






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2014 Sayı  28</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=565</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>TÜRK TELEVİZYON DİZİLERİNİN KÜRESEL BAŞARISI: EVRENSEL İNSAN YAKLAŞIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27227</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27227</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Bu çalışmada, başta Avrupa, Asya ve Afrika’daki ülkeler olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinde yayına giren Türk televizyon dizilerinin başarısının temelindeki nedenler araştırılmakta; Türk dizilerinin yapım ve içeriğinde yer alan çekici ve etkileyici unsurlar ortaya konmaya çalışılmaktadır. Uzun yıllar uluslar arası pazarlara giremeyen Türkiye, son yıllarda uluslar arası ölçüt ve değerleri de kavrayarak üretimler yapmaya başlamıştır. Türk televizyon dizileri başlangıçta yabancı yapımlara öykünmekten öteye gidemezken, sonraları özgün bir karakter kazanmışlardır. Son yıllarda Türk televizyon dizileri dünyanın 50’den fazla ülkesindeki televizyon kanallarında yayınlanmakta ve büyük ilgiyle izlenmektedir. Farklı tarih ve kültürlere sahip ülkelerde gösterilen Türk dizileri, Türkiye’den öyküler içermekle birlikte evrensel yaklaşımlarla hemen her insanın ilgisini çeken, merak duygusu uyandıran özelliklere sahip bulunmaktadır. Yapımcısından yönetmenine, teknik ekipten oyuncularına tümüyle Türk ekiple gerçekleşen dizilerde doğal olarak Türk kültüründen etkiler bulunurken, episodları oluşturan öyküler ve karakterler evrensel insan örneklerini yansıtmakta, dünyadaki her insanın tanıyabileceği ve anlayabileceği modeller gösterilmektedir. Türk televizyon dizileri izleyicileri yalnızca heyecanlı öyküleriyle değil, aynı zamanda düşünsel ve duygusal yaklaşımlarıyla da etkilemektedir. Son 50 yılda Türkiye geleneksel yapıdan modern yapıya, kırsal yaşamdan kentsel yaşama dönüşürken; Türk televizyon yapımları da küresel görünümü anlayıp kavrayan bir düzeye ulaşmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ, “C=300.000.000 m/s” SABİTİYLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27183</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27183</guid>
      <author>Ali YILDIZ</author>
      <description>Çalışmanın amacı, fen bilimleri öğretmen adaylarının, “c=300.000.000 m/s” sabitiyle ilgili görüşlerini araştırmaktır. Araştırma, nitel bir durum çalışmasıdır. Çalışmanın verilerine, görüş formu ve doküman incelemesi kullanılarak iki ayrı yoldan ulaşılmıştır. Birincisinde eğitim fakültesi fen bilgisi öğretmenliği lisans programı 3. sınıfında öğrenim gören; 13’ü erkek, 32’si kadın olmak üzere toplam 45 öğretmen adayının, “c=300.000.000 m/s” sabitiyle ilgili görüşlerini; eksik bilgiden, hatadan ve tahminden ayırt ederek geçerli ve güvenilir bir şekilde tespit etmek için üç aşamalı bir sorudan oluşan bir görüş formu kullanılmıştır. İkincisi için öğretmen adaylarının; ortaöğretimde kullandıkları fizik kitapları (9, 10, 11 ve 12. sınıf), ÖSYM’nin LYS de sorduğu sorular, lisans eğitimleri süresince fizik derslerinde yararlanmaları için hazırlanan ulusal ve uluslararası düzeyde kullanılan kaynak kitaplar gibi yazılı dokümanlar incelenmiştir. Araştırmaya katılan öğretmen adaylarının %93,3’ü, “c=300.000.000 m/s” sabiti için “ışık hızı” adlandırması yapmıştır. Işık hızı adlandırmasını yapan 42 öğretmen adayının 38’i (%84,5) “doğru çünkü hep böyle gördük, öğrendik ve kaynaklarda böyle geçiyor”, “doğru” ve “doğru adlandırma” gibi açıklamalarla cevaplarını desteklemişlerdir. Lise fizik kitaplarında (9, 10, 11 ve 12. sınıf), ÖSYM’nin LYS de sorduğu sorularda, lisans programlarında okutulan fizik derslerinde öğrencilerin yararlanmaları için hazırlanan ulusal düzeydeki kitaplarda c sabiti için “ışık hızı” adlandırması yapılmıştır. Ayrıca uluslararası düzeyde kullanılan kaynak kitapların orijinalinde “Speed of light in vacuum” şeklinde adlandırılan c sabitinin, genelde Türkçeye “vakumda ışık hızı” ya da “boşlukta ışık hızı” olarak tercüme edildiği görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜZEL SANATLAR LİSELERİ KEMAN ÖĞRENCİLERİNİN SÜSLEMELERİN AÇILIMLARIYLA İLGİLİ BİLGİ DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27199</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27199</guid>
      <author>Ilgım KILIÇ, Didem DÖĞER</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Güzel Sanatlar Liseleri keman ders kitaplarında yer alan süslemelerin açılımlarıyla ilgili öğrencilerin bilgi düzeylerini ortaya çıkarmak ve Güzel Sanatlar Liselerinde yürütülmekte olan keman derslerinin süslemeler konusu açısından daha işlevsel bir yapıya ve işlerliğe kavuşturulmasına katkıda bulunmaktır. Araştırmanın yürütülmesinde betimsel yönteme dayalı bir desen kullanılmıştır. Veri toplamak amacı ile literatür tarama, anket ve bilgi testi yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma örneklemini oluşturan Güzel Sanatlar Liselerinin rastlamsal şekilde belirlenmesinde, okulların mezun vermiş, farklı coğrafi bölgelerden ve keman ders kitaplarını kullanıyor olmaları göz önünde tutulmuştur. Araştırmanın örneklemini Ankara, Balıkesir, İstanbul, İzmir, Muğla, Samsun, Malatya, Gaziantep, Mersin, Hatay ve Diyarbakır illerinde bulunan Güzel Sanatlar Lisesi 11. ve 12. sınıflarda öğrenim gören 168 keman öğrencisi oluşturmaktadır. Elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri için SPSS 17.0 paket programından yararlanılarak, tanımlayıcı istatistiksel metotlar (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), hipotez testleri olarak parametrik testlerden T-Testi, One-Way Anova testi kullanılmıştır. Araştırmada yapılan çözümlemeler sonucunda, keman eğitimi ders kitaplarında, 11. sınıflarda öğretimine başlanan tril, çarpma (uzun çarpma- kısa çarpma), mordan (alt mordan- üst mordan), grupetto ve vuruş sonrası süsleme notalarının kullanıldığı belirlenmiştir. Uygulanan bilgi testiyle, öğrencilerin süslemelerin açılımlarıyla ilgili bilgi düzeyleri tespit edilmiştir. Öğrencilerin büyük bir kısmının, süsleme sembol ve işaretlerinin açılımını bilmedikleri, açılımı en çok bilinen süslemenin tril, en az bilinen süslemenin ise grupetto olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular göz önünde bulundurularak, Güzel Sanatlar Liselerindeki keman eğitiminin içerisinde yer alan süslemelere ilişkin konuların ve öğretim yöntemlerinin gözden geçirilmesi ve düzenlenmesine dikkat çekilmiş, konu ile ilgili çalışmalar yapılması hususunda önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÖĞRENME YAKLAŞIMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27156</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27156</guid>
      <author>Mehmet TAŞDEMİR, Nihat ÇALIŞKAN , Selen KULA</author>
      <description>Bireyin öğrenmesini sağlayan faktörler içinde ilk sırada sayabileceklerimizden birisi, doğru ve etkili şekilde ders çalışmadır. İlgili alan yazın incelendiğinde, öğrencilerin okuduklarını derin veya yüzeysel olmak üzere iki ayrı düzeyde işledikleri görülmektedir. Bu araştırmanın amacı, Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesinin son sınıfında okuyan öğretmen adaylarının öğrenme yaklaşımlarının ne düzeyde olduğunu ve cinsiyet, okudukları bölüm, barınma olanakları değişkenleri açısından farklılaşma durumlarını belirlemektir. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ahi Evran Üniversitesi’nde 2012-2013 öğretim yılında son sınıfta öğrenim görmekte olan 267 eğitim fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Biggs, Kember ve Leung (2001) tarafından geliştirilen Yılmaz ve Orhan (2011) tarafından Türkçe formunun dilsel eşdeğerliği, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılan “Ders Çalışma Yaklaşımı Ölçeği” veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Ölçeğin derin yaklaşım faktörünün Cronbach Alfa katsayısı .79 yüzeysel yaklaşım faktörünün Cronbach Alfa katsayısı .74 olarak hesaplanmıştır. Verilerin çözümlenmesinde alt problemlerin gerektirdiği şekilde ortalama, standart sapma değerleri hesaplanmış, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde okuyan öğretmen adaylarının, yüzeysel yaklaşımı, derin öğrenme yaklaşımından daha çok tercih ettikleri; derin öğrenme yaklaşımlarını tercih etmede cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmazken, yüzeysel öğrenme yaklaşımını tercih etmede erkek adaylar lehine anlamlı fark olduğu görülmüştür. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE II. DÜNYA SAVAŞI SIRASINDA İNGİLİZ VE ALMAN BÜYÜKELÇİLERİNE SUİKAST GİRİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27230</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27230</guid>
      <author>Cengiz ATLI</author>
