






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2016 Sayı  44</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=581</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>MODERN ÇAĞIN BAŞLICA BAŞVURU ARAÇLARI OLARAK MEDYANIN EGEMENLİK SÜRECİ: KÜRESEL SİYASİ POLİTİKALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27736</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27736</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Sorun, medyanın gerçekten iletişim araçları olup olmadığıdır. Medyanın, tüm yaşamı yönlendiren ve yöneten araçlar durumuna gelmesi kaygı vermektedir. Herkes her gün medyayı kullanmakta, medya sayısız iletiler aktarmakta, reklamlar yoluyla çok kazanç sağlamakta, insanlar medya nedeniyle eskisinden daha çok tüketmekte ve modern çağda dünya sürekli değişmektedir. 21. Yüzyılda dünya üzerinde egemenlik kurmak isteyen bazı siyasi güçler ortaya çıkmış ve amaçlarına ulaşmak için medyayı kullanmışlardır. Medya çekici iletilerle bir yandan insanları oyalarken, bir yandan da egemen olmak isteyen siyasi güçlerin yaklaşımlarını aktarmaktadır. Medya küresel siyasi güçlerin araçlarına dönüşmüştür. Bir yandan insanları hızla tüketime yönlendirirken, bir yandan da okumayan, düşünmeyen, üretmeyen insanların çoğalmasına neden olmaktadır. Modern çağda dünya hızla değişmekte, medya dünyadaki bütün değişimleri kapatmakta ve insanlara bir hayal dünyası göstermektedir. İnsanlar pek çok siyasi gerçeğin farkına varamamaktadır. Son zamanlarda dünyada çatışmalar ve terör artmış, insanlar politik değişimlere ve savaşlara tanık olmuştur ve insanların çoğu kaygı içinde yaşamaktadır. Tüketim kültürü giderek yayılmış ve insanlar sürekli tüketmeye başlamışlardır. Çağdaş koşullar modern biçemi ortaya koymuş ve insanlar modern çağda daha az çalışmaya, daha az okumaya ancak daha çok eğlenmeye başlamışlardır. Teknolojinin cazibesine kapılan insanlar dünyanın siyasi gerçeklerini görememişler ve gerçekleri medya yoluyla izlemeyi tercih etmişlerdir. Modern çağda insanlar yüksek bir ritim içinde yaşamakta ve medyanın renkli ve eğlenceli iletileriyle sakinleşmeye çalışmaktadır. Medya insanlara içten bir dost gibi görünmekte, ancak küresel bir siyasi planın başlıca araçları olarak rolünü oynamaktadır. Medya anamal sahiplerinin ve anamal sahiplerinin arkasındaki yaklaşımların egemenliği için kullanılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TERCÜME-İ MÜFREDÂT-I İBN-İ BAYTAR’DAKİ (1b-150a) BİTKİ ADLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27815</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27815</guid>
      <author>Paki KÜÇÜKER</author>
      <description>Eski zamanlardan günümüze kadar tıp alanında çeşitli tedavi yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden biri de bitkilerle tedavi yöntemi olmuştur. 14. yüzyılda bitkilerle tedaviyi konu alan pek çok eser yazılmıştır. Özellikle 15. yüzyıldan itibaren tıp sahasında yazılmış eserlerin Türkçe’nin bilim dili olmasına katkısı büyüktür. Eserlerin birçoğu farklı dillerde yazılmıştır. Bu eserlerden bazıları Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Bu eserler dilimizi oldukça zenginleştirmiştir. İçerdiği bilgilerle de tıp alanına önemli katkı sağlamıştır. Çalıştığımız eserin aslı Arapça’dır. Eser Tercüme-i Müfredât-ı İbn-i Baytar adıyla Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Tercüme edilen bu eser Umur Bey’e takdim edilmiştir. Eserin on yedi nüshası bulunmuştur. Eser birkaç defa tercüme edilmiştir. Bu tercümelerin bazıları başka hükümdarlara sunulmuştur. Böylece eserin önemi daha da artmıştır. Eserde pek çok bitki adı vardır. Bu bitkiler çeşitli hastalıkları tedavi etmek için kullanılır. Bunun yanında eserde hayvanlar, taşlar ve çeşitli gıdalar da vardır. Eserin yazarı İbn-i Baytar, bu konularda oldukça bilgili ve tecrübeli bir yazardır. Ve eserlerine malzeme toplamak için üç kıtayı gezmiştir. Yazar bu sebeple pek çok malzeme toplamıştır. Bu malzemeleri tüm özellikleriyle tanıtmıştır. Ve bunların isimlerinin Arapça, Grekçe ve Farsça karşılıklarını da yazmıştır. Bir karışıklığa yer vermemek için bunları harekelemiştir. Eser alfabetik sıraya göre düzenlenmiştir. Bu eserde 2353 madde vardır. Tekrarlar dışında 1400 tane ilaçtan bahsedilmektedir. Bunlardan 200 tanesi bitkiseldir. Ayrıca yeni bulunan ilaçlar da vardır. Eserde 300 tane yeni ilaç yer almaktadır. Eser giriş, inceleme, metin ve dizin olmak üzere dört kısımdan oluşmaktadır. Metin okunduktan sonra çeviri yazı alfabesi kullanılarak bilgisayar ortamına aktarılmış, ardından yeni geliştirilen bir bilgisayar programıyla gramatikal dizini alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ OLAN ÖĞRENCİLERİN EĞİTİMİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27817</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27817</guid>
      <author>Taner ALTUN, Fatma Gül UZUNER</author>
