






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2013 Sayı 6 Issue 8</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=560</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>KAMU HARCAMALARININ ENFLASYONİST ETKİSİNİN EKONOMETRİK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26873</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26873</guid>
      <author>Taner AKÇACI, Esra KARAPINAR KOCAĞ</author>
      <description>İktisat politikasının günümüze kadar en önemli sorunlarından biri olan enflasyon, iktisat yazınında her zaman dikkati çeken bir konu olmuştur. Ekonomik düzenin işleyişinde bir istikrarsızlık göstergesi olan enflasyon, üretim azalması, bütçe açıklarının artması, refah düzeyinin düşmesi, gelir dağılımının bozulması gibi gerek ekonomik gerekse sosyal pek çok olumsuz sonucu olabilen önemli bir problemdir. Enflasyonun parasal ve fiskal nedenleri arasında, refah devleti anlayışı çerçevesinde kamunun ekonomideki payının artmasına paralel olarak, bütçe açıkları ve kamu harcamaları öne çıkmaktadır. Modern anlamda kamu harcamaları, kamu otoritelerinin toplumsal ihtiyaçları karşılamak, sosyal ve ekonomik hayata müdahalelerde bulunmak üzere belirli kurallara göre yaptıkları harcamalardır. Bir ülkede bir taraftan söz konusu harcamalar yapılırken diğer taraftan enflasyonun, belli bir seviyede tutulması amacıyla bir takım hedeflemeler yapılmakta ve ona uygun politikalar uygulanmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, kamu harcamalarının enflasyona olan etkisini harcama çeşitleri açısından irdelemektir. Çalışmada, 2006:01-2012:12 dönemine ait aylık veriler kullanılarak, Johansen eşbütünleşme ve Granger nedensellik analizleri uygulanmıştır. Sonuç olarak, personel, transfer, mal-hizmet harcamaları ve faiz ödemelerinden enflasyona doğru kısa dönemde, tek yönlü Granger nedeni tespit edilmiştir. Buna karşılık, kamu sermaye harcamalarından enflasyona doğru nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir. Uzun dönemde, TÜFE serisinin bağımlı değişken olduğu modelde kamu harcama türlerinin enflasyona olan nedenselliği istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sartre'da Benliğin Oluşum Serüveni: Mekanın Çağrısı</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26983</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26983</guid>
      <author>Gülay ÖZDEMİR AKGÜNDÜZ</author>
      <description>Felsefe ve kent arasındaki ilişki, ilkçağ düşüncesinden bu yana felsefenin temel sorunsallarından biri olmuştur. Sokrates, Aristoteles ve Platon, polise uygun yaşayan vatandaşların, iyi yaşama sanatını elde edebildiklerini düşünürler. Modern çağın gelişen kentleri ve bu gelişmenin ortaya çıkardığı, çeşitlendirdiği ‘bir arada yaşama’ ilişkin problemler, günümüzde de felsefenin ilgi alanlarından birini oluşturur. Bu açıdan Sartre düşüncesi, kentsel yaşama odaklanır; insan gerçekliğinin zamansal ve mekansal ilişkiselliğini, sokakların özgürlük söylemine yönlendirir ve böylece felsefe ile kentin karşılıklı belirlenimini açığa çıkararak, etik farkındalık bilincini geliştirir. Sartre düşünsel gelişimi süresince, bilinçler çoğulluğunun bir arada etik yaşam olanaklarını sorgular ve insanları, kendi özgür seçimleri aracılığıyla, ötekine dair karşılıklılığa dayalı etik ilişkiler kurmaya, onların özgürlüklerini tanımaya ve bu özgürlüklere saygı duymaya davet eder. Bu açıdan Sartre’ın özgürlük etiği, en temelde insan gerçekliğinin kendini sorgulama, dünyaya ve ötekilere yönelerek kendini anlama, oluş sürecinde daima kendini yaratma etkinliğine dayanır. Bilinç, varoluşsal olarak ötekine bağlı olduğu için, kendini tanıma ve görme açısından, ötekinin dışsal bakışına yazgılıdır. Dolayısıyla insan varlığının dışsallığı, ötekinin bakışı aracılığıyla nesnelliğe dönüşür ve bu nesnellik, insanın öznellik iddiasının bütünleyici bir yönü olarak algılanmalıdır. Sartre, çeşitli şehirlerin içinde, bu şehirleri oluşturan kalabalıkları gözlemleyerek, mekanların sessiz ve görünmez çığlığına kulak verip, algılama, yabancılaşma ve ötekileştirme tutumlarını inceler; kalabalıklardaki yalnızlıkları eleştirip, insan gerçekliğini etik farkındalığa çağırır. Böylece sürekli yeni mekanların üretimi nedeniyle, mekanın tarihselliği, aslında insan ilişkilerinin tarihselliğini açımlar. Sartre da bu tarihsel içinde, mekanların sesini dillendirip, özgürlüğe dair etik ilişkilerin olanağını, mekanın dilsizliğinde açığa çıkarmaya çalışır. Sartre’ın ilişkilere yönelik betimlemelerine kulak vermek, ötekileştirmeye dair etik problemlere yeni ve farklı bakış açıları sağlayacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKRANLARIN SOSYAL BECERİLERE MODEL OLDUĞU DOĞRUDAN ÖĞRETİMİN ZİHİNSEL ENGELLİ ÖĞRENCİNİN SOSYAL BECERİLERİ KAZANMASI SÜRDÜRMESİ GENELLEMESİ VE SOSYAL KABULÜNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26978</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26978</guid>
      <author>Serpil ALPTEKİNProf. Dr. Mehmet ÖZYÜREK</author>
      <description>Bu araştırmanın genel amacı birlikte eğitim ortamına devam eden zihinsel yetersizliği olan öğrenciye akran modellerden yararlanarak yapılan doğrudan öğretimin sosyal becerileri kazandırmada, sürdürmede ve genellemedeki etkililiğini ve birlikte eğitim ortamına devam eden zihinsel yetersizliği olan öğrenciye sosyal beceriler kazandırılırken akranların model olarak etkileşimde bulunması ve sosyal becerileri kazanmasının birlikte, akranların sosyal kabulüne etkisini belirlemektir. Araştırmanın birinci amacı olan “birlikte eğitim ortamına devam eden zihinsel yetersizliği olan öğrenciye akran modellerden yararlanarak doğrudan öğretimin sosyal becerileri kazandırmada, sürdürmede ve genellemede ki etkililiğini belirlemek” amacıyla tek denekli deneysel desenlerden “davranışlar arası çoklu yoklama deseni” kullanılmıştır. İkinci amacı olan “birlikte eğitim ortamına devam eden zihinsel yetersizliği olan öğrenciye sosyal beceriler kazandırılırken akranların model olarak etkileşimde bulunması ve sosyal becerileri kazanmasının birlikte, akranların sosyal kabulüne etkisini belirlemek” amacıyla deneme öncesi modellerden “tek grup öntest - sontest modeli” kullanılmıştır. Araştırmanın denekleri, 2008-2009 öğretim yılında, Ankara ili Yenimahalle ilçe sınırları içerisinde bulunan Demetevler İlköğretim Okulu’nda, 5D sınıfına devam eden, eylem bildiren 3-4 kelimelik yönergeleri yerine getiren, model olunduğunda 3-4 kelimelik cümle kuran ve sorulan sorulara 3-4 kelimelik cümlelerle cevap veren, aynı zamanda teşekkür etme, yardım etme ve izin isteme becerilerini öğrenmeye gereksinimi bulunan, zihinsel yetersizliği olan bir öğrenci ve bu zihinsel yetersizliği olan öğrencinin sınıfında bulunan (otuzaltı öğrenci) akranlardır. Araştırmada, öğrencinin öğretim öncesinde ve sonrasında teşekkür etme, yardım etme ve izin isteme becerilerindeki düzeyini belirlemek amacıyla, Sosyal Beceri Kontrol Listesi; öğretim sırasında öğrencilerin ilerlemelerini kaydetmek amacıyla İlerleme Kayıt Çizelgeleri geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Sosyal becerileri kazandırma uygulamalarının, uygulayıcı tarafından güvenilir uygulanıp uygulanmadığını belirlemek amacıyla Uygulama Güvenirliği Formları; sosyal geçerliğini saptamak amacıyla Sosyal Geçerlik Formları geliştirilmiş ve uygulanmıştır. Ayrıca zihinsel engelli öğrencinin sınıfında bulunan akranların sosyal kabul düzeylerini belirlemek amacıyla “Sosyal Kabul Ölçeği (SKÖ)” seçilmiş ve uygulanmıştır. Deneğe sosyal becerilerdeki davranışları akranların model</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ KULLANIMI: BÜRO YÖNETİMİ VE SEKRETERLİK ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26997</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26997</guid>
      <author>Onur KÖKSAL,Tugay ARAT,Abdullah ERDEN</author>
      <description>Teknoloji, insanlığın mevcut araç ve gereçleri kullanarak hayatı kolaylaştırmaları için geliştirilmektedir. Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan hızlı değişim, tüm hayatımızı etkilemektedir. Teknolojik gelişmelerin, yaşamın her boyutunda olumlu etkileri bulunmaktadır. İletişim teknolojileri, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ofis ortamlarını ve ofiste yapılan işlerin niteliğini değiştirmektedir. Bürolarda kullanılan teknolojiler, büro çalışanlarının verimliliklerine, iş hacmine ve kalitesine direkt etki yapmaktadır. Büroların bilgi üretebilmeleri için makinelere ve bu makineleri kullanabilen, gerektiğinde arızaları giderebilen, bakımlarını yapabilen bilgili, eğitimli insanlara ihtiyaç bulunmaktadır. Dolayısıyla büro çalışanlarının, iletişim teknolojileri bilgi düzeyleri araştırmaya değer önemli bir konudur. Bu çalışmanın amacı, ileride bir büro çalışanı olacak olan Büro Yönetimi ve Sekreterlik öğrencilerinin iletişim teknolojileri bilgi düzeylerini tespit ederek öneriler geliştirmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜRLERARASI BİR BİLGİ KÖPRÜSÜ OLARAK İSRAİLİYAT VE OSMANLI HALK KÜLTÜRÜNDEKİ YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26994</guid>
      <author>Hidayet AYDAR</author>
      <description>İsrâiliyât, başta Yahudi kültüründen olmak üzere Hıristiyan, Fars, Hind, Orta Asya ve hatta Çin kültüründen İslam kültürüne geçmiş bilgilerin genel adıdır. Bu bilgiler daha çok İsrâiloğulları diye bilinen Yahudilerden geçtiği için İsrâiliyât diye isimlendirilmiştir. Ancak İslam’ın ortaya çıktığı bölge olan Orta Doğu’ya yakın olan diğer kültürlerden de önemli miktarda bilgi akışı olmuştur. Bilhassa bölgenin önemli bir dini olan Hıristiyanlıktan ve yine o zamanlar Hıristiyan bir toplum olan Bizans/Grek kültüründen de önemli miktarda bilgi ve haber İslam kültürüne girmiştir. Bunun yanında yine bölgenin önemli bir medeniyet ve kültür havzası olan İran kültürü, dünyanın en eski kültürlerinden birini oluşturan Hind ve Çin kültürü ve özellikle de Orta Asya bölgesinde yaşayan Türk/şaman kültürüne ait bazı kültürel unsurlar da bir ölçüde İslam kültür hazinesi arasındaki yerini almıştır. İsrâilî haber ve bilgiler İslam’ın peygamberi Hz. Muhammed döneminden itibaren İslam kültürüne geçmeye başlamıştır. Bu dönemde ağırlıklı olarak Yahudi din kültürü Müslümanların ilgisini çekmiştir. Zira Kur’an, Yahudilerin geçmişinden, İsrâiloğulları tarihinden, onların kutsal kitaplarından, peygamberlerinden ve diğer önemli şahsiyetlerinden sık sık bahsediyor, onlara ait bazı bilgiler sunuyordu. Kur’an’ın uzun uzadıya bahsetmeyip sadece temasta bulunduğu bu hususlarla ilgili geniş bilgi almak üzere Müslümanlar, aralarında yaşayan Yahudilere sorular soruyor, onların verdiği cevapları konuyla ilgili önemli bir bilgi olarak alıyorlardı. Daha sonraki dönemlerde İslam coğrafyasının gelişmesine ve genişlemesine paralel olarak yeni karşılaşılan kültürlerden de bilgi akımı meydana gelmeye başladı. Pek çok İslâmî kaynakta yer alan isrâilî haberlere zaman zaman tepkiler de gösterilmiştir. Bu konuda Müslümanların kutsal kitabı Kur’an ve yine Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed olumlu veya olumsuz tepkiler ortaya koymuş, buna göre isrâilî haberler karşısında takınılacak tavır konusunda bir çerçeve belirlenmiştir. Diğer Müslüman âlimler de belirlenen bu çerçeve içerisinden bir takım tepkiler geliştirmişlerdir. Ancak öyle veya böyle bu isrâilî haberler İslâmî kaynakların büyük bir kısmına girmiş, bu kaynakları okuyanlar üzerinde de ciddi bir etki meydana getirmiştir. Bu cümleden olarak Müslüman Osmanlı halkının inanca dayalı kültürleri üzerinde de isrâiliyâtın büyük bir etkisi olmuştur. Osmanlı halkının beslendiği ve bolca istifade ettiği dini kaynaklarda çok sayıda isrâilî haber ve bilgi</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FÂZIL’IN ÇENGİLERİ: ÇENGÎNÂME ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29360</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29360</guid>
      <author>Neslihan KOÇ KESKİN , </author>
      <description>Fâzıl Bey, 1757-1810 yılları arasında yaşamış, Enderûn’da yetiştiği için “Enderûnlu Fâzıl” olarak anılan Divân, Defter-i Aşk, Hûbânnâme, Zenânnâme ve Çengînâme adlı eserleri olan</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19. YÜZYILIN İLK YARISIN’A KADAR İRAN’DA ASKERÎ ALANDA YENİLEŞME HAREKETLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29361</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29361</guid>
      <author>Manizeh SADRİ , </author>
      <description>"İran ordusunda yenileşme İran-Rus savaşlarından sonra başlamıştı. Görünüşe göre ordunun yenilenmesi konusunda İran, Osmanlı İmparatorluğu ile aynı amaçları taşımakta üstelik yenileşme çabalarının nedenleri de benzeşmekteydi. Her ikisi de özellikle Ruslara karşı aldıkları yenilgileri tersine çevirme kaygısı taşımıştır. Her iki siyasi örgütlenmede de yeniliklerin askeri alanda belirginleştiğini söyleyebiliriz. Kaçar şahları Osmanlı sultanları gibi ordudaki gelişmeyi sadece savunma için değil, aynı zamanda hücum için de istemişlerdir. Rusya’nın amansız baskılarına karşı savunma yapmayı çok istedikleri gibi Afganistan ve Kafkasya’daki topraklarını da geri almayı amaçlamışlardır. Bu, onların yenileşmeye olan inançlarına meşruiyet kazandırmış aynı zamanda saltanatlarını güçlendirmiştir. Askerî yenilikler son tahlilde merkezileşmeye olanak sağladığı ve devlet yöneticilerinin etkinliğini de arttırdığından daha istekli bir program izlenmesine neden olmuştur. Öte yandan askeri alandaki yenilikler sadece şahın devlet içindeki ağırlığının belirginleşmesine yardım etmemiş aynı zamanda beyler, saray mensupları, diğer büyük makam sahipleri, hanlar ve ulema gibi İran askeri ve siyasi nüfuz sahiplerine karşı da bir denge unsuru olarak ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Askeri alandaki yeni düzenlemeler tayin edici bir örnek olmuştur. Her ne kadar yeni ordunun savaşta eski ordudan daha iyi ve faydalı olacağı ilk zamanlarda belli olmamışsa da onun en büyük ayrıcalığı tamamen şaha bağlı olması ve ülkenin genel güvenliğinin teminatı olarak daha modern ve güçlü hale gelmesi idi.&lt;"</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SENED-İ İTTİFAK’IN ORTAYA ÇIKIŞI ve İNSAN HAKLARI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29362</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29362</guid>
      <author>Zehra ASLAN , </author>
