






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2013 Sayı 6 Issue 6</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=558</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>ORTAOKUL 8. SINIF TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ OKUMA METİNLERİNİN DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME TEKNİKLERİ AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26834</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26834</guid>
      <author>Elif AKTAŞ, Yasemin BAKİ</author>
      <description>Eğitim ve teknoloji alanında meydana gelen değişmeler, bilginin erişimi ve kullanımı noktasında bir dizi yeniliği beraberinde getirmiştir. Bu değişimlere paralel olarak yenilenen Türk millî eğitim sistemi de bilimsel, eleştirel, doğru, yapıcı ve yaratıcı düşünme becerilerine sahip ve bunları tüm yaşamı boyunca kullanabilen bireylerin yetiştirilmesini hedeflemektedir. Anadili öğretimindeki temel amaçlardan biri, bireyin iletişim yetisini en üst noktaya taşımak; bir diğeri de dinleme, konuşma, okuma, yazma gibi temel dil becerilerini geliştirecek bir bilişsel yapı oluşturmaktır. Bu bakımdan anadili öğretiminin, salt bilgi aktarımı yerine, düşünme yeteneğini geliştirici bir nitelik taşıması gerekir. Bilgiden çok beceri kazandırmayı amaçlayan Türkçe dersi, dil kullanım becerilerinin gelişimi yanında eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerinin geliştirilmesini de amaçlamaktadır. Eleştirel, yapıcı ve yaratıcı düşünme becerisi kazanabilmek dil becerilerinin gelişimiyle yakından ilişkidir. Üst düzey zihinsel becerilerin kullanımını gerektiren bu düşünsel gelişim çizgisi, yapılandırmacı yaklaşımı esas alan Türkçe dersinin de kazanımları arasında yer almaktadır. Düşünceyi geliştirici tekniklerin kullanıldığı metin yapılarının çözümlenmesiyle kazanılabilecek bu beceriler, aynı zamanda bireyin tüm yaşamı boyunca gereksinim duyacağı temel becerilerdir. Düşünceyi geliştirme yöntemlerini öğrenen ve bu becerileri ömür boyu kullanabilecek bir alışkanlık haline getiren bireyler; 21. yy. da, tüm eğitim sistemlerinin yetiştirmeyi amaçladığı yeni bir insan tipine işaret etmektedir. Dolayısıyla kendi kararlarını alabilen, özgün ve yaratıcı düşünen ve geleceğine yön veren bireyler yetiştirmek için düşünme becerilerinin erken yaşlarda kazanımı sağlanmalıdır. Bunun yolu ise düşünme eğitiminden geçmektedir. Yapılandırmacı yaklaşım esas alınarak hazırlanan Türkçe öğretim programı (2005), da bireyin dil ve düşünme becerilerinin geliştirilmesinde Türkçe dersinin payına düşeni gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Dil ve düşünce arasındaki ilişkinin en somut kaynaklarından olan ders kitaplarındaki metinler de bu becerilerin gelişiminde en somut araçlardır. Dolayısıyla ders kitaplarına seçilen metinlerin Türk ve dünya edebiyatının en seçkin örnekleri olmasının yanında öğrencilerin, dil ve düşünme becerilerini geliştirecek nitelikte olmasına da dikkat edilmelidir. Söz konusu çalışmanın amacı, 2012-2013 eğitim-öğretim yılında okutulmakta olan ortaokul 8. Sınıf Türkçe ders kitaplarınd</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUZAFFER İZGÜ’NÜN TOPLUMCU-GERÇEKÇİ ÇOCUK EDEBİYATI YAPITLARINDAKİ TOPLUMSAL İLETİLERİN ÇOCUĞA GÖRELİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26841</guid>
      <author>Metin AKYÜZ</author>
      <description>Çocuk ve çocuğa yönelik tasarımlar, birçok ideoloji tarafından ilgiyle takip edilmektedir. Her ideoloji kendi geleceğini güvence altına almak için çocuğun dünyasına şekil verme çabası içine girmektedir. Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı da geleceğin dünyasının kurulmasında bu kadar önemli bir işleve sahip olan çocuk edebiyatına karşı kayıtsız kalmamıştır. Toplumsal sorunları dile getiren iletiler üzerine kurulan toplumcu gerçekçi sanat anlayışı, ideolojik düşünce birimlerini yazınsallık içine eklemleyen yapıtlar sunar. Çocuk edebiyatının önemli isimlerinden olan Muzaffer İzgü de toplumcu gerçekçilik doğrultusunda yapıtlar vermiştir. Toplumcu gerçekçilik doğrultusunda ürettiği dört çocuk romanı (Kara Pamuk, Çizmeli Osman, Karlı Yollarda, Arıcık) bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmada bu yapıtlar bütüncül (holistic) yöntemle incelenmiş ve yapıtlardaki toplumsal iletiler ortaya konmuştur. Bu iletileri çıkarımlama sürecinde tekrarlanan ve öne çıkan anlam örüntüleri ve temalar belirlenmiştir. Bunlar, mülkiyet, uzaklık, feda etme ve örgütlenmedir. İzgü, iletileri toplumsal sorunları içeren bu temalar çerçevesinde sunmuştur. Bu iletilerin anlamlandırılması ise dış gerçeklikle bağlantı kurmaya bağlıdır. Çünkü iletiler derin yapıda şekillenmektedir. Ancak çocuk edebiyatını yetişkinlerin edebiyatından ayıran en önemli özellik, kaynağını çocuk gerçekliğinden alan çocuğa görelik ilkeleridir. Bu ilkelere göre, çocuk yapıtlarında yer alan iletiler çocuğun bilişsel ve dilsel gelişimine uygun olarak sunulabilir. Böyle örtük anlam örüntüsü içinde ve derin yapıda sunulan iletilerin çocuk edebiyatı okuruna ulaşma olasılığı bulunmamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YARATICI DRAMA UYGULAMALARININ ÖĞRETMEN ADAYLARININ YARATICI DRAMAYA YÖNELİK TUTUMLARINA VE UTANGAÇLIK DÜZEYLERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26888</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26888</guid>
      <author>Ebru ALTUN, Ayşegül OĞUZ</author>
      <description>Bireylerin toplum içerisinde kendilerini rahatça ifade etmelerini, diğer bireylerle iletişim içinde olmalarını ve sosyalleşmelerini engelleyen en önemli faktörlerden biri de utangaçlıktır. Bu bağlamda, bireylerin birbirleriyle etkili bir biçimde iletişim ve etkileşim içinde bulunmalarına olanak veren ve bireylerin daha sosyal olmasını sağlayan yaratıcı drama etkinliklerinin öğretmen yetiştirme alanında kullanılması önemlidir. Bu araştırmanın amacı yaratıcı drama eğitimi alan öğretmen adaylarının yaratıcı dramaya yönelik tutumları ile utangaçlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda araştırmada tek gruplu öntest-sontest deneysel desen kullanılmıştır. Bir dönem boyunca yaratıcı drama eğitimi alan 20 öğretmen adayına, yaratıcı dramaya yönelik tutumlarını ölçmek üzere hazırlanmış 45 maddeden oluşan Yaratıcı Drama Tutum Ölçeği (Okvuran, 2000) ile utangaçlık düzeylerini ölçmek amacıyla hazırlanmış 20 maddeden oluşan Utangaçlık Ölçeği (Güngör, 2001) öntest-sontest olarak uygulanmıştır. Ölçekler 5’li likert tipinde olup elde edilen veriler SPSS 17 paket programıyla incelenmiştir. Ayrıca yaratıcı drama atölye çalışmalarından sonra öğretmen adaylarının yaratıcı dramaya ve ders kapsamında yapılan uygulamalara yönelik görüşleri alınmıştır. Yapılan bu araştırma göstermektedir ki, yaratıcı drama uygulamaları öğretmen adaylarının utangaçlıklarının azalmasında ve kendilerini daha iyi ifade etmelerine katkıda bulunmaktadır. Bu araştırmada yaratıcı drama eğitiminin öğretmen adaylarının sosyal ilişkilerinde daha rahat davranmalarını, kendilerini daha iyi ifade edebilmelerini, iletişim becerilerinin gelişmesini sağladığı sonucuna varılmıştır. Yapılan araştırma ve elde edilen sonuçlar dikkate alındığında yaratıcı dramanın derslerde yöntem olarak kullanılabileceği, özellikle de öğrencilerin uyum sorunu yaşadığı dönemlerde, yeni bir öğretim kurumuna başladıkları dönemde bu yöntemin etkili olabileceği söylenebilir. Bu sayede öğrenciler bulundukları ortama rahat uyum sağlayarak sosyalleşebilirler.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL MEDYA ORTAMINDA İÇERİK ÜRETİM SÜRECİ VE ETKİ EDEN FAKTÖRLER: SİVAS ÖRNEĞİNDE UYGULAMALI BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26899</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26899</guid>
      <author>Ümit ARKLAN, Mahmut AKGÜL</author>
      <description>Hızla gelişen teknolojiyle birlikte iletişim ortamları da her geçen gün değişip gelişmekte ve kullanıcılarına birbirinden farklı formasyonlarda alternatif sunmaktadır. Günümüz yeni iletişim teknolojilerinin insanlığa sunmuş olduğu olanaklardan biri de sosyal medya ortamıdır. Bu ortam, mekansal birliktelik şartının ortadan kalktığı dijital dünyada ilişki ve etkileşim içerisine girmeyi temin eden ve gerek ilişki düzeyi gerekse içerik düzeyi açısından sosyalleşmeyi çok ayrı bir boyuta taşıyan bir ortamdır. Bu yapıda, farklı faktörlerin etkisinde kalarak ve farklı kaynaklardan yararlanarak paylaşımlar gerçekleştiren bireyler, birbirleri için hem bir içerik üreticisi hem de tüketicisidirler. Ortamın söz konusu yapısı, onun kendine has özelliklere ve işleyiş tarzına sahip olmasını beraberinde getirerek, yapılacak olan bir sorgulamanın çok farklı yönler ihtiva etmesini de zorunlu kılmaktadır. Buradan hareketle kaleme alınan ve sosyal medya ortamında içerik üretim sürecini ve bu sürece etki eden faktörleri farklı boyutlarıyla ortaya koyma amacı taşıyan çalışma, Sivas örneğinde gerçekleştirilen bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Elde edilen veriler doğrultusunda, sosyal medyanın bir kitle iletişim aracı olarak algılandığı, oluşturulan içeriğin sosyal kimliğin bir yansıması olarak düşünüldüğü, siyasi/ideolojik içerikli temalar, mesleki paylaşımlar, güncel yaşam pratikleri ve sosyo-kültürel ve sanatsal temalar paylaşım temaları olarak ortaya çıkarken, içerik üretim sürecine kişisel tatmin, çevresel etkileşim ve toplumsal farkındalık olmak üzere temelde üç faktörün etki ettiği ortaya çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN YAZMA KAYGILARININ BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ: DİYARBAKIR ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26803</guid>
      <author>Bayram AŞILIOĞLU, Erdost ÖZKAN</author>
      <description>Bu çalışmada, Diyarbakır il merkezinde bulunan ortaokul öğrencilerinin yazma sürecindeki kaygı düzeyleri, cinsiyet ve sınıf değişkenleri açısından incelenmiştir. Araştırma, tarama tekniğine dayanmaktadır. Çalışmanın verileri, Diyarbakır il merkezindeki ortaokullarda öğrenim gören ve rastgele örnekleme yoluyla seçilen dört yüz dört öğrenciden elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında Yaman (2010) tarafından geliştirilen ve on dokuz maddeden oluşan Yazma Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Uygulanan ölçekten elde edilen bulgulara göre Diyarbakır ilindeki ortaokul öğrencilerinin yazma kaygılarının, düşüğe yakın orta seviyede ve erkek öğrencilere oranla kızlarda daha düşük düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen her iki sonuç da bu konuda yapılan diğer araştırmaların bulguları ile benzerlik göstermektedir. Ayrıca ortaokul son sınıf öğrencileri ile yedinci sınıf öğrencilerinin yazma kaygıları düşüğe yakın orta düzeyde olmakla birlikte aralarında anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Buna göre son sınıf öğrencilerinin yazma kaygıları yedinci sınıf öğrencilerinden nispeten daha yüksektir. Diğer araştırmalarla farklı olan bu sonucun, sekizinci sınıf öğrencilerinin girecekleri Seviye Belirleme Sınavına hazırlanmak amacıyla yoğun bir şekilde test sorusu çözmeye ağırlık vermelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Araştırmamızın bulgularına göre, kaygının her zaman kötü olmadığı, belli bir düzeyde yazma kaygısının öğrencileri yazmaya güdüleyebileceği sonucuna varılmıştır. Öğretmenlerin yazma etkinliklerini kız ve erkek öğrencilerin ilgi duydukları konuları göre düzenlenmesinin ve yazma eğitiminin diğer dil becerileri ile birlikte ele alınmasının yararlı olacağı, Öğrencilerin yazma kaygıları ile ilgili olarak Türkiye genelinde araştırmalar yapılması konusunda önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TARİH ÖĞRETİMİ HAKKINDA YAYIMLANMIŞ MAKALELER: BİR BİBLİYOGRAFYA DENEMESİ (İLÂVE)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26918</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26918</guid>
      <author>Adem AYDEMİR</author>
      <description>Eğitim ve öğretimde başarı, öğrenciyi belirlenen hedeflere ulaştırmak için takip edilen yöntem ve tekniklerle doğru orantılıdır. Eğitim alanında öğrencilere bilgi edindirme süreci ile ilgili çalışmalar her zaman değişme ve gelişme göstermektedir. İnsanların okuduğunu anlaması ve yorumlayabilmesi eğitim sürecinde her zaman istenilen ve tercih edilen bir süreçtir. Araştırma yöntemlerinde; yapılacak bir araştırma için konu seçiminden sonra en önemli adımlardan biri, literatür tarama olarak açıklanır. Araştırma yapanlar için, çalıştıkları konu üzerinde daha önce yapılmış olan araştırmaları tespit etmek ve kendi araştırmaları ile paralellik kurarak tartışmak kaçınılmaz bir zorunluluktur. Günümüzde önemi daha da artan bu tür çalışmaların bilimsel araştırmalarda zaman ve emek kaybını önlediği ve istatistiksel çalışmaları kolaylaştırdığı görülmektedir. Tarih bilinci, günümüz eğitim sistemlerinde tarih öğretimi yoluyla öğrencilere kazandırılmak istenen en önemli amaçlardan birisidir. Ancak, eğitim alanında öğrencilere bilgi edindirme süreci ile ilgili çalışmalar her zaman değişme ve gelişme göstermektedir. Tarih Öğretimi üzerinde çalışmak isteyen araştırmacıların başlıca ihtiyaçlarından birisi, çalışma konusunda oluşturulan bibliyografyadır. Bu bibliyografya denemesinde araştırmacılara katkı sağlamak düşüncesiyle Tarih öğretimi hakkında yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışma, “Türkiye’de Tarih Öğretimi Hakkında Yayımlanmış Makaleler: Bir Bibliyografya Denemesi” (Turkish Studies- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Cilt 7/4, s. 843-863, Yaz 2012) adıyla birincisi yayımlanan çalışmaya ilâve niteliğindedir. Bu çalışmada, gözden kaçan çalışmaların yanında 2012 ve 2013 yıllarında yapılan çalışmalar da verilmiştir. Çalışmamız tarama modelinde olup doküman incelemesine dayalı olarak yapılmıştır. Bibliyografyada yer verilen makaleler yazarlarının soyadına göre alfabetik olarak sıralanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAUSALE KONJUNKTIONEN IM DEUTSCHEN UND IHRE ENTSPRECHUNGEN IM TURKISCHEN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26814</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26814</guid>
      <author>Mehmet AYGÜN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Almanca ve Türkçedeki „sebep, neden“ belirten bağlaçların kullanımlarını karşılaştırmalı bir şekilde ortaya koymaktır. Bunun için Almancadaki „sebep, neden“ ifade eden bağlaçlar incelenerek, bunların Almancada nasıl kullanıldıkları ve Türkçeye nasıl aktarıldıkları sunulmaya çalışıldı. Konu ile ilgili bağlaçlar ele alınarak örnek cümlelerle anlatıldı. Sonuçta Almancada anlamlı ve bağımsız birer sözcük olarak kullanılan bu dil öğelerinin Türkçedeki karşılıklarının, fiil kök ya da gövdelerine getirilen eklerle oluşturulan „sıfat fiil“ veya „zarf fillerle“ oluşturulduğu tespit edildi ve yapısal bir benzerlikle karşılaşılmadı. Çalışma esnasında Almancanın pek çok sebep bağlacına sahip olduğu, Türkçede ise bu anlamda sadece bir bağlacın kullanıldığı, onun da „çünkü“ bağlacı olduğu görüldü. Bu durum, Almancanın kelime varlığı bakımından, buna karşılık Türkçenin de ek ve edatlardan oluşan gramer yapıları bakımından daha zengin olduklarının göstergesi olarak kabul edilebilir. Almancada tarz ve zaman ifade eden bağlaçlar gibi, sebep, neden bağlaçları da yüklemleri en sonda bulunan yan cümleler başlatırlar. Bu durum, Almanca Dilbilgisinin bir kuralıdır ve normal cümle kuruluşuna aykırıdır. Oysaki normal cümle kuruluşunda yüklem ikinci yerde, genellikle de özneden sonra gelir. Türkçede ise cümle kuruluşu ve söz dizimi tamamen farklıdır ve yüklem her zaman cümlenin en sonundadır. Aynı durum Türkçede bağlaçlarla kullanılan cümleler için de geçerlidir. Dolayısıyla her iki dil arasında yapısal, yani söz dizimsel bir benzerlik görülmezken, söz dizimsel farklılık kendini hemen belli etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİ YENİLİKÇİLİĞİ VE GENİŞLETİLMİŞ TEKNOLOJİ KABUL MODELİNİN BANKACILIK SEKTÖRÜNDE UYGULANAN E-CRM HİZMETLERİNİN BENİMSENMESİ ÜZERİNDE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26773</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26773</guid>
      <author>Enes Emre BAŞAR, Şükrü YAPRAKLI</author>
      <description>Bankacılık, E-CRM stratejilerinin en yoğun şekilde kullanıldığı sektörlerden biridir. E-CRM bankalara; müşteri odaklı ilişkiler kurmak ve doğru zamanda doğru hizmetler sunmak için fırsatlar sunmaktadır. Ancak E-CRM gibi teknoloji kullanımını gerektiren sitemlerin, kullanıcılar tarafından benimsenmesi gerekmektedir. E-CRM hizmetlerinin benimsenmesinde etkili olan unsurların belirlenmesi, firmaların bu hizmetleri geliştirmesi ve daha geniş kitlelere ulaşabilmeleri açısından önemlidir. Teknolojik bir sistemin benimsenmesinde kişilik özellikleri gibi bireysel faktörler etkili olmaktadır. Bununla birlikte, bireylerin tutum ve inançları temel alınarak teknoloji kullanım performansları ve kabul düzeylerinin açıklanmaya çalışıldığı genişletilmiş teknoloji kabul modeli bileşenlerinin de (algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı, bilgi ihtiyacı, internet kullanmaya yönelik tutum ve algılanan performans) teknolojik gelişmelerin sonucunda ortaya çıkan E-CRM hizmetlerinin benimsenmesinde etkili olduğu varsayılmaktadır. Bu çalışmada, bir kişilik özelliği olan tüketici yenilikçiliği ile bireylerin teknoloji kullanma davranışlarını açıklamaya yönelik sosyo-psikolojik temelli bir teori olan genişletilmiş teknoloji kabul modelinin, bankacılık sektöründe uygulanan E-CRM hizmetlerinin benimsenmesi üzerine etkileri incelenmektedir. Söz konusu etkileri incelemek için 432 kişiye anket çalışması uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında bankacılık sektöründe kullanılan E-CRM hizmetlerinin benimsenmesinde; tüketicilerin yenilikçi davranışlarının, elektronik bankacılık hizmetlerinden algıladıkları faydanın, verilen hizmetleri kolaylıkla kullanabilmelerinin, bilgi ihtiyaçlarının karşılanmasının, internet kullanımına yönelik pozitif tutumlarının ve iş performanslarının arttığını düşünmelerinin önemli etkileri olduğu görülmektedir. Bu nedenle E-CRM uygulamaları yapan firmaların bu etkileri dikkate almaları faydalı olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN PEDAGOJİK ALAN BİLGİLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26783</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26783</guid>