      <description>Bu araştırmada sınıf öğretmenlerinin özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerin eğitimine yönelik görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde desenlenmiş olup, araştırma modeli kapsamında olan özel durum çalışması yöntemi ve birinci türden veri toplama kaynağı olan yarı-yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Bu tekniğin gerektirdiği biçimde yarı yapılandırılmış mülakat soruları hazırlanmış, uzman görüşüne sunulmuş ve bir katılımcıyla pilot uygulama yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini amaçlı örnekleme yöntemlerinden olan kolay ulaşılabilir örnekleme yoluyla rastgele seçilen 10 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma 2014-2015 eğitim-öğretim yılının bahar döneminde Trabzon ilinde çalışan sınıf öğretmenleri ile yürütülmüştür. Mülakatlar ses kayıt cihazına kaydedilmiş, düz metin haline getirilmiş ve bulgular tablolar halinde sunulmuştur. Verilerin analiz edilmesinde temel düzey analiz biçimlerinden olan betimsel analiz ve üst düzey analizlerden yorumsal analiz kapsamındaki içerik analizinden yararlanılmıştır. Bu süreçte sürekli karşılaştırmalı metot tekniği kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda elde edilen sonuçlara göre öğretmenlerin özel öğrenme güçlüğü ile ilgili bilgi seviyelerinin yetersiz, ilgili konuda veli-öğretmen işbirliğinin zayıf ve öğretmenlerin bu güçlüklere çözüm getirme noktasında çok yeterli olmadıkları görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin sorunlarının en aza indirilmesine ve öğretmenlere yönelik çeşitli öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GENÇLERİ FİZİKSEL ŞİDDETE İTEN SEBEPLER, ÖĞRENME YOLARI VE ŞİDDET EĞİLİMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27786</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27786</guid>
      <author>Yusuf GENÇ</author>
      <description>İnsanlık tarihi ile başlayan şiddet olgusu, günlük hayatta sürekli devam eden ve şekilleri esnek olan bir baskı unsurudur. Çocuklar ve çaresiz bazı insanlar mesajlarını bu yolla vermeye, dikkat çekmeye ve yaptırım uygulamaya çalışırlar. Şiddetin çağ dışı bir davranış ve yöntem olarak görülmesine rağmen her dönem varlığını artarak devam ettirmesi ve uygulayıcıların yaş seviyelerinin küçük yaşlara kadar inmesi, üzerinde çalışmayı ve önlem almayı gerekli kılmaktadır. Çocuklar bulundukları ortamlarda ve yaşam şartlarında güvende olmak isterler. Bu çalışma; gençlerin şiddet eğilimleri, şiddeti öğrenme yolları ve muhatabına görünür zarar vermeyi hedefleyen fiziksel şiddetin uygulayan ve uygulanan bireyler üzerindeki etkilerini konu edinmektedir. Amaç; çocukların gelişim süreçlerinde davranış pekişmesi aşamasında sorunlarını çözmek ve isteklerini yerine getirmek için başvurdukları fiziksel şiddeti nerelerden ve nasıl öğrendikleri, bu davranışı sergilemek için kendilerini hangi gerekçelerle ikna ettikleri ve bu davranışı önleme yollarını tartışmaktır. Araştırma ile HEGEM (Şiddetle Mücadele Vakfı) vakfı Sakarya ilindeki 8.724 lise ikinci sınıf öğrencisine alan araştırması kapsamında 71 sorudan oluşan anket uygulamıştır. Bu çalışmada sadece fiziksel şiddet içerikli olan sorular kullanılmıştır. Veriler SPSS 16.0 paket programı aracılığı ile çözümlenmiş ve yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye’de fiziksel şiddetin genç yaşta öncelikle aileden öğrenildiğini, arkadaş ve okul çevresi ile pekiştiğini, fiziksel şiddet görmenin şiddet ve suçlu davranışları uygulamayı körüklediğini ve fiziksel şiddetin her kesimde görülebileceğini göstermektedir. Gençlerin aile büyüklerini ve kanaat önderlerini rol model gördükleri da ayrı bir tespittir. Çocukların özellikle başkalarını daha çok örnek aldıkları gelişim süreçlerinde fiziksel şiddetten uzak tutulması, oransal olarak fiziksel şiddet uygulama seviyesinin daha aşağılara çekilmesi ve şiddetten uzak bir toplum oluşturmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EDEBİYAT’IN DİJİTALLEŞMESİ – TAMAMLANMAMIŞ MODERN ROMAN İÇERİSİNDE FİLOLOJİK KAZILAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27691</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27691</guid>
      <author>Cüneyt ARSLAN</author>