      <description>XVII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’nun eyaletlerinde mali, idari ve askeri kanunların oluşturduğu zeminin de etkisi ile âyânlar, 1808 yılına gelindiğinde devletin karşısında büyük bir güç olarak ortaya çıkmışlardır. III. Selim’in 1807 yılında Kabakçı Mustafa isyanı ile tahttan indirilmesi üzerine Alemdar Mustafa Paşa, taşrada yok olan merkezi otoriteyi tekrar tesis etmek amacıyla âyanlarla anlaşma yoluna gitmiş, böylece giriş, yedi şart ve bir ekten oluşan Sened-i İttifak belgesi ortaya çıkmıştır. Sened-i ittifak'ta birinci kuşak insan haklarının varlığının en açık yansıması, beşinci şartta yer alan işkence yasağı, kimseye haksızlık yapılmaması, suçluluğun önce teyit edilmesi vb. ifadelerdir. Belgenin dördüncü ve altıncı şartlarında da birinci kuşak hakların kapsamında yer alan hususlar bulunmaktadır. İkinci kuşak hakların ise Sened-i İttifak’ta çok az yer bulduğu görülmektedir. Vergilendirmenin haksız yapılmaması, devlet gelirlerinin toplanması gibi ekonomik hakların mevcut olduğu belgede, sosyal ve kültürel haklar bulunmamaktadır. Bu çerçevede üçüncü ve yedinci şartlar, ikinci kuşak hakların kapsamı içerisinde değerlendirilmiştir. Bu makalede Türk anayasal gelişmelerinde ilk belge olarak da görülen Sened-i İttifak'ın ortaya çıkışına zemin hazırlayan gelişmeler kısaca ortaya konularak, belgenin içeriği insan hakları yönünden değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme, medeni ve siyasi haklar ya da klasik haklar olarak da adlandırılan birinci kuşak haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklar da denilen ikinci kuşak hakları kapsamaktadır.&lt;</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAPISALCI YÖNTEM AÇISINDAN ‘ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YER’ FİLMİNE İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29363</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29363</guid>
      <author>Mustafa SÖZEN , </author>
      <description>Sosyolojiden mimariye dek birçok uygulama alanı olan yapısalcı çözümleme, masal, tiyatro, roman, sinema gibi anlatı metnine sahip alanlarda daha ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Yapısalcı çözümleme, tümeli oluşturan öğelerin saptanıp, anlatı metninde yer alan bu öğelerin nasıl bir kurulum içinde birbirleriyle ilişkilendirildiklerinin bulunması esasına dayanmaktadır. Yapısalcı çözümlemede yapı araştırması başlıca iki şekilde uygulanmaktadır. İlki, yapı kavramını tek bir esere ya da bir grup esere uygulamak, bir tek ya da bir grup eserin yapısını ortaya çıkarmaktır. İkinci tür uygulama ise eseri amaç edinmemekte, o sanat alanının kendisini odağına alıp, onun sistemini bulmaya çalışmaktadır. Yapısalcılık, bu yaklaşımlarda mutlak bir sonuç bulmayı hedeflememekte, anlatı inşasının genel konumu bulmaya çalışmaktadır. Çünkü hiçbir metin araştırma konusu üzerindeki her şeyi söyleyebilecek ve metnin bütün anlam öğelerini açıklayabilecek durumda değildir. Çalışmanın temel problematiği daha çok edebiyat ve tiyatro metinlerinde uygulaması görülen yapısalcı çözümleme yönteminin, sinemasal anlatı gibi farklı alandaki örneklerinden birini vermektir. Yapısalcı çözümlemenin Türk Sinemasına ait anlatılarda uygulanmış örnekleri neredeyse yok gibidir ve bu eksiklik de çalışmanın nedenini oluşturmuştur. Bu çalışmada, yönetmenliğini İsmail Güneş’in yaptığı ‘Ateşin Düştüğü Yer’ adlı film çözümleme nesnesi olarak ele alınmış; anlatı metni kesitlere ayrılarak, dizisel ve dizimsel bağıntılar içinde, tüm anlamı yansıtan yapının nasıl oluşturulduğu bulunmaya çalışılmıştır. Çözümleme, öykünün kurulumu, metnin anlambirimleri ve çatışmaların inşası düzlemleri üzerinden oluşturulmuştur. Bunlar, farklı varyasyonlara sahip bütün yapısalcı çözümlemelere ait ortak paydaları oluşturan düzlemlerdir. &lt;</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE EMERGENCE OF THE WORK SCHOOL IN TURKEY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27004</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27004</guid>
      <author>Betül BATIR</author>
      <description>18.yüzyıl Avrupa'sı, Aydınlanma döneminin etkisiyle bir eşitlik savaşı vermekteydi. 1789 yılında Fransa'da gerçekleşen özgürlük, eşitlik, adalet ve kardeşlik fikirleri kısa sürede tüm Avrupa'yı etkisi altına almıştı. Aydınlanma döneminden Fransız İhtilaline kadar geçen sürede mutlakıyet yönetiminin etkisinde olan devletler ve ülkenin sahibi olarak görülen kralların yetkileri kısıtlanmıştı. Böylece bu tarihe kadar ezilen ve hakları olmayan halk, özellikle köylerde yaşayan halk eşitlik olgusuyla birlikte haklara sahip olmaya başlamıştı. Bu haklardan birisi ve en önemlisi de eğitim hakkıydı. Sosyal Eğitimi, yoksul halkın eğitimini savunan Johann Heinrich Pestalozzi tam da yaşanılan bu eşitlik arayışları içerisinde eğitimci olarak görev yapmış ve eğitimin sosyalleşmesi, eğitim hakkının eşit şekilde dağıtılmasının mücadelesini vermiştir. Pestalozzi'nin yaşadığı dönemde sınıfsal farklılar mevcuttur ve en ezilen sınıfsal tabaka ise yoksullar yani halktır. O, yaşadığı dönemde "Sosyal Eğitim" kavramını getirmiş ve eğitim hakkından yoksun olan halkı eğitmekle kalmamış, onları hayatın içinde, ihtiyaçlara uygun olarak üretici bireyler olarak yetişmelerini sağlamıştır. Sosyal Eğitim fikrinde Pestalozzi ile birleşen George Kerschensteiner da halkın eğitimi üzerinde durmuş ve kendisi eğitim tarihi literatürüne "İş Okulu" kavramını getirmiştir. Kerschensteiner'in yaşadığı dönemde ülkesi Almanya'da siyasi birlik kurulmuş, ekonomik ve siyasi yapılanma ile meşgul olan ülkenin yakın zamanda büyük bir dünya savaşına baş aktör olarak katılması devleti olumsuz yönde etkilemiştir. Bu olumsuzluklardan en çok etkilenen de halk olmuştur. Benzer siyasi ve ekonomik sıkıntıların yaşandığı ülke olarak Türkiye'de de bu olumsuzluklar en çok halkı etkilemiştir. 20.yüzyılın başlarında ölüm kalım savaşı veren bir devletin yeniden yapılanması sırasında eğitim ideolojisi halk eğitimi, sosyal eğitim olmuştur. Halkın eğitilmesi, köylü halkın eğitilmesi temel hedef iken, 2. hedefte üretime dayalı, işe dayalı bir eğitim anlayışı olarak gerçekleşmiştir. Bu anlamda Pestalozzi ve Kerschensteiner'in halk eğitimi, iş eğitimi fikirlerini savunan ve onların eserlerinden yaptığı tercümelerle bu fikirleri Türkiye'ye yerleştiren eğitimcilerden birisi İsmail Hakkı Tonguç'tur. İsmail Hakkı Tonguç'un diğer tercüme yapan ve bu fikirleri ülkeye kazandıran eğitimcilerden farkı, bu fikirleri uygulamaya geçiren bir isim olmasıdır. Çalışmamızda Pestalozzi ve Kerschensteiner'in sosyal eğitim ve İş okulu fik</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE HEADSCARF QUESTION IN TURKEY: THE EXAMPLES OF THE AKP AND THE CHP</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26975</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26975</guid>
      <author>Şebnem CANSUN</author>
      <description>Bu çalışma Türkiye’deki iki ana siyasi parti, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) başörtüsü sorununa yaklaşımını, varsa partilerin konu hakkındaki yakın dönem açılımlarını ve siyasetçilerin parti yaklaşımını ne kadar içselleştirdiğini incelemektedir. Bu çalışmanın saha araştırması üç ana eksene dayanmaktadır. Bu eksenlerden birincisi, parti dokümanlarıdır ve partilerin programları, tüzükleri ve düzenli yayınlarını içerir. Partilerin düzenli yayınları, AKP için Türkiye Bülteni, CHP için Halk’tır. Araştırmanın ikinci ekseni olarak, biri merkez solda (Cumhuriyet Gazetesi), diğeri merkez-sağda (Yeni Şafak Gazetesi) olmak üzere seçilmiş iki gazetedir. Araştırmanın üçüncü ekseni ise, partilerin farklı hiyerarşi seviyelerinden en az bir erkek ve bir kadın siyasetçiyle yapılan röportajlardır. Bu röportajlar, ilçe, il ve genel merkezde, yönetim kurulu, gençlik kolları yönetimi ve kadın kolları yönetiminde gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, erkek ve kadın taban siyasetçileri, ilçe ve il belediye meclislerinden ve Parlamento’dan en az bir kadın ve bir erkek siyasetçi de röportaj kapsamına alınmıştır. Röportaj çözümlemelerinin değerlendirilmesinde Atlas-ti adlı niceliksel bilgi analizi programı kullanılmıştır. Bu makale, son zamandaki yakınlaşmalarına rağmen, iki partinin kamusal alanda başörtüsüne zıt yaklaşımları olduğunu ortaya koymaktadır. Hem AKP hem de CHP başörtüsünün Türk geleneklerinde var olduğunu kabul etmektedir. Ancak CHP kamusal alanda kadınların başörtülü çalışmasına karşıdır, AKP ise kadınların kamusal alanda başörtülü de çalışabilmesi taraftarıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN DÜNYADA İSLAM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26981</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26981</guid>
      <author>İsmail CERAN</author>
      <description>İslâm; bütün insanlığa hitap eden son ve en mükemmel dindir. Bu dinin amacı; huzur, barış ve adaletin hâkim olduğu bir dünyada, insanlara doğru yolu göstermek ve onları karanlıktan aydınlığa, zulmetten nura çıkarmaktır. Böylece insanî değerlere sahip, imrenilecek örnek bir toplum oluşturmaktır. Ancak, günümüzde özellikle Batı dünyasında, “Tehlikeli İslâm ve Saldırgan Müslüman” imajı ön plana çıkartılmaya çalışılmaktadır. Dolayısıyla Müslüman sürekli; sevgi, merhamet ve hoşgörüden uzak; şiddet, terör ve savaş yanlısı, kendisine güvenilmeyen, insana değer vermeyen, modern hayatla bir türlü barışamayan bir mahiyette algılanmaktadır. Bununla birlikte tarihi gerçeklerin ışığında bakıldığında günümüzde sunulmaya çalışılan İslâm ve Müslüman imajı bir anlamda objektiflikten uzak niteliktedir. Maalesef bu yaklaşımlarda İslâm dünyası ve Müslümanların da payının olduğunu söylemek durumundayız. Nitekim sevgi, şefkat, huzur, mutluluk, rahmet ve hoşgörü dini olan İslâm’ı benimseyen Müslümanların durum değerlendirmesini yapıp, elde edilen kazanımları ve yapılması gerekenleri belirleyerek işe başlamaları kaçınılmazdır. Tabii ki İslâm dünyasında büyük sıkıntıların olduğu bir gerçek, ama bir de İslâm’ın realitesi var. Zaten birçok İslâm ülkesinde son yirmi yılda yöneticilerin baskısıyla değil halkın özgürleşme arzusuyla önemli gelişmeler yaşanmakta, toplumun potansiyel enerjisi ortaya çıkmakta, bilgi ve kültür düzeyi hissedilir bir tarzda gelişme göstermektedir. Bu olumlu süreçte İslâm’ın on dört asır süren tarihi tecrübesi ve evrensel ilkelerinin etkisi göz ardı edilmemelidir. Bugün bir yığın olumsuzluğun var olduğu küçülen dünyamızda Müslümanlar uyanık olmalı; bilhassa aydınların, entelektüellerin sesi daha gür çıkmalı, uzun soluklu, güçlü, yapıcı bir üslupla herkese ulaşmalı ve her kesimi kucaklamalıdır. Kısacası İslam barış, huzur ve mutluluk arayan modern dünyaya arzulan ideal bir model olarak katkıda bulunmalıdır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE KIRSAL VE KENT MERKEZLERİNDEKİ OKULLARDA ŞİDDET (AFYON İLİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26987</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26987</guid>
      <author>İbrahim Halil ÇANKAYA, Sinan YÖRÜK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı Afyon il merkezi ve ilçelerinde bulunan ilkokullardaki öğrencilerin karşılaştıkları fiziksel, duygusal, sözel ve cinsel şiddete ilişkin öğretmen görüşlerini değerlendirmektir. Araştırmada şu sorulara cevap aranmıştır: Öğretmenlerin görüşlerine göre cinsiyet açısından öğrencilerin şiddet davranışları arasında anlamlı anlamlı bir farklılık var mıdır? Kent merkezinde ve kırsal alanda bulunan öğrencilerin karşılaştıkları şiddet davranışları arasında anlamlı farklılık var mıdır? Araştırma Afyon İl merkezi ve ilçelerinden seçilen toplam 14 ilkokulda yapılmıştır. Araştırmaya toplam 177 öğretmen katılmıştır. Öğretmenlerin 81’i erkek, 96’sı ise bayanlardan oluşmaktadır. Öğretmenlerin 113’ü şehir merkezinde, 64’ü ise ilçelerde görev yapmaktadır. Araştırmada Çınkır ve Kepenekçi (2003) tarafından geliştirilen zorbalık ve şiddet ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin görüşlerine göre şehir merkezinde ve kırsal kesimde yer alan öğrencilerin karşılaştıkları şiddet davranışları arasında anlamlı farklık olduğu görülmüştür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>8. SINIF VATANDAŞLIK VE DEMOKRASİ EĞİTİMİ DERSİNİN 4. SINIFA ALINMASINA İLİŞKİN GÖRÜŞLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26999</guid>
      <author>Harun ERFatma ÜNAL,Cengiz ÖZMEN</author>
      <description>Eğitim modellerinin geliştiği ve sürekli olarak yenilendiği günümüz dünyasında insan hakları, vatandaşlık ve demokrasi eğitimi gibi konular eğitim sistemleri içerisinde önemli bir noktayı teşkil etmektedir. Değişen dünya koşulları dikkate alındığında da bu alanlara duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. İfade edilen bu konular geçmişten günümüze Türk eğitim sistemi içinde de her zaman önemini korumuş ve her daim kendine yer bulmuştur. Bu araştırma, ülkemizde 2012 yılında yapılan değişiklikle 8 yıllık zorunlu kesintisiz eğitimden 4+4+4 zorunlu kademeli eğitime geçişin bir sonucu olarak, ilköğretim ikinci kademe 8. sınıfta okutulan “Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” dersinin ilkokul 4. sınıfa “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi” dersi olarak alınmasına ilişkin öğretmen ve akademisyen görüşlerini ortaya koymayı amaçlayan bir çalışmadır. Bu kapsamda araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış, verilerin analizinde ise içerik analizi tekniğine başvurulmuştur. Araştırma 2012-2013 eğitim öğretim yılında MEB’e bağlı ilkokul ve ortaokullarda görev yapan 35 sosyal bilgiler ve sınıf öğretmeni ile üniversitelerde bu bölümlerde görev yapan 35 öğretim üyesinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri kaynağı olarak, araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların bir kısmı “Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi” dersinin 8. sınıftan 4. sınıfa alınmasını olumlu karşılarken bir kısmı da olumsuz görüş bildirmişlerdir. Bunun yanında katılımcıların büyük bir kısmı bu dersin demokratik değer ve becerilere öncelik veren bir anlayışla hazırlanması gerektiğini ve 6, 7 ve 8. sınıfta okutulmasının daha uygun olacağını belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1568 TARİHLİ MUFASSAL TAHRİR DEFTERİNE GÖRE VİZE KAZASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27015</guid>
      <author>Volkan ERTÜRK</author>
      <description>Osmanlı Devrinde imparatorluğun başkenti İstanbul’un Avrupa’ya açılımında önemli bir kapı vazifesi gören Vize şehrinin tarihi geçmişi, antik çağlara kadar uzanmaktadır. 1369 tarihinde Osmanlı Devleti tarafından fethini müteakip hızlı bir şekilde iskân ve imar edilen şehir, çok kısa bir zaman zarfında Osmanlı üst düzey devlet ricalinin ilgi alanına girmiştir. Osmanlı sultanları ve devlet idarecilerinin kurmuş oldukları vakıfların gelir kaynaklarına ve sahip oldukları dirliklere ev sahipliği de yapan şehrin yıldızı özellikle XVI. yüzyılda parlamıştır. XVI. yüzyılda üçte biri gayrimüslimlerden oluşan vize şehrinde Müslümanlar ile gayrimüslimlerin farklı mahallelerde oturduğu ve tetkik ettiğimiz dönem dâhilinde şehrin vergi nüfusunun az da olsa azaldığı görülmüştür. Vize kazasında şehirde yerleşik nüfusun köylerde ikamet eden nüfusun oldukça gerisinde olduğu da belirlenmiştir. Ayrıca Vize şehir merkezinde tarım sektörünün hizmet ve sanayi sektörlerinin önünde olduğu tespit edilmiştir. Vize kırsalında ise şehir merkezinin aksine gayrimüslim nüfusun ağırlıkta olduğu müşahede edilmiştir. Bununla beraber Vize köylerinde hububat üretiminin ağırlık kazandığı, hayvancılık ve arıcılık sektörleri ile bağ, bahçe ve bostan üretimin hububat sektöründen sonra geldiği çalışmamızda ortaya konulmuştur. Endüstriyel ürünlerden olan ve özelikle dokumacılıkta çokça kullanılan keten ile Osmanlı donanmasının halat ihtiyacının karşılanmasında hayati önem sahip kendir bitkisinin de az da olsa Vize köylerinde üretildiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada 1530 tarihli muhasebe-i icmal defter ile 1568 tarihli mufassal tahrir defterinin verdiği imkân ölçüsünde Vize kazasının zirai, iktisadi ve içtimai yapısı ele alınmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HOLLANDA’DAKİ YAHUDİ OKULLARI VE PROBLEMLERİ -Rosj Pina Yahudi Okulu Örneği-</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26989</guid>
