Mitolojisini kabul etmekteydi. Ancak araştırmalar ilerledikçe bütün dünya halklarının, özellikle Türk halklarının mitolojisi olduğu ortaya çıktı. 20. yy.da mitolojik teorilerin belgelenmesi ve mitoloji sistemlerin öğrenilmesi hız kazandı. Bu gelişme dünya bilim çevrelerinde de mitolojinin öğrenilmesini yaygın hale getirdi. Mitler, tarih öncesi dönemlerde oluştuğu için onların izlerini bulmak, aslına ulaşmak hatta hangi millete ait olduğunu belirlemek araştırıcılar için oldukça zordur. Mitlerin en belirleyici özelliği, inançla ilgili olmasıdır. Belki de bu yönü mitlerin yok olmamasını, günümüze kadar taşınmasını sağlamıştır. Mitolojide tabiat kültleriyle ilgili inançların araştırılması karmaşık bir konudur. Konunun karmaşıklığı her nesneden önce soruna değişik yönden yaklaşım olanaklarıyla belirlenir. Tabiat mitolojik düşüncenin konusunu ve içeriğini oluşturur. Türk mitolojisindeki tabiat kültleri ile ilgili çok değişik inanç biçimleriyle karşılaşmaktayız. Ayrıca tabiat kültlerinin incelenmesi alanında çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Sosyal bilimler alanındaki ekol ve akımlarda değişik yöntemlerin uygulanması mitolojik araştırmalarda da değişik konseptlerin ortaya çıkmasına neden olmuş, tabiat kültlerinin incelenmesi alanında teorik ve pratik açıdan zengin metodolojik deneyim kazandırmıştır. Bu zenginlik ve karmaşıklık bir taraftan konuyu zorlaştırırken diğer taraftan da kolaylaştırmıştır. Başka bir ifadeyle soruna yaklaşımda seçim olanaklarının fazlalığı araştırmacıya yöntem seçiminde zorluk çıkarırken bilimsel hareket olanağı da sunmuştur. Bu da sonuç itibariyle konunun ayrıntılı çözümüne olanak sağlamıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEHMET ÂKİF ERSOY’UN SAFAHAT’TA MEDENİYET KAVRAMINA BAKIŞI VE BATI MEDENİYETİNE YÖNELTTİĞİ ELEŞTİRİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26525</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26525</guid>
      <author>Turgay ANAR</author>
      <description>Günümüzdeki anlamıyla temelde aynı kavram algısına aşağı yukarı sahip olan “medeniyet” kelimesi, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sömürgeci Avrupa toplumlarının dünya üzerinde kendilerine layık görmeye başladıkları “üst statünün” kavramsal adı olarak ortaya çıkar. Bu kavram, Avrupa toplumlarının pek çok alanda benzersiz bir gelişme gösterdiklerini işaret etmesi ve bu gelişmeye sahip olmayan toplumları ise “gayr-ı medenî” parantezine aldıklarını vurgulaması bakımından önemlidir. Bu tür düşünce ve kabullerin çok fazla etkilediği bir coğrafyada yaşayan Mehmet Âkif Ersoy, Osmanlı devleti ve İslam medeniyetinin içinde bulunduğu zor durumu teşhis eder mahiyetteki düşünceleriyle meselenin çözümü için nasıl bir yol tutulması gerektiğini şiirlerinde dile getirir. Onun “Safahat” isimli şiir kitabının bazı yerlerinde Batı ve İslam medeniyetlerinin karşılaştırmasını buluruz. Mehmet Âkif Ersoy’un “medeniyet” ile ilgili görüşlerini bilmemiz, onun fikri dünyasını anlamamızı daha da kolaylaştıracaktır. Safahat, kronolojik bir sırayla okunduğu takdirde Mehmet Âkif Ersoy’un medeniyet ile ilgili görüşlerindeki değişim ve dönüşümler de ortaya çıkmaktadır. Mehmet Âkif Ersoy’un, Osmanlı’nın ilerlemesi için Avrupa medeniyetinin müspet yönlerini alınması gerektiğine dair görüşlerini şiirlerinde işlemesi, yaşadığı devirdeki medeniyet ithaliyle ilgili tartışmalara verdiği bir cevap olarak da okunabilir. Batı medeniyetinin temsilcisi olan işgalcilerin Osmanlı’ya saldırmaları, Osmanlı’nın topraklarının düşman kuvvetlerce işgal edilmesi, milli mücadele safhasının başlaması sırasında ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılar, yaşanan olumsuzluklar ve nihayetinde Çanakkale Savaşları’nda elde edilen başarılar Mehmet Âkif Ersoy’un medeniyet ile ilgili görüşlerinde birçok tadilatlar ve kökten bazı değişiklikler yapmasına sebep olur. Makalede Âkif’in “medeniyet”le ilgili görüşlerinde zaman içinde nasıl değişiklikler olduğu örneklerle açıklanmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ALIP-MANAŞ” VE “BAMSI BEYREK” DESTANLARININ ORTAK MOTİFLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26476</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26476</guid>
      <author>Abdulselam ARVAS</author>
      <description>Genel bir kabul olarak, XV. asrın sonlarında yazıya geçirildiği söylenen “Kitab-ı Dedem Korkut” adlı eser, sadece Türk dilinin ve edebiyatının değil aynı zamanda Türk kültürünün de en önemli kaynaklarından biridir. Oğuz Türkçesiyle yazıya geçirildiği belirtilen bu eser, Anadolu dışında yaşayan diğer Türk halklarında da mevcuttur. Türkmen, Azeri, Gagauz gibi Oğuz gruplarında eserin kendisi mevcutken Kazak (Kıpçak), Özbek (Karluk), Altay (Sibirya) gibi Türk halklarında ise eserdeki Bamsı Beyrek hikâyesi farklı isimlerle yaşamaktadır. Ayrıca, Kazaklarda “Korkut Ata” adı altında anlatıların da derlenerek kayda geçirildiğini belirtmek gerekir. Bununla birlikte Kazaklarda bağımsız bir destan olarak kaydedilen “Alpamıs”ın Özbeklerde “Alpomiş”, Altaylarda “Alıp-Manaş” olduğu ve bunların “proto-tip”inin Bamsı Beyrek olabileceği de ifade edilmiştir. Hatta Kırgız Türklerinin meşhur “Manas Destanı”ndaki başkahraman olan Manas’ın “Kitab-ı Dedem Korkut”taki Bamsı Beyrek ile ilişkisi kurulmuştur. Bu bağlamda “Kitab-ı Dedem Korkut”, Türk destancılık geleneğinde bir merkez görevi üstlenebileceği gibi Türk kültürünün değişik cephelerini araştırırken de temel bir kaynak olarak kullanılabilir. Mesela bu eser, Türk toplumlarının ortak kelimelerini mukayese ederken temel bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Bu araştırmada ise “Bamsı Beyrek Hikâyesi” ile “Alıp-Manaş Destanı”ndaki motifler ele alınmış ve özellikle ortak motifler üzerine bir deneme girişiminde bulunulmuştur. “Alıp-Manaş Destanı”ndan örnek dizeler alınırken, Türkologlar tarafından iyi bilinen bir metin olduğu için, “Bamsı Beyrek Hikâyesi”nden örnek dizeler almak yerine genel ifadelerle bu hikâye hakkında bilgiler verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1834 YILINDA TOKAT’TA MAHALLE YAPILANMASI VE MUHTARLIK TEŞKİLÂTININ KURULMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26500</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26500</guid>
      <author>Şenay ATAM</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nde III. Selim döneminde başlayan yenilik hareketleri II. Mahmut döneminde de devam ettirilmiş ve bu dönemde sadece askeri alanda değil idari alanda da önemli adımlar atılmıştır. Sultan II. Mahmut, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan sonra aynı yıl, vakıfların idaresini merkezileştirmek amacıyla Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ni kurmuş, 28 Şubat 1828’de yaptığı bir düzenleme ile Hazine-i Amire ile Mansure Hazinesi’ni Umur-ı Maliye Nezareti adı ile birleştirmiştir. II. Mahmut döneminde idari alanda yapılan bu değişikliklerin yanında yerel yönetimler bağlamında da muhtarlık teşkilatının oluşturulduğu görülmektedir. II. Mahmut’un idari alanda yaptığı bu girişimlerin merkezi otoriteyi güçlendirmek amacını taşıdığı bilinmektedir. Muhtarlık teşkilatı da yine merkezi otoriteyi güçlendirmek amacıyla atılmış bir adım niteliğindedir. Zira böylece hem nüfus hareketliliği denetlenebilecek hem de taşrada yörenin ileri gelen kişileri olan ayanların etkinliği kısıtlanarak devlet kontrolü altına alınabilecekti. Muhtarlık teşkilâtı, ilk olarak 1829 yılında İstanbul’da doğum, ölüm, göç vs. nüfus hareketlerini kontrol altına almak ve güvenliği sağlamak amacıyla kurulmuştur. Ardından taşrada 1833 yılında ilk olarak Kastamonu’da oluşturulan muhtarlık, ayanlığın yerine ikame edilmiş ve diğer Anadolu kentlerinde de yaygınlaştırılmıştır. Bu çalışmada 1834 yılında Tokat’ta da kurulduğu görülen muhtarlık teşkilâtının buradaki yapılanması ve bu yılda Tokat’ın mahalle yapılanmasındaki değişiklikler Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan A. RSK. d. kataloğundaki 1669 numarada kayıtlı deftere dayalı olarak incelenecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖÇÜN EĞİTİM VE EĞİTİM YÖNETİMİNE ETKİSİNE İLİŞKİN OKUL YÖNETİCİLERİNİN GÖRÜŞLERİ (DİYARBAKIR İLİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26485</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26485</guid>
      <author>Yunus Emre AVCI, Erol KOÇOĞLU , Özcan EKİCİ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, okul yöneticilerinin görüşleri doğrultusunda Diyarbakır kent merkezine yapılan göçlerin eğitime ve eğitim yönetimine etkisini araştırmaktır. Araştırma; göçlerin eğitime ve eğitim yönetimine etkilerine okul yöneticilerinin gözüyle bakması ve araştırmacılara derinlemesine bir perspektif sunması yönüyle önemli görülmektedir. Bu bağlamda, Diyarbakır ili merkez ilçelerinde yer alan kamu ilköğretim ve ortaöğretim okullarından seçkisiz örnekleme yöntemiyle 30 okul idarecisine araştırmacılar tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu dağıtılmıştır. Görüşme formu okul idarecileri ve Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi Dalı uzmanlarının görüşleri doğrultusunda kısmen değiştirilerek geliştirilmiş ve araştırmacı tarafından birebir okul idarecilerine uygulanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde nitel araştırma yaklaşımlarından içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma bulguları tablolar halinde verilerek, frekans ve yüzde değerleri verilmiş ve okul idarecilerinin görüşlerinden doğrudan alıntılar yapılmıştır. Okul yöneticilerinin çoğunluğu orta ve yüksek düzeyde göç alan bölgelerde yer alan okullarda görev yapmaktadırlar. Araştırmanın sonuçlarına göre, okul yöneticilerinin çoğu göçle gelen ailelerin sosyo kültürel açıdan okula olumlu bir etkisi bulunmadığını ve veli-öğretmen-öğrenci bağının yeterince kurulamadığını ifade etmektedirler. Göçle gelen ailelerde karşılaşılan en yoğun problem dil ve ekonomi kaynaklı iletişim problemleridir. Göçle gelen öğrencilerde karşılaşılan en yoğun problem ise uyum sorunu ve buna bağlı olarak gelişen davranış bozuklukları ve başarısızlıktır. Okul yöneticilerinin tamamına göre göçle gelen öğrenciler sınıf ve okul başarısını olumsuz etkilemektedirler.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU’DA YUMUŞAK GÜÇ OLMA ÇABASI: “BATIYA DOĞRU AKAN NEHİR” BELGESELİ ÜZERİNDEN BİR OKUMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26530</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26530</guid>
      <author>Serpil AYDOS</author>
      <description>Başbakanlık Türk Tanıtma Fonu ve TRT'nin desteğiyle, Bahçeşehir Üniversitesi tarafından çekilen Batı’ya Doğru Akan Nehir belgeseli, 2011 yılında gösterime girmiştir. Türkiye’nin son yıllarda Ortadoğu’da ‘yumuşak güç’ olma çabası, belgeselin çekilmesinin ardındaki saiklerden biridir. Türkiye’nin bu çabası, bölgeye ilişkin politika ve değerlerini yeniden revize etmesini ve yeni bir perspektif oluşturmasını gerektirmiştir. Batıya Doğru Akan Nehir belgeseli tam da bu amaçla gerçekleştirilmiş bir projedir. Belgeselde yalnızca Türkler adına değil, genelde tüm Doğu halkları, özelde de Ortadoğu halkları adına konuşan bir anlatı hakimdir. Anlatının bu denli Mezopotamya ve Ortadoğu üzerinden kurulması, Batıya Doğru Akan Nehir’i bu bölge halklarının da rahatlıkla sahiplenecekleri bir proje olarak ortaya koymaktadır. Belgeselde verilen tarihi bilgiler, ortaya atılan savlar ve düşünceler özellikle Türkiye’nin Ortadoğu’ya yönelik dış politika vizyonunu destekler mahiyettedir. Çalışmada bunun ortaya koyulabilmesi için belgesel üzerinde söylem çözümlemesi tekniği kullanılmıştır. Türkiye’nin bölgede kendisini konumlandırış şekli, Ortadoğu’ya bakışı ve bu bölgeyi temsil ediş biçimi, bölgenin çoğunluğu Müslüman olan halklarıyla İslamiyet üzerinden kurmaya çalıştığı ilişki, filmdeki anlamlandırma pratikleri yoluyla çözümlenmeye çalışılmıştır. Filmdeki söylem ve görüntüler, metinsel özelliklerinin dışında, Türkiye’nin tarihsel ve güncel Ortadoğu politikaları bağlamında incelenmiştir. Analizin daha sistematik yapılabilmesi için veriler “Uygarlığın Doğum Yeri: Anadolu ve Mezopotamya”, “Doğu-Batı karşılaştırması”, “İslami Hoşgörü ve İslam Dininin Bilime Katkıları”, “ Doğu ve Batı Arasındaki Köprü Olarak Türkiye ve AK Parti İktidarı” başlıkları altında kategorilendirilerek analiz edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK ALGISINDA İMGE KULLANIMININ ETKİLERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26513</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26513</guid>
      <author>Ali AYHAN, Levent İSKENDEROĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada, müzik biliminde üzerinde dikkatle durulması gereken en önemli konulardan biri olan algılama konusunda görsel ve işitsel imgelerin etkisi üzerine bir inceleme yapılmıştır. Algıda seçilemeyen bir nesnenin ya da olgunun doğru yorumlanamayacağı gerçeği insanoğlunun varoluşundan bu yana süregelmektedir. Algıya tabi olan her şey bir imgeyi temsil etmektedir. İnsan zihninde ses olarak algılanan her şeyin zihnimizde bıraktığı izlenimler ses imgesi olarak adlandırılır. Bu amaçla, ses imgelerinin, müziğin, zihnimizde ne şekilde algılandığına dair bir araştırma yapılmış; ses imgelerinin algılanmasında görsel imgelerin de ne gibi etkilerinin olabileceğine dair bulgulara yer verilmiştir. Müzik alanına dönük olarak, müzik biliminde kullanılan simgeler arasında yer alan her imge üzerinde; ve müzik olarak adlandırılabilecek her ses imgesi üzerinde, özenle düşünülmesi gerekmektedir. İmgeler, algılamaya dönük olarak, en genelde görsel ve işitsel duyulara hitap edecek şekilde iki farklı boyutta ele alınmıştır. İmgelerin algılama yoluyla kavram oluşturulabilmesi için, belirli aşamaların izlenmesi sonucuna varıldığı bu çalışma da bunu başarılabilmek için, gerektiğinde ilgili görsel imgelerinde, işitsel imgelerin paralelinde uyum içerisinde kullanılması gerektiği öngörülmüştür. Bireylerin algı düzeylerini, imgesel bir yöntem izlenerek etkilemeye çalışarak verilen eğitim daha kalıcı olacaktır görüşlerinin de yer verildiği bu makalede özet olarak müzik biliminin her alanında işitsel ve görsel imgelerin doğru kullanımının algılamaya faydası olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÜLERİN SOSYO-KÜLTÜREL DÜZENLEYİCİLİK MİSYONU: KARS’TA “GELİN TERİFLEME”</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26527</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26527</guid>
      <author>Adem BALKAYA</author>
      <description>Türküler her zaman duygusal bir ihtiyacın gereği olarak ve kendilerine mahsus bağlamlarda doğarlar. Heyecan, coşku, sevgi, keder, beklenti vb. bilişsel durumlar türkülerin çıkış noktalarıdır.. Türkülerin illaki biri tarafından oluşturulmuş olmasına karşın kısa zamanda anonimleşmesi ve toplum belleğine aktarılmasının altında yatan sebep her icrada bireyin türküde kendine ait duygu parçalarını bulmasıdır. Bunun yanı sıra türkülerin bu etkileyici özelliğinin farkında olan toplum, özelde birey ve genelde kendi düzenini oluşturmada bir iç dinamik olarak türküyü kullanır. Fertlere toplum, aile, sosyal düzen, hiyerarşi, kişiler arası iletişim ve etkileşim bilgileri türkü kanalı kullanılarak iletilir. Bu durum türküye sosyal ve kültürel hayatı düzenleyicilik misyonu kazandırır. Bu çalışmada bu durumu en iyi örneklediğine inanılan bir türkü derlenerek incelenmiştir. Kars’ta düğünlerde “gelin terifleme” türküsü olarak bilinen ve aynen bir tiyatro sahnesinde canlandırılır gibi sahnelenen bu uygulamada toplum, sözcüleri aracılığı ile geline kimi telkinlerde bulunarak yeni düzene geçişte yardımcı olur. Bunun yanında toplumsal bir düzen sağlanır ve diğer fertler de bu tekrar sayesinde toplum içerisindeki görev ve sorumluluklarını hatırlarlar. Türkü icrası görsel olarak kayıt altına alınmış ve sözler deşifre edilerek yazıya aktarılmıştır. Neden böyle bir durumda türkünün kullanıldığı Harold Dwight Lasswell’in çizgisel iletişim anlayışıyla geliştirdiği Kitle İletişim Kuramı’na göre incelenerek açıklanmaya çalışılmış ve türkülerin farklı bir misyonlarına dikkat çekilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI KURULAN DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26542</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26542</guid>
      <author>İ. Sabri BALKAYA</author>
      <description>İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Bu düzenin kurucu aktörleri ABD ve SSCB olmuştur. Her iki devlette kendi siyasi, ekonomik ve askeri düzenlerini dünyaya hakim kılmak için kıyasıya mücadeleye girmiştir. Türkiye’de bu yeni dünya düzeni içerisinde kendi konumunu belirlemeye çalışmıştır. Bu konumun belirlenmesinde SSCB’nin yaklaşımları, ABD ve Batı Avrupa’nın tutumu etkili olduğu gibi Türkiye’nin kuruluşunda tercih ettiği siyasi ve hukuki yapıda etkili olmuştur. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki kurulan iki kutuplu dünya düzeni içerisinde tercihini, ABD’nin kurduğu demokratik, laik ve liberal düzenden yana yapmıştır. Bu çalışmada İkinci Büyük Savaş sonrası dünyanın nasıl bir düzene sokulduğu ve Türkiye’nin bu yapı içerisinde nasıl yer aldığı ele alınmıştır. Böylece içinde bulunduğumuz dünya konjoktürü ile yeniden bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SELÇUKLULAR VE KÜRTLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26510</guid>
      <author>Bekir BİÇER</author>
      <description>Bu araştırmada “Selçuklular ve Kürtler” konusu ele alınmıştır. Türkler Orta Asya kökenli bir millettir. Kürtler ise Ön Asya asıllı bir halktır. İki halkın İslamlaşma süreçleri farklı olmakla birlikte en belirgin ve ortak özellikleri Müslüman olmalarıdır. İslam dünyasını o dönemde Abbasi Devleti temsil ediyordu. Ancak XI. yüzyıldan itibaren Bağdat merkezli Abbasi devleti zayıflamış ve İslam coğrafyasında Tevaif’ül- Mülûk adıyla bilinen küçük devletçikler kurulmuştur. Abbasi Devletinden boşalan siyasi ve dini alanı büyük oranda Şii Büveyhoğulları doldurmuştur. Buna paralel olarak İran, Azerbaycan, Kuzey Irak ve Doğu Anadolu’da Kürt hanedanlar kurulmuştur. Şii Büveyhoğulları İran ve Irakta büyük bir siyasi güç haline gelmiş ve hemen hemen Kürt hanedanların hepsini egemenliği altına almıştır. Selçuklular İran’a geldikleri zaman Kürt halkıyla temasa geçmiştir. İran ve Azerbaycan’daki Kürt hanedan ve valiler siyaseten Büveyhilere bağlıydı. Kürt hanedan ve valilikler sağlam bir siyasi yapı kurumamıştı. Hanedan içi taht kavgaları mevcuttu. Rakip Kürt hanedanlar birbiriyle mücadele içindeydi. Selçuklular ve Kürtler İran’da karşı karşıya geldiğinde Oğuzlarla Kürtler arasında önce büyük çatışmalar olmuştur. Müslüman Kürtler Selçukluları tanıyınca Büveyhoğulları yerine Selçukluları tercih etmiştir. Selçuklular, Kürt hanedanlar içindeki taht kavgalarına taraf olarak rakip kabilelerle ittifaklar kurmuş ve kendine yakın olanları kendine bağlayarak iktidarını güçlendirmiştir. Kürt hanedanlar sorun çıkardığı zaman ise iktidarlarına son verilmiş ve Selçuklu asıllı valiler tayin edilmiştir. Sultan Tuğrul döneminde Hasneveyh, Revadi, Şeddadi ve Mervâni hanedanları büyük oranda Selçuklulara bağlanmıştır. Sultan Alparslan devrinde Kürtler Selçuklularla birlikte Malazgirt te Bizans’a karşı savaşmıştır. Kürt hanedanlar içinde en etkili olan ve Anadolu’da kurulan Mervânilerdir. Mervâniler Selçuklulardan yaklaşık altmış yıl önce Silvan ve Diyarbakır çevresini fethetmiş ve Mervâni Kürt hanedanlığını kurmuştur. Mervâni hanedanlığına Sultan Melikşah zamanında son verilmiştir. Selçuklu devleti parçalandığı ve Atabeyliklerin kurulduğu dönemlerde de Müslüman Kürtler Selçuklu Devlet yönetimine katılmış ve Selçuklu devletlerine bağlı kalmıştır. İki Müslüman halk İslam kardeşliği çerçevesinde aynı coğrafyada iç içe geçmiş ve birlikte yaşamıştır. Kürtler ve Türklerin kaderi aynı zaman diliminde kesişmiş tarihi birlikte yapmış ve yazmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEHMET ESAT PAŞA’NIN ÇANAKKALE CEPHESİ ŞİMAL GRUBU TAHRİRAT VE TELEFON GÖRÜŞMELERİ (02-20 TEMMUZ 1915)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26520</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26520</guid>
      <author>Mustafa BIYIKLI</author>
      <description>Bu inceleme, Çanakkale Savaşları’nda Şimal (Kuzey) Grubu Kumandanı olan Mehmet Esad Paşa’nın(Yanyalı), 02-20 Temmuz 1915 tarihleri arasında, cepheden Harbiye Nezareti, kumandanlıklar ve fırkalarla yaptığı yazışmalar ve telefon görüşmelerinden oluşmaktadır. Bu sırada Mehmet Esat Paşa, Arıburnu Kuzey Grubu Komutanı olarak, düşmanın kuvvetli saldırılarına karşı savunma yapmakta idi. Esat Paşa, Haziran ve Temmuz aylarında İngiliz ve Fransız birliklerinin Arıburnu'na yaptıkları taarruzlar karşısında zor şartlar altında düşmanı karşılamış ve geri püskürtmüştü. 42 adet el yazmasından oluşan tahrirat ve telefon görüşmesi kayıtları, Çanakkale Kara Savaşları’nda Türk askerinin cephelerdeki atmosferi, top, top mermisi yokluğu ve ihtiyacı, özellikle ellerindeki topların mahiyeti, cephede çekilen cephane sıkıntısı ve düşmanın yoğun ateşi karşısında eldeki cephanenin, özellikle top mermilerinin ne derece tasarruflu kullanılması gerektiği hakkında verdiği bilgiler açısından önem taşımaktadır. Mehmet Esat Paşa’nın yazışmalarının yansıttığı bu bilgiler ve veriler, aynı zamanda Çanakkale Savaşları sırasında Mehmetçiğin yaşadığı zor durumun ve Çanakkale cephe ve mevzi savaşlarının daha iyi anlaşılması hakkında verdiği bilgiler yanında Mehmet Esat Paşa’nın Çanakkale Kara Savaşları’ndaki rolünün daha iyi bilinmesi açısından önem arz etmektedir. Bir koçanın sayfalarına el yazısıyla yazılmış olan tahrirat ve telefon görüşmesi kayıtları, Kütahya Belediyesi Mustafa Yeşil Kütüphanesi’nde Nadir Eserler Bölümü’nde Mustafa Yeşil’in özel arşivinde ortaya çıktı. Yazma Eserler Defteri’nde kayıt altına alınan kayıtların, cephe şartlarında kurşun kalem kullanılarak yazıldığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MERÎNÎLER DEVLETİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26536</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26536</guid>
      <author>İsmail CERAN</author>
      <description>Merînîler; XIII. yüzyılın ortalarından XV. yüzyılın ortalarına kadar Batı Mağrib’de (Fas) hüküm sürmüş Zenâte kabilesine mensup bir Berberi hanedanıdır. Merînîler 1224’de Miknas’ı, 1248’de Sicilmâse’yi ve 1269’da başkent Merakeş’i ele geçirerek tüm Mağrib’i (Fas) kontrol altına aldılar. Bu olay Merînîler tarihinin dönüm noktası oldu. Devletlerinin kuruluşunu tamamlayan Merînîler Hıristiyanlarla cihat etmek amacıyla Endülüs’e geçtiler. XIII. yüzyılın ikinci yarısı ve XIV. yüzyılın ilk yarısında Endülüs Gırnata (Nasrî) Devleti’ne destek verdiler. Merînîler Devleti en parlak devrini Sultan Ebü’l-Hasan (1331–1348) zamanında yaşadı Bu dönemde Mağrib-i Evsat’ta hüküm süren Abdülvadîler’in ardından Tunus’ta yönetimi ellerinde bulunduran Hafsîler’in topraklarını da ülkelerine katan Merînîler, Murâbıtlar ve Muvahhidler’in kuvvetli dönemlerinde olduğu gibi Mağrib’in tamamını hâkimiyetlerine aldılar. Merînîler tarihi; Merakeş'in alınışından sonra, ülkede istikrarın sağlandığı, askeri başarıların kazanıldığı güçlenme ve yayılma devri (1269-1358), merkezî otoritenin zayıfladığı, taht kavgalarının arttığı ve iktidarın vezirlerin eline geçtiği ayrıca toprak kayıplarının başladığı gerileme ve çöküş devri (1358-1465) olmak üzere başlıca iki döneme ayrılmaktadır. Babası sultan Ebü’l-Hasan’ı tahttan feragate mecbur eden Ebû İnan Fâris (1348-1358), bu sırada Merînî hâkimiyetinden kurtulan Cezayir ve Tunus’u yeniden ele geçirdi. Ancak onun başarılı girişimleri kısa sürdü. Ebû İnan’ın ölümünden sonra hanedanın gerileme ve çöküş dönemi başladı. Arap ve Berberî kabilelerinin isyanları ve iç çekişmeleri bu çöküşü hızlandırdı. Merkezi otoritenin zayıfladığı, taht kavgalarının arttığı ve devlet yönetiminin vezirlerin eline geçtiği bu dönemde Portekizliler Sebte şehrini 1415 yılında işgal ettiler. Nihayet Merînîler Devleti 1465 yılında ülkede ortaya çıkan kargaşa ve ayaklanmalar neticesinde sona erdi ve onların yerine Vattâsîler hanedanı yönetimi ele geçirdi (1472).</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EINE MYSTISCHE REISE IN DIE WELT GERÜCHE DAS GERUCHSMOTIV IN DEN WERKEN „HASELNUSS ACHT“ VON METIN KAÇAN UND „DAS PARFÜM“ VON PATRICK SÜSKIND</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26484</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26484</guid>