      <description>Günümüzde metinlerin bilgisayar aracılığıyla elektronik ortamlara taşınıp kullanılmaya başlanması, diğer bilim alanlarında olduğu gibi, filoloji bilimi için de bir yandan yeni bir araştırma alanı doğurmuş bir yandan da eski metinlerin yeniden okunmasında kullanılan önemli bir araç haline gelmiştir. Bilgisayar’ın filolojide kullanımı özellikle modern roman türü içerisindeki tamamlanmamış yapıtların incelenmesinde yeni bakış açılarının doğmasına yol açmıştır. Burada Avusturya’lı yazar Robert Musil’in tüm eserleri ve ölümünün ardından ortaya çıkan edebi mirasının dijitalleşme projesi örnek model olarak incelenmekte ve bu elektronik metinlerin filolojik çalışmalara ne tür katkılar sağladığı gösterilmektedir. Özellikle nicel bakımdan tasnifi bile güç olan böylesi devasa metinlerin ve yapıtların okunması ve incelenmesinde bilgisayarın hangi işlevleri üstlenebileceği vurgulanmaktadır. Bunun yanında edebi metinlerin elektronik kitap formatında okunması ve yabancı dil öğretiminde elektronik kitapların kullanılabilirliği de ele alınmaktadır. Edebiyatbiliminin araştırma nesnesi olan metin dijitalleşme yoluyla iki boyutlu bir dönüşüm geçirmiştir. Birinci düzlemde okur açısından yeni bir medya ve dolayısıyla da yeni bir bağlam kazanmış, ikinci düzlemde araştırmacı veya bilimsel bakış açısından da yeni veya yeniden inceleme olanakları sağlanmıştır. Bu olanaklar metinlerin diakronik, karşılaştırmalı ve çok katmanlı okumalar yapılmasından tarihsel-eleştirel transkripsiyonlara kadar araştırmacı veya okura fayda sağlamaktadır. Devrim niteliğinde sayılabilecek metnin dijitalleşmesi olgusu böylece eskiye dönük tüm bilim alanları içerisinde eser vermiş yazarların metinlerinin hem yeniden incelenmesine hem de bunlara yeni bakış açılarının kazandırılmasını mümkün kılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARKA KONUMLANDIRMADA İLİŞKİ YÖNETİMİ: BANKACILIK SEKTÖRÜNDE WEB SAYFALARI ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27808</guid>
      <author>Emel Tanyeri MAZICI</author>
      <description>Markanın zihinlerde konumlandırılması ve bu konumun kalıcılığının sağlanmasında markalaşma sürecinin önemli noktalardan biri taraflara katma değer yaratabilecek ilişki ağı kurmak ve bunun yönetimini sağlamaktır. Özellikle yaygınlık kazanan web ortamı üzerinden ilişki yönetimi ise markalaşma amacı taşıyan her kurum ve sektör için son derece önemlidir. Bu kapsamda araştırmada Türkiye’de markalaşan ve taraflara olduğu kadar ülke ekonomisinde de artı değer yaratan sektörlerin başında gelen bankacılık baz alınarak web üzerinden ilişki yönetimi Taylor, Kent, White (2001) tarafından geliştirilen ölçek üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ölçeğinde 8 kategori ve buna bağlı 48 alt madde bulunmaktadır. Türkiye örnekleminde bankaların bilginin kullanışlılığına yönelik enformasyon kategorisinde yatırımcıya yönelik enformasyon kullanışlılığında en yüksek ortalamaya sahip olduğu, en düşük ortalamaların ise yeniden ziyareti sağlama ve ziyaretçileri elde tutma ölçek maddelerinde yer aldığı gözlemlenmiştir. Çalışmada ayrıca Türkiye örnekleminde bankaların web üzerinden ilişki yönetiminde ağırlıklı olarakenformasyon sağlayıcı eğilimde olduğu; bu nedenle interaktivite sağlayıcı uygulamalara daha fazla yer vermesi gerektiği çıkarımında bulunulmuştur. Belli kategoriler ve alt maddelerinde sıklıkların yüksek olması bazı özelliklerin bankaların genelinde yaygın olarak kullanılmakta iken bazı maddelerde ise az sayıda bankanın olumlu seyrettiğini göstermektedir. Bu sonuç marka konumlandırmada keşfedilmemiş alanlar bulmak ve bu alanların kullanımında öncü olmanın önemliliğine işaret etmektedir. Öyle ki markanın zihinlerde konumlandırılması farklı olmayı ve yeni uygulamalar geliştirmeyi gerekli kılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI İLİŞKİLER DİSİPLİNİN KRİZLERİ VE AKSİYOLOJİK SESSİZLİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27827</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27827</guid>
      <author>Erdem ÖZLÜK</author>
      <description>Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplinin inşasının üzerinden neredeyse bir asır geçmiş olmasına rağmen bugün disiplindeki en güncel tartışmalardan biri, Uİ’nin gerçek bir disiplin olup olmadığına ilişkindir. Bu çalışma, disiplinin varlığı ve karakteriyle ilgili yürütülen güncel tartışmaları referans alarak, tartışmaların disiplinde sürekli vurgulanan epistemik, ontolojik ve metodolojik temellerin dışında ihmal edilmiş aksiyolojik temellerden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Bu nedenle disiplinin bugününe ilişkin tartışmalar onu inşa eden aksiyolojik temellere ilişkin motivasyonlardan, gerekçelerden ve ortamdan bağımsız olarak analiz edilmemelidir. Disiplinin ontolojik ve epistemik temellerini şekillendiren “değerler” üzerinden bir okuma yapılırsa, disiplinin bugünü ve geleceğine ilişkin pek çok tartışmada yeni yollar, yeni arayışlar bulunabilir. Çalışmada öncelikle disiplinin son dönemde karşı karşıya olduğu ontolojik, epistemik ve metodolojik krizlere referans verilmiş ve disiplinin gerçekten bir krizin içinde olup olmadığı sorusuna yanıt aranmıştır. Daha sonra aksiyolojinin ne anlama geldiği ve disiplin için neden önemli olduğu ele alınmıştır. Son olarak da disiplinin pek çok meselede olduğu gibi aksiyoloji konusunda neden sessiz kaldığı, bu ihmalin gerekçelerinin neler olduğu tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ ERZİNCAN BASINI VE BASIN-SİYASET İLİŞKİSİ (1960’A KADAR)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27771</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27771</guid>