      <author>Muhammet Fatih GENÇ</author>
      <description>Hollanda’da Yahudilerin hayat sürmesi 12. Yüzyılın başlarına kadar gitmekle beraber Yahudilerin Hollanda’ya tam olarak yerleşmeleri 17. yüzyıla dayanır. 1492 yılında İspanya’nın İber yarım adasını tamamen ele geçirmesinden sonra baskılara maruz kalan Yahudiler öncelikle Belçika topraklarına göç etmiştir. Hollanda’nın bağımsızlığını kazanıp, tüm din, dil ve ırkların kendi topraklarında hür bir şekilde yaşayabileceğini ilan etmesinden sonra 17. Yüzyılda Yahudiler büyük kitleler halinde Hollanda’ya göç etmişlerdir. Bu göç dalgasından itibaren Yahudiler kendi dil, din ve kimlerini korumak için Yahudi okulları açmaya başlamışlardır. Yahudi okulları tarihî süreçte bir çok aşama geçirmişler, bu süreçte Yahudilerin Hollanda toplumuyla önce entegrasyonu daha sonra asimile olmalarında bu okulların eğitim sistemi içindeki konumları belirleyici olmuştur. Bu çalışmada, 12. yüzyıldan itibaren Hollanda’ya yerleşen Yahudilerin Hollanda eğitim sistemi içerisindeki din dersi verme mücadelelerinin geçmişi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Makalenin giriş kısmında, Yahudilerin Hollanda toplumuyla ilk ilişkileri ve 12. yüzyıldan 1945 yılına kadar Hollanda eğitim sisteminde Yahudilerin eğitimi hakkında bilgiler verilmiştir. Bu süreçte Yahudilerin karşılaştıkları sorunlar ayrıntılı olarak belirtilerek günümüzdeki Yahudi din eğitiminin durumu açıklanmıştır. Sonraki bölümde 1945’den günümüz Yahudilerin devlet okullarındaki din eğitiminin günümüzdeki durumu belirtilerek Rosj Pina Yahudi okulunda yapılan gözlem ve mülakat sonuçlarına yer verilmiştir. Son bölümde ise Yahudiler özelinde Avrupa’da yaşayan azınlıkların kimliklerini korumak için neler yapabileceği hakkında öneriler sunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARİF AY ŞİİRİNDE ŞEHİR ALGISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26961</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26961</guid>
      <author>Abdullah HARMANCI</author>
      <description>Edebiyat dünyasına Nuri Pakdil’in yöneticiliğini yaptığı Edebiyat dergisiyle giren Arif Ay, ilk şiir kitabı Hıra’yı 1978 yılında yayınlamıştı. Bu tarihten itibaren çok sayıda şiir kitabı yayınlayıp şiirini derinleştiren ve zenginleştiren Arif Ay, 2006 yılında Güne Doğan Koşu adıyla toplu şiirlerini bir araya getirdi. Şiir hayatı boyunca, bireyin duygu dünyasını ihmal etmeyen şair, bir yandan da, toplumsal, evrensel sorumlulukların, duyarlıkların izini sürmeye çalıştı. 2011 yılında yayımlanan Şiirimin Şehirleri adlı kitabı, İslam coğrafyasının şehirlerini tarihsel derinlikleri içinde yakalamakta, şehirleri konuşturmakta, onların acılarına, aslında tüm insanlığın acılarına tanıklık etmekte, bir taraftan da şehirlerin tarihteki huzurlu dönemlerini mısralara dökmektedir. İstanbul, Kudüs, Şam, Buhara, Semerkand, Bağdat, Mekke, Medine, Kahire gibi şehirlerin hem geçmişleri, hem de bugünleri, daha çok bir medeniyet problemi içinde ele alınmaktadır. Şehirlerin, İslam medeniyetinin en başarılı günlerini yaşadığı dönemlerde elde ettikleri maddi ve manevi yükselişler övgü üslubu içinde dile getirilirken, günümüzde içinde bulunulan maddi ve manevi gerileyiş ya da düşüş bir ağıt üslubu içerisinde şiirleştirilir. Şair, dünyayı, dün ve bugün, Batı ve Doğu, ezen ve ezilen, zalim ve mazlum zıtlıkları içinde algılar ve şehirleri de buna paralel bir biçimde değerlendirir. Bu makalede, Arif Ay’ın şiirlerine yansıyan şehir, tarih ve medeniyet perspektifi çözümlenmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AİLEDE ADALET EĞİTİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26986</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26986</guid>
      <author>Süleyman KARACELİL</author>
      <description>Adalet insan hayatının her safhasını kuşatan, hayatın her anında insanın karşısına çıkan toplumun huzur ve mutluluğunu olumlu ya da olumsuz etkileyen son derece önemli bir unsurdur. Bu nedenle toplumda adil davranma ve hakka riayet takdir edilmekte, tersi ise olumsuz tepki doğurmaktadır. Hak ve adaletin gerekliliğini herkes kabul etse de kişilerin fayda ve menfaatine bağlı olarak hak ve adalet telakkisi değişebilmektedir. Toplumlarda bir bütün olarak haksızlık ve adaletsizlikleri ortadan kaldırmak mümkün olmasa da bunları azaltma veya ideal seviyeye indirmek eğitimle mümkün olabilir. Bu nedenle eğitimin en önemli dönemi olan, kişiliğin temellerinin atıldığı erken yaşlarda ailede adalet eğitimi önem arz etmektedir. Her konu ve duruma uygun bir adalet uygulaması koymak, bunu da çocuklara öğretmek söz konusu olamaz. Ancak bireylere adalet ve adaletsizlik duygusu ile hak kavramını ve bu manayı gerçekleştirme idealini öğretmek mümkündür. Bunun için önce aile büyükleri adaleti kavramalı ve gerçekleştirmeli sonrasında yeni yetişen nesle ilkeli ve bilinçli bir şekilde adalet eğitimi verilmelidir. Adalet eğitiminde ailelerin özellikle dikkat etmesi gereken üç temel husus bulunmaktadır: örnek olma, eğitim için uygun bir ortam oluşturma ve eğitim içerikli uygulamalar yapma. İşte bu makalede çocuğun eğitiminde ailenin ehemmiyeti göz önüne alınarak temel ilke ve yöntemler bağlamında ailede adalet eğitimi konu alınmakta ve buna yönelik birtakım öneriler dile getirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI “BU BENİM ESERİM” PROJELERİNDEKİ MATEMATİK BİLGİLERİNİN İÇERİK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26859</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26859</guid>
      <author>Deniz KAYASerkan NARLI , Cenk KEŞAN , Dilek İZGİOL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülen “Bu Benim Eserim” proje yarışmasında 2006-2012 yılları arasında dereceye girmiş matematik projelerinin içerik analizini yapmaktır. Çalışmada doküman içerik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla son altı yıla ait verilerden final sergisine kalmış matematik projeleri hakkındaki bilgilere Milli Eğitim Bakanlığı internet ana sayfasında yer alan “Bu Benim Eserim Matematik ve Fen Bilimleri Proje Çalışması” sayfasından ulaşılmıştır. Çalışma sonucunda seçilen projelerin matematik öğrenme alanlarında dengeli bir şekilde yer almadığı görülmektedir. Öğrencilerin daha çok geometri ve ölçme öğrenme alanlarından projeleri final sergisine kalırken, en az olasılık ve istatistik öğrenme alanlarından projeleri final sergisine kalmıştır. Ayrıca limit, algoritma, collatz sayıları, buren sayıları gibi program dışı çalışmaların yanında değerlendirmeye alınmayacağı belirtilen matematiksel oyun ve tasarımlarında final sergisine kaldığı görülmektedir. Çalışma sonucunda gerek projelerin değerlendirilmesinde sorumlu jüri üyelerin gerekse projenin yürütülmesinde sorumlu kişilerin program dışı projelerin yer alıp almaması konusunda fikir birliğine varmaları, değerlendirme kriterlerinin yönünü belirgin şekilde belirlemeleri öneri olarak sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AĞRI MERKEZ İLÇEDE KÖY YERLEŞMELERİNİN COĞRAFİ ŞARTLARLA İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26996</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26996</guid>
      <author>Faruk KAYADoç.Dr.Faruk KAYA</author>
      <description>Çalışmaya konu olan Ağrı Merkez İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Murat Van Bölümü sınırları içerisinde yer alır. Yapılan bu çalışmada Ağrı Merkez İlçesindeki 105 köy yerleşmesinin dağılışı coğrafi bakış açısıyla ele alınmış ve söz konusu köy yerleşmeleri yer adları, konumları, kuruluş yerleri, yükselti basamakları, dokusal şekil özellikleri, nüfus büyüklükleri ve ekonomik faaliyetleri gibi farklı kriterler esas alınarak kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Belirtilen kriterler çerçevesinde elde edilen sonuçlar Ağrı Merkez İlçedeki köy yerleşmelerinin büyük ölçüde doğal çevrenin kontrolünde şekillendiğini göstermektedir. Çalışma sonucunda ulaşılan bir diğer önemli veri ise, köy yerleşmelerinde ekonomik kaynaklar ile nüfus arasındaki dengenin nüfus aleyhine hızla bozulduğu ve alternatif geçim kaynaklarının geliştirilmemesi durumunda yörede kırsaldan kentlere doğru yoğun olarak yaşanan göçlerin artarak devam edeceğidir. Öz Çalışmaya konu olan Ağrı Merkez İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Murat Van Bölümü sınırları içerisinde yer alır. Yapılan bu çalışmada Ağrı Merkez İlçesindeki 105 köy yerleşmesinin dağılışı coğrafi bakış açısıyla ele alınmış ve söz konusu köy yerleşmeleri yer adları, konumları, kuruluş yerleri, yükselti basamakları, dokusal şekil özellikleri, nüfus büyüklükleri ve ekonomik faaliyetleri gibi farklı kriterler esas alınarak kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Belirtilen kriterler çerçevesinde elde edilen sonuçlar Ağrı Merkez İlçedeki köy yerleşmelerinin büyük ölçüde doğal çevrenin kontrolünde şekillendiğini göstermektedir. Çalışma sonucunda ulaşılan bir diğer önemli veri ise, köy yerleşmelerinde ekonomik kaynaklar ile nüfus arasındaki dengenin nüfus aleyhine hızla bozulduğu ve alternatif geçim kaynaklarının geliştirilmemesi durumunda yörede kırsaldan kentlere doğru yoğun olarak yaşanan göçlerin artarak devam edeceğidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN TÜRKÇE DERSİNDE OKUDUĞUNU ANLAMA GÜÇLÜKLERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ: NİTEL BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26995</guid>
      <author>Mustafa KOCAARSLAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı sınıf öğretmenlerinin öğrencilerin Türkçe dersinde yaşamış olduğu okuduğunu anlama güçlüğüne ilişkin görüş ve uygulamalarını ortaya koymaktır. Araştırma tarama modelinde betimsel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiş ve bir nitel araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 21 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Veri toplamada nitel araştırmalar için uygun olan yarı yapılandırılmış görüşme yönteminden yararlanılmıştır. Görüşme sonrasında elde edilen veriler betimsel analiz kullanılarak analiz edilmiş ve doğrudan alıntılarla desteklenerek sunulmuştur. Sınıf öğretmenlerinin görüşlerine göre öğrencilerin Türkçe dersinde yaşadıkları okuduğunu anlama güçlükleri ve nedenleri ortaya konmuştur. Ayrıca okuduğunu anlama güçlüklerini gidermede ve tespit etmede sınıf öğretmenlerinin kullandıkları stratejiler/yöntemler ve gerçekleştirdikleri uygulamalara yer verilmiştir. Araştırma sonucunda sınıf öğretmenleri, Türkçe dersinde öğrencilerin okuduğunu anlamada; ön bilgileri okuma ortamına getirememe, sentez yapamama (bütün anlama ulaşamama), çıkarım yapamama (bağlamdaki ipuçlarını kullanamama), neden sonuç ilişkisi kuramama ve detaylara takılıp anlama odaklanmama gibi anlama güçlükleriyle karşılaştıklarını bildirmişlerdir. En sık karşılaşılan okuduğunu anlama güçlüğünün ise ön bilgilerin okuma ortamına getirilmemesi olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmadan elde veriler analiz edildiğinde okuduğunu anlama güçlüklerine yol açan okuyucu özellikleri; okuma alışkanlığının olmaması, kelime hazinesinin yetersiz olması, noktalama işaretlerine ve prozodiye önem vermeme, konuşma dilini doğru ve etkin kullanmama, hızlı okumaya öncelik verme, dikkat eksikliği, okumadan zevk almama, motivasyon eksikliği, okuma sırasında hayal gücünü kullanamama, yerel ağız (şive) kullanımı, ön bilgi yetersizliği ve zihin tembelliği olarak ortaya çıkmıştır. Okuduğunu anlamayı geliştirmede ve değerlendirmede sınıf öğretmenleri çok sayıda yöntem/teknik kullandıklarını ve sınıf ortamında çeşitli uygulamalara yer verdiklerini ifade etmişlerdir. Sınıf öğretmenleri, okuduğunu anlama güçlüklerine sebep olan çevresel etkenleri; ailenin okuma çalışmalarına destek vermemesi ve okuma ortamını oluşturmaması, aile ortamında iletişim eksikliği ve yaşanılan sosyal çevredeki dilin niteliği şeklinde sıralamışlardır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL YÖNETİCİLERİNİN YETKİ KULLANIMI KAYGI ÖLÇEĞİ (OYKÖ):GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27001</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27001</guid>
      <author>Recep KOÇAK, Derya YILMAZ , Rıza GÖKLER</author>
      <description>Yetki genel olarak yönetim sistemi içinde örgüt üyelerini harekete geçirmek, hareketlerini kontrol etmek, yönlendirmek ve sınırlamak amacıyla yöneticinin sahip olduğu güç olarak açıklamaktadır. Bir okul yöneticisi yönetim becerileri ile birlikte yetki ve sorumluluklarını kullanabildiği ölçüde etkili verimli olabilmektedir. Kanunlar tarafından yetkileri belirlenen okul yöneticisi, eğitim kurumlarının idaresinde çevresel ve yönetsel birçok sorunla karşılaşmakta, bu sorunların çözümünde ise kişisel, siyasi ve çevresel faktörlerden dolayı, yetkilerini gereği gibi kullanmalarında kaygı yaşayabilmektedir. Okul yöneticilerinin yetkilerini kullanırken nasıl bir kaygı yaşadıkları, yaşanan bu kaygının karar verme ve yetki kullanımlarını nasıl etkilediği ve buna bağlı olarak eğitim-öğretim kalitesinin ne derecede etkilendiği araştırmaya değer bir durumdur. Bu nedenle bu araştırmanın temel amacı okul yöneticilerinin yetki kullanma konusunda kaygı düzeylerini tespit etmek için bir ölçme aracı geliştirmek, geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapılması amaçlanmıştır. Tokat il genelinde 930 okul yöneticisi araştırma kapsamın oluşturmaktadır. Ulaşılabilen 156 okul yöneticisi araştırmanın çalışma grubunu oluşturmaktadır. Araştırma sürecinde “Okul Yöneticilerinin Yetki Kullanımı Kaygı Ölçeği’nin (OYKÖ’nün) geliştirilebilmesi için veri toplama, değerlendirme, eleme, uzman görüşüne başvurma, aşamalarından geçilerek, geçerlik ve güvenirlikle ilgili istatistiksel analizler yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik analizi sonucunda, iç tutarlılık katsayısı .97 olarak bulunmuştur. Faktörlerin madde toplam korelasyonları .76-.92 arasında olduğu görülmüştür. Ölçeğin geçerlilik analizleri sonucunda, AFA’da toplam varyansın %60’ını temsil eden 4 faktör elde edilmiştir. DFA’da [(x²(583,N=156)=1017.03, p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARKA FARKINDALIĞI OLUŞTURMADA REKLAMLARDA ÜNLÜ KİŞİLERİN KULLANILMASININ TÜKETİCİLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: GİRESUN İLİ UYGULAMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26955</guid>
      <author>Banu ÖZBUCAK ALBAR,Gülüzar ÖKSÜZ</author>