      <description>Türkiye’nin II. Dünya Savaşının başlamasından itibaren temel amacı savaş dışı kalmaktı. Türkiye dış siyasette sıkıntılı bir dönem yaşarken içerde de dışarıda da sıkıntılı bir dönemden geçiyordu. Ülkede özellikle Rusya İngiltere ve Fransa gibi devletler Türkiye’nin savaş dışı kalmasını istemiyorlardı. Almanlar Balkanlar’a doğru ilerlerken bütün ülkeler huzursuzdu. İşgalden dolayı elçiler bu bölgeleri terk ediyorlardı. Terk eden elçilerin duraklarından birisi İstanbul’du. Sofya Büyükelçisi olarak görev yapan Rendell ve elçilik üyeleri de güvenli bir durak olarak İstanbul’u seçmişlerdi. Rendell İstanbul’da Pera Palas Oteli’nde kalmaya gittiği sırada kendisine bavul içerisinde bomba konularak suikast girişiminde bulunulmuştu. Olayda Rendell ve ailesi yara almadan kurtulurken 4 kişi ölmüş 21 kişi ise yaralanmıştı. Ülkede huzuru bozmaya yönelik ikinci bir girişim ise Alman Büyükelçi Van Popen’e 1942 yılında Ankara’da düzenlenen suikast girişimiydi. Suikasten Papen ve eşi yara almadan kurtulurken arkalarında yürüyen bir kadın ve iki kız bombanın etkisi ile yaralanmışlardı. Elinde bomba patlayan suikasti feci şekilde parçalanmıştı. Olayla ilgili olarak ikisi Rus kökenli 4 kişi yakalanmıştı. Bu olay Türk Alman ilişkilerin normale döndürürken Türk-Rus ilişkilerini ise gittikçe kötüleştirmişti. Türk yetkililer bizzat olayın üzerine giderek sorumluları yakalayıp cezalandırmışlardı. Yapılan değerlendirmelerde suikastın bizzat Rusya Gizli Örgütü (Gestapa) tarafından yapılmış olduğuydu. Makalemizi oluşturan konu II.Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de yaşanan iç olayları İngiliz Arşivleri, dönemin gazeteleri ve orijinal kaynaklar doğrultusunda açıklamaya çalışmaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE MİLLİYETÇİLİK VE MİLLİ KİMLİK: TÜRKÇÜLÜĞÜN KEŞFİ VE ULUS-DEVLETLEŞME SÜRECİNDE TÜRK MİLLİ KİMLİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27226</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27226</guid>
      <author>Emre YILDIRIM</author>
      <description>Bu makale, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Türkiye Cumhuriyeti’ne varan tarihsel dönem içerisinde Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkış sürecini konu edinmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’de milliyetçiliğin ortaya çıkış süreci olarak kabul edilen, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme sürecinden, bu süreçte milliyetçiliğin aldığı biçimden ve oynadığı rolden itibaren Türk milliyetçiliğinin gelişimine odaklanmaktadır. Bu sürecin doğru analiz edilebilmesi için öncelikle, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan savaşlar ve göç dalgaları gibi nüfus hareketleri ortaya konulmuştur. Ardından modernleşme ile birlikte yaşanan toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişmelerle birlikte ortaya çıkan Batı tarzı kurumsal değişimler, eğitim sistemindeki gelişmeler ve entelektüel çevrelerde gelişen milliyetçi söyleme değinilmiştir. Peşi sıra, ulus devletleşme aşamasında devlet güdümünde Türk milli kimlikleştirme süreci, vatandaşlık eğitimi yoluyla vatanseverlik bilincinin edinilmesi ve halkçı düşünceden hareketle kültürel alanda Türkçülüğün işlenmesi gibi son dönem gelişmeler ele alınmıştır. Makalenin temel tezi, Türkiye’de milliyetçiliğin temel görüntüsü olarak yer edinen Türk milliyetçiliğinin doğru analiz edilebilmesi için, bu çalışmada yer verilen gelişmelerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekliliğidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİLLET VE MİLLİYET BAKIMINDAN TÜRK MİLLETİ (FELSEFÎ BİR YAKLAŞIM)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27208</guid>
      <author>Fazıl KARAHAN</author>
      <description>Fenomenoloji gibi salt felsefî bir yöntemle ele alındığında görülüyor ki, bir topluluğun yetkin millet olabilmesi veya öyle olduğunu iddia edebilmesi için en temel olarak bir süreçle gelişen ata, vatan, devlet, dil, töre ve kültür, din ortaklıkları gibi ortaklıkları taşıması gerekir. Bu unsurların bilinçlerde yerleşme gücüne göre milletler ve milliyyetler yetkinleşmektedirler. Fenomenoljik yöntemin millet ve milliyyet kavramlarına uygulanmasıyla elde edilen bu veriler ışığında bütün toplulukların ne derecede millet ve milliyyet vasfına sahip olduklarının değerlendirilebileceği tezimizden hareketle bu makalede aynı yöntem ve veriler ışığında Türk Milletinin tarihî seyir içinde sahip olduğu ata, vatan, devlet, dil, töre-kültür ve din ortaklığı unsurlarına bakarak ne derecede millet ve milliyyet vasfına sahip olduğunu, yetkin bir millet olup olmadığını araştırdık. Türkler tarihin hiçbir döneminde etnik, ırki esasa dayalı bir millet olma ve devlet kurma yoluna gitmemişlerdir. Irki mensubiyetten çok, töreyi ve hakkı esas almışlardır. Bununla birlikte tarih öncesine dayanan bir Türk Soyuna ve bunun bilincine sahiptirler. Dünyanın birçok bölgelerine yayılan ve gittikleri yerleri yurt, vatan edinen Türklerde yurt ahlâkı çok güçlüdür. Hiçbir Türk İl’i ve ulusu için canını ve en sevdiği şeylerini feda etmekten çekinmez. Türkler “Oguş” (aile), “urug” (aileler birliği, sülale, Şa’b), oymak (kabile, klan), “bod” (boy, ok, aşiret), “bodun” (boylar birliği, kavim), “il” veya “el” (bodunlar-kavimler birliği: müstakil topluluk, devlet, imparatorluk) şeklinde bir sosyal yapı ile devlet teşkilatları kurmuşlardır. Bu yapıyı Tarih öncesinden 20. Yüzyıla kadar geliştirmişler ve günümüz itibariyle Türkiye Cumhuriyeti gibi önemli devletler kurmuşlardır. Türkçe; Moğolca ve Mançu-Tunguzca, Japon ve Kore dilleri ile birlikte Altay dil ailesinin bir üyesidir. Dünyanın en köklü dillerinden biridir. Türk dili tarih içinde kendi doğal yapısından kaynaklanan değişmeler yanında çeşitli coğrafî dağılımlar, farklı sosyo-kültürel çevrelerle ilişki gibi dış faktörlerle bütün dillerde olduğu gibi bir yandan değişmiş, bir yandan da kollara, diyalektlere ayrılmıştır. 20. yüzyıl öncesine kadar genel Türk dili alanında diyalekt farklılıklarının derecesi çok büyük değildi. Ancak Rusça son dönemde Türk lehçelerine bir darbe vurmuştur. “Töre” kavramı halkın ortak değerleri olan ahlâk, din ve hukuku içinde barındıran belli bir nizama işaret eder. Türk adı töre kavramından gelir “türeli”’ (kanun v</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONAKLAMA İŞLETMELERİNDE ÖNBÜRO PERSONELİNİN KULLANDIKLARI OTOMASYON PROGRAMININ GELİŞTİRİLMESİNDEKİ POTANSİYEL ROLÜ: “YÖNLENDİREN KULLANICI” BAKIŞ AÇISI İLE AMPİRİK BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27189</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27189</guid>
      <author>Güney ÇETİN GÜRKAN</author>
      <description>En temel yeteneğin inovasyon yapabilmek olarak kabul edildiği günümüz iş dünyasının yoğun rekabeti şirketleri her geçen gün daha fazla zorlamaktadır. İnovasyonu rekabet avantajı olarak kullanabilmek için artık şirketlerin iç kaynakları (ar-ge, ür-ge vb.) yeterli olmamakta, dolayısıyla dış kaynakları da (rakipler, üniversiteler, kullanıcılar, tedarikçiler vb.) değerlendirmek gerekmektedir. Pazarda gelecekte genelleşecek ihtiyaçlara sahip olan, fakat pazardaki diğer kullanıcılar bu ihtiyaçlarla karşılaşmadan aylar/yıllar önce bu ihtiyaçlarla karşılaşan ve bu ihtiyaçlara çözüm geliştirmekten önemli derecede fayda sağlayan kişilere yönlendiren kullanıcılar adı verilmektedir. Bu bağlamda, yönlendiren kullanıcılara ait özelliklere sahip olan kullanıcıların şirketlerin yeni ürün/hizmet geliştirmesine katkıda bulunduğu literatürde ortaya konulmaktadır. Bu çalışma, inovasyonun dış kaynakları arasında önemli bir yeri olan ürün ve hizmetlerin yönlendiren kullanıcılarının taşıdığı özellikler ve inovasyona katkılarını ortaya koyma amacı taşımaktadır. Araştırma yöntemi olarak, açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Araştırma, bilgisayar otomasyon programlarının hayati önem taşıdığı turizm sektöründe önbüro departmanı çalışanları ile yürütülmüştür. Çalışma sonuçları, önbüro departmanında çalışanların kıdemleri, yaşları, çalışma yılları arttıkça yönlendiren kullanıcılara ait bazı özellikleri taşıma ve şirketlere yeni ürün fikri konusunda yardımcı olma olasılıklarının arttığını ortaya koymaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZ DÜZENLEME STRATEJİSİ GELİŞİMİ ÖĞRETİMİNİN YAZILI ANLATIMA, YAZMAYA YÖNELİK ÖZ DÜZENLEME BECERİSİNE VE TUTUMA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27211</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27211</guid>
      <author>Mehmet UYGUN, Banu AKTÜRKOĞLU , Hakan DEDEOĞLU</author>
      <description>Dört temel dil becerisinden biri olan yazma en önemli anlatım türleri arasında yer almaktadır. Okula başladığımız ilk günden itibaren hayatımızın her alanını kapsamaktadır. Gerek sosyal hayatta gerekse iş hayatında karşımızdakilere duygu, düşünce ve isteklerimizi aktarmak için kullandığımız bir araçtır. Yazmanın önemi göz önüne alınarak bu araştırmada Öz Düzenleme Stratejisi Gelişimi (ÖDSG) öğretimi ve Türkçe Öğretim Programı’nda yer alan yazma çalışmalarının, öğrencilerin yazılı anlatımına, yazmaya yönelik öz düzenleme becerilerine ve tutumlarına etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Bolu ili merkezinde bulunan iki ilköğretim okulunun beşinci sınıflarında okuyan toplam 66 öğrenci oluşturmaktadır. Elde edilen verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasında “ön test-son test kontrol gruplu” yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın uygulama sürecinde, deney grubunda Öz Düzenleme Stratejisi Gelişimi öğretimi ile yazma çalışmaları yapılmıştır. Kontrol grubunda ise Türkçe Öğretim Programı’na göre yazma çalışmaları yapılmıştır. Uygulamalar 16 hafta boyunca ikişer ders saatinde gerçekleştirilmiştir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin yazılı anlatımı, yazmaya yönelik öz düzenleme becerileri ve tutumları, uygulama sürecinin başında ve sonunda araştırma kapsamında geliştirilen ölçme araçları yardımıyla belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS paket programından yararlanılmıştır. Araştırma sonunda, deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin yazılı anlatım, yazmaya yönelik öz düzenleme becerileri ve tutum erişilerine ilişkin deney grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İKLİM KONSEYİ’NİN FELAKET SENARYOSU VE ULUSLARARASI SİYASAL İKTİSAT</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27241</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27241</guid>