      <author>Erdem YAVUZ</author>
      <description>Yazının icadıyla beraber çok farklı aşamalardan geçerek olgunlaşan basın, günümüzde en etkin ve yaygın kitle iletişim araçlarından biri haline gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin son döneminde ortaya çıkan çeşitli gazeteler ile başlayan Türk basınının gücü ve etkisi, I. Dünya Savaşı, mütareke sonrası ve ardından başlayan Milli Mücadele Dönemi ile devam eden zor yıllarda kendisini göstermiştir. Cumhuriyet döneminde de basın, farklı siyasi ve sosyal gelişmeler ekseninde her dönemin kendine has özelliklerinin kamuoyuna paylaşılmasında önemli bir boşluğu doldurmuştur. Ulusal basının yanı sıra yerel basın, kendine has üslubuyla bu boşluğun doldurulmasına katkı sağlamış ve basının gücü ve etkisi yerel basın ile daha da artmıştır. Yerel basın her ne kadar lokal olarak faaliyet göstermiş olsa da, ülkenin tamamı hakkında ipuçları vermesi ve dönemin özelliklerini yansıtması bakımından oldukça önemlidir. Çünkü yerel basın, faaliyet gösterdiği şehrin özelliklerini aktarmasının yanı sıra ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik özellikleri hakkında da tamamlayıcı bilgi ve belgeler sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çok partili hayata geçiş sürecinden 1960 Darbesine kadar olan dönemde Erzincan’da faaliyet gösteren basın hakkında bilgi vermek; basın-siyaset ilişkisini tüm yönleriyle ortaya koymak ve son olarak CHP ve DP iktidarları döneminde yerel basına uygulanan baskının derecesini ve darbe ile birlikte basının maruz kaldığı sansürü irdelemektir. Bu amaçla, çalışma aralığını kapsayan dönemde Erzincan’da çıkarılan gazetelerin tüm nüshalarına ulaşılmaya çalışılarak, birbirleriyle mukayese edilip dönemin özelliğinin daha doğru zemine oturtulmasına imkan sağlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ PAZARLAMA YAKLAŞIMI İÇERİK PAZARLAMASININ İNCELENMESİ VE TURİZM SEKTÖRÜNE UYGULANABİLİRLİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27819</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27819</guid>
      <author>F. Atıl BİLGE</author>
      <description>Küresel, ülkesel ve yerel rekabet tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de, rekabet şartlarını çok ciddi bir şekilde etkilemektedir. Rekabetin şiddetlenmesi, müşteri başına ve/veya toplamda karlılıkların azalmasına yol açmaktadır. Çok fazla seçenek karşısında kalan müşteriler için avantaj var gibi gözükse de müşterilerin kendilerine uygun seçimleri yapabilmeleri güçleşmektedir. Birbirlerine çok benzeyen seçeneklerden hangisinin kendi ihtiyaçlarını karşılayabileceğini tespit edebilmeleri güçleşmeye başlamıştır. İşte bu noktada rakip seçeneklerden seçilebilir olmak için daha öncelerde de var olan içerik pazarlaması yeniden ancak daha önemli bir pazarlama silahı olarak karşımıza çıkmaktadır. Hizmet sektörü olan turizm sektöründe birbirleriyle benzerlik gösteren özelliklerle dolu tesisler, kataloglar, reklamlar, web sayfaları, sloganlar tüketicilerin karar vermelerini güçleştirmektedir. İçerik pazarlaması ile tüketicilerin daha kolay satın alma kararını verebilmeleri, işletmelerin ise rakipler karşısında avantaj sağlayabilme imkanları olacaktır. İçerik pazarlaması, hedef pazarda yer alan tüketicilerin kolay seçim yapmalarını sağlayan ve rakip seçeneklerden farkı ortaya koyan verileri konumlayabilen özelliklerde olmalıdır. Aksi takdirde işletmeler benzer özelliklerdeki işletmeler arasından seçilmeyi beklemek durumu ile karşı karşıya kalırlar ki bu durum günümüz iş dünyasının en önemli riskidir. Çalışmada turizm sektöründe içerik pazarlamasının rekabet avantajı sağlayacak şekilde nasıl kullanılması gerekliliği üzerine araştırma yapılmıştır. Araştırmada öncelikle içerik pazarlaması kavramı ele alınmış, kavramın yıllar içerisindeki değişimi irdelenmiştir. Analiz kısmı için daha önce uygulanmış içerik pazarlaması örneklerine kartopu örnekleme metodu kullanılarak ulaşılmıştır. Ardından örneklere ait verilerin tanımlayıcı istatistik bilgileri analizine yer verilmiştir. Son olarak içerik pazarlaması kavramının gereklilikleri ve örneklerin analizinden faydalanılarak turizm sektörü için bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL ÖĞRETMENLERİNİN DEMOKRATİK TUTUMLARI İLE ÖĞRENCİLERİN DEMOKRATİK DEĞERLERE SAHİP OLMA DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27740</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27740</guid>
      <author>Hakkı KONTAŞ, H. Emre SELÇUK , Musa POLAT</author>