      <description>tarafından diğer markalardan farklı algılanmasını hedeflemektedir. Bu amaçla tüketici ilişkilerini yürütürken marka yönetimini ayrıca ele almak durumunda kalmaktadır. Özellikle marka farkındalığının yaratılmasıyla tüketicilerin beklentilerinin etkilenmesi söz konusu olabilmektedir. Özellikle pazarlama iletişimi süreci içinde, farklı iletişim olanaklarının varlığı markaya ilişkin yönetim sürecinin önemini arttırmaktadır. Reklamın temel amaçlarından biri tüketicinin dikkatini çekerek akılda kalmasını sağlamaktır. Böylece tüketicilerin ürün ya da hizmetleri satın alma eylemini gerçekleştirecekleri düşünülür. Yapılan araştırma ve incelemeler kullanılan birçok yöntem ve farklı reklam içerikleri arasından, bu konuda en etkili yöntemlerden birinin reklamlarda ünlü kişilerin kullanımı olduğunu göstermiştir. Ünlü kişiler, bazen markaya fiziksel özelliklerinin yanı sıra bir ruh ve kişilik kazandırmak yani marka imajı oluşturmak, bazen de halkla ilişkiler ve satış geliştirme faaliyetlerini yönlendirmek ve yürütmek amacıyla kullanılmaktadır. Ünlülerin bir diğer kullanım alanı ise, televizyon reklamları olmaktadır. Öyle ki televizyon reklamlarında ünlü kişilerin kullanımına reklamcılar tarafından sıkça başvurulduğu görülmektedir. Bunun temelinde yatan nedenlerin başında ise, reklamı yapılan ürün ya da hizmetle ünlü kişi arasında ilişki kurularak, kişilik özelliklerinin, imajının kısacası ünlülere ait niteliklerin söz konusu ürün ya da hizmete anlam transferi mantığı içerisinde aktarılması gelmektedir. Böylece tüketici sevdiği, beğendiği ünlüyü reklamda görmekte ve reklam tüketicinin duygularına hitap ederek dikkat çekmektedir. Bununla beraber mesajın tüketici tarafından algılanması, tüketicinin zihninde yer etmesi diğer bir ifadeyle akılda kalıcılığın sağlanması, yeri geldiği zamanda tüketici tarafından hatırlanması söz konusu olmaktadır. Bu çalışmada televizyon reklamlarında ünlü kişilerin kullanılmasının tüketiciler üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma kapsamında televizyon reklamlarında ünlülerin kullanımının tüketiciler üzerinde yarattığı etkileri belirlemek ve bu etkilerin neler olduğunu uygulamalı bir şekilde ortaya koymak amacıyla anket yöntemi aracılığıyla veri analizi yapılmıştır. Çalışma Giresun ilinde, 435 kişi üzerinde uygulanmıştır. Veriler anket formalarının yüz yüze görüşülerek deneklere uygulanmasıyla birincil kaynaklardan toplanmış, sonuçları tablolar halinde verilmiş ve çeşitli değişkenlerin birbirlerinden bağımsız olup olmadıkları Chaid analizi il</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİYAT VE SİYASET SARMALINDA GENÇ KALEMLER - İTTİHAT VE TERAKKİ İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26977</guid>
      <author>Mehmet ÖZDEMİR</author>
      <description>Edebiyat ve siyaset kavramları amaçları ve yöntemleri farklı farklı olmasına rağmen tarih boyunca hep birlikte anılır olmuşlardır. Bu birliktelik, zaman zaman karşılıklı etkileme ve menfaat sağlama çabalarından dolayı eleştiri konusu olmuştur. Siyasî iktidarlar taraftar toplamak, güçlerini artırmak ve iktidar sürelerini uzatabilmek için sanatın gücünden faydalanmak istemişlerdir. Aynı şekilde sanatçılar da bazen idealleri için bazen de çıkarları için “patronlara-siyasîlere” destek vermişlerdir. Bu eleştiriler bazen haklı bazen de ne yazık ki haksız gerekçelere dayandırılmıştır. Söz konusu ilişki, Genç Kalemler dergisi ile İttihat ve Terakki arasında da geçerli olmuştur. Son zamanlarda sıkça gündeme getirilen Genç Kalemler - İttihat ve Terakki ilişkisi bu noktada kalmamış Millî Edebiyat eleştirisine kadar uzanmıştır. Bu makalede, Genç Kalemler – İttihat ve Terakki arasında ortaya çıkan ve oradan Millî Edebiyata uzanan süreç dikkatli bir şekilde ele alınarak siyaset - edebiyat ilişkisi açısından sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılmış ve bazı yanlış değerlendirmelere dikkat çekilmiştir. Sonuçta tartışma konusu olan maddelerden İttihat ve Terakki’nin kuruluşu ve geçirdiği evreler, II.Meşrutiyet öncesi ve sonrası, mensupları ve aralarındaki fikir ayrılıkları ortaya koyulmuştur. Sonra Genç Kalemler dergisinin çıkarılış aşamaları, mensupları, bunların İttihat ve Terakki ile olan ilişkileri adım adım tespit edilmiş ve ardından Millî Edebiyat kavramı etrafından yapılan tartışmaların sakıncalarına kısaca değinilerek ileri sürülen görüşlerin bir değerlendirmesi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EFLAKİ’NİN MENAKIB’ÜL ARİFİN ADLI ESERİNE GÖRE 13-14 Y.Y. DA SELÇUKLU PAYİTAHTINDA KADINLARIN KONUMU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26971</guid>
      <author>Kazım PAYDAŞ</author>
      <description>Ahmed Eflaki'nin Menâkıbü'l-Arifin adlı eseri Anadolu Selçuklu Devleti başkenti Konyada Mevlânâ Celaleddin'in Selçuklu Sultanları, hatunları ve teb'ası ile olan ilişkilerini anlatan önemli bir eserdir. Mevlânâ Cellâleddin Rumî'nin torunu Ulu Ârif Çelebi'nin emriyle Eflaki tarafından yazılan Menakıbül Arifin, XIII. yüzyılın ikinci yarısında ve XIV . yüzyılın ilk yarısında Türkiye Selçuklu Devletinin sosyal ve kültür hayatına dair oldukça önemli bilgiler sunmaktadır. Eflaki eserinde Türkiye Selçuklu Devletinin siyasi olaylarına değinmekle beraber, daha çok sosyal ve ekonomik yapı hakkında bilgi vermektedir. Bunun yanında O, Selçuklu Sultanlarının eşleri ve özellikle Selçuklu Sultanları ile devlet adamlarının Mevlânâ ile olan ilişkilerine hususi bir önem vermiştir. Eserde Selçuklu Devletinde dini hayata ait bilgiler ise detaylı bir şekilde verilmiştir. Bu duruma bağlı olarak kadınların o dönemde Selçuklu başkentindeki durumu toplum içerisindeki tutum ve davranışları hakkında da kıymetli bilgiler mevcuttur. Bu açıdan bu makalede Eflakinin eserine göre kadının o dönemdeki konumu ele alınmaktadır. Bu çerçevede kadınların aşk, nefret, kıskançlık gibi duygularının sebep ve sonuçlarını değerlendirirken, kadınların zorla evlendirilmeleri ve ebeveynlerinin bu konudaki tutumları, evlilikte yerine getirilmesi gereken şartlar, kızların evlenecekleri zaman yapmak zorunda oldukları çeyizler, düğün sırasında yapılan merasimler, evlilikte kadına gösterilen saygı, anne ile oğlu arasındaki saygı, kadınların cariyelere karşı davranışları, kadınların eşlerine karşı davranışları, boşanmada kadının konumu, süt anneliği, çocuk özlemi çeken ailelerin durumu gibi kadınları etkileyen konular incelenerek, kadınların o dönemdeki yaşam tarzları ele alınıp, Müslüman aile içerisinde kadın ve erkek arasındaki münasebetler değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>21.YÜZYILDA GÜVENLİK SORUNLARI: BİR TEHDİT UNSURU OLARAK NÜKLEER SİLAHLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27006</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27006</guid>
      <author>Kadir SANCAK</author>
      <description>Dünya tarihi içerisinde bugüne kadar geliştirilmiş tahrip gücü en yüksek silahlar nükleer olanlardır. İlk kez 1945 yılında kullanılan bu silahlar o tarihten itibaren uluslararası güvenlik tartışmalarının ilk sırasında yer almaktadır. Bugün itibariyle nükleer silahlara sahip olan ülke sayısı dokuzdur ve bu sayının daha fazla artmaması için uluslararası alanda büyük bir mücadele yürütülmektedir. 21. Yüzyıl itibariyle bu silahlara sahip olan ilk ülke Kuzey Kore olmuştur ve nükleer teknoloji peşinde çaba sarfeden İran’ın da bu silahları üretme niyetinde olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte uluslararası güvenlik açısından endişe verici olan nükleer silahlara sahip yeni devletlerin ortaya çıkması ile birlikte uluslararası terör örgütlerinin de bu silahları bir şekilde elde etme ihtimalidir. Bu çalışmada öncelikle nükleer silahlara sahip olan ülke sayısının artmaması için uluslararası sistemde verilen mücadele ele alınmaktadır. Bu doğrultuda Kuzey Kore ve İran’ın nükleer faaliyetleri söz konusu edilmekte ve başta ABD olmak üzere genel anlamda Batı dünyasının konstrüktivist anlayışla meselelere yaklaştığı ifade edilmektedir. İkinci kısımda ise nükleer tehditin uluslararası güvenliği ilgilendiren bir başka boyutunun terör örgütleri ile ilgili olduğuna vurgu yapılmaktadır. Devletlerin rasyonel davranacaklarına olan inanca karşın bu yaklaşımdan tümüyle uzak hareket eden uluslararası terör örgütlerinin bu silahlara sahip olmasının ne derece ürkütücü sonuçlara yol açabileceğine işaret edilmektedir. Bu bağlamda son olarak uluslararası işbirliğinin önemine dikkat çekilmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNDE AKRAN BASKISININ İNTERNET BAĞIMLILIĞINA OLAN ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26848</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26848</guid>
      <author>Ayşin AYDINAY SATAN</author>
      <description>Araştırmanın genel amacı orta öğrenim öğrencilerinin akran baskısının internet bağımlılık düzeyini yordama gücünü incelemektir. Genel amaç doğrultusunda araştırmanın alt amaçları, internet bağımlılık düzeyinin cinsiyet , interneti kullanma süresi arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmanın yöntemi, ilişkisel tarama modelinde, betimsel bir araştırmadır (Karasar, 2004). Çalışma grubu İstanbul Tuzla İlçesinde bulunan 2 ortaöğretim kurumunda lise 11 ve lise12. Sınıflara devam eden 105 öğrenciden oluşmaktadır. Bu araştırmada akran baskısı (Kıran 2002) ve internet bağımlılığı ölçeği (Young, 1996) kullanılmaktadır. Genel amaç doğrultusunda akran baskısı değişkenin internet bağımlılık puanlarını ne kadar yordadığını bulmak için basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Alt amaçlar doğrultusunda internet bağımlılık düzeyinin cinsiyet , interneti kullanma süresi arasındaki ilişkiyi analiz etmek için t-testi ve Kruskal Wallis H testi ve MannWhitney U Testi uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre akran baskısının internet bağımlılık puanlarının %32.5’ini açıkladığını göstermektedir. Bu bulgu doğrultusunda akran baskısı, internet bağımlılığını düşük düzeyde yordamaktadır. İnternet bağımlılık düzeyleri cinsiyete göre bir farklılık göstermemektedir..Bununla beraber İnterneti kullanma sürelerine göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Bu bulgular doğrultusunda, 5-8 saat internette kalanların internet bağımlılık düzeylerinin de yüksek olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞLETMELERİN GÖRECELİ ETKİNLİKLERİNİN VERİ ZARFLAMA ANALİZİ İLE ÖLÇÜLMESİ: İMALAT SANAYİNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27003</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27003</guid>
      <author>Ötüken SENGERAlper TAZEGÜL,Ceyda YERDELEN KAYGIN</author>
      <description>Çalışmada, Borsa İstanbul’da işlem gören ve imalat sanayinin alt dallarından olan; “Taş ve Toprağa Dayalı Sektör’e ait 26 işletmenin 2012 yılına ait mali tablolarından veriler üçer aylık dönemler halinde incelenmiştir. İşletmelerin performansların analiz edilmesi, işletmenin sahipleri, yöneticileri, rakipleri ve kreditörleri açısından oldukça önemli olmasının yanı sıra mevcut ve potansiyel yatırımcılar için de önem arz etmektedir. Çalışmada söz konusu işletmelerin performanslarının ölçülmesi ve elde edilen performansların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla işletmelerin etkinlikler, karar birimlerinin belirlenmesi ile girdi ve çıktıya yönelik göreceli etkinliklerinin ölçülmesine olanak tanıyan olanak tanıyan “Veri Zarflama Analizi” (VZA) yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Veri Zarflama Analizi girdi ve çıktıya yönelik olduğu için araştırmada kullanılacak girdiler ve çıktılar literatürle uyumlu olarak belirlenmiştir. Cari oran, asit-test oranı, alacak devir hızı, stok devir hızı ve toplam borçlar / toplam aktifler oranı girdi olarak kullanılırken net kar/ toplam aktif oranı, net kar/ öz sermaye oranı ve net kar/ net satışlar oranı ise çıktı olarak kullanılmıştır. Analiz sonucunda tam etkin çalışan firmalar tespit edilmiş olup, etkin olmayan firmaları etkin hale dönüştürmek için referans alınan firmalar ile girdi ve çıktılarda yapılması gereken artırma veya azaltma oranları saptanmıştır. Ayrıca çalışma sonucunda, bazı firmaların incelenen tüm dönemlerde etkin olduğu, bazı firmaların ise etkinliğinin dönemsel olarak değiştiği tespit edilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EBU’L-HASAN EL-HARAKÂNÎ’NİN SÜNNETE BAĞLILIĞI VE HADİS ANLAYIŞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27008</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27008</guid>
      <author>Ahmet Emin SEYHAN</author>
      <description>Bu makalede Ebu’l-Hasan el-Harakânî’nin Sünnet’e bağlılığı ve hadis anlayışı ele alınmış, onun Sünnet’e gönülden bağlı bir İslâm âlimi olduğu, iddiaların aksine ümmî olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. el-Harakânî, hayatı boyunca sırf Yüce Allah’ın rızasını gözeterek İslâm’ı temsil ve tebliğ etme gayretinde olmuş, Kur’an’ı ve Sünnet’i kendisine rehber edinmiş bir İslâm mütefekkiridir. Onun sözleri, âyet ve hadisleri özümsediğinin ve konuşmalarında bunları referans aldığının bir delilidir. el-Harakânî, Hz. Peygamber’in yolunu takip etmiş ve müritlerine de bunu öğretmiştir. Onun amacı, insanların Yüce Allah’ı tanımaları, O’nu sevmeleri ve O’ndan başkasına kulluk etmemeleri olmuştur. el-Harakânî, yaşadığı dönemde Hz. Peygamber’in yolundan gittiğini iddia eden, ama tersini yapan âlimleri tenkit etmiş, gerçek bir İslâm âliminin Hz. Peygamber’in ve Sahâbe’nin yolundan gitmesi gerektiğini söylemiştir. el-Harakânî, Hz. Peygamber’in ashabına ilim öğrettiği gibi, civanmertlerini dinî ve tasavvufî konularda eğitmiş, kendisi de söylediklerini bizzat uygulayarak manevî anlamda üstün dereceler kat etmiştir. Onun yazılı eserlerinin az olması bir eksiklik değildir. Zira o, eser yazmaktan ziyade gönül adamı insan-ı kâmil yetiştirmeye önem vermiştir. el-Harakânî, hadisle ilgili temel konulara vakıf bir âlimdir. O, konuşmalarında hadislere doğrudan işaret etmekle beraber, genellikle hadislerden anladıklarını kendi ifadeleriyle dile getirmiş ve hadislere dolaylı olarak atıfta bulunmuştur. Bu durum onun hadis bilgi ve birikiminin yerinde olduğu anlamına gelmektedir. Zira yazılı bir kaynaktan hadisi alıp nakletmekten ziyade, sahih hadise paralel veciz sözler söylemek ve o hadisin emrettiği gibi yaşamak daha önemlidir. el-Harakânî’nin bunu başaran nadir insanlardan olduğu anlaşılmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARDİN VE ŞIRNAK İLLERİNDEKİ SÜRYANİLERE AİT DİNİ YAPILARIN KÜLTÜR (VE İNANÇ) TURİZMİ POTANSİYELİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27000</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27000</guid>
      <author>Ersoy SOYDAN,Nurdan ŞARMAN</author>
      <description>İnsanların kendi dini inançları kapsamında kutsal saydıkları yerlere olan ziyaretleri (hac) ya da kendi veya başka inançlara ait dini yapıların bulunduğu yerlere olan seyahatleri olarak tanımlanabilecek inanç turizmi, Türkiye’de kültür turizmi denince akla gelebilecek turizm türlerinin başında yer almaktadır. Çalışmamız kapsamında ele aldığımız Mardin ve Şırnak illeri de farklı uygarlıklara ait dini yapılarıyla hem kültür, hem de inanç turizmi açısından oldukça önemli birer çekim merkezi konumundadırlar. Kendilerini ilk Hıristiyanlar ve İsa’nın dilini konuşan bir halk olarak nitelendirilen Süryanilerin esas yerleşim alanları Mezopotamya, Anadolu ve Suriye'yi kapsayan Ortadoğu coğrafyasıdır. Ancak Süryanilerin yoğun olarak yaşadıkları, Süryaniler tarafından kutsal sayılan ve merkezi Midyat olan Tur Abdin adı verilen bölgedir. Tur Abdin bölgesi Mardin merkez ve Mardin’e bağlı bazı ilçeleri ve köyleri, Şırnak iline bağlı bazı ilçeleri ve köyleri ve Batman’a bağlı bazı ilçe ve köyleri kapsamaktadır. Bu çalışmada Mardin ve Şırnak illerindeki Süryanilere ait dini yapıların kültür (ve inanç) turizmi potansiyeli üzerinde durulmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LALE YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİM SETİ’NİN GÖRSEL AÇIDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26982</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26982</guid>