      <author>Murat GÜL</author>
      <description>Birleşmiş Milletler Dünya İklim Konseyi uzun süren siyasi tartışmaların ardından “İklim Değişikliği 2007” raporunu onayladı. Bu rapor, küresel ısınmayla birlikte dünyanın bir felaket senaryosuyla karşı karşıya kalacağını ortaya koyuyor. Bu rapora göre, gelecek 50 yıl içinde ortalama küresel sıcaklığın 1,5 ila 2,5 santigrat derece daha yükselmesinin beklendiği, bunun gerçekleşmesi halinde bitki ve hayvan türlerinin yaklaşık yüzde 20-30'unun yok olabilecek ve bu olaylar zinciri neticesinde insan yaşamı büyük bir tehdit altında kalacak. Diğer taraftan benzer bir senaryo da doğal kaynaklar için geçerli: ABD Enerji Bakanlığı’nın tahminlerine göre eğer petrol tüketimindeki artış tüm dünya genelinde yılda %2 oranında artarsa, mevcut petrol miktarı en fazla 30 yıl içerisinde bitebilir. Ortaya konulan veriler dünyadaki siyasi ve ekonomik sorunlara bütüncül bir bakış gerekliliğini ortaya koymakta. Bu çalışma da temel konuları ve yaklaşımları kapsamında uluslararası siyasal iktisat üzerine genel bir değerlendirme yapmayı amaçlamaktadır. Temel konuları ve yaklaşımları ortaya koyarken temel enerji kaynakları (petrol ve doğal gaz) ile ilgili istatistiksel veriler kullanılacaktır. Bu çalışmada, dünyadaki siyasal ve iktisadi sorunlarla ilişkilendirildiğinde doğal kaynakların önemli bir rol oynadığı öne sürülmektedir. Nitekim 1970’lerde yeniden popüler bir yaklaşım olarak ortaya çıkması meydana gelen petrol krizi, siyasi ve ekonomik meseleleri ilintilendirerek beraberce çözme gereksinimi önemli bir etkendir. Bir disiplin olarak uluslararası siyasal iktisadın ana hedefi dünya siyasetindeki toplumsal olgu ve olaylara bütüncül bir bakış açısı getirmektir. Bu doğrultuda, uluslararası sistemin, yapının, aktör ve olayların uluslararası siyasal iktisadın bütüncül bakış açısıyla daha iyi anlaşılacağı ve açıklanacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HARRAN OVASINDAKİ SULAMA BİRLİKLERİNİN YAPISAL SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ, GAP BÖLGESİ, TÜRKİYE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27194</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27194</guid>
      <author>Mustafa Hakkı AYDOĞDU, Bahri KARLI , Kasım YENİGÜN , Ali Rıza MANCI , Murat AYDOĞDU</author>
      <description>Şanlıurfa-Harran Ovasında, GAP kapsamında 22 Sulama Birliği ve bu birliklere kayıtlı 23 204 çiftçi yer almaktadır. Bu birlikler 1994 yılından beri, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından devir edilen sulama sistemlerini 2011 yılında yayınlanan 6172 sayılı yasaya bağlı olarak işletmektedirler. Bu Kanun; ülkenin su varlık ve kaynaklarının rasyonel kullanımını sağlamak amacıyla, DSİ tarafından yapılan sulama tesislerini uygun şekilde kullanmak ve işletmek üzere sulama birliklerine devri kapsamaktadır. Sulama Birlikleri; sulama tesislerinin, gerçek sahipleri olan çiftçiler tarafından sahiplenilmesini, korunmasını ve ayrıca işletme, bakım ve onarım hizmetlerinin çiftçilerin bizzat kendileri tarafından yürütülmesini sağlamak yoluyla da, hizmette sürekliliğin ve verim artışının sağlanması hedeflenerek kurulmuşlardır. Türkiye’de sulama işletmeciliğinin, çeşitli nedenlerden dolayı, yeterince gelişemediği bilinmektedir. Su işletmeciliğinde kriz yönetiminden ziyade, risk yönetimine odaklanılmalıdır. GAP Bölgesi, Harran ovasında da durum aynıdır. Mevcut şartlarda su işletmeciliğinin, GAP’tan ve sulama alanlarından beklenen faydaları sağlayacak şekilde yürütüldüğü söylenemez. İlave yasal ve idari düzenlemelere ihtiyaç vardır. Ekili alanlarda ürün deseni, birliklere verilen su miktarları, ağırlıklı olarak yapılan vahşi sulamalar, tuzlanma ve buna dayalı toprakta ve üründe yaşanan kayıplar, eğitim ve denetim eksiklikleri, üst birlik kurulması, seçimler ve tahsilatlar gibi konularda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Sulama sistemlerinin yeterince sahiplenildiği söylenemez. Eğer sulama birlikleri tarafından bazı ortamlar sağlanırsa çiftçilerin sistemi sahiplenme ve ödeme istekliliği oranı artacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AİLE DANIŞMANLIĞINA VE AİLE İNCELEMELERİNE GENEL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27206</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27206</guid>
      <author>Onur KÖKSAL</author>
      <description>Doherty (1984) aile ve evlilik araştırmalarının tam olarak bir bilim dalı şeklinde ifade edilemeyeceğini belirtmiştir. Ancak bu konu hakkında araştırma yapan kişilerin bildikleri konularda mütevazi, aile sırları konusunda ketum ve bilmedikleri konularda da yanlış yorumlar yapmamaları gerektiği üzerinde durmuştur. Evlilik ve aile konusundaki araştırmalarda öznel görüşler olsa da bilimsel temellere dayanmalıdır. Bu tür araştırmalar insanlara evlilik ve aile konusunda bilgiler sunmalıdır (Miller,1996). Bu noktada aile danışmanlarının sahip olması gereken bazı özellikler vardır. Bunlar; a- Aile danışmanı olaylara tarafsız bakmalıdır. b- Aile danışmanı olayları empirik bir şekilde ele almalıdır. c- Aile danışmanı çözümsüzlük yerine çözüm üretmelidir. d- Aile danışmanı taraflar arasında haklı ya da haksız taraf belirtmemelidir. e- Aile danışmanı iyi bir dinleyici olmalıdır. f- Aile danışmanı iyi bir gözlemci olmalıdır. g- Aile danışmanı çok iyi bir sentez yetisine sahip olmalıdır. h- Aile danışmanı paylaşılan konularda ketum olmalıdır. i- Aile danışmanı anlatılan konularda yorum yapabilme becerisine sahip olmalıdır. j- Aile danışmanlarının kullandıkları yöntemler açık, anlaşılır ve mantıklı olmalıdır. Sonuç olarak evlilik ve aile araştırmaları toplumu oluşturan aileyi ve evlilikleri anlama ve anlaşılan konularda yorumlar ve çözümler üretmeye dair yapılan çalışmalardır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURUMSAL YÖNETİM ANLAYIŞINDA MUHASEBENİN YERİ VE ÖNEMİ: TRB1 BÖLGESİNDE YAPILAN BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27205</guid>
      <author>Özcan DEMİR, Eray Ekin SEZGİN</author>
      <description>Kurumsallaşma ya da Kurumsal Yönetim Kavramı gün geçtikçe önemi artan bir yapı olarak iş dünyasında yerini almaktadır. Kurumsal yönetimin işletmelerin yönetimlerinde önemli değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. Bu değişiklikler öncelikle, işletmede uygulanan bilgi sisteminde ve muhasebe uygulamalarında kendini göstermektedir. Muhasebe uygulamalarının kurumsal özellikleri, bilgi ve raporlama sisteminde ortaya çıkmakta ve bu bilgilerin güvenilir, kolay anlaşılabilir ve ulaşılabilir olması önem taşımaktadır. Kurumsal yönetimin temel bileşenleri olan şeffaflık, hesap verebilirlik, eşitlik ve sorumluluk kavramları sadece işletme yönetim kültürü açısından değil, kamu yönetimi alanında da etki ve öneme sahip konulardandır. Kurumsal Yönetimin sağlıklı bir şekilde uygulanmasında muhasebe meslek mensuplarına önemli roller düşmektedir. Meslek mensupları görevlerini kanunlar çerçevesinde yaparken, bunlar aynı zamanda kurumsal yönetimin uygulanmasına da zemin oluşturmaktadırlar. Günümüzde, Kurumsal yönetim sadece büyük işletmeler için değil aynı zamanda KOBİ’ler açısından da büyük bir önem arz etmeye başlamıştır. Özellikle işletmelerin sürekliliği, sermayenin halka açılması ve yeni ortaklar alınarak işletmelerin ve iş hacimlerinin büyütülmesi gibi unsurlar kurumsallaşmanın farkındalığını oluşturmuş ve işletmelerin bu alana daha fazla eğilim göstermelerine yol açmıştır. Çalışmamızın kapsamını; TRB1 bölgesinde üretim alanında faaliyet gösteren işletmeler oluşturmuştur. İşletmelerde kurumsal yönetim anlayışı, muhasebe fonksiyonunu yerine getiren bağımlı ve bağımsız meslek mensuplarına yüz yüze anket yapılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Çıkan sonuçlar meslek mensuplarının kurumsal yönetimin farkındalığı içerisinde oldukları ve kurumsal yönetim kavramlarına yoğun şekilde katılımlarının olduğunu ortaya koymuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>17. VE 18 YÜZYILDA, GÖRSEL VE YAZILI KAYNAKLARA GÖRE ORTAKÖY-KURUÇEŞME ARASINDA YERALAN KIYI YAPILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27207</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27207</guid>
      <author>Özlem ATALAN</author>