      <description>İnsanların demokratik bir çevrede hoşgörü içerisinde yaşaması için demokratik değerlerin ve demokratik tutumların o toplumda yer edinmiş olması gerekmektedir. Demokratik yaşam alışkanlıklarının bir toplumda yer edinmesi ise demokratik bir eğitim sistemiyle kazandırılması mümkündür. Demokratik değerlerin toplumlara kazandırılması amacı ise demokratik değerlere sahip, demokratik değerleri davranış haline getirmiş nitelikli öğretmenlerin vereceği eğitimi önemli hale getirmiştir. Bu araştırmanın öncelikli amacı ortaokul öğretmenlerinin demokratik tutumları ile öğrencilerin demokratik değerlere sahip olma düzeylerinin incelenmesidir. Bu araştırma tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Araştırmada verileri toplamak için “Published for the Attitude Research Laboratory” tarafından geliştirilen ve Gözütok (1995) tarafından dilimize çevrilen “Demokratik Tutum Ölçeği” ile ortaokul öğrencilerinin demokratik değerlere ne düzeyde sahip olduğunu belirlemek amacıyla 26 ifadeden oluşan İlğan, Karayiğit ve Çetin (2013) tarafından geliştirilen “Demokratik Değerler Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Adıyaman İli Kâhta İlçesi’ndeki 3 devlet ortaokulunun 8. sınıfında öğrenim gören 410 öğrenci ve bu okullarda görev yapan 100 öğretmenden oluşmaktadır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma sonunda öğretmenlerin demokratik tutumlarının cinsiyete, medeni duruma, kıdem ve görev yaptığı okul değişkenine göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Öğrencilerin demokratik değerlere sahip olma düzeyleri cinsiyete göre bazı alt boyutlarda kızlar lehine, öğrenim görülen okul bakımından ise bazı alt boyutlarda üst ve orta sosyo-ekonomik düzey lehine anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM BORÇLAR HUKUKUNDA KAZA KAVRAMI VE NETİCELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27753</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27753</guid>
      <author>Halis DEMİR</author>
      <description>Bir borcu veya ibadeti zamanında ifa edememenin sonuçlarından bir kısmı kaza başlığı altında değerlendirilmektedir. Sebep ve sonuçlarıyla kaza birçok fiil içerisinde yer alır. Kaza, yanında bulunan başkasının hakkı olduğu için verilmesi emredilen bir şeyi veya mislini vererek borçtan kurtulmaktır. Kaza konusunda geçen mislî mal, fiyatı etkileyecek bir fark olmadan birbirinin yerine geçebilen eş özelliklere sahip malları ifade eder. Kıyemî mal ise, pazarda ya benzeri bulunmayan ya da fiyatı farklı olan şeydir. Kaza sebeplerinden gasb, İslam hukuku bakımından ekonomik değeri olan bir malı izinsiz olarak alenen almak suretiyle sahibinin hâkimiyetine son vermektir. İtlaf ise, başka¬sının malına bir fiille hukuka aykırı olarak ve tazmin so¬rumluluğu doğuracak şekilde zarar ver¬mektir. Eşya iki ayrı varlıktan oluşur. Bunlar eşyanın cevherini ifade eden ayn(mal) ve eşyanın kullanımıyla sağlanan menfaatlerdir. Malın müstakil bir fiziki varlığı bulunmaktadır. Mal haklara ve hukuki işlemlere konu olabilir. Malı itlaf halinde tazmin yükümlülüğü doğar. Menfaatin varlığı mala bağlıdır. Bu sebeple menfaatin gasp ve itlafı mümkün değildir. Bütün bu durumlarda olaya tarafların itiraz edemeyeceği bir makam müdahale etmelidir. Gasb ettiği malı kullanarak faydalanan bir kimsenin ayrıca bir ücret ödemesi mevzuu fakihler arasında ihtilaflıdır. Hanefi mezhebine göre menfaat tazmin edilemez. Hanefi mezhebi fakihleri menfaatin niçin tazmin edilmeyeceğini çeşitli şekillerde izah etmişlerdir: Gasb edilen mal mevcutsa iade edilir. Değişikliğe uğramışsa ya noksanlığı ya da tamamı tazmin edilir. Gasıbın yaptığı bizatihi haksızlık olması sebebiyle tazir veya hapisle cezalandırılacağı, ilave olarak uhrevi cezasının da olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca menfaatin tazmini gasıba haksızlık olur denilmiştir. Menfaatin tazmini konusunda Hanefi mezhebi sonraki dönem fakihleri, Şafii mezhebinin içtihadına göre, menfaatin tazmini şeklinde fetva vermişlerdir. Bu fetva gasb ile mağdur olan mal sahiplerinin haklarını korumak bakımından önemlidir. Çünkü menfaatlerin tazmin edilmemesi yönündeki yaklaşımlar istismara yol alabilir. Fikri, sınaî ve telif hakları gibi menfaatlerin zarar verici fiillere maruz kalmaları halinde tazminat borcunun doğacağının kabulü hukukun gayesine daha uygundur. Kaza üç başlık altında incelenir: Makul misille kaza: Bir şeyin yerine, şekil ve ekonomik değer bakımından emredilen şeye benzerliği akılla kavranabilen bir şeyin verilmesidir. Makul olmayan misille kazada zaman</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>8 HAZİRAN 1936 TARİHLİ MECLİS ZABIT TUTANAĞINDA 3008 SAYILI İLK İŞ KANUNU: LİBERALİZMİN TASFİYESİ VE DEVLETÇİLİĞİN İKAMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27715</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27715</guid>