      <author>Ahmet CUMA</author>
      <description>Kokunun insanlık tarihi boyunca toplumsal, kültürel ve inanç bağlamında önemli etkisi olmuştur. Eski çağlardan beri kokuya metafizik bir değer yüklenmiştir. Zaman içinde koku kült haline gelmiştir. Bu bağlamda kokular iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılmıştır. İyi kokular rahmani olanın, kötü kokular ise şeytani olanın sembolü olarak edebiyatta yer edinmişlerdir. İnançlar değişik sembollere ihtiyaç duymaktadırlar. Amaç, soyut olanın daha iyi algılanabilmesidir. Bu sebeple birçok retorik figür somut ile soyut arasında bir geçiş sağlaması amacıyla sıkça kullanılmıştır. “Koku” ve “Fındık Sekiz” romanlarında bu bağlamda bir çok metaforik anlatım dikkat çekmektedir. Her iki romanda da yoğun olarak koku motifi işlenmiştir. Yapıtların ikisinde de olayların geçtiği şehirler kokuları bağlamında sıkça betimlenmişlerdir. Paris ve İstanbul betimlenirken oluşturulan grotesk şehir imgeleri toplumsal yapıyı yansıtmaktadır. Dönem eleştirisi bağlamındaki toplumsal yozlaşmanın betimlenmesi koku motifi yardımıyla alegorik çerçevede işlenmiştir. Bireyin toplum içindeki varlığı veya toplum karşısındaki ezilmişliği Grenoille ve Meto kahramanları aracılığıyla dile getirilmiştir. Grenoille için koku yaşamın bir parçasıdır, var olmakla özdeştir. Meto ise toplumu ve tehlikelerini kokularından tanır. Hayatı bu bağlamda devam eder. Her iki eserde de koku motifi var olma düşüncesiyle ilintili olarak ele alınmıştır. Metin Kaçan ve Patrick Süskind farklı kültürel donanımlara sahip olmalarına rağmen büyük şehir olgusunun dekadans edebiyatı içinde bireyin gelişmesine ne denli yön verme gücüne sahip olduğunu ve bu bağlamda medeni gelişmişliğe paralel olarak insanlığın ortak bir tehlikesini kurmaca dünyalarda işlemişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURULUŞ DÖNEMİ OSMANLI MİMARİSİNE AİT BİR HAMAM ÖRNEĞİ: SAKARYA-TARAKLI YUNUS PAŞA HAMAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26523</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26523</guid>
      <author>Yusuf ÇETİN</author>
      <description>Sakarya iline bağlı bir ilçe olan Taraklı, il merkezine 65 km. uzaklıkta bulunmaktadır. Osmanlı’nın ilk yerleşim yerlerinden biri olan ve günümüze Osmanlı şehir dokusunu oluşturan tarihi evleri, çarşısı, çeşmesi ve hamamıyla bir açık hava müzesi görünümünde olan Taraklı aynı zamanda eşine az rastlanır tabiat harikası güzellikleri ile yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir. İlçe merkezinde bulunan Yunus Paşa Hamamı kuruluş dönemi Osmanlı hamam mimarisin erken örneklerinden birisidir. Yapı plan olarak Osmanlı hamam mimarisinde “ortası kubbeli enine sıcaklık ve çifte halvetli hamam” tipolojisindedir. Günümüzde kullanılmayan ve zemininden bir hayli aşağıda kalan hamamın soğukluk kısmı bulunmamaktadır. Muhtemelen yıkılmış olan bu bölümün üzerine batı yöndeki yeni bir bina inşa edilmiştir. Moloz taşın kullanıldığı yapıda giriş batı yöne sonradan eklenen iki katlı yapının içinden sağlanmaktadır. İç duvarlar sonraki onarımlar sırasında mermer kaplamalarla kaplanmış olan hamamın üzerinde kitabesi veya inşa tarihini gösteren herhangi bir belge yoktur. Yunus Paşa Camii’ne yakınlığı nedeni ile ilk bakışta camiye bağlı bir yapı olarak düşünülürse de, mimari özellikleri incelendiğinde camiden daha eski olduğu ve hamam XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış olduğu tahmin edilmektedir. Taraklı halkının sosyal yaşantısında önemli yeri olan Yunus Paşa Hamamı, Kuruluş dönemi Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyor olması ve Taraklı’nın Osmanlıdan günümüze ulaşmış en eski yapısı olması bakımından önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KELKİT VADİSİNDE NÜFUSUN DAĞILIŞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26549</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26549</guid>
      <author>Asım ÇOBAN</author>
      <description>Kelkit Vadisi Karadeniz Bölgesinin Orta ve Doğu Karadeniz bölümleri sınırları içerisinde yer almaktadır. Kelkit vadisindeki yerleşmelere bağlı olarak nüfus genellikle vadi tabanlarındaki alçak düzlüklerde ve vadiyi çevreleyen kütlelerin alçak yamaçlarında toplanmıştır. Kelkit vadisi boyunca yükselti doğudan batıya doğru azalmakta, dolayısıyla nüfus yoğunluğu doğudan batıya doğru artış göstermektedir. Yükseltiyle beraber arazi yapısının engebeli olması nüfus dağılışını sınırlarken, yükseltinin azalması, vadi tabanının genişlemesi ve alüvyal toprakların varlığı nüfus yoğunluğuna sebep olmuştur. Vadi boyunca arazinin genel olarak dağlık ve engebeli olması yerleşmelerin niteliği üzerinde belirleyici olmuştur. Daha çok dağınık yerleşmelerin yaygın olduğu Kelkit vadisinde nüfus, 200 m ile 1800 m ler arasında dağılış göstermektedir. Nüfusu en az olan yerleşme Sivas iline bağlı Gölova ilçesidir. Gölova’yı, Sivas’ın diğer bir ilçesi olan Akıncılar, Giresun’a bağlı Çamoluk ve Gümüşhane’nin Köse ilçeleri takip etmektedir. Kelkit vadisinde nüfusu en kalabalık olan yerleşmeler Tokat iline bağlı ilçelerdir. Kelkit vadisinin en batısında bulunan Tokat ilinin ilçelerinde üç tanesi araştırma sahasının içerisinde kalmaktadır. Bu ilçeler doğudan batıya doğru sırasıyla Reşadiye, Niksar ve Erbaa’dır. Kelkit vadisinin en batı kesimini oluşturan bu alanda yükseltinin azalması, iklim şartlarının elverişli olması, vadi tabanının genişlemesine bağlı olarak oluşan alüvyal düzlükler sebebiyle nüfus yoğunluğunun belirgin olarak arttığı bu sahalarda, en kalabalık yerleşme Erbaa ilçesidir. Erbaa’yı Niksar ilçesi takip eder. Kalabalık yörede en az nüfuslu yerleşme ise Reşadiye’dir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF MEVCUDUNUN 2005 ÖĞRETİM PROGRAMLARI’NIN BAŞARISINA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26664</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26664</guid>
      <author>Mehmet Kaan DEMİR, Selda ALAÇAM ÇAKIR</author>
      <description>Sınıf mevcudu ülkemiz açısından, gelişmekte olan bir ülke olarak halen düzenlenmeye muhtaç bir gerçek konumundadır. Nüfusumuzun hızla çoğaldığı, eğitime verilen önemin sürekli yükselen bir grafik gösterdiği, okullaşma oranımızın arttığı halde sınıf mevcudu açısından istenilen rakamlara ulaşılamadığımız çok çeşitli akademik ortamlarda tartışılmaktadır. Sınıf mevcudunun eğitim öğretim faaliyetlerine etkisinin başrol pozisyonu taşıması sebebiyle yapılan eğitimsel değişikliklerin başarısı da tartışılacaktır. Bilindiği gibi 2005 yılında uygulamaya konan öğretim programları ülkemiz adına önemli bir reform olarak sunulurken uygulama ortamları açısından sorunlar olabileceği beklenmektedir. Bu araştırma İstanbul ili Sultangazi ilçesindeki ilköğretim okullarının 1-5. sınıflarında görev yapan sınıf öğretmenlerinin görüşleri doğrultusunda sınıf mevcudunun eğitim-öğretime etkisini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu yüzden araştırmada ele alınan problem, “Sınıf mevcudunun 2005 Öğretim Programları’ nın başarısına etkisi üzerine öğretmen görüşleri nelerdir?” sorusu olmuştur. Araştırmanın evrenini 2011-2012 Öğretim yılında İstanbul ili Sultangazi ilçesinde bulunan 1-5. Sınıflarda görevli öğretmenleri oluşturmaktadır. Bu evren içerisinden araştırmaya dört devlet okulunda görevli toplam 193 sınıf öğretmeni katılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda veri toplamak amacıyla, araştırmacılar tarafından hazırlanan veri toplama ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular çerçevesinde, sınıf öğretmenlerinin sınıf mevcudunun 2005 Öğretim Programları’nın başarısına ilişkin görüşleri ile cinsiyet, görev yapılan sınıf düzeyi değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak; öğretmenin görev yaptığı sınıf mevcudu ve öğretmenin kıdemi değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık bulunmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PERCİVAL EVERETT’İN SİLİNTİ VE BEN SİDNEY POİTİER DEĞİLİM ROMANLARINDA KİMLİK SİLİNMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26515</guid>
      <author>Aytemis DEPCİ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Percival Everett’in iki hiciv romanı olan Silinti ve Ben Sidney Poitier Değilim’i ırkçılık ve kimlik krizi konulari üzerinde durarak incelemektir. Silinti’de, yazar-kahraman Monk siyahiliğin standardartlaşmış düşüncelerini temsil eden kalıplaşmış romanları eleştirmek için Stagg R. Leigh takma adı altında Fuck isimli bir roman yazmaktadır. Monk kendi benlik duygusuna karşı gelir ve yayıncılık pazarının ırksal stereotip beklentilerini hicvetmek niyeti ile bu romanı yazarak ikili bir kimlik geliştirir. Ancak, Fuck’taki ironi farkedilmez ve Monk çift kişiliğinden zarar görmeğe başlar ve Stagg’in kontrolünü kaybeder. Ben Sidney Poitier Değilim’de ise anlatıcının kişisel farkındalık duygusu yoktur ve giderek Poitier filmlerindeki karakterlere bürünür ve bir kimlik krizi yaşar. Roman, gerçek dünya algısı üzerindeki olumsuz etkileri ve bireyleri gerçeklikten ayırdığı için medyayı eleştirir. Bu makale, sadece anlatıcıların kimlik krizlerini araştırmakla kalmaz ama aynı zamanda anlatıcıları toplumun ırkçı beklentilerine uymadıkları için kimlikleri yüzünden yargılanmakta olan Ralph Ellison’ın Görünmez Adam romanı ile her iki Everett romanı arasındaki birçok benzerlikleri de açıklamaktadır. Bu nedenle, ırkçılık kendi kimliğini sergileme hususunda en önemli engel olmaya devam etmektedir. Medya aracılığıyla, Amerikan toplumu sözde Afrikalı-Amerikalı deneyiminin kalıplaşmış temsilini pekiştirir ve bireyleri kimlik silinmesine yol açan ırksal strereotipleri yaşamaya zorlar. Everett Silinti’de, yayıncılık sanayiinin ırkçı kriterlerini eleştirirken Ben Sidney Poitier Değilim’de ise medya ve filmlerin toplumdaki ön yargı ve ırkçılığı desteklemeye hizmet etmesini eleştirmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMLARINDA ELEŞTİREL OKUMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26498</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26498</guid>
      <author>Erol DURAN</author>
      <description>Okuldaki öğrenmelerin önemli bir kısmı, okuma etkinlikleri yapılarak sağlanmaktadır. Bu öğrenmelerin kalıcı olması için gerek şartlardan birisi eleştirel okumalar yapmaktır. Bu sebeple, eleştirel okuma eğitimi, okuma eğitimi programlarının en önemli yönü olmalıdır. Bu çalışma, Türkçe Dersi (1-5 ve 6-8. sınıflar) Öğretim Programlarındaki eleştirel okuma eğitimine yönelik ne tür açıklama ve kazanımların olduğunu incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada tarama modeli kullanılmış ve içerik analizi yapılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla öncelikle, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı web sitesinden (www.ttkb.meb.gov.tr), Programlara ulaşılmıştır. Programlarda, öğretim programının dayandığı felsefe; genel amaçlar, temel beceriler, yöntem ve teknikler ile kazanımlar kısmı taranmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular dikkate alındığında, hem ilkokul hem de ortaokul öğrencilerine yönelik yeterli sayı ve nitelikte kazanımın olduğu söylenebilir. Programdaki eleştirel okuma kazanımlarının bir metin inceleme çalışması sırasında kazandırılması düşünülen kazanımlar olduğu görülmektedir. Bu kazanımlar, ayırt etme, çelişkileri saptama, yanlışları belirleme, amaç belirleme, ilgili olmayanı belirleme, benzerlik ve farklılıkları belirleme ve sorgulama çalışmalarını gerektirmektedir. Bu yönüyle bu kazanımlar, eleştirel okuma eğitimine katkı sağlayabilir. Eleştirel okuma kazanımlarının, ilkokul 3. sınıftan itibaren yoğunlaştığı ifade edilebilir. İlkokul 1 ve 2. sınıflarda öğrencilerin sesli ve akıcı okuma becerilerinin geliştirilmesinin birinci öncelik olduğu düşünüldüğünde, bu kazanımların en erken ilkokul 3. sınıfta verilmesinin uygun olacağı söylenebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ SAHİP OLDUĞU DEĞERLER İLE DEMOKRATİK TUTUMLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26516</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26516</guid>
      <author>Hakan DÜNDAR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı öğretmen adaylarının sahip olduğu değerler ile demokratik tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışma grubunu Kırıkkale Üniversitesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği programı son sınıfına devam eden 164 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Araştırmada öğretmen adaylarının sahip olduğu değerleri belirlemek için Schwartz (1992) tarafından geliştirilen ve dünyada pek çok ülke ve farklı kültürde uygulanan “Schwartz Değerler Listesi”, demokratik tutumlarını belirlemek için ise Gözütok (1995) tarafından geliştirilen “Demokratik Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma sonunda öğretmen adaylarının sahip olduğu değerler ile demokratik tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının sahip olduğu değerler incelendiğinde en fazla önem yükledikleri değerlerin iyilikseverlik boyutunda olduğu en az önem yükledikleri değer boyutunun ise güç değer boyutunda olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının hazcılık, uyarılım, özyönelim, iyilikseverlik, geleneksellik, uyma, güvenlik ve evrenselcilik değerleri ile demokratik tutumları arasında anlamlı ilişkilerin olduğu tespit edilmiştir. Öğretmen adaylarının başarı ve güç değerleri ile demokratik tutumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına dayalı olarak; değerlerin başta öğretmen adayları olmak üzere öğretmeler tarafından nasıl algılandığı araştırılabilir. Aynı zamanda öğretmen adayları ve öğretmenlerin değer ve demokratik tutumlarına etki eden faktörlerin benzer ve farklı yönlerinin neler olduğu ve etkileme dereceleri araştırılabilir. Demokratik tutumların oluşmasında değerlerin rolü üzerine nitel ve bu çalışmanın da sonuçlarında yer alan anlamlı ilişki grubu ve anlamlı ilişki çıkmayan değer grupları ve nedenleri ile ilgili çalışmalar yapılabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELECEĞİN OKULLARINA DAİR BİR PERSPEKTİF</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26546</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26546</guid>
      <author>Metin ELKATMIŞ</author>
      <description>Geçmişten günümüze toplumların hayatında özel bir yeri olan okulun varlık nedeni iyi insanı inşa etmektir. Ancak demokrasi, aktif vatandaşlık, küreselleşme, insan hak ve özgürlükleri ile bilgi ve teknoloji alanındaki gelişmeler okullara yüklenen bu misyonun sorgulanmasını ve üzerinde yeniden düşünülmesini de beraberinde getirmektedir. İnsanlığın yaşadığı hızlı değişim ve dönüşüm süreci eğitim olgusuyla birincil derecede ilişkisi olan bütün unsurları da değişime zorlamaktadır. Bu doğrultuda Türkiye’de 2005 yılında gerçekleştirilen eğitim reformları değişimin yönünü sadece eğitim programları olarak belirlemiştir. Ancak kalıcı ve etkili bir değişimin gerekleşebilmesi için eğitimle ilişkili tüm unsurların da olası değişimden payını almasını zorunlu kılar. Öğrenme ve öğretme sürecinin merkezi konumundaki okullarda söz konusu değişime açık, kendini yenileyebilen bir yapı ve anlayışa sahip olmalıdır. Bu çerçevede fiziki, sosyal, kültürel, ekonomik ve yönetsel gibi tüm yapısal bileşenleri üzerinde etraflıca yeniden düşünülmelidir. Bu çalışmanın amacıda geleceğin okullarına temel oluşturacak özellikleri saptamak olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda konuyla ilgili ulusal ve uluslararası kaynaklar doküman analizi tekniği ile taranarak elde edilen verilerden çıkarsama yapılmıştır. Kişisel, sosyal, siyasal ve ekonomik yönden gelişimin anahtarı olan okulların geleceğine ilişkin literatürde farklı görüşler bulunmaktadır. Özetle bunlar; okula gerek olmadığını söyleyenler, alternatif okul uygulamalarını önerenler, mevcut okul yapılarını iyileştirme düşünceleri, ütopik görüşler, ev okul ve sanal okul düşünceleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu görüşler çerçevesinde diyebiliriz ki geleneksel fabrika temelli okul anlayışının eğitsel ve yapısal reformlara ihtiyacı vardır. Bu açıdan geleceğin okulları fiziksel yapılarından, işleyişine, yönetim anlayışından kalitesine değin tüm unsurları çağcıl, özgürlükçü ve demokratik bir nitelik taşımalıdır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOKRAT PARTİ’NİN SİVİL TOPLUM ÜZERİNDEN BİR SİYASAL İLETİŞİM DENEMESİ: VATAN CEPHESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26531</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26531</guid>
      <author>Ayşe Elif EMRE KAYA, Zakir AVŞAR</author>
      <description>Türk siyasetinde çok partili hayatla birlikte, iktidar ve muhalefet arasında önemli kutuplaşmalardan birisi DP iktidarınca Vatan Cephesi’nin (V.C) oluşturulmasıdır. 1957 seçimleri sonrasında ortaya çıkan tabloda, güç birliğine gidilmesi halinde DP iktidarını yıkabileceği ihtimalini gören muhalefet partileri, birleşme yolları arayış ve çabalarına girmiş, bunun üzerine DP iktidarı da tarafsız vatandaşları ve mutsuz muhalifleri kendi safına çekmek amacıyla, sivil toplum üzerinden yeni bir siyasal iletişim yolu inşa etmek üzere V.C.’ni ilan etmiştir. Birleştirici ve bütünleştirici söylemlerle oluşturulmasına karşın V.C., uygulamada iktidarın umduğu, beklediği etkiyi sağlayamamış, aksine bu kampanyada kullanılan araçların abartılı ve yer yer gerçek dışı yayınları, yoğun siyasal ve toplumsal tepkilere yol açmış ve kampanya bu yönüyle başarısızlığa uğramıştır. Bu çalışma, V.C.’nin oluşumuna giden süreci ve cephenin faaliyetlerini konu edinmiştir. Çalışmada V.C.’nin hangi şartlar altında ortaya çıktığı, nasıl bir rol ve fonksiyon ifade ettiği ve ne şekilde bir sona uğradığı hususları ele alınacaktır. Bu yapılanmaya dair yapılan çalışmalara dair literatür incelemelerine sıklıkla başvurulduğu gibi, dönem içinde tarafsızlığı ile tanınmış Cumhuriyet gazetesi (Cumhuriyet) üzerinden bütün bu süreç incelenmiş ve V.C. kampanyasına ilişkin güncel tartışma ve değerlendirme biçimleri ortaya konulmuştur. Böylelikle, Cumhuriyet’in yoğun bir biçimde yer verdiği V.C. haberlerinin incelenmesi ile kurulan siyasi oluşumun aktörlerinin söyleminden farklı olarak nasıl yansıtıldığına dair bir örneğin görülmesi mümkün olmuştur. V.C. üzerine yapılmış olan bu çalışmanın bütün bu yönleriyle, hem siyasi tarihe, hem de siyasal iletişim alanına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HEMMENDE UND FÖRDERNDE LEHRERHALTUNGEN AUS DER PERSPEKTIVE VON STUDENTEN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26499</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26499</guid>
      <author>Sayime ERBEN KEÇİCİ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı genç yetişkinlerin, bugününün koşulları göz önünde bulundurularak, öğretmen ilişkileri, şahsi ve okuldaki öğrenmeleri arasında hangi bağlantıları kurduklarını ortaya koymaktır: Hangi öğretmen tutum ve davranışları genç yetişkinler açısından okul karyerlerinde ve özel gelişimlerinde yardımcı/geliştirici veya sınırlayıcı/engelleyici olmuştur ve olmaktadır? Sonuçlarda nitel görüşmeler yardımıyla öğrencilerin işe olan sevgisini ifade edebilen özgün bir öğretmen istediği açıkça gösterilmektedir. Ayrıca görüşülen bireylerin tecrübelerinden bağımsız olarak kendilerini ciddiye alan, özgün olan ve ilişki kurmaya açık olan öğretmen istedikleri saptanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUĞUN ÇALIŞANLARIN KÖTÜ YONETİMİ İFŞA DÜZEYLERİNE ETKİSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26539</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26539</guid>
      <author>Veysel EREN, Ufuk ORHAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, kurumsal sosyal sorumluluk ve whistleblowing (Kötü Yönetimi İfşa Etme) arasındaki ilişkiyi açıklamaktır. Kurumsal sosyal sorumluluk ve whistleblowing literatürde genellikle iki ayrı çalışma konusu olarak ele alınmış olup, birlikte araştırılmamışlardır. En yalın anlatımı ile kurumsal sosyal sorumluluk, herhangi bir karar verirken örgütün tüm paydaşlarını göz önünde bulundurması, whistleblowing ise yönetimin olumsuz davranışlarını birilerine ifşa etmektir. Çalışma teori ve uygulama kısımlarından oluşmaktadır. Teorik kısımda kurumsal sosyal sorumluluk ve whistleblowing konuları literatürden özetlenmiştir. Uygulama kısmında ise hazırlanan anket formları öğretmenlere uygulanmıştır. Çalışma eğitim sektöründe etkinliğin artırılmasında okul yönetimlerinin duyarlı davranmaları gerektiğini işaret etmesi açısından önem taşımaktadır. Araştırma sonuçları, öğretmenlerin kendilerine uygulanan olumsuz kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları sonucunda kayıtsız kalmadıklarını ve bir şekilde şikâyet mekanizmalarını kullanmakta olduğunu göstermektedir. Araştırmada özellikle kurumsal sosyal sorumluluğun alt boyutu olan etik sorumluluk ile whistleblowingin alt boyutu olan içsel ve dışsal raporlama arasında bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuç ise, Türk kültüründe yaygın olan “bana dokunmayan yılan bin yaşasın”cı davranışların gelecek nesilleri yetiştirecek olan öğretmenler tarafından benimsenmediğini ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin bu tepkileri, Türk tarihine yakışan “boyun eğmeme” kültürünün yaşaması umudunu beslemesi açısından çok anlamlıdır. Diğer taraftan, etik sorumluluk ile içsel ve dışsal ifşa arasındaki ilişki, öğretmenlerin, kendine güvenlerine, işe bağlılıklarına, demokrasi ve katılım bilincinin gelişmesine, inisiyatif üstlenmeye hazır olmalarına, dolayısıyla yeni yönetim paradigmasının etik sorumlulukla ilgili alt yapısının bir ölçüde hazır olmasına ışık tutmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜHREVERDİ DÜŞÜNCESİNDE RUH-BEDEN İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26486</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26486</guid>
      <author>Kemal GÖZ</author>
      <description>Felsefe tarihinde filozoflar, değişik konularda görüşler ortaya koymuşlar ve Felsefe tarihleri de bize bu görüşleri çağlar boyunca aktarmaya devam etmişlerdir. Bunun sonucu olarak insanlığın ortak problemleri üzerine üretilen düşünce ürünlerinin bütün insanlık tarafından paylaşılmakta olduğu görülmektedir. Ruh ve Beden ilişkisi denilince, ilk olarak insanın fiziki yönü ve o fiziki yapıyı ayakta tutan değer olarak karşımıza çıkan ruh gelmektedir. İlk çağ filozoflarından günümüz filozoflarına kadar bütün düşünürler ruh ve beden konusu hakkında görüş belirtmişlerdir. Düşünürler, ruhu, bedene canlılık veren cevher olarak görmüşler, ölüm ve sonrasında ruhun durumunu merak etmişlerdir. İslam Felsefesinde de bu konu derinlemesine incelenmiş ve görüşler ortaya konulmuştur. Yapılan değerlendirmeler günümüze kadar öneminden hiçbir şey kaybetmeden bizlere intikal etmiştir. Bu da gösteriyor ki insanın kendini anlaması adına yaptığı çalışmalar hala önemlidir. Bu çalışmamızda Ruh ve Beden ilişkisi konusunda İslâm Felsefesi filozoflarının görüşlerinin önemini ortaya ortaya koymaya çalıştık. Böylece İslâm felsefesinin önemli filozoflarından İşrak felsefesinin kurucusu Sühreverdi el-Maktul’ün ruh ve beden konusundaki görüşlerinin daha iyi anlaşılacağını düşündük. Sühreverdi el-Maktul’e göre ruh nurani bir cevher olarak beden öldükten sonra onu terk eder ve ebedi âleme intikal eder. Bedenin ruhtan ayrılığı özde ayrılık değil bir kademe ve derece ayrılığıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK EĞİTİMİ ANABİLİM DALI ÖĞRENCİLERİNİN FARKLI MÜZİK TÜRLERİNE YÖNELİK MÜZİKSEL ALGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26495</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26495</guid>
      <author>Bahar GÜDEK</author>