      <author>Esin YAĞMUR ŞAHİNFatih KANA,Yahya TAŞKAYA,Ömer KOÇER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı yabancılara Türkçe öğretimi için hazırlanan Lale Türkçe Öğretim Seti’nde yer alan görsellerin dil öğretimi açısından yeterliğini tespit etmektir. Bu doğrultuda Lale Türkçe Öğretim Seti 1-2-3’te yer alan görsellerin (resim, fotoğraf, karikatür, çizim, flash kart, poster vb.) dil öğretimi açısından yeterliğini tespit edilmeye çalışılmıştır. Lale Türkçe Öğretim Seti’nin her birisinin içerisinde ders kitabı, çalışma kitabı, dil bilgisi kitabı yer almaktadır. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden tipik durum örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde kullanılan öğretim setindeki görsellerin tespit edilmesi amaçlandığından böyle bir örneklem yöntemi kullanılması uygun görülmüştür. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi, verileri analiz etmek için ise kategorik içerik analizi kullanılmıştır. İçerik analizinde temel amaç toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmaktır. Bu analiz türünde elde edilen kavramlar belirli bir tema altında sınıflandırılır. Verilerin analizinde “Ders kitapları ile eğitim araçlarının incelenmesi ve değerlendirilmesine ilişkin yönerge” ve “Millî eğitim bakanlığı ders kitapları ve eğitim araçları yönetmeliği” doğrultusunda hazırlanan “Eğitim Aracı Seçme ve Değerlendirme Formu” kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde Lale Türkçe Öğretim Setleri günümüz dil öğretim ihtiyaçlarına ve günümüz teknolojisine cevap verebilmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAYI HİSSİ BİLEŞENLERİNE AİT SINIFLANDIRMALARIN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26709</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26709</guid>
      <author>Sare ŞENGÜL, Hande GÜLBAĞCI</author>
      <description>Sayı hissi, sayılar ve işlemler hakkında yeterli bir bilgiye sahip olma ve sayıları içeren günlük durumları ele alma becerisidir. Bu beceri sayısal problemlerin çözümlerinde pratik, esnek ve etkili stratejiler (zihinden ve tahmin etme dâhil olmak üzere) ortaya koyarken kullanılmaktadır. Böylelikle öğrenciler matematiksel problemleri öğrenmiş oldukları kurallara, yazılı algoritmalara ve kağıt-kaleme bağlı kalmadan çözebilmektedirler. Literatürde sayı hissinin tek bir tanımı bulunmamakla beraber kavramın sınırları tam olarak çizilmemiştir. Yapılan çalışmalar bu kavramın tanımlanmasının zor olmasından dolayı öğrencilerin sayı hissinin değerlendirilmesinde çeşitli sıkıntıların yaşandığını göstermiştir. Bu nedenle araştırmacılar öğrencilerin sayı hissinin daha iyi belirlenmesi için kavramı bileşenlerini inceleyerek çeşitli sınıflandırmalara gitmişlerdir. Bu da bileşenler için literatürde birbirinden farklı birçok sayı hissi bileşenin yer almasına neden olmuştur. Yapılan çalışmanın amacı da literatürdeki farklı sayı hissi bileşenlerini inceleyerek kavram için genel bir çerçeve çizilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla literatür taraması yapılarak sayı hissini bileşenlerinin farklı sınıflandırmaları incelenmiştir. Farklı sınıflandırmalar, literatürdeki en kapsamlı sınıflama ile karşılaştırılmış, hangi bileşenlerin aynı beceriyi kastettiği, sınıflamaların benzerlikleri ve farklılıkları saptanmıştır. Çalışma sonucunda aynı beceriyi kapsayan bir bileşen için farklı isimlendirmelerin kullanıldığı, iki farklı bileşenin başka bir sınıflandırmada tek bir bileşen olarak yer aldığı ve sayı hissi bileşenin varlığını saptamak için kullanılan bir sorunun başka bir sınıflamada farklı bir bileşeni saptamak için kullanıldığı ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSPANYA’DA ENDÜLÜS-İSLAM MEDENİYETİNDEN KALAN İZLER VE ESERLER-II: CORDOBA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26990</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26990</guid>
      <author>Lütfi ŞEYBAN</author>
      <description>Bugün İber Yarımadası şehirleri içerisinde Cordoba, İslâmî mirastan görünürde birçok şeyini muhafaza eder görünmektedir. Başta Kurtuba Ulucamii olmak üzere eski Endülüs çarşısı ve sokakları kısmen kişiyi o eski Endülüs günlerine götürür niteliktedir. Endülüs’te Maşrık-Mağrib-İber sanatlarının âhenkli bir karışımından doğan yeni bir tarz ortaya çıkmıştır. Motif, desen ve her çeşit süslemeleriyle bu sanat, İslâm sanatının en güzel örneklerinden birisidir. Müslüman ve Hıristiyan mimarlar ile sanatkârlar bu sanatı oluşturmak için birlikte çalışmışlardır. Mağribî, Bizans ve Avrupa etkileri Maşrık geleneklerine karışarak ortaya neredeyse eşsiz sentez şaheserler meydana getirmiştir. Endülüs’ü her bakımdan emsallerinden farklı kılan ve onu daha ileri noktalara taşıyan hususiyetlerin başında, şüphesiz Endülüslülerin ilim, tarım ve ticaret alanlarında sergiledikleri üstün gayretleri gelmektedir. Bu nedenle, İspanya'da yenilenme, Barbar kavimler vasıtasıyla kuzeyden değil, Müslüman fâtihler vasıtasıyla güneyden gelmiştir. Bu gelişme, bir fetih olmanın çok daha ötesinde bir medeniyet hamlesiydi. Bu sayede İspanya'da VIII-XV. yüzyıllar arasında bütün Ortaçağ boyunca Avrupa'nın bilinen en zengin ve en parlak medeniyeti doğup gelişmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI HÂKİMİYETİ DÖNEMİNDE HALEP ŞEHRİNDEKİ TİCARİ YAPILANMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26980</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26980</guid>
      <author>Kemal Hakan TEKİN</author>
      <description>Eyyubiler döneminden itibaren ticaret hayatı canlanmaya başlayan Halep’in, Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle bu önemi daha da artmış ve Doğu Akdeniz’de önemli bir ticaret kenti durumuna gelmiştir. Bu gelişme, Asya mallarını Avrupa’ya taşıyan Batılı tüccarların ticari faaliyetlerini Şam’dan Halep’e kaydırmalarına neden olmuştur. Halep’in tam anlamıyla devletin bir eyaleti olmasını güvence altına alan Osmanlı valileri, kenti ve onun ticari kapasitesini, hem bu dünya, hem de öteki dünya açısından iyi bir yatırım alanı olarak gördüler. Osmanlı yönetimi altındaki ilk yıllar boyunca kente gelen valiler, şehrin görüntüsüne ve ticari altyapısına büyük katkılarda bulundular. Bu faaliyetlerin doğal sonucu olarak Osmanlı idaresi altında geçen ilk yarım yüzyıldaki yapılaşmanın, Halep’in ticari çekirdeğini iki kattan fazla büyümüştür. Bir yandan Anadolu’yu Suriye’ye bağlayan yol üzerinde, diğer taraftan da Baharat yolu üzerinde bulunan Halep’in tarih boyunca hareketli bir ticari yaşamı vardı. Halep’te Kapalıçarşı ve hanların en güzel örneklerini görmek mümkündür. Kenti ziyaret eden herkes Halep Çarşısı karşısında şaşkınlık ve hayranlık duyuyor, onu sadece İstanbul’un ünlü Kapalı Çarşı’sının geçebileceği düşünüyordu Hanların boyutları çok değişkendi ama en geniş hanlar, kuşkusuz Halep’te bulunmaktaydı. Çalışmada, Halep’e yaklaşık 400 yıl kadar egemen olan Osmanlı Devleti’nin Halep’in ticari önemine verdiği değer, yatırımlar ve bu doğrultuda yapmış olduğu imar faaliyetleri hakkında bilgi vererek, döneme damgasını vuran önemli ticaret yapıları ve bunların Halep’in ekonomik hayatına yaptıkları katkılar ele alınacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ETKİLERİ AÇISINDAN VEHHABİLİK (SUUDİ ARABİSTAN DIŞI ÜLKELER ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27005</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27005</guid>
      <author>Rifat TÜRKEL</author>
      <description>18.yüzyılda Arabistan’ın Necd bölgesinde ortaya çıkan Vehhâbilik, dînî, coğrafi, siyasî, sosyo-kültürel arka planının etkisiyle bölgesel bir hareket olmaktan çıkarak Arabistan’ın tamamını etkisi altına alan bir hareket haline dönüşmüştür. İlk dönem Vehhâbiliğinin yayılmasında sıralanan unsurların yanında hareketin lideri Muhammed b. Abdilvehhâb’ın kişisel özellikleri de önemli bir etken olarak karşımıza çıkar. Başlangıçta Arabistan içerisinde yayılan hareketin daha sonraları dünyanın değişik bölgelerinde önemli ölçüde taraftarlarının oluştuğu dikkati çeker. 18. ve 19. yüzyılda Avrupa devletlerinin Afrika ve Hindistan Alt Kıtasına ilgi duymaları ve burayı işgal etmeleri üzerine bu bölgelerdeki Müslümanlar arasında farklı hareketlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Müslümanlar, içerisinde bulundukları siyasi, sosyal ve dînî krizlerden çıkmak için bazı yöntemler geliştirme yolunu seçmişler, bunun neticesinde farklı hareket ve dînî akımlar ortaya çıkmıştır. Neticede aynı dönemde mevcut olan bu akım ve hareketlerin bazılarıyla Vehhâbilik arasında irtibat kurulmuştur. Vehhâbiliğin, Suûdi Arabistan’ın dışında Afrika, Ortaasya ve diğer bölgelerde ortaya çıkan bir kısım dînî oluşum ve hareketleri etkilediği iddia edilmektedir. Bu bağlamda Vehhâbilikle benzer görüşlere sahip bu hareket ve akımların Vehhâbilikten etkilenip etkilenmedikleri, etkilenme var ise ne ölçüde etkilendikleri iddiası araştırılması gereken bir konudur. Bu çalışmada değişik coğrafyalarda ortaya çıkan ve Vehhâbilikten etkilendiği iddia edilen dînî hareketlerde Vehhâbiliğin etkisinin olup olmadığı, etkileme var ise dînî hareketleri hangi boyutta etkilediği ve Vehhâbilerin görüş ve düşüncelerini yaymak için hangi yöntemleri uyguladıkları sorularını cevaplamayı amaçladık.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIK SEKTÖRÜNDE KORKU VE HATALI KARAR VERME İLİŞKİSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26993</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26993</guid>
      <author>Ufuk ORHANKubilay ÖZYER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Adana’da faaliyet gösteren özel sektöre ait iki hastane çalışanlarının sahip oldukları korku ile verdikleri hatalı karar düzeylerini ve bunların birbirleri ile ilişkisini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda çalışanların farklı birtakım demografik özelliklerinin bu iki kavram ile ilişkileri de analize dâhil edilmiştir. En basit anlatımları ile korku, mevcut veya ani bir tehlikeden kaynaklanan bir ajitasyon duygusu ve alarm hali; karar verme ise, en rasyonel şekilde seçim yapmaktır. Yabancı literatürde bu iki kavram ile ilgili çalışmalara rastlamak mümkündür. Türk literatüründe ise bu kavramlardan sadece karar verme ile ilgili birçok yayın bulunmaktadır. Dolayısı ile gerek yabancı gerekse Türk literatürüne katkı sağlayacağı düşünülen bu çalışmada bu iki kavramın birbiri ile ilişkisi analiz edilmektedir. Çalışmanın örneklemini Adana’da-özel sektörde faaliyet gösteren iki hastanenin çalışanları oluşturmaktadır. Buna göre çalışanlara 300 adet anket formu dağıtılmış, bunların 132 adedi geri dönmüştür. Dolayısı ile anketlerin geri dönüş oranı % 44’tür. Çalışma iki özel hastanede yapılan uygulamayı kapsamaktadır çünkü konunun sorunsalının korku kavramını içermesi gerekçesi ile diğer özel hastanelerden uygulama izni alınamamıştır. Çalışmada korkunun hatalı karar verme üzerine etkisi bulunamamıştır. Fakat çalışanların demografik özellikleri ile yaşadıkları korku ve verdikleri hatalı kararların alt boyutları arasında bir takım ilişkiler mevcuttur. Demografik özellikler, korku ve hatalı karar verme alt boyutları arasında bu ilişkiler açısından çalışma önem taşımaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCEYİ YABANCI DİL OLARAK ÖĞRENEN TÜRK ÖĞRENCİLERİN RİCA ETME TERCİHLERİ: YAŞ, CİNSİYET VE YABANCI DİL BİLGİSİ SEVİYESİ FAKTÖRLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26808</guid>
      <author>Levent UZUN</author>
      <description>Bu çalışma, İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen Türk öğrencilerin dolaylı anlatım ve nezaket yaklaşımlarıyla ilgili farkındalıklarını anlamak ve farklı durum ve şartlarda İngilizce rica etme eylemlerini gerçekleştirirken, ‘güç’, ‘sosyal mesafe’ ve ‘talebin boyutu’ gibi edimbilim başlıklarını ne derece dikkate aldıklarını araştırmak için yapılmıştır. Çalışma, yaş, cinsiyet ve yabancı dil bilgisindeki seviyenin öğrencilerin pragmatik yeterliliklerini etkileyip etkilemediğini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Çalışmanın katılımcıları Bursa ilinde bir lisede okumakta olan 35 öğrenciyi ve ana dili İngilizce olan, İngiltere ve Amerikalı 14 yetişkini kapsamaktadır. Çalışmanın verisi 15 çoktan seçmeli sorudan oluşan ve araştırmacı tarafından hazırlanan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Doğrudan, dolaylı ve alışılagelmemiş dolaylı rica etme eğilimleri test edilmiştir. Sonuçlar, İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen Türk öğrencilerin kullandığı stratejilerin yaş, cinsiyet ve yabancı dil bilgisindeki seviyeleri tarafından etkilendiğini göstermiştir. Kız öğrencilerin genellikle dolaylı ifadeleri tercih ettikleri ve bunun bütün yaş grupları ve yabancı dil bilgisi seviyelerinde erkek öğrencilerden daha yüksek oranda olduğu gözlenmiştir. Yine, yaş ve yabancı dil bilgisi seviyesi yükseldikçe, doğrudan rica etme eğiliminin azaldığı gözlenmiştir ki bu durum dolaylı anlatımın yaş ve yabancı dil seviyesinin artmasıyla doğru orantılı olarak arttığını göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>APPLICATIONS AND EFFECTS OF FLEXIBLE WORKING AS AN ALTERNATIVE TYPE OF WORK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26992</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26992</guid>
      <author>Şenol YAPRAKEnder TUNÇER</author>
      <description>Esnek çalışma dünyada çok da eski bir geçmişe sahip olmasa da yine de yarım asra yakın bir geçmişi bulunmaktadır. Esnek çalışma Türk çalışma hayatında ise çok da uzun sayılmayacak bir geçmişe sahiptir ve iş hukukunda yer alması ise oldukça yenidir. Bu çalışma şekli bir ihtiyaçtan doğmuştur ve bu ihtiyaç, kimi zaman işveren tarafından, kimi zaman da çalışan tarafından ortaya konmuştur. Esnek çalışma bazılarına göre istihdamı artıran ve katı kurallar olduğunda çalışma hayatının dışında kalacak olanlar için bir fırsat oluşturan bir çalışma şeklidir. Bazılarına göre de esnek çalışma sendikalaşmaya engel olan ve elde edilen bir takım kazanımların yok edilmesinde bir araç vazifesi gören bir çalışmadır. Eleştiriler olmasına rağmen çalışma hayatının yönü daha fazla esnek çalışma uygulamalarına doğru ilerlemektedir. Esnek çalışmanın son dönemlerde daha fazla önem kazanmasında pek çok etken etkili olmuştur. Özellikle hızla gelişen teknolojinin çalışma hayatını da değiştirmesi sonucu çalışma yöntemleri de değişmekte, yeni istihdam şekilleri ve iş yöntemleri ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında insanlar daha fazla boş zaman talep etmekte, çalışma hayatı ile aile yaşantısını dengelemeye çalışmaktadır. Geçmişte katı kurallar ve çalışma yöntemleri nedeni ile böyle bir beklenti içinde olmayan çalışanlar, şimdi bunun olabilirliğini görmekte ve esnek uygulamaların daha da esnekleşebileceğine inanmaktadırlar. Yeni küresel dünyamızda çalışma hayatı da değişmekte, sadece işverenlerin isteklerinin etkin olduğu bir düzen yerine, çalışanların istek ve beklentilerinin de önemsendiği bir sistem oluşmaktadır. Bu beklentilerden biri de katı ve standart çalışma şekillerinin terk edilerek, çalışanların iş-yaşam dengesini sağlayacak daha esnek çalışma süreleri ve şekillerinin uygulanmasıdır. Esnek çalışma uygulamaları da tam bu ihtiyacı karşılayabilmek amacı ile doğmuştur denebilir. Bu çalışmada bu uygulamaların neler olduğu ve uygulamadan çalışanların ve işletmelerin nasıl etkilendiği ortaya konmaya çalışılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BILL SANDERS’İN UYUŞTURUCU KÜLTÜRÜNE DAİR ÇALIŞMASI ÖZELİNDE NİTEL ARAŞTIRMANIN TEMEL DİNAMİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27007</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27007</guid>