      <author>Hasan YÜKSEL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı 8 Haziran 1936 tarihinde kabul edilen ve 15 Haziran 1936 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 3008 sayılı İş Kanunu’nu meclis zabıt tutanaklarındaki tematik vurgulardan hareketle incelemek ve bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İlk İş Kanununda yer alan “liberalizm ve devletçilik” kavramlarını ele alarak Kanun metninin genel özelliklerini ortaya koymaktır. Bilindiği üzere 1930’lu yıllar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin liberal eğilimli politikalardan kurtularak daha çok devlet merkezli politikalara ağırlık verdiği bir dönemi yansıtmaktadır. 1923 yılında düzenlenen İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar çerçevesinde ülkenin 1923-1930 yılları arasındaki dönemi liberal eksenli iktisadi politikalar tarafından şekillenmiş ancak 1929 Ekonomik Buhranı’nın neden olduğu ekonomik kriz dünya ülkelerini uyguladıkları iktisat politikalarında değişiklik yapmaya zorlamış ve bu anlamda devletin piyasa ekonomisine müdahale etmeye başladığı yeni bir döneme geçilmiştir. Dünyayla uyumlu olarak Türkiye’de 1934 yılı sonrasında kurulmaya başlanan Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ile birlikte “minimum kapital, maksimum devlet” anlayışını benimsemiştir. Özellikle sermaye birikimi özel sektör eliyle değil; kamu eliyle gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Sermaye birikiminde devletin efektif bir rol alması ülkede çıkan yeni kanunlara da yansımış ve bu bağlamda 1934 yılı sonrasında çıkan ilk Kanun ve ülkenin ilk iş Kanunu olma özelliği taşıyan 3008 sayılı İş Kanunu’nda liberal devlet anlayışı yerilirken devlet eliyle organize edilen iş hayatının önemine dikkat çekilmiştir. Çalışma üç temel bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde Cumhuriyet öncesi dönem çalışma hayatını şekillendiren Kanun ve Nizamnamelerden bahsedilirken çalışmanın ikinci bölümünde ise Cumhuriyet sonrasında çıkarılan ve yine çalışma hayatına yönelik İş Kanunlarına vurgu yapılmıştır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin 1923-1930 yıllık dönemini kapsayan ve liberalizmle şekillenen ilk altı yıllık dönemine vurgu yapılmış sonrasında ise Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ile başlayan devletçi ekonomiye geçiş ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise 8 Haziran 1936 tarihli Meclis Zabıt Tutanağı’nda yer alan liberalizm ve devletçilik söylemleri incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ISPARTA VE ÇEVRESİNDE CİNSİYET BELİRLEMEDE KULLANILAN GELENEKSEL İNANMA VE UYGULAMALARA SEMBOLİK BİR YAKLAŞIM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27704</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27704</guid>
      <author>Hilal YAKUT İPEKOĞLU, Nalan Damla YILMAZ USTA</author>
      <description>Doğacak çocukların cinsiyetinin hem gebelik öncesinde hem de gebelik süresince belirlenmesi geçmişten günümüze pek çok toplum için önemli bir olgu olmuştur. Bu alanda insanlık tarihi boyunca yapılmış ve yapılmakta olan çeşitli geleneksel inanma ve uygulamalar bulunmaktadır. Çalışma, bu geleneksel inanma ve uygulamaların Isparta ve çevresindeki yansımalarını belirlemek amacıyla oluşturulmuştur. Açık uçlu sorulardan oluşan bir mülakat yardımı ile Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde tedavi altında olan 23 kadın bireyle geleneksel cinsiyet tayin ve tahmin yöntemleri üzerine ayrıntılı görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerden elde edilen bilgiler sınıflandırılarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerindeki geleneksel uygulamalarla karşılaştırılmıştır. Bazı uygulamaların oldukça yaygın olduğu, bazılarının ise bölgeye özgü olduğu tespit edilmiştir. Belirlenen geleneksel inanma ve uygulamaların bir bölümünün tecrübeye dayalı, uzun yıllar uygulana gelen, zaman zaman isabetli olan, bölgeden bölgeye, bazı durumlarda ise kişiden kişiye değişiklik gösteren uygulamalar olduğu görülmüştür. Ancak diğer bölümünün ritüelistik özellikleri güçlü, belirli rutinlerin tekrarlanmasına dayalı, simgesel anlamlar taşıyan inanma ve uygulamalar olduğu gözlenmiştir. Bu simgesel nitelikli inanma ve uygulamaların Anadolu’nun diğer bölgelerindeki inanma ve uygulamalarla olan benzerlik ve farklılıkları belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI ANDLAŞMALARDAN ÇEKİLME HAKKI VE ULUSLARARASI ANDLAŞMALARIN GEÇİCİ UYGULANMASI ENERJİ ŞARTI ANDLAŞMASI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27798</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27798</guid>
      <author>İslam Safa KAYA</author>