      <description>Bu araştırmada, müzik eğitimi anabilim dalı öğrencilerinin farklı müzik türlerine yönelik müziksel algıları ritim, ezgi, armoni ve söz unsurları açısından cinsiyet değişkenine göre incelenmiştir. Müziksel algılama, duyular yoluyla müziğin farkına ve bilincine varmadır. Yani müziksel algılama devinişsel, sezişsel ve bilişsel boyutlarla oluşan bir bütündür. Bütün bu boyutlar içinde müziğin temel unsurları olan ritim, ezgi ve armonin algılanması ve bu algılamayla beraber anlamlandırılması, çözümlenmesi, yorumlanmasıyla müzik anlaşılır kılınır. Araştırma, 2011-2012 Eğitim-Öğretim yılında, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı’nın farklı sınıflarında okuyan ve tesadüfi seçilen 49 kız, 45 erkek öğrenciden oluşan toplam 94 öğrenciye uygulanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere farklı müzik türlerinden oluşan on iki tane eser dinletilmiştir. Öğrenciler dinletilen bu eserleri ritim, ezgi, armoni ve söz unsurları yönünden Likert tipi skala ile 5 puan üzerinden değerlendirmişlerdir. Araştırma sonuçlarına göre, çalışma grubunu oluşturan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı öğrencilerinin müziksel algıları, dinletilen arabesk müzik ve Türk halk müziğinde cinsiyete göre söz unsurunda, klasik batı müziği, Türk sanat müziği ve rock müzik türlerinde cinsiyete göre ritim unsurunda, Türk pop müzik türünde cinsiyete göre ritim, ezgi, armoni ve söz unsurunda, yabancı rap ve Türkçe rap müzik örneğinde ise cinsiyete göre ezgi unsurunda farklılaşma göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE SÖZLÜKLER ÜZERİNE BİR DENEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26468</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26468</guid>
      <author>Meltem GÜL</author>
      <description>Sözlük, bir dilin kelime, deyim ve terimlerini tanımlayan; sözlerin dil bilgisindeki yerlerini bütün incelikleriyle veren; kullanım örneklerini sunan; kısacası dilin söz varlığını derli toplu bir araya getiren kaynak niteliğinde bir eserdir. Sözlükler baştan sona okunan yapıtlar olmamakla birlikte, dille birlikte gelen toplumsal değerleri kuşaktan kuşağa aktarmak gibi kültürel ve toplumsal bir görevi de yerine getirmektedir. Her dilin konu ve yöntemlerine göre çeşitli sözlükleri bulunmaktadır. Türk Dilinde de ilk sözlük olan Divanü Lügat’t-Türk’ten itibaren çeşitli saha, dönem ve lehçelere ait sözlükler yazılmıştır. Biz bu çalışmayla Türkçenin sözlüklerini konu ve yöntemlerine göre genel sözlükler, iki dilli sözlükler, dönem sözlükleri, dialektoloji sözlükleri, etimoloji sözlükleri, osmanlıca sözlükler olarak sınıflandırıp bunları tanıtmayı amaçladık. Genel sözlükler kısmında Şemseddin Sami’nin Türk dilinin tarihi lehçelerini üzerine sahip olduğu bilgiyi ortaya koyduğu Kâmûs-ı Türkî’si, İsmail Parlatır ve diğerlerinin hazırladığı Türkçenin sözvarlığının tümünü içermeyi amaçlayan Türkçe sözlük, Ali Püsküllüoğlu tarafından hazırlanan Türkçenin sözvarlığını içerip halk arasındaki sözcüklere ve argoyada uzak kalmayan Türkçe sözlük yer almaktadır. İki dilli sözlükler grubunda Sır James Redhouse’nin Kur’andaki her kelimeyi, İran şairlerinden alıntıları, Arapça-Farsça ve Osmanlıca atasözlerini de içine alan Osmanlı-Arapça-Farsça bir sözlük olan Türkçe-İngilizce Redhause adlı sözlüğü yer almaktadır. Dönem sözlükleri içinde XIII. Yüzyıldan günümüze kadar Anadolu’da yazılmış 227 eserden taranan ve bugün kullanılmayan ya da anlamı farklı olan Türkçe sözleri tanıklarıyla beraber veren Tarama Sözlüğünü, Cem Dilçin tarafından düzenlenen ve Türk Dil Kurumu Yayınları arasında çıkan Yeni Tarama Sözlüğü yer almaktadır. Diyalektoloji Sözlükleri içinde 1932 ile 1960 yılları arasında yurdun çeşitli yerlerinden derlenmiş Türkçe sözleri içne alan derleme sözlüğü yer almaktadır. Etimoloji Sözlükleri bölümünde Hermann Vâmbery, Türk-Tatar Dillerinin Etimoloji Sözlüğü, Bedros Keresteciyan, Mat?rıaux Pour un Dıstıonnaıre Etymologııque De La Langue Turque sözlüğü, Marttı R?s?nen tarafından yazılan Türk Dillerinin Etimoloji Sözlüğü Üzerine Bir Demene başlıklı çalışması, Nasılof-Tenışef-Şerback-Nadalıov’un yazdığı Eski Türkçe Sözlük, Sır Gerard Clauson tarafından yazılan Onüçüncü Yüzyıl Öncesi Türk Dili Etimolojik Sözlüğü ve Vladimiroviç Sevortyan, Türk Dillerinin Etimolojik Sözlüğü ye</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİNDE İKİNCİ KİŞİ EMİR KİPİNE DAİR NOTLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26533</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26533</guid>
      <author>Mevlüt GÜLTEKİN</author>
      <description>Emir kipi, Türk dilinin şekil ve zaman ekleri içinde en eski olanlarından birisidir ve Eski Türkçe döneminden beri kullanılmış ve bugün de kullanılmaya devam etmektedir. Biz bu araştırmamızda esasen çağdaş Türk lehçelerinde kullanıldığını tespit edebildiğimiz teklik ve çokluk ikinci kişi emir eklerini bir araya getirip bunların işlevleri ve bazılarının kökenlerini de ele alarak bu biçimbirimlerin tarihi Türk yazı dillerindeki durumlarına da kısaca değindik. Teklik ve çokluk 1. ve 3. kişi emir ekleri ise çalışmamızın boyutlarını çok büyüteceğinden çalışmamızın dışında tutulmuştur. Teklik ve çokluk 2. kişi emir kipi, dinleyen ya da dinleyenlere, eylemin yapılması ya da yapılmaması hususunda doğrudan emir veya yasak ifade eder. Yalın biçimdeki fiil kök ya da gövdeleri, yani bunların ek almamış hâlleri, bütün tarihi ve çağdaş Türk lehçelerinde teklik 2. kişi emir ifadesi için kullanılmaktadır. Ancak tarihi ve çağdaş Türk lehçelerinde emir kipinin kuvvetlendirilmesi, nazik , daha yumuşak vb. biçimlerde ifade edilmesi için ihtiyari olarak -GIL, -GIN, -ÇI, -SANA gibi yaygın biçimbirimlerin yanında daha sınırlı olarak -TAK, -tağı, -U, Tı, -GUr gibi biçimbirimlerin de kullanıldığı görülmektedir. Çokluk 2. kişi emir kipinin, tarihi ve çağdaş Türk yazı dillerinde–(I)N, -(I)Nız, -(I)NLAr, -(I)NIZLAR, -sINIz gibi yaygın biçimbirimlerin yanında -dı:z, -(I)ş, -zAGAr, -silA, -A:rIn gibi daha sınırlı biçimbirimlerin yardımıyla da kurulduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN-I KERİM’DE GENÇLERİN AKLÎ-ZİHNÎ GELİŞİMİ VE EĞİTİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26508</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26508</guid>
      <author/>
      <description>Dinî yükümlülüğün temel şartı akıldır ve o Allah’ın en büyük nimetidir. Duyular kişinin, dış ve iç dünyasından bilgi toplama araçlarıdır. Allah insanı, bu iki vasıfla donattıktan başka fizik ve metafizik dünyasında hataya düşmemesini sağlayan ilahi/vahiy bilgisiyle desteklemiştir. Allah, insanın maddi-manevi âlemden öğrendiklerini, vahiy bilgiyle mezcederek fikir üretmesi ve bu istikamette medeni bir hayat kurabilmesi imkânını lütfetmiştir. İnsanın, içerisinde mutlu olabileceği hayatı inşası, doğru ve sağlam bilgiyle mümkündür. Bilginin kirletilmesi ve onun olumsuz etkileri, hakikate meftun insanı iç ve dış dünyasında buhrana sevk edecektir. İnsanın bu çıkmazdan kurtulabilmesi, mutlak doğru bilgi ve onun güçlendirdiği akılla üretilen bilginin kaynaştırılmasıyla sağlanabilecektir. Bunun en kestirme yolu ise, yeni kuşakların zihin ve gönlüne; akıl, vahiy ve ilmin uyumluluğunu erken yaşlarda benimsetebilmektir. Genç nesillerin; akıl ve vahiy yoluyla edindiği bilgileri işleyerek elde ettiği fikirler, lehlerine karar vermekte yeterli olmayabilir. Bunun için aklı, sonradan bulaşan zaaflardan korumaları lazımdır. Kur’ân-ı Kerim bu amaca binaen, aklın işletilmesini, taklitten korunmasını ve hurafelerden arındırılmasını farklı metodlarla gençler üzerinden göstermektedir. Gençlerin akli-zihni gelişimlerine özen göstermek ve onu planlı kullanmalarında yardım etmek, rüşt yaşlarına kadar sürdürülmelidir. Gençlerin akli gelişimleri, iradelerini haktan yana kullanmalarıyla birlikte tamamlanmalıdır. Akli olgunluğa eriştikten, daima haktan yana iradesini kullanma şuuru ve becerisi kazandıktan sonra, iç-dış dünyasını düzenlemelerine fırsat verilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TUĞRUL TANYOL’UN ŞİİRİNDE BOŞLUK PROBLEMİ: ÖZNENİN TANRISI SES-VARLIK: KENDİNDE ŞEY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26540</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26540</guid>
      <author>İmran GÜR</author>
      <description>Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde boşluk problemi, postmodern öznenin konum sorunuyla ilgili bir sorgulamayı ve öznenin kurgusunun somut varlığını belirlediği konumunu, kurgunun gerçekle yer değiştirmesiyle ortaya çıkan öznenin tanrısı ses-varlığı ifade etmektedir. Ses varlık özünde bir imge bilinci olan öznenin bilincine hâkim olan zihinsel varlık alanındaki hâkim sestir. Zihinsel varlık alanının somut varlığı biçimlendirme sürecinin algısı olan ses-varlık alanı öznenin gerçeğinin kurgusallığı düşüncesi üzerine kurulmuştur. Boşluk zihinsel varlık alanındaki gerçekleşmeyi edilgen bir konumda ayırt eden öznenin somut varlığıyla ses-varlık arasındaki ilişkiyi çözümleyememe, onu anlamlandıramama sorunudur. “Kendinde şey” öznenin anlamlandırma sorunu konumunda bulunan ses-varlık’ın vahiy bilincine karşılık geldiği gerçek anlamı ve insanın kendisinde verili, gerekçenin kendisidir. Tanyol’da gerekçe sorusu olarak karşımıza çıkan ve özneyi birbiriyle uyumsuz iki varoluştan zihinsel varoluşun somut varlığı anlamlandırma, ona biçim vermesini anlama anına tanıklık etme konumuna yerleştiren boşluk, özneyi oluşun gerekçesini çözümleme yetisinden yoksunluğu nedeniyle hiçlikle birleştiren konumun kendisi olmaktadır. Aynı konum, Tanyol’un şiirlerini öznenin kendi bilincinin tanıklığı konumuna yerleştirmektedir. Ses-varlık şiirin ve biçimlenme sürecinde anlamın oluşumunun görüntüsel gerekçesi, varlığın tanrısı yani nedenin kendisi olmaktadır. Tanyol’u postmodern anlatı ve şiir tutumuyla özdeşleştiren bu tavır, Tanyol’un oluşa kendi varlığıyla tanıklık ettiği kendi varoluşunun estetizmin kurgusal yaratma tavrıyla özdeşleşen tutumunu ifade etmektedir. Özneyi zihinsel varlık alanındaki oluş, somut varlık alanının hiçleşmesi ve boşluk konumlarının üçünde birden konumlanan bir merkez dışılık yani irade problemi olarak sorgulayan Tanyol’un şiirlerini çağ bilinciyle özdeşleşen, merkez arayışı konumunda tanımlamamız mümkündür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BENLİK KURGULARI VE ÖZNEL İYİ OLUŞ: OTANTİK OLMANIN ARACILIK ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26541</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26541</guid>
      <author>Tahsin İLHAN, Yalçın ÖZDEMİR</author>
      <description>İyi oluş son yıllarda psikoloji alanında incelenen önemli konulardan biri durumundadır. Ayrıca son zamanlarda yapılan çalışmalar kültürel faktörlerin iyi oluş ile ilişkisine vurgu yapmaktadır. Bu çalışmanın amacı benlik kurguları, otantiklik ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Çalışmaya18-25 yaş aralığında248 üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcıların 64’ü (%26) erkek, 184’ü (%74) kız öğrenciden oluşmuştur. Katılımcılar benlik kurgusu, otantiklik ve öznel iyi oluş ölçeklerini doldurmuşlardır. Sonuçlar benlik kurguları, otantiklik ve öznel iyi oluş arasında doğrudan ve dolaylı ilişkilerin oluğunu göstermiştir. Özerk ve ilişkisel benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasında doğrudan anlamlı bir ilişki bulunmazken, özerk benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasında otantiklik aracılığı ile oluşan dolaylı bir ilişki bulunmuştur. Özerk-ilişkisel benlik kurgusu otantiklik ve öznel iyi oluş ile hem doğrudan hem de dolaylı ilişki göstermiştir. Ayrıca, otantikliğin özerk ve özerk-ilişkisel benlik kurgusu ile öznel iyi oluş arasındaki aracılık etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür. Benlik kurguları ve otantiklik öznel iyi oluştaki değişkenliğin %28’ini açıklamıştır. Bu çalışmanın sonuçları sadece benlik kurgularının otantiklik ile ilişkisini göstermekle kalmayıp, otantikliğin de öznel iyi oluşla güçlü bir şekilde ilişki gösterdiğini ortaya koymuştur. Bulgular öz belirleme kuramı ve kültürel değişim bağlamında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇATIŞMA KURAMI BAĞLAMINDA DİN: ÇETİN ÖZEK ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26524</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26524</guid>
      <author>Abdullah İNCE</author>
      <description>Sosyolojideki temel kurumlardan biri dindir. Sosyoloji kuramları toplumsal gerçekliği açıklamaya çalışan genel bilgi ve açıklama düzenidir. Her bir kuram toplumu belirli kabullerden yola çıkarak ele alır. Sosyolojik kuramlar içerisinde çatışma kuramı, toplumsal hayatı çatışma üzerine oturtur. Buna göre toplumsal gruplar arasında çıkarlara dayalı olarak sürekli bir mücadele vardır. Marksist bakış açısı da, dinle ilgili görüşünü çatışmacı bir bakış içerisine oturtur. Bu çerçevede toplumsal hayatı belirleyen temel ekonomik elemanlar, ekonomik üretim biçimi ve üretim ilişkileridir. Diğer bir deyişle ekonomi bir alt yapı kurumudur. Üst yapı kurumları alt yapıdaki değişime göre değişir ve şekillenir. Din de, bir üst yapı kurumu olması sebebi ile ekonomik üretim biçimine tabidir. Bu çalışmamız kapsamında görüşlerini ele aldığımız Çetin Özek, dini Marksist felsefenin bakış açısına göre yorumlamaktadır. Özek dinin ekonomik üretim biçimindeki değişime göre değişip şekillendiğini ileri sürmektedir. Ona göre İslam dini de bu çerçevede ele alınabilir. İslam sadece kendi dönemindeki ekonomik üretim biçimine uygun olmasıyla diğerlerinden ayrılır. Yerleşik hayata geçmiş tarım toplumuna İslam uygun düşmektedir. Toplumsal hayattaki etkisi nötr olan din, toplumsal gelişmeyi sağlamada, siyasal birliği sağlamada etkisiz bir kurumdur. Dolayısıyla dinin diğer toplumsal kurumlar üzerinde şekillendirici bir etkisi yoktur. Bilakis bir üst yapı kurumu olan din ekonominin etkisi altındadır. Osmanlı toplumu için de, mevcut Türk toplumu içinde aynı yargı geçerlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İDARİ COĞRAFYA AÇISINDAN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26505</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26505</guid>
      <author>Güzin KANTÜRK YİĞİT, Taşkın DENİZ</author>
      <description>Tarih boyunca dünya nüfusunun çoğunluğu kırsal yerleşmelerde yaşamış olsa da kentler özellikle sanayi devrimi ile hem büyüklük hem de sayıca hızlı bir gelişim gösteren yerleşmeler olmuştur. Yerleşme coğrafyası için en büyük yerleşim birimlerini ifade eden kentler, hem medeniyetin hem de ülkelerin gelişmişliğinin de göstergelerinden biridir. Sanayi devriminin en önemli yansımalarından biri şehirli nüfusla birlikte büyükşehirlerin artmasıdır. Ancak bir süre sonra büyükşehirlerin yönetimine ilişkin sorunlar ile karşılaşılmıştır. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyükşehirlerde ayrı bir yönetim modeline ihtiyaç duyulmasının temel nedeni, şehirlerin oldukça büyümesi ve şehirleşme süreci ile ilgilidir. 2012 yılında 7 milyar kadar olan dünya nüfusunun yaklaşık % 50’si kentlerde yaşamakta iken bu oranın 2030 yılında % 60’lar düzeyinde olması beklenmektedir. Türkiye’de 1927 yılında 2 olan büyük kent sayısı 2011 yılında 149’a yükselmiştir. Metropolitan kent sayısındaki artış ise 1950 yılında İstanbul ile başlamıştır. 1990 yılında 15’e ulaşan sayı 2012 yılında 19’a yükselmiştir. 1982’de başlayan büyükşehir yönetimi süreci ise 2012 sonunda 29’a ulaşmıştır. Sayısal artışa rağmen büyükşehir belediyeleri halen yasal, idari, örgütsel ve kaynak kullanımına ilişkin sorunlar ile uğraşmaktadır. Büyükşehir yönetimleri için özel düzenlemeler gerekli olmakla birlikte bu düzenlemeler yetki kargaşası yerine sadelik ve hizmet sunumunda kalite ve kolaylığı sağlamalıdır. Modelde yerelliği artırıcı ve vesayet denetimini azaltıcı unsurlara yer verilmelidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞER’İYE SİCİLLERİNE GÖRE KIBRIS’TA ERMENİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26492</guid>
      <author>Adem KARA</author>
      <description>Kıbrıs Adası tarihi boyunca farklı unsurları kendi bünyesinde var etmiştir. Birbirinden farklı hususiyetler taşıyan bu unsurların birlikte yaşama tecrübeleri bizim için önemlidir. Kıbrıs'ta bulunan cemaatler bir adada yaşıyor ol¬maları sebebiyle, diğer Osmanlı eyaletlerinde yaşayan ce¬maatlerden biraz daha farklı, biraz daha sıkı ve de gergin bir ortamı paylaşmak durumunda kalmışlardır. Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmesi sonrasında bu statünün nasıl devam ettiği, toplumsal uzlaşı ve paylaşımın hangi noktada olduğuna yönelik sorulara bu çalışma bir örnek teşkil etmektedir. Ada'da yaşayan Ermenilerin Müslümanlar ile olan paylaşımı ve bu paylaşım konuları, aralarında çıkan anlaşmazlıklar, iyi yada kötü her türlü örnek bu ilişkileri ortaya koyacaktır. Çalışma özellikle 18 ve 19 yüzyılda Kıbrıs'ta yaşayan Ermeni ve Türkler arasındaki her türlü paylaşımı ortaya koyma endişesi taşımaktadır. iki toplumun arasındaki gelişmiş ilişki bağı ifade edilmeye ve yaşanan sorunlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışma, XVII ve XIX yüzyıllar arasında kayıta geçmiş olan Kıbrıs sicillerinden yararlanılarak ortaya konulmuştur. Bu sicillerde yer alan Ermenilere dair hemen hemen her konuya değinilmeye çalışılmıştır. Ermeniler ile Türk toplumu arasındaki ilişkiler yanında kendi aralarındaki ilişkilerde ifade edilemeye çalışılmıştır. Tespit edilen tüm konulara ilişkin örnekler verilerek konular ele alınmıştır. Netice olarak çalışma, Kıbrıs'ta yaşayan Ermeni toplumunun müslüman ve diğer topluluklarla olan ilişkilerini gözler önüne sermeye gayret etmiştir. İki toplum arasında her türlü ilişki ve bu ilişkilere ait örnekler verilmek suretiyle bir açılım yapılmaya çaba sarf edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRİŞİMCİ KADIN YÖNETİCİLERİN STRES ALTINDA KENDİNİ DENETLEME BECERİLERİ:BU KONUDA DÜZENLENEN BİR ANKET ÇALIŞMASININ SONUÇLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26504</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26504</guid>
      <author>Hakan KARA, Emre SEZİCİ</author>
      <description>Bu çalışmada girişimci kadın yöneticilerde meydana gelebilecek stres faktörleri ve geliştirdikleri mücadele yöntemlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca varmak için gereksinim duyulan veriler Kütahya’da bulunan girişimci kadın yöneticilerden elde olunmuştur. Bu kapsam içerisinde ulaşılabilen girişimci kadın yöneticiler ile yapılan ön görüşmeler sırasında kendilerini strese sokan ve bunlar ile mücadele yolları betimlenmeye çalışılmıştır. Elde olunan veriler göre stres nedenleri ve mücadele yöntemleri birer anket formu haline getirilmiş ve çalışmanın uygulanma sırasında kendileri için önemli olabilecek 10 tanesini işaretlemeleri istenmiştir. Elde olunan verilere göre strese sokan faktörlerin başında iş yoğunluğu, sosyal yaşamda farklı gruplara katılmak ise stres ile mücadele de ilk sırayı aldığı görülmüştür. Uygulanan Rosenbaum’un Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği ile de deneklerin stresli olaylar karşısında daha az etkilendikleri ve sorunlarla karşılaşma oranının azaldığı görülmüştür. Ayrıca strese sokan ve mücadele yöntemleri arasında ilişki hipotez testleri ile belirlenmeye çalışılmıştır. Öte yandan yazın bilime katkı sağlanılması düşüncesi ve ortak bir görüş oluşturmak amacıyla girişimci ve girişimci yönetici kavramlarının yeniden tanımlanması da yapılmıştır. Kanımızca, her iki kavramı şu şekilde tanımlanmasının yerinde olacağı düşünülmektedir. Girişimci, bir ekonomik birimin tüm eylemlerinin sürdürülmesinde rol oynayan, risk ortamlarında bağımsızca karar alabilen, elde edilen kazancın kullanımında söz sahibi olan kişidir. Diğer taraftan girişimci yöneticiyi ise eylemlerini sürdürdüğü ekonomik birimi ilgilendiren tüm konularda risk alarak yönetim eylemlerini kendisi yerine getiren; bunun için planlama, örgütleme, yöneltme, uyumlaştırma ve denetleme işlevlerini uygulayan kişi olarak tanımlamak olanaklı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYAL TASARIMI DERSİNE YÖNELİK TUTUM ÖLÇEĞİNİN (ÖTMTDYTÖ) GELİŞTİRİLMESİ: GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26494</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26494</guid>
      <author>İsmail KİNAY, Bayram ÇETİN , Birsen BAĞÇECİ , Ömer ŞİMŞEK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının öğretim teknolojileri ve materyal tarsımı dersine yönelik tutumlarını belirlemede kullanılabilecek bir ölçme aracı geliştirmek, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarını yapmaktır. ÖTMTDYTÖ’nün geliştirme, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları 2012-2013 Yılı Güz Döneminde Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi’nde okuyan ve öğretim teknolojileri ve materyal tasarımı dersini başarıyla tamamlamış öğrencilerden oluşan üç farklı grup üzerinde yürütülmüştür. Ölçeğin yapı geçerliği, iç tutarlık güvenirliği ve madde analizleri çalışmalarının yürütüldüğü birinci grup 358 (174 erkek. 184 kadın), uyum geçerliği çalışmasının yapıldığı ikinci grup 79 (42 erkek, 37 kadın) ve test tekrar test güvenirlik çalışmasının yürütüldüğü üçüncü grup 106 (52 erkek, 54 kadın) öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada uyum geçerliği çalışmasını yürütmek amacıyla Metin, Kaleli Yılmaz, Coşkun ve Birişçi (2012) tarafından geliştirilen “Öğretim Teknolojilerine Yönelik Tutum Ölçeği (ÖTYTÖ)” kullanılmıştır. Yapı geçerliği çalışmaları için Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Yapı geçerliği çalışması sonucunda ölçeğin üç boyutlu bir yapı sahip olduğu belirlenmiştir. Uyum geçerliği çalışması için ÖTMTDYTÖ ile ÖTYTÖ arasındaki korelasyona bakılmıştır. İki ölçek arasında pozitif yönde ve anlamlı .535’lik bir korelasyon tespit edilmiştir. Hesaplanan iç tutarlık (Cronbach Alpha) güvenirlik katsayısı ölçeğin tamamı için .94 ve ölçeğin alt boyutları için .78 ile .95 arasında; test tekrar test güvenirliği ölçeğin tümü için .90 ve ölçeğin alt boyutları için .76 ile .88 arasında hesaplanmıştır. Madde analizinden elde edilen bulgular, alt ölçeklerin düzeltilmiş madde toplam korelasyonlarının .319 ile .710 arasında değiştiğini göstermektedir. Elde edilen bütün bulgular ÖTMTDYTÖ’nün öğretmen adaylarının öğretim teknolojileri ve materyal tasarımı dersine yönelik tutumlarını ölçebilen geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETMENLERİNİN SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE KULLANILAN ÖLÇME ARAÇLARINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26528</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26528</guid>
      <author>Erol KOÇOĞLU, Özcan EKİCİ</author>
      <description>Sosyal bilgiler, geniş alan tasarımına yönelik olarak hazırlanan, içerisinde tarih, coğrafya ve vatandaşlık konularını içeren bir dersttir. Bundan dolayı sosyal bilgiler dersinde kullanılan ölçme araçlarının da çeşitlilik göstermesi gerekliliği düşünülebilir. Ancak bir derste kullanılması gereken ölçme araçlarının belirlenmesinde dersin içeriği tek başına belirleyici etken olamaz. Dersin içerdiği konular ile beraber, ölçme aracının öğretmen tarafından uygulanbilirliliği, sınıf mevcudu, ölçme aracının güvenirliliği gibi faktörlerde etkilidir. Öğretmenin ölçme aracını kullanabilme ve uygulayabilme yeterliliği bu faktörler içerisinde, ölçme aracının etkililiğinin belirlenmesinde önemli bir yere sahiptir. Bu araştırmanın amacı, sosyal bilgiler öğretmenlerinin sosyal bilgiler dersinde kullanılan ölçme araçlarına ilişkin görüşlerini belirlemeye yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda, Diyarbakır merkeze bağlı ortaokullarda görev yapan 30 sosyal bilgiler öğretmeni ile nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla veriler elde edilmiştir. Verilerin çözümlenmesinde betimsel çözümleme tekniği kullanılmış ve elde edilen veriler sayısallaştırılarak sunulmuştur. Araştırma sonucunda Sosyal bilgiler öğretmenlerinin sosyal bilgiler dersinde kullanılan ölçme araçlarına ilişkin görüşlerinin birbirinden farklılık gösterdiği, ölçme araçlarına ilişkin öğretmen görüşlerinin ölçme aracının hazırlanışı, uygulanışı ve değerlendirilmesine bağlı olarak farklılaştığına yönelik bulgular elde edilmiştir. Öğretmenlerin öğrenci başarısının belirlenmesinde, kendilerini daha yeterli olarak gördükleri geleneksel ölçme değerlendirme araçlarını tercih ettikleri görülmüştür. Araştırmda elde edilen bütün sonuçlar dikkate alındığında, öğretmenlerin ölçme tekniklerinin kullanımı, hazırlanması ve değerlendirilmesi konusunda eğitime ihtiyaçları olduğu anlaşılmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİTİTLER’DE BİR TUFAN ÖYKÜSÜ: ATRA(M)HAŠİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26506</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26506</guid>