      <description>15. yy ortalarında Boğaziçi’nin henüz kentin yerleşimi değil, bir dış noktası konumunda olduğu görülmektedir. 16. yüzyılda 1.Süleyman (Kanuni) döneminde Boğaziçi kısmen iskan edilmiş, bazı yerler geliştirilmiş, bazı yerlerde yeni yerleşmeler olarak düzenlenmiştir. Bu yüzyılda yerleşmeler vadi içlerinde, tepelerin eteklerinde kurulmuştur. İstanbul’da 15. yy sonrası yapılaşmanın tek katlı, moloz taş ve kerpiç ağırlıklı olduğu vakfiye ve minyatürlerde yer alan verilerle söylenebilmektedir. Boğaziçi 17. yüzyılda yaygın yerleşim bölgesi olmamakla beraber, Osmanlı toplumunda görülen yaşama alışkanlıklarındaki değişim ile birlikte, saray çevresinin bir kent dışı sayfiyesi konumuna dönüşmüştür. Bu yüzyılda, Batı etkisi yalı sosyal yaşamında yeterince hissedilmemekte, planlama, stil ve yorumlarda geleneksel yorum devam etmektedir. 17. yüzyılda kullanılan ahşap malzeme türleri de artmıştır. Bu yüzyılda, ahşap kullanımında standardizasyon ve uzmanlaşma görülmüştür. 18. yüzyıl öncesinde Boğaziçi’nde kıyı yapılaşmasının olduğu, bu yüzyıllara ait haritalardan ve seyyahların yazılarından anlaşılmaktadır. Bu döneme ait haritalarda Boğaziçi köyleri genellikle isimleriyle belirtilmiştir. 18 yüzyıl öncesine ilişkin bölgeye ait önemli bilgileri “Evliya Çelebi Seyahatnamesi” içermiştir. Ancak bugün seyahatnamede bahsedilen yalıların varlığıyla ilgili bilgiye ulaşılamamaktadır. 18. yüzyıldan itibaren, Ortaköy-Kuruçeşme sahil şeridinde sultan efendilerin sahilsaraylarının ve devlet adamlarının yalılarının yer almaya başlaması ve bu yapıların ahşap olarak inşa edilmesi, ahşabın bu bölgede yoğun olarak kullanmasına sebep olmuştur. Boğaziçi sahilinde yer alan yalıların hepsi, genel özellikleriyle birbirine benzerlik gösterse de her biri özgün yalı türü olmuştur. Bununla birlikte, yalıların büyüklük ve özellikleri, sahiplerinin sosyal ve ekonomik durumlarını yansıtmak üzere planlanmıştır. Yalılar denizden yükseltilmiş, deniz üzerine çıkmış gibi inşa edilmişlerdir. 18. yüzyıl sonunda harem ve selamlık ayrımı Boğaziçi şeridindeki büyük yalılarda görülmüştür. Bu yalılar, harem ve selamlık olmak üzere iki ayrı bağımsız ama bağlantılı bölümü içermişlerdir. Melling çizimlerdeki ahşap olarak inşa edilmiş yalıların pek çoğu, saray ailesine, devlet büyüklerine ait ahşap yapılardır. Bu yapılar Boğaziçi saraylarının erken dönem örnekleri olarak sayılabilmektedir. Kauffer tarafından 1776–1786 arasında yapılan haritada, sarayların ve yalıların, bu dönemde kıyılarda seyrek olarak inşa edi</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OYUNUN OKUL ÖNCESI ÇOÇUKLARDA 3-5 YAŞ ÇOÇUKLARININ GELİŞİMİNE ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27178</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27178</guid>
      <author>Selda KATLAV</author>
      <description>Çocuk oyunları, çocuğun eğitiminde ve kişiliğinin gelişiminde önemli bir yer tutmaktadır. Çoçuklar farkında olmadan birçok kişisel ve fiziksel becerilerini oyun içerisinde kazanırlar. Bu araştırmanın amacı, oyunun 3-5 yaş çoçuklar üzerindeki, gelişimine ilişkin öğretmen görüşlerinin belirlenmesidir. Bugüne kadar oyunun okul öncesi çocukların gelişimi üzerine etkileri bir takım çalışmalar ile yapılmıştır. Ancak oynatılan oyunların öğretmen görüşleri üzerinde literatürde çok fazla kaynak bulunamamıştır. Yazarların bilgisi doğrultusunda, özellikle bu konuda K.K.T.C için yapılmış bir çalışma bulunamamıştır. Yapılacak bu çalışma ile bu boşluğun kapatılması seçilen pilot bölge ve sonrasında ülke eğitimine katkısı açısından önem taşımaktadır. Böylelikle bu konudaki boşluğun giderilmesi için bu çalışma ayrıca önemlidir. Her ne kadar bu çalışma kapsamında seçilen okullar tüm K.K.T.C sınırları içerisindeki mevcut durumu bire bir olarak yansıtmasa da, yapılacak çalışma ile oyunun 3-5 yaş okul öncesi çocuklar üzerindeki etkisi ve öğretmen görüşlerinin alınması daha sonraki çalışmalara kaynak tutması ve konuya eğilim gösterilmesi açısından önem taşımaktadır. Aynı şekilde, K.K.T.C deki öğretmenlerin konuya bakış açısının bilinmesi ile çocuk, oyun ve öğretmen ilişkisi arasındaki etkilerinin önemi açığa çıkacaktır. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar ile öğretmen görüşlerinden ve tecrübelerinden elde edilen sonuçlar ile daha verimli bir eğitim için yeni metotların ve uygulamaların gündeme gelmesi ve geliştirilmesi açısından, bu çalışma sonucunda elde edilecek veriler ve gözlemler toplum eğitimin daha ileri boyutlara taşınabilmesi için önem taşımaktadır. Bu çalışma ile K.K.T.C deki öğretmenlerin planlarında oyuna ne kadar yer verdiklerinin, oyun sırasında oynatılan materyallerin ve öğretmenlerin materyal seçme kriterlerinin neler olduğu, öğretmenlerin oyun sırasında dikkat ettikleri hususlar ve tercih edilen oyunların tespiti, oyunların oynandığı yere göre dağılımı ve nedenleri, öğretmenlerin oyun oynatırken karşılaştıkları zorlukların tespiti, çoçukların oyuna katılma sürecinde izlenilen motive şekillerinin tespit edilmesi, öğretmenlerin oyunun çoçuk üzerine etkileri üzerindeki düşüncelerinin tespiti hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN’DA RUH KAVRAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27190</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27190</guid>
      <author>Şaban KARASAKAL</author>
      <description>İnsan aklî melekeleri, duygu ve düşünce dünyasıyla, zaafları, kabiliyet ve becerileriyle, ebedilik arzuları ve hiçbir canlıda bulunmayan nitelikleriyle tek başına bir âlemdir. İnsanın bu hayatta başarıya ulaşması ve her iki dünyada da mutlu olmasının yolları, öncelikle onun tanınmasına bağlıdır. İnsanda seven, sevilen, âşık olan, nefret eden, nefret ettiren, gücenen ve karşısındakini gücendiren, kin besleyen ve intikam almak isteyen, güzel şeylerden hoşlanan ve sevinen, kötü ve çirkin şeylerden hoşlanmayan, üzülen ve tasalanan, duygulanan, etkilenen, etkileyen, mutlu ve mutsuz olan ruhumuzdur. Bütün bunları göz önüne alarak ruhumuza, ruh sağlığımıza önem vermeliyiz. İnsanoğlu tarih boyunca ruhun mahiyeti ve kaynağını aramaya kalkışmıştır. Kur’ân’da Allah Teâlâ ruhun, kendisinin ‘emir âleminden’ olduğunu ve insanlara bu konuda çok az bilgi verildiğini bildirdiğine göre, ruhun mahiyetini açıkça bilemeyiz. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki ruh, etkisi inkâr edilemeyen, elle tutulup, gözle görülemeyen fakat elektrik enerjisi gibi varlığı gerçek olan, canlılara hayat veren özdür. Acaba Kur'ân-ı Kerîm’de geçen er-ruh nedir? Ruhun hakikat ve sıfatı nedir? Ruh-beden ilişkisi nedir? İnsanın yaptığı her iş, ruhunda bir iz bıraktığına göre, iyi ve kötü eylemlerin bu dünyada ve ahirette ruha izleri, etkileri nelerdir? Çalışmamızda öncelikle, ruhun ayet ve hadislerde kullanıldığı anlamları inceleyeceğiz. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSANS DÜZEYİNDEKİ JAPON DİLİ ÖĞRENCİLERİNİN JAPON TOPLUMU VE DİLİNE İLİŞKİN TUTUMLARI ÜZERİNDEN JAPON DİLİ ÖĞRENCİSİ PROFİLİ DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27212</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27212</guid>
      <author>Tolga ÖZŞEN</author>
      <description>Son yıllarda, genelde Asya ve özelde Japonya ile ekonomik ve siyasi ilişkiler derinleşmekte, buna bağlı olarak Asya dillerine olan ilgi de gözle görülür biçimde artmaktadır. Japon dili, kurumsallaşma ve yaygınlık açısından ülkemizde kurumsal düzeyde öğretilen Asya dilleri arasında başı çekmektedir. Bilgi çağında iletişim teknolojilerinin gündelik yaşantıda kullanımının artışı ile birlikte, Japonca gibi ‘uzak’ diller ve onun kültürü ile olan ilişki de derinleşmektedir. Bu ilgi artışı içerisinde, Japonca öğretiminde istikrarı korumak ve kurumsal temelleri daha da sağlamlaştırmak amacıyla, öğretim programlarının içerik ve metodolojik açıdan kendini yenilemesi ve geliştirmesi, öğrencinin değişen ve çeşitlenen ihtiyaçlarına cevap vermesi gerekmektedir. Bu noktada ise, değişen Japonca öğrencisi profilinin gözden geçirilerek genel eğilimin tartışılmasının, kısa-orta vadede eğitim-öğretim programlarının içeriklerinin ve yöntemlerin daha gerçekçi bir biçimde yeniden düzenlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Diğer yandan, uzun vadede bakıldığında ise, Japon diline ilişkin ulusal politikaların geliştirilmesine katkıda bulunması beklenmektedir Bu sebeple, çalışmada nihai hedef olarak ülkemizin sosyokonomik dinamiklerine özel bir Japon Dili öğrencisi profili çıkarılmaya çalışılacaktır. Bu noktada, ‘kim Japonca öğreniyor’ sorusu temel soru olmuş, çalışmanın karakteri ve akışı bu soru üzerinden şekillendirilmiştir. Çalışma içerisinde, ilk olarak lisans düzeyinde Japon dili öğrenenlerin genel sosyoekonomik durumları ortaya konulmuştur. Ardından, Japon dili ve toplumuna ilişkin tutumları farklı boyutları ile tartışılmış ve genel bir öğrenci profili tespit edilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GASTRONOMİ TURİZMİNİN İL TURİZMİNE ETKİSİ: ÇANAKKALE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27218</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27218</guid>
      <author>Turgay BUCAK, Ufuk ATEŞ</author>