      <description>Günümüz modern dünyasında devletler, ikili ve çok taraflı ilişkilerini uluslararası andlaşmalar akdetmek suretiyle sürdürmektedir. Başlangıçta herhangi bir pürüz olmaksızın taraf olunan bir uluslararası andlaşma, sonraki yıllarda birçok sebepten ötürü istenmeyen bir andlaşma haline dönüşebilmektedir. Böyle bir durumda taraf devlet, andlaşmadan çekilme yoluna gidebilmektedir. Uluslararası andlaşmalara ilişkin bir diğer husus da geçici uygulamadır. Bir andlaşmanın imzalanması ile iç hukukta onaylanarak yürürlüğe girmesi arasında geçen sürede bir nevi askıda olma durumu vardır. Bu süreçteki net olmayan hukuki durum, ancak taraf devletlerin geçici uygulama konusundaki beyanları ile netleşebilir. Böyle bir durumda da geçici uygulamanın iç mevzuat hükümlerine ne derece uygun düştüğü konusunda ihtilaflar doğmaktadır. Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) ile bir uluslararası andlaşmadan çekilmenin hangi hallerde mümkün olduğu detaylandırılmıştır. Yine aynı sözleşmede, uluslararası andlaşmaların imzalanması ile iç hukukta onaylanması arasında geçen sürede geçici olarak uygulanabilirliği ortaya konulmuştur. Enerji Şartı Andlaşması (EŞA) da VAHS bağlamında bir uluslararası andlaşma olduğuna göre, bu andlaşmadan çekilmenin hangi hallerde mümkün olabileceğinin ve bu andlaşmanın geçici uygulanırlığının tartışılması gereklidir. Bu çerçevede EŞA’da bu konulara ilişkin hükümlere de yer verilmiştir. Bu bağlamda enerji yatırımları, transiti ve ticareti konularına ilişkin konuları düzenleyen EŞA, her iki hukuki durumda uygulanacak prosedürü belirten hükümler içermektedir. Ancak, andlaşmadaki bu konulara ilişkin somut hükümler yeterli olmamış, uygulamada özellikle geçici uygulama konusunda birçok uyuşmazlığı da beraberinde getirmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADIN EDEBİYATI: BİR VAROLUŞ MÜCADELESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27841</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27841</guid>
      <author>Mehmet Bakır ŞENGÜL</author>
      <description>Kadın ve edebiyat kavramları, edebi eserin hem oluşturulmasında hem de tüketilmesinde sürekli olarak tartışmaların odağında olan bir konudur. Kadının edebiyat dünyasında yer alması, kendisini ifade etmesi, kadınların sorunlarını işlemesi, çözüm önerilerinde bulunması ve bu yolla da ekonomik anlamda kendisine yetmesi feminizmin öncelediği konulardandır. Edebiyat dünyası, kadınların mağduriyetlerinin geniş kitlelere taşınmasında önemli bir araçtır. Bu araç sayesinde kimi yazarlar, toplumda bir kadınlık bilinci geliştirmek isterler. Kadını erkek karşısında gerileten en önemli olgulardan biri de eril dildir. Kadını aşağılayan, hor gören ona hakaret eden ve kaba söz söyleyen bir dil geleneğinden söz edilebilir. Eril dil sayesinde, kadın açısından erkeklik ideal olan ama ulaşılması mümkün olmayan bir kavram olarak algılanır. Eril dil, kadını kötülüğün kaynağı biçiminde göstererek erkek karşısında edilgen bir rol almasına neden olur. Kadınlığa odaklanan aşağılamalar, erkeğin iktidar konumundaki eril kimliğini belirginleştirmeye dönüktür. Feminist söylem, ‘eril edebiyat’ izleğinin kadın sorunlarını tam olarak ortaya koyamadığını bu yüzden de kadın sorunlarının duyarlı kadın yazarlar tarafından yansıtılması gerektiğini savunur. Onların bu yaklaşımı, edebiyatta feminist bir yaklaşımın açığa çıkmasına kaynaklık eder. Kadın yazarların edebiyat ‘diline’ dâhil olmasıyla erkek yazarlar tarafından çevrelenen edebiyat, cinsiyetçi çemberden sıyrılır. Erkek yazarların kurguladığı kadın kimliklerinin, yanlış değilse de eksik oldukları söylenebilir. Kadınların cinsiyetlerini unutmadan ortaya koyacakları edebi metinlerle, hem bu eksiklik giderilmiş olur hem de kadın edebiyatı kavramı gündeme gelmiş olur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YEREL YÖNETİMLERDE WEB 2.0 KULLANIMI: TÜRKİYE’DEKİ BELEDİYE-LERDE DENEYSEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27655</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27655</guid>
      <author>Melih ENGİN, Fatih GÜRSES , Fatma İĞDELİ</author>
      <description>Kişisel bilgisayar ve internet kullanımının vatandaş nezdinde yayılması yönetimlerin de bu platformları kullanmasını zorunlu kılmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı da Türkiye’deki yerel yönetimlerin web 2.0 ve sosyal ağları kullanma durumlarını ortaya koymaktır. Çalışmada web 2.0 araçları genel olarak tanıtılmış, sonrasında da yönetimsel anlamda kullanımına yönelik açıklamalar yapılmıştır. Daha sonra, Türkiye’deki 81 ilin belediyelerinin web 2.0 araçlarını bilgilendirme, etkileşim ve işlem temelli kullanım durumlarına yönelik bulgular elde edilmiştir. Sonuçlar göstermiştir ki, Türkiye’de belediyelerin web 2.0 araçları kullanımı çok düşük düzeydedir ve belli başlı web 2.0 teknolojilerine yoğunlaşmış durumdadır. Belediyeler daha ziyade bilgi verme hizmetlerine yoğunlaşmakta, web 2.0 araçlarının etkin hizmet sunma ve katılım gibi amaçlarla kullanımının ikinci planda kaldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CAMİLERDE SUNULAN HİZMETLERİN REHBERLİK VE İLETİŞİM AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27671</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27671</guid>
      <author>Mustafa ÖNDER</author>