      <author/>
      <description>Bir öğretmenin mesleki başarısı kendisini geliştirmesine bağlıdır. Öğretmenin mesleki başarısı sınıfta öğrenme öğretme sürecinde kullandığı yöntem teknik ve etkinlikleri etkili biçimde kullanabilmesiyle mümkün olacaktır. Çağdaş öğretim yöntemleriyle ve etkinliklerle ders ilgi çekici hale gelecektir. İlgisi çekilen öğrenci derse aktif olarak katılacaktır. Öğretmenin kullandığı ölçme ve değerlendirme teknikleri öğretmene yol gösterici olacaktır. Öğrencileri ve uygulamalarıyla ilgili geri bildirimde bulunacaktır. Bütün bunları uygulayabilme becerisi pedogojik alan bilgisiyle (PAB) ilişkilidir. Pedogojik alan bilgisi bakımından kendini geliştiren öğretmenin öğretimsel lider olarak hedefine ulaşacağını söyleyebiliriz. Bu araştırma, sınıf öğretmenlerinin pedagojik alan bilgilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2012–2013 öğretim yılında on sınıf öğretmenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu ve sınıf içi gözlemler kullanılmıştır. Araştırma kapsamında 12 sınıf öğretmeninin Türkçe öğretimi dersi ikişer saat gözlemlenmiştir. Gözlemler farklı günlerde ve saatlerde yapılmıştır. Yapılan gözlemlerde sınıf öğretmenleri Türkçe öğretimi derslerinde öğrenci ders, öğrenci, çalışma ve öğretmen kılavuz kitaplarına bağımlı olarak ders işlemektedirler. Bu kitapların dışında bir etkinlik hazırlayıp uygulamadıkları görülmüştür. Çalışma kapsamında, sınıf öğretmenlerinin öğretim programı bilgileri, konu alan bilgileri, öğretim bilgileri ve ölçme-değerlendirme bilgileri pedagojik alan bileşenleri doğrultusunda çözümlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, sınıf öğretmenlerinin öğretim programı bilgileri ve konu alan bilgilerinin eksik olduğu, ayrıca öğretim bilgileri konusunda geleneksel yaklaşımların etkisinin hâlâ devam ettiği tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİSAYAR PROGRAMLAMAYA KARŞI TUTUM ÖLÇEĞİ GELİŞTİRME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26901</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26901</guid>
      <author>Mustafa BAŞER</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı öğrencilerin bilgisayar programlamaya karşı tutumlarını ölçen güvenli ve geçerli bir Türkçe araç geliştirmektir. Ölçüm aracındaki tutum maddeleri oluşturulurken daha önce birçok alana uyarlanmış Fennema-Sherman (1976) ölçeğine dayanarak Wiebe ve diğerleri (2003) tarafından geliştirilen Bilgisayar Bilimleri Tutum Ölçeği temel alınmış ve konunun gerektirdiği değişiklikler yapılmıştır. Adı geçen ölçekten 47 madde derlenmiş olup, ölçeğin ön çalışması 11 öğrenci ile yapılmış ve daha sonra Python programlama dili dersini almış toplam 220 öğrenciye uygulanmıştır. Geçerlilik ve güvenirlilik çalışmasından sonra 9 madde ölçekten çıkartılmıştır. Ölçek maddelerinin “Programlamada kendine güven ve güdülenme”, “Programlamanın faydası”, “Programlamada başarıya karşı tutum” ve “Programlamada başarının sosyal algısı” olarak isimlendirilen dört alt boyutta toplandığı bulunmuştur. Bu dört alt boyutun sonuç üzerindeki toplam değişimin %60.3'ünü açıkladığı görülmüştür. Ölçeğin tamamının güvenirliği 0.953 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan öğrencilerin programlamaya karşı olumlu tutuma sahip olduklarını söylemenin zor olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç programlama derslerindeki başarı oranın düşük olmasının bir nedeni olarak gösterilebilir. Programlamaya karşı erkek öğrencilerin tutumunun kız öğrencilerden anlamlı olarak daha olumlu olduğu bulunmuştur. Öte yandan Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerinin programlamaya karşı tutumlarının Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği öğrencilerinden anlamlı olarak daha olumlu olduğu saptanmıştır. Bu fark “Programlamada kendine güven ve güdülenme” ile “Programlamanın faydası” alt boyutlarında, Bilgisayar Mühendisliği öğrencilerinin lehine anlamlı bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIKLI YAŞAM VE SPOR MERKEZİ MÜŞTERİLERİNİN (BAYANLARIN) MEMNUNİYET DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ (ELAZIĞ İLİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26925</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26925</guid>
      <author>Esra BAYRAK AYAŞ</author>
      <description>Müşteri, kendisine sunulan ürün veya hizmeti kullanan kişidir. Müşteri memnuniyeti ise sunulan ürün veya hizmetin tekrardan tercih edilme oranı ile belirlenmektedir. Eğer bir ürünün veya hizmetin sürekli müşteri tarafından kullanılması, o müşterinin kendisine sunulan üründen ve hizmetten yüksek derecede memnun olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada da sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterilerinin (bayanların) bu tesislerden memnuniyet düzeylerini incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini Elazığ ili oluştururken örneklemini ise sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterileri (bayanları) oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterilerinin (bayanlarının) memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla iki bölümden oluşan anket çalışması uygulanmıştır. Anketin birinci bölümünde araştırmaya katılan sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterilerinin (bayanların) demografik bilgilerine yönelik dört soru yer almaktadır. Anketin ikinci bölümünde ise Deniz Kutlu tarafından geliştirilen “Sağlıklı Yaşam ve Spor Kulüplerine Yönelik Müşteri Tatmin Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmaya 115 kişi katılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 15 istatistik programı kullanılmış, anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Sonuç olarak; araştırmaya katılan sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterilerinin (bayanların) demografik bilgilerine bakıldığında araştırmaya katılan müşterilerin çoğunluğunun 18-24 yaş aralığında ve medeni durumlarının bekâr olduğu görülmüştür. Ayrıca araştırmaya katılan müşterilerin çoğunluğunun, eğitim düzeyinin üniversite mezunu ve mesleklerinin ev hanımı olduğu görülmüştür. Ölçekten alınan sonuçlara baktığımızda ise sağlıklı yaşam ve spor merkezi müşterilerinin (bayanların) memnuniyet düzeylerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÇAĞDA KÜRTLER VE TÜRKLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26801</guid>
      <author>Bekir BİÇER</author>
      <description>Kürtlerin tarihini açıklamada kullanılacak anahtar kavram aşiretçiliktir. Aşiretler akrabalık bağları üzerine kurulmuş olup sosyal, politik, idari, ekonomik ve kültürel organizasyonlardır. Kürt aşiretler hiçbir zaman birlik olamamış ve sürekli iç savaş halinde olmuşlardır. Aşiretlerin kalbi dağlık Kürdistan’dır. Abbasiler devrinde Kürtler emirlikler ve hanedanlar kurmuştur. 11. yüzyılda Kürt emirlikler Büyük Selçuklu Devleti’nin hâkimiyeti altına girmiştir. Kürtler, Eyyûbiler devrinde bile bir devletin egemenliği altında olmamıştır. Kürt aşiretler çıkarlarını korumak adına Selâhaddin Eyyûbi’ye bile karşı çıkmıştır. Daha doğrusu kabile aristokrasisine bağlı olarak yaşayan Kürtler her türlü kurulu düzene ve otoriteye karşı çıkmıştır. Kürdistan, 13. yüzyılda Moğolların ve 14. yüzyılda Timurluların saldırısına maruz kalmıştır. 15. yüzyılda Kürt coğrafyası Akkoyunlular ve Karakoyunluların hâkimiyetine girmiştir. Kürdistan onu egemenliğine almak isteyen birçok devlet ve imparatorluğun yükseliş ve çöküşüne tanıklık yapmıştır. Buna karşılık iddia edildiği gibi Kürtlerin istilacılara karşı milli veya kitlesel bir direnişleri de olmamıştır. Zaten Şeref Han’a göre; “Kürtler arasında emrine uyulacak ve yargısı uygulanacak bir kimse bulunmadığı için, çoğu zaman kan döker, güvenlik ve düzen kurallarını çiğnerler.” Kürtler, “Ülke sultansız kaldı mı bir kez / Her köyün reisi vali kesilir.” sözünü haklı çıkarırcasına küçük küçük hanedanlar kurmuş ve birleşerek büyük bir devlet kuramamıştır. Kürdistan olarak bilinen coğrafyanın kaderi diğer Müslüman toplumların kaderiyle paralel bir seyir takip etmiştir. Kürdistan tarihin hiçbir devrinde coğrafi bir bütünlük arz etmemiştir. Kürtler, tarihin hiçbir devrinde Kürdistan’ın tamamında egemen olamamıştır. Kürdistan’daki siyasi hâkimiyet, dünyanın yönetimine paralel olarak sürekli el değiştirmiş ve Kürtler hâkim devletlere bağlı bir şekilde otonom olarak yaşamışlardır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERNEST RENAN’IN HRISTIYANLIĞIN KÖKENLERI 3: AZIZ PAUL/PAVLUS ISIMLI KITABINDA LYSTRA/HATUNSARAY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26858</guid>
      <author>Fuat BOYACIOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmada, Hristiyanlık tarihi ve Dinler tarihi üzerindeki çalışmaları ile tanınan Fransız felsefecisi ve düşünce adamı Ernest Renan, Hristiyanlığın Kökenleri 3 Aziz Paul isimli kitabında bugün Konya sınırları içinde bulunan günümüzdeki adı Hatunsaray’ı, antik adı ise Lystra’yı ele aldık. Renan, Hz İsa’nın havarileri Aziz Paul ve Aziz Barnaba’nın Anadolu’ya yaptıkları dört seyahattte Hristiyanlık inancını yaymaya çalıştıklarından bahsetmektedir. Ayrıca, hıristiyanlığın en önemli ve kutsal sayılan yerleşim yerlerinden, kilise ve anıtlarından birçoğuna ev sahipliği yaptığı, Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önemli olaylara sahne olduğu bugünkü Türkiye Topraklarında yer alan antik yerleşim merkezlerinden söz etmektedir. Havariler, Aziz Paul ve Aziz Barnaba inançlarını yayma amaçlı yolculuklarının büyük bir kısmı bu yerlere yapmışlardır. Yahudilerin kışkırmalarıyla paganlar tarafında Iconium/Konya’dan kovulduktan sonra Lystra/Hatunsaray bu elçilerin ziyaret ettikleri yerlerden biri olmuştur ve İncilde Elçilerin İşleri bölümünde ismi geçmektedir.Renan ise eserinde Lystra’dan yirmi kez söz etmiştir. Lystra’nın erken Hristiyanlık döneminde büyük bir öneme sahip olduğu görülmektedir. Anadolu, kendilerine çok baskının yapıldığı Kudüs ve Roma’dan kaçarak biraz meşakkatli de olsa dinlerini yayıp yaşadıkları ana kucağı bir yer olmuştur. Renan’a göre Aziz Paul’un yaptığı bu yolculuklar sayesinde Kudüs’te yapılan baskılarla yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan Hıristiyanlığın ilk kilise toplulukları halinde ortaya çıktığı ve tüm dünyaya yayıldığı yer, bugünkü Türkiye topraklarıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE YAPILAN TÜRKÇE YAZIM KILAVUZU ÇALIŞMALARI VE TÜRKÇE YAZIM KILAVUZLARI ÜZERİNE BİR KAYNAKÇA DENEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26800</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26800</guid>
      <author>Mesut BULUT</author>
      <description>Bir dilin, belli kurallar çerçevesinde yazıya geçirilmesi olarak tanımlanan yazım, güzel ve açık konuşmanın, düzgün söz söylemenin önemli öğesidir. Dili oluşturan seslerin karşılığı olan alfabe yazımı oluşturur. Yazım, toplumun uyduğu, uyguladığı ortak yazım biçiminin adıdır. Bunu sağlayacak olan da alfabedir. Türk alfabesi her ses için bir harf ve her harf yalnız bir ses ilkesine göre oluşturulmuştur. Seslerin söylendiği gibi yazılması, yazıldığı gibi okunması gibi birtakım özellikler, sözcüklerin söylenip yazılmasında, yeniden okunmasında kolaylık sağlamaktadır. Bütün sesler yazıda gösterilir ve söylenir. Bu özellikleri dolayısıyla Türkçe sesçil bir dildir. Konuşulduğu gibi yazılan ender dillerden birisi olan Türkçemiz telaffuz konularında doğal olarak birçok dilde olduğu gibi sorunlar da ortaya çıkabilmektedir. Harf İnkılâbı’ndan günümüze kadar sürekli olarak yazım kılavuzlarında tartışmalar yaşanması ve beraberinde yazım kurallarında değişiklikler yaşanması tesadüf değildir. Yazımda kavram kargaşası önlenememiştir. Türkçe yazım kurallarında her sesin kendi harfi ile yazılması esas alındığından bölgelerarası farklılıkların giderilerek dilde birlik sağlanması hedeflenmiştir. Fakat bu hedeflere ulaşma düzeyi konusunda sorunlar yaşanmaktadır. Bu sorunların temelinde sürekli değişikliklere maruz kalan sözcükler, yazım kuralları toplum bireyleri tarafından takip edilememekte, yazımda birliğe engel olmakta, en önemlisi yazımda kavram kargaşası ortaya çıkarmaktadır. Yazımda kavram kargaşasının ortadan kaldırılması ortak dil ve yazım bilinci ile mümkündür. Bu çalışmada Türkçe yazım kılavuzlarında mevcut olan tutarsızlıklar ve beraberinde gerektirdiği yazımda birliğin sağlanamayışı sorununa çözüm kapsamında yazım sorunlarını ortaya koymak ve dilimizde önemli bir sorun teşkil eden yazım kurallarındaki tutarsızlıklar, yazımda birliğin sağlanması, Türk dilinin geliştirilmesi ve korunması konusunda anayasal kurum olan Türk Dil Kurumu ve Türkçeye ilgi duyan herkesin dikkatini bu konuya çekmek, Türkçenin herkes tarafından rahatça konuşulabilmesi ve kuralların herkes tarafından benimsenmesi konusunda yazım kılavuzlarının önemini ortaya koymak, Türkçe dersinin temel başvuru kaynaklarından olan yazım kılavuzlarının önemi ve yazım kılavuzları ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında Cumhuriyet Döneminden günümüze yazım faaliyetleri çerçevesinde ortaya çıkan yazım kurallarının ve onun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan Türkçe yazım kılavuzu çalışmalarının tarihi seyri e</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SALİHLİ’DE (MANİSA) İÇ GÖÇLERİN BÜYÜKLÜĞÜ VE YÖNÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26880</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26880</guid>
      <author>Mehmet Akif CEYLAN</author>
      <description>Makalede, Salihli’de yakın dönemde gerçekleşen iç göçlerin büyüklüğü ve yönünün coğrafi metotlarla incelenmesi amaçlanmıştır. Konuların işlenişinde TÜİK’ten temin edilen 2011 yılına ait nüfus kaydı ile ikamet edilen yerle ilgili güncel ve resmi verilerden yararlanılmıştır. Bu verilere göre ülkemiz sınırları içinde Salihli ilçesine kayıtlı toplam 159.945 nüfus vardır. Söz konusu nüfusun 106.104’ü Salihli ilçesinde, 10.737’si Manisa’nın diğer ilçelerinde ve 44.548’i de ülkemizin 80 ilinde ikamet etmektedir. Başka bir deyişle Salihli’de kayıtlı toplam nüfusun % 66.3’ü kendi ilçesinde, % 6.7’si kendi ilinin diğer ilçelerinde ve % 27.9’u da ülkemizin başka bir ilinde yaşamını sürdürmektedir. Salihli’ye kayıtlı nüfus, Manisa’nın dışında başta İzmir (23.952) olmak üzere İstanbul (5.100), Ankara (1.944), Antalya (1.347), Muğla (1.231) vd illerde ikamet etmektedir. İller arasından İzmir yaklaşık % 53.7’lik oranıyla ilk sırada gelmektedir. İzmir’in aynı bölgede, yakın konumda bulunması ve ülkenin 3. büyük şehri olması, Salihlililerin tercihinde önemli rol oynadığı söylenebilir. Bölgesel dağılımda ise Ege (% 66.3), Marmara (% 16.8), İç Anadolu (% 6.8), Akdeniz (% 4.8), Doğu Anadolu (% 2.3), Karadeniz (% 1.8) ve Güneydoğu Anadolu (% 1.2) şeklinde bir sıralanma görülür. Bu durumda Salihlili nüfusun 2/3’ü ikamet konusunda Ege Bölgesi’ni tercih etmiştir. Buna karşılık Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz en az tercih edilen coğrafi bölgelerdir. Diğer taraftan Salihli, aynı zamanda göç alan bir ilçedir. Nitekim Salihli’de 80 ilimize kayıtlı 29.840 nüfus yaşamaktadır. Başka bir deyişle ilçede ikamet eden nüfusun % 19.2’si göçle gelmiştir. Dolayısıyla günümüzde Salihli nüfusunun yaklaşık 1/5 il dışı kökenlidir. İlçenin göç aldığı illerin başında sırasıyla Diyarbakır (3.083), Uşak (2.260), İzmir (1.628), Muş (1.539) ve Batman (1.500) yer almaktadır. Salihli’ye göç veren illerin bölgesel dağılımı dikkate alındığında; Doğu Anadolu (% 28,3), Ege (% 26.5), Güneydoğu Anadolu (% 23.9), İç Anadolu (% 9.9), Karadeniz (% 4.9), Akdeniz (% 4.3) ve Marmara bölgesi (% 2.2) şeklinde bir sıralanma oluşmaktadır. Buna göre Salihli’nin göç verdiği ve aldığı iller genellikle ülkemizin farklı bölgelerine tekabül etmektedir. Bu veriler ve açıklamalar ışığında Salihli’de göç olaylarının sanıldığından daha büyük boyutlu ve önemli bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Genel algılamanın aksine Salihli, aldığından daha fazla göç veren bir ilçe durumundadır. İlçenin son dönem nüfus verileri de bunu büyük ölçüd</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTİK YUNAN TRAJEDİSİ VE KÜLTÜR EKOLOJİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26935</guid>
      <author>Funda CİVELEKOGLU</author>
      <description>Antik Yunan Tragedyası mimesis kavramından yola çıkarak insan dürtülerinin en açık ve doğrudan manifestosu olarak edebiyatın adeta omurgasını oluşturur. Aristoteles’in Poetika adlı eserinde değindiği gibi katharsis, acıma, korku gibi duyguları hem okuyucu hem de izleyici üzerinde oluşturması itibarıyla arınma, tragedyanın en temel mekanizmalarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu makale, Antik Yunan Tragedyası’nı, bir anlamda edebiyatın en klasik eserlerini, üç büyük yazar Aiskhylus, Sofokles, Euripides’in birer eserinden yola çıkarak Alman ekoeleştirmen Hubert Zapf’ın 2000 yılında oluşturduğu “Kültürel Ekoloji Olarak Edebiyat” kuramına göre yorumlamayı hedeflemektedir. Zapf, “Kültürel Ekoloji Olarak Edebiyat” kuramını anlatırken üçlü bir işlev modeli oluşturur. Buna göre, bir edebiyat eseri kültür eleştirisinde bulunan bir üstsöylem, kurmaca bir karşıt söylem ve uzlaştırıcı bir söylemlerarasılığı içerir. Kültür eleştirisinde bulunan üstsöylem baskın ‘uygarlığın’ temsil ettiği gücün açıklarının ve çelişkilerinin betimlenmesine tekabül eder; bu bağlamda, kültürün tek yönlülüğü özellikle önem taşır. Kurmaca karşıt söylem dışlananın ta kendisini ya da diğer bir deyişle kültürün “ötekisini” dile getirir. Uzlaştırıcı söylemlerarasılık sayesinde ise dışlanan ile kültürel gerçeklik sistemi arasında ilişki kurulur. Edebiyatın kültürel-ekolojik işlevi kültür tarihinin ‘vicdanı’ olmasında yatar; bu anlamda, edebiyata daha bütüncül bir anlayış getirerek ‘doğa’ ve ‘kültür’ olgularının aslında birbirine karşıt birer söylem değil birbirlerini tamamlayan olgular olduğu iddia edilir. Böylece, son dönem kültür eleştirmenleri tarafından sergilenen ‘her şey aslında bir konstrüksiyondur’ dan ibaret bir edebiyat anlayışına ciddi bir sekte vurulmuş olur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİYARBAKIR’DA SAĞLIK ALANINDAKİ GELİŞMELER [1923-1946]</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26884</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26884</guid>