      <description>Ülkemiz farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, birçok kültürün birlikte yaşadığı zengin bir coğrafyada yer almaktadır. Bu kültürel çeşitlilik farklı bölgelerimizde farklı gelenekler ve yemek kültürlerinin oluşmasına katkı sağlamıştır. Çanakkale; eşsiz konumu, dört mevsimin bir arada yaşandığı iklimi, zengin doğal güzellikleri ve binlerce yıldır farklı medeniyetlerin yaşadığı tarihi ve kültürel değerleriyle özel bir coğrafyadır. Kendi adını taşıyan boğaz ile ikiye bölünmüş, Asya ve Avrupa kıtalarında toprakları bulunan Çanakkale, zengin bir turizm merkezi olma potansiyeline sahiptir. Çanakkale, tarihi ve doğal güzellikleriyle yoğun olarak ziyaretçi alan bir bölgedir. Geçmişten günümüze pek çok kültüre ev sahipliği yapmıştır. Çanakkale farklı renk ve tatlar arayan değişen turist profilinin talep ettiği tüm özellikleri bir arada barındıran gastronomi potansiyeline sahiptir. Çalışmada, Çanakkale turizminin analizi, Çanakkale’nin gastronomi turizmi potansiyeli, gastronomi turizmi içerisinde şarabın yeri ve önemine değinilmiştir. Ayrıca Çanakkale’de gastronomi turizmi ile ön plana çıkabilecek ve menülerde yer alabilecek özgün yiyecek ve içecekler literatür ve alan taramasıyla belirlenmiştir. Bu çalışma, gastronomi turizm potansiyeli yüksek olan Çanakkale’de yöresel yemek kültürünün turistik ürün olarak ortaya çıkarılmasının, Çanakkale turizmine sağlayacağı etkiyi ölçmeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemi uygulanan çalışmada yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak, Çanakkale’de turizm politikası üretenler ve hizmet sağlayıcıların görüşlerine başvurulmuştur. Yarı yapılandırılmış sorularla elde edilen veriler NVIVO 10 paket programda analiz edilmiş ve bulgulardan yola çıkarak öneriler ve model geliştirilmiştir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEK PARTİ DÖNEMİNDE AŞİRETLERİ KONTROL ALTINA ALMAK İÇİN ÇIKARILAN KANUN VE HAZIRLANAN RAPORLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27200</guid>
      <author>Ahmet İLYAS</author>
      <description>Bu çalışmada, Tek Parti Yönetimi’nin aşiretleri kontrol altına almak için çıkarmış olduğu kanun ve hazırlanmış olan raporlar, yer almaktadır. Çalışmanın ana teması, Kemalist iktidarın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, ulus-devlet yapısını inşa etmek için yapmış olduğu çalışmalar üzerine kuruludur. Özellikle Şeyh Said İsyanı, merkezi yönetimin ezberini bozmuştur. Bu durumun oluşmasında, Balkan Sendromu’nun hafızalardan silinmemesi yattığı iddia edilebilir. Gerçekten de Balkan Savaşları sonrası yüzyıllardır bir anavatan olan Balkanlar’dan, yüzbinlerce Devlet-i Aliyye’nin vatandaşları, İstanbul’a sürülmüştür. Bu durumun yaratmış olduğu travma ve bölünme korkusu, dönemin yöneticileri tarafından sık sık dile getirilmiştir. Bu nedenle de ülkenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki her hareket, her nümayiş, ülkeyi yöneten kadrolar arasında tedirginliğe neden olmuştur. Bu makalede, Cumhuriyet kadrolarının, ülkenin doğu bölgesinde ortaya çıkan isyanlar sonrası, bölgeye gönderilen yöneticilerin tespitlerine yer verilmiştir. Bu tespitler neticesinde, çıkarılmış olan iskân yasalarıyla da makale desteklenmiştir. Türkiye’nin doğu bölgesinde idari yapılanmasında da etkili olan bu raporların hazırlanmasında, İsmet Paşa(İnönü) ile onun kadrolarının büyük bir katkısı vardır. Raporlar neticesinde Ağrı(Karaköse) İli oluşturulmuş, diğer taraftan Koçgiri Bölgesi de bölünerek Tunceli ve Sivas arasındaki bağlantı koparılmıştır. Böylece, merkezi yönetimi rahatsız eden, problemlerden kaçınmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, ayrıca Mustafa Halik Renda’nın hazırlamış olduğu Doğu Raporu neticesinde hazırlanan Şark Islahat Planı ve İskân Kanunu’na yer verilmiştir. Titizlikle hazırlanan bu rapor, sonrası birçok aşiretin ülkenin batı bölgelerine iskân edildiği görülecektir. İsyan eden ya da merkezi hükümeti tanımak istemeyen aşiretlerin iskân edilmesinden sonra yerlerine Kafkas ve Balkan muhacirlerin yerleştirildikleri de bu çalışmada yer alacaktır. Renda öncülüğünde hazırlanan raporlar silsilesi, Zeynel Abidin Özmen ve İsmet Paşa(İnönü) ile devam edecektir. Ancak Zeynel Abidin Özmen ve İsmet Paşa’nın hazırlayıp bizzat Mustafa Kemal Atatürk’e sunmuş oldukları raporlar, içerik yönden birbirine benzedikleri, bu makalede belirtilecektir. Çalışmanın son kısmı, Celal Bayar ve Necmeddin Sahir Sılan’ın yapmış olduğu geziler neticesinde, hazırlamış oldukları raporlardan oluşmaktadır. Bu iki rapor, diğer raporlardan ayrı tutulabilir. Çünkü diğer raporlar, güvenlikçi bir anlayışla hazı</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANADOLU İSKELELERİ VE KARA YOLU BAĞLANTILARI (XVI. YÜZYIL SONLARI)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27222</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27222</guid>
      <author>Cemal ÇETİN</author>
      <description>Osmanlı Devleti, 16. Yüzyıl ortalarında Asya, Avrupa ve Afrika kıtasındaki topraklarıyla muazzam bir büyüklüğe ulaşmıştı. Bu toprakların fethi, idaresi ve başkentin iaşesi için hem deniz hem de kara da işlevsel bir yol sistemine ihtiyaç duyulmaktaydı. Osmanlı Devleti ilk fetihlerinden itibaren Romalılar devrinden kalma bu yol sistemlerini, Bizans ve Selçuklulardan -onların da yapmış olduğu ilavelerle birlikte- devralmıştır. Bu yol sistemini kendi ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemiştir. Köprüler ekleyerek ve kaldırım döşeyerek geliştirildiği gibi, alt yapı birimleriyle de daha işlevsel hale getirmiştir. Osmanlı Devleti’nin hem karada hem de denizde sahip olduğu yol sistemini ayrıntılı ve sistemli olarak ilk kez kaydettiği resmi belge, H. 1002 / M. 1594-1595 tarihli menzil ve iskele defteridir. Söz deftere göre Osmanlı Devleti’nin kara üzerinde altı adet ana yol güzergâhı bulunmaktadır. Bunlardan üçü Anadolu topraklarında diğer üçü ise Rumeli topraklarındadır. Osmanlı Devleti kara yollarını isimlendirirken bulundukları kıta ile birlikte yolun İstanbul’a göre konumunu esas almışlardır. Bu doğrultuda Osmanlı’nın Avrupa’daki yolları Rumeli sağ, orta ve sol kol; Asya ve kısmen de Afrika’da kalan yolları Anadolu sağ, orta ve sol kol olarak adlandırılmıştır. Yine defterin devamında deniz rotası da, üzerinden geçtiği iskelelerin listelenmesi suretiyle, gösterilmiştir. Bu suretle ikisi İstanbul’dan diğer ikisi ise Üsküdar’dan başlatılan dört adet deniz rotası kaydedilmiştir. Bunlardan Üsküdar’dan başlatılan yollar Anadolu sahillerini, İstanbul’dan başlatılan yollar ise Rumeli sahillerini dolanmaktadır. Bazı yerlerde ana güzergâhların, bazı yerlerde ise tali yolların deniz rotalarının menzilleri konumunda olan iskelelerle kesiştiği görülmektedir. Bu bilgiler birleştirildiğinde Osmanlı Devleti’nin kara ve deniz yollarını bir bütün halinde görmek mümkün olmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANA DİLİ RUSÇA OLANLARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE ORTAÇLAR I</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27236</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27236</guid>
      <author>Hüseyin POLAT</author>
      <description>Bu çalışmada ortaç kavramı açıklandıktan sonra Türkçe ve Rusçadaki benzer ve farklı yönleri ele alınmıştır. Türkçedeki ortaçların sadece fiillerin üzerine getirilen eklerle, Rusçada ise hem fiillerin üzerine getirilen eklerle hem de bazı kelimelerle yapıldığı tespit edilmiştir. Türkçe kaynakları bakımından Ural-Altay dil ailesinde, Rusça ise Hint-Avrupa dil ailesinde yer almaktadır. Yapısı bakımından Türkçe ve Rusça eklemeli dillerdir. Türkçe sadece sondan eklemeli bir dildir. Rusçada ise hem son ekler hem de ön ekler bulunmaktadır. Çalışma amaç, yöntem, bulgular, sonuç ve öneriler bölümlerine ayrılarak Türkçe ve Rusçadaki ortaçlar tüm yönleriyle ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ana dili Rusça olan bireylerin ortaçlar konusunda yaptıkları yanlışlardan örnekler verilerek bu yanlışları önlemenin yolları üzerinde durulmuştur. Türkçe ve Rusça yapıları bakımından benzer dil ailelerinden olduğu için ortaç yapma yöntemleri benzerlik gösterse de kökenleri bakımından farklı dil ailelerinden olduğu için her iki dilde ortaç yapma yolları genellikle farklıdır. Bu nedenlerden dolayı Türkçe öğrenen ana dili Rusça olan bireyler Türkçe ortaçlarda zorlanmaktadırlar. Türkçe ortaçlarda zaman kaymaları önemlidir. Zaman kipleri bazen aldıkları ekler değişmeden birbirlerinin yerlerine kullanılabilmektedir. Bu durum da Türkçe ortaçların öğrenilmesini zorlaştırmaktadır. Türkçe ortaçların Rusça konuşan bireylere kavratılabilmesi için özellikle zaman kiplerindeki kaymalar üzerinde durulmalı ve konuyla ilgili pekiştirici alıştırmalara yer verilmelidir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI DEVLETİNDE GELENEKTEN YENİLİĞE GEÇİŞİN ANLAMLI BİR SEMBOLÜ: MECİDİ NİŞANLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27154</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27154</guid>
      <author>Kemal Hakan TEKİN</author>