      <author>Kurtuluş KIYMET</author>
      <description>İnsanlığın bir tufanla yok edilmesi anlayışı, Mezopotamya’nın en eski halklarının inançlarında önemli yer tutmaktadır. Tanrıların göndermiş olduğu bir su taşkını ile insanoğlunun ortadan kaldırılmasını anlatan edebi metinlerden biri Gılgameš, diğeri Atra-hasis destanıdır. Bunlardan Atra-hasis destanı, tıpkı Gılgameš örneğinde olduğu gibi, uzun yıllar boyunca çoğaltılmış ve Mezopotamya’dan batıya doğru yayılmıştır. Bu destan, tanrıların kendileri için ağır işleri yapacak insanların yaratılması ile başlar. Fakat zaman içerisinde insanların sayısı çok artar ve gürültüleri Tanrı Enlil’i rahatsız eder. Bu nedenle Enlil onları yok etmeye karar verir. Birinci girişimi bir veba salgını, ikincisi kıtlık, üçüncüsü ise bir tufandır. Enki (Ea), Atra-hasis’e verdiği talimatlarla insanları bu felaketlerden kurtarır. Atra-hasis destanının Hititler’de de varlığı saptanmıştır. Hititler’in başkenti Hattuša’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan binlerce çivi yazılı tablet arasında Atra-hasis destanının Hititçe ve Akkadca yazılmış örnekleri mevcuttur. Bu örnekler çok parçalanmış bir durumda ve az miktarda ele geçirilmiştir. Destanın Anadolu’ya aktarılmasında Hurriler’in payı olduğu düşünülmektedir. Hititçe nüshalardan biri, içerik açısından Eski Babil nüshasına çok benzemektedir. Bu tablet, Orta Hitit Çağı’na tarihlenmektedir. Akkadca-Hititçe çift dilli bir tablete ait olma ihtimali vardır. Diğer Hititçe nüshanın Hurrice’den çevrildiği düşünülmektedir. Bu nüsha destana yeni kahramanlar katmıştır. Bunlar Atra-hasis’in babası Hamša ve Tanrı Kumarbi’dir. Enlil’in rolünü oynayan Kumarbi, insanları yok edecek belayı gönderir. Bu bela başka hiçbir metinde görülmeyen ve tahılı yiyip bitiren karıncalardır. Kırık kısımlardan anlaşıldığına göre Atra-hasis’in alması gereken önlemler de anlatılmaktadır. Destanın Hititçesi’nin çok kırık olması nedeniyle, tufanla ilgili bir anlatıyı içerip içermediği anlaşılamamıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ UYGULAMA OKULLARINDA GÖZLEMLEDİKLERİ SINIFA UYGUN OLMAYAN ÖĞRENCİ DAVRANIŞLARI VE BU DAVRANIŞLARA İLİŞKİN ÖĞRETMENLERİN KULLANDIKLARI ÇÖZÜM STRATEJİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26534</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26534</guid>
      <author>Gönül ONUR SEZER, Ömür SADİOĞLU</author>
      <description>Sınıf içinde etkili öğrenme ve öğretme ortamı oluşturulmasının koşullarından biri, öğretmenin öğrencinin uygun olmayan davranışları ile etkili olarak başa çıkabilmesidir. Öğretmen, öğrencinin sınıfa uygun olmayan davranışlarına karşı ne gibi önlemler alacağını bilirse eğitim öğretimin amacına ulaşmasını sağlamış olur. Bu araştırmanın amacı; öğretmen adaylarının uygulama okullarında gözlemledikleri sınıfta karşılaşabilecekleri uygun olmayan öğrenci davranışlarının hangi sıklıkla ortaya çıktığı ve bu davranışlara karşı öğretmenlerin hangi çözüm stratejisini uyguladığının belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda Şahin (2005) tarafından geliştirilen sınıf içinde görülen istenmeyen davranışlar ve çözüm stratejileri anket formu kullanılmıştır. Anket, Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Programı’nda öğrenim gören ve uygulama okullarına giden öğretmen adaylarına uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, sınıf öğretmenlerinin sınıf içerisinde arkadaşlarına fiziksel saldırganlıkta bulunma uygun olmayan davranışını sonlandırmanın, öğrenciyle konuşarak ve sınıf kurallarını öğrencilere hatırlatarak mümkün olabileceğini düşündükleri söylenebilir. Öğretmen adaylarının en sık karşılaştıkları uygun olmayan davranış sınıf içerisinde arkadaşından yakınma olarak belirlenmiştir. Yalan söyleme davranışı çocuk için gerek şimdiki hayatı gerekse gelecekteki hayatı açısından büyük sıkıntılara yol açabilir. Bu sonuçlara dayanarak öğretmenlere, öğretmen ve öğrenci için uygun olmayan davranışın ne ifade ettiği, ne ifade etmesi gerektiği tekrar belirtilerek uygun olmayan davranışlarla başa çıkma stratejilerinin geliştirilmesi, öğretmen ve öğrencilerin bu konularda bilinçlendirilmesi öğrenci ile iletişim kurma, etkili sınıf yönetimi konularında hizmet içi eğitim verilebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENOSİS, KANLI NOEL OLAYI VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLERDE KIBRIS SORUNUNDA TÜRKİYE’YE ARNAVUTLUK DESTEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26487</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26487</guid>
      <author>Ali ÖZKAN</author>
      <description>Emperyalist ülkelerin ulusal çıkarları stratejik ve coğrafi konumunu nedeniyle Türkiye’yi daima içine almıştır. Güçlü bir Türkiye’yi istemeyen emperyalist ülkeler Türkiye’ye içte ve dışta birçok problem yaratmayı hedeflemişlerdir. Buna ilave olarak söz konusu ülkeler özellikle, Türkiye’yi komşuları ve bölge ülkeleriyle problem içine sokmayı arzulamışlardır. Türkiye-Yunanistan arasında oluşturulan Kıbrıs sorunu bu tanıma uyan en önemli örneklerden birini teşkil etmiştir. Kıbrıs’ı Yunanistan’ın bir parçası haline getirmek(Enosis) ve Kıbrıs’ta ki Türkleri bir gecede yok etmek düşüncesi Yunanistan’ın Megalı İdea’sının vazgeçilmez unsurlarından birini oluşturmuştur. Kıbrıs Rumları özellikle Başpiskopos III. Makarios döneminde bu düşünceyi gerçekleştirmek için 1963 yılı sonlarında Türkleri katletmişlerdir. Bu olay, Kıbrıs tarihine Kanlı Noel olayları olarak geçmiştir Kanlı Noel olaylarının baş sorumlusu III. Makarios üç şeyi amaçlamıştır. Bunlardan ilki Türk, Yunan ve İngilizler arasında 1959 ve 1960 yıllarında yapılan anlaşmalar gereği kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yok sayıp Enosis’i gerçekleştirmeye yönelik olarak 1963 Olaylarını çıkarmaktır. İkincisi burada sonuç alamayınca konuyu Birleşmiş Milletlere(BM) taşımaktır. Üçüncüsü ise Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki etkinliğini azaltmaktır. Bu konuda 1965 yılında BM’lerde ulaşılan kararda Türkiye’yi destekleyen beş ülke bulunmuştur. Bunlardan birisi de Arnavutluk olmuştur. Bu yazıda öncelikle Megalı İdea’nın bir parçası olan “Enosis”, 1963 Kanlı Noel Olayları ile Arnavutluk’un o dönemde komünizm ile yönetilmesine rağmen Türkiye’yi Birleşmiş Milletlerde destekleme nedenleri ve bunun Türkiye’de yansımaları detaylı olarak incelenecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN MESLEK SEÇİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLERİN ÖNEM DERECELERİNİN AHP İLE BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26554</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26554</guid>
      <author>Mehmet PEKKAYA, Nurdan ÇOLAK</author>
      <description>Bireyin kendine ve topluma daha faydalı olabilmesi için uygun meslek seçmesi önemli bir konudur. Meslek seçerken, bireyin dikkate alması gereken çok sayıda kriter vardır. Çok sayıda kriter olduğundan, bireyin meslek seçimi çok kriterli karar verme (ÇKKV) problemi olur. Bu çalışmada, meslek seçiminde dikkate alınan çok sayıdaki kriter Ahmadi vd.’lerinin 1995’deki çalışması dikkate alınarak 6 ana kritere indirgenmiş ve Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) bölümlerinde lisans ve lisansüstü eğitim gören öğrenciler tarafından kriterler ikili karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen anket sonuçlarına göre, cevapların tutarlılıklarını da dikkate alan Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) ile meslek seçiminde dikkate alınan kriterlerin önem derecelerinin göstergesi olan ağırlıkları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, başta “İş Güvencesi” olmak üzere, “Meslek Kazançları” ve “Kariyer İmkânı”, BEÜ İİBF öğrencilerinin meslek seçerken en önem verdiği kriterler olarak belirlenmiştir. Meslek seçimi yapılırken, söz konusu bu üç kriter toplamda %64,35 ağırlığa sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca meslek seçiminde dikkate alınan bu kriterlerin ağırlıkları, öğrencilerin demografik özelliklerine göre farklılıkları istatistiksel hipotez testleriyle değerlendirilmiştir. Farklılıklara yönelik istatistiksel hipotez testleri sonuçlarına göre, erkek öğrenciler özellikle “Meslek Kazançları” kriterine, bayan öğrenciler özellikle “İş Güvencesi” kriterine daha çok önem verirken, öğrenci ailelerinin gelir düzeyi yükseldikçe öğrencilerin “Kariyer İmkânı” kriterine daha çok önem verildiği görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞU VE İSLAM MEDENİYETİ MUSİKİSİ VE 21. YÜZYILDA POPÜLER KÜLTÜR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26501</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26501</guid>
      <author>Fikri SOYSAL</author>
      <description>Popüler kültür, kültür endüstrisi ile gelişen kitle kültürüdür (Adorno, 1975, s. 12-19). Sanat kaygısından çok, ne kadar kâr ettiği ile ilgilenir. Kültürlerin erozyona uğraması, güçlü olan yapıların sindirilmesi, zayıf olanların ise bu yapı içinde yok olmasının önemi yoktur. Popüler kültür, gelişmiş tekniklerle, yoğunlaştırılmış ve iyi eğitilmiş, ekonomik kaygısı olmayan idareciler vasıtasıyla yönetilmektedir. Popüler kültürün Türkiye’de ortaya çıkışı, etkisini göstermeye başlaması, musikide batılılaşma hareketleriyle başlamıştır. Türkiye’de Şark musiki tekniğini inkişaf ettiren, dini musiki meclisleri olan tekke ve zaviyelerin kapatılması, halk ve sanat musikisine yönelik uygulanan yasakçı, baskıcı ve aşağılayıcı yaklaşımlar ve batılılaşma politikaları halkın müzikal hafızasında bir boşluk ve belirsizlik meydana getirmiştir. Dolayısıyla gelişmiş idarî ve pazarlama teknikleriyle donatılmış kültür endüstrisinin işi kolaylaştırılmış oluyordu. Bu döneme, kültür endüstrisi çağı demek gerekir. Bu çağın, internetin yaygın kullanımı, her eve girmesi ile bir nebze etkilendiği, hatta kapandığı söylenebilir. Kitle kültürü döneminde, milyonlar satan musikişinasların albümleri artık yarım milyon bile satmamaktadır. Eski kültür endüstrisi dönemlerinde yaygın iletişim organları olan radyo ve tv’lerin programları kültür endüstrisinin kontrolüne açık idi. Dinleyicilerin yönlendirilmeye tâbî oldukları söylenebilir. İnternetin yaygınlaşması, eskiye göre, inisiyatifin (neyin dinleneceği seçiminin dinleyicide olduğu) dinleyicilerde olduğu bir yapıyı ortaya çıkarmıştır. Popüler kültür bir takım teknik iyi gelişmeleri sağladığı gibi, musikide yozlaşmayı da beraberinde getirmiştir. Biz bu makalemizde şark musiki tekniğini inkişaf ettiren unsurları dini musiki ilişkisi içinde inceleyip, günümüz popüler kültür unsurlarından bahsedip, 21. Yüzyıl da popüler kültür tanımı üzerinde duracağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HELAL GIDA TÜKETİMİNDE DİNİN SANAYİLEŞMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26503</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26503</guid>
      <author>Havva SÜLÜN ERGÜL</author>
      <description>Din çağlar boyunca sosyal düzenin önemli bir yansıması olarak kabul edilmiştir. Akla ilk gelen sosyal olgulardan biri olarak, din ve dinsel törenler, inançlarında yer alan beslenme kurallarını uygulamayı tercih etmiş kişilerde oldukça büyük bir etkiye sahip olmaktadır. Bahsi geçen dini yeme kurallarının yapısı ve bu kuralların günlük yaşamda uygulanışı tüm dinlerde hemen hemen aynı olsa da, damgalanmaları veya adlandırılmarı yönünden bir dinden diğerine farklılık gösterebilir. Uygunluk olarak ifade edilen “temiz” gıda İslamiyet’te helal olarak adlandırılırken, Yahudi kanunlarına göre koşer olarak adlandırılır. Din kavramını kullanarak sosyal bir olgu yaratma çabasına parallel olarak, bu çalışma temel olarak Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ülkelerden birisi olan Türkiye’de helal gıda dağıtımı ve tüketimi hakkındadır. Dünya çapında koşer gıdanın ve helal gıdanın tüketimi ve sertifikalandırılma süreçlerini kıyaslama sayesinde, çalışma dini gereksinimlerin sanayiye dönüştüğünü ve son yıllarda kurumsallaşmış bir güç haline gelmekte olduğu sonucuna varmayı amaçlar. Sosyoloji kuramları sayesinde, konunun teoriye dayanan kısmı sosyologların fikirleriyle örneklendirilerek açıklanacaktır ve desteklenecektir. Diğer yandan, teorinin Türkiye örneğinde uygulanmış hali gözlemlenen örnekler ile birlikte belirtilecektir. Genel olarak dinin sanayileştirilmesine yoğunlaşıp, örnek olarak helal kavramının işlevini irdeleyeceğim. Sözü edilen konu, Türkiye için yeni bir konudur ve konusu itibari ile de ileriki araştırmalarda, destekleyici bilimsel verilerle sunulabilecek detaylı bir tez olma niteliğine sahiptir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ LABORATUARA YÖNELİK TUTUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26529</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26529</guid>
      <author>Ahmet SÜRÜCÜ, Hakan ÖZDEMİR , Kadir BİLEN , Sacit KÖSE</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı fen bilgisi öğretmen adaylarının laboratuara yönelik tutumlarının incelenmesidir. Çalışma grubunu 2012 - 2013 eğitim - öğretim yılının güz döneminde, Pamukkale Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı’nda, öğrenim gören 163 fen bilgisi öğretmen adayı (34 erkek, 129 kız) oluşturmaktadır. Çalışmaya 1. sınıftan 71 fen bilgisi öğretmen adayı ve 3. sınıftan 92 fen bilgisi öğretmen adayı katılmıştır. Bu çalışma, mevcut bir durumu açıklamaya ve buna bağlı olarak da değişkenlerin (cinsiyet, sınıf) biriyle hangi düzeyde ilişkili olduğunu belirlemeye yönelik olması sebebiyle betimsel türde ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Seçilen fen bilgisi öğretmen adaylarına her biri 5’li likert tipi tutum ölçeğinden oluşan 30 sorudan meydana gelen Laboratuar Tutumu Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 15 paket programı ile analiz edilmiştir. Fen bilgisi öğretmen adaylarının laboratuara yönelik tutumlarının cinsiyetleri ve sınıf düzeyleri arasındaki farkın olup olmadığını incelemek amacıyla bağımsız t - testi uygulandı. Araştırmada, fen bilgisi öğretmen adaylarının Laboratuar Tutumu Ölçeğinin Cronbach Alpha İç Tutarlılık Katsayısı 0,92 olarak hesaplandı. Çalışma sonucunda, fen bilgisi öğretmen adaylarının cinsiyetlerine göre laboratuar tutumları arasında anlamlı düzeyde fark bulunmamıştır. Bununla beraber sınıf düzeylerine göre fen bilgisi öğretmen adaylarının laboratuar tutumları arasında anlamlı düzeyde bir fark bulunmuştur. 3. sınıftaki fen bilgisi öğretmen adaylarının laboratuara karşı tutumları 1. sınıftaki fen bilgisi öğretmen adaylarına göre daha olumludur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI BÜTÇE SİSTEMİNİN TEKÂMÜLÜ,1839–1922</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26544</guid>
      <author>Harun ŞAHİN</author>
      <description>Osmanlılarda geleneğe uygun olarak her yıl bütçeler düzenlenmiştir. Klasik dönemde defterdarlar her yıl bütçe hazırlayarak padişaha sunmaktaydılar. Klasik Osmanlı bütçeleri yılsonu gelir ve giderlerini gösteren hesap özetleri niteliğindedir. Gelir-gider dengesinin sağlanmasında bir önceki yılın gerçekleşen bütçe rakamları, bir rehber vazifesi görmüştür. Klasik bütçeleme usulleri devlet gelir ve giderlerinin merkezileştirilmesine kadar devam etmiştir. Tanzîmat Dönemi’nde resmi kurumlarda yeniden yapılanma gayretleri artmış ve mali sahada yapılan reformlar modern mali yapının doğmasını sağlamıştır. Bu bakımdan Tanzîmat dönemi önemli bir dönüm noktasıdır. Tanzîmat Fermanı’nda bütçe kavram olarak yer almamış, ancak savunma ve diğer kamu hizmetlerinin yapılması için zorunlu giderlerin kanunlarla önceden sınırlandırılması ve tespit edilmesi gereğine işaret edilmiştir. Tanzîmat’tan sonra geleneksel defterdarlık teşkilatı kaldırılarak yerine Maliye Nezâreti oluşturulmuştur. Maliye Nezâreti’nin kurulması ile birlikte malî denetim ve organizasyonda merkeziyetçi eğilimler güçlenmiştir. Tanzîmat Dönemi’nde Osmanlı İmparatorluğu’na giren kurumlardan biri de modern bütçeler olmuştur. Birlik ve genellik prensiplerine uygun olarak hazırlanan Tanzimat bütçelerinde önceden tahmin yöntemi esas alınmıştır. Bütçe hakkı ve ilkeleri ise 1876 Anayasası ile düzenlenmiştir. Meşrûtiyet Dönemi’ne kadar birlik prensibine bağlı kalınarak devlet gelir ve giderleri tek bir bütçede gösterilmiştir. Meşrûtiyet yıllarında bütçenin birliği prensibinden uzaklaşılarak adi bütçelerin dışında fevkalade bütçeler ve muvakkat bütçeler de hazırlanmıştır. Türkiye’de modern bütçe kurumunun tam anlamıyla yerleşmesi ise Cumhuriyet Dönemi’nde gerçekleşmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DNR TABANLI ÖĞRETİME GÖRE MATEMATİK ÖĞRETMEN ADAYLARININ İSPAT ŞEMALARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26369</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26369</guid>
      <author>Sare ŞENGÜL, Pınar GÜNER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı 2011-2012 öğretim yılında bir devlet üniversitesinin ilköğretim matematik öğretmenliği programında öğrenim gören birinci ve son sınıf öğretmen adaylarının problem çözerken kullandıkları ispat şemalarını belirlemek ve ayrıca birinci ve son sınıf matematik öğretmen adaylarının kulladığı ispat şemaları arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma toplam 135 öğretmen adayı ile yürütülmüştür. Mevcut durum betimlendiğinden dolayı tarama modeli kullanılmıştır. Öğrencilere genel matematik dersine yönelik, sınıf seviyelerine uygun 5 problem sorulmuş ve bu sorulara verdikleri yanıtların dışsal, deneysel ve analitk ispat şemalarından hangisine ait olduğu belirlenmiştir. İspat şemalarının belirlenmesinde Harel ve Sowder (1998) tarafından oluşturulan sınıflama kullanılmıştır. Verilerin analiz sürecinde, ispat şemalarının özellikleri göz önünde bulundurularak ilköğretim matematik öğretmen adaylarının problemlere ilişkin çözümleri değerlendirilmiş ve dışsal, deneysel, analitik ve boş olmak üzere dört kategori başlığı altında toplamıştır. İspat şemalarına ilişkin yüzde frekans tablosu oluşturularak sütun grafiği çizilmiştir. Sınıf seviyesine göre öğretmen adaylarının kullandığı ispat şemalarında anlamlı bir farklılık olup olmadığı t testi yapılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar öğretmen adaylarının ispat şemalarının her çeşitini (dışsal, deneysel, analitik) kullandığını göstermektedir. Ayrıca sınıf seviyesi açısından öğretmen adaylarının kullandığı deneysel ve analitik ispat şemalarında anlamlı bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Birinci sınıf matematik öğretmen adaylarının en çok deneysel ispat şemasını son sınıf öğretmen adaylarının ise daha çok analitik ispat şemasını kullandığı tespit edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen verilerden yola çıkılarak önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>10-11 YAŞ ÇOCUKLARININ SALDIRGANLIK VE UMUTSUZLUK DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26521</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26521</guid>
      <author>Meral TANER DERMAN</author>
      <description>Saldırgan davranış, engellenme ile ortaya çıkabildiğinden, umutsuzluk da engellenme ile bağlantılı bir kavram olduğundan, umutsuzluğun saldırganlık ile bir ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle bu araştırmada, 10-11 yaş ilköğretim çağı çocuklarının saldırganlık ve umutsuzluk düzeylerini ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma örneklemini Bursa ili Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım ilçelerindeki ilköğretim okullarına devam eden 73 kız, 106 erkek olmak üzere toplam 179 çocuk oluşturmaktadır. Öğrencilerin saldırganlık ve umutsuzluk puanlarını belirlemek için Saldırganlık Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde, t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, erkeklerin saldırganlık, motivasyon kaybı umutsuzluğu ve genel umutsuzluk puanlarının daha yüksek olduğu; saldırganlık ile cinsiyet, gelecekle ilgili duygulardaki umutsuzluk, motivasyon kaybından kaynaklanan umutsuzluk ve genel umutsuzluk arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Saldırganlık ile gelecekle ilgili beklentilerdeki umutsuzluk arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Motivasyon kaybı umutsuzluğu ile gelecekle ilgili beklentilerdeki umutsuzluk, genel umutsuzluk ve cinsiyet arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Gelecekle ilgili beklentiler ile genel umutsuzluk arasında anlamlı ilişki olduğu; cinsiyet ile arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Umutsuzluk ile cinsiyet arasında ise anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Okullarda, rehberlik servislerinin saldırganlık ve umutsuzluğa ilişkin belirli aralıklarla etkili etkinlikler yapmaları, problem çözme becerileri kazandırmaları, çocukların sorunlarını şiddete başvurmadan ve umutsuzluğa kapılmadan çözebilmelerine yardımcı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞİŞİM YÖNETİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26519</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26519</guid>
      <author>Polat TUNÇER</author>
      <description>Her şeyin hızla değiştiği günümüzde örgütler, çevrelerinde meydana gelen bu değişime ayak uydurmak zorunluluğu duymaktadır. Zira ayakta kalabilmek ve başarılı olabilmek için değişime uyum sağlamak ve onu iyi yönetmek gerekir. Öncelikle örgüt içinde bulunduğu şartlara, ihtiyaçlarına ve değişimin acil olup olmamasına göre (planlı-plansız, makro-mikro, proaktif-reaktif, aktif-pasif, anî-zamana yayılmış, evrimci-devrimci) değişim türüne karar vermelidir. Diğer yandan değişimin başarılı bir biçimde yönetilebilmesi için örgütsel değişimin boyutları (teknoloji, örgütsel yapı, örgüt kültürü, insan kaynağı, süreç ve yöntem, çalışma koşulları) planlama aşamasında örgütsel verilere göre tespit edilmelidir. Örgütleri değişime zorlayan pek çok sebep bulunmakla birilikte, temel sebepler dışsal ve içsel olmak üzere iki ana başlık altında toplanabilir: Dışsal sebepler; teknolojik, siyasal, ekonomik, toplumsal ve doğal koşullar ile küreselleşmedir. İçsel sebepler ise; büyüme, küçülme, kurum birleşmeleri, tepe yönetimin değişmesi, örgütsel yetersizlikler ve çalışanların değişim taleplerinden oluşur. Her değişim az ya da çok bir dirençle karşılaşır. Değişime direnme; kişisel, sosyal, örgütsel ve işle ilgili nedenler başlıkları altında toplanabilir. Direnmeyi önlemek için kullanılabilecek yöntemler ise şöyle sıralanabilir: İletişim ve eğitim, katılım ve destekleme, pazarlık ve taviz verme, tehdit ve baskı, manipülasyon ve kooptasyon, değişimi planlama ve deneme amaçlı uygulama, ekonomik teşvik tedbirleri ile tahmin yöntemi. Değişim örgütlerde, yabancılaşma, çatışma, stres, direnme ve kriz gibi sorunlara yol açabilir. Örgütsel değişim ihtiyaçlara ve kaynaklara göre belirlenmez ve iyi planlanmaz ise başarılı bir biçimde yönetilemez. Ayrıca değişime karşı oluşacak direnmenin ve değişim sürecinde oluşacak diğer sorunların giderilmesi gerekir. Aksi takdirde örgütsel değişim başarısızlıkla sonuçlanır. Değişimi yönetemeyen örgütler yok olmaya mahkûmdur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE COMMON EUROPEAN FRAMEWORK OF REFERENCE AND TURKISH LANGUAGE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26545</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26545</guid>
      <author>Gülden TÜM</author>