      <author>Ercan ÇAĞLAYAN</author>
      <description>Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal savaşlarının enkazı üzerine kurulan Cumhuriyet, siyasi, sosyal ve iktisadi alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da büyük zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Genç Cumhuriyet’in, söz konusu alanlardaki zorlukları aşma yolundaki modernleşme çabaları, doğal olarak, sağlık alanında da kendisini göstermiştir. Şüphesiz, sağlık alanındaki ilk önemli gelişme 1920 yılında Sağlık Bakanlığı adıyla bir bakanlığın kurulmuş olmasıdır. Bakanlığın kurulmasıyla birlikte sağlık hizmetleri daha iyi bir biçimde yürütülmüş ve bilhassa Refik Saydam döneminde sağlık politikalarının temelleri atılmıştır. Tek partili dönemde Cumhuriyet’in sağlık politikası, ülkenin her tarafında hastane, dispanser, tanı ve tedavi merkezleri açarak sağlık örgütünü genişletmek, başta doktor olmak üzere diğer sağlık personeli sayısını arttırmak, salgın hastalıklarla mücadele etmek, sağlık ve sosyal yardım yasaları yapmak ve sağlık hizmetlerini köylere kadar götürmek şeklinde gerçekleşmiştir. Erken Cumhuriyet Türkiye’sinin sağlık politikalarının bir neticesi olarak Diyarbakır’da çok sayıda sağlık kuruluşu açılmış ve bu kurumlarda hekim ve veterinerlerin yanı sıra çok sayıda sağlık memuru görev yapmıştır. Yanı sıra, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tüm ülkede olduğu gibi, Diyarbakır’da da başta sıtma, tifo ve şark çıbanı olmak üzere çiçek, difteri ve lekeli hüma gibi bulaşıcı hastalıklar yaygın olarak görülmekteydi. Diyarbakır’daki bulaşıcı hastalıklarla mücadelede sağlık kuruluşları ve Halkevi önemli çalışmalar yapmaktaydı. Bu çalışmada, Tek partili dönem olarak adlandırılan 1923-1946 yılları arasındaki dönemde Diyarbakır’ın sağlık durumu ele alınacaktır. Çalışmayla, bir nebze de olsa, erken Cumhuriyet’in sağlık politikası ve Diyarbakır’daki izdüşümü ortaya konmaya gayret edilecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÖZYETERLİK DÜZEYLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26837</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26837</guid>
      <author>Abdulkadir ÇEKİN</author>
      <description>Eğitim her millet için her zaman çok önemli olmuştur. Eğitimin temel amacı, yaratıcı ve keşfedici erkek ve kadınlar yetiştirmektir. Eğitimin ikinci amacı ise, eleştirel olabilen ve kendisine sunulan her şeyi hemen kabul etmeyen zihinler oluşturmaktır. Bu amaçlar dolayısıyla, öğretmenlik mesleği çok önemlidir. Diğer taraftan, öğretmen adaylarının, öğrenme sürecinde meslekleri ile ilgili özgüven kazanmaları amacıyla değişik öğretim faaliyetlerine katılmaları gerekmektedir. Bu aktiviteler, öğretmen adaylarının özgüvenlerinin gelişmesini ve özyeterliklerinin artmasını sağlayacaktır. Böylece, özgüven sahibi öğretmenler, öğrencilerin ilgilerinin çekilmesi ve sınıfın sıkıcı bir havadan kurtarılması gibi eğitimde istenilen hedeflerin elde edilmesinde daha başarılı olacaklardır. Bu araştırmanın amacı, Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümünde öğrenim gören din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmen adaylarının özyeterlik düzeylerini belirlemek ve bu düzeyin cinsiyet ve lise mezuniyetine göre değişip değişmediğini belirlemektir. Çalışma, genel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmada, “Özyeterlik Ölçeği” ve araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Verilerin analizinde “tek yönlü varyans analizi”, “bağımsız örneklemler t-testi” ve SPSS 16.0 Paket Programı’ndan yararlanılmıştır. Özyeterlik ölçeği 18 maddeden oluşan beşli likert tipi bir ölçektir. Ölçeğin güvenirlik değeri .81’dir. Araştırma sonunda, öğretmen adaylarının çoğunlukla yüksek bir özyeterliğe sahip olduğu, mesleki açıdan kendilerine güvendikleri ve din kültürü ve ahlak bilgisi öğretiminde yeterlik sahibi olduklarını düşündükleri tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. MEŞRÛTİYET DÖNEMİNDE DİNİN İKTİDARI MEŞRÛLAŞTIRMA ARACI OLARAK KULLANILMASI: SIRÂT-I MÜSTAKÎM ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26838</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26838</guid>
      <author>İbrahim ÇETİN</author>
      <description>XIX. yüzyılın sonları, modern dünya karşısında gerileyen ve güç kaybeden Osmanlı Devleti’ni içinde bulunduğu bu durumdan kurtarmak için çareler arandığı bir dönemdir. Bu dönemde bir grup Osmanlı aydını, gerilemenin ve çöküntünün dinden kaynaklanmadığını, dinin ilerlemeye engel olmadığını ve İslamiyet’in modern dünyanın meydan okumalarına cevap verebilecek bir inanç sistemi olduğunu savunmuşlardır. İslamiyet’in, Yeni Osmanlılar denen bu aydınlar tarafından bir ideolojiye dönüştürülmesine İslamcılık adı verilmiştir. 24 Temmuz 1908’de Meşrûtiyet’in ilanı, bir çok kesim için olduğu gibi İslamcılar için de yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu dönemde İslamcılar, tekrar yürürlüğe konan anayasanın, açılan meclisin dinin özüne uygun olduğunu savunarak, II. Meşrutiyet’i ve yeni iktidarı desteklemişlerdir. Daha önce Yeni Osmanlılar’ın ve II. Abdülhamit döneminde Jön Türkler’in siyasi hayatta bir muhalefet aracı olarak kullandıkları din, bu dönemde daha çok siyasi sistemi meşrûlaştırıcı ve destekleyici bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde İslamcıların yayın organı olarak öne çıkan Sırât-ı Müstakîm dergisinde -aynı çizgide yayın yapan benzerlerinde de olduğu gibi- devrin ihtiyaçlarına uygun olarak, “meşveret”, “şûra”, “uhuvvet”, “ittihâd”, “kuvvet hazırlama”, “idarecilere itaat”, “fitne”, “iyiliği emretme ve kötülüklerden sakındırma” gibi kelime ve kavramlara özellikle vurgu yapılmıştır. Bu kelime ve kavramlardan bazıları âyet ve hadislerin içerisindeki bağlamlarından koparılarak, anlam değişikliğine uğratılmıştır. Böylelikle çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda, tarih boyunca en etkili meşrulaştırıcı araç olan din, bir kez daha iktidarı meşrûlaştırmak için kullanılmıştır. İslamcıların bu uygulamalarında, yeni dönemi ve iktidarı, Osmanlı’nın yıkılışını engelleyecek bir kurtarıcı olarak görmeleri önemli bir rol oynamıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VEZİRKÖPRÜ İLÇESİNİN İDARÎ COĞRAFYA ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26835</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26835</guid>
      <author>Asım ÇOBAN</author>
      <description>Özet: Kuruluş tarihi Hitit’lere (M.Ö. 2000 – M.Ö. 700) kadar uzanan Vezirköprü ilçesi, Samsun iline bağlı olup, Orta Karadeniz Bölümü sınırları içerisinde yer almaktadır. İsfendiyar dağlarının doğuya doğru uzanan kesiminin güneyinde yer alan Vezirköprü ilçesi kuzeyden Alaçam ve Sinop’un Durağan ilçesi, kuzeydoğudan Bafra, doğudan Havza, güneybatıdan Çorum’un Osmancık ve batıdan da Sinop’un Saraydüzü ilçeleriyle çevrilidir. Osmanlılar döneminde bir devre damgasını vuran ‘’Köprülüler’’ hanedanının memleketi olan Vezirköprü ilçesinin 2012 yılı değerleriyle toplam nüfusu, 28.807 si şehir merkezinde olmak kaydıyla 102.212 dir. Karadeniz Bölgesinin % 7,7 sine sahip olan Samsun ilinin alanı 9.475 km² olup, en dar alana sahip Atakum ilçesi 35 km², en geniş alana sahip olan ilçesi de 1.713 km² ile Vezirköprü’dür. Türkiye’de en fazla köy yerleşmesine sahip olan Vezirköprü ilçesinde bir ilçe merkezi ve iki belde olmak üzere üç kentsel idari alan ve üç bucak bünyesinde toplanmış 139 köy idari alanı bulunmaktadır. 2007 yılına kadar köy nüfusu sürekli artmakta olan Vezirköprü ilçesinin, ilçe merkezi nüfusu da giderek azalma eğilimi göstermiştir. 2007 den sonra ise köy nüfusu azalma sürecine girerken, ilçe merkezinin nüfusunda artış gözlenmektedir. Medrese eğitimi alt yapısı oldukça eski ve sağlam olan Vezirköprü’de 1884 yılında yetmiş sekiz adet Müslüman sıbyan mektebi bulunduğu kayıtlarda yer almaktadır. İnanca dayalı köklü eğitim, ilçenin köylerinde halen geniş aile tipinin yaygın olarak yaşatılmasını beraberinde getirmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLİĞİ BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNİN POPÜLER MÜZİĞE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN FARKLI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26798</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26798</guid>
      <author>Barış DEMİRCİ, Şebnem GÜLERYÜZ</author>
      <description>Bu araştırmada, sınıf öğretmenliği bölümü öğrencilerinin, müzik dersi öğretim programında “Türkiye’de ve dünyada müzik türleri ve biçimleri” konu kapsamı içerisinde yer alan popüler müziğe ilişkin görüşlerinin, cinsiyet, dersi alma ve henüz almamış olma değişkenlerine göre farklılık gösterme durumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Evrenini Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi, örneklemini ise, Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nde öğrenim gören gece 1-2, gündüz 1-2. sınıflar olmak üzere dört şube de yer alan toplam 261 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma, tarama modeline dayalı betimsel bir çalışmadır. Veriler; “Sınıf Öğretmenliği Bölümü Öğrencilerinin Popüler Müziğe İlişkin Görüşleri Anketi” ile elde edilmiştir. Bulgulara göre; cinsiyet, dersi alma ve dersi henüz almamış olma değişkenlerine göre öğrencilerin popüler müzik hakkındaki görüşlerinin farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Popüler müziğe ilişkin görüşlere ait aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri ışığında; popüler müziğin geçici ve sürekli değişmekte olduğu, ortaya çıkmasında ve gelişiminde teknolojinin etkili olduğu ve insanlar üzerinde olumlu/olumsuz etkilerinin olduğu sonuçlarına varılmıştır. Popüler müziğin evrensel bir müzik türü olduğu ve popüler müziğin bir ifade aracı olduğu görüşlerine kız öğrencilerin, erkek öğrencilere göre anlamlı ölçüde daha fazla katıldıkları sonucu ortaya çıkmıştır. Anketin geriye kalan on bir maddesinin sekizinde kız öğrencilerin ortalamalarının, erkek öğrencilerin ortalamalarına göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, taranan literatür, popüler kültür kavramına yönelik görüşlerin çeşitliliği kadar, popüler müziğe ilişkin benzer ve zıt görüşlere de rastlandığını göstermektedir. Türkiye’de genel ve mesleki müzik eğitimi veren kuruluşların öğretim programlarında popüler müzik örneklerinin ve dersinin yer aldığı görülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLT METİNLERİ BAĞLAMINDA POETİKANIN TARİHSEL GELİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26868</guid>
      <author>Fethi DEMİR</author>
      <description>Günümüzde daha çok şiir incelenmesiyle özdeşleşen, onun biçimini, içeriğini, üslubunu, estetiğini kapsayan konuları belli bir örneğe bağlı kalmaksızın irdeleyen poetika; edebiyatın doğuşuyla ortaya çıkan, gelişen ve zamanla edebi türlerin incelenmesine dönüşen bir bilimdir. Terim olarak Aristoteles’in kavramsallaştırdığı ve avangart örneğini verdiği poetika, tarihi süreç içerisinde farklı anlamlar kazanarak, çeşitlenerek günümüze kadar gelir. Bu tarihsel süreç boyunca sadece edebiyatçılar ve şairler değil; düşünürler, sanat kuramcıları, felsefeciler değişik amaçlarla poetik metinler üretirler ve bu bağlamda türün gelişimine katkı yaparlar. Önceleri sanatın kaynağının ne olduğu sorununa yoğunlaşan, edebi türleri tasnif etmeyi hedefleyen poetik çalışmalar, daha sonra edebiyat tarihi, metin tahlili gibi alanlardan uzaklaşarak özerk bir alan haline gelir. Özellikle romantizmle birlikte belirli bir bakış açısına ve daha sistematik bir kavrayışa kavuşan poetikanın; nesnesi, amacı ve yöntemi belli bir bilim dalı haline gelmesi ise modern sonrası dönemde gerçekleşir. Poetikanın bu tarihsel gelişiminin izleri kuşkusuz en net biçimde türün kült metinlerinde sürülebilir. Nitekim Aristoteles’in “Avangart Poetika’sı” şiir sanatı üzerine, hatta daha da genelleştirilecek olunursa sanat teorisi üzerine yapılan çalışmaların ilk örneği sayılabilir. Bu yönüyle salt kendi döneminin sanat ve şiir konusundaki olumsuz yargılarına cevap vermekle kalmaz; aynı zamanda tarih boyunca üretilen poetika çalışmalarına kaynak oluşturur, perspektif sunar, yol gösterir. Novalis’in “Romantik Poetika’sı” ise edebiyatı, özellikle şiiri, belirli bir bakış açısından ve belirli bir akımın (Romantizmin) ilkeleri doğrultusunda incelemeyi önermesi bakımından modern poetikanın ilk işaretlerini verir. Todorov ise “Modern Poetika’sında”; amacı, nesnesi ve yöntemi belli bir bilim olarak tanımladığı poetikayı, daha çok yapısalcılık ve dilbilim bağlamındaki yaklaşımlarla değerlendirir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TONİ MORRİSON’IN KATRAN BEBEK VE EN MAVİ GÖZ ROMANLARINDA KADINLARIN ÜZERİNDEKİ ÜÇLÜ BASKI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26871</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26871</guid>
      <author>Aytemis DEPCİ, Bülent C. TANRITANIR</author>
      <description>Bu makale Morrison'un romanları, Katran Bebek ve En Mavi Göz’ü öncelikle siyah kadınların ezilmesi ve onların baskıcı ortamlardaki mücadelelerini ve ayrıca ataerkil bir toplumda beyaz kadınların konumlarını göz önünde bulundurarak yorumlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, kadınların cinsel nesneleştirilmesine ve kendilerini yoketmelerine yol açan Batı güzelliği kavramının Morrison’ın her iki romanında karakterlere etkisini Amerikan toplumunda beyazlık gerektiren evrensel bir standart olarak tartışmaktadır. Morrison’ın her iki romanı da aile içi şiddet, tecavüz ve beyaz güzellik standartları üzerinde durmaktadır. Ancak, En Mavi Göz sadece siyah feminist sorunları üzerinde konsantre olurken, Katran Bebek siyah kadın sorunları ile birlikte beyaz kadının baskılanmasını da vurgulamaktadır. Beyaz veya siyah, tüm kadınlar farklı türlerde bir boyun eğme ve çeşitli düzeylerde baskı yaşarlar. Toplumda sahip oldukları sınıf, ırk ya da konumları ne olursa olsun, En Mavi Göz’deki Pecola kadar umutsuz ve Katran Bebek’deki Jadine kadar başarılı ve güzel ya da Margaret gibi beyaz ve güzel olsalar da, kadınlar erkekler tarafından aşağı kabul edilir. Ancak, Afrika kökenli Amerikalı kadınlar ırk, sınıf ve cinsiyet ayrımı şeklindeki üçlü baskıya eş zamanlı olarak maruz kaldıkları için onların toplumdaki konumları genel olarak beyaz kadınlardan daha kötü görünmektedir. Bu yüzden sınıf farklılıkları, cinsiyet baskısı, ırkçılık ve ayrıca açık tenli siyahların durumunu yükseltip koyu renklilerin acılarını ağırlaştıran ten rengi farklılıklarının etkisinin sorgulanması hem siyah topluluk içinde ve hem de bir bütün olarak toplum içerisinde siyah kadınların konumlarını anlamak açısından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEMET BAYDUR’UN TİYATRO YAZARLIĞI ve ELEŞTİRİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26900</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26900</guid>
      <author>Kemal EROL</author>
      <description>Memet Baydur (1951-2001), Türk tiyatro tarihine yirminci asrın son çeyreğinde yazdığı eserleriyle damgasını vuran en başarılı yazarlardan biridir. İlk olarak 1982’de yazdığı Limon adlı oyunuyla gündeme gelen yazar, son oyunu Lozan (2001)’a kadar çoğu Devlet Tiyatrosunda sahnelenen toplam yirmi altı eserle gündemdeki yerini korur. Pek çoğu bir toplumsal gerçeği tanıma bağlamında durum tespitine dayanan bu eserlerin dokusuna ülkenin 1980-2000 yılarına ait politik, ekonomik, sosyolojik ve kültürel anlayışı hâkimdir. Memet Baydur, tiyatro oyunlarında yerel unsurlardan yola çıkarak evrensel olanı göstermenin peşindedir. Eserlerin tamamında önemsenen en temel unsur, ‘uygar dünya’ ve ‘uygar insan’ olgusudur. Yazarın genellikle eleştirel ve sorgulayıcı bir tutum sergilemesi de bu esasa dayanır. Yazar, tiyatro sanatına doğrudan eğitici, öğretici bir rol vermez veya sorunlara çözüm reçetesi yazma görevini yüklemez ama tiyatronun cesaret gerektirdiğine ve toplumun uygarlık yolunda geliştirici bir güce sahip olduğuna inanır. Memet Baydur’un tiyatrosunda eleştiri, ekonomik ve kültürel boyutları olmakla birlikte daha çok sosyal ve politik yönde gelişir. İnsanî erdemlere sığmayan bireysel davranışlar, toplumsal duyarsızlıklar, uygar çağın gerisinde kalmış politik yaklaşımlar ve baskıcı siyasal yönetimler bu eleştirinin çerçevesini oluşturur. Yazarın keskin bir mizahı da kattığı, toplumun her kesiminden insanı görüş ve düşünceleriyle buluşturduğu tiyatro oyunlarında kullandığı dil ironiktir. Doğa, köy ve kenti kapsayan çevre sorunları; toplumsal hayat, kadının sosyal yaşamdaki yeri, aydın sorumluluğu, sığ modernlik anlayışı; yerel yönetim, sanatsal faaliyetlere bakış; teknolojik gelişme ve bilimsel kalkınma; hukuk ve adalet anlayışı, klişe adetler, geleneksel yaşayışlar ve ezberlenmiş doğrular bu ironik dilin eleştiri konularıdır. Tarama modelinde ele alınan çalışmada literatür taraması ve metin çözümlemesi yoluna gidilmiştir. Amaç, Memet Baydur’un tiyatro yazarlığını araştırmak ve 1980 sonrası Türk edebiyatına kazandırdığı tiyatro oyunlarının eleştiri alanlarını belirlemek, bilimsel değerlerini tanıtmaktır. Anahtar Kelimeler: Memet Baydur, tiyatro, eleştiri, bozuk düzen, uygar insan </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PRINCIPATUS DÖNEMİNDE LYCIA ET PAMPHYLIA EYALETİ’NDE GÖREV YAPMIŞ OLAN CURATORES REI PUBLICAE VE CORRECTORES</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26896</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26896</guid>
      <author>Efrumiye ERTEKİN</author>