      <author>Ruhi Can ALKIN</author>
      <description>Nitel arastirma, sosyal bilim calismalarinin en onemli metodolojik yaklasimlardan birisidir. Bu yaklasim sosyal fenomenlerin degisen karakterini zaman ve mekan ozelinde anlamaya yardimci olur. Bu sebeple, arastirilan konuya dair lokal ve spesifik arka plani gormek isteyen arastirmacilar nitel yontemlere basvurmaktadir. Bu acidan, sosyal bilimlerin ilgi alanina giren ve derinlemesine analizi gerektiren giren riskli, hassas ya da karmasik problemleri cozmede nitel arastirma yontemi etkili olmaktadir. Bu mevcut calismada Bill Sanders’in uyusturucu kullanimini ve uyusturucunun gece kuluplerindeki normalizasyon surecini inceleyen nitel calismasi elestirel olarak analiz edilecektir. Bu yapilirken, arastirmacinin kullandigi teknikler, nitel yaklasimin onemli elementlerini aktarmak amaciyla gozden gecirilecektir. Calismanin sonunda, Sanders’in faydalandigi ‘katilimci gozlem’ (participant observation) ve ‘derinlemesine gorusme’ (in-depth interview) tekniklerine ek olarak, diger nitel arastirma tekniklerinden ‘gorsel metodlar’ ve ‘grup mulakati’, calismaya yonelik potansiyel bir katki olarak tartisilacaktir. Tum bu metotlarin isiginda, Sanders’in problematize edip metninde tartistigi normalizasyon, uyusturucu kulturu, uyusturucu ekonomisi ve daha ozel olarak illegal keyif verici maddeler ve bar calisanlarinin olumsuz bir karakterde resmedilmesi gibi konularin, sayilar uzerine kurulu nicel arastirmadan ziyade nitel arastirma yontemleriyle daha saglikli bir sekilde incelenebilecegi iddia edilecektir. Bu noktadan hareketle, daha genel bir cikarim olarak nitel arastirmanin sosyal bilim calismalarina daha uygun oldugu tartisilacaktir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FAHREDDİN ER-RÂZİ’NİN İ’CÂZU’L-KUR’ÂN ANLAYIŞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26988</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26988</guid>
      <author>Abdulmuttalip ARPA</author>
      <description>Mucize, Peygamberlik iddiasında bulunan kişinin, bu davasının doğru olduğunu ispat için Allah’ın izin ve kudretiyle gösterdiği harikulâde şeylerdir. Peygamberlerin ortaya koymuş oldukları mucizeler, kendi dönemlerinde daha çok öne çıkan hâdiselerle ilgilidir. Hz. Peygamber (sav)’in mucizesinin de Kur’ân’ı Kerim olduğu İslam âlimlerince müsellem bir konu olmakla birlikte sözkonusu i’câz’ın hangi açıdan tezahür ettiği hususu öteden beri tartışılagelmiş, bu bağlamda birçok görüş ortaya atılmıştır. İleri sürülen görüşler genel bir tasnife tabi tutulduğunda ise, bu görüşlerin; sarfe, gaybi haberler verme, beyân üslûbu, psikolojik etkileme ve ilmî muhteva etrafında şekillendiği görülür. Bu yönlerden her biri, yalnız başına bütün âyetlerde bulunmadığı gerekçesiyle âlimler tarafından çeşitli eleştirilere tabi tutulmuştur. Bunlardan sarfe ve beyân üslûbu tüm Kur’ân için geçerli olabilecek iken aynı durum öbür i’câz vücûhları için pek mümkün görülmemiştir. Yine sarfe yönü daha çok Mu’tezilî âlimler arasında benimsenirken, beyân üslûbu ise daha çok Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından benimsenmiştir. Bu çalışmada konuya bir altyapı teşkil etmesi amacıyla öncelikle İslam düşünce tarihinde i’câz düşüncesinin ortaya çıkışı ve tarihi seyri üzerinde duruldu; ardından Fahrettin er-Râzî’nin konuyla ilgili daha çok düşüncelerini dile getirdiği belâgate dair Nihâyetü’l-Îcâz fî Dirâyeti’l-İ’câz ve t-Tefsîru’l-Kebîr adlı eserleri üzerinden onun i’câz anlayışı incelenmeye çalışıldı. Tefsir tarihinde önemli bir konumda olan Râzi’nin konuyla ilgili görüşleri bir hayli önem arzetmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM MATEMATİK ÖĞRETİM PROGRAMININ DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26970</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26970</guid>
      <author>Ayten Pınar BAL, Perihan DİNÇ ARTUT</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı ilköğretim altıncı sınıf matematik öğretim programının uygulama aşamalarına ilişkin öğretmenlerin görüşlerini derinlemesine belirlemektir. Araştırma, Adana ilinde beş ilköğretim okulunda görev yapan sekiz matematik öğretmeni ile yürütülmüştür. Araştırma öğretmenlerin görüşlerini betimlemeye yönelik nitel bir çalışmadır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formu, öğretmenlerle ilgili kişisel bilgiler, programın kazanımları, içeriği ve öğrenme öğretme süreci olmak üzere dört bölümü içeren sorulardan oluşmaktadır. Verilerin analizinde içerik analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında ilköğretim altıncı sınıf matematik öğretim programının genel olarak öğretmenler tarafından olumlu bulunduğunu ancak uygulama sürecinde bazı sorunlar yaşandığını ortaya koymuştur.Bu araştırmanın amacı ilköğretim altıncı sınıf matematik öğretim programının uygulama aşamalarına ilişkin öğretmenlerin görüşlerini derinlemesine belirlemektir. Araştırma, Adana ilinde beş ilköğretim okulunda görev yapan sekiz matematik öğretmeni ile yürütülmüştür. Araştırma öğretmenlerin görüşlerini betimlemeye yönelik nitel bir çalışmadır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formu, öğretmenlerle ilgili kişisel bilgiler, programın kazanımları, içeriği ve öğrenme öğretme süreci olmak üzere dört bölümü içeren sorulardan oluşmaktadır. Verilerin analizinde içerik analizi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında ilköğretim altıncı sınıf matematik öğretim programının genel olarak öğretmenler tarafından olumlu bulunduğunu ancak uygulama sürecinde bazı sorunlar yaşandığını ortaya koymuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİTİT DÖNEMİ’NDE DEĞİŞİM ARAÇLARI VE ÖLÇÜ BİRİMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27019</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27019</guid>
      <author>Sevgi DÖNMEZ</author>
      <description>Hititler Dönemi’nde Anadolu’da uygulanan ekonomik sistemde en önemli değişim araçları olarak metal kullanımını görmekteyiz. Aynı ekonomik sistem, değişim araçlarında sabit eşitliği oluşturmak amacıyla kontrol mekanizmaları anlamında çeşitli ağırlık ve ölçü birimleri geliştirmiştir. Erken Tunç Çağlarından beri Anadolu’nun çeşitli yerleşimlerinde ele geçen ağırlık taşları Anadolu ve diğer bölgeler arasındaki ticari ilişkileri açığa çıkarması bakımından önem taşımakta olup, Hititler Dönemi’nde ele geçen çeşitli ağırlıklar ve ölçü birimlerinin kullanımına dair kanıt oluşturan filolojik belgeler dönemin Anadolu’sunda kontrol mekanizmalarının nasıl ve kimin tarafından işletildiğine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Hititçe çivi yazılı belgelerde, ağırlıkların ve ölçü birimlerinin kullanım alanları ve yasalarla belirlenmiş ücretlendirme yöntemlerine baktığımızda, kontrol mekanizmaları olarak kullanılan ağırlık ve ölçü birimleri, büyük oranda merkezi yapılar, saray ya da tapınaklar tarafından üretilip geliştirilmişlerdir. Hititçe adak metinlerinde, diplomatik metinlerde ya da dua metinlerinde saraya ya da tapınağa sunulan malların ağırlıkları ve ölçüleri çok sıkı anlamda denetlenip kaydedilmiştir. Ağırlık ve ölçü sistemleri çeşitli malların sabit eşit olarak değişimde kullanılmasına ve malların değişim aracı değerinin ortaya çıkmasına hizmet etmiştir. Bu anlamda Hititler Dönemi’nde en önemli değişim aracı gümüş olmuştur. 1 šekel gümüşün satın alma gücü hem teoride hem de pratikte malların dolaşımını hesaplamak için en önemli kıstas olmuştur. Gümüşün dışında vergi ödemelerinde, ücret ya da mükâfat olarak ve diplomatik hediyeleşmede hemen hemen tüm metaller değişim aracı işlevi görmüştür. Dolaşıma giren metaller külçe veya “bitmiş mal” (mal para) formunda sabit eşit olarak kullanılmışlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR'ÂN-I KERÎM'DE 'BEŞ VAKİT NAMAZ'</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26984</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26984</guid>
      <author>Cüneyt EREN</author>
      <description>Namaz dinin direği mesabesinde olup varlık aleminin bütün ibadet-lerini prototip olarak sembolize eder. Günde beş vakit olarak müslü¬manlara farz kılınmıştır. Bazıları Kur'ân'da namazın 'beş vakit' olarak farz kı¬lındığına dair açık bir ibarenin bulunmamasından yola çıkarak bu uygulamanın Kur'ânî olmadığını iddia eder. Aslında bu varsayım Kur'ân'ın dil üslûb ve ka-rakterini bilmemekten kaynaklanmaktadır. Zira Kur’ân-ı Kerim ahkâmını bir takım genel metot ve küllî kaideler içinde tak¬dim etmekte¬dir. Bu üslubun hikmet boyutları içinde muhatabın durumu önemli bir yer tutar. Namaz emri de bu tür örneklerden biri olarak 23 yıllık Mekke ve Medine nüzul süreci içerisinde genelden özele doğru periyodik şekilde farz kılınmıştır. Beş vakit namaz da bu zaviyeden Kur’ân-ı Kerîmin metninin kendine has doğası ile beş vakit namaza mücmel ola¬rak ancak sarahate yakın bir şekilde işaret ederek farz kılınırken ehemmiye¬tine binaen ayrıca ameli Kur'an olan sahih sünnetle de vurgulanarak tescillen¬miştir. Zira Hz. Peygamber (s.a.s)'in sünneti Kur'ân-ı Kerim'in açıklayıcı tefsiri konumundadır. 'Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar belli vakitlerde namaz kıl ve özellikle sabah namazını kıl…"(İsrâ, 78), ayeti sabah, öğle ve ikindi namazına işaret etmektedir. İbn Abbas (r.a) da bu ayet hakkında şöyle der: ''Ayet beş vakit namaza delalet eder, fazlasına ve noksanına değil. Gündüzün güneşin dönmesi, onun zeval vaktinden batıya doğru meyletmesi demektir ve bu vakit, öğle namazının vaktidir. Gündüz, öğle namazından sonra ikindi namazı gelir. Güneşin batışından hemen sonra ve ondan da bir müddet sonra ise akşam ve yatsı namazları kılınır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İMKB’DE İŞLEM GÖREN TURİZM İŞLETMELERİN VERİ ZARFLAMA ANALİZİ YÖNTEMİYLE MALİ PERFORMANSLARININ ÖLÇÜMÜ VE BENCHMARKING UYGULAMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27018</guid>
      <author>Aslan GÜLCÜ, Hatice CENGER</author>
      <description>Günümüzde işletmelerinin hayatta kalma şanslarını, rekabetteki başarı düzeyleri belirlemektedir. Bu nedenle işletmeler rekabet avantajı elde etmek için genellikle benzer ürün üreten işletmelerle performanslarını kıyaslarlar. Kıyaslama (benchmarking), işletme performansını arttırmak için kullanılan bir yönetim tekniği olarak kabul edilmekte ve doğru uygulandığında, güçlü bir rekabet aracı haline gelmektedir. Parametrik olmayan performans ölçümü ve bu yönteme dayalı kıyaslama; elde edilen sonuçların etkin birimler örnek edinilerek karşılaştırılmasına imkân vermekte, işletmelerin rakipleri karşısında zayıf ve güçlü yönlerin belirlenmesi sağlanmaktadır. Bu çalışmada; İMKB’de işlem gören Turizm İşletmelerinin görece mali performansları matematiksel programlama tabanlı Veri Zarflama Analizi yöntemiyle ölçülmüştür. Çalışma teorik ve uygulama olarak iki kısımdan oluşmaktadır. İlk bölümde veri zarflama analizi ve kıyaslama teorik olarak anlatıldıktan sonra uygulama aşamasında İMKB’de işlem gören turizm firmalarına ait finansal veriler kullanılarak veri zarflama analizi sonucu etkin olmayan birimler belirlenerek kıyaslama yapılmıştır. Veriler, akademik kullanıcılar için tasarlanmış EMS (Efficiency Measurement System) yazılımında değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen etkin ve etkin olmayan birimler belirlendikten sonra etkin olmayan birimler benchmarking yapılacak birimler olarak belirlenmiştir. Etkin birimlerden oluşan referans kümeleri de potansiyel kıyaslama odaklarını oluşturmaktadır. Veriler İMKB’de işlem gören turizm işletmelerine ait bilanço ve gelir tablosu kullanılarak elde edilmiştir. VZA yönteminde kullanılan girdi ve çıktı değişkenleri finansal analiz yönteminde kullanılan oranlardan oluşmaktadır Bu çalışmada 3 adet girdi ve 4 adet çıktı değişkeni kullanılmıştır. 9 firmaya ait saptanan girdi ve çıktı değişken başlıklarından hareketle 2010 yılı incelemeye alınmıştır. Analiz sonuçlarına göre etkin olmayan turizm firmaları etkin firmalar ile benchmarking yapılmıştır. Bu uygulamada girdi/çıktı bileşimlerinde yapılacak değişiklikler oransal olarak belirtilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TERÖRDEN SONRA DOĞU ve GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGELERİ ve TURİZM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27009</guid>
      <author>Levent İSKENDEROĞLU</author>
      <description>En genel geçer tanımı ile Turizm, dinlenmek, eğlenmek, görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan geziler ve bir ülkeye veya bir bölgeye turist çekmek için alınan ekonomik, kültürel, teknik önlemlerin, yapılan çalışmaların tümüdür. Turistik gezi, insanların sadece bir yerden bir yere gitmesi değil kültürel, ekonomik ve toplumsal olarak da iletişim içinde olmalarıdır. Aynı zamanda turizm; ülkelerin ekonomileri içerisinde, bölgesel gelişmede, bölgeler arası gelişmişlik farkının azaltılmasında da önemli rol oynayan bir alandır. Türkiye turizmi uzun yıllardır Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin içerdiği turizm potansiyelini kullanamamış ve bu nedenle bugüne kadar hak ettiği düzeye ulaşamamıştır. Bunun en önemli nedeni bölgede uzun yıllardır devam eden terör sorunudur. Her iki bölgemizde bu zaman zarfında atılan tüm iyi niyetli adımlara rağmen değim yerindeyse turizm açısından atıl kalmıştır. Ancak terör sorunun çözümü ile bu bölgenin zengin turizm potansiyeli açığa çıkarılabilir. Bu konuda siyasal, ekonomik, kültürel ve sosyal politikalara paralel bütüncül turizm politikalarına ihtiyaç vardır. Terör sorunun çözümü için son zamanlarda ciddi adımlar atılmaya başlanmış ve bu adımlar huzurlu bir coğrafya için büyük umutlar doğurmuştur. Bu çalışmanın amacı bu umuttan hareket ile terörden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nin turizm açısından gelişmesi ve turizm ile kalkınması için yapılabileceklere kendi çapında bir ışık tutmaktır. Umulur ki bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde turizmin gelişmesine küçükte olsa bir katkı sağlar.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PHILIP ROTH’UN ZUCKERMAN BOUND ADLI ESERİNDE SOSYAL KISITLAMALAR VE KİMLİK PROBLEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26969</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26969</guid>
      <author>Faruk KALAY</author>