      <description>Devlete hizmeti özendirmek ve bağlılık sağlamak aynı zamanda bağımsızlığın vurgulanması anlayışının bir sembolü olan nişan geleneği, Osmanlı Devletinde madalyalardan sonra başlamıştır. Madalyalardan daha görkemli olarak hattâ değerli taşlarla süslenerek devlet hizmetinde başarılı olan, devlete bağlılık, fedakârlık ve yararlılık gösteren vatandaşlara ve yabancılara verilmek üzere devlet bütçesinden büyük harcamalar yapılarak imal edilen ve dağıtılan nişanlar, özellikle Sultan II. Mahmud döneminde yaygınlaşmaya başlamıştır. Çalışma konusu olarak seçilen Mecidî Nişanları, özellikle ıslahatçı kimliği ile tanınan Sultan Abdülmecid tarafından, daha önce verilmiş olan tüm nişanların lağvedilerek ve veriliş kriterleri ve sayıları nizamnamelerle standart altına alınmış, aynı zamanda batıda verilen örnekleriyle hem görünüm hem de prestij açısından boy ölçüşebilecek kriterlerde ihdas edilmiş olmaları itibariyle özellikle Osmanlı Devleti tarihi açısından oldukça önemlidir. Gelenek ile Avrupa kaynaklı modernliğin adeta bir sembolü haline gelen Mecidî Nişanı, çok kısa sürede büyük bir başarıyla Osmanlı devlet geleneğinde yerini almıştır. Öncelikle padişahın portrelerinde gerekli değişiklikler uygulanarak, daha önce takmış olduğu görkemli nişanların yerine yeni nişanın alametleri yerleştirilmeye başlanmış, bu yeni nişan Osmanlı devleti hakkında yazılan eserlere de hemen dâhil edilmiştir. Aynı şekilde bu yeni nişanın alametlerinin görüntüleri, o dönemde gayet popüler olan tarih, coğrafya ve hanedan secereleri üzerinde yayınlanan kitapların resimli levhalarında da görülmektedir. Çalışmamızda, gelenekle yenilik arasındaki geçiş sürecinin önemli sembollerinden biri haline gelen ve Osmanlı Devletinin sonuna kadar ihdas edilmeye devam edilmiş olan Mecidî Nişanlarını, daha yakından tanıtarak önemlerine dikkat çekmek amaçlanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF İÇERİSİNDE ÖĞRENCİ DAVRANIŞLARINA ETKİ EDEN ETMENLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27167</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27167</guid>
      <author>Recep ATICI</author>
      <description>Bu araştırma öğrenci davranışlarını etkileyen sınıf içi ve sınıf dışı etmenlerin neler olduğu ve sınıf içi ve sınıf dışı olumsuz etmenlere karşı ne gibi önlemler alınması gerektiğini belirlemek amacıyla alan yazın tarama modeline yönelik bir araştırmadır. Toplum, eğitim süreci sonunda öğrencilerin erdemli, ahlaklı bireyler olarak yetişmelerini beklemektedir. Fakat öğrencilerin davranışlarına etki eden çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bunların bazıları sınıf dışı etkenlerdir. Bu etkenler çocuğun doğumundan itibaren onun davranışlarının şekillenmesine etki ederken bir kısmı ise çocuğun eğitim aldığı yıllarda etki etmektedir. Araştırma sonuçlarına göre öğrencinin davranışlarındaki farklılık; kendi bireysel farklılıklarından, yani kalıtımla gelen özelliklerinden, ailesinden, büyüdüğü sosyal çevreden, çevredeki ve okuldaki arkadaşlarından, teknolojiden, ailenin bulunduğu sosyo -ekonomik yapıdan, okula başladığı yıllarda öğrenim gördüğü sınıfın yapısından, öğretmenin davranışlarından eğitim programı ve öğretim yöntemlerinden, kaynaklanmaktadır. İstenmeyen öğrenci davranışlarını minimize etmek için uygulanabilecek yöntemler şunlardır: Çocuk sevgi ve güven ortamı içinde, sağlıklı olarak yetiştirilmeli, öğrencinin, değiştirmek istediğimiz davranışı gösteren arkadaş gruplarına yönlendirilmesi için okul, aile ve öğretmen işbirliği yapmalı, kitle iletişim araçlarının olumsuz etkilerinden uzak durmaları sağlanmalı, okul yönetimi öğrencilerin ders içi ve ders dışındaki sosyal, kültürel ve sportif tüm faaliyetlerini desteklemeli, öğrenme ortamının etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesi için sınıflar öğrenci merkezli tasarlanmalı, sınıfta risk grubuna giren öğrenciler tespit edilmeli, bu öğrencilerle çok yakından ilgilenilmeli, onlara sevgi ve anlayış gösterilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>WEB SİTELERİNİN ERİŞİLEBİLİRLİK DEĞERLENDİRMESİ: EGE ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27157</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27157</guid>
      <author>Tolga ÇELİK</author>
      <description>İnternet sitelerinin erişilebilirlik problemi uzun yıllardır web tasarımcılarının üzerinde çalıştığı alanların başlarında gelmektedir. Buradaki amaç herkes tarafından erişilebilir tasarımlar yapabilmektir. Dünyanın her yerinde çeşitli yaş gruplarından insanlar interneti kullanmakta, bu kullanıcıların bir kısmının sağlık sorunları nedeniyle bedensel engelleri bulunmakta ve bu sebeple farklı platformlardan internete bağlanmak zorunda kalmaktadırlar. Yaşça küçük ya da ileri yaştaki yaşlı kullanıcıların okuma güçlüğü çekmesi, görme engelli kullanıcıların kullandığı özel yazılımlar, farklı işletim sistemleri ve farklı platformlardan internete bağlanan tüm kullanıcıların web sitesine sorunsuz erişebilmesi ve sitenin yaşanabilecek sorunlar için alternatif çözümler üretilebilmesi o sitenin erişilebilirlik düzeyini gösterecektir. Okunamayan içerik, görüntülenemeyen sayfalar ve içerikler sitenin kullanımını zorlaştıracaktır. Örneğin ancak captcha kullanılarak girebilecek bir sayfada görme engelliler için sesli alternatif kullanılmazsa bu kullanıcılar bu sayfadan ileriye gidemeyecektir. Bu çalışmadaki amaç, World Wide Web (www.w3.org) konsorsiyumunun belirlediği web standartlarını kullanarak internet siteleri üzerinde inceleme yapmak ve bu sitelerin engelli kullanıcılar tarafından ne kadar erişilebilir olduğunu ortaya koymaktır. Çalışmaya örneklem olarak Ege Üniversitesi bünyesindeki fakülte, meslek yüksek okulu, yüksekokul ve enstitülerin internet siteleri seçilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde internet sitelerinin erişilebilirlik açısından hangi nitelikleri taşıması gerektiği anlatılacaktır. İkinci bölümde, Ege Üniversitesi’nin incelemeye dahil edilen internet siteleri erişilebilirlik ölçütleri kullanılarak test edilecektir. Son bölümde ise incelenen sitelerde tespit edilen hataların erişilebilirlik açısından hatasız hale getirilebilmesi için çözüm önerileri sunulacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARLIOVA HAVZASI VE ÇEVRESİNDEKİ (BİNGÖL) AKTİF HEYELANLARIN LİTOLOJİ, YÜKSELTİ, EĞİM, BAKI VE NDVI SINIFLARINA GÖRE DAĞILIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27181</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27181</guid>
      <author>Vedat AVCI, Halil GÜNEK</author>
      <description>Bu çalışmada, Karlıova Havzası ve çevresinde yoğun olarak görülen heyelanların litoloji, yükselti, eğim, bakı ve NDVI sınıflarına göre dağılışı incelenmiştir. Karlıova Havzası, sağ yanal doğrultu atımlı Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile sol yanal doğrultu atımlı Doğu Anadolu Fayı (DAF) arasında Kuvaterner'de açılmaya başlayan tektonik kökenli bir depresyondur. Bu faylar havzanın oluşum ve gelişiminde önemli bir etkiye sahiptir. Karlıova Havzası'nın bu fayların doğrultusunda uzaması ve havzayı çevreleyen dağlık alanlardan havza tabanına geçişte görülen yüksek eğim değerleri bu etkilerin başında gelmektedir. Havza çevresinde faylanma etkisiyle sismik aktivite çok yüksektir. Karlıova Havzası ve çevresinde litoloji daha çok bazalt ve tüflerden oluşmaktadır. Bu litolojik yapı, yüksek eğim, sismik aktivite ve havzanın fazla yağış alması, Karlıova Havzası’nda heyelanların yoğun olarak oluşmasını sağlamıştır. Havza çevresinde, Göynük Çayı Vadisi ve Kargapazarı Havzası heyelanların en yoğun görüldüğü alanları oluşturmaktadır. Bu alanlar dışında da havza çevresinde tektonik ve litolojik yapıya bağlı olarak yoğun heyelan görülmektedir. Göynük Çayı Vadisi'nde olduğu gibi volkanitlerin fayla kesildiği, bitki örtüsünün zayıf olduğu dik yamaçlar boyunca heyelan oluşumu hızlanmıştır. Karlıova Havzası ve çevresinde yerleşme, ulaşım gibi beşeri faaliyetleri doğrudan etkileyen heyelanlar büyük boyutlardadır. Bunun yanında tarım ve mera alanları heyelandan zarar görmekte, Bingöl Şehrinin içme suyu şebekesi her yıl heyelanlardan etkilenmektedir. Heyelanlar nedeniyle morfoloji sürekli olarak değişmektedir. Yörenin tektonik yapısı ve sismik aktivite düşünüldüğünde bu hareketlerin devam etmesi kaçınılmazdır. Heyelanların vereceği zararların azaltılması için havza ve çevresini içine alan heyelan duyarlılık haritalarının yapılması gerekmektedir. Bu çalışma heyelan duyarlılık haritalarının oluşturulmasına önemli ölçüde katkı sağlayacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ OLAY ÇEŞİTLERİNE İLİŞKİN KAVRAMSAL VE İŞLEMSEL BİLGİLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27215</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27215</guid>
      <author>Ayla ATA, Kürşat YENİLMEZ</author>