      <description>Roma idare tarihinde curator rei publicaelik Domitianus, correctorluk ise Traianus döneminde ortaya çıkan iki yeni kurumdur. Smyrna curatoru Rufus’un tartışmalı durumu bir kenara bırakılırsa, her iki kurumun da Küçükasya’daki ilk örnekleri Hadrianus döneminde görülmektedir. Curator rei publicaeler kentlerin geleneksel idari kadrolarının yetersiz kaldığı ya da kentlerin çözmekte zorlandığı mali sorunlar karşısında Roma tarafından atanan memurlardır. Eyalet valisine bağlı olarak çalışmakta; Roma yönetimi ve yerel yönetimler arasında köprü vazifesi görmektedirler. Correctorlar ise, eğer aynı zamanda eyalet valiliğini de üstlenmemişlerse, validen bağımsız olarak görev yapan imperium yetkili imparator legatlarıdır. Yetki alanları curator rei publicae’lerden daha geniştir. Correctorların yetki alanları curatorlar gibi bir veya iki kenti değil, eyaletteki tüm kentleri ya da eyaletin bir bölümündeki kentleri kapsar. Ayrıca onların yalnızca mali sorunlarla ilgili değil tüm organizasyon sorunları ile bağlantılı görevleri vardır. Bu çalışmada Lycia-Pamphylia eyaletinde görev yapmış olan curatores rei publicae ve correctores birlikte ele alınmıştır. Kaynak ve literatürün taranması sonucunda 8’si yalnızca curator rei publicaelik, biri hem curator¬luk hem de correctorluk görevini aynı anda üstlenmiş, biri de Pamphylia kentlerinin correctorluğunu yapmış 10 kişi tespit edilmiştir. Söz konusu atamalar, Lycia-Pamphylia eyaletinin yönetiminin Senatus’a devredildiği 160’lı yıllardan Principatus’un sonuna kadar olan süreç içinde yer almaktadır. Bu nedenle eyalete gerçekte en fazla kaç kişinin atanmış olabileceğini tahmin etmek için, eyalet valilerinin bilinirlik durumu kıyaslama unsuru olarak alınmıştır. Söz konusu zaman dilimine ilişkin Lycia et Pamphylia proconsullarının bilinme oranı % 25’dir. Aynı bilinme oranını Lycia et Pamphylia’ya atanan curator ve correctorlara uygulamak suretiyle; bu süre içinde 32’i curator rei publicae, 8’i corrector olmak üzere toplam 40 kişinin Lycia-Pamphylia kentlerinde görev yapmış olabileceği tespit edilmiştir. Elde edilen rakamlar eyalette yapılan curator ve corrector atamalarının son derece seyrek ve düzensiz olduğunu göstermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRSAL KALKINMA VE KIRSAL KADINLARIN TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFLERİ YOLUYLA GÜÇLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26813</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26813</guid>
      <author>Mina FURAT</author>
      <description>ÖZET Bu çalışmada köylerinde veya ilçelerinde tarımsal kalkınma kooperatifleri kuran ve yürüten kadınların güçlenmelerinin koşulları, engelleri ve potansiyellerinin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Kırsal kadınların güçlenmesi ekonomik, psikolojik, sosyal, örgütsel ve politik güçlenme boyutlarını içeren bir model kullanılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Örneklem olarak, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kadınların kurduğu ve yürüttüğü kadın tarımsal kalkınma kooperatifleri listesinin içinden seçilerek Ertuğrul köyü (Denizli), Akkaya köyü (Ankara), Sarıcakaya (Eskişehir) ve Karabörk ve Kuşköy (Giresun) kooperatifleri seçilmiştir. Bu kooperatiflerin kurucuları ve aktif üyeleriyle mülakatlar yapılmıştır. Türkiye’de devletin genel tarımsal destekleri azaltması sebebiyle ekonomik sıkıntılar yaşanmasına ve geleneksel toplumsal cinsiyet kabullerinin kadınların faaliyetlerini ve sosyal varlıklarını engelleyici ve kısıtlayıcı varlığına rağmen, bu kırsal kadın kooperatifleri belli bir ölçüde üyelerini psikolojik, ekonomik, sosyal, örgütsel ve politik olarak tanımlanan boyutlarda güçlendirmekte başarılı olabilmişlerdir. Bu çalışmadaki kadın kooperatiflerinin kooperatifi kurmaktaki ana amaçlarının ekonomik ve psikolojik güçlenme olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak kooperatifin ve üyelerinin bir bütün olarak güçlenmesinde en dinamik ve en etkili öğelerin örgütsel ve sosyal güçlenme olduğu gözlenmiştir. Her iki güçlenme boyutunun da kooperatiflerin devamlılığının sağlanmasında, örgütsel ve sosyal güçlenmeyi sağlayamayan kooperatifler varlıklarını sürdürmekte zorlandıkları için, hayati oldukları da tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, bütün güçlenme boyutları birbiriyle iç içe geçse de; ekonomik ve psikolojik güçlenmenin diğer bütün güçlenme boyutlarının temelini teşkil ettiği, sosyal ve örgütsel güçlenmenin en dinamik süreçler oldukları ve politik güçlenmenin ulaşılması en zor boyut veya sonuç olduğu gözlenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİH ÖĞRETMENİ ADAYLARININ ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE YÖNELİK TUTUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26826</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26826</guid>
      <author>Aydın GÜVEN, Ramazan KAYA</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, tarih öğretmeni adaylarının çeşitli değişkenler açısından öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının belirlenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2009-2010 öğretim yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih öğretmenliği bölümünde okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırma tarama modelindedir. Araştırma için gerekli olan veriler Ş.Çetin tarafından geliştirilen “Öğretmenlik Mesleği Tutum Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama aracının birinci bölümünde araştırmacılar tarafından oluşturulan öğretmen adaylarına yönelik kişisel bilgi formu yer almaktadır. Kişisel bilgi formu cinsiyet, öğrenim gördükleri sınıf düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi, ailenin gelir durumu ve en uzun süre ile yaşadıkları yerleşim yeri bağımsız değişkenlerinden meydana gelmektedir. İkinci bölümde ise, Çetin (2006) tarafından geliştirilen 35 maddeden oluşan öğretmenlik mesleği tutum ölçeği yer almaktadır. Geliştirilen tutum ölçeğinin sevgi, değer ve uyum alt boyutları olan üç faktörlü bir ölçek olduğu görülmektedir. Elde edilen bulgular, SPSS programı yardımıyla analiz edilmiş ve tablolar halinde yorumlanmıştır. Araştırmanın analizinde ise yüzde, frekans, t testi, ve f testi kullanılmıştır. Bulgulara göre, adayların öğretmenlik mesleğine yönelik tutumlarının cinsiyet değişkenine göre kızlar lehine farklılaştığı, öğrenim gördükleri sınıf düzeyine göre ise, sevgi alt boyutunda üst sınıflar lehine bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anne ve baba eğitim düzeyi, gelir durumu ve en uzun süre ile yaşanılan yer değişkenlerine göre, adayların mesleğe yönelik tutumlarında anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NDE HALKLA İLİŞKİLERİN TARİHSEL GELİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26915</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26915</guid>
      <author>Nural İMİK TANYILDIZI, Ayhan SERTTAŞ</author>
      <description>Halkla ilişkiler tarihin çok eski dönemlerine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Halkla ilişkilere iki farklı yaklaşım söz konusudur. Bu yaklaşımlardan ilki liberal demokrat anlayıştır. Diğer bir yaklaşım ise hakla ilişkileri eleştirel bir şekilde ele alarak, halkla ilişkilerin kapitalist üretim biçiminin planlı olarak yaratılmasında rol oynadığını öne sürmektedir.Halkla ilişkiler, demokratik toplumlara özgü bir kamuoyu oluşturma, güven, onay, rıza veya saygınlık elde etme yöntemi olarak kabul edilmektedir. Çalışmada bu iki yaklaşım üzerinde durmaktan ziyade var olan gelişmelerin tarihsel olarak genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çalışma ile ABD ve Türkiye’de halkla ilişkiler uygulamalarının özel sektörde ve kamu sektöründe ilk defa ne zaman ortaya çıktığı ve daha sonraki tarihsel gelişiminin nasıl gerçekleştiği sorularına cevap bulmak ve cevaplardan elde edilen bulguları karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmada, özel sektörde halkla ilişkilerin ilk olarak 1850 yılında ABD’de ele alındığı 1950’lerden sonra Türkiye’de uygulanmaya başlandığı görülmüştür. Kamu sektöründe halkla ilişkilerin ise ilk olarak 1802 yılında ABD’de, 1960’lardan sonrada Türkiye’de uygulamaya başlanmıştır. Sanayii devriminden sonra, halkla ilişkiler uygulamalarına ABD, ve Türkiye’de hem özel hem de kamu sektöründe değişik biçimlerde ve değişik amaçlara dönük olmak üzere rastlanılmıştır. Söz konusu ülkelerde, kamu sektöründe de, özel sektörde de halkla ilişkilerin gelişimi düzenli bir çaba olarak ortaya çıkmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN YARATICI BİREYLER YETİŞTİRMEDE GÖREV VE SORUMLULUKLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26850</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26850</guid>
      <author>Ayşe Derya IŞIK</author>
      <description>Toplumdaki bireylerin eğitimi ailede başlar, uygun yaşa geldiklerinde de okulda eğitim almaya devam ederler. Genellikle ailede verilen eğitimin, çocuğun yaratıcılığının geliştirilmesi için gerekli akademik davranış ve becerilerin oluşması açısından yeterli olmadığı görülmektedir. Özellikle, temel becerilerin kazandırıldığı dönemde bulunan öğrencilere eğitim vermelerinden dolayı sınıf öğretmenlerine belirli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Öğrencilerin bu döneminde onlarla ilgilenen sınıf öğretmenlerinin, yaratıcı düşünme becerilerini geliştirme tekniklerinden haberdar olmaları, bu teknikler ile ilgili bilgi ve becerileri kazanmış olmaları ve sınıflarında etkin bir biçimde uygulamaları, bu alandaki görev ve sorumluluklarının bilincinde olmaları ve bunları yerine getirmeleri, yaratıcı öğrencilerin yetiştirilmesini sağlayacaktır. Öğrencilerde yaratıcı düşünme becerilerinin geliştirilebilmesi için bazı ön beceriler bulunmaktadır. Bunun yanında yaratıcı bireyler yetiştirmek için öğretmenlerin bazı görevleri yerine getirmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı sınıf öğretmenlerinin, yaratıcı bireyler yetiştirmedeki görev ve sorumluluklarının neler olduğunu belirlemek, bu görev ve sorumlulukların yerine getirilebilmesi için önerilerde bulunmaktır. Bu çalışmada sınıf öğretmenlerinin, yaratıcı bireyler yetiştirebilmek için üstlenmeleri gereken görev ve sorumluluklar; Öğrencilere Yaratıcılığın Ön Gerekliği Olan Becerileri Kazandırma, Öğrenme Ortamını Düzenleme, Öğrenme ve Öğretme Etkinliklerini Düzenleme, Ölçme Değerlendirme Yöntem ve Tekniklerini Belirleme olarak dört başlık altında toplanmıştır. Öğretmenlerin bu alanlardaki görev ve sorumluluklarının neler olduğu tartışılmış, bu görev ve sorumlulukların uygun bir biçimde yerine getirilmesine ve etkin bir biçimde uygulanmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERS KİTAPLARINDAKİ METİNLERİN OKUNABİLİRLİK VE ANLAŞILABİRLİRLİĞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26933</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26933</guid>
      <author>Halit KARATAY, Kevser Kübra BOLAT , Haluk GÜNGÖR</author>
      <description>Bu çalışmada, Türkçe ders kitaplarındaki metinlerin uzman görüşü ve çıkartmalı okunabilirlik işlemine göre, okunabilirlik ve anlaşılabilirlikleri incelenmiştir. Bunun için ilk önce 6, 7 ve 8. sınıf Türkçe ders kitaplarındaki metinlerin okunabilirlik ve anlaşılabilirlik düzeyleri, 12 Türkçe öğretmeninin görüşü alınarak zor, orta güçlükte ve kolay şeklinde sınıflandırılmıştır. Seçkisiz atama yöntemi ile 6, 7 ve 8. sınıf için zor, orta güçlükte ve kolay birer metin belirlenmiştir. Metinlerden çıkarılan sözcükleri tamamlamak için öğrenicilere farklı zamanlarda, her metin için bir ders saati süre verilmiştir. Bu işlemden elde edilen verilerin öğretmen görüşüyle tutarlı olup olmadığı değerlendirilmiştir. Öğretmenlerin kolay, orta güçlükte ve zor olarak belirttiği metinlerin çıkartmalı okunabilirlik işlemi puanlarının, 6. ve 8. sınıflar için tutarlı olduğu, fakat 7. sınıf için öğretmenler tarafından orta ve kolay olduğu belirtilen metinlerin, öğrenciler tarafından zor anlaşıldığı belirlenmiştir. Okunabilirlik formüllerine göre de Türkçe ders kitaplarındaki metinlerin güçlük düzeylerinin genel olarak zor olduğu söylenebilir. Öğretmen görüşü ile çıkartmalı okunabilirlik işleminden elde edilen verilerin bütün sınıflar için birbirleriyle tutarlı sonuçlar vermemesi, ders kitaplarına alınan metinlerin seçiminde okunabilirlik ve anlaşılabilirlikte sorunların olduğunu; uzman görüşünün her zaman isabetli ve doğru sonuçlar veremeyeceğini göstermektedir. Ders kitaplarına alınacak metinler, sadece uzman görüşü ile belirlenmemeli, ders kitapları için metin seçiminde güvenilirliği artıran farklı yöntemlerden de yararlanılmalıdır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NARSİSİZMİN DİNDARLIK EĞİLİMLERİYLE İLİŞKİSİ: GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26822</guid>
      <author>Saffet KARTOPU</author>
      <description>Bu çalışmanın konusu narsisizmin dindarlık eğilimleriyle ilişkisidir. Dindarlık eğilimine göre narsisizm düzeyinde farklılaşma olup olmadığı temel problemimizi oluşturmaktadır. Bu bağlamda, Gümüşhane Üniversitesinde Sağlık Yüksek Okulu, İletişim Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden tesadüfi yöntemle belirlenen örneklem grubunun narsisizm düzeyleri ortaya konulmuş ve dindarlık eğilimiyle ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmada, Frekans, T Test ve Tek Yönlü Anova testleri kullanılmış olup, verilerin değerlendirilmesinde ve hesaplanmış değerlerin bulunmasında SPSS 16.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre bağımsız değişkenlerden öznel dindarlık algısı, ibadet yapma durumu ve öznel dini bilgi düzeyi açısından narsisizm seviyesine göre farklılaşma tespit edilirken katılımcıların yaşantısında ahlaki davranışı dikkate alma açısından farklılaşma ortaya çıkmamıştır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, narsisizm ve dindarlık ilişkisine teorik bir yaklaşım sağlamak amacıyla; narsisizm kavramına, kavramın tarihçesine ve narsisizmle ilgili yapılan çalışmalara, narsisizmin oluşumuna, narsisistik kişilik bozukluğuna, narsisizm tüketim kültürü ilişkisine ve son olarak da narsisizm dindarlık ilişkisine değinilmiştir. Uygulama bölümü olarak düşünülen ikinci bölümde de çalışmanın problem ve alt problemlerine, hipotezlerine, evren ve örneklemine, sınırlılıklara, araştırmada kullanılan ölçekle ilgili bilgilere, araştırma bulgularının çözümlenmesine, tartışılmasına ve araştırmanın sonuç ve önerilerine yer verilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARINA YÖNELİK KONUŞMA ÖZ YETERLİK ÖLÇEĞİ: GEÇERLİK VE GÜVENİLİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26776</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26776</guid>
      <author>Mehmet KATRANCI, Deniz MELANLIOĞLU</author>
      <description>Birey ve toplum hayatı açısından önemli bir olgu olan konuşma, doğuştan getirilen bir yetenek değil; sonradan kazanılan ve geliştirilen bir beceridir. Etkili ve güzel konuşmanın, dolayısıyla etkili iletişimin temelinde doğru konuşma vardır. Öğrencilerle etkili iletişim kuran öğretmenlerin daha başarılı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu noktada öğretmenlerin konuşmaya yönelik öz-yeterlikleri önem kazanmaktadır. Öz-yeterlik, bireyin belli bir performansı göstermek için gerekli etkinlikleri organize ederek başarılı bir biçimde yapma kapasitesine ilişkin kendine duyduğu inanç şeklinde tanımlanmaktadır. Konuşma becerisine yönelik öz-yeterliğin önemi göz önüne alınarak bu araştırmada öğretmen adaylarının konuşma öz-yeterliklerini belirlemeye yönelik bir ölçek geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Fakültesinde farklı bölümlerde öğrenim gören ve seçkisiz (random) yolla belirlenen 527 öğrenciden elde edilmiştir. Ölçme aracının geliştirilmesinde literatür tarama, madde oluşturma, içerik geçerliği (uzman görüşüne başvurma), ön deneme ile geçerlik ve güvenirlik hesaplama aşamaları izlenmiştir. Elde edilen verilerin istatistik hesaplamaları SPSS Paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda 25 maddeden oluşan bir ölçek ortaya çıkarılmıştır. Faktör analizi sonucunda beş faktörlü bir yapı gösteren ölçeğin iç tutarlılığı için Cronbach Alpha katsayısı .92 olarak tespit edilmiştir. Yapılan analizler, “Konuşma Becerisine Yönelik Öz Yeterlik Ölçeği”nin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir. Bu ölçeğin kullanılması ile elde edilen verilere bağlı olarak öğretmen adaylarının konuşma becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETİM İLKELERİ AÇISINDAN 2011 TÜRK EDEBİYATI DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26784</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26784</guid>
      <author>Saadettin KEKLİK</author>
      <description>Öğretim programı, bir dersin amaçları, muhtevası, süresi, yöntemleri, araç ve gereçleri ve değerlendirme süreçlerinin tamamını kapsamaktadır. Türk Dili ve Edebiyat Dersi Öğretim Programı, 2005-2006 eğitim öğretim yılından itibaren değiştirilmiştir. Buna göre edebiyat dersi, Türk Edebiyatı ile Dil ve Anlatım şeklinde iki başlık altında ele alınmıştır. 2005 Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programı, 2011 yılında yeniden gözden geçirilmiş ancak programın genel yapısında bir değişikliğe gidilmemiştir. Başta öğretim programı olmak üzere ders kitabının hazırlanmasından, öğretim ortamına, yöntem ve tekniklere, ölçme ve değerlendirmeye kadar öğretimin her aşamasında öğretim ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, öğretim ilkeleri açısından 2011 Türk Edebiyatı Dersi (9-12. sınıf) Öğretim Programını incelemektir. Araştırma betimleyici bir çalışma olup veriler doküman incelemesi yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmada öncelikle birçok araştırmacıdan hareketle öğretim ilkeleri belirlenmiş, daha sonra bu ilkelerin Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programıyla ilişkisi üç uzman tarafından değerlendirilmiştir. 27 öğretim ilkesinin 19’unun bu programla ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Program, 19 öğretim ilkesi açısından madde madde incelenmiştir. Buna göre; programının beş ilke açısından uygun, beş ilke açısından kısmen uygun, dokuz ilke açısından ise uygun olmadığı belirlenmiştir. Amaç-araç, bilinenden bilinmeyene, güncellik, hayatilik, hedef kitleye görelik, kolaydan zora, motivasyonu sağlama, somuttan soyuta, yakından uzağa ilkelerine göre programının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programının muhtevası kronolojik yöntemle değil, günümüzden geçmişe doğru hazırlanmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GLOBAL TÜKETİCİ KÜLTÜRÜ İLE MATERYALİZM ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26949</guid>
      <author>Ercan KESER, T. Şükrü YAPRAKLI</author>