      <description>Özellikle Yahudi toplumunda anti-semitizm, kimlik ve yabancılaşma konularıyla ilgilenen Philip Roth yirminci yüzyılın en önemli Amerikan-Yahudi yazarlarından biridir. Zuckerman Bound adlı eseri Yahudiler arasında popüler olmayan marjinal romanlara sahip Nathan Zuckerman adlı ünlü bir yazarı konu alır. The Ghost Writer adlı eserinde Zuckerman yaşadığı çevreyi, akrabalarını ve ailesini de karşısına alarak kendine örnek gösterdiği Lonoff gibi romancı olmak niyetindedir. Zuckerman Unbound romanında artık romanı yazmış ünlü bir yazardır. Ancak toplumla olan savaşı başlamıştır. The Anatomy Lesson eserinde ise ebeveynlerinin ölümünden kendisini suçlayan kardeşi ve kendi psikolojisi yaşamını altüst etmiştir. Son romanı Prague Orgy daha ziyade toplumun Yahudi toplumuna ve kültürüne olan bakışı üzerine yoğunlaşmıştır. Zuckerman sadece başka dinlerdeki insanlarla çelişmez ayrıca Yahudi toplumunda da tartışmalı bir isimdir. Gerçekte kaleme aldığı başkahraman Roth’un kendisidir. Aidiyetsizlik ve tabiyetsizlik romanda Zuckerman/Roth’un benliğinde bir sorundur. Örneğin, The Anatomy Lesson adlı romanda Zuckerman “başka birisi dahi olup olamadığını sorgulamak zorunda kalan muhtaç bir hastaya” (Wilson, 2005: 104) dönüşmüştür. Greenberg ise aynı romanı “Zuckerman’ın bir insan ve yazar olarak sınırları zorlaması” (1997) olarak değerlendirir. Her bir romanda okuyucu adaptasyon, yalnızlaşma ve başkahramanın Yahudi Amerikan toplumundaki değişiklikleri bulmaktadır. Ana temalar her ne kadar romandan romana çeşitlilik gösterse de, genel olarak konu başkahramanın psikolojik durumu üstüne kurulmuştur. Roth başkahramanların psikolojik durumlarını da ele alarak insanı ve toplumun bakış açısını irdelemeyi başaran yazarlardandır. Bu çalışmada kendisini şekillendiren Roth/Zuckerman’ın kimlik ve sosyal zorlamaları tartışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF YÖNETİMİ DERSİNİN ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÖĞRENCİ BAŞARISINDAN SORUMLULUK ALGISINA ETKİSİNİN ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26968</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26968</guid>
      <author>Hakan KURT, Gülay EKİCİ</author>
      <description>Stephens &amp; Crawley (1994) etkili öğretmen olmak için kendi içinde alt bölümleri olan beş çeşit yeterlikten bahsetmektedirler. Bu yeterlikler; konu bilgisi (öğretmenin anlatacağı dersle ilgili konuyu ne kadar iyi bildiğiyle ilgilidir), konu uygulaması (öğretmenin konusunu iyi öğretmesi), sınıf yönetimi (öğretmenin konusunu etkili öğrenmeyi sağlayıcı yönde amaçlı bir şekilde öğretmesi ve sınıf içi düzeni sağlaması), değerlendirme ve öğrenci öğrenmelerini kaydetme (öğretmenin öğrencilerinin başarı düzeylerini kaydetmesi ve onların performansları konusunda sistemli kayıt tutması) ve ileri mesleki gelişme (öğretmenin devamlı olan mesleki kariyeri içinde öğretmen yetiştirme programının ilk ve önemli bir adım olarak kabul edilmesi) dir. Dikkat edileceği gibi ilgili yeterliklerin en önemlilerinden biri sınıf yönetimi yeterlikleridir. Diğer taraftan, bir eğitim sisteminin kalitesinin göstergesi olarak düşünülmesi ve eğitim politikalarındaki değişimlere neden olması açısından, öğrencilerin akademik başarısı ve performansını etkileyen öğretmenin mesleğinde sorumluluk algısına sahip olması oldukça önemlidir (Alnabhan, Al-Zegoul &amp; Harwell, 2001). “Öğretmenin öğrencinin akademik başarısından ve başarısızlığından sorumluluk alma” kavramı Guskey (1981a) tarafından çalışmalarında kullanılarak literatüre kazandırılmış oldukça önemli ve dikkat çekici bir kavramdır. Öğretmen adaylarının mesleğini en iyi şekilde yapacak yüksek sorumluluk algısıyla sınıf yönetimi becerilerini geliştirmesi ve uygun şekilde uygulamaya koyması hem öğretmenin mesleğindeki başarısı hem de öğrencinin akademik başarısı, motivasyonu, öz-yeterliği vb açısından oldukça önemlidir (Faroogh, 2011; Maehr, 1990; Martin &amp; Baldwin, 1992; Medley, 1997; Wollfolk &amp; Hoy, 1990). Çünkü öğretmen sorumluluk algısı öğretmenin hem sınıf yönetimi becerilerini etkilemekte hem de sınıf yönetimi becerilerinden etkilenmektedir ki bu ise doğrudan öğrencinin başarısını etkileyen bir durumun göstergesidir. Bu araştırmanın amacı; sınıf yönetimi dersinin öğretmen adaylarının öğrenci başarısından sorumluluk algısına etkisini analiz etmektir. Deneme öncesi (pre-experimental) desenlerden tek gruplu öntest-sontest modeline göre hazırlanmış olan araştırmaya toplam 215 öğretmen adayı katılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin öğrenci başarısından sorumluluk algı ölçeği, akademik öz-yeterlik ölçeği, sınıf yönetimi dersine yönelik tutum ölçeği ve görüş belirtme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımlı gruplar için t-testi, etki bü</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KRONİK HASTALIĞI OLAN ÇOCUKLARDA YAŞAM KALİTESİ VE BAŞA ÇIKMA: YARI-DENEYSEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26979</guid>
      <author>Yaşar ÖZBAY, Tahsin İLHAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Disiplinler Arası Destek Eğitiminin (DADE) kronik hastalığı olan 11-14 yaş çocukların yaşam kalitesi ve başaçıkma stilleri üzerinde etkisini belirlemektir. Katılımcılar, Ankara Dışkapı Hastanesi ve Gazi Üniversitesi Hastanesinde tedavi gören ve uzun süreli hastalığı bulunan atmış çocuktan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, araştırmacılar tarafından geliştirilen Çocuklarda Stresle Başaçıkma Ölçeği, Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Bilgi Formu kullanılmıştır. Bu çalışma yarı deneysel olarak gerçekleştirilmiş olup, hastane ortamında psiko-eğitim grup etkinliği şeklinde uygulanmıştır. DADE programının etkililiği deney-kontrol gruplu, ön-test ve son-test, izleme ölçümlü olarak araştırılmış ve program 12 oturum şeklinde düzenlenmiştir. Sontest ve izleme sonuçları, deney grubunda olanların kontrol grubundakilere göre daha yüksek yaşam kalitesi ve uyumlu stresle başaçıkma stillerine sahip olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçları, DADE eğitim programın uzun süreli hastalığı olan 11-14 yaş grubu çocukların yaşam kaliteleri ve stresle başaçıkma stilleri üzerinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TASAVVUF KÜLTÜRÜNDEKİ İSTİKÂMET ANLAYIŞININ PSİKOLOJİK ve TERAPİK ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27010</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27010</guid>
      <author>Esma SAYIN</author>
      <description>İstikâmet kavramı, Tasavvuf kültürünün söz ve davranış tutarlılığı kazandırması yönünden en önemli kavramlarından birisidir. Aslında hayatta hal, fiil, zihin, duygu tutarlılığı ve kararlığına sahip olmanın yolu, istikâmet kavramının farkına varmak ve onu tecrübe etmekten geçer. Çünkü istikâmet sahibi olmak, ifrat ve tefrit dediğimiz uçlardan sakınarak denge ve tutarlılığın yakalanması tecrübesidir. Bütün bu yönleriyle hal, fiil, zihin ve duygu kararlılığı, istikrarı ve tutarlılığı olan istikâmet, aynı zamanda aşırı uç tutumlardan kaçarak duygusal ve zihinsel dengeyi yakalamaktır. Bu noktada istikâmet; yemede, içmede, inançta, ibadette, amellerde, hallerde, vakti geçirmede ve bütün yapılan işlerde, ifrat ve terfide kaçmamak ve orta yolu tutmaktır. Bu nedenle özünde duygusal ve zihinsel dengenin olduğu dürüstlüğü, istikrarlı tutumu içerdiği için istikâmet anlayışı, ruh sağlığını gerçekleştirmenin bir ön şartıdır. İstikâmet sahibi insanlar, zihin ve gönül dengesini kurarak onları hayata dair kararlarında güçlü kılan ve yaşam enerjisinin sağlanmasında mutlu eden tedavi edici bir güçle hayata bakarlar. Bu nedenle istikâmet sahibi olmayı başaran insanlar tutarlılık, denge ve bütünlük içerisinde hayata yaklaştıkları için, duygusal çatışmalarını da çözmüş olurlar. Yine onlar, daha önce yaptıkları olumsuz alışkanlıkları ortadan kaldırma kararlılığı içerisinde ruhsal uyumla beraber dürüstlük disipliniyle yaşamı içselleştirirler. Aynı zamanda istikâmet sahibi olmak, kişinin bilişsel tutarlılığı, kendini-gerçekleştirmesi ve kendini-aşma tecrübesi üzerinde yardımcı bir unsurdur. İstikâmet anlayışı; ruhsal çatışma ve depresif bozukluklar, davranış bozuklukları ve bağlanma bozuklukları üzerinde de tedavi ve terapi edici bir etkiye sahiptir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇEDE BATI KAYNAKLI KELİMELER VE UNSURLAR SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27021</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27021</guid>
      <author>Ayşe Nur SIR</author>
      <description>Diller arasındaki ilişkiler kaçınılmazdır. Bütün diller, ilişkide bulundukları diğer dillerle etkileşim içindedirler. Birbirlerinden dil unsurları alırlar ve birbirlerine verirler. Tarihin en eski dönemlerinden beri bu doğal alışverişlerin olduğu bilinmektedir. Türkçe için de durum böyledir. Bu bağlamda Türk dilinin Anadolu coğrafyasındaki geçmiş devirleri gözden geçirildiğinde dilin ekonomik, siyasi, sosyal, bilim ve teknolojik ilişkiler ya da kültürel etkileşimlerde bulunduğu dillerden başta kelime olmak üzere diğer yabancı dil unsurlarını aldığı görülür. Bunlar; bilgiye, öğrenmeye, siyasi ve iktisadi üstünlüğe, yönetici-yönetilen ilişkisine, özenti ve modaya dayalı alıntılardır. Alıntılar, normal ve sağlıklı şartlarda yapıldığı sürece dil doğasındaki yaratıcı, geliştirici, güzelleştirici özü ve özellikleri kaybetmez. Ancak sağlıklı akışı engelleyen ve yapısını, işleyişini bozan etkenlerin artışı ile dil yozlaşmaya doğru gidebilir. Türkçe de zaman zaman yabancı dil unsurlarının istilasına uğrayarak yozlaşma tehlikesi ile karşı karşıya gelmiştir. Başlangıçta Arapça, Farsça kelime ve dil unsurlarının Türkçeye verdiği tahribat, Tanzimat’la birlikte yön değiştirmiş; başta Fransızca olmak üzere diğer Batı kaynaklı dillerin verdiği tahribata dönüşmüştür. Dil Devrimi ile birlikte yapılan sadeleşme çalışmaları, verilen zararı en aza indirmeyi hedeflemiştir. Bu yolda mesafeler kat edilmiştir. Ne var ki XX. yüzyılın ikinci yarısında Amerika ile olan siyasi ilişkilerin artışı ile Türkçe bu sefer İngilizcenin etkisinde kalmıştır. Son yıllarda bilim ve teknolojik gelişmelerin sonucunda bu etki gittikçe büyümüştür. İngilizce kelime ve unsurlarının dilimizde hızlı artışı, çeşitli dil sorunlarını beraberinde getirmiştir. Bugün Türkçe bu sorunun doğurduğu dil kirliliğini yaşamaktadır. Bu çalışmada; Türkçedeki dil kirliliğinin temel sebeplerinden biri olan Türkçe üzerinde Batı kaynaklı yabancı unsurların etkisi ele alınmıştır. Dil devriminden önceki durum ve o dönemdeki kirlilikten ziyade 1950’lerden sonraki dönem dikkate alınarak günümüz Türkçesindeki kirlilik ve yabancı unsurlar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Dildeki yabancı unsurlar, sadece sözcük düzeyinde düşünülmemiş; gramer unsurları, yabancı dil kalıplarının tercümesi, yabancı sözcüklerin yazım özellikleri şeklinde değerlendirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAYAN BADMİNTONCULARIN BENLİK SAYGI VE NARSİSİZM DÜZEYİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26959</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26959</guid>
      <author>Ünsal TAZEGÜL</author>
      <description>Literatürde narsistik kişilik kavramı incelendiğinde, bireyin kendi bedensel ve psikolojik özelliklerine aşırı derecede hayran olması ve bireyin kendini aşırı derecede beğenmesi olarak tanımlandığı görülmektedir. Benlik saygısı ise, bireyin kendini gururlu, değerli, gayretli, etkin ve başarılı hissetmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Bayan badmintoncuların narsisizm ve benlik saygı düzeylerini belirleyerek, narsisizm ve benlik saygısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışmada Narsist kişilik envanteri ve benlik saygısı envanteri, veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 15 paket programı kullanılmış olup, Verilerin normal dağılıma sahip olduğunu belirlemek için “Kolmogorov-Smirnov” testi, homojenliğini belirlemek için ''Anova-Homogenety of variance” testi uygulanmış ve verilerin homojen ve normal bir dağılıma sahip olduğu belirlenmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik ve narsisizm ile benlik saygısı arasındaki ilişkiyi belirlemek için ‘’Pearson Korelasyon’’ analizi uygulanmıştır. Çalışmanın sonunda, Sporcuların narsisizm skorları ve benlik saygıları arasında olumlu yönde orta düzeyde bir ilişki ve sporcuların narsisizm skorları artıkça benlik saygılarında bir artış olduğu belirlenmiştir. Benlik saygısı üzerine yapılan bir çok araştırmanın sonunda, spor etkinliklerine katılan bireylerin benlik saygılarının, spor etkinliklerine katılmayan bireylerden daha fazla gelişmiş olduğu görülmektedir. Spor sadece bireyin benlik saygısının gelişmesine olumlu yönde katkı sağlamakla kalmayıp aynı zamanda bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyen kaygı, stresin azaltılmasında ve kişilik gelişiminde de önemli rolü olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL ADALET: KAMU VE ÖZEL SEKTÖR KURULUŞLARINDA BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27002</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27002</guid>
      <author>Muharrem TUNA</author>
      <description>Örgütsel adalet, örgütlerde ortaya çıkan ödül ve cezaların nasıl yönetileceğine ve dağıtılacağına dair kurallar ve sosyal normlardır. Adaletsizlik ise, bireyin kendine adil olmayan bir şekilde davranıldığına dair inançlarını içermektedir. Adaletsizliğin söz konusu olduğu örgütlerde etkinlik ve verimliliğin sağlanması mümkün değildir. Bu nedenle yönetim tarafından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir olgudur. Bu fikirden hareketle yapılan çalışmanın amacı, çalışanların örgütsel adaleti ne şekilde algıladıklarının ve farklı demografik özelliklerin algılamaları farklılaştırıp farklılaştırmadığının belirlenmesidir. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak alan yazın taraması ve anket tekniğinden yararlanılmıştır. Veri toplamak üzere hazırlanan anket formu, kamu ve özel sektörde farklı kademelerde çalışan ve rasgele seçilen 708 yönetici ve işgörene uygulanmıştır. Elde edilen veriler frekans, aritmetik ortalama, T Testi ve ANOVA yöntemleriyle analiz edilmiştir. Araştırmada cinsiyetle dağıtım adaleti arasında bir farklılığa rastlanmış ve bu analizde bayanların dağıtım adaletine ilişkin algıları daha düşük çıkmıştır. Çalışmada, üst kademe yöneticilerin diğer kademelere göre daha olumlu adalet algılarının olduğu tespit edilmiştir. Dağıtım adaleti ile işyerindeki kıdem arasında anlamlı farklılaşma olduğu sonucuna ulaşılmış; ancak mesleki kıdem için bir farklılık bulunamamıştır. İşyerinin sahiplik yapısının yani kamu ya da özel sektör kuruluşlarının adalet algılamasında farklılık gösterip göstermediğine yönelik yapılan analiz sonucunda ise herhangi bir farklılık tespit edilememiştir. Adalet algılaması çalışan sayısı bakımından incelendiğinde, işlem adaleti ile arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Yani bir işyerinde çalışan sayısının düşük olmasının, işlem adaleti algılamasının yüksek olmasına neden olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİYATIMIZDA EHL-İ BEYT SEVGİSİ ÇERÇEVESİNDE MALATYALI SABRİ DİVANI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26998</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=26998</guid>