      <description>Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı (ADÖÇ), müfredat ve izlence gelişimi, ders kitabı yazımı, öğretmen yetiştirme ve değerlendirme açısından başvurulan önemli bir referans belgedir. Bu program AA müfredat tartışmaları ile Avrupa’da yabancı dil öğretimi ve öğrenilmesi açısından önem kazanmıştır. Ancak Avrupa dilleriyle ilgili yapılan birçok çalışmada, ADÖÇ teori ve uygulamalarının tüm dil seviyelerini karşılayabilecek değerlendirme özelliklerini sağlamada yetersiz kaldığı vurgulanmaktadır. Birçok dil için uygulanabilen yaygın bir referans olarak gösterilse de yabancı dilin öğrenilmesinde büyük önem taşıyan kelime öğretiminde yeterli ölçüde verimli olmadığı bazı çalışmalarda dile getirilmektedir. Şimdiye kadar yapılan incelemelerde Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı ile ilgili Türkçe dışında birçok dilde araştırma yapılmış olmasına rağmen, Türkçe ve Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı’nın Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilere yardımcı olup olmadığını araştırmak; değişik dil düzeylerinde öğrencilerin sağlıklı ve akıcı iletişim kurmada yeterli olup olmadığını tespit etmek; ayrıca Türkçe öğretiminde ne dereceye kadar ya da yaygın olarak hangi sözcüklerin AA düzeyinde kullanılması gerektiğinin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunmaktır. Çalışmanın sonuçları farklı özellikler içeren bazı dillerin özellikle de başlangıç düzeyinde kelime öğretiminde Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programını uygulamanın büyük zorluk yarattığını ortaya koymaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARAPÇANIN GELİŞİMİNDEKİ DIŞ VE İÇ ETKENLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26547</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26547</guid>
      <author>İbrahim USTA</author>
      <description>Dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanlarda bulunan duygu, düşünce ve güdülerin, direkt ya da dolaylı olarak karşısındakine bildirmeye yarayan anlatım aracına verilen isimdir. Başka bir ifade ile dil; ses, sözcük ve dilbilgisi dizgelerinden oluşan karmaşık bir yapı, bir kurallar bütünüdür. Her türlü etkiye açık, durmadan değişen ve gelişen canlı bir varlık olarak kabul gören dilde, çeşitli nedenlere bağlı olarak birtakım değişmeler göze çarpmaktadır. Bu değişim sonucunda dil yeni sözcüklerle zenginleşirken, bazı sözcükler ölür veya yerini başka sözcüklere bırakır. Bu süreçte kimi sözcükler anlam değişikliğine uğrarken, bazıları ise asıl anlamın dışında kullanılmaya başlar. Son olarak bu değişimde öne çıkan bir diğer önemli husus ise; mevcut dilin ses yapısında önemli değişimler göze çarpar ve bu durum lehçeler hatta başka dillerin oluşumuna sebebiyet verir. Yukarıda zikredilen sebepler çerçevesinde bir dile müdahale edilmesi, o dilin yozlaşmaktan korunup kurtarılması demektir. Bir zamanlar Fasih Mudar ve Yemen lehçesi konuşan Araplar, bir müddet sonra dillerine değişik kelimeler almışlar ve zamanla bu kelimeler Arapçanın ayrılmaz parçaları olmuştur. Bunun önüne geçmek ve Arapçayı içine düştüğü dil erozyonundan kurtarmak için bir takım yeniliklerin yapılması zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmada öncelikle Arapların gerek doğal, gerekse zorunlu olarak diğer uluslarla kaynaşması nedeniyle ortaya çıkan dilsel etkileşim ve bunun sonuçları incelenmiş, bunun yanında Arapçanın gelişmesini sağlayan dış ve iç faktörler uygun örneklerle açıklanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYETİN İLANINDAN GÜNÜMÜZE KADAR TÜRKİYE’DE YAYINLANAN ARMONİ KİTAPLARINDAKİ TERMİNOLOJİNİN DEĞİŞİM VE GELİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26548</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26548</guid>
      <author>Gökhan YALÇIN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar Türkiye’de yayınlanan Armoni kitaplarında kullanılan müzik terimlerinin hangi değişimlere uğradığı, hangilerinin unutulduğu, hangilerinin benimsenerek Türkçe müzik terminolojisine girdiği başka bir deyişle söz konusu kitaplardaki terminolojinin değişim ve gelişimini ortaya koymak olarak belirlenmiştir. Bu amaçla 1926 yılından günümüze kadar yayınlanmış armoni kitaplarına ulaşılmış ve sıklıkla kullanılan, armoni konusunun ana terimleri belirlenmiştir. Bu terimler yıllarına ve kullanılma yüzdelerine göre sıralanmış, hangi terimlerin değişime uğradığı, hangilerinin benimsendiği ve günümüzde hangi terimlerin kullanıldığının belirlenmesine çalışılmıştır. Araştırma, verilerin doküman incelemesi ile oluşturulduğu betimsel bir çalışmadır. Çalışmanın verileri, 1926 yılında yayınlanan Korsakoff çevirisinden (Osmanlı Türkçesi) günümüze kadar yayınlanmış armoni kitaplarında kullanılan terimlerden elde edilmiştir (N:22). Terimlerin öncelikli olarak kaynağı olan dilde nasıl yazıldığı ve daha sonra da Türkçe terim olarak ne şekilde çevrildiği belirlenmiştir. Belirlenen terimler kullanıldığı yıllara göre sıralanmış ve grafikler halinde sunulmuştur. İkinci olarak terimler aynı yıllarda yayınlanan müzik sözlükleri ve müzik ansiklopedileri gibi yazılı kaynaklardan taranmış, armoni kitaplarına yansımalarının neler olduğu araştırılmış ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Elde edilen bulgulara göre terimlerin bir çoğunun değişime uğradığı, günümüzde en çok kullanılan terimlerin ilk 20 yıllık dilimlerde (1926-1948) kabul edilen terimler ile aynı olduğu, Türkçeleştirilmesine çalışılan bir çok terimin kullanılmadığı, unutulmaya başladığı, bir kısmının da tamamen unutulduğu görülmüştür. Armoni kitaplarında incelen terimler şu şekilde sınıflandırılmıştır; 1. Türkçeleştirilen çeviri terimler (tam, kırık, akora yabancı sesler, geçit, gecikme, kaçak, işleme gibi), 2. Türkçede okunduğu şekliyle yazılan, yabancı kökenli terimler (armoni, akor, tonik, dominant, sudominant, sansibl, kadans, plagal, otantik, pedal gibi).</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARINDA PSİKOLOJİK YILDIRMA (TERÖR): UYGULAYANLAR, MAĞDURLAR VE SEYİRCİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26502</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26502</guid>
      <author>Yar Ali METE</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, akademisyenlerin psikolojik yıldırmaya maruz kalma durumlarını, nedenlerini, sonuçlarını araştırmak ve psikolojik yıldırmanın akademisyenler üzerindeki etkilerini belirlemektir. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan olgubilim yaklaşımıyla desenlenmiştir. Bu araştırmada üzerinde çalışılan olgu, yükseköğretim kurumlarında psikolojik yıldırma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, Trakya Üniversitesine bağlı fakülte ve yüksekokullarından kartopu örnekleme tekniğiyle belirlenmiş farklı demografik özelliklere sahip yirmiüç akademisyenden oluşmaktadır. Çalışma grubunda yer alan öğretim elemanlarına yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Veri toplama sürecinde görüşmeler, araştırmacı tarafından yüz yüze yürütülmüştür. Elde edilen veriler veri analizi tekniği ile Nvivo 8 programında çözümlenmiştir. Araştırmada akademisyenlerin, yönetimsel ve akademik işlerle ilgili yaptıkları eleştiriler, kıskançlık, dedikodu ve siyasi görüş faklılıklarından dolayı psikolojik yıldırmaya maruz kaldıklarını belirlenmiştir. Yapılan psikolojik yıldırma durumları ise; dışlama, itibarsızlaştırma, görevden alma, derslerinin azaltılması, aşırı bürokratik kontrol, sözlü tehdit ve aşırı iş yükleme olarak tespit edilmiştir. Araştırmada ayrıca psikolojik yıldırma durumunun akademisyenler üzerinde sessizleşme, tükenmişlik duygusu ve örgütsel bağlılıklarının azalmasına neden olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak yükseköğretim kurumlarının örgütsel yapısından kaynaklı psikolojik yıldırma olaylarının sıklıkla yaşandığı, psikolojik yıldırma uygulayanların tipolojisinin megoloman, seyircilerin ise ikiyüzlü, madurların yönetime uzak veya başarılı kişilerden seçildiği sonucuna varılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞERLER EĞİTİMİNE GÖNÜLLÜ KATILAN ÖĞRETMENLERİN PROFİLİ VE GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26514</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26514</guid>
      <author>Mehmet YAZICI</author>
      <description>Değerlerin geliştirilmesi, 2003 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı’nın geliştirdiği öğretim programlarında önemli bir yer tutmakta ve uygulamaya konulan programların temel öğeleri arasında yer almaktadır. Yayınlanan bir genelgede, bakanlığa bağlı tüm resmi ve özel örgün eğitim kurumlarının bütün sınıf ve şubelerinde, değerlerle ilgili olarak öğrencilerin yeterliliklerini artırmak ve bunların davranışlarına yansımasını sağlamak amacıyla etkinliklerin yapılması istenmektedir. Bu genelge doğrultusunda, diğer illerde olduğu gibi bu çalışmanın örneklemini oluşturan Bingöl’de de değeler eğitimi il yönetim kurulu oluşturulmuş ve her okuldan gönüllü bir öğretmen “Okulun Değerler Eğitimi Koordinatörü” olarak belirlenmiştir. Okullarda değerler eğitimiyle ilgili etkinlikler bu gönüllü öğretmenler tarafından yürütülmüştür. Çalışmanın amacı, Bingöl’de okullarında değerler eğitimi çalışmalarını gönüllü olarak yürüten öğretmenlerin profilini çıkarmak, çalışmalarla ilgili görüş ve önerilerini almaktır. Bu amaçla Bingöl İlinde 2011-2012 öğretim yılında, Bingöl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı okullarda değerler eğitimi çalışmalarına gönüllü olarak katılan 30 öğretmenin görüşleri alınmıştır. Çalışmada veriler anket tekniğiyle toplanmıştır. Anket uygulamasından elde edilen verilerin betimsel analizinde frekans (f) ve yüzde (%) dağılımlardan yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, Bingöl’de değerler eğitimine gönüllü olarak katılan öğretmenler arasında 26-40 yaş arası, evli, çocuklu, erkek, eğitim fakültesi çıkışlı, ilköğretim okullarında çalışan, lisans mezunu, bir ile on yıl arası öğretmenlik hizmeti olan, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık branşlarında, Bingöl doğumlu olanların çoğunlukta olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin, değerler eğitiminin öğretmen yetiştirme programının bir parçası olması gerektiği ve toplumda değerlere bağlılığın zayıfladığı konularında aynı fikirde oldukları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, değerler eğitimi çalışmalarının öğrencilerin davranışları üzerinde olumlu etkilerinin olduğu; bu çalışmalara olumlu yaklaşımın, il yöneticilerinden okul yöneticilerine ve öğretmenlere doğru gidildikçe azaldığı, velilerin ve öğrencilerin ilgisinin de farklı olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK ÖĞRETMENİ ADAYLARI GÖZÜYLE İDEAL ÖĞRETİM PROGRAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26538</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26538</guid>
      <author>Şebnem YILDIRIM ORHAN, Selçuk BİLGİN</author>
      <description>Bu araştırmanın evrenini eğitim fakültesi müzik öğretmenliği anabilim dalı lisans öğrencileri, örneklemini ise Gazi üniversitesi eğitim fakültesi müzik öğretmenliği bölümü lisans IV. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmada kuramsal veriler alan araştırması/belgesel kaynak tarama yoluyla, nicel veriler ise uzman görüşüne dayalı oluşturulan anket ve görüşme ile elde edilmiştir. Araştırmada 2011-2012 öğretim yılında Gazi üniversitesi müzik öğretmenliği anabilim dalında uygulanan öğretim programı hakkında bilgi verilmiştir. Bu öğretim programı ile eğitim görmüş, programda yer alan bütün dersleri tamamlamış lisans IV. sınıf öğrencilerine eğitim aldıkları program ile onların gözüyle ideal öğretim programı hakkında çoktan seçmeli ve açık uçlu sorular sorulmuştur. Araştırmada anket ve görüşme yoluyla elde edilen bulgulara göre, müzik öğretmeni adaylarının % 83‘ünün öğretim programından memnun olmadıkları, müzik öğretmeni adaylarının tamamının programda farklı disiplinlerden derslerin olmasını istedikleri, müzik öğretmeni adaylarının programda yer almasını istedikleri derslerin 1.tercihlerine göre sırasıyla dans, ileri düzey İngilizce, etkili konuşma, drama, İtalyanca, resim ve müzikal olduğu, müzik öğretmeni adaylarının 1. tercihlerine göre %14’nın, MİOY, eşlik çalma, armoni , bireysel çalma ve piyano derslerinden faydalandıkları görüşünde oldukları, müzik öğretmeni adaylarının çalgı öğretimi, korrepetisyon ve oda müziği derslerine ihtiyaç duydukları, müzik öğretmeni adayları ders isimleri ya da çeşitliliğinden çok derslerin işleniş bakımından niteliği üzerinde durulması gerektiğini, öğrencilerin öğrendikleri bilgileri uygulama fırsatı bulmak istedikleri ve bölümün öncelikleri doğrultusunda yapılandırılmış bir program istedikleri sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİKTE YOZLAŞMAYA KÜRESELLEŞMENİN ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26507</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26507</guid>
      <author>Sadik YONDEM</author>
      <description>Kültür, insanlık tarihini oluşturan en büyük zenginliklerden biridir. İnsanlık geliştikçe kültür, kültür geliştikçe insanlık gelişimini sürdürmüştür. Kitle iletişim araçlarının daha sınırlı olduğu dönemlerde, her ülke kendi kültürünü olgunlaştırmış ve ortak dünya kültürüne kendi zenginliğini katmıştır. Baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler dünyanın küçülmesine yol açmış ve insanların sınır tanımaksızın kısa sürede iletişimine yol açmıştır. Bu değişimlerin ulusal kültürler, sanat ve özellikle müzik sanatı üzerinde olumlu etkileri yanısıra birtakım olumsuz etkileri olmuştur. Küreselleşme sürecinde hızlı yaşayan ve düşünmeye az zaman ayıran bir toplum yaratılırken müzik sanatında da niteliksiz ve hızlı tüketime yönelik çalışmalar artmıştır. Müzikte yozlaşma ve kirlenme sürecini gerçekleştiren etkenlerin başında kitle iletişim araçları gelmektedir. Bu araçlar aracılığıyla tüketim müziği yaygınlaştırılıp toplum beğeni düzeyinde ayarlamalar yapılmaktadır. Müzikte bu süreçten yozlaşmış ve kirlenmiş olarak çıkmaktadır. Müzik sanatındaki bu yozlaşma sürecine karşı koymak amacıyla bu konuda bilinçli bireyler yetiştirmeye ve dolayısıyla okul öncesinden üniversiteye uzayan süreçte nitelikli bir eğitim sürecine gereksinim vardır. Araştırmada betimsel yöntem uygulanmıştır. Yöntem kapsamında yazılı kaynaklardan ve internet kanalıyla ulaşılan bilgilerden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, küreselleşmenin müzik ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri, bu etkilerin hangi araçlarla sağlandığı irdelenmiş ve bu olumsuz yapıya karşı müzik sanatında karşı duruşa yönelik öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ SAĞLIKLI YAŞAMA YÖNELİK DAVRANIŞLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26497</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26497</guid>
      <author>Mehtap YURDATAPAN, Elif BENZER , İlknur GÜVEN , Fatma ŞAHİN</author>
      <description>Günümüzde teknoloji hızla ilerleyip insanoğlunun çoğu sağlık sorununa tedavi yöntemleri getirirken bir yandan da sağlıkla ilgili başka sıkıntılar doğurmaktadır. Böyle bir ortamda ilerde sağlık konularını içeren fen ve teknoloji dersini verecek olan öğretmen adaylarının sağlıklı yaşam davranışlarının tespiti öğrencilerine rol-model oluşturacakları için önemlidir. Buradan hareketle çalışmada fen bilgisi öğretmen adaylarının sağlıklı yaşam davranışlarının ve birinci ve dördüncü sınıf arasında bir fark olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla fen bilgisi öğretmenliği anabilim dalında öğrenim görmekte olan birinci ve dördüncü sınıftan toplam 90 öğrenci çalışmanın örneklem grubu olarak seçilmiştir. Seçilen gruba Hallab (1999) tarafından geliştirilen Sağlıklı Yaşama Yönelik Davranış Testi uygulanmış ve veriler yüzde ve frekans değerleriyle yorumlanmıştır. Çalışma sonucunda öğrencilerin sağlıklı yaşama yönelik davranışlarından özellikle egzersiz yapma ve beslenme boyutlarında olumsuz alışkanlıklarının olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin dört yıllık lisans eğitimi boyunca sağlıklı yaşam davranışlarında belirgin bir değişikliğin olmadığı da bulunmuştur. Sağlık davranışlarını olumlu yönde etkileyecek değişkenler bu tip çalışmalar ardından sorgulanarak daha geniş ve farklı gruplar üzerinde yapılması önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKOKULA 60. AYINDA BAŞLAYAN ÖĞRENCİLERİN YAZI BECERİ GELİŞİMLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26543</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26543</guid>
      <author>Erol DURAN</author>
      <description>Bu araştırma, ilkokula 60. ayında başlayan öğrencilerin yazma öğretimine ilişkin hazır bulunuşluk düzeyleri ve yazı becerisi gelişimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada öğrencilerin, sırada oturma, el, kol, kas ve göz koordinasyonu, kalem tutma, defter kullanımı, boyama ve düzenli çizgi çizme becerilerine yönelik hazır bulunuşluk düzeyleri ve yazı becerisi gelişimleri araştırılmıştır. Bu çalışma nitel araştırma özelliğinde olup tarama modelindedir. Araştırma bulgularına gözlem tekniği ile ulaşılmış ve ulaşılan bulgular betimsel ve içerik analizi yapılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, ilkokula 60. ayında başlayan, 56 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu, Türkiye ortalaması ile benzerlikler taşıması amacıyla, sosyo ekonomik düzeyleri orta seviyede olan öğrencilerden seçilmiştir. Araştırma sürecinde, video kayıtları, fotoğraflar, öğrenci çalışma yaprakları ve defterleri, verileri değerlendirme sırasında kaynak oluşturmuştur. On altı haftalık çalışma süresince çalışmaya katılan sınıf öğretmenleriyle her hafta en az iki kez görüşülerek çalışmanın devamlılığı sağlanmıştır. Veriler, “İlkokula 60. Ayında Başlayan Öğrencilerin Yazı Becerisi Gelişimi Gözlem Formu” ile elde edilmiştir. Verilerin analizini öğrencilerin öğretmeni ve araştırmacı birlikte yapmışlardır. Araştırmanın başında, öğrencilerin sırada oturma ve boyama becerilerinin yeterli olduğu ancak, düzenli çizgi çizme, el, kol, kas ve göz koordinasyonu, defter kullanım ve kalem tutma becerileri hazır bulunuşluklarının yazı yazmayı öğrenmeye başlamaları için yetersiz olduğu söylenebilir. On altı haftalık eğitimin sonunda, öğrencilerin önemli bir kısmının, düzenli çizgi çizme, el, kol, kas ve göz koordinasyonu, defter kullanım ve kalem tutma becerilerindeki yetersizliklerinin hâlâ devam ettiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PİYANO DERSİNDEKİ ÖĞRENME YAKLAŞIMI DÜZEYLERİ İLE AKADEMİK BAŞARI DÜZEYLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26597</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26597</guid>
      <author>Mehtap AYDINER UYGUN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı; müzik öğretmeni adaylarının piyano dersindeki öğrenme yaklaşımları düzeyleriyle akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Çalışmanın örneklem grubunu; 2011-2012 eğitim-öğretim yılının II. yarıyılında Türkiye’deki üniversitelerin eğitim fakülteleri müzik eğitimi anabilim dallarında öğrenim görmekte olan 770 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın bir kısım verileri Aydıner Uygun (2012a) tarafından geliştirilen “Piyano Dersindeki Öğrenme Yaklaşımlarını Belirleme Ölçeği” aracılığıyla toplanmıştır. Bu ölçek, derin öğrenme yaklaşımı ve yüzeysel öğrenme yaklaşımı olmak üzere iki ana boyuttan oluşmaktadır. Bu ana boyutlardan her biri ise güdü ve strateji alt boyutlarını içermektedir. Toplamı 25 maddelik ölçeğin alt boyutlarından derin öğrenme güdüsü 5 maddeden, derin öğrenme stratejisi 9 maddeden, yüzeysel öğrenme güdüsü 6 maddeden ve yüzeysel öğrenme stratejisi 5 maddeden oluşmaktadır. Öğrencilerin piyano dersinde çalıştıkları repertuvarın düzeyleri, piyano dersindeki akademik başarı düzeyleri ve müzik eğitimi alan derslerindeki genel akademik başarı düzeylerine ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan bir form aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; piyano dersinde çalıştıkları repertuvarın düzeyi başlangıç veya başlangıç üzeri olan öğrencilerin derin öğrenme yaklaşımı [F(3,736)=46.48; p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIK HİZMETLERİNDE KALİTENİN GÖSTERGESİ OLAN HASTA MEMNUNİYETİNE YÖNELİK ÖLÇEK GELİŞTİRME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26550</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26550</guid>
      <author>Erkan Turan DEMİREL,Neslihan DERİN</author>
      <description>Sağlık sektörü son yıllarda önemli bir değişim içindedir. Sağlık hizmeti sunan kurumların varlıklarını sürdürebilmek, kar etmek ve rekabet edebilmek için hizmet kalitesi ve hasta tatminine önem vermesi gerekmektedir. Böylece sağlık hizmeti sunumundan memnun kalanlar ihtiyaç duyduğunda yine aynı kuruma yönelecektir. Bu çalışmada sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta tatmin düzeyinin ölçümüne değinilmiştir. Sağlık ve sağlık hizmeti sunumu, insan yaşamının sürdürülmesinde, yaşam kalitesinin yaratılmasında ve korunmasında özel bir öneme sahiptir. Bu bakımdan, sağlık kurumlarının verdikleri hizmetlerin kalitesinin ölçülebilmesi; elde edilen veriler doğrultusunda hizmet kalitesini arttırması yönünde önemli bilgiler sağlayarak sağlık işletmelerinin gelecekle ilgili planlar hazırlamasına, politika ve stratejilerini belirlemesine önemli katkısı olacaktır. Bu çalışma, Türkçe yazına hasta tatmininin ölçümüne yönelik bir ölçek kazandırma amacıyla yapılmıştır. Hedef kitle (evren), İnönü Üniversitesi Turgut ÖZAL Tıp Merkezi’nden yataklı tedavi hizmeti alan hastalar ve yakınlarıdır. Çalışma, “ölçülecek tutumun (özeliğin) tanımlanması, deneme ölçeğinin düzenlenmesi ve deneme uygulaması, deneme ölçeğinden elde edilen verilerin analizi” aşamaları izlenerek tamamlanmıştır. Öncelikle, hasta tatminine ilişkin yazın taramasından sonra ölçekle ilgili madde havuzu oluşturulmuştur. Madde havuzu, uzman görüşüne sunulmuş ve akabinde hedef kitleden bir grupla tartışılmıştır. İlerleyen adımda ise pilot uygulama yapılmıştır. Pilot uygulamadan elde edilen ham veriler; betimleyici testler, güvenilirlik testi, “madde-toplam korelasyonu testi”, alt-üst %27 fark testi” ve “doğrulayıcı faktör analizi” ile analiz edilmiştir. Sonuçta, ölçeğin geçerli ve güvenilir olduğu kanısına varılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>59 NOLU TAHRİR DEFTERİNE GÖRE BİGA SANCAĞI’NDA YERLEŞİM VE NÜFUS</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26573</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26573</guid>
      <author>Recep DÜNDAR</author>
      <description>Biga yarımadası, Türkiye’nin kuzey batısında, kuzeyinde Marmara denizi, batısında Ege denizi ve güneyinde Edremit körfezi ile çevrili bir bölgedir. Anadolu'dan Çanakkale Boğazı yoluy¬la Avrupa yakasına geçiş güzergâhı üze-rinde bulunan Biga bölgesi bu özelliği sebebiyle tarihte önemli olaylara sahne olmuştur. Bu bölgede oluşturulan Biga sancağı, ilk dönemlerde Anadolu Eyaletine bağlı olup, bulunduğu coğrafi konum ve stratejik mevkii sebebiyle Rumeli'ye ve Batı Anadolu'ya hareket eden Osmanlı kuvvetlerinin toplanma ve geçiş yeri olmuştur. Bu çalışmada; Sultan Selim dönemine ait 5 Şubat 1516 tarihli Mufassal Tahrir Defteri, Biga Sancağı’nda yerleşim ve nüfus açısından incelenmiştir. Adıgeçen deftere göre Biga Sancağı, merkez Biga, Balya ve Avlonya, Çan, Ezine-Bazarı, Lâpseki ve Çatal-Bergos kazalarından oluşmuştur. Sancak genelinde 372 köy ve 100 mezra olup köylerden 44’ü boş, 15’i de harap durumdadır. Biga merkez 1077 hane, Bâlya ve Avlonya 1168 hane, Çan 432 hane, Ezine-Bazarı 1057 hane, Lâpseki ve Çatal Bergos 1251 hane, muaflar 534 hane olmak üzere toplam 5519 hane olup tahmini olarak 27595 kişilik nüfus yaşamaktadır. İncelenen deftere göre Biga ve nahiye merkezlerinde gayrimüslim mahalleleri yoktur. Kırsal kesimde ise değişik işlerle uğraşan gayrimüslim yerleşim yerleri ve cemaatler vardır. Sancak genelinde yaşayan gayrimüslimlerin genel sancak nüfusuna oranları % 1.5-2 civarındadır. Genellikle şehir merkezi veya kırsal kesimde yerleşim yerlerinin yakınlarına yerleşmiş, hayvancılıktan sınırlı tarıma kadar çeşitli işlerle uğraşan Yörük cemaatleri tespit edilmiştir. Bu cemaatler vakıf kayıtları hariç, Biga merkezde 103 hane, Biga kırsalında 32 hane, Balya’da 39 hane, Avlonya’da 32 hane, Ezine-Bazarı’nda 76 hane, 42 nefer olarak kaydedilmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜHENDİSLİK VE BÖTE ÖĞRENCİLERİNİN BİLGİSAYAR PROGRAMLAMA ÖĞRENMEYE DÖNÜK TUTUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26579</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26579</guid>