      <description>Dünyada hızla yayılan globalleşme, insanların günlük yaşantılarını şekillendirmekte ve onların tutum ve davranışlarını etkilemektedir. Global medya, kitlesel göç, teknolojideki ilerlemeler ve uluslararası işletmeler benzer tercihlere, ihtiyaçlara ve isteklere sahip homojen bir dünya pazarı meydana getirerek global tüketici kültürünün ortaya çıkışını hızlandırmaktadır. Global tüketici kültürü, tek bir ülke ile ilişkili olmayan, genellikle uluslararası nitelikte ve bireysel açıdan ulusal kültürlerin ötesinde daha büyük grupların kültürel kimliğini ifade etmektedir. Materyalizm ise, kişinin kendini ifade etmesinde ve yaşamındaki büyük amaçlarını gerçekleştirmesinde maddi varlıkların sahipliğine ve edinilmesine verdiği önem olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada Türkiye’de yaşayan tüketicilerin global tüketici kültürü düzeyleri ve materyalizm eğilimleri tespit edilerek bu iki yapı arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca tüketicilerin yaşadıkları coğrafi bölge açısından hem global tüketici kültürü düzeyleri hem de materyalist eğilimleri bakımından aralarındaki farklılıklar ele alınmıştır. Araştırma Türkiye’nin yedi coğrafik bölgesini temsil edecek şekilde araştırmanın amacına uygun olarak seçilen 20 il merkezinde toplam 3371 anket uygulaması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada SPSS 17.0 programı kullanılarak aritmetik ortalama, standart sapma, frekans dağılımı, korelasyon, varyans, güvenilirlik ve faktör analizleri ve post hoc testinden yararlanılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucunda global tüketici kültürü ile materyalizm arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte uygulanan varyans analizi sonucunda bölgesel açıdan tüketicilerin hem global tüketici kültürü düzeyleri hem de materyalist eğilimleri arasında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN LİSESİ ÖĞRETMENLERİNİN ÖĞRETİM STİLLERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26860</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26860</guid>
      <author>Figen KILIÇ, Gülnihal ALKAN DİLBAZ</author>
      <description>Gelişme ve değişmelere bağlı olarak her geçen gün yenilenerek artan ve başarının önkoşulu olan bilgi kapasitesi, toplumların diğer toplumlar içerisinde söz sahibi olma düzeyini belirleyen en önemli unsur haline gelmiştir. Sahip olunan bilgiyi kullanabilme becerisi, başarıyı da beraberinde getirmektedir. Başarı bağlamında Türkiye genelindeki okullar incelendiğinde, mezun olunan okullara göre üniversite sınavını kazanma oranı bakımından, Fen Liseleri öne çıkan okullar arasındadır. Başarıya etki eden birçok değişken bulunmaktadır. Başarıyı etkileyen değişkenlerden biri olan öğretmenin, öğretim stili boyutu ile incelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, Fen Lisesi’nde görev yapan öğretmenlerin öğretim stilleri çeşitli değişkenler açısından araştırılmıştır. 2012-2013 eğitim-öğretim yılının ikinci yarısında gerçekleşen çalışmaya Mersin ilinde yer alan bütün fen liseleri dahil edilmiştir. Var olan durumu ortaya çıkarmak amacıyla betimsel yöntem kullanılan araştırmaya Tarsus, Akdeniz ve Yenişehir ilçelerinde yer alan fen liselerinde bulunan 94 öğretmen katılmıştır. Öğretmenlerin kişisel bilgilerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu, öğretim stillerini belirlemek amacıyla da Grasha (1994) tarafından geliştirilen “Grasha Öğretim Stilleri Envanteri” kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığı ile analiz edilmiş ve çalışmaya katılan fen lisesi öğretmenlerinin “Kolaylaştırıcı-Kişisel Model-Uzman” öğretim stil grubunda yığılma gösterdiği belirlenmiştir. Öğretim stillerinin ise cinsiyete, mesleki kıdeme ve branşa göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin literatürdeki benzer çalışmalarla paralellik gösterdiği söylenebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİZAH TARZLARI, YARATICILIK VE YAŞAM DOYUMU: ORTA ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNDE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26810</guid>
      <author>Recep KOÇAK, Ömer AY , Rıza GÖKLER</author>
      <description>Orta öğretim öğrencilerinin mizah tarzları ve yaratıcılık düzeylerinin yaşam doyum düzeyleri üzerindeki yordayıcı rolünün incelenmesi bu araştırmanın temel amacıdır. Ayrıca öğrencilerin mizah tarzları, yaratıcılık düzeylerinin yaşam doyum düzeyleri okul türü, algılanan gelir durumu ve annenin çalışma durumu gibi çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yapılan bir çalışma olup, 201 kız ve 189 erkek öğrenciden oluşan çalışma gurubu ile yürütülmüştür. Araştırma verilerini toplamak için; Mizah Tarzları Ölçeği, Yaratıcılık Ölçeği, yaşam doyum düzeylerini tespit etmek için Çok Boyutlu Öğrenci Yaşam Doyumu Ölçeği ve ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Araştırma soruları cevaplamak için Pearson korelasyon tek yönlü varyans analizi ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda standardize edilmiş regresyon katsayıları incelendiğinde (ß) öğrencilerin yaşam doyum düzeylerini yordayan değişkenler önem sırasına göre birinci sırada katılımcı mizah olduğu (ß=.17) ve bu değişkenin yaşam doyum düzeyinin en önemli yordayıcısı olduğu anlaşılmaktadır. İkinci sırada kendini yıkıcı mizah tarzı (ß=-.15), üçüncü sırada saldırgan mizah tarzı (ß=-.12), dördüncü sırada kendini geliştirici mizah tarzı (ß=.12), beşinci ve son sırada ise yaratıcılığın yer aldığı bulgularlarına ulaşılmıştır (ß=-.11). Regresyon analizi sonucuna göre öğrencilerin mizah tarzları ( katılımcı, kendini geliştirici, saldırgan ve kendini yıkıcı) ve yaratıcılık düzeyleri birlikte ele alındığında yaşam doyum düzeyi ile arasında .34 düzeyinde anlamlı ilişkiler olduğu anlaşılmaktadır (R=.34, P</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANADOLU’DA MANEVİ HALK İNANÇLARI: DİŞLİ KASABASI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26889</guid>
      <author>Cemile Zehra KÖROĞLU, Muhammet Ali KÖROĞLU</author>
      <description>Geçmişi oldukça yakın bir tarihe dayanan Din Sosyolojisi’nde yapılan çalışmaların çoğu teorik içeriklidir. Ancak, günümüzde Din Sosyolojisinin tecrübî yönü üzerinde daha fazla durulmaktadır. Çünkü gerçeği araştırmayı kendisine konu edinen Din Sosyolojisi, standartlaşmış bir bilim dalı değildir. Gerçek, dinamiktir. Din de durağan değil, yaşanılan toplumun en aktif olgusudur. Bundan dolayı, bu çalışmada tecrübî metotlar kullanılarak bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Çalışma, İç Anadolu bölgesi ile Ege bölgesi arasında geçiş yollarında yer alan Afyon İlinin, Bolvadin ilçesine bağlı tipik bir Anadolu kasabası özelliği taşımakla birlikte, konumu açısından değişime oldukça açık olan Dişli Kasabası’ndaki manevi halk inançlarını Din Sosyolojisi açıdan tahlil etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, temel olarak, teknolojik gelişmelerle birlikte hızla değişen ve farklılaşan dünya koşullarında bu gelişmelere paralel olarak manevî halk inançlarında meydana gelen değişikliklerin ortaya çıkarılması üzerinde durmaktadır. Çalışma, değişimin en küçük yerleşme birimlerinde bile etkisini gösterdiğini ortaya koymak üzere küçük bir yerleşim biriminde gerçekleştirilmiş olup, bununla birlikte manevî halk inançlarının insan yaşamında etkinliğini azalmakla birlikte hâlâ devam ettirdiğini vurgulamaya çalışmıştır. Teorik ve pratik boyutlara sahip olan bu çalışmada öncelikle, inceleme alanı olan Dişli Kasabası tanıtılmaya çalışılmış, Kasaba, sosyo-kültürel, ekonomik ve dini açılardan incelemeye tâbi tutulmuştur. İkinci olarak ise, Kasabadaki hayatın değişik safhalarındaki manevi halk inançları tespit edilerek, konuyla ilgili alandan elde edilen bulgular ve bu bulguların sosyolojik yorumuna değinilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AFAZİLİ HASTALARIN KONUŞMALARINDA GÖZLEMLENEN PERSEVERASYONLARIN İNCELENMESİ: TÜRK AFAZİLİ HASTALAR ÜZERİNDE YAPILMIŞ DENEYSEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26919</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26919</guid>
      <author>Gülmira KURUOĞLU, Ayşegül ÖZCAN</author>
      <description>Dil ve beyin ilişkisini inceleyen beyindilbilimi, bireylerde ortaya çıkan dil sorunları ile de ilgilenmektedir. Bu sorunlardan birisi, beynin sol yarıküresindeki bir hasar sonucu meydana gelen afazidir. Beyin hasarı nedeniyle dil ile ilgili beyin fonksiyonlarının kaybı veya yetersizliği olarak tanımlanan afazide ortaya çıkan en önemli sorunlardan birisi de perseverasyondur. Verilmesi gereken yeni yanıt için, başka bir yanıt ya da davranışın uygunsuz ve amaçsız olarak tekrarlanması, geçmiş yanıtların araya girmesi ve bu yanıtların tekrarlılığı ya da sürekliliği olarak ortaya çıkan perseverasyon yıllardır birçok araştırmacının çalışma konusu olmuştur. Bu çalışmanın amaçları, Türk afazili hastaların adlandırma ve tekrarlama işlevlerinde yapmış oldukları perseverasyonların afazi türleri ile ilişkisini araştırmak, perseverasyonların afazi sonrası geçen süre ile ilişkisini ortaya koymak, adlandırma ve tekrarlama işlevlerinde perseverasyon yapma oranını karşılaştırmak, perseverasyonları kendi türleri açısından değerlendirmektir. Dokuz Eylül ve Ege Üniversitelerinde gözlemlenen 10'u akıcı ve 16'sı tutuk olmak üzere toplam 26 afazili hasta çalışmanın veri tabanını oluşturmaktadır. Araştırmada hastalara öncelikle Ege Afazi Testi ile genel dil değerlendirmesi yapılmış, ardından bu çalışma kapsamında hazırlanan Resim/Sözcük Ölçeği uygulanarak hastaların konuşmalarındaki perseverasyonlar saptanmıştır. Elde edilen veriler amaçta belirtilen açılardan değerlendirilmiş ve istatistiksel analizler ile yorumlanmıştır. Değerlendirmeler sonucunda afazi türünün ve afazi sonrası geçen sürenin perseverasyon üzerinde etkisinin istatiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Tekrarlama ve adlandırma işlevleri karşılaştırıldığında ise adlandırma işlevinde anlamlı düzeyde daha fazla perseverasyon yapıldığı, en sık yapılan perseverasyon türlerinin ise aralıklı ve sürekli perseverasyon olduğu belirlenmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİH ARAŞTIRMALARINDA YENİ BİR YÖNTEM ARAYIŞI: OSMANLICA KAYNAKLAR VE İNTERDİSİPLİNER BİR UYGULAMA (KAYNAKCA.İNFO ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26939</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26939</guid>
      <author>Serhat KÜÇÜK</author>
      <description>Tarih araştırmalarına orijinal ve ilmî olma hüviyetini kazandıran temel unsur belgelerdir. Belgelerden faydalanılması, belli kaidelere bağlı olarak depolanıp tasnif edilmiş olmalarına bağlıdır. Bu depolamanın yapıldığı mekânlar arşivlerdir. Ancak sadece depolamak yeterli değildir, eğitim-öğretime yahut bilimsel bilgi üretimine yönelik olarak, araştırmacıya nasıl sunuldukları da önemlidir. Bu yazının çıkış noktası da söz konusu sunuşun, ilgili materyali kullanacak kitleden, kullanılacak alanlara dek temel belirleyici olduğu, ancak ülkemizde bu niteliğin yeterince önemsenmemesi nedeniyle sunuşa gereken önem verilmediği düşüncesidir. Dolayısıyla ideal sunuş şekli uygulanırsa/bulunursa, yahut kaynak ile araştırmacı arasında yeni bir iletişim düzeni oluşturulursa, söz konusu tarihi materyalin, kullanımdaki mevcut kişi ve alan sınırını aşabileceğine inanılmaktadır. Başka bir deyişle sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi sosyal, basın-yayın, gazetecilik gibi iletişim ve fizik, kimya, biyoloji, tıp gibi fen bilimleri araştırmalarında potansiyel kullanıma sahip Osmanlıca kaynakların, ilgili alan mensuplarınca analitik biçimde incelenmesine olanak sağlanmış olacaktır. İdeal uygulama sayesinde bir taraftan, genel olarak tarih alanı için son derece önemli birincil kaynaklar, interdisipliner hale getirilerek mevcut sunuş şekillerinden daha işlevsel bir yapıda sunulabilecek diğer taraftan, süreli yayınlar üzerinden tarihi kaynakların sonraki nesillere aktarılmasına dair yeni bir yöntem üretilmiş olacaktır. Bu doğrultuda çalışmanın ekseni süreli yayınlar olarak belirlenmiş ve Türkiye’de süreli yayın temin hizmeti veren kurumlar incelenerek sunuş şekillerine dair tespitler paylaşılmıştır. Ardından eleştirilen eksikliklerin kaynakca.info örneğinde nasıl giderildiği bir uygulama üzerinden ortaya konmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALKIN BELEDİYE HİZMETLERİNDEN MEMNUNİYET DÜZEYİNİN TUNCELİ BELEDİYESİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26898</guid>
      <author>Sabit MENTEŞE</author>
      <description>Belediyeler; kent niteliği taşıyan bir yerleşim yerinde yaşayanların ortak yerel gereksinmelerini karşılamakla görevli, kamu tüzel kişiliğine sahip ve karar organları halk tarafından seçimle oluşturulmuş yerel yönetim birimleridir. Bu nedenle verdikleri hizmetin niteliği halkın yerelde mutlu bir yaşam sürmesi yanında, demokratik değerlere sahip çıkma davranışlarını da etkileyecektir. Yapılan bu çalışmada, belediye yönetiminden ve verdiği genel hizmetlerinden halkın memnuniyeti ile bu hizmetlere verdiği önem Tunceli Belediyesi örneğinde belirlenmek istenmiştir. Bu amaçla, 2013 yılında Tunceli merkezde yedi mahalleden basit tesadüfî yöntemle belirlenen 538 bireye anket soru kâğıdı uygulanarak veriler toplanmıştır. Araştırma var olan durumu olduğu gibi tespite yönelik olduğundan betimsel (survey) nitelikte nicel bir araştırmadır. Verilerin analizi sonucu, halkın belediye yönetimine yönelik yargı ifadelerine ? = 2.74 ortalama ile; verdiği genel hizmetlerden memnuniyeti ise ? = 2.94 ortalama ile orta düzeyde katıldığı görülmüştür. Belediyenin verdiği genel hizmetlere verilen önemin düzeyi ? = 4.0590 ortalama ile oldukça yüksek çıkmıştır. Bunun yanında yurttaşın belediye hizmetlerinden memnuniyeti ve kendilerine sunulan hizmetlere verdiği önemin cinsiyet, yaş, eğitim, gelir düzeyi, ikamet süresi, genel çalışma durumu ve oturduğu mahalle değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediği de değerlendirilmiştir. Buna göre belediyeler verdikleri hizmet yanında, yönetsel yapılarının mevcut durumuna ilişkin sistematik olarak halkın görüşlerine başvurmaları önemli görülmüştür. Belediyeler, halktan aldıkları geri dönütlere göre yerelde halka/kente karşı görev ve sorumlulukları ile yetkilerinin gereğini yerine getirmeleri hizmetin niteliğini arttırma yanında, halkın demokratik bilinç düzeyini de yükseltecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM SANAT FELSEFESİNDE HAT SANATI VEYA KALEMİN ŞARKISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26840</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26840</guid>
      <author>Osman MUTLUEL</author>
      <description>İnsan sosyal bir varlıktır. Tek başına yaşayan ve diğer insanlarla herhangi bir ilişkisi olmayan insanların sosyal hayatının olması mümkün değildir. Sosyalleşmemiş insanların sanat ve kültür hayatlarının olması da mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında sanat, insanların sahip oldukları kültür, din ve gelenekleri ile aldıkları eğitim sonucu oluşan var olan anlayıştır. İslam sanatları dediğimizde, İslam dinine inanmış ve hayatını buna göre sistemleştirmiş olan insanların oluşturdukları sanatlardan söz etmiş oluruz. Bu sanat türü kutsal bir sanat olmayıp, sadece Müslüman olmuş insanların ortaya koydukları bir sanat türü olarak ele almak gerekir. İslam dininin yapısı gereği İslam sanatları genelde soyut sanat anlayışı çerçevesinde oluşmuştur. Bu sanatlar içinde en etkili olan ve her seviyedeki insanlara ulaşabilen tek sanat türü hat sanatıdır. Çünkü hat sanatı, Kur’an’ın yazımı ile ilgili olduğu için, her inanan insanın ilgisini çekmiştir. Yazının bir sanat objesi olmasının en önemli aşaması, kullanılan kalemin ucunun belli bir açı ile eğik kesilmesidir. Hat kalemi, harflerin yuvarlak hatlarını ortaya çıkarmada ne kadar rahat ve akıcı olursa, hat sanatçısı da sanatını o kadar rahat ortaya koyma imkânına sahiptir. Bir başka açıdan bakıldığında hat sanatını sadece bir sanat olarak ele almak yanlış bir yaklaşım olur. Çünkü hat sanatında yazılan levhaların büyük çoğunluğu ayet veya kutsal metinlerden oluşur. Bu metinler görsel açıdan bir sanat objesi oluştururken, anlamsal açıdan birer öğüttür. Bu nedenle hat sanatı hem sanatsal olarak işlevini yerine getirir, hem de o sanat objesini okuyan sanatseverler sosyal hayatta gerekli önemli kurallar da öğrenmiş olur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE KARŞILAŞILAN SORUNLARA YÖNELİK İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26870</guid>
      <author>Alpaslan OKUR, Abbas ONUK</author>
      <description>Türkçe, dünya dilleri arasında önemli bir yere sahiptir. Sadece belli bir coğrafyada belli bir etnik tarafından konuşulan bir dil değildir. Artık farklı kıtalarda farklı milletler tarafından konuşulan bir dildir. Bu sebeple yabancılara Türkçe öğretimi önemli bir konuma gelmiştir. Bu çalışma yabancılara Türkçe öğretimi konusunda ülkemizde görülen birtakım sorun ve eksiklikleri ele almaktadır. Günümüzde Türkçe, Sibirya’dan Adriyatik kıyılarına kadar son derece geniş bir coğrafyada konuşulmakta ve önemi de hem ülkemizde hem de dünyada günden güne artmaktadır. Birçok insan farklı amaçlarla Türkçe öğrenmekte, birçok kurum ve kuruluş da kendi yöntemleriyle Türkçe öğretmeye çalışmaktadır. Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız, söz konusu kurum ve kuruluşları eleştirip değerini düşürmek değil, aksine dilimiz öğretilirken çok karşılaşılan problemleri tespit edip elimizden geldiğince bu kurum ve kuruluşlara yardımcı olmaktır. Yabancılara Türkçe Öğretimi için hazırlanan eser ve yöntemlerin bir amacı da dilin dört temel becerisinin (dinleme, konuşma, okuma, yazma) birbirine paralel olarak gelişmesine imkân sağlamak olmalıdır. Ancak bazı beceriler ihmal edilmektedir. Çalışmanın amacı bu tip sorunların altını çizmek ve yabancılara Türkçe öğretimini daha etkili ve verimli hale getirmeye çalışmak olacaktır. Böylelikle, Türkçenin yabancılara öğretiminde dünya dilleri arasında önemli bir yere gelmesi sağlanacaktır. Bir dilin dünya dili olabilmesi için standart kurallarla ve zengin yöntemlerle öğretilmesi gerekir. Türkçenin yapısı, yabancılara öğretimi için bu kural ve yöntemlere müsaittir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLÂM HUKUKUNDA ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE TEMEL İLKELER -EMAN AKDİ ÖRNEĞİ ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME-</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26894</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26894</guid>