      <author>Saadettin KEKLİK, Ömer SAVRAN</author>
      <description>Ev halkı anlamına gelen ehl-i beyt terimi, İslâm tarihinde Hz. Peygamber'in aile fertleri için kullanılmıştır. Hz. Peygamber’in şahsına, ailesine sevgi ve saygı duyulması gerektiği, Divan Edebiyatında da önem verilen bir konu olmuştur. Diğer taraftan Kerbelâ vakası olarak da bilinen Hz. Hüseyin’in şehit edilmesini anlatan manzum ve mensur eserler de kaleme alınmıştır. Pek çok şairde olduğu üzere ehl-i beyt sevgisini dile getiren şairlerden biri de Malatyalı Sabrî’dir. Araştırmanın amacı Malatyalı Sabrî’nin</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF İÇİNDE İSTENMEYEN DAVRANIŞLARLA BAŞA ÇIKMA STRATEJİLERİNE FARKLI YAKLAŞIM MODELLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27012</guid>
      <author>İbrahim HABACI</author>
      <description>Eğitimin ve öğretimin aileler, toplum ve devlet tarafından önemsenmeye başlaması ile birlikte; devlet tarafından eğitim ve öğretimin süresi artırılmaya başlanmıştır. Gelişmiş ülkelerin hemen hepsinde bireylerin okulda geçirdikleri süreler oldukça fazla iken, gelişmekte olan ülkelerden gelişmemiş ülkelere doğru gidildikçe eğitim-öğretime devlet tarafından ayrılan sürenin azaldığını görmekteyiz. Özellikle hükümet politikalarında, eğitim ve öğretime daha fazla önem verileceği belirtilmekte, bu konuda devletin var olan bütçesinden olabildiğinde pay ayrılmaktadır. Bireylerin okulda geçirdikleri zamanın iyi bir şekilde planlaması, etkinliklerle doldurulması, etkinlikler arası geçişlerde zaman kaybının olması, aynı zamanda öğrencilerin istemleri dışında faaliyetlerde bulundurulmasının istenmesi, öğrencileri istenmeyen davranışlara itmektedir. Bu çalışma da özellikle okullarımızda istenmeyen öğretmen ve öğrenci davranışları, her ikisinin de ortaya çıkmasına sebep olan idari bir kısım davranışları belirtilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma yapılırken öncelikle bu alanda yazılmış alan yazım taraması yapılmıştır. İstenmeyen öğretmen, öğrenci ve idareci davranışlarının ortaya koyarak bunların eğitim ortamından uzaklaştırılması ve bunlarla başa çıkma modelleri ve yaklaşım tarzları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmaya bu açıdan bakıldığında, okulda ve sınıfta istenmeyen davranışlar sergileyen öğrenciler için idareciler ve öğretmenler tarafından alınabilecek tedbirleri sıralamaya çalışmak, bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİMİNDE “BELGESEL” KULLANIMININ ÖĞRENCİLERİN DERS BAŞARISINA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27011</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27011</guid>
      <author>Sabri SİDEKLİ, Hafize DOĞRAMACI , Selami YANGIN , İskender DAŞDEMİR</author>
      <description>Her toplumun ayakta kalabilmesi ve yeniliklere ayak uydurabilmesi için eğitim, temel taşlardan biridir. Bu misyonun gerçekleştirebilmesi için eğitimin de çağın gereklerine uygun olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Çok eski bir yöntem olan düz anlatım yöntemi sosyal bilgiler dersinin öğretiminde öğretmenler tarafından sıkça başvurulan yöntemlerden biridir. Ancak anlamlı ve kalıcı öğrenmelerin gerçekleşebilmesi, çağın gereksinimlerine cevap verebilen bir eğitim ortamının düzenlenmesinde düz anlatım yöntemi tek başına yeterli değildir. Bundan dolayı izleyenleri eleştirel bir sonuca ulaştırmayı amaçlayan, kişileri bilgilendirerek düşünmeye sevk eden belgesellerin eğitim ortamlarında kullanımı oldukça önem taşıyabilecektir. Belgeseller, görsel-işitsel unsurları barındırdıklarından farklı zekâ türlerine sahip öğrencilere de hitap etmektedirler. Bu nedenle araştırmanın amacı ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin Sosyal Bilgiler ders konularını öğrenmede belgesel destekli öğretimin etkisini belirlemektir. Araştırma 2012-2013 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı bir merkez ortaokulunda 7. sınıf öğrencileri ile yapılmıştır. Araştırmaya toplam 66 öğrenci katılmıştır. Deney grubu 32, kontrol grubu ise 34 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmada 4 seçenekli çoktan seçmeli 30 maddeden oluşan akademik başarı testi kullanılmıştır. Araştırmada uygulama süreci 4 hafta ile sınırlandırılmıştır. Araştırma sonucunda belgesel destekli eğitim yapılan deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubuna göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre deney grubundaki öğrencilerin daha başarılı olduğu sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK: KAMU VE BAĞIMSIZ SPOR ÖRGÜTLERİ YÖNETİCİLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27016</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27016</guid>
      <author>Mustafa Yaşar ŞAHİN, Yusuf AKYEL , Tekin ÇOLAKOĞLU</author>
      <description>Araştırmanın amacı spor örgütleri yöneticilerinin, örgütsel vatandaşlık davranışı düzeylerini belirlemek ve demografik değişkenlerin örgütsel vatandaşlık davranışlarına etkisini incelemektir. Bu doğrultuda tarama modelindeki araştırmada veri toplama aracı olarak Özaslan, Acar ve Acar (2009), tarafından geliştirilen 21 ifadeden oluşan “Örgütsel Vatandaşlık Davranışı” ölçeklerinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan 174 spor yöneticisinden elde edilen verilere göre; yöneticilerin örgütsel vatandaşlık düzeylerini ( =3,84) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kadın yöneticilerin erkek yöneticilere; bekar yöneticilerin ise ( =3,90), evlilere göre ( =3,83) daha yüksek bir ortalamaya sahip olduğu, fakat her iki değişkene göre anlamlı bir farklılığın olmadığı belirlenmiştir. Katılımcıların görevde bulunma süre değişkenine göre ise “ÖVD” ölçeğinin “Örgütsel Erdem” ve “Vicdanlılık” alt boyutuna ilişkin ortalama puanlar arasında anlamlı farklılık vardır. Ölçeğin alt boyutları arasında pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki izlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan yöneticilerin, görev yaptıkları kurum değişkenine göre “Örgütsel Vatandaşlık” ölçeğinin alt boyutlar ve genelinden aldıkları ortalama puanlar incelendiğinde; Kamu örgütlerinde görev yapanların ortalama puanlarının ( =3,86), bağımsız spor federasyonlarında yöneticilik yapanların ortalama puanlarına göre ( =3,83) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bilgilerden hareketle; ÖVD’nin, işbirliğine dayalı etkinliklerin düzenlendiği, informel yanı güçlü, sosyal bir örgüt olan spor yönetimi alanında etkililiğine katkıda bulunabileceği açıktır. Bu nedenle ÖVD’nin gerçekleştirilebilmesi için, yöneticilerin bu yönde teşvik edici, katılımcı ve karşılıklı etkileşime dayalı, bilgi alış-verişinin önemli görüldüğü bir örgüt ikliminin oluşturması önerilebilir </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE ÖĞRETMEN ADAYLARININ METİN İŞLEME SÜRECİNE YÖNELİK HAZIRLADIKLARI SORULARIN REVİZE EDİLMİŞ BLOOM TAKSONOMİSİ DOĞRULTUSUNDA İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27020</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27020</guid>
      <author>Sait TUZEL, Eren YILMAZ , Mazhar BAL</author>
      <description>Bloom’un 1956’da ortaya atmış olduğu kendi adıyla anılan taksonomisinin üzerin-den uzun yıllar geçmiş ve geçerliliği konusunda alan yazında çeşitli tartışmalar ya-şanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde 2001 yılında Anderson ve arkadaşları Bloom’un 1956’da ortaya attığı taksonomiyi yeniden düzenleyerek Revize Edilmiş Bloom Tak-sonomisini (REBT) ortaya atmışlardır. Bu çalışmada, Çanakkale Onsekiz Mart Üni-versitesi Türkçe Öğretmenliği son sınıfta öğrenim gören 52 öğretmen adayının, metin işleme sürecine yönelik hazırladıkları sorular, REBT temel alınarak incelenmiştir. Bu amaçla öğretmen adaylarına bir adet bilgilendirici, bir adet edebî ve bir adet de şiir metni verilerek bu metinlere yönelik metin işleme sürecinde kullanabilecekleri sorular hazırlamaları istenmiştir. Bu yolla öğretmen adaylarının farklı metin türlerine yönelik hazırladıkları soruların REBT basamaklarına dağılımının tespit edilmesi amaçlanmış-tır. Araştırmadan elde edilen bulgulardan hareketle, öğretmen adaylarının bilgilen-dirici ve edebî türdeki metinlere yönelik olarak hazırladıkları soruların üçte ikiden fazlasının “hatırlama” ve “anlama” gibi REBT’in alt düzey basamaklarında olduğu görülmüştür. Şiir türündeki metne yönelik hazırladıkları sorular değerlendirildiğinde ise REBT’in “çözümleme” ve ”değerlendirme gibi üst düzey basamaklarında daha fazla oranda soru yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCE ÖĞRETMENLİĞİ LİSANS EĞİTİMİ ALAN TÜRK ÖĞRENCİLERİN MECAZ KULLANIM YETERLİLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27013</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27013</guid>
      <author>Oktay YAĞIZ, Buğra ZENGİN , Ayşegül TAKKAÇ</author>
      <description>Mecazlar ve mecazi ifadelerin temelde edebi veya ağdalı dil bileşenleri olduğu şeklinde hala yaygın bir yanlış kanaat var. Ancak, mecazın bilinenle bilinmeyen, anlaşılması zor olanla kolay olan ve soyutla somut arasındaki zihinsel işlemi tetikleyen kavramsal bir doğası var. Aslında, felsefi, dilbilimsel, sosyolojik, psikolojik ve eğitimsel olmak üzere pek çok bakış açılarından tartışılmıştır. Bu farklı disiplinler mecazın ‘sadece bir dil değil, aynı zamanda düşünce ve muhakeme meselesi’ olduğu temel savını güçlendirmiştir. İlgili literatür mecazın gündelik yaşamdaki yaygın rolü ve farklı düzeylerdeki eğitim ile ilgili potansiyelini işaret eden bir çok araştırma tarafından desteklenmektedir. Bununla birlikte, mecazın özellikle dil öğrenimi ve öğretimi olmak üzere farklı alanlardaki rolünün gün ışığına çıkarılmasına hala ihtiyaç var. Özellikle farklı kültürel ortamlarda yürütülmüş mecaz çalışmaları geleceğe dönük yeni fikirler verse de hala bu çalışmaların sayısı yetersizdir. Bu çalışmanın amacı çeşitli süreçler kullanarak üniversite düzeyindeki İngilizce öğretmenliği bölümündeki Türk öğrencilerin mecaz kullanım yeterliliklerini araştırmaktır. Araştırmanın yordamı mecaz üretimini ölçme amacıyla oluşturulmuş bilgisayar tabanlı testten oluşmaktadır. Delphi bilgisayar programında, katılımcıların bilgisayar laboratuarındaki mecaz üretme ve mecazi ilişkiyi görme performansları yaptıkları seçimler ve seçim yaparken harcadıkları zaman bakımından izlenip kaydedilmiştir. Çalışmaya Türkiye’deki bir üniversitenin İngilizce öğretmenliği bölümünden İngilizce düzeyi ortanın üstü olan 18-20 yaşları arasındaki 90 Türk öğrenci katılmıştır. Katılımcılardan test boyunca ekranda gördükleri cümleleri ne derecede mecazi veya anormal bulduklarına bağlı olarak 1 ile 5 arasında değer vermesi istenmiştir. Çalışmadaki mecazlar, Katz ve diğer. (1988) çalışmasından 464 notlandırıcının 1 ile 10 arasında değer verdiği 464 mecaz arasından seçilmiştir. Çalışmadaki katılımcılara, onlardan istenenin gördükleri cümlelerde mecazi bir ilişki görüp görmedikleri konusunda puan vermeleri olduğu, bu ilişkinin niteliğine puan vermelerinin istenmediği vurgulanmıştır. Çalışma bulguları, üniversite düzeyindeki İngilizce eğitimi alan Türk öğrencilerin yabancı bir dildeki mecazi anlamı bulma ve anlama performanslarının anadildeki performanslarna yakın olmakla beraber daha yüksek bir başarı göstermedikleri sonucunu vermiştir. En yüksek yüzdeliğe sahip ifadeyi iyi anlama yüzdesi(5) %40.29 lık bir paya s</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>177 NUMARALI HALEP ŞER’İYE SİCİLİNE (EVKÂF MUHASEBE DEFTERİNE) GÖRE XIX. YÜZYIL BAŞLARINDA HALEP VAKIFLARININ GELİR VE GİDERLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27022</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27022</guid>
      <author>Mehmet KABACIK</author>
      <description>XIX. Yüzyılda Osmanlı Devleti’nin önemli merkezlerinden olan Halep’te 415 adet vakıf bulunmaktadır. İncelemiş olduğumuz 177 Numaralı Halep Evkâf Muhasebe Defterinde bu vakıflardan 85 tanesinin 1226-1230 (1811-1815) tarihleri arasındaki muhasebeleri incelerek hesapları ibra edilmiştir. Vakıflar, dönemin sosyal, kültürel ve dini hayatının en önemli hizmet kurumudur. Vakıfların finansman kaynaklarının ne olduğu, hangi oranlarda nerelerden gelir elde edildiği, hizmetleri için nerelere hangi oranlarda harcama yapıldığı, 177 Numaralı Halep Evkâf Muhasebe Defteri verilerine göre değerlendirilmiştir. Halep, Osmanlı devletinin en önemli ticari ve iktisadi merkezlerinden olduğu için bu durum vakıfların gelir kaynaklarına da yansımıştır. Vakıfların gelir kaynaklarının büyük bir kısmını dükkan, han, hamam ve ev gibi gayrimenkullerden alınan kiralar oluşturmuştur. Vakıflara ait hizmet binaları ve gelir getiren yapıların tamir ve bakım masrafları, vakıfların en büyük gider kalemleridir. Vakıflara ait gayrimenkullerin zamanla harap olması ve tamir masraflarının yüksekliği, vakıflar için büyük sıkıntılar ortaya çıkarmıştır. Belirtilen sıkıntılar Halep’te huluvvül-örfi ve hukr uygulamalarına sebep olmuştur. Tamir ve bakımı yapılamayan çok sayıda binanın arsaları düşük ücretlerle kiraya verilmiştir. Bu durum çok sayıda hizmet ve gelir getiren binaya sahip olan vakıfların kuruluşundan belirli bir zaman geçtikten sonra içine düştükleri sıkıntıları göstermektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜREL BAĞLAMDA KAPADOKYA BÖLGESİNDE BULUNAN GREK HARFLİ TÜRKÇE KİTABELERİN DİLİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27023</guid>
      <author>Adem ÖGER, Ahmet Turan TÜRK</author>
      <description>Anadolu’da Türkçe konuşan, yazılarında Grek asıllı Karamanlı alfabesini kullanan ve Ortodoks Hristiyanlar olarak adlandırılan Karamanlılar, özellikle Anadolu (Karaman, Konya, Kayseri, Isparta, Nevşehir, Niğde, Aksaray, Burdur, Aydın ve Karadeniz vb.), İstanbul, Suriye ve Balkanlarda yaşamışlardır. Karamanlı Ortodoks Türklerin Anadolu’da en yoğun yaşadığı bölge ise Kapadokya’dır. Kapadokya’da (Nevşehir Merkez, Ürgüp, Mustafapaşa), Derinkuyu (Suvermez, Yazıhöyük, Zile), Niğde (Gölcük, Misti/Misli Fertek, Sementra, Andaval, Hasköy, Aravan/Kumluca, Kurdanos/Hamamlı, Bor), Aksaray (Güzelyurt, Uluağaç), Kayseri (İncesu, Zincidere, Pınarbaşı, Endürlük, Develi) yaşamakta olan Karamanlı Ortodoks Türkler, TBMM ile Yunan Hükümeti arasında 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan “Yunan ve Türk Halklarının Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol” gereğince 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren Yunanistan’a zorunlu göçe tabi tutulmuştur. Bu zorunlu göç neticesinde, günümüzde Yunanistan’ın Selanik, Larissa, Eviya Adası, Kavala, Atina, Prea, Halkida gibi yerleşim yerlerinde yaşayan Karamanlı Ortodoks Türkler, göçmek zorunda kaldıkları topraklarda büyük bir kültürel mirasın parçası olarak Karamanlıca kitabeler bırakmışladır. Makalede, Kapadokya bölgesinde bulunan ve Karamanlı Ortodoks Türklerden günümüze kadar ulaşmış kitabelerin dil özellikleri, bu kitabelerin içerik ve işlevleri ile Karamanlı Ortodoks Türklerin kültürel mirasları gibi konular değerlendirilecektir. Kapadokya bölgesinde bulunan bu kitabelerin Karamanlı Ortodoks Türklerin hayatındaki önemi, tarih ve kültür bağlamında ortaya konmaya çalışılacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