      <author>Özgen KORKMAZ, Halis ALTUN</author>
      <description>Üst düzey düşünme becerilerine sahip olmayı gerektiren bilgisayar programlamanın öğrenimine dönük güçlükler yaşandığına, alanyazında sık sık karşılaşılan durumlardandır. Yaşanan güçlüklerin pek çok nedeni olabilir. Bu nedenlerden biri de öğrencilerin bilgisayar programlamaya dönük tutumlarının yeterince olumlu olmaması olabilir. Bu çerçevede bu araştırmanın amacı Bilgisayar Mühendisliği, Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü öğrencilerinin bilgisayar programlama öğrenmeye dönük tutumlarını belirlemektir. Araştırma, tarama modelinde yürütülen betimsel nitelikli nicel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma grubunu 8 farklı üniversitede öğrenim gören 731 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri “Bilgisayar Programlama Öğrenmeye dönük Tutum Ölçeği” (?=0,87) kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler üzerinde, frekans yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, tek yönlü varyans analizi ve LSD testleri kullanılmıştır (p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANNEDEN AYRILMA VE TEK TEK BARINDIRILMA STRESİNİN SIÇANLARIN FİZİKSEL VE MENTAL GELİŞİMLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26556</guid>
      <author>Funda SEMENDEROĞLU,Canberk YILMAZ,Cemre HATİPOĞLU,Gökmen Ataç SÖNMEZ,Necati GÖKMEN,Osman YILMAZ</author>
      <description>Bu çalışmada amaç anneden ayrılma stresi ve ardından tek tek ayrı barındırmanın sıçanlarda fiziksel ve mental gelişim üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla anneden ayrılma stresi ve tek tek barındırma stresi yaşayan sıçanlar ile bu stresi yaşamayan sıçanlar olmak üzere iki grup karşılaştırılmıştır. Çalışmada 3 adet hamile Wistar Albino sıçandan doğan 28 adet yavru sıçan kullanılmıştır. Bütün yavrular doğumdan sonra 18. güne kadar anneleri ile birlikte yaşamışlardır. 18.-30. günler arası her annenin yavrularının, yavru sayısı ve cinsiyeti göz önüne alınarak ve randomize olarak seçilmiş yavruların yarısı anneleri ile birlikte yaşamaya devam ederken, diğer yarısı annelerinden ayrılarak günde 4 saat uygun ortamda annelerinden ayrılma stresine maruz bırakılmıştır. 28 sıçan: I. grup (n:6) anneden ayrılma stresi yaşayan ve tek tek ayrı kafeslerde barındırılan erkek sıçanlar, 2. grup (n:8) anneden ayrılma stresi yaşayan ve tek tek ayrı kafeslerde barındırılan dişi sıçanlar, 3. grup (n:6) anne ile birlikte yaşayan ve toplu olarak tek bir kafeste barındırılan erkek sıçanlar ve 4. grup (n:8) anne ile birlikte yaşayan ve toplu olarak tek bir kafeste barındırılan dişi sıçanlar olmak üzere dört gruba ayrılmıştır. Sıçan yavrularında fiziksel gelişimi takip etmek için ağırlık artışları, yem ve su tüketimleri ölçülürken, mental gelişimlerini takip etmek için Water mase su tankı testi yapılmıştır. Deneyin doğumdan itibaren 4. ayda sonlandırılması planlanmıştır. Gruplar arasında ağırlık artışı, yem ve su tüketimleri karşılaştırıldığında Grup 1 ayrılma stresi yaşayan erkeklerin diğer gruplara göre daha fazla yem ve su tüketimi ile ağırlık artışı sağladığı, grupların mental gelişimleri karşılaştırıldığında, ayrılma stresi yaşayanların toplu halde yaşayanlara göre daha araştırmacı, mücadeleci ve mevcut durumu en iyi şekilde değerlendirdiği tespit edilmiştir. Anneden ayrılma stresi ile birlikte tek tek barındırma, sıçanların fiziksel ve mental gelişmelerini etkiler ve davranışlarında kalıcı değişikliklere neden olabilir. Çalışma sonuçları insanlara genellendiğinde, ailelerin çocuklarına yönelik aşırı koruyucu etkilerinin onların fiziksel ve mental gelişimlerini çok da olumlu etkilemediği, ancak bunun çocukların sokaklara bırakılması anlamına da gelmediği söylenebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGENLERDE YANLIZLIK İLE MOBİL TELEFON BAĞIMLILIĞI PROBLEMİNİN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26591</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26591</guid>
      <author>Ali Haydar ŞAR</author>
      <description>Yalnızlık ergenlik dönemi gelişimsel sorunların başında gelen ciddi bir problemdir. Bireyler bu sorunla baş edebilmede çeşitli çözüm yolları ararlar. Bu çözüm yollarından biride mobil telefon kullanımıdır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak mobil telefon hayatı kolaylaştırma ve yaşam kalitesini artırma yönünde etki yapmasına karşın mobil telefonun aşırı kullanılması problemli mobil telefon kullanımı sorununu ortaya çıkarmaktadır. Çalışmada ergenlerin yalnızlık düzeyi ile problemli mobil telefon kullanımları, cinsiyete, kullanım süresi değişkenlerine göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel yönteme dayalı ilişkisel tarama modeli esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Uygun örnekleme yöntemi kullanarak yapılan çalışmada 481 lise öğrencisine UCLA Yalnızlık ölçeği ve Problemli telefon Kullanma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar üzerinde betimsel( Aritmetik ortalama,Standart sapma, Eleman Sayısı), korelasyon (Değişkenler arasındaki ilişki), t testi ve Anova analiz teknikleri uygulanmış ve sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, ergenlerde genel olarak mobil telefon kullanımının yaygın olduğu, cinsiyete göre problemli mobil telefon kullanmanın farklılaştığı, erkeklerin kızlara göre daha fazla problemli mobil telefon sorunu yaşadıkları, kızların erkeklere göre daha yoğun yalnızlık sorunu yaşadığı, yalnızlık ve problemli telefon kullanımı arasında pozitif yönde, ancak telefon kullanma süresi ile yalnızlık arasında negatif yönde bir korelasyon olduğu, buna göre yalnızlık arttıkça problemli telefon kullanımının da arttığı, ancak telefon kullanımı arttıkça yalnızlık duygusunun azaldığı, telefon kullanım süresi ile ilgili olarak bakıldığında kendini yalnız hisseden ergenlerin günlük daha fazla telefonla konuştukları ve problemli mobil telefon bağımlılığı problemi yaşadıkları sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSE VE LİSANS DÜZEYİNDEKİ VİYOLONSEL ÖĞRENCİLERİNİN ÇALGI ÇALMADA KARŞILAŞTIKLARI TEKNİK PROBLEMLERİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26571</guid>
      <author>Serpil UMUZDAŞ</author>
      <description>Çalgıda teknik; vücut uzuvlarının çalmaya ilişkin hareketleri eşgüdümlü olarak uygulayabilme becerisidir. Çalgıda yorum yapabilme ise büyük ölçüde ilgili teknik becerilerin kazanılmış olmasına bağlıdır. Teknik becerilerin kazanılması bu nedenle önemsenmektedir. Lise ve lisans düzeyindeki viyolonsel öğrencilerinin çalgı çalmada karşılaştıkları teknik problemleri belirlemek amacıyla yapılan bu çalışmada nicel betimsel yöntem benimsenmiştir. Karşılaşılan problemler, deneyim ve sınıf düzeyine göre crosstaba aktarılarak frekans ve yüzdeleri ile yorumlanmıştır. Türkiye’de bulunan 54 Güzel Sanatlar ve Spor Liselerinde öğrenim gören viyolonsel öğrencileri ve 23 Güzel Sanatlar Eğitimi Müzik Eğitimi Anabilim Dallarında öğrenim gören 500 viyolonsel öğrencisi evreni, kuruluşlardan rastgele atanan sekizer okulun viyolonsel öğrencileri ise örneklemi oluşturmaktadır. Viyolonselde kullanılan sağ el ve sol el teknikleri literatür taranarak sıralanmış, elde edilen maddeler anket formuna dönüştürülmüştür. Anket formu, ilgili iki yaylı çalgı öğretim üyesinden uzman görüşü alındıktan sonra üç lise ve üç lisans viyolonsel öğrencisine pilot uygulama yapılarak tamamlanarak örnekleme uygulanmıştır. Anket sonuçlarına göre örneklemi oluşturan viyolonsel öğrencilerinin çoğunluğu, sol el teknik becerilerini uygulamada daha çok zorlanmaktadır. Öğrencilerin genel olarak, pus, çift ses, süsleme, entonasyon, detache, pozisyon değişimi ve hız konularında zorlandıkları anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra özellikle yeni öğrenciler, sotiye, martele ve armonikler konularını henüz öğrenmediklerini ifade etmişlerdir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçların, teknik problemlerin aşılmasına ilişkin yapılacak çalışmalara yön vermesi beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANADOLU’DAN ÜNİK BİR TÜRBE ÖRNEĞİ: TARSUS DUATEPE TÜRBESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26632</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26632</guid>
      <author>H. Sibel ÜNALAN ÖZDEMİR</author>
      <description>Mersin ilinin geçmişi oldukça eski ve büyük ilçelerinden birisi olan Tarsus, bulunduğu konumdan dolayı tarihsel süreçte hemen daima önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur. Burada yürütülen arkeolojik kazılar sayesinde Tarsus’un kuruluşunun Neolitik Çağ’a kadar gittiği anlaşılmaktadır. Geçmişi bu kadar gerilere giden ilçe, pek çok uygarlığa sahne olmuştur. Türk-İslam Dönemine ait pek çok yapının varlığını gerek seyahatnamelerden gerek tarihi kaynaklardan ve belgelerden, gerekse kenti tanıtan yayınlardan öğreniyoruz. Ancak bu kaynak ve belgelerin hiçbirisinde, hakkında bilgi bulunmayan, sadece bir kaynakta adı ve bulunduğu adresin verildiği ve bir yayın ile kısaca tanıtılarak cephe çizimlerinin yer aldığı bir yapı var ki, araştırma konumuzu oluşturuyor. Tarsus ilçesinin güneyinde yer alan Gözlükule Höyüğü’nün üzerinde, höyüğün batı eteğinde, Hasan Karamehmet İlköğretim Okulu’nun bahçesinde iken Gözlükule Kazılarını yürüten kazı ekibinin çabalarıyla kazı alanı içinde koruma altına alınan türbe, halk tarafından Duatepe Türbesi olarak bilinmektedir. İlk bakışta inşa malzemesi, işçiliği ve görünüşü itibariyle özelliği olmayan bir yapı gibi görünse de birtakım ilginç özellikleri içinde barındıran, gerek mimarlık tarihi araştırmaları gerekse Tarsus Tarihi için oldukça önemli bir örnektir. Kare planlı, üstü manastır tonozuyla örtülü kagir yapıyı yine kare planlı bir çevre duvarı kuşatmaktadır. Bu çevre duvarının merkezdeki kare planlı yapının etrafında oluşturduğu koridorun üstü açık tutulmuştur. Son derece sade olan yapıda herhangi bir süslemeye yer verilmemiştir. Bu türbe, mimari özelliği ve plan tasarımı açısından Anadolu’da inşa edilmiş bilinen başka bir benzer örneği olmayan ve mezar anıtları konusunda araştırma yapacaklar için önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu çalışma ile Sanat Tarihi alanında yapılmış herhangi bir yayın bulunmayan ve pek bilinmeyen türbenin, rölöve çizimi ve fotoğraflar eşliğinde tanıtılması, Türk Mimarisi ve Tarsus Tarihi içindeki yeri ve öneminin belirlenmesi amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NİĞDE’DE İLK NÜFUS SAYIMI (23 ŞEVVAL 1246/6 NİSAN 1831)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26613</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26613</guid>
      <author>Hava SELÇUK</author>
      <description>Osmanlı Devleti, XIX. yüzyıl içerisinde idarî, malî ve ekonomik anlamda birçok yenilik ve değişiklikler ile karşı karşıya kalmıştır. Bu değişikliklerden birisi de, XIX. yüzyılın ortalarına doğru ülke genelinde bir takım idarî değişiklikler ile nüfus sayımlarının yapılmasıdır. İmparatorluğun genelinde yapılan bu değişiklikler ve nüfus sayımları, devletin genel nüfus yapısını ortaya koyduğu gibi bize yerel olarak da bir takım değerlendirmeler yapma imkânını da sunmaktadır. Biz bu çalışmamızda Niğde Sancağı’nın sınırlarını ortaya koyduktan sonra nüfusu üzerine bir değerlendirme yapacağız. Osmanlı Devleti’nde modern anlamda ilk nüfus sayımı II. Mahmut döneminde 1831’de yapılmıştır. 1831 yılı itibarıyla Niğde, Konya Eyaletine bağlı sancak statüsünde idi. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde 3553 numarada bulunan “Defter-i kaza-i ba-Nefs-i Niğde ve Maden–i Bereketlü ve Yahyalu ve Şücaeddin ve Bor tab-i liva-i Niğde” ismini taşıyan 6 Nisan 1831 (23 Şevval 1246) tarihli Niğde Livası Nüfus Defterinin 6 ile 91. sayfaları arasında yer alan Niğde mahalle ve köylerinin defterdeki bilgiler doğrultusunda değerlendirmesi yapılarak bölgenin sosyo-ekonomik durumu ortaya konulmuştur. Defterin tamamı 476 sayfadan oluşmaktadır. Defterde, kişilerin özelliklileri (uzun saçlı, kara sakallı, kır sakallı, uzun, müzellef), yaşları, daha sonraki birkaç yıl içinde vefat ettilerse o tarihleri ve meslekleri yer almaktadır. Sayımın yapıldığı tarihte şehir dışında iseler gittikleri yerler yazılmıştır. Hanelerin fakir olup olmadığı da kayıtlara yansımıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAZARCILIK OYUNUNUN BAŞAT BİR FİGÜRÜ: GÖNÜL ÇOLAK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26601</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26601</guid>
      <author>Bedia KOÇAKOĞLU</author>
      <description>Türk edebiyatında çeşitli evrelerden geçerek bugünkü şekline bürünen Türk hikâyesi, Tanzimat’tan başlayarak Cumhuriyet’e kadar iki arktan akmıştır. Seyir olarak bakıldığında klasik anlatma algısında yavaş yavaş Batılılaşarak, “hikâye”den “öykü”ye dönüşen tür, günümüzde oldukça postmodern bir çizgide ilerlemektedir. Bu postmodern izin peşinde Türk öyküsü, özellikle teknik, kurgu ve dil gibi hususiyetler yönüyle oldukça farklı bir görünüm arz etmektedir. Bunun son dönemdeki örneklerinden biri de ilk kitabı Komi ve Kemikler ile 2009 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü alan Gönül Çolak (1971)’tır. Yazın hayatına bu eseriyle iyi bir başlangıç yapan Gönül Çolak için sanat, adeta bir var oluş biçimidir. İnsanın bir mekanizmanın içerisinde dönenip durduğu edebiyat dünyasında, yazarı ilgilendiren şey, boşluk ve anlamsızlıktır. Bu bağlamda reel olanı sorgulama edimi içerisine giren sanatçı için öykü bir “karşılaşma” ve “vecd” anıdır. Bu uyku ile uyanıklık arası zamanlarda kurgulanan metinler, Çolak’ın gerçeği şeffaf algılamasının bir sonucudur. Edebiyat dünyasında bu ilk kitabının ardından Yılanın Gözünden İçeri (2012) isimli novellasıyla kendine sağlam bir yer edinmeye başlayan yazarın öykü kitabı, genel olarak yazma edimini problem edinmesi yönüyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Özellikle anlatım teknikleri ve kurgu bağlamında yerli söyleyişe paralel ilerleyen postmodern duruş, yazarın öykülerini Türk edebiyatında önemli bir yere koymamızı zorunlu kılar. Makalemizde, henüz yeteri kadar tanınmayan Gönül Çolak’ın yazarlık algısı üzerinde durulduktan sonra sanatçının Komi ve Kemikler adlı öykü kitabı çeşitli yönleriyle çözümlenecek ve Çolak’ın Türk edebiyatında gelecekte edineceği yere dair genel yargılara ulaşılmaya çalışılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NONPARAMETRİK TESTLERDE EN UYGUN SİMÜLASYON SAYISINA GÖRE İSTATİSTİKSEL GÜÇ VE I. TİP HATA OLASILIKLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26569</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26569</guid>
      <author>Ötüken SENGER</author>
      <description>Son yıllarda, fen bilimlerinin yanı sıra, sosyal ve beşeri bilimler ile sağlık bilimlerinde de simülasyon tekniklerinden oldukça sık faydalanılmaktadır.Simülasyon tekniklerinin en fazla kullanıldığı yerlerden biri de parametrik ve nonparametrik testlerin I. tip hata olasılıkları ve istatistiksel güçlerinin belirlenmesidir.Bu amaçla yapılan çalışmalarda simülasyon sayısı çok önemlidir.Eğer uygulanan simülasyon sayısı yeterli sayıda olmazsa elde edilen sonuçlar tutarlı ve kararlı olmayabilir.Çok fazla sayıda belirlenen simülasyon sayısı ise boşuna zaman kaybına neden olur. Bu çalışmada, farklı simülasyon sayılarının, nonparametrik testlerin, I. tip hata olasılıkları ve istatistiksel güçlerinin tahmininde göstereceği farklılıklar ele alınmış ve araştırmacılara, I. tip hata olasılığı ve testin gücü bakımından kullanmaları gereken optimum düzeyde simülasyon sayıları önerilmiştir. Bu amaçla iki örnekten elde edilen verileri test etmekte kullanılan nonparametrik testlerden Wald Wolfowitz dizi sayıları testinden faydalanılmış ve elde edilen sonuçlar tüm nonparametrik testler için genellenmiştir. Çalışmada dört eşit ve küçük örnek hacmi kullanılmıştır.Kullanılan örnek hacimleri; (5, 5), (10, 10), (15, 15) ve (20, 20) örnek hacimleridir.Simülasyon denemeleri yirmi farklı simülasyon sayısı için gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ? önem seviyesi, her bir örnek büyüklüğü için 0, 05 olarak kabul edilmiştir. Çalışma normallik ve varyansların homojenliği ön şartları altında yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; araştırmacılar, çalışmalarında kullanacakları örnek hacmi 5 ise 80.000, 10 ise 60.000, 15 ise 50.000 ve 20 ise de 40.000 simülasyon gerçekleştirirlerse bu simülasyon sayıları uygulamada yeterlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN “ÇEVRE” KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFORLAR YARDIMIYLA ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26553</guid>
      <author>Murat ATEŞ, Akif KARATEPE</author>
      <description>Yaşadığımız yüzyılda küreselleşmenin olumlu sonuçlarından birisi de dünyamızın karşı karşıya olduğu tehlikeler ve çözümü beklenen problemlerin, yerel olmaktan çok küresel bir boyutta ele alınmasıdır. Bu sorunların ele alınmasında insanlardan, sorumlu ve aktif bireyler olarak çözüme katkıda bulunmaları veya rol almaları beklenmektedir. Bu ise, problemlerle ilgili temel bir bilinç düzeyi ve farkındalığa sahip olunmasını gerektirmektedir. Günümüz problemlerine yaklaşımı ve bu problemlerin çözümüne katkıda bulunacak aktif bireyler yetiştirilmesi açısından coğrafya eğitimi önemlidir. Coğrafya biliminin temel olarak ele aldığı önemli konulardan birisi de insan-çevre etkileşimidir. Günümüzde üniversite öğrencilerinin, çevre ile ilgili temel bakış açılarına sahip olmalarında ortaöğretim coğrafya derslerinde edindikleri kazanımlar önemlidir. Üniversite öğrencilerin çevre ile ilgili algıları bu konuda fikir vericidir. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin, günümüzde küresel bir kavram olarak ele alınan, tüm bireylerin sorumlu ve aktif bireyler olmaları gerektiği sıklıkla vurgulanan, “çevre” kavramı ile ilgili sahip oldukları metaforları ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın deney grubunu, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında, Namık Kemal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nin 7 bölümünde öğrenim görmekte olan farklı sınıflardaki 250 öğrenci oluşturmaktadır. Günümüzde gerek bilim adamları ve eğitimciler, gerekse görsel ve yazılı medya tarafından küresel bir ölçekte sıklıkla ele alınan “çevre” konusunda, öğrencilerin metaforlar oluşturmalarını sağlamak için “Bana göre çevre…………… gibidir, çünkü……………” ifadesi öğrencilere yöneltilmiş ve boşlukları doldurmaları istenmiştir. Araştırma neticesinde öğrenciler, çevre kavramına ilişkin 105 farklı metafor üretmiş, üretilen bu metaforlar 9 farklı kavramsal kategoride değerlendirilerek, sonuçlar yorumlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6/7 EYLÜL 1955 OLAYLARI’NIN MUHTEMEL FAİLLERİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26575</guid>
      <author>Resul BABAOĞLU</author>
      <description>Yol açtığı sonuçlar bakımından, neredeyse bütün çevrelerin üzüntüyle karşıladığı 6/7 Eylül 1955 Olayları, sosyolojik, tarihsel ve siyasi yönleriyle yakın tarihteki yerini almıştır. Özellikle Kıbrıs Sorununun ortaya çıkmasından sonra gerilen Türk-Yunan ilişkileri ve bu durumun Türkiye’de milli heyecanın aşırı derecede artması sonucunu doğurması kısa sürede 6/7 Eylül’ün fitilini ateşleyen gelişmelerin yaşanmasını beraberinde getirmiştir. İstanbul’da başlayan ve kısa sürede özellikle Rum azınlığın yoğun olarak yaşadığı semtlere sıçrayan saldırılar sonucunda binlerce işyeri, ev, ambar, otomobil..vs gibi taşınır ve taşınmazlar ile birlikte Hıristiyan cemaatlere ait ibadethaneler de tahrip edilmiştir. Etkileri günümüze kadar hissedilen bu olayların gerçek mahiyeti çeşitli araştırmalarla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Zira Türkiye’deki varlığını yüzyıllarca devam ettiren Rum cemaatinin tarih boyunca benzeriyle karşılaşmadığı bir eylem olan 6/7 Eylül Olayları çok boyutlu ve çözümlenmesi zor bir konudur. Son yıllarda 6/7 Eylül 1955 Olayları ile ilgili yapılan akademik çalışmalarda özellikle olayların nedenleri, maddi ve manevi hasarlar açısından yol açtığı sonuçları gibi yönleri incelenmiştir. Ayrıca, meydana gelen hasarın tazmin edilmesi, bu olayların Rum Cemaati üzerindeki etkileri, basın ve kamuoyunun bu olaylar karşısındaki tutumu ve organize edilen yardım kampanyaları da incelenen konular arasındadır. Ne var ki, meydana gelen olayların failleri üzerinde var olan mevcut kaynaklardan yola çıkılarak herhangi bir iddiada bulunmak, bir tahminden öteye geçememektedir. Bu çalışmada, 6/7 Eylül’ün failleri olarak iddia edilen kişi ve gruplara yöneltilen suçlamalar incelenerek kesin bir sonuca varmaktan ziyade, mevcut çalışmaların son derece karmaşık olan sonuçları üzerine bir değerlendirme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUĞLA ORTAKENT’TE BULUNAN OSMANLI DÖNEMİ SÜSLEMELİ MEZAR TAŞLARI-II</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26560</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26560</guid>
      <author>Hür Kamil BİÇİCİ</author>
      <description>Ortakent’te Bulunan Osmanlı Dönemi Süslemeli Mezar Taşları konulu bu çalışmada, Ortakent Mezarlığında bulunan otuzbeş mezar taşı, incelenerek, çalışmamızda yer almıştır. Ortakent mezar taşlarında tarihi bilinen bütün örnekler XVII. yüzyıl ikinci çeyreği ile XIX. yüzyıl son çeyreği arasındadır. Otuzbeş örnekten bir tanesi XVII. yüzyıl, onbeş tanesi XVIII. yüzyıl, ondokuz tanesi XIX. yüzyıldır. Mezar taşlarının hepsi mermer malzemeden yapılmıştır. Mezar taşlarının büyükten küçüğe doğru boyları 145 cm. ile 48 cm., genişlikleri 44 cm. ile 15 cm., kalınlıkları ise 30 ile 4 cm. arasında değişmektedir. Baş taşı ve ayak taşlarında ortaya çıkan altı örneğin süslemesi kazıma tekniğiyle yapılmıştır. Yüzeyi oyularak yapılan kitabeli ve süslemeli mezar taşları kabartma görünümünde verilmiştir. Ortakent’te bulunan mezar taşları şahideli tiptedir. Örneklerin çoğu dikdörtgen gövdelidir. Onüç mezar taşında ayak taşı bulunmaktadır. Onbir mezar taşında bir çeşidi kadın başlığı olmak üzere kavuk, sarık, fes gibi başlıklar bulunmaktadır. Genel olarak ele aldığımız bütün mezar taşları kitabelidir. Onbir örneğin kitabe dizilişi diagonal, yirmidört tanesi de yatay şekilde verilmiştir. Baş ve ayak taşlarının otuz tanesi sağlamdır. Beş örnek ise; kırık, eksik veya aşınmış vaziyettedir. Otuzbeş mezar taşından yedi tanesi erkeklere, yirmisekiz tanesi kadınlara ait mezarlardır. Şahidelerin süslemeleri oyma ve kazıma tekniği ile oluşturulmuştur. Süsleme konusu olarak bitkisel, nesneli, geometrik ve yazı türü bezeme unsurları kullanılmıştır. Yazı türü olarak en çok sülüs, ta’lik ve nesih kullanılmıştır. Sülüs yirmidört, ta’lik sekiz, nesih üç mezar taşında göze çarpmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALİ SUAVÎ’NİN “SALAMAN VE ABSAL” HİKÂYELERİ İLE İLGİLİ YAZISI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26635</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26635</guid>
      <author>İsmail ERDOĞAN</author>