      <author>Ahmet ÖZDEMİR</author>
      <description>Eman, harbi (darü’l-harb vatandaşı) olanlara, dârü’l-islâm içinde iken kendilerine Müslüman otorite tarafından koruma hakkı veren bir güvenlik taahhüdüdür. Eman ya devlet başkanı tarafından ya da mü'min şahıslar tarafından verilir. Birincisine resmi eman, diğer emana ise gayri resmi eman denir. Resmi eman, ya devlet başkanı ya da temsilcilerinden birisi tarafından bir ülkenin tüm fertlerine, bir şehre ya da birkaç harbi konumunda olan şahsa verilir. Gayri resmi eman ise, talep üzerine hür ya da köle, kadın veya erkek her yetişkin mümin tarafından verilebilir. Hz. Peygamberin hayatı boyunca Medine'yi ziyaret eden ve onunla iş yapan Müslüman olmayan yabancıların birçok örnekleri bulunmaktadır. Bu nedenle, darü’l-harb'den olan herhangi bir kişi için eman verilebilmesi hakkında fıkıh bilginleri arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Eman alan müste'menden, Müslümanların dinî inanç, ibadet ve uygulamalarına saygılı olması beklenir. Eman akdi, belirlenen sürenin dolmasıyla ya da müste'menin kendi isteği ile dârü’l-islâm'ı terk etmesiyle sona ermektedir. Eman uygulamaları, Müslümanların ve gayr-i müslimlerin birbirlerinin ülkelerinde seyahat etmelerine imkân veren bir ilke olarak kabul edilebilir. Buna göre eman akdi, darü’l-harb hükmünde olan bir ülkenin vatandaşının İslâm ülkesinde konukluğu süresince kullandığı bir pasaport işlevi görmektedir. Bu çalışmadan çıkan sonuca göre İslam hukuku, uluslararası ilişkilerde uyulması gereken başlıca ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler, adaletli olmak, misillemede sınırı aşmamak, anlaşmalara sadık olmak ve haksızlık yapmamaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNE MİLLİYETÇİ BİR BAKIŞ (Türk Yurdu Örneği, 1968-1990)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26836</guid>
      <author>Mehmet ÖZMENLİ, Özlem ÖZKOÇ</author>
      <description>Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin inkılâplar aracılığıyla yapılanmaya gittiği Cumhuriyet Döneminde birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da köklü değişimler olmuştur. 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretimde birlik sağlanmış, 1928’de Harf İnkılâbı ile Latin harflerin kullanımına geçilmiş onun hemen akabinde millet mektepleri açılarak eğitim kurumlarına devrim niteliğinde inkılâplar getirilmiştir. Bir milletin adeta yeniden doğuşunun yaşandığı Cumhuriyet Döneminde, ülke olarak kalkınmanın ancak sağlam eğitim temelleri atılarak sağlanacağının idrakinde olan devlet idarecileri çeşitli reformlar yaparak bunu gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Milletin eğitim ve kültür seviyesini artırmak üzere 1940’ta kurulan Köy Enstitüleri ’de bunun en güzel örneğidir. Özellikle incelediğimiz yazarlarımızın üzerinde durduğu yabancı dille eğitimin, en değerli gençlerimizi ezberciliğe yönelten, dolayısıyla onları bilimden soğutan, anlayış, anlatım ve yaratıcılıklarının gelişmesini baltalayan, sağlam meslek bilgileri edinmelerini engelleyen, yabancı dili de üstünkörü bir düzeyde öğrenmelerine ancak yeten çok yanlış bir yöntem olduğunu açık seçik ortaya koymaktadırlar. Cumhuriyet Dönemi öncesi, Cumhuriyet Dönemi ve sonrasına tanıklık eden Türk Ocakları Derneği’nin dergisi olan Türk Yurdu dergisi, siyasi, sosyal, ekonomik alanda yayınlar yapmasının yanı sıra eğitim alanında da bilimsel çalışmalara yer vermiştir. Bu çalışmamızda Türk milliyetçiliğinin en önemli oluşumlarından biri olan Türk Ocakları’nın yayın organı Türk Yurdu Dergisi’nde Cumhuriyet Döneminde 1968-1990 yılları arasında yayınlanan eğitim makalelerinin değerlendirilmesi yoluyla o dönemin eğitim sistemine ışık tutularak milliyetçi bir bakış açısı altında değerlendirilecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIRGIZCA YAZIM KILAVUZLARI-İKİ VE ÇOK DİLLİ SÖZLÜKLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26869</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26869</guid>
      <author>Faruk ÖZTÜRK</author>
      <description>Kıpçak grubunun Türk lehçelerinden biri olan Kırgızcanın yazı dili XX. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında oluşmuştur. Ekim Devrimi’ne [24 Ekim 1917] kadar okuryazar Kırgızlar, Çağatayca kullanıyorlardı. Ekim Devrimi’nin ilk yıllarında okullarda eğitim dili Kazakça ve Tatarca idi. 1923 yılından itibaren ilk defa Kırgızca okul kitapları çıkarılmağa başlanmış, böylece Kırgızca artık resmî dil olarak kullanılmağa başlanmıştır. Kırgızcanın resmî dil olarak kullanılması yazım kılavuzları ve başka sözlüklere olan ihtiyacı da beraberinde meydana getirmiştir. Sözlükler içinde en çok kullanılan sözlükler iki dilli sözlüklerdir. Günümüzde, dillerin başvuru kaynağı niteliğinde olan sözlükler üzerinde yüzlerce çalışma yapılmışsa da bu tür çalışmaların yetersiz olduğu bir gerçektir. Kırgızistan'da bu alanda yapılacak çalışmaların ne kadar önemli olduğu açıkça ortadadır. Bu çalışmada Ekim Devrimi’nden günümüze dek hazırlanmış olan Kırgızca sözlükler incelenerek sınıflandırılmıştır: Bu sınıflandırma şu şekildedir: Yazım kılavuzu, iki ve çok dilli sözlükler, açıklamalı sözlükler, diyalektolojik sözlükler, etimolojik sözlükler, ansiklopedik sözlükler, deyim sözlükleri, ters dizim sözlükleri, eş anlamlılar sözlüğü, zıt anlamlılar sözlüğü, sesteşler sözlüğü, özel isimler sözlüğü, yer adları sözlüğü, dil bilgisi sözlükleri, halk adları sözlüğü, alıntı kelimeler sözlükleri ve terminolojik sözlükler. Bu çalışmada sadece Kırgızca yazım kılavuzları ile iki dilli ve çok dilli sözlükler ele alınmıştır. Sınıflandırmanın geriye kalan kısmı ikinci çalışmada incelenecektir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİN-KİMLİK TARTIŞMALARI EKSENİNDE ZAZACA KONUŞAN ALEVİLERİN ETNİK KİMLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26876</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26876</guid>
      <author>Fevzi RENÇBER</author>
      <description>Modern dönem dini toplulukları arasında, etnik tartışmalar geçmişe oranla daha fazla yapılmaktadır. Öyle ki bir grubun ne olduğu sorusunun bütün cevapları kimlik kapsamında değerlendirilebilir. Bu durum günümüz Türkiye coğrafyasında yaşayan Alevi toplulukları için düşünüldüğünde onların Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Zazaca dilleriyle konuştukları bilinmektedir. Genel olarak Alevi toplumu sınıflandırılırken, onların etnik kökenleri hakkında belirli görüşler ileri sürülmektedir. Fakat Zazaca konuşan Alevilerin etnik kimliği söz konusu olunca birçok fikir ortaya atılmaktadır. Durum bu olunca günümüz Türkiye’sinde özellikle Zazaca konuşan Alevilerle ilgili etnik kimlik tartışmaları halen devam etmektedir. Yaptığımız bu çalışmada Zazaca konuşan Alevilerin etnik kökenleri, siyasal ve ideolojik tartışmalardan uzak, tarihi ve bilimsel veriler ışığında araştırılmıştır. Bu bağlamda, çalışmada Zazaca konuşan Alevilerin etnik köken olarak kendilerini Kürt mü, Türk mü, Farisi mi, yoksa Zaza olarak mı kabul ettikleri sorularına cevap aranmıştır. Araştırmamızın yöntemi, hazırlanan anketlerin deneklere sorulması ve onlardan alınan cevaplar ışığında verilerin analiz edilmesinden ibarettir. Araştırmamızın alanı; Tunceli, Elazığ, Erzincan, Bingöl olmak üzere Zazaca konuşan Alevilerin yaşadıkları farklı bölgelerdir. Araştırmanın objektif ve bilimsel amaçlı olduğu deneklere belirtilmiş, deneklerin soruyu sağduyulu olarak cevaplamaları istenmiş ve deneklerin kimlik bilgileri istenmemiştir. Araştırmamızda Zazaca konuşan Alevilerin etnik köken tartışmalarını değerlendirdikten sonra, ulaştığımız veriler ışığında -vakadan hareketle- Zazaca konuşan Alevilerin kendilerini nasıl tanımladıkları sorusuna cevap vereceğiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>K. KERÎM’DE ALIŞVERİŞTE ÖLÇÜ VE TARTIYA RİÂYET VE BUNU İHLÂLİN GÜNÜMÜZ İŞ HAYATINDAKİ YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26792</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26792</guid>
      <author>Hayati SAKALLIOĞLU</author>
      <description>İnsanları aldatmak çok çirkin bir şeydir. Alışverişte ölçüyü tam yapmak, doğru terazi ile tartmak, ölçü ve tartıyı tam dengeli yapmak çok önemlidir. Göklerin düzeni de bu dengeye bağlıdır. Şuayb(s)’ın kavmi, ölçü ve tartıya hile karıştırdıkları için helak edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm bu örnekle, ticarette hile yapanları uyarmıştır. Ölçü ve tartıya riâyet, insanları aldatmama toplum düzenini sağlar. Bunun tersi hareketler, toplumdaki dengeyi bozması nedeniyle Allah’ın gazabına sebep olur. İnsanları bu tür hilelerden koruyacak en büyük faktör ise ahiret inancıdır. Ahirete inananlar, Allah’tan korkarlar, insanları aldatmaya cesaret edemezler, inanmayanlar ise biraz daha fazla kazanmak için ellerinden gelen hileyi yapmakta bir sakınca görmezler. Sosyal bir varlık olarak insan, doğumundan ölümüne kadar başkalarıyla iletişim kurmak durumundadır. Sosyal hayatta karşılıklı iletişimde gözetilmesi gereken en önemli ilke ahlaktır. Ahlakı ekonomik alandan soyutlamak ise mümkün değildir. Aksi takdirde toplumda güvensizlik ve huzursuzluk kaçınılmaz olacaktır. Günümüzde hızla seyreden teknolojik gelişmeler ve ahlaki erozyon, manevi değerler ve iş ahlakı üzerinde önemli ölçüde tahribata yol açmıştır. Toplumların bugün karşılaştıkları birçok sorunun kaynağı; ekonomik sosyal, kültürel ve politik alanlarda yaşanan gelişmelerde ahlâkî değerlerin ihmal edilmesidir. Sosyal ve ekonomik şartların giderek zorlaştığı bir ortamda insanların gönül, zihin ve vicdan yönünden huzur ve mutluluğu yakalaması, ancak ahlâkî değerlerin bireysel ve sosyal birer erdem olarak yaşatılmasına bağlıdır. Bu çalışmada; Müslümanların iş hayatında uymaları gereken en temel ahlâkî ilkelerden biri olan ölçü ve tartıya riâyet, farklı boyutlarıyla ele alınmış, bu ahlâki ilkeye uymamanın, insanlar arasındaki bütün muameleler ve iş hayatındaki olumsuz yansımaları üzerinde durulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEBZE MALKOÇOĞLU TÜRBESİ'NİN YAPIM ÖZELLİKLERİ VE ÜST ÖRTÜ PROBLEMİNE DAİR ÖNERİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26887</guid>
      <author>Selçuk SEÇKİN</author>
      <description>İzmit/Gebze’de bulunan Malkoçoğlu Mehmet Bey Türbesi, günümüzde mevcut olmayan fakat Halil Edhem Bey tarafından yayımlanan kitâbeye göre, 1385 yılında inşâ edilmiştir. Baldaken türbe planlı, almaşık duvar dokusu ve devşirme malzeme kullanımı ile inşâ edilen yapının, 1920’li yıllara ait bir fotoğrafı bulunmaktadır. Bu fotoğrafta türbenin sadece taşıyıcı sistemi görülmekte olup, üst örtüsüne ait bir bulguya rastlanamamıştır. Yapı ile ilgili olarak araştırma yapan Hasan Zeki Ergezen, Ekrem Hakkı Ayverdi, Orhan Cezmi Tuncer ve Cahide Tamer tarafından hazırlanan restitüsyon önerilerinde türbe ve üst örtü ile ilgili olarak kesin bir sonuca varılamamış olup, 1970-1975 yılında yapılan restorasyonda Koruma Kurulu’nun verdiği karar sonucu kubbe üst örtüsü ile türbenin üzeri kapatılmıştır. Yapının tam olarak belirlenemeyen üst örtüsü ve mimarisi hakkındaki tartışma, 2011 yılında hazırlanan restorasyon projesi kapsamında, türbenin özgün mimarisi ile birlikte tekrar gündeme gelmiş ve tarafımızdan yapılan bir çalışma ile türbenin problemli durumu aydınlatılmıştır. Makale içeriğinde de yukarıda belirtildiği gibi türbenin özellik arzeden ve tartışmalı üst örtü problemi ile mimarisi ele alınarak, yapının Osmanlı Mimarisi’ndeki yeri tartışılacak, ayrıca cephe, kitâbe ve yapım özellikleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASAL İSLAM VE SÖYLEM EGEMENLİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26857</guid>
      <author>Bayram SEVİNÇ</author>
      <description>Siyasal İslam hakkındaki literatürün çoğunluğu, onun 19 ve 20. yüzyılın reel koşullarının etkisiyle ortaya çıktığını kabul etmektedir. Buna göre siyasal İslam, hem emperyal müdahale ve sorunlara refleks hem de iç sistem sorunlarının çözümü için ortaya konan siyasal bir yorumdur. Son dönem söylemlerinde İslam hakkındaki imgelerin bu siyasal biçim üzerinden oluşturulduğu gözlenmektedir. Bu bağlamda siyasal İslam, kültürel İslam’ın gündelik yaşamı biçimlendiren geniş perspektifine karşıt olarak siyasal mücadele söylemi düzleminde sorgulanmaya değer bir profile sahiptir. İslam üzerine söylem ve yorumların geniş kitlelere yayılabilmesi açısından medya belirleyici olmuş ve bu belirleyici tutum, siyasal İslam lehine olmuştur. Dolayısıyla yazılı ve görsel basının -leh veya aleyhte olsun- siyasal İslam’ı önceleyen tutumu, kültürel İslam yorumlarının geri planda kalmasına neden olmuştur. Lehteki tutum, siyasal İslam’ı yüceltmek ve taraftar bulmak için bu bağlamdaki söylemleri dolaşımda tutarken aleyhteki tutum, İslam’ı sert söylem ve eylemle bir araya getirme olasılığı olan siyasal söylemi öncelemiştir. Böylece siyasal İslam’ın söylem egemenliği söz konusu olmuş ve kültürel İslam hem üretilme, hem dolaşıma girme hem de gündelik yaşam için referans olma bağlamında siyasal İslam’a göre dezavantajlı bir konuma zorlanmıştır. Öte yandan siyasal yorumun başatlığı, birçok otantik İslam kavramının dönüşmesine de neden olmuştur. Bu makalede, modern dönemin bir ürünü olarak siyasal İslam ve onun üzerinde yükseldiği söylemin medya ile olan bağı ve bu bağın getirdiği söylem egemenliği problematik olarak seçilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>XVI-XVIII. YÜZYILLARDA OSMANLI MUKÂTAA SİSTEMİNDE YÖNETİM VE ÖRGÜTLENME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26807</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26807</guid>
      <author>Harun ŞAHİN</author>
      <description>Kuruluş yıllarından itibaren sistemli bir mali yapıya sahip olan Osmanlı Devleti, mali teşkilatlanmaya büyük önem vermiştir. Kamu gelirleri içinde büyük paya sahip olan mukâtaa gelirleri, imparatorluğun önemli kaynaklarından birini oluşturmaktaydı. Bu nedenledir ki, mukâtaa gelirlerinin toplanmasına büyük önem verilmiştir. Mukâtaa gelirlerinin tahsili için maliye teşkilatı bünyesinde çeşitli mukâtaa büroları oluşturulmuştur. Gelir getirici faaliyetler büyük ölçüde mukâtaa sistemi içerisinde gerçekleştirilmiştir. Sistem içerisinde geliştirilen iltizam, emanet ve malikâne usulleri ile gelirler kolaylıkla tahsil edilebilmiştir. Mukâtaa sisteminin dâhil bulunduğu merkez maliyesi defterdarlık, hazine yönetimi ve bunlara tabi maliye bürolarından oluşmaktaydı. Merkez maliye dairelerinin görevi ise eyaletlerde ve merkezde oluşan gelir ve harcamaların yönetim ve eşgüdümünü sağlamaktı. Bu bürolarda cizye ve avârız vergilerinin tahsili ile birlikte mukâtaalar da idare edilmekteydi. Merkez maliyesinde vazifeli Vâridâtçı ve Başbaki Kulu, mukâtaa gelirlerinin tahsilinde önemli görevler üstlenmiştir. Ayrıca İç Hazine’ye bağlı bulunan Darphane’nin de mukâtaa idaresindeki rolü önemliydi. Bu dönem merkezde defterdarlığa tabi büyük mukâtaalar Başmukâtaa, Haslar Mukâtaası, Haremeyn Muhasebesi, Haremeyn Mukâtaası, Bursa Mukâtaası, İstanbul Mukâtaası, Kefe Mukâtaası, Maden Mukâtaası, Avlonya ve Eğriboz Mukâtaası bürolarınca takip edilmiştir. İmparatorluk içinde bu bürolarca takip edilen mukâtaa sayısı binleri aşmaktaydı. Değişik vergi ve resimlerden meydana gelen mukâtaalar çok çeşitlilik göstermekteydi. Değişik tipolojik yapı özelliklerine sahip mukâtaalar için tek bir örgütlenme modeli bulunmamaktaydı. Bununla birlikte mukâtaaların bir bölümünü mekân ve muhteva bakımından gruplandırmak mümkündür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞGÖRENLERİN MÜŞTERİ SADAKATİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: KONAKLAMA İŞLETMELERİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26895</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26895</guid>
      <author>Şirvan ŞEN DEMİR, Yusuf GÜNAYDIN</author>
      <description>Konaklama işletmelerinde işgörenler müşteri sadakatinin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu roller yalnızca müşteri sadakati üzerinde değil aynı zamanda konaklama işletmelerinin geleceğinde de etkilidir. Bu çalışmanın temel amacı müşteri sadakati üzerinde işgörenlerin etkisini ortaya çıkarmaktır. Bu amaca ulaşmak için, öncelikle literatürden elde edilen verilerle kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Bu çerçeveye uygun olarak 5’li Likert türü anket hazırlanmıştır. 2012 yılı Mayıs-Ekim ayları arasında Türkiye’de Bodrum destinasyonundaki 5 yıldızlı otellerde tatilini geçirmekte olan yabancı turistlerden, çalışmanın amacına uygun olarak hazırlanmış anket formu aracılığıyla ve yüz yüze görüşme yapılarak 359 kişiden veriler toplanmıştır. Araştırma modeli çerçevesinde elde edilen veriler açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizler kapsamında SPSS programı ile analiz edilmiştir. Açıklayıcı faktör analizi ile verilerin yapısal ve yakınsak geçerliliği yapılmıştır. Sonraki aşamada doğrulayıcı faktör analizi ile bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Faktör grupları arasındaki ilişkileri test etmek için korelasyon analizi, faktör1-4’ün faktör 5 üzerindeki etkisini belirlemek için de regresyon analizi uygulanmıştır. Sonuçta bağımsız değişkenlerin oluşturduğu faktör grupları içinde faktör 1-3 bağımlı değişkenler üzerinde pozitif bir etkiye sahip iken faktör 4’ün etkisinin olmadığı bulunmuştur. Kavramsal bölümde oluşturulan 8 hipotezden 6’sı desteklenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİNDİ’DE OLUŞ-BOZULUŞ YAHUT NİZAM DELİLİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26853</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26853</guid>
      <author>İrfan GÖRKAŞ</author>