      <description>Matematiği anlamak veya anlayarak öğrenmek, öğrencilerin öğrendiklerini günlük yaşamlarında kullanmaları ve gelecekte karşılaşacakları problemleri çözme becerisi kazanmalarında önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle öğrencilerin matematik yapmaları için matematiği anlayarak öğrenmeleri gerekmektedir. Kavramsal öğrenmenin gerçekleşmesinde önemli zorluklar yaşanan konulardan birisi de ‘Olasılık’tır. Olasılık, matematiğin en önemli amaçlarından biri olan, bağımsız yaratıcı düşünme becerisini ve temel bir düşünme tipi olan, olasılığa dayalı düşünme becerisini geliştirmektedir. Olasılık konusunun öğretiminde karşılaşılan zorlukların giderilmesi ve öğrencilerin olasılığa dayalı düşünme becerilerinin geliştirilmesi büyük ölçüde öğretmenlerin olasılık alan bilgisi performans düzeylerine bağlıdır. Dolayısıyla öğretmenlerin olasılık konusunun işlemsel ve kavramsal yönlerini ve aynı zamanda olasılığa dayalı düşünmenin sağlayacağı kolaylıkları bilmeleri gerekmektedir. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı, ilköğretim matematik öğretmeni adaylarının olay çeşitleri konusundaki kavramsal ve işlemsel bilgilerini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Türkiye’nin batısındaki bir devlet üniversitesinin ilköğretim matematik öğretmenliği programında öğrenim görmekte olan 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri “Kavramsal Bilgi Testi” (KBT) ve “İşlemsel Bilgi Testi (İBT)” ile 100 öğretmen adayından toplanmış ve araştırmacı tarafından oluşturulan dereceli puanlama anahtarı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda kavramsal bilgi bağlamında adayların olay çeşitlerini açıklama ve günlük yaşamla ilişkilendirme konusunda yetersiz oldukları; işlemsel bilgi bağlamında ise olay çeşitlerine ilişkin olasılık hesabı yapmada yetersiz oldukları tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, olasılık konusunda kavram ve işlem bilgisinin etkin bir şekilde kazandırılmasına yönelik bazı öneriler sunulmuştur. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLK OKUMA YAZMA ÖĞRETİMİNDE CÜMLE ÇÖZÜMLEME VE SES TEMELLİ CÜMLE YÖNTEMİNİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ DOĞRULTUSUNDA KARŞILAŞTIRILMASI (TOKAT İLİ ÖRNEKLEMİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27164</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27164</guid>
      <author>Fazilet Özge MAVİŞ, Ömer ÖZEL , Mehmet ARSLAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, cumhuriyetten günümüze eğitim programlarında yer almış olan cümle çözümleme yöntemi ile ses temelli cümle yöntemlerinin öğretmen görüşleri doğrultusunda karşılaştırılmasının sağlanmasıdır. Okuma hızı ve okuduğunu anlama becerisi, yazma becerisi, iki yöntem arasındaki temel farklar, yöntemlerin avantajları ve sınırlılıkları araştırmanın alt problemleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırmada örneklem, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden biri olan amaçsal örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Öğretmenlerin özellikleri 20 yıl ve üzeri kıdeme sahip olmaları ve iki yöntemi de en az bir kere kullanarak ilk okuma yazma eğitimi yapmış olmalarıdır. 7 açık uçlu sorudan oluşan yarı-yapılandırılmış formlar veri toplama aracı olarak kullanılmış, soruların kapsam geçerliğinin sağlanması amacıyla 5 alan uzmanından uzman görüşü alınmıştır. Cümle çözümleme yöntemiyle eğitim verilen öğrencilerde okuma hızı ve anlamanın daha hızlı olması, yazma becerisinde farklılığın bulunmaması ancak bitişik eğik el yazısının öğretmen ve öğrenciler açısından zorluklara neden olması bulgular arasında yer almaktadır. İki yöntem arasındaki temel fark, ses temelli cümle yönteminde tümevarım ilkesinden yola çıkılmasına karşın cümle çözümleme yönteminden tümdengelimin kullanılması ve bu nedenle cümle çözümlemede somut işlemler basamağında yer alan öğrencilerin algılamasının kolaylaşması olarak belirtilmiştir. İleride öğretimin diğer paydaşları arasında yer alan veli, okul yöneticileri ve öğrenciler üzerinde çalışmalar yürütülerek hangi yöntemin kullanılabilirliğinin daha fazla olduğunun tespit edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması sağlanabilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FARKLI KARİYER EVRESİNDEKİ ÖĞRETMENLERİN GÖRÜŞLERİNE GÖRE OKUL YÖNETİCİSİNİN YETERLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27214</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27214</guid>
      <author>Mithat KORUMAZ, İbrahim KOCABAŞ</author>
      <description>Diğer tüm örgütler gibi okullar da yöneticilerin yönetim süreçlerinde gösterdikleri beceri ve yeterliklerden etkilenmektedir. Okul yöneticilerinin belli başlı yönetici yeterliklerine sahip olmalarının yanında, eğitim örgütlerinin özgün durumunun ortaya çıkardığı bir takım özgün yeterliklere de sahip olması gerekmektedir. Bunun yanında okul yöneticisinin bu yeterliklere sahip olması aynı zamanda okulun diğer personeli olan öğretmenler tarafından ne yeterli görüldüğü de oldukça önemlidir. Bu çalışmada okul yöneticilerinin yeterliklerinin öğretmen görüşlerine göre belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2012/2013 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul Büyükşehir ve farklı ilçelerden, farklı branş ve okullardan toplam 372 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından geliştirilen “Okul Yöneticisi Yeterlikleri Anketi” ile toplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretmenlerin okul yöneticilerinin yeterliklerine ilişkin görüşleri mesleğe giriş evresinde tamamen yeterli düzeyindeyken ilerleyen yıllar ve kariyer evrelerinde doğrusal bir biçimde yeterli değil düzeyine doğru gerilemektedir. Ayrıca büyükşehir sınırları içerisinde görev yapan öğretmenler oldukça büyük bir oranda okul yöneticilerini yeterli bulmazken, ilçe merkezindeki öğretmenler büyük oranda okul yöneticilerini orta düzeyde yeterli yada tamamen yeterli bulmaktadır. Bundan sonra yapılacak bilimsel çalışmaların bu farklılıkların anlamlılıkları üzerine odaklanacağı gibi bu farklılıkların daha iyi anlaşılmasına imkan verecek derinlemesine araştırmalar olarak tasarlanabilir. Ayrıca geleceğin potansiyel okul yöneticileri olan öğretmenlerin mesleğe giriş evresinden başlayarak mesleki gelişimlerinin desteklendiği ortamların sağlanmasına imkan verilmelidir. Bu şekilde öğretmenlerin hem okul yöneticilerinin yeterliklerine ilişkin olumlu düşünceleri hem de mesleki gelişime duydukları ihtiyaç canlı tutulmuş olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERSİNDE UYGULANAN SINAVLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27220</guid>
      <author>Süleyman ÜNLÜHüseyin ÖZTÜRK , Tahir TAĞA</author>
      <description>Bu araştırmada Türkçe derslerinin ölçme değerlendirme sürecinde öğrenci başarısını belirlemek için uygulanan sınav kâğıtlarının durumunu ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda başarı testlerinde hangi sınav türlerinin yer aldığı, hangi beceri alanlarının ölçüldüğü, dil bilgisi alanının sınıf düzeylerine göre nasıl bir dağılım gösterdiği belirlenmeye çalışılmıştır. Tarama modeline göre yürütülen bu araştırma, Isparta il merkezinde yer alan ortaokullarda gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Isparta il merkezinde bulunan 39 ilköğretim okulundan 18’i seçilmiştir. Isparta İl Milli Eğitim Müdürlüğünden gerekli izinler alındıktan sonra bu okullarda bulunan 5, 6, 7 ve 8. sınıf Türkçe derslerinde uygulanan sınav kâğıtları toplanmış ve araştırmanın amaçlarına göre incelenmiştir. İnceleme sonunda elde edilen bulgular özetle şöyledir: Sınav kâğıtlarında sınav türü olarak en fazla çoktan seçmeli sınavların tercih edildiği ve bunu sırasıyla yazılı ve karma sınavların takip ettiği tespit edilmiştir. Bu sınavlarda beceri alanlarından okuma ve yazmaya bütün sınıf düzeylerinde ve sınavlarda ağırlık verildiği tespit edilmiştir. Okuma becerilerine yönelik sorular bütün sınavlarda yer alırken yazma becerilerine yönelik sorular sınavların yaklaşık yarısında (%56,25) bulunmaktadır. Buna karşılık sınav kâğıtlarında konuşma ve dinleme becerilerine yönelik herhangi bir soruya yer verilmemiştir. Bir bilgi alanı olarak değerlendirilen dil bilgisine ise 5. sınıflardaki sınav kâğıtlarının çok küçük bir kısmı dışında bütün sınıf düzeylerinde ve sınavlarda yer verilmiştir </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK ÖĞRETMENİ ADAYLARININ PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLERE GÖRE İNCELENMESİ: Karadeniz Teknik Üniversitesi Örneği</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27213</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27213</guid>
      <author>Yalçın YILDIZ, M. Kayhan KURTULDU</author>
      <description>Bu çalışmada Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğrenim gören müzik öğretmeni adaylarının problem çözme becerileri incelenmeye çalışılmıştır. Etkili problem çözme becerilerine sahip olan bireylerin olmayanlara göre daha başarılı oldukları ve karşılaştıkları sorunların üstesinden daha hızlı şekilde gelebildikleri bilinmektedir. Her ortamda olduğu gibi eğitim-öğretim ortamlarında da karşılaşılan ve çözülmesi gereken birçok problem bulunmaktadır. Edinecekleri mesleğin gereği olarak, öğretmen adaylarından etkili problem çözme becerilerine sahip olmaları beklenmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı çalışma grubunda yer alan müzik öğretmeni adaylarının problem çözme becerilerinin sınıf, cinsiyet ve mezun olunan lise türü değişkenleri açısından incelenmesidir. Çalışmanın veri toplama aracı 1982 yılında Heppner ve Peterson tarafından geliştirilen ve 1993 yılında Şahin, Şahin ve Heppner tarafından Türkçe’ ye uyarlanıp geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış olan “Problem Çözme Envanteri” dir. Envanter yardımı ile elde edilen veriler, SPSS(Sosyal Bilimler için İstatiksel Paket Programı) ile analiz edilmiş ve testlerde anlamlılık düzeyi p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FOREX PİYASASININ KENDİNE HAS ÖZELLİKLERİ VE FOREX PİYASASININ PAY PİYASALARI VE FUTURES PİYASALARIYLA KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27217</guid>