      <description>İslam Felsefesi literatüründe hikâye türü eser verme geleneği İbn Sinâ tarafından başlatılmıştır. Ancak Huneyn b. İshak’ın Yunanca’dan çevirdiği Salaman ve Absal hikâyesi ile Eflatun’un Devlet adlı eserindeki Armeios Oğlu Er hikâyesi gibi sembolik anlatımlar, İbn Sinâ ve diğer İslam filozofları üzerinde etkili olmuştur. İbn Sina’nın Hayy b. Yakzan adlı eseri, daha sonra benzer eserler olan Sühreverdî’nin Gurbetü’l-Garbiyye, İbn Tufeyl’in Hayy b. Yakzan ve Molla Câmî’nin Salam ve Absal gibi eserler yazmasına sebep olmuştur. Ali Suavî, Ulûm Gazetesi’nde kaleme aldığı İbn Sinâ’nın Hayy b. Yakzan adlı sembolik hikâyesi ile ilgili yazısının başlığını, bu eserin iki kahramanı olan “Salaman ve Absal” şeklinde belirlemiştir. Halbuki Salaman ve Absal, İbn Sina’nın müstakil bir eseri olmayıp, el-İşarât ve’t-Tenbihât adlı eserinin onuncu kısmında kısaca değindiği sembolik bir ifadedir. Ali Suavî bu yazısında İbn Sinâ da dahil olmak üzere, aynı kahramanları konu edinen diğer İslam düşünürlerinin eserlerini de inceleyerek bir karşılaştırma yapmaya çalışmıştır. Çalışmada, hikâyenin kaynakları ile ilgili bu güne kadar söylenenlerden farklı bir görüş ileri sürülerek bu kaynaklar arasına Kitab-ı Mukaddes’in de dahil edildiğini görmekteyiz. Halbuki daha önceleri bu hikâyelerin Eski Yunan, Mısır ve Arap kaynaklı olabileceği şeklinde iddialar bulunmaktaydı. Böylece Ali Suavî konuya yeni bir bakış açısı getirerek Salaman ve Absal hikâyelerinin yeniden tartışılmasına önayak olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET' İN İLK YILLARINDA MADEN İŞÇİLERİNİN ÇALIŞMA HAYATINA İLİŞKİN YAPILAN DÜZENLEMELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26576</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26576</guid>
      <author>Turgut İLERİ</author>
      <description>Bu çalışmada, Türkiye’de Cumhuriyet ilan edildikten sonraki yıllarında maden işçilerinin çalışma hayatına ilişkin yapılan ilk düzenlemeler hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devletinde Tanzimat’ın ilanı ile başlayan dönemde, madencilik alanında ülkenin genel durumu ve bu alandaki eksikliği kısmen tespit edilmiş, bir bakıma maden sanayinin önemi kavranmıştır. Bu devrede her alanda yapılan düzenlemeler yanında madencilik işlerinin de bir düzene konulması düşünülmüştür. Bu doğrultudaki çalışmalar sonucunda madenlere ilişkin ilk yasal düzenleme 1858 tarihli Arazi Nizamnamesi ile yapılmıştır. Söz konusu nizamnamesinin yürürlüğe konduğu tarihe kadar geçen zaman içinde maden işletmeciliğine ilişkin ciddi ve esaslı prensiplerden oluşan bir düzenlemeye rastlanmamıştır. Ardından Fransız Maden Hukukundan alıntı yapılarak 1862 tarihli Maden Nizamnamesi hazırlanmıştır. Bu nizamnamenin yürürlüğe girmesi ile madencilik işleri bir mevzuata bağlanarak kısmen bir düzene girmiştir. Ancak bu nizamnamelerle, madencilik işlerinde çalışanların çalışma hayatına ilişkin gerçekçi düzenlemeler yapılmamıştır. İlk defa, madenlerde çalışanların çalışma hayatına yönelik düzenlemeler 1867 tarihli Ereğli Kömür Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi’nde yer almıştır. Bu nizamnamenin hükümleri 1921 yılına kadar büyük ölçüde yürürlükte kalmıştır. Sözü edilen nizamnamede, o tarihe kadar açık şekilde bahsedilmeyen işçilerin çalışma, uyku ve istirahatları; yiyecek, ücret, sağlık sorunları ve maden ocağı sahibinin sorumlulukları gibi konular yer almıştır. Fakat maden işçilerinin çalışma hayatına ilişkin bu hükümler birçok nedene bağlı olarak hemen uygulamaya konamamıştır. Bu alanda görülen eksiklik Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan dönemde giderilmeye çalışılmıştır. TBMM açıldıktan hemen sonra, madenlerde çalışan işçilerin durumları ele alınarak çalışma şartlarının düzenlenmesi, işçi sağlığının korunması, işçilere yardım yapılması ve birtakım vergilerden muaf tutulması gibi birçok önemli düzenlemeler yapılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVRİMİÇİ ÖĞRENME ORTAMLARINDA TARTIŞMA TAHTASI: NİTELİK SORUNU VE ÖĞRETMEN ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26581</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26581</guid>
      <author>Gonca KIZILKAYA CUMAOĞLU, Yasemin KOÇAK USLUEL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, çevrimiçi öğrenme ortamlarında tartışma tahtaları aracılığıyla kurulan etkileşim düzeyi ve sıklığına ders sorumlusunun katılımının nasıl bir etkisi olduğunun araştırılmasıdır. Araştırma grubu, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü 3. sınıfında öğrenim görmekte olan 33 öğrenciden oluşmaktadır. Ders bir dönem boyunca karma uzaktan eğitim modeli temele alınarak yürütülmüştür. Dersin web tabanlı bölümünde Blackboard ortamı kullanılmıştır. Sekiz hafta süren araştırma, ilk dört hafta ve ikinci dört hafta olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Ders konuları kapsamında her hafta için tartışma tahtasına bir tartışma konusu açılmıştır. Birinci aşamada ders sorumlusu öğrencilere herhangi bir yönlendirmede bulunmamış ve kendisi de ortama katılmamıştır. İkinci aşamada ise ders sorumlusu öğrencilerin tartışma ortamına katılımının değerlendirileceğini söyleyerek kendisi de tartışma ortamında bulunmuştur. Ders sorumlusunun etkileşim ortamına katılımının ve yönlendirmelerinin etkisini belirleyebilmek amacıyla, “Web tabanlı tartışma tahtalarında etkileşimi değerlendirme” ye yönelik rubrik kullanılmıştır (Kızılkaya ve Usluel, 2008). Rubrik 8 maddeden ve 5 dereceden oluşmaktadır. Mesajların rubrik üzerine yerleştirilmiş frekans verileri incelendiğinde toplam mesaj sayısında artış (ilk 4 hafta: 104, ikinci 4 hafta: 116) olduğu görülmüştür. Diğer dikkati çeken bulgu ise mesajların sayısındaki artışın yanı sıra nitelikli mesajların sayısındaki artıştır. Ders sorumlusunun çevrimiçi ortama katılımının olduğu ikinci aşamada özgün düşünce oluşturma, eleştirel yaklaşma ve benimsediği veya karşı olduğu düşünceyi tartışma, görüş paylaşma boyutlarına yönelik mesaj sayısında artış gözlenmiştir (ilk aşama: 23, ikinci aşama: 67). Bu çalışmada ders sorumlusunun çevrimiçi etkileşim ortamlarına katılmasının, öğrencilerin bu etkileşim ortamına katılım düzeyini ve sıklığını artırdığı bulunmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANDRÉ GİDE’İN VATİKAN’IN ZİNDANLARI VE ALBERT CAMUS’NÜN YABANCI ADLI YAPITLARINDA “NEDENSİZ DAVRANIS” KAVRAMI.</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26559</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26559</guid>
      <author>Fuat BOYACIOĞLU, Serap ERDAĞ</author>
      <description>Nedensiz Davranış, kişinin her türlü sebebin, güdülenmenin ve/veya kışkırtmanın dışında eylemini gerçekleştirme biçiminde kendini gösterir. Eylemi yapan kişinin özgürlüğünü kanıtlama, onu hiçbir şeyin engelleyemeyeceği iradesi şeklinde ortaya çıkar. Bu davranış biçiminde fiilin nedensizliği söz konusudur. Her türlü belirgin bir güdülenmeden yoksun olan ve ne bir sebep ne de bir zorunluluktan yapılmış olan nedensiz davranış yapana görünüşte hiçbir fayda ve çıkar sağlamaz. Fransız Edebiyatının tanınmış yazarlarından Andre Gide’in edebiyat dünyasında büyük ilgi uyandıran yapıtı Vatikan Zindanları(Les Caves du Vatican)’nda, Amédée Fleurissoire adlı masum bir kahramanı hiçbir neden yokken öldüren Lafcadio adlı kahramanın, nedensiz bir davranış sergilediği görülür. Yine Fransız Edebiyatının tanınmış Varoluşcu yazarlarından biri olan Albert Camus’nün açık sade ve süssüz üslubuyla kaleme aldığı romanı Yabancı(L’Etranger)’da deniz sahilinde hiç tanımadığı masum bir kişiyi öldüren Mersault adlı kahramanın nedensiz bir davranış gerçekleştirdiği görülür. Gide, Vatikan’ın Zindanları’nda fiil ve bu fiili işleyen arasında nedensel bağ kurmamıştır. Faili eyleme götüren özgür istem, özellikle vurgulamıştır. Bu da nedensiz davranışta bulunan kahramanın “özgür ve bağımsız” olduğunu göstermektedir. Nedensiz davranış gösteren kahraman Lafcadio, eyleminin bilincinde olmasına karşın, kendini bu davranışa sürükleyen nedenleri adlandırmaktan yoksundur. Gide’den farklı olarak Camus, kahramanı Mersault’un nedensiz davranışı sergilerken onun karakteri üzerinde durur. Mersault’un karakteri, kendisine eylemlerini istemsiz ve bilinçsiz bir şekilde yaptırır. Bu kahraman, dış etkenlere karşı savaşmayı saçma bulduğu için mahkemede yargıç karşısında kendini savunmadan kaderine teslim olur ve ölüme mahkûm edilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FATMA ALİYE VE EMİNE SEMİYE’NİN KADININ TOPLUMSAL KİMLİĞİNİN KAZANDIRILMASINDA ÖNCÜ FİKİRLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26616</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26616</guid>
      <author>Şahika KARACA</author>
      <description>Tanzimat döneminin ünlü devlet adamı, İslam hukukçusu Ahmet Cevdet Paşa’nın kızları Fatma Aliye ve Emine Semiye Hanım, Osmanlı kadın hareketi içerisinde önemli bir yere sahiptirler. İki kız kardeş de bir yandan kadınlıkla ilgili düşüncelerini makaleleriyle dile getirirken, diğer yandan edebî eserlerinde kadın kahramanlar etrafında kadınlıkla ilgili meseleleri sorgularlar. Ancak onlar aydın Osmanlı kadın yazarları olarak kadınlıkla ilgili meseleleri kimi zaman aynı, ama kimi zaman da farklı bakış açılarıyla dile getirmişlerdir. Fatma Aliye, Ahmet Cevdet Paşa’nın gelenekçi ve İslam’a bağlı yönünü babasının kızı olarak devam ettirmiştir. Ancak kendisinden iki yaş küçük kız kardeşi Emine Semiye gerek yaşantısıyla, gerekse yazdıklarıyla hem babasından, hem de ablasının fikirlerinden zaman zaman uzaklaşır. Dolayısıyla Fatma Aliye ile Emine Semiye, kadınlıkla ilgili meselelere duyarsız kalamazlar, ancak meselelere çözüm önerileri zaman zaman farklılaşır. Kadının eğitimi, eş seçimi, boşanma hakkı, çalışma hayatına dâhil olması gibi meselelerde Emine Semiye, ablasına göre daha radikaldir. Emine Semiye gerek makalelerinde, gerekse roman ve hikâyelerinde kadın kahramanlarını evden kaçarak çalışma hayatı içerisine giren, eş seçimini kendisi yapabilen güçlü kadınlar olarak kurgular. Fatma Aliye ise makalelerinde geleneksel toplumsal düzenle paralel bir söylemi benimserken romanlarında alttan alta kadın özgürlüğünü gündeme getirmeye çalışmıştır. Bu da onun bir tarafıyla babasının kızı olması, diğer taraftan da kadınlıkla ilgili meselelere duyarsız kalamamasıyla alâkalıdır. Tabi dönemin gelenekselden moderne geçiş dönemi olduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Bu makalede, iki kız kardeşin kadınlıkla ilgili meselelere aynı ve farklı yönlerden yaklaşımları hem makalelerinden, hem de edebî eserlerinden faydalanılarak ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRETMENLERİNİN SPOR MEDYASI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26620</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26620</guid>
      <author>Selami ÖZSOY, Nurgül TEZCAN KARDAŞ , Levent GÖRÜN , Mustafa Ertan TABUK , Nuran KANDAZ GELEN , Aysun AFAT</author>
      <description>Bu çalışma Türkiye’deki beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin spor medyası hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bolu, Düzce ve Sakarya illeri ve ilçelerinde görev yapan ve tesadüfî yolla seçilen öğretmenler araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Öğretmenlerin spor medyası hakkındaki görüşleri almak için literatür taranarak 21 maddelik Likert tipi bir anket hazırlanmıştır. Uzman görüşleri sonrasında düzeltmeler yapılmış ve anketler araştırmacılar tarafından 272 öğretmene uygulanmıştır. Verilerin güvenirliğine ilişkin Cronbach’s Alpha değeri, 0.639 olarak tespit edilmiştir. Ankete katılan öğretmenlerin görüşlerine göre medya spora yeteri kadar yer vermesine rağmen (4.04), futbol dışındaki spor branşlarına yer vermemektedir (1.98). Haberlerdeki asıl spor olayının futbol ağırlıklı olduğu (4.31) belirtilmiştir. Beden eğitimi ve spor öğretmenleri, spor medyasını niteliksiz, bilimsellikten uzak, taraftara yönelik yayın yapan bir anlayışta görmektedir. Öğretmenlere göre medya, yazılı ve görsel araçlarıyla spor sahalarında şiddeti arttırıcı bir faktördür. Aynı zamanda taraftarlar üzerinde sporun ana unsurları olan sporcu, hakem ve yöneticilerden daha etkilidir. Öğretmenlere göre spor medyası ülkedeki spor branşlarının tanıtılmasına da katkı sağlamaktadır ve oyun kurallarının öğrenilmesinde etkilidir. Genelde sosyo ekonomik açıdan alt kesime hitap ettiği kabul edilen Türkiye’deki spor medyası, beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin toplum için düşündüğü beklentileri karşılamaktan oldukça uzaktır. Beden eğitimi öğretmenlerine göre, medya sporun gelişmesine katkı sağlama misyonuyla hareket etmelidir ve futbol dışındaki spor branşlarına daha fazla yer vermelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1930’LARDA ÇOCUK PİYESLERİNDE YERLİ MALI KULLANMA VE ULUSAL EKONOMİ BİLİNCİNİ OLUŞTURMA ÇABALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26599</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26599</guid>
      <author>Doğan DUMAN, Özgür Şahap VARNALI</author>
      <description>Ülkeyi yabancı sermayenin baskı ve sömürüsünden kurtarmak, yerli bir burjuva sınıfı oluşturarak ulusal ekonomiyi güçlendirmek politikası İttihat ve Terakki Partisi’nden devralınan bir politikaydı. Cumhuriyet’in kurucu önder kadrosu da bu politikayı kararlılıkla devam ettirdi. Yeni rejimin kurulmasından hemen sonra bu konuda bir takım yasal düzenlemelere gidildi. Sermaye birikimini sağlamak için bir yandan öncelikle yerli ürünlerin tüketilmesi propagandası yapılırken, öte yandan halkta tasarruf bilinci ve alışkanlığı oluşturulmaya çalışıldı. Kapitalist dünyanın küresel ölçekte yaşadığı ilk büyük kriz olan 1929-1930 Dünya Ekonomi Krizi ise Türkiye’nin daha önceden başlattığı tüketimden kısmak ve yerli ürünlere yönelmek politikasını daha önemli bir hale getirdi. İthalatta ciddi kısıtlamalara gitmek dışında, yerli ürünleri tüketmek konusunda adeta bir seferberlik ilan edildi. Bu amaçla çeşitli yasal ve kurumsal düzenlemelere gidildi. Günümüzde önemini tamamen kaybetmekle birlikte her yıl 12-18 Aralık tarihleri arasında ilkokullarda kutlanmaya başlanan “Tasarrruf ve Yerli Malı Haftası” bu dönemde oluşturulmaya çalışılan ulusal ekonomi politikasının bir ürünüdür. Ayrıca dönemin basınında, çocuk dergilerinde ve çeşitli konularda eğitsel amaçlı yazılan çocuk piyeslerinde yerli malı kullanma ve tasarrufta bulunarak ulusal ekonomiye katkıda bulunma düşüncesi etkili bir biçimde işlenmeye başladı. Bu araştırmada, özellikle 1930’lu yıllar boyunca tasarruf yapma ve yerli ürün tüketme politikasının, özellikle çocuk piyesleri/temsilleri aracılığı ile nasıl etkin bir biçimde uygulandığı ortaya konmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PISA İLE TÜRKÇE ÖĞRETİM PROGRAMINDAKİ OKUDUĞUNU ANLAMA KAZANIMLARININ ÖRTÜŞME DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26561</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26561</guid>
      <author>Zekerya BATUR,Mustafa ULUTAŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de uygulanan öğretim programlarının PISA uygulamalarında ölçülen becerilerin gelişimine ne derece uygun olduğunu ortaya koymaktır. Bu amaçla, “6-8. Sınıflar Türkçe Öğretimi Programı’nda yer alan okuma becerisi kazanımları, PISA testinde tanımlanan okuma becerisi düzeylerini kapsayacak şekilde oluşturulmuş mu?” sorusuna cevap aranmıştır. Bu çalışma betimsel olup doküman incelemesine dayalı olarak yapılmıştır. Çalışmada PISA 2009 Okuma Becerileri Yeterlik Düzeylerinin Özet Tanımları ile Türkçe Dersi Okuma Becerisi Kazanımları taranarak örtüşme düzeyleri açısından karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmaya göre 2006 İlköğretim Türkçe Dersi (6, 7, 8. Sınıflar) Okuma Becerisi Kazanımlarının elli bir tane olduğu görülmüştür. Bunlardan yaklaşık on sekizinin PISA’nın alt seviyedeki okuduğunu anlama yeterliliklerine denk geldiği görülmüştür. Türkçe dersi okuma becerilerinin çoğunlukla alt düzey kazanımlarından olması dikkat çekici noktalardan biri olmuştur. Buna bağlı olarak da öğrencilerin bir üst düzeye çıkarılması sorun oluşturmuştur. Bununla birlikte Türkçe dersine ilişkin hazırlanan kazanımların genellikle ilkokul 3,4 ve 5.sınıf düzeyindeki kazanımlardan olduğu düşünülmektedir. Bu anlamda bu kazanımlarla 6, 7 ve 8. sınıfların bir üst bilişsel düzeye çıkarılması oldukça güç görünmektedir. Bu kazanımlara göre öğrencilerin temel okuryazarlık düzeyinde kaldıkları söylenebilir. Bu bağlamda Türkçe dersinin alt düzeydeki kazanımlarıyla PISA yeterlilikleri karşılaştırıldığında Türkçe dersi kazanımlarının çok genel ve gerçekleştirilebilirliklerinin göreceli olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. O halde Türkçe dersi kazanımları daha somut ve uygulanabilir bir duruma getirilmeli ve bu kazanımların yeniden yapılandırılarak PISA düzeyine çıkarılması yönünde gözden geçirilmesi gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ HİZMETLERİNE ENGELSİZ ERİŞİM: TÜRKİYE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26552</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26552</guid>
      <author>Ahmet İlker AKBABA, Abdulkadir ÖZDEMİR , Abdullah NARALAN</author>
      <description>Dünya nüfusunun yaklaşık %15’ini Türkiye nüfusunun yaklaşık %13’ünü engelli vatandaşlar oluşturmaktadır. Bu da Türkiye’de yaklaşık her 8 kişiden birinin kısıtlayıcı engelinin olduğunu göstermektedir. Oranlar toplam içinde az görünse de bu vatandaşların mal ve hizmet talebi doğrultusunda değerlendirilirse göz ardı edilemeyecek oranlardır. Engelli meselesi sadece bir sağduyu değil, aynı zamanda bir hak ve adalet meselesidir. Engelli bireyler de eşit muamele, itibar, yaşamlarını bağımsız idame ettirme ve toplumun bir parçası olma gibi haklara sahip olmalıdırlar. Bu konuda bizim üzerimize düşen vazife ise, engelli bireylere bu haklardan faydalanmaları için gerekli imkân ve fırsatları sağlamaktır. Engelli bireylerin yaşama katılım alanındaki ihtiyaçları normal bireylerinkilerle farklı olmakla birlikte benzerdir. Bu bireyleri, toplumun ayrı bir kesimi olarak niteleme yerine bütünleşmiş bir parçası olarak algılayabilmek ve gerekli olanakları sağlayabilmek gerekir. Bu noktada en önemli görev konuyla ilgili tüm birey, kurum ve işletmelerindir. Bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanma da engellilere hareket ve erişim kolaylığı sağlayarak yaşam kalitelerini artırma ve toplumla bütünleşme olanağı sağlamaktadır. Bu sebeple bilgi ve iletişim teknolojileri engelliler için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de bilgi ve iletişim teknolojisi alanında engellilere yönelik düzenlenen mevzuata değinilmiş, Türkiye genelinde haberleşme hizmeti sunan 6 büyük firmanın engellilere yönelik verdiği hizmetler ve gerçekleştirdikleri sosyal sorumluluk projeleri incelenmiştir. Ayrıca uygulanması halinde engellilere fayda sağlayacağı düşünülen birtakım öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞİİRİ ANLAMAK: NECATÎ BEY’İN BİR GAZELİNİN HİKÂYESİ VE YORUMU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26563</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26563</guid>
      <author>Hikmet Feridun GÜVEN</author>
      <description>Klasik Türk edebiyatı metinlerini inceleme, anlama ve yorumlama gayretleri son yıllarda artmıştır. Yapılan çalışmalar iki yönlü olarak gelişmektedir. Şiir şerhlerinin incelenmesi, şerhlerdeki uygulama yöntemlerinin tespit edilmesi ve birbirleriyle mukayese edilmesi, çalışmaların birinci yönüdür. İkinci yönü, modern metin yorumlama yöntemlerinin Klasik Türk edebiyatı metinlerine uygulanabilirliği ve bu yönde yapılan örnek metin yorumlama çalışmalarıdır. Bu çalışma şiiri anlama ve yorumlama çalışmasıdır. Şair – şiir - okur üçlemesinde, şiirin yazılması ve yorumlanması hakkında, teorik bir değerlendirme yapıldıktan sonra Necatî Bey’in bir gazeli incelenmiş ve yorumlanmıştır. İnceleme üç aşamalı olarak düzenlenmiştir. Metninokunması, hikâyesinin kurgulanması ve metnin yorumlanması. Okuma aşaması, okuru metinle baş başa bırakmak için yapılmış, ham bir okumadır. Daha sonraki aşamalarda metinle tekrar karşılaşacak olan okurun, idrak seviyesindeki değişiklikleri hissedebilmesi için açıklama veya yorum katılmamıştır. İkinci aşama, metnin anlam bütünlüğünü sağlayan hikâyenin kurgulanmasıdır. Bu kurgu içerisinde beyitlerin sıralanışındaki kompozisyon ortaya konulmuştur. Metin bu hikâye kurgusuyla okunduğunda daha anlaşılır olmaktadır. Yorum aşamasında; hem geleneksel şerh metodundan, hem de modern metin yorumlama kuramlarının yöntemlerinden istifade edilmiştir. Bu aşamada her beyit ayrı ayrı ele alınmış, beyitleri açıklamada, metinler arası ilişkilere dikkat edilmiştir. Necatî Bey ve diğer</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKE YÖRESİ HALK OYUNLARI EZGİLERİNİN SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK MÜZİKAL ANALİZ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26602</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26602</guid>
      <author>Zeki NACAKCI</author>
      <description>Genellikle hemen her yerde halkların yaşantısına odaklanan “Halk Bilimi”, kültürün farklı bir alt boyutu olan müzik gibi, toplumlara ya da ülkelere göre farklılık göstermektedir. Halk bilimi ve müzik, bu farklılık ve zengin materyalleriyle toplum kültürünün önemli bir parçası olmuştur. Halk bilimi ve müziğin önemli bir sentezi olan halk oyunları da gerek müzikal yapısı gerek oyunları ile halk kültürlerinin kimlik kazanmasında önemli roller üstlenmiştir. Gelinen noktada çok yönlü kültürel işlevlere sahip müzik, halk oyunları içerisinde önemli bir yer edinmiş, birbirinden ayrı düşünülemez hale gelmiştir. Ancak halk oyunları içerisinde kullanılan müzik, bazen sosyal ve toplumsal olgularla olan ilişkisi bakımından bazen de teorik özellikleri ile ön plana çıkabilmektedir. Burada şu soru akla gelebilir. Halk oyunu müziklerindeki bu iki unsurdan hangisi daha önemlidir? Ya da birbirinden ayrı düşünülmemeli midir? Bu soruların yanıtı, ülkemizin farklı yörelerden oluştuğu ve her yörenin kendine özgü kültürel özellikleri olduğu gerçekliğinin eklenmesiyle daha da karmaşık bir hal alıp yanıtlanması güçleşecektir. Buradan hareketle bu çalışmada, ülkemiz halk kültüründe zengin ve önemli bir yere sahip “Teke Yöresi” halk oyunları müziklerinin, oluşum ve yapısı hakkında sağlıklı yorumlarda bulunabilmek için, öncelikli olarak müziklerin teorik özellikleri dikkate alınmıştır. Bu kapsamda çalışma, halk oyunları müziklerinin, form, tür, usul ve makam özellikleri bakımından incelenerek, ezgilerin müzikal karakteristik yapısını ortaya koymayı ve bu çerçevede sınıflandırılmasını amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmada, TRT Türk Halk Müziği Repertuarında “Teke Yöresine” ait eserler ve Yerel basılı kaynaklar taranmış, müzikal analizleri yapılmıştır. Bu kapsamda 214 eser analiz edilmiştir. Çalışma sonunda her esere ait müzikal kimlik çıkarılmış, yöre oyun ezgilerine hakim olan makam, ölçü zamanları, vb. unsurlar sayısal olarak ifade edilmiş, tüm eserler sınıflandırılarak tablo halinde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE KÜLTÜREL ÖGELERİN AKTARIMI: İSTANBUL YABANCILAR İÇİN TÜRKÇE ÖĞRETİM SETİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26577</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26577</guid>
      <author>Alpaslan OKUR, Funda KESKİN</author>
      <description>Yabancı bir dili öğrenmek; yalnızca o dilin sistemini, dilbilgisi yapılarını öğrenmek değil aynı zamanda yeni bir kültürle karşılaşmak, o kültürü tanımak ve öğrenmektir. Dil öğrenen birey, karşılaştığı yeni kültürdeki bireylerin düşünce ve davranışlarını tanıyarak kendi kültürünü ve öğrendiği kültür arasında ilişkiler kurar, karşılaştırmalar yapar ve daha hoşgörülü bir bakış açısı kazanır. Dil ve kültür arasındaki bu yakın ilişki, bir dile o dilin kültürünü öğrenmeden egemen olunamayacağı gerçeğini ortaya koymaktadır. Kültür aktarım süreçlerini önemli bir yer kazandığı günümüz yabancı dil öğretim süreçlerinde, dil öğretim malzemelerinin önemli bir parçası olan ders kitapları da o dili konuşan toplum kaynaklıdır ve o dile ait kültürün taşıyıcılığını yapar. Yabancı dili öğretmek amacıyla hazırlanmış ders kitaplarındaki metinlerin bilinçli bir şekilde seçilmesiyle metinler kültür iletiminde verimli bir araç olabilirler. Bu çalışmada dil öğretiminin kültürlerarası karşılaşma alanı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak yabancı dil olarak Türkçe derslerinde kullanılan aynı zamanda kültür aktarım araçlarından olan ders kitaplarının bu süreçteki yeri ve önemi sorgulanmış ve yabancılara Türkçe öğretimi bağlamında ders kitaplarında kültür aktarımı yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanılan “İstanbul yabancılar için Türkçe öğretimi seti A1, A2, B1 ve B2 ders kitapları esas alınarak belirli ölçütlere göre incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucunda İstanbul Yabancılar İçin Türkçe Öğretim Seti değerlendirildiğinde; temel seviye kitaplarında kültürel öğelerden az yararlanıldığı tespit edilmiş, orta seviye ders kitaplarında bu öğelere daha fazla yer verilmesine rağmen kültürel öğelerden daha fazla yararlanması gerektiği düşüncesi oluşmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZAMANA ADANMIŞ SÖZLER’DE SEVGİLİ METAFORUNUN YAPISÖKÜMÜ VE BİR İTİRAZ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26566</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26566</guid>