      <description>Özet Kindi (ö.866) ilk İslam filozofudur. O kelamdan felsefeye geçişin köprü ismidir. Yine o, İslam’da iki tür felsefe geleneğini başlatan kimsedir. Birincisi “felsefe sözlüğü” oluşturarak sonraki filozoflar için de adeta bir “hudûd”, ikincisi oluş-bozuluş (kevn ve fesad) geleneğidir. Yine bir filozof olarak Kindi Allah’ın varlığının kozmolojik delillerinden nizam deliline yer vermiştir. Nizam delili, Kitabfi’l-ibanetiani’l-illeti’l-karibetili’l-kevnve’l-fesad adlı eserinde yer alır. Doğa yahut görünüşler dünyası Empedokles’in dört unsuru olan ateş, hava, toprak ve su’dan oluşur. Âlemde beş hareket türü vardır. Onlardan birisi ‘oluş ve bozuluş’tur. Oluş, her bir unsurun diğerinden parçalar almasıyla; bozuluş, aldığı parçaların unsurdan ayrılmasıyla gerçekleşir. Oluş ve bozuluş, unsurların aldığı dış tesirlerle gerçekleşir. Dış tesirler unsurlarda dört etki yapar. Galenci bu dört etki, sıcaklık, soğukluk, rutubet ve kuruluk ilkeleridir. Ayrıca her unsurun doğal hareketi vardır. Bu hareketler, merkezden çevreye-çevreden merkeze doğrudur. Oluş ve bozuluşun iki sebebi vardır. Yakın sebep, uzak sebep. Felsefe ilk sebebi ele alır. Kindi’nin nizam delili ise unsurların oluş ve bozuluşu ile onun yakın sebebi arasındaki düzene dayanır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIBRIS’TA KURULMAK İSTENEN FEDERASYONDA EKONOMİK TEDBİRLER VE DIŞ YARDIM MESELESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26882</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26882</guid>
      <author>Soyalp TAMÇELİK</author>
      <description>Bu araştırmada, Kıbrıs’ta kurulmak istenen federasyonun ekonomik yapısındaki koruyucu tedbirler ve dış yardımlar meselesi ele alınmıştır. Buradan hareketle araştırmanın temel amacı, Kıbrıs’ta taraflar arasında cereyan eden görüşmelerde federal devletin ekonomik yapısında yer alması gereken koruyucu tedbirlerin neler olacağı, nasıl çalışacağı, etki mekanizmalarının özelliği ile dış yardımların alınma ve kullanılma şekillerinin nasıl olabileceği gösterilmiştir. Federal devletin kurulmasından sonra tek bir para biriminin kabulü ve tek bir gümrük duvarının ihdası gibi nedenlerden ötürü, ekonominin kötü etkilerini bertaraf edebilmek ve özellikle Türk halkı tarafından idare edilen federe devleti koruyabilmek için özel tedbirlerin ve koruyucu hükümlerin uygulanacağı tahmin edilmektedir. Buna göre Kıbrıs’ta kurulacak yeni sisteme göre her iki federe devlet arasındaki ekonomik ilişkiler, ilk başta belli miktardaki mal ve hizmetlerin koruyucu bir tercih sistemine tâbi tutulacağı ve sınırlı bir serbest ticarete dayanacağı düşünülmektedir. Bu uygulamadaki esas amaç, Kıbrıs Türk sanayini ve ticaretini tahakküm ve olumsuz ekonomik etkilerden korumaktır. Bu gerçekten hareketle araştırma, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kıbrıs’ta kurulması düşünülen ekonomik sistemde koruyucu tedbirlerin neler olabileceği incelenmiştir. İkinci bölümde federal Kıbrıs’ta tüketicinin korunması ile ilgili temel haklar değerlendirilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise kurulacak yeni sisteme göre dış yardımların çeşitleri ve fonksiyonel özellikleri ele alınmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖFKE OLGUSU HAKKINDA SOSYAL PSİKOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26891</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26891</guid>
      <author>Kasım TATLILIOĞLU, Mehmet KARACA</author>
      <description>Genel tanımı ile öfke; “bireyin planları, istek ve gereksinimleri engellendiğinde ya da bir haksızlığa uğradığında ve kendi benliğine yönelik bir tehdit algıladığında yaşadığı bir duygu”dur. Öfke, genellikle suça ve şiddete yönelik davranışlarla ilgili olarak eş ve çocuklara yönelik eziyetlerde ve toplu şiddet olgularında kendini daha sık göstermektedir. Günlük yaşam içinde sıklıkla yaşanan öfke, duygusal temelde en az iki kişinin mutsuzluğuna neden olmaktadır. Öfke, hem yöneldiği hedefi hem de kaynağını olumsuz bir yaşantı içine sokmaktadır. Burada öfkeyi yaşayan için, öfkenin kontrolü, öfkenin yöneldiği kişi içinse, gelen bu öfkeyle nasıl baş edileceği yani nasıl başa çıkabileceği önemli bir sorundur. Duygusal, fizyolojik, bilişsel ve sosyal boyutlarda yaşanan öfkenin, yoğun ve istenmeyen etkileri göz önüne alındığında ciddi sorunlara kaynaklık ettiği görülmektedir. Kontrolsüz öfke hem birey hem de toplum üzerinde inanılmaz olumsuz etkilere neden olmaktadır. Kişilerarası sorunlu ilişkilere, suç işlemeye, boşanmaya, çalışma yaşamında üretkenliğin ve işlevselliğin bozulmasına, fiziksel ve ruhsal sağlıkta önemli sorunlara neden olabilmektedir. Bireyler, duygularına göre davranıp davranmayacaklarına kendileri karar verirler. Öfkenin tüm olumsuzluklarına karşın, olumlu sonuçları da bulunmaktadır. Kişiyi uyarıcı, koruyucu ve harekete geçirici olan işlevleri, bu duygusal yaşantının, yaşamın devamı için ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir. Doğada birçok canlının yaşamını sürdürebilmesi için, kendisine yönelik tehditlere karşı uyarılması; kendisini korumak, yaşamda kalabilmek ve türünü sürdürebilmek için saldırgan davranışlar göstermesi gerekir. Dolayısıyla öfke bir taraftan organizmayı bir problem olduğu konusunda uyarırken, diğer taraftan da organizmanın kendisine zarar verici veya saldırgan davranma eğiliminin farkına varması konusunda etkin bir rol oynar. Bazı kimseler başkalarına göre daha öfkeli olabilmektedirler. Bu durumun nedenleri, genetik, fizyolojik ve sosyal-kültürel olabilir. Öfkeli çocukların huysuz, alıngan ve çabuk kızan özelliklerle doğduğuna ve bu işaretlerin çok erken yaşlardan beri mevcut olduğuna dair araştırma bulguları vardır. Öte taraftan öfkeye yol açan sosyal-kültürel etmenler de vardır. Araştırmalar aile yaşantısının da öfke ifadesinde önemli rolü olduğunu göstermiştir. Buna göre çabuk öfkelenen insanların, tipik olarak yıkıcı, karmaşık ve duygusal iletişimi iyi olmayan dengesiz ailelerden geldiği bildirilmiştir. Klinik perspek</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ATASÖZLERİNDE GİRİŞ VE BİTİŞ KALIPLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26817</guid>
      <author>Mehmet Emin TUĞLUK</author>
      <description>Atasözlerine anlatım zenginliğini katan hiç şüphesiz yerinde ve zamanında kullanılmalarıdır. Bir kitabın anlatamadığını bir atasözü kısa ve özlü bir şekilde anlatır. Kimi zaman gazellerin mısra-ı bercestesi olarak karşımıza çıkar, bazen duvar yazısı olarak hafızalarımızda yer edinir bazen de gazetelerin manşetlerini süslerler. Etkileyici anlatımlarıyla geniş halk topluluklarını peşine takıp sürüklerler. Bu yönüyle toplumun kültür hafızasını büyük bir ustalıkla dile getirip topluma ayna tutarlar. Sözlü edebiyat ürünü olmalarına rağmen yapısal olarak incelediklerinde atasözlerini oluşturan kelimelerin çoğunun rast gele bir araya gelmedikleri belli bir düzen içerisinde bir araya geldikleri görülmektedir. Bu da atasözünü oluşturan toplumun ortak hafıza ve düşünce sistemine sahip olduğunu, bu hafıza ve düşünce sistemin söz dizimine de yansıdığını göstermektedir. Genel olarak ortak bir yapı dâhilinde bir araya gelen bu söz dizimini kullanım kalıbı olarak nitelendirmek mümkündür. Atasözlerinin anlatımının etkili olmasında çeşitli söz sanatlarını kullanmaları kafiye - redif dizimi ve benzeri ahenk unsurları etkili öğelerdir. Bu ahenk öğeleri kadar kullanım kalıplarının da etkileyici anlatıma olan katkısı gözden uzak tutulmamalıdır. Atasözlerinin etkileyici anlatım unsurlardan olan kullanım kalıplarının bazılarına atasözlerinin başında ve sonunda rastlamak mümkündür. Giriş ve bitiş kalıbı olarak adlandırılabilecek olan bu kalıplara; bilmece, masal, tekerleme ve fıkra gibi diğer halk edebiyatı metinlerinde de rastlanır. Ortak akıl ve kültür sonucu oluşan bu kalıplar bir dilin anlatım zenginliği ve esnekliğinin göstergesidir. Bu çalışmada atasözlerinin başlangıç ve bitiş bölümlerinde yer alan giriş ve bitiş kalıpları tespit edilerek bu kalıpların kuruluşları üzerinde durulacak ve kalıplar kendi arasında sınıflandırılmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÖĞRETMENLİK UYGULAMALARINDA KARŞILAŞTIKLARI PROBLEMLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26936</guid>
      <author>Mehmet Nur TUĞLUK</author>
      <description>Araştırmanın amacı, Okul Öncesi Öğretmenlik Uygulamasında karşılaşılan problemlerin çeşitli değişkenler açısından değerlendirilmesidir. Araştırmanının evrenini 2006–2007 öğretim yılında Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda okuyan ve öğretmenlik uygulamasına katılan son sınıf öğretmen adayları oluşturmaktadır. Araştırma örneklemine ise 2006–2007 öğretim yılında Okul Öncesi Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda okuyan 110 öğretmen adayı alınmıştır. Örnekleme alınan öğretmen adaylarının 96’sı kadın 26’sı erkek öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırma altı ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, giriş ve araştırmanın problemi; ikinci bölümde, araştırmanın kuramsal çerçevesi; üçüncü bölümde de, konuyla ilgili yapılan araştırmanların özetleri yer almaktadır. Dördüncü bölümde, araştırmanın yöntemi, evren ve örneklemi, veri toplam teknikleri ver verilerin analizi bulunmaktadır. Beşinci bölümde, araştırma sonucunda ulaşılan bulgular SPSS ( Sosyal Bilimler için İstatistik Programı) ile analiz edilerek tablolar halinde yorumlanmıştır. Bir betimsel çalışma olan bu araştırmada, tarama (survey) modeli kullanılmıştır. Verilerin toplanması için, öğretmen adayı, öğretim elemanı ve uygulama öğretmeni için ayrı olarak anket formları geliştirilmiştir. Araştırma sonucunda şu sonuçlar elde edilmiştir; 1. Öğretmenlik uygulamasında öğrencilerin, öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının öğretmenlik uygulaması ile ilgili görüşleri arasında anlamlı bir fark çıkmamıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN WORLD WİDE WEB (WWW) TUTUMLARININ BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ: DİCLE ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26912</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26912</guid>
      <author>Murat YALMAN</author>
      <description>Günümüzde internet kullanımı her geçen gün artarak, insanlığın vaz geçilmez teknolojileri arasına girmektedir. Kablosuz internetin (wirelees) yaygınlaşmaya başlamasıyla bilgisayarlar, cep telefonu ve netbook gibi cihazlarda çok rahattıkla kullanılabilen internetin, bu araçların yaygınlaşmasına paralel olarak kullanımıda artmaktadır. Bilgi ve eğitim yuvaları olan üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin bilgisayar ve interneti kendi eğitimlerinde yardımcı ders materyali olarak kullanmaları eğitim kalitesini arttırdığı düşünülmektedir (Köse ve Ark., 2007, s:45: Bahar ve Ark., 2009). Eğitim ve öğretimde kullanılan bu tür yeniliklere rağmen akademisyenlerin kendi derslerinde, geleneksel yöntemleri kullanmaları öğrencilerin meslek yaşamlarında karşılaşacakları güncel bilgileri almalarını engellemektedir. Öğrencilerin internet konusundaki bilgi düzeyleri, bu konudaki eksikliklerinin giderilmesine yardımcı olabilir. Bu çalışma ile üniversitede öğrenim görmekte olan öğrencilerin, internete yönelik tutumlarının bağzı değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun için araştırmada Liaw (2002) tarafından geliştirilen “Kişisel özellikler, Bilgisayar Deneyim, Bilgisayar Tutum Ölçeği ve Web Tutum Ölçeği” ‘inden oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcıları 2008-2010 eğitim-öğretim yılları arasında bahar, güz döneminde Dicle Üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerdir. Hazırlanan anket formu, 1197 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinden, frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, F testi ve Tukey HSD testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler ışığında üniversitede eğitim gören öğrencilerin, öğrenim gördükleri fakülteye, öğrenim gördükleri sınıfa, bilgisayar kullanma süreleri ve bilgisayar kullanma tecrübelerine göre internet tutumları değişmektedir. Bunun yanında öğrencilerin internet tutumları, cinsiyet değişkeni açısından anlamlı bir fark içermemektedir (p&gt;0,05).</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAZMA BECERİSİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE BEYİN FIRTINASI TEKNİĞİNİN ETKİLİLİĞİ ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMAYAZMA BECERİSİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE BEYİN FIRTINASI TEKNİĞİNİN ETKİLİLİĞİ ÜZERİNE NİTEL BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26902</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26902</guid>
      <author>, Feridun KARAASLAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, beyin fırtınası tekniğinin ilköğretim ikinci kademe öğrencilerinin yazma becerilerine olan etkisini tespit edebilmek, öğrencilerin yazma becerilerini geliştirmek amacıyla hazırlanacak etkinliklere yönelik öneriler sunmak ayrıca yazma becerisinin bilişsel ve duyuşsal boyutunun öğrencilerin yazılarına nasıl yansıdığına dair çıkarımlar ve değerlendirmeler yapmaktır. Araştırmanın verileri; öğrencilerin yazılı anlatım becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla, beyin fırtınası tekniğinin özelliklerini barındıran farklı konularda hazırlanmış çalışma kâğıtlarından, doküman incelemesi metoduyla elde edilmiştir. Araştırma sonrasında öğrencilerin doldurduğu çalışma kâğıtları teker teker incelenmiş; veriler, belirlenen kod ve kategoriler doğrultusunda söylem ve içerik analizinden geçirilerek öğrencilerin yazma becerileriyle ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Araştırma sonucuna göre beyin fırtınası tekniği, gerek öğrenciyi dersin merkezine alması gerekse sağladığı eğlenceli ortamla, derse katılımı olumlu yönde etkileyebilmektedir. Bununla beraber gerektiğinde grup kültürü oluşturmaya ya da özerk hareket etmeye imkân vermekte, öğrencinin duyuşsal gelişimine katkı sağlamaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, ilgili alanyazın ışığında yorumlanmış, öğrencilerin yazma becerilerini geliştirmek için beyin fırtınası tekniğinin kullanımıyla ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PEDAGOJİK FORMASYON PROGRAMINA DEVAM EDEN ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÖĞRENME STRATEJİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26881</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26881</guid>
      <author>Taha YAZAR, Behçet ORAL , Gülseren ÖZALTAŞ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Pedagojik Formasyon Sertifika Programına devam eden öğretmen adaylarının öğrenme-öğretme sürecinde kullandıkları öğrenme stratejilerinin belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, öğretmen adaylarının öğrenme-öğretme sürecinde kullandıkları öğrenme stratejilerinin cinsiyete ve alana göre farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini 2011-2012 Öğretim yılı Bahar döneminde Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesinde Pedagojik Formasyon eğitimi alan 180 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma evreninin büyük olmamasından ve tamamının ulaşılabilir olmasından ötürü örneklem alma yoluna gidilmemiş, çalışma evrenin tamamına veri toplama aracı uygulanmıştır. Bu araştırma için kullanılan veri toplama aracı, 5‘li likert tipi ölçektir. Veri toplama aracı olarak kullanılan anket; a) Kişisel bilgiler ve b) Öğrenme stratejilerinin belirlenmesini amaçlayan ifadeler (37 madde) olmak üzere iki bölümden oluşmuştur.Veri toplama aracının geçerliliği için alanında uzman öğretim üyelerinin görüş ve önerileri alınmış, gelen görüş ve öneriler doğrultusunda veri toplama aracı geliştirilerek son şeklini almıştır. Ölçeğin Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0.884 olarak hesaplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, “tekrar” ve “anlamayı izleme” stratejileri dışında, cinsiyet değişkeninin öğretmen adaylarının “duyuşsal” “örgütleme” ve “anlamlandırma” stratejilerini kullanma düzeyini etkileyen bir faktör olmadığı anlaşılmaktadır. Araştırma bulgularından, öğretmen adaylarının duyuşsal, tekrar, örgütleme, anlamlandırma ve anlamayı izleme ile ilgili görüşlerinin “alan” değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği, öğretmen adaylarının geldiği “alan”ın öğretmen adaylarının öğrenme stratejilerini kullanma düzeylerini belirleyen bir faktör olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN İÇSEL VE DIŞSAL MOTİVASYON KAYNAKLARI İLE KADEMİK BAŞARILARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26821</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26821</guid>
      <author>Hikmet YAZICI, Fatma ALTUN</author>
      <description>Davranışlara yön veren motivasyonun içsel ve dışsal kaynakları vardır. İçsel ve dışsal motivasyon kaynakları araştırmacılar tarafından geniş şekilde incelenmiş ve aralarındaki ayrım eğitimsel ve gelişimsel çalışmalara ışık tutmuştur. İçsel ve dışsal motivasyon kaynakları hem öğrenme süreci, hem de akademik başarı üzerinde etkilidir. Motivasyon kaynakları ile akademik başarı arasındaki ilişkilerin yapısı öğrenim kademelerine göre farklılık gösterebilmektedir. Bazı öğrenim kademelerinde dışsal, bazı öğrenim kademelerinde ise içsel kaynaklar daha işlevsel hale gelmektedir. Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinin öğrenmeye dönük içsel ve dışsal motivasyon kaynakları ile genel akademik başarıları arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmakatdır. Kesitsel nitelikteki bu çalışma 522 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin 214’ü kadın (% 41.0), 308’si erkektir (% 59.0). Çalışmanın verileri anket yoluyla toplanmış ve Ki Kare istatistiği ile analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, öğrenmeden zevk almak, konuların yararlı olduğuna inanmak, öğrenme merakı, bilgi sahibi olmak, öğrenme ihtiyacını karşılamak, öğrenmeye ilgi duymak gibi içsel motivasyon kaynakları ile akademik başarı arasında anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bu durum içsel motivasyon kaynaklarının akademik performansı arttırdığı anlamına gelir. Dışsal motivasyon kaynakları ile akademik başarı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sınıfta içsel ve dışsal motivasyon kaynakları bir arada yer alabilir. Fakat bu araştırmadaki sonuçlar, üniversite öğrencilerinin genel akademik başarıları üzerinde daha çok içsel kaynakların etkili olduğunu göstermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞE YABANCILAŞMA İLE ÖRGÜTSEL SİNİZM ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26733</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26733</guid>