      <author>Yeşim ŞENDUR, Mehmet CİHANGİR</author>
      <description>Dünya genelinde Forex Piyasasına olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. 1990’lı yılların başına kadar geleneksel orak Forex piyasasına erişim büyük şirketler, yatırım fonları ve diğer kurumsal yatırımcılarla sınırlıydı. Dünyanın en büyük bankalarının çoğunluğu çok uzun yıllardır bu piyasada işlem yapmaktaydılar. Bireysel yatırımcılar uzun süre büyük oyuncularla rekabet etme şansları olmadığından bu piyasaya girememişlerdir. 1990’li yıllarla beraber Forex piyasası kapılarını perakende yatırımcılara açmaya başlamıştır. Forex piyasasındaki piyasa yapıcılar büyük alım satım pozisyonlarını bireysel yatırımcıların alım satımına olanaklı hale getirerek bireysel yatırımcıların da dünyanın en büyük bankaları arasında ve profesyonellerin kullandığı teknik ve stratejilerle alım satım yapabilmelerini sağlamışlardır. Böylece yatırımcılar artık pay piyasaları ve futures piyasalara alternatif “yeni” bir yatırım alanına kavuşmuşlardır. Forex Piyasası, diğer piyasalara bazı yönlerden benzemekle beraber, kendine has özellikleri olan ve bu özelliklerle diğer piyasalardan ayrışan bir yapıya sahiptir. Forex piyasasının günün 24 saati açık bir global piyasa oluşu, dünyadaki finansal piyasalar içerisinde işlem hacmi en yüksek dolayısıyla likiditesi en yüksek piyasa oluşu, alım ya da satım emirlerinin bu piyasada her zaman verilebilmesi, diğer piyasalara göre çok daha yüksek oranlarla kaldıraç imkanı sağlaması ve yine işlem maliyetlerinin diğer piyasalara kıyasla çok daha düşük olması bu piyasayı diğer piyasalardan ayrıştıran başlıca özellikleridir. Aracı kuruluşların son yıllarda piyasalar arasındaki farklılıklara daha fazla vurgu yaparak yatırımcılarını bilinçlendirmeye çalıştıkları görülmektedir. Forex piyasasını alternatif diğer piyasalardan ayrıştıran özelliklerinin bilinmesi yatırımcıların hangi piyasada yatırım yapacaklarına ilişkin daha sağlıklı karar vermelerini sağlayacaktır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇOCUKLARDA SOSYAL MEDYA KULLANIMI VE EBEVEYN ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27059</guid>
      <author>Ali ULUSOY, Mustafa BOSTANCI</author>
      <description>Bu çalışma çocukların sosyal medya kullanımına ebeveyn etkisini çeşitli boyutlarla ele almaya çalışmaktadır. Bu kapsamda öncelikle geniş bir literatür taraması yapılmış, 444 ebeveynin katılımıyla gerçekleştirilen anket aracılığıyla da ebeveynlerin sosyal medya kullanan çocuklarına ilişkin düşünceleri ortaya konulmaya çalışılmış ve sağlıklı sosyal medya kullanımına ilişkin bir dizi öneri getirilmiştir. Hayatın her alanını etkileyen sosyal medya, özellikle çocuklar üzerindeki olumlu/olumsuz etkileri düşünüldüğünde ebeveynlerin sorumluluk alanlarını da genişletmektedir. Sonuç olarak özetle, çocukların hemen hemen her gün internet erişimine sahip oldukları, sosyal medyaya erişmek için en fazla ev bilgisayarını kullandıkları, en sık kullandıkları sosyal ağın Facebook olduğu, sosyal medya kullanmaya başlama yaşlarının genellikle 7-9 yaş aralığı olduğu söylenebilir. Ebeveynlerin büyük çoğunluğunun sosyal medya kullandıkları, çocuklarının sosyal medya hesap şifrelerine sahip oldukları, çocuklarının sosyal medyada güvende olmadıklarını düşündükleri ve çocuklarının sosyal medya kullanırken uyması gereken kuralları belirten bir yazılı metin hazırlamadıkları söylenebilir. Gerçekleştirdiğimiz çalışmanın sonuçlarının ve sunduğumuz önerilerin, çocuklarının sosyal medyada daha güvenli olmasına gayret gösteren ebeveynlere faydalı olacağı düşülmektedir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİMSEL BİLGİ VE METODOLOJİLERİN SONU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27221</guid>
      <author>Hasan Basri MEMDUHOĞLU, M.Sirin DEMİR , Ahmet YAYLA , Halil İbrahim ÖZOK , Yunus HASTUNÇ</author>
      <description>Son yıllarda dünyanın bilimsel ve entelektüel gündemine damgasını vuran ve hergeçen gün daha da belirginleşen bir takım argümanlar, arayış ve eğilimler, alışageldiğimiz pozitivist dünya düzeni ve paradigmanın ilke ve öngörüleri üzerine temellendirilmiş bulunan bilimin bir kurum olarak işlevselliğini yitirdiğini, geleneksel anlayış ve postülatlara dayalı bilimsel bilgi ve metodolojilerin artık sonuna gelindiğini çeşitli platformlarda ortaya koymuş, bilimin sonuç ve çıktılarının, insanlığı büyük ölçüde beklenmedik ve arzulanmayan neticelerle yüz yüze getirdiğini, pozitivist postülatlar üzerine temellendirilmiş bilimsel bilgininin hakikate ulaşmada tek başına yeterli olmayabileceğini, bilimsel bilgiye ulaşılmaya çalışılırken kullanılan araç ve gereçlerin , yöntem ve tekniklerin esaslı bir paradigmatik değişimden geçmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Söz konusu argümanların ışığında bir belit (aksiyom) olarak ortaya çıkan bir hakikat insanoğlunun daha emin bir geleceğe doğru ilerlmesinin önkoşulunun artık eskimeye yüz tutmuş bulunan pardigmanın yerine yenisinin tesis edilmesi olmuştur. "Bilimsel Bilgi ve Metodolojilerin Sonu " başlıklı bu betimsel makalede, seküler ve mekanistik bir dünya telakkisine dayalı salt rasyonel bir aklın toplumsal, siyasal ve ekonomik alandaki fenomenleri izah edemeyebileceği anlayışından hareketle, pozitivist bilimin eleştirisinin yanısıra bilimin zamanı ve mekanı aşan, disiplinlerarası ve daha kadim bir üst anlatı ve retorik üzerine temellendirilmesi gerektiği pozitivizmin ve maddesel gerekirciliğin kavram ve olguları üzerine temellendirilmiş bir dünyada beşeriyetin yeni yaşamsal reçetelerin arayışına koyularak yepyeni bir epistemoloji üzerinde terakki ve tekamül göstermesinin yeni paradigmanın inşa edilebilmesi açısından hayati bir önem arz ettiği vurgulanmıştır. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLİMLERİ ÖĞRETİMİNE YÖNELİK ÖZ-YETERLİK ÖLÇEĞİ GELİŞTİRME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27195</guid>
      <author>Dilber POLAT, Volkan Hasan KAYA , İlban Orkun KARAMÜFTÜOĞLU</author>
      <description>Eğitime ait görseller bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin ölçülmesinde kullanılan değişmez kriterlerden biridir. Ülkemizin gelişmiş ülkeler kategorisinde yerini alması için diğer ülke dinamikleri yanında eğitim alanında da bir takım inavasyonlara ihtiyaç görülmektedir. Bir ülkenin eğitim hedeflerine ulaşmasındaki anahtar o ülkede öğretmenlik mesleğini başarabileceği inancı yüksek öğretmenler yetiştirmektir. Bu noktada öz-yeterlik kavramı devreye girmektedir. Öz-yeterlik, kişinin belli bir görevi başarabileceğine dair inancıdır. Öz-yeterlik algısı, sosyal öğrenme kuramı içerisinde yer alan bir kavramdır ve sosyal öğrenme kuramına göre bireylerin yaptığı eylemlerinin arkasında en temel güdüsel yapı öz-yeterlik algısıdır. Öğretmen öz-yeterlik inancı, öğretmenlerin öğrencilerin performanslarını etkileme kapasitelerini veya görevlerini başarılı bir şekilde yerine getirebilmek için gerekli davranışları gösterebilecekleri konusundaki inançları olarak tanımlanmaktadır. 156 öğretmen adayının katılımıyla gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı fen bilimleri öğretmenlerinin feni öğretmeye ilişkin öz-yeterliklerini ölçebilecek bir ölçek geliştirmektir. Çalışmanın başında 25 öğretmen adayına yazdırılan kompozisyonlar ve yazın alandaki çalışmalar incelenerek toplam 20 maddeden oluşan madde havuzu geliştirilmiştir. Maddelerin dil yeterliği ve kapsam geçerliği için biri uzman Türkolog, ikisi Fen eğitimcisi olmak üzere üç uzman görüşü alınmıştır. Uzmanların verdiği puanların Cohen Kappa katsayısı (r16=0,92) hesaplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile faktör analizine tabi tutulmuş, ölçeğin KMO değeri 0,81, Barlett Testi değeri 654,45 ve iç tutarlılık katsayısı ?= 0,83 olarak bulunmuştur. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçları, ölçeğin 3 alt boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Verilerin analizi sonucunda; birinci alt boyut “Alan bilgisine güven (?=0.80)”, ikinci alt boyut “Sınıf içi etkinlikleri gerçekleştirme (performans) konusunda güven (?=0.59)”, üçüncü alt boyut ise “Laboratuvar bilgisine yönelik güven (?=0.87)” olarak belirlenmiştir. Yapılan Path (Yol) analizinde df=74, Ki-kare= 116.99 (p = 0.000107), ?2/df= 1.58, RMSEA=0.061, NFI= 0.90, CFI= 0.96 olarak bulunmuştur. Hooper, Coughlan ve Mullen (2008), ?2/df değeri için 5’in altını; NFI için 0.80 üstünü ve RMSEA için 0.080’in altını önermişlerdir. Bu görüş temel alındığında ölçeğin yapısının kabul edilebilir olduğu söylenebilir. </description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEDYA MANTIĞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27185</guid>
      <author>Nevin ARVAS</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