      <author>Mehmet ÖZGER</author>
      <description>Bu yazıda Sezai Karakoç’un “Zamana Adanmış Sözler” şiirindeki sevgili metaforu yapısöküm tekniği ile incelenecektir. Anlamın oynaklığı veya ele geçirilemezliği üzerine kurulu olan metin okuma yöntemi ile bakıldığında değişik anlamlara gelen sevgili metaforunun, İslam sanat ve estetiği bağlamında bakıldığında tek bir anlamı gösterdiği ortaya çıkmaktadır. Yapısöküm tekniği ile şiirdeki sevgili göstergesi, İstanbul, medeniyet, Diriliş düşüncesi, beşeri sevgili, peygamber kimi zaman Tanrı ve hayal olarak anlam kaymasına uğramaktadır. Metinde sevgili göstergesi sürekli yer değiştirmekte dolayısıyla anlam yakalanamamaktadır. Yapısöküme göre anlamın sonsuz derecede çeşitlenmesi veya yakalanamaması doğaldır. Buna karşın İslam estetiğinin, özellikle Klasik şiirin poetik tutumuna bakıldığında ayağı yere basan bir hakikat kavramı vardır ve küçük çaplı anlamların hepsi sadece tek anlamı gösterir. Bu anlam “tevhid”, yani Tanrı’nın birliği düşüncesidir. Sezai Karakoç şiirinin temel izleği denebilecek bu izlek, sadece sevgili göstergesinde değil, zaman ve mekân algısında da göze çarpmaktadır. Zamanı, yekpare bir zaman olarak işleyen şair, Âdem’den bugüne kadar gelen büyük bir birikimi İslam medeniyetinin seçkin örnekleri üzerinden kronolojik, lineer bir çizgi gözetmeden işler. Sevgili tipinin Suna, Leyla, Züleyha, Meryem gibi görüntüleri, İslam medeniyetinin muhtelif zamanlarına göndergede bulunur. Mekân da zamana benzer şekilde işlenir. Karakoç şiirinde mekân yine İslam medeniyetinin temsil kabiliyeti olan zirve şehirleri üzerinden işlenmiştir. Şam, Mekke, Bağdat veya İstanbul İslam medeniyetinin düşünsel coğrafyasına ve tarihi arka planına gönderge yapan şehirlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FOTOĞRAF EDİTÖRLÜĞÜ KURUMU VE GAZETELER İÇİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26587</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26587</guid>
      <author>Şebnem SOYGÜDER</author>
      <description>Okurun ilgisini haber fotoğrafının üzerine toplamaya çalışan fotoğraf editörleri, gazeteye girecek fotoğrafı seçerken hangi kriterleri gözönünde bulunduruyorlar? Haber fotoğrafçıları yüzlerce görüntü fırsatı ve olanağı arasından kendi seçtiği bakışaçısı ile fotoğrafını çeker. Bu fotoğraflardan biri veya birkaçına gazetelerde istihdam eden (etmesi gereken) fotoğraf editörleri karar verir. Haber fotoğrafını çeken her ne kadar haber fotoğrafçısı ise de bunları değerlendiren ve seçenler fotoğraf editörleridir. Ülkemizde fotoğraf editörlüğü kurumu maalesef her gazetede yer almamaktadır. Günümüzde halen haber editörlerinin, haber müdürlerinin ya da sayfa sekreterlerinin bu işi üstlendiklerini biliyor ve görüyoruz. Oysaki bu iş fotoğraf bilgisinden yoksun kişilerin insiyatifine terk edilmemelidir. Tıpkı “yazı” gibi fotoğraf da bir dildir. Hatta evrensel bir dil. Onu okuyan, değerlendiren, seçen kişilerin mutlaka ışık bilgisiyle, fotoğraf çekim teknikleriyle, kompozisyon, estetik ve etik bilgilerle donanmış kişiler olması gerekmektedir. Kullanılacak haber fotoğrafları, fotoğraf editörleri tarafından değerlendirilip seçilirse teknik, içerik ve estetik bakımdan daha kaliteli; etik bakımdan ise daha az hatalı ürünler ortaya çıkacaktır. Gazetelerde zaman zaman teknik, estetik ya da etik sorunlarla ya da hatalarla dolu haber fotoğraflarıyla karşılaşmaktayız. Haber fotoğraflarındaki bu sorunların sadece haber fotoğrafçılarından kaynaklandığını söylemek haksızlık olur. Bu sorumluluğun büyük bir çoğunluğu fotoğraf editörlerine aittir. Çalışmamızda, fotoğraf editörlüğü kurumunu ve bunun gazeteler için önemini dünyadan ve Türkiye’den örneklerle açıklamaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“HISTORY” AND “ROOT” IN ZADIE SMITH’S WHITE TEETH</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26551</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26551</guid>
      <author>Seda ARIKAN</author>
      <description>Zadie Smith’in ilk romanı White Teeth “tarih” ve “köken” kavramlarını önemle ele almaktadır. Karakterlerin geçmişini ve kökenini birçok yan öyküyle okuyucuya sunan bu roman, geçmişi şu ana ve de geleceğe bağlayan tarihi bir zincir işlevi görür. Postkolonyal ve çokkültürlü bir roman olarak White Teeth, tarihsel bilinci iki boyutta ele alır; ırksal tarih ve kişisel tarih. Zadie Smith, romandaki göçmen ve multi-etnik ailelerin öykülerini anlatarak, bir sömürgeci olarak Britanya’nın kolonyal geçmişini irdeleyen ırksal bir tarihi gözler önüne serer. White Teeth’de ortaya konulan bu ırksal ve kolonyal tarih, ailesel ve kişisel olanla bağlantılıdır ve böylece tarihin ve kökenin birinci ve ikinci nesil göçmen ve de multi-etnik aileleri nasıl etkilediği eleştirel bir şekilde sorgulanır. Bu bağlamda, bu çalışma White Teeth romanındaki multi-etnik ve/ya göçmen ailelerin ve onların ırksal ve/ya kültürel olarak melez çocuklarının yaşamlarında “tarih” ve “köken”in yeri ve önemini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, tarih ve köken nosyonları karakterlerin ırksal ve kişisel öyküleri ile bağlantılı bir şekilde ele alınmıştır. Bu nedenle, romandaki karakterlerin ırksal, ailesel ve kişisel tarihleri ile olan ilişkileri, onların tarihsel kimlik arayışları, tarihsel bilinç elde etme sürecinde yüz yüze kaldıkları zorluklar ve yaşadıkları ikilemler ve bu tarihsel bilinç ve kökeni yaşamlarında ne kadar elde edebildikleri bu çalışmada önemli belirleyiciler olarak sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AN EMPIRICAL STUDY ON CONDITIONAL CONSERVATISM AND VALUE RELEVANCE OF EARNINGS</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26630</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26630</guid>
      <author>Mehpare KARAHAN GÖKMEN</author>
      <description>İhtiyatlılık muhasebedeki en eski kavramlardan biridir ve büyük bir etkisi vardır. Ancak muhasebede ihtiyatlılık üzerine yapılan tartışmalar ortaya çıkışı kadar eskidir. Muhasebede ihtiyatlılığın önemi aynı zamanda önemli bir finansal tablo kalemi olan kazancın (karın) özelliklerinden biri olmasına dayanmaktadır. Kazanç kalitesi ölçülürken, ihtiyatlılık da dikkate alınmaktadır.Bu çalışmada muhasebede ihtiyatlılık üzerine olan literatüre Türkiye’de yapılan ampirik bir araştırma ile katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın motivasyonlarından birisi de Türkiye’de muhasebede ihtiyatlılık üzerine sınırlı sayıda araştırma olmasıdır. Muhasebede ihtiyatlılığın iki türünden birisi olan koşula bağlı ihtiyatlılık değerleme açısından muhasebe bilgisinin kullanışlılığı üzerindeki etkisi bağlamında ele alınmaktadır. Karın getiriye yansıması finansal bilginin kullanşılılığının göstergesi olarak seçilmiştir.Muhasebede ihtiyatlılık ve karın veya defter değerlerinin getiriye yansıması ayrı ayrı çok ilgi çekici araştırma konuları olmalarına rağmen, bu iki kavram arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma sayısı yüksek değildir. Bu çalışmada ayrıca farklı bulgular elde edilmiş olan bu alana katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Koşula bağlı ihtiyatlılık ve karın getiriye yansımasının ölçülmesi için kullanılan yöntemler hem finansal muhasebe hem de sermaye piyasası verisi içerdiği için bu çalışmanın bir katkısı da Türkiye’de yapılan Sermaye Piyasasına Dayalı Muhasebe Araştırmaları’nadır. Panel veri istatistiksel analizi kullanılarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören 106 üretim şirketi için elde edilen ampirik kanıtlar koşula bağlı ihtiyatlılığın karın getiriye yansıması üzerinde olumsuz bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Bulgular ayrıca Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu’nun ihtiyatlılığı Kavramsal Çerçeve’den çıkarma kararlarını destekler niteliktedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİNİN TOPLUMSAL DEĞER YÖNELİMİ AÇISINDAN EKOLOJİK İKİLEMLERE İLİŞKİN TUTUMLARI: KIRŞEHİR ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26567</guid>
      <author>Çağrı ÖZTÜRK DEMİRBAŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı coğrafya öğretmenlerinin ekolojik ikilemlere ilişkin tutumlarının toplumsal değer yönelimine bağlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Böylece coğrafya öğretmenlerinin toplum yanlısı olanlarının mı yoksa kendine yanlı olanlarının mı ekolojik ikilemlerde ortak çıkar yanlısı davrandıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda cinsiyet, mesleki kıdem, yaş, üye olunan sivil toplum kuruluşu gibi özelliklerin sözü edilen durumlarda etkili olup olmadığı kontrol edilmiştir. Araştırmaya Kırşehir İl merkezinde çalışan 34 coğrafya öğretmeni katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Üç Baskın Toplumsal Değer Yönelimi Ölçeği ile Ekolojik İkilemlere İlişkin Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde f, %, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Farklılaşmaların tanımlanmasında p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKANALİTİK BİR ÇÖZÜMLEME: HALİDE EDİB ADIVAR’IN HANDAN ROMANI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26604</guid>
      <author>Ayşegül ERGİŞİ</author>
      <description>Sigmund Freud’un temellerini attığı psikanaliz, edebiyat eleştirisinde sıkça kullanılan bir yöntemdir. Psikanalitik eleştirinin ilk örneğini veren Freud, yazarın metinde ortaya koyduğu psikolojik semptomları incelerken yazarı nevrotik biri olarak değerlendirir. Ona göre bastırılmış dürtüler yazarı yazmaya itmekte ve yazar yaratma eylemi sayesinde baskıdan kurtulmaktadır. Yaratmanın kaynağını bulmaya çalışan bu yöntemde, metinde yazarın bilinçaltının tespit edilebileceği iddia edilir ve sanatın neden doğduğu, sanatçının neden yarattığı sorularına cevaplar aranır. Psikanalitik eleştiri, yazarı merkeze alan bir yöntem olması yanında eserdeki kişilere, eserin biçim ve içeriğine yönelik çözümlemelere de imkân tanımaktadır. Bu yazıda Halide Edib Adıvar’ın (1882-1964) Handan (1912) adlı romanı psikanalitik eleştiri kuramına göre incelenmiştir. Romanın başkişisi Handan ile yazar arasında çok açık benzerlikler bulunmaktadır. Roman otobiyografik özellikler taşıdığından yazarın bir kadın olarak kendini yazma, kadın psikolojisini ve aşk duygusunu işleme şekli önem kazanmaktadır. Romanda idealleştirilmiş modern kadının etrafında gelişen üç aşk üçgeni vardır: Nâzım-Handan-Hüsnü Paşa üçgeninde cinselliğin ideolojiden üstün tutulması, Handan-Refik Cemal-Neriman üçgeninde geleneksel kadına karşı modern kadının arzulanması ve Hüsnü Paşa-Handan-Refik Cemal üçgeninde yaşanan ihanetler sonunda modern kadının yeni bir aşka düşmesi söz konusudur. İdealleştirilen modern kadın arzu nesnesiyle cinsel ve düşünsel alanda tam bir kaynaşma hali yaşamak, arzuladığı birlikteliğe bütün mevcudiyetiyle teslim olmak ister. Karşılıklı aşkı bulduğu anda ise yazar onu ölümle cezalandırır. Böyle bir sona varılması yazarın dönemin toplumsal koşullarına uymayı tercih etmesiyle ilintili olsa da aşk ilişkisi ve kadın psikolojisinin anlatımı göz önüne alındığında roman türünün iyi bir aşama kaydettiği anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRGIZİSTAN SOVYET SOSYALİST CUMHURİYETİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26636</guid>
      <author>Füsun KARA</author>
      <description>Bu makalede Kırgız Sovyet devletinin oluşumu anlatılmıştır. Kırgızlar Orta Asya’daki Müslüman Türk boylarından biridir. Türk halkları içinde en eski geçmişe sahip olan Kırgız adı tarihi kaynaklarda yer almaktadır. Kırgızlar Çin tarih kayıtlarında M.Ö. 203-201’lerde geçmektedir. Rusya’nın Kırgızistan’ı işgali 19. yüzyılın ortalarında başlamış ve 1876 yılında Kırgızistan’ın tamamı Rus İmparatorluğu’na dahil edilmiştir. Kırgızistan Rus koloni siyasetinin önemli bir alanı olmuştur. Kırgızistan’ın en iyi toprakları Rus ve Slav göçmenlere verilmiştir 1917 yılında Türk Dünyasında çok önemli olaylar meydana geldi. Çünkü Rusya da birçok Türk topluluğu yaşamakta idi. Bolşevik İhtilali Kırgızistanda Çarlık hakimiyetine son verdi, ancak Kırgızlara bağımsızlık getirmedi. Sovyet rejimi 1919 ‘da Kırgızistanda kontrolü ele aldığı zaman Kırgızistan Kara Kırgız Otonom Bölgesi olarak yeniden adlandırıldı. Kara Kırgız Özerk Bölgesi Devrim Komitesi, Kırgızistan’ın ve Türkistan’da oluşan yeni devletlerin arasında sınırları belirlemenin zaruretini dile getirdi. Kırgızistan’ı bölgelere ayırmak amacıyla komisyon oluşturuldu ve bu komisyona Kırgızistan’ın sınırlarını netleştirme, komşu devletlerle paylaşılamayan bölgeleri belirleme, bu topraklarla ilgili bilgi toplama gibi görevler verildi. Kırgızlar 1920’li yılların ortalarına kadar Kazaklardan ayırt edilmek için Kara Kırgız olarak isimlendirildiler. 1926 yılında Kara Kırgız Otonom Cumhuriyeti, 1936 yılında ise Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak yeniden adlandırıldı.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ÜMMETİMDEN YETMİŞ BİN KİŞİ CENNETE SORGUSUZ GİRECEKTİR.” HADİSİ ÜZERİNE METİN EKSENLİ BİR ANALİZ VE DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26555</guid>
      <author>Osman ORUÇHAN</author>
      <description>Hadislerin Hz. Peygamber’e aidiyetinin tespiti konusu, ilk dönemlerden itibaren, Müslüman âlimleri ilgilendiren önemli konulardan biri olmuştur. Çünkü hadisler inanç, ibadet ve insanlar arası ilişkilerle ilgili pek çok konuda Müslümanların hayatında önemli bir yere sahiptir. Ne var ki hadisler, sonraki nesillere özgün bir şekilde ulaştırılamamıştır. Hadis metinlerinin büyük bir bölümü mana ile rivayet edildiği için deformasyona uğramıştır. Öte yandan, farklı gruplar tarafından, çeşitli amaçlarla hadis uydurma faaliyetleri gerçekleşmiştir. Bununla birlikte âlimler, hadislerin sahih olanları ile olmayanlarını birbirinden ayrıştıracak güvenilir bir yöntem geliştirememişlerdir. Bu yüzden hadis külliyatındaki pek çok hadis, yeniden ele alınarak sıhhati tartışılmıştır. Bu makalede, yetmiş bin kişinin sorgusuz cennete girmesiyle ilgili hadis metinlerinin sıhhati incelenmiştir. Bu rivayetler, on beş sahâbîden farklı metinlerle nakledilmiştir. Çalışmamız, sorgusuz cennete girmeyi içeren tüm hadis metinlerini kapsamaktadır. Çalışmanın kaynakları Kütüb-i Tis’a’nın tedvin ve tasnif edildiği dönemle sınırlandırılmıştır. Bu dönemde yazılan, ancak Kütüb-i Tis’a içinde yer almayan hadis kaynaklarındaki hadisler de araştırmamıza dâhil edilmiştir. Hadis metinleri sahâbî isimlerine göre sınıflandırılmıştır. Bir sahâbîden nakledilen hadislerin en uzun metni tamamıyla zikredilmiş, diğer metinler bu metinle kıyaslanarak farklılıklara işaret edilmiştir. Çünkü hadis metinlerinin tamamı bir makalenin sınırlarını aşacak miktardadır. Ardından hadis metinleri analiz edilerek, metinler arasındaki farklılıklara değinilmiştir. Bu hadislerde tespit edilen bazı bilgiler, metin tenkidi kriterlerine göre değerlendirilmiş ve bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MATEMATİK OKURYAZARLIĞI DERSİNİN ÖĞRETMEN ADAYLARININ MATEMATİK OKURYAZARLIĞI ÖZYETERLİĞİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26574</guid>
      <author>Kürşat YENİLMEZ, Ayla ATA</author>
      <description>Günümüz çağdaş eğitim programlarında matematiği bilen ve günlük yaşamında kullanabilen bireyler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Matematiksel bilgiyi günlük yaşamda doğru kullanma, matematiğin tarihi gelişimi hakkında fikir sahibi olma, matematik dilini iletişim kurmak için kullanma, çevresindeki matematiksel ilişkileri fark etme ve problem çözme becerilerinin tümü bir arada “matematik okuryazarlığı” olarak adlandırılmaktadır. Bu araştırmanın amacı, seçmeli Matematik Okuryazarlığı dersinin, öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerine etkisini belirlemektir. Araştırmada nitel ve nicel araştırmanın bir arada kullanıldığı karma desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2010-2011 öğretim yılında bir devlet üniversitesinin Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği lisans programında seçmeli Matematik Okuryazarlığı dersini alan 30 ikinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Verilerin toplanması aşamasında, öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini belirlemek amacıyla Matematik Okuryazarlığı Özyeterlik Ölçeği ile adayların Matematik okuryazarlığına ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla açık uçlu iki sorudan oluşan yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Toplanan nicel verilerin analizinde t-testi, aritmetik ortalama, standart sapma, yüzde ve frekans değerlerinden; nitel verilerin analizinde ise içerik analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; seçmeli Matematik Okuryazarlığı dersinin öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerini olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Adayların açık uçlu sorulara verdikleri cevaplardan ise “matematik okuryazarlığı” kavramına ilişkin bilgilerinin eksik olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlara dayalı olarak öğretmen adaylarının matematik okuryazarlığı özyeterlik düzeylerinin yükseltilmesine yönelik bazı öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEKOKULU ÖĞRETMEN ADAYLARI İLE EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ BİLİMSEL EPİSTEMOLOJİK İNANÇLARININ FARKLI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26643</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26643</guid>
      <author>Esra BAYRAK AYAŞ, Vedat ÇINAR , Bilal ÇOBAN , Zeki COŞKUNER</author>
      <description>Epistemoloji, bilgiyi araştıran bir felsefi akımdır. Epistemolojik inanç ise bireyin, bilgiyi nasıl öğrendiği ve öğrettiğine yönelik kendi kişisel yorumlarıdır. Öyle ki epistemolojik inanç, bireylerin yaşamları süresince aldığı bütün kararları ve bu kararları uygularken sergilemiş oldukları davranışların sebeplerini oluşturmaktadır. Epistemolojik inancın kendine has özellikleri bulunurken oluşumunu ve gelişimini çeşitli değişkenler etkilemektedir. Bu değişkenler aile yapısı, içinde yaşanılan çevre, yaş faktörü ve eğitim düzeyi olarak sıralandırabiliriz. Bu araştırma, 2012-2013 eğitim öğretim yılında Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi 4. sınıf öğretmen adayları ile Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu 3. ve 4. sınıf öğretmen adaylarının bilimsel epistemolojik inançlarının düzeyini çeşitli değişkenler açısından incelemek amacıyla yapılan, tarama modelli bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma grubunu Fırat Üniversitesi Beben Eğitimi ve Spor Yüksekokulu 3. ve 4. sınıf öğretmen adayları ile Eğitim Fakültesi 4.sınıf öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırmada Pomeroy (1993) tarafından geliştirilen ve Deryakulu ve Bıkmaz (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan “Bilimsel Epistemolojik İnançlar Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 15 istatistik programı kullanılmış, değişkenler arasındaki farkta 0.05 önem düzeyi dikkate alınmıştır. Sonuç olarak; öğretmen adaylarının bölüm, cinsiyet, yaş, bölümü kendi istekleri ile seçmiş olmaları ve araştırma yapmayı sevmeleri gibi değişkenler ile “bilimsel epistemolojik inançlar” arasında anlamlı ilişki tespit edilmekle beraber, bilimsel epistemolojik inanç düzeyinin, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğretmen adaylarının Eğitim Fakültesi öğretmen adaylarından daha yüksek olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BASINDA KADINA YÖNELİK ŞİDDET HABERLERİNİN ANALİZİ: HÜRRİYET, SABAH VE POSTA GAZETELERİ ÖRNEĞİ (2005-2008)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26594</guid>
      <author>Gökhan GÖKULU, Nilay HOSTA</author>
      <description>Bu çalışma kadına yönelik şiddetin medyada özellikle yazılı basında ne şekilde yer aldığını incelemektedir. Çalışma, basının kadına yönelik şiddet haberlerini verirken kullandığı dilin etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Şiddet gibi hassas bir konuda basının ne derece sorumlu bir yayıncılık anlayışıyla yayın yaptığı çok önemlidir. Ayrıca kullandığı kelimeleri sansasyondan uzak ve objektif bir biçimde seçmesi de konumuz açısından ayrı bir değer kazanmaktadır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde, çalışmamız basının bu tür haberleri sunarken kullandığı dilin olası sonuçlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Kadına yönelik şiddet dünyada ve Türkiye’de oldukça yaygın bir sosyal problemdir. Çalışma, basında kadına yönelik şiddet haberlerinin ne şekilde sunulduğunu nitelik ve nicelik analizi yöntemiyle ele alacaktır. Ayrıca sansansyonel ifadelerin ve şiddet içeriğinin basında ne şekilde yer bulduğunu göstermeye de çalışacaktır. Çalışma, nicelik analizinde haberin verilme türü, uygulanan şiddet türü ve haberin hangi sayfalarda yer aldığını analiz edecektir. Niteliksel veri analizinde ise kadına yönelik şiddet haberlerini ve basının bu haberleri sunarken kullanmış olduğu dili ayrıntılı bir biçimde ele alınacaktır. Çalışma, 2005-2008 yılları arasında Hürriyet, Sabah ve Posta gazetelerinde çıkan kadına yönelik şiddet haberlerini konumuz açısından ele alacaktır. Bu gazeteler, okunma oranı, yaygınlık ve kolay ulaşılabilirlik gibi unsurlar nedeniyle seçilmiştir. Çalışma sonunda incelenen gazetelerdeki kadına yönelik şiddet haberlerinin özensiz, sansasyonel ve şiddet içerikli uslupla yer aldığı ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ATASÖZLERİNİ İÇİNE ALAN KULLANIM KALIPLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26562</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26562</guid>
      <author>Mehmet Emin TUĞLUK</author>
      <description>Atasözü söyleyeni belli olmayan, toplumların kültüründen izler taşıyan, bilgece düşünceler veya felsefi hikmetleri içeren, uzun yıllar süren gözlem ve deneyimlere dayanan, genel kural niteliğinde kalıplaşmış özlü, veciz sözlerdir. İlk örnekleri sözlü edebiyat ürünü olan bu kalıp sözler zaman içerisinde yazıya aktarılmıştır. Büyük bir kısmı zaman içerisinde değişikliğe uğramakla beraber değişime uğramadan veya çok az değişiklikle günümüze gelenler de vardır. Bu özlü, veciz sözler yerinde kullanıldıklarında güçlü bir anlatım aracına dönüşürler. En belirgin özellikleri kalıplaşmış dil birimi olmalarıdır. Bu yönüyle atasözlerindeki kelime ve cümle yapısı tarihi ve sosyal yapı içerisindeki yenilenmeler dışında değişmez. Kısa cümlelerden oluşmaları onların akılda kalmasını ve daha etkileyici bir anlatım kazanmalarını sağlamıştır. Genellikle hüküm cümlesi niteliğindedirler. Şiirsel anlatıma sahip olanları olup şiirsel anlatımlarda sıkça kullanılan vezin, kafiye ve aliterasyona atasözlerinde de rastlanır. Böylece yoğun düşünce ve duyguları yalın bir şekilde ifade ederler. Atasözleri bu akıcı anlatımı, anlamsal ve yapısal özellikleriyle sağlarlar. Yapısal özellik deyince genellikle kelime grupları veya cümle dizimi düşünülmektedir. Oysa kimi yapılar vardır ki cümlelerin kuruluşunda benzer özellikler göstererek bir bütün olarak yer almaktadır. Kullanım kalıbı olarak ifade edilebilecek olan bu yapılar atasözlerinde belirgin olarak yer almaktadır. Bu çalışmada atasözlerini içine alan kullanım kalıpları belirlenmeye çalışılarak bu kalıplarının kuruluşları üzerinde durulacak ve kalıplar kendi arasında sınıflandırılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