      <author>Kaya YILDIZ, Nuri AKGÜN , Sevilay YILDIZ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin işe yabancılaşma ile örgütsel sinizm algıları arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Örgütsel sinizm, işgörenin çalıştığı örgüte yönelik geliştirdiği negatif tutum olarak ifade edilebilir. Örgüt yaşamında pek çok farklı faktörün etkisinde kalmak çalışanların örgüte yönelik tutumlarında farklılıklara yol açmaktadır. Bu faktörlerden bazıları çalışanların örgüte yönelik tutumlarını olumlu yönde etkilerken bazıları olumsuz yönde etkilemektedir. Toplumsal yapının içinde yer alan her örgütte olduğu gibi okul örgütünde de yabancılaşma vardır ve tamamen ortadan kaldırılması olanaklı değildir. Önemli olan hissedilen yabancılaşmanın düzeyidir. Yüksek düzeyde yaşanması, okul örgütünün işleyişini tehdit etmekte; sağlıklı biçimde işlevini yerine getirmesini engellemektedir. Öğretmenlerin işe yabancılaşma düzeylerini etkileyen sinizm algılarının bilinmesi önemli görülmüştür. Araştırmanın çalışma evrenini, 2012-2013 öğretim yılında Bolu ili merkez ilçe sınırlarında bulunan ortaokullarda görev yapan 202 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma verileri, ölçeklerle toplanmıştır. Araştırma verileri öğretmenlerden Elma (2003) tarafından geliştirilen “İlköğretim Öğretmenlerinin İşe Yabancılaşması Ölçeği” ve Brandes, Dharwadkar ve Dean (1999) tarafından geliştirilen Kalağan (2009) tarafından Türkçeye uyarlanan “Örgütsel Sinizm Ölçeği” ile toplanmıştır. Araştırmada veriler; SPSS 16.0 paket programında frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma ve korelasyon gibi betimsel istatistiksel işlemlerle analiz edilmiştir. Araştırmada ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin işe yabancılaşma ile örgütsel sinizm arasında bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin işe yabancılaşma ile örgütsel sinizm algıları arasında yüksek düzeyde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EVALUATION OF THE EFFECT OF THE OUTSOURCING ON RESOURCE DEPENDENCY AND TRANSACTION COST APPROACH: A RESEARCH IN KONYA OIZ, TURKEY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26761</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26761</guid>
      <author>Abdullah YILMAZ, Aykut BEDÜK</author>
      <description>Dış kaynak kullanımı, örgütlerin temel yetenekleri dışında kalan faaliyetlerini yapılan bir anlaşma ile kısmen veya tamamen alanında uzman bir hizmet sağlayıcıya veya tedarikçiye devretmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle dış kaynak kullanımı, örgütlerin faaliyetlerini kendi bünyelerinde mi gerçekleştireceği, yoksa örgüt dışında başka birey veya örgüte mi yaptıracağı konusunda bir seçimi yansıtmaktadır. Bu seçim çerçevesinde işlem maliyeti yaklaşımının temel vurgusu, örgütlerden ürettikleri mal ve/veya hizmetlerin, bireyler veya örgütler ile değişim işlemleri esnasında maliyeti en düşük olacak şekilde organize etmelerinin beklenmesidir. Kaynak bağımlılığı yaklaşımı ise örgütlerin tek başlarına ayakta kalamayacağını ve bir örgütün mutlaka çevresiyle işçilik, hammadde veya teçhizat alımı için ilişki içerisine gireceğini belirtmektedir. Bu bağlamda kaynak bağımlılığı yaklaşımı, dış kaynak kullanımı gibi örgütsel işbirliklerinin, kaynak kıtlığını ve belirsizliğini yönetmenin etkin bir yolu olduğunu belirtmektedir. Araştırmada, günümüzün hızla değişen çevre şartları ve acımasız bir hâl alan rekabet koşullarında son derece kritik bir olgu olarak karşımıza çıkan dış kaynak kullanımının, örgütlerin işlem maliyetleri ve kaynaklara olan bağımlılıkları üzerindeki etkisinin, Konya Organize Sanayi Bölgesi’ nde faaliyet gösteren işletmeler üzerinde ölçülmesi ve söz konusu kavramlar arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda öncelikle kaynak bağımlılığı yaklaşımı, işlem maliyeti yaklaşımı ve dış kaynak kullanımına ilişkin kavramsal bir çerçeve ortaya konulmaya çalışılmış, daha sonra ise araştırmanın bulgularına ve sonuçlarına yer verilmiştir. Elde edilen veriler neticesinde yapılan analizlerde, dış kaynak kullanımının kaynak bağımlılığı ve işlem maliyetlerini azalttığı yönünde pozitif bir etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca işlem maliyeti ve kaynak bağımlılığı arasında da negatif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLETİŞİM ARACI METİN VE İŞLEV TİPOLOJİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26845</guid>
      <author>Hasan YILMAZ</author>
      <description>Yüzyıllar boyunca dil araştırmalarında “tümce“, en temel dilbilimsel öge ve dil araştırmalarının temel hareket noktası olarak kabul edildi. 1960’ lı yılların ortalarında ise, edimbilimin dil araştırmalarına etkisiyle birlikte bu yaklaşıma gelen eleştiriler sonucunda “metin” kavramı tümcenin yerini aldı. Bunun sonucunda dilbilimin bir kolu olarak metindilbilim, metinle uğraşan yeni bir bilim dalı olarak ortaya çıktı. Dilbilimin bu genç dalının genel olarak amacı, metni metin olmayandan ayırmak, metinsellik şartlarını ortaya koymak, metin türlerinin tasnifinde bilimsel bir birliktelik sağlayabilmektir. Bu aşamada, amaca ulaşılabildiğinden ve genel geçerli bir “metin” tanımının ve işlev tipolojisinin varlığından söz edemeyiz. Metni, metin olmayandan ayırt etme ve metinlerin tasnif edilmesi çalışmaları başta olmak üzere metnin değişik açılardan araştırma konusu yapıldığı bu bilim dalında, değişik konularda farklı yaklaşımlarda bulunulmakta ve bu genç bilim dalına katkılar sağlanmaya çalışılmaktadır. Dil teorisi üzerine önemli çalışmaları bulunan Bühler’in dili bir araç olarak gören ve iletişimin ana çerçevesini ortaya koyan “Organon” modelini temel alarak yapılan bazı metin işlev tipolojisi çalışmaları bulunmaktadır. Bu modelden etkilenerek oluşturulan önemli tipolojiler arasında Jakobsen, Searl ve son olarak da Brinker’in metin işlev tipolojileri gösterilebilir. Çağımızda metindilbilim alanında önemli çalışmaları olan Brinker, metin işlev tipolojisinin oluşturulması çalışmalarını, “metni” “metin olmayandan” ayırt etme çalışmalarından daha öncelikli ele alınması gerekli bir konu olarak değerlendirmektedir. Adamzik de bu modeliyle, üzerinde farklı yaklaşımların olduğu metinlerin işlev tipolojisinin oluşturulmasına yönelik bir yaklaşımda bulunmuş ve böylece bu alana yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARŞILAŞTIRMALI SİYASET BİLİMİNİN KONUSU VE SEÇME ESERLER BİBLİYOGRAFYASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26892</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26892</guid>
      <author>Nihat YILMAZ</author>
      <description>Karşılaştırmalı Siyaset Bilimi, geçmişi Antik Yunan’a dayanan Siyaset Bilimi’nin önemli bir alt disiplinidir. Bu alanın geçmişi oldukça eski olmakla birlikte yapılan eserlerin önemli bir çoğunluğu ikinci dünya savaşı sonrası dönemde aittir. İkinci Dünya Savaşından günümüze kadarki süreçte sürekli gelişen Karşılaştırmalı Siyaset Bilimi farklı ülkelerin siyasi sistemleri ile ilgili önemli bilgiler sağlıyor olmasından ötürü bugün hâlâ önemsenmektedir. Ülkelerin siyasi sistemleri incelenirken siyasal yapı, siyasal kültür, kurumlar, tarihsel dönüm noktaları vb. gibi birçok alanın araştırılmasını gerektirmektedir. Bu alanların her birinin bileşkesi siyasal sistemi meydana getirmektedir. Dolayısıyla alanlardaki başarı ve ya başarısızlık aynı şekilde siyasal sistemlerin başarı durumunu etkilemektedir. Bu noktada önemli olan diğer bir husus ise başarılı siyasal sistemlerin unsurlarının başarısız olanları için örnek teşkil edecek olmasıdır. Bunun yanında farklı siyasal sistemlerin bazı problemleri çözerken yaşadığı tecrübeler diğer siyasal sistemler için önemli bir alternatif olmaktadır. Bu sayede beklide ülkelerin uzun yıllar yaşayacak oldukları sıkıntıların sonuçları önceden kestirilerek gerekli önlemler alınmış olmaktadır. Ülkelerin yönetim sistemlerinin başarılı bir şekilde faaliyet göstermesinde oldukça önemli olan tüm bu konular Karşılaştırmalı Siyaset Biliminin temel araştırma konuları kapsamında yer almaktadır. Güncelliğini koruyan böyle bir bilim dalının konusu ve bu alanda yapılan eserleri incelemek makalenin temel amacıdır. Bundan dolayı makalede öncelikle Karşılaştırmalı Siyaset Bilimi’nin konusuna değinilmekte ve daha sonra bu alanda literatürüne katkı sağlayan bilim adamları ve onların temel eserleri irdelenmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ İLKÖĞRETİM DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ BÖLÜMÜNDEKİ ÖĞRENCİLERİNİN TEMEL DİNİ BİLGİLER I DERSİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ (BARTIN ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26967</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26967</guid>
      <author>Hasan KURT</author>
      <description>Bu makalede İslami İlimler Fakültesi’nin İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Bölümü’nde okutulan Temel Dini Bilgiler I dersinin konularıyla ilgili öğrencilerin görüşleri değerlendirilmiştir. Temel Dini Bilgiler I dersinde, iman ve iman esaslarıyla ilgili Kelam ilminin alanına giren itikadî konular yer almaktadır. Araştırmanın giriş bölümünde İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri ile İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Bölümlerinin tarihi süreci, Temel Dini Bilgiler I dersinin de konuları hakkında bilgi verilmiştir. Fakültelerle ilgili bu bilgiler bizzat Resmi Gazete ve fakültelerin resmi internet sitelerinden belirlenmiştir. Yöntem başlığı altında araştırmanın deseni, örneklemi, veri toplama aracı ve veri analizine ilişkin teknik bilgiler verilmiştir. Bulgular başlığı altında, araştırmaya konu olan öğrencilerin, iman esaslarıyla ilgili görüşlerini belirlemek amacıyla hazırlanan anket uygulanmıştır. Sonuç bölümünde ise hem tarihi süreç hem de bulgular üzerinde yapılan değerlendirmeler yer almaktadır. Bu çalışma Bartın Üniversitesi örneğinden hareketle yeni kurulmuş İslami İlimler Fakültelerinde okutulan Temel Dini Bilgiler I dersindeki itikadî konuların öğrencilere daha iyi nasıl öğretilebileceğini belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın yeni kurulan bu fakültelerde ilk defa yapılmış olması ve disiplinler arası bir yaklaşımla Kelamî konuların ela alınması bakımından orijinal ve güncel olduğu, bu yönüyle de sonraki çalışmalara da ışık tutacağı düşünülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGEN KIZLAR İÇİN İLİŞKİ GÜCÜ ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇEYE UYARLANMASI: GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26875</guid>
      <author>Eyüp ÇELİK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, ergen kızlar için İlişki Gücü Ölçeğinin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğini incelemektir. Ölçeğin uyarlama çalışmasında ölçeğin yapı geçerliği incelemek için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için Cronbach Alpha formülü kullanılmıştır. Ayrıca ölçeğin madde analizi için t-testi ve düzeltilmiş madde-toplam korelasyonu kullanılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucu ölçeğin orijinal versiyonunda olduğu gibi 7 maddeli tek faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi sonucu ki-kare değerinin (x²= 20.68, sd=12, p= 0.00) anlamlı, diğer uyum indekslerinin de (RMSEA= .065, GFI= .97, AGFI= .92, CFI= .92, IFI= .93, ve SRMR= .05) kabul edilebilir düzeyde olduğu bulunmuştur. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları incelendiğinde ölçeğin Türkçe formunun ölçeğin orijinal faktör yapısına uygun kabul edilebilir uyum indeksleri verdiği görülmektedir. Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için yapılan analiz sonucu iç tutarlılık katsayısı .78 bulunmuştur. Bu bağlamda ölçeğin iç tutarlılık güvenirlik katsayısının yeterli düzeyde olduğu düşünülebilir. Madde analizi için yapılan t-testi (sd= 89) sonuçlarının 3,45 (p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TAŞ ATAN ÇOCUKLARIN SOSYO-KÜLTÜREL VE EKONOMİK ALTYAPISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26832</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26832</guid>
      <author>Süleyman KARACELİL, Mehmet ÇAY</author>
      <description>Ülkemizde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan sosyal-siyasal sorunların merkezinde sadece yetişkinler veya gençler değil artık çocuklar da bulunmaktadır. Son yıllarda kamuoyunda sıkça duyulan “taş atan çocuklar” tabiri bu durumun bir göstergesidir. Bu çalışma Şırnak ili özelinde gösterilerde taş atma sonucunda, ‘örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme’ ve ‘2911 sayılı kanuna muhalefet’ gerekçeleriyle gözaltına alınan ve mahkemesi henüz neticelenmemiş, 26 katılımcı çocuk üzerinde yapılmıştır. Çalışma için bizzat taş atma eylemlerinde fotoğraf, kamera veya benzeri yollarla tespit edilen ve gözaltına alınan, ancak mahkeme kararı olmadığı için “suçludur” deme imkanımızın olmadığı çocukların bizzat kendileri ile görüşme yoluyla veri toplanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden “yarı yapılandırılmış görüşme” metodunun uygulandığı bu araştırmada özellikle teröre meyilli çocukların sosyo-kültürel ve ekonomik alt yapılarını tespit etmek, bu eylemlere katılma ile belirtilen unsurlar arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmaktadır. Ayrıca terörü ortaya çıkaran nedenlerin tespitinin yanında bir takım çözüm önerileri dile getirmek bu araştırmanın amaçları arasındadır. Çalışmada çok küçük yaşlardan itibaren taş atma eylemlerinin gerçekleştiği, çocuğu birinci derece korumak ve muhafaza etmek ile yükümlü aile müessesi, çevre, okul vb. unsurların görevini icra edemediği, zafiyet sergiledikleri tespit edilmiştir. Bu tür olayların önüne geçmek için önleyici tedbirler çerçevesinde ailenin, okulun ve çevre unsurlarının sahip oldukları misyonu gerçekleştirecek değerlerle yeniden donatılması gerekmektedir. Bu çalışmada yıllarca Şırnak’ta görev yapan, sosyal hizmetlerde bulunan, terör, eğitim ve din merkezli çalışmalar yapan araştırmacıların gözlemleri de yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DARÜRRAHAT (RAHAT ÜLKE) MÜSLÜMANLARI: KENT ÜTOPYASI MI?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26893</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26893</guid>
      <author>Bilge Kağan ŞAKACI</author>
      <description>Ütopya "hem hiç bir yerdir (outopia) hem de iyi bir yerdir (eutopia)". Ütopyanın kelime anlamıyla özü "mümkün olmayan, ancak insanın bulunmak için heves ettiği bir dünyada yaşamak"tır. İsmail Gaspıralı (1851-1914) , ideolog, yazar, gazeteci, yayımcı, eğitimci ve belediye başkanıydı. Gaspıralı’nın Darürrahat (Rahat Ülke) Müslümanları eseri önce Frengistan Mektupları’nın devamı olarak Tercüman Gazetesi’nde yayınlanmış, daha sonra 1891’de kitap halinde birlikte basılmıştır. Darürrahat Müslümanları’nda olayların geçtiği mekân olarak Endülüs seçilmiştir. Gaspıralı, ana karakter aracılığıyla ideal bir Müslüman devletinin çerçevesini çizer. Çalışmanın amacı Darürrahat’ın bir ütopya olup olmadığının sorgulanmasıdır. Bu çerçevede çalışmada öncelikli olarak ütopya kavramının niteliklerini ortaya konulmaya çalışılmış ondan sonra da bu nitelikler çerçevesinde “Darürrahat Müslümanları” eseri incelenmiştir. Bu çerçevede; - Öyküdür. - Eleştirel bir yapıdadır. - Tarihseldir. - Devrimci hatta yıkıcıdır. - İdeal sistem farklı bir yerdedir ve mekânsal olarak dışa kapalıdır. Mekânı geniştir. - Ziyaretçi, hem kendisinin hem de eski toplumun azgelişmişliği üzerinde düşünceye dalmaktadır. - Ziyaretçi kendi toplumuna – rüyada ya da kabusvari – döner. - İnsanın özsel olarak iyi olduğu görüşündedir. - Akılcı yaşam modern ütopyada herkese açıktır. - Geleceğin kestirilebilir olduğu inancı mevcuttur. - Ütopyanın temel amacının insanın yeryüzündeki refahı olduğu vurgulanmaktadır. - Adil bir yönetim vardır. - Eşitlik mevcuttur. - Filozof yöneticiler vardır. - İç ve dış mekânların ayrıntılı betimlenmektedir. - Ortak yaşam alanları mevcuttur. - Eğitime çok önem verilmektedir. Çalışma literatür taramasına dayalı kuramsal bir çalışmadır. Tartışma birincil kaynaklar ekseninde sürdürülürken, ikincil kaynak kullanımıyla derinleştirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ AZINLIK POLİTİKALARINDAN BİRİSİ OLAN İHTİYAT ASKERLİĞİNDE SÜRYANİ KADİMLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26954</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26954</guid>
      <author>Haşim ERDOĞAN</author>
      <description>II. Dünya Savaşı Türkiye’yi Balkanlardan tehdit etmeye başladığında Cumhuriyet Hükûmeti bir tedbir olarak Türkiye’de yaşayan gayrimüslim cemaatlerden biri olan Süryani Kadimleri de ihtiyat askerliğine almıştır. Türkiye’de sadece gayrimüslimler için uygulanan bu askerliğe ülkedeki gayrimüslim cemaatlerden Süryaniler, Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler alınmışlardır. Ülkede yaşayan gayrimüslim ahalinin herhangi bir savaş sırasında hangi tarafta yer alacakları ve tavırlarının ne olacağı tam olarak bilinemediğinden hükümet böyle bir uygulamaya gitmiştir. Bu askerlik sırasında Süryanilerin cemaat teşkilatlanmasında olduğu gibi din adamları kendi cemaatlerinin bulunduğu taburlara başkanlık ederek onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmiş ve onları bir arada tutmuşlardır. Süryanilerle birlikte diğer gayrimüslimlere askerlik hizmeti sırasında bazı ayrıcalıklar da verilmiştir. Özellikle dini ayrıcalık olarak ibadetlerinin büyük bir bölümünü rahatça yapabildikleri görülür. Tedbir amaçlı oluşturulan bu ihtiyat birlikleri yol, köprü ve havaalanı gibi yerlerin inşaatlarında görevlendirilmişlerdir. Süryaniler, 20 dönem halinde askere alındıkları için, bu olaya 20 Kur’a Nafia askerliği de denir. Süryaniler ihtiyat dönemi askerliklerini İhtiyat eri olarak Manisa Akhisar’da yapmışlardır. İhtiyat dönemi askerliği genel olarak Kadim Süryaniler arasında huzursuzluk yaratmış ve böyle bir işe gönülsüz yaklaşmışlardır. Nafia Vekaleti’ne bağlı birliklerde görev yapan bu gayrimüslim gruplar mevsimin kışa yaklaşması sırasında 4 aylık izinlere ayrılırlardı. Birçoğu izin süreleri sona erdiğinde yeniden ihtiyatlığa alınmamak adına ülkeyi terk etmişler ve bu durum Süryanilerin Türkiye’den göç edişinin önemli bir sebebini oluşturmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