      <description>Camiler tarihte ve günümüzde toplumun her kesiminden insanları buluşturan mekânlar olmuşlardır. Camiler sadece ibadethane olmakla kalmamış; buralarda yürütülen her türlü faaliyet eğitim ağırlıklı olmuştur. Söz konusu faaliyetler toplumu ciddi anlamda etkileyebilme gücüne sahiptir. Öyle görünüyor ki, gelecekte de camilerin bu fonksiyonu devam edecektir. Yapılan araştırmalar ortalama bir rakamla ülke nüfusunun 1/3 nün camilerdeki hizmetlerden yararlandığını göstermektedir. Bu nedenle değişip gelişen şartlara ve toplumun ihtiyaçlarına göre camilerde sunulan hizmetlerin gözden geçirilmesi gerekmektedir. Hayatın karmaşası ve stresi içinde bunalan insanlara sevgi, huzur, güven aşılamak öncelikle iyi bir iletişim ve rehberlikle mümkündür. Görevlilerin alan, öğretme ve rehberlik-iletişim bakımından gerekli yeterliliklere sahip olmaları, özellikle vaaz ve hutbelerde, temel kaynaklardaki örnekleri günümüz bilimsel verileri ile birleştirerek kullanmaları bir zarurettir. Kuramsal bir çalışma olan makalemizde; camilerde sunulan temel hizmetlerin ve görevlilerin mevcut durumunu incelemeye, görülen eksikliklerin tespiti ile yapılması gerekenleri rehberlik ve iletişim açısından değerlendirmeye çalıştık.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİZMET SEKTÖRÜNDEKİ PERSONELİN SEÇİMİNDE AHP VE VIKOR YÖNTEMİNİN KULLANIMI: ÖZEL HASTANELER AÇISINDAN BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27802</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27802</guid>
      <author>Nesrin Şalvarcı TÜRELİ, Gonca MANAP DAVRAZ</author>
      <description>Personel bir örgütün verimini ve kârlılığını doğrudan etkileyen en önemli unsurdur. Hizmet sektörünün önemli bir alanı olan sağlık sektörü toplumun her tür ve kesiminin ilgi alanına girmesi nedeniyle sahip olduğu idari ve destek personelinin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü hastanelerin idari ve destek personeli verimliliği ve kârlılığı doğrudan etkileyen önemli insan kaynaklarıdır. İşe uygun olmayan personelin seçimi hastanenin para, zaman ve potansiyel fırsatları kaybetmesine neden olur. Hasta ve hasta yakınları sağlık personelinin yanı sıra destek personelinden de doğru, hızlı, güvenilir ve konforlu bir hizmet beklemektedirler. Özellikle özel hastanelerde bu beklenti en üst düzeydedir. Hastane yönetiminin bu konuda sistemli ve tutarlı temellere dayalı tutumu söz konusu olduğunda sağlıklı bir seçimin yapılması mümkün olur. Beklentileri karşılayabilecek personelin seçimi için çalışmada Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri kullanılmıştır. Personel seçim problemi için özel hastanelerin yöneticileri ile birebir görüşme yapılarak 7 kriter belirlenmiştir. İşe başvuran kişinin cinsiyeti, iş tecrübesi, eğitim düzeyi, iletişim özellikleri, fiziksel özellikleri, kişilik özellikleri ve işe devamlılığı olarak belirlenen kriterler AHP yöntemi ile ağırlıklandırılmıştır. Eğitim kriteri önceliği en yüksek olarak belirlenmiştir. 4 alternatif VİKOR yöntemine göre değerlendirilmiştir. Çalışma, personel seçiminde sayısal olmayan kriterlerin çok kriterli karar verme teknikleri ile sayısallaştırılarak daha objektif seçimler yapılabileceğini göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANNELERİN SOSYAL SORUN ÇÖZME BECERİLERİYLE ÇOCUKLARIN SOSYAL BECERİLERİARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27732</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27732</guid>
      <author>Özlem ÇAMLIBEL ÇAKMAK, Seviye NESLİTÜRK , Ebru KARAKUŞ ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı 5-6 yaş grubu çocukların sosyal beceri puanları ile annelerinin sosyal sorun çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir.Betimsel araştırma türlerinden tarama modeliyle yapılan araştırma, 148 anne ve çocuk üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak D’Zurilla ve Nezu (1990) tarafından insanların sosyal sorun çözme becerilerini ölçmek amacıyla geliştirilen, Duyan ve Gelbal (2008) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Sorun Çözme Envanteri ve Gresham ve Elliot(2008) tarafından revize çalışmaları yapılan Neslitürk ve Deniz (2014) tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Beceri Geliştirme Sistemi Aile Formu kullanılmıştır. Araştırmada verilerin istatistiksel analizi için SPSS 20.00 programından yararlanılmıştır. Annelerin sosyal sorun çözme puanları ve çocukların sosyal beceri puanları anne eğitim düzeyine ve mesleklerine göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçları; çocukların sosyal beceri puanları anne eğitim ve meslek durumuna göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Annelerin sosyal sorun çözme puanları eğitim durumuna göre anlamlı farklılık gösterirken, annelerin mesleği ve sosyal sorun çözme puanları arasında anlamlı farklılık söz konusu değildir. Annelerin sorun yönelim ve sorun çözme becerileri çocukların kendini ifade etme, iletişim, grupla birlikte hareket etme puanlarını yordamaktadır. Annelerin sorun yönelim ve sorun çözme becerileri çocukların işbirliği, empati ve kendini kontrol etme puanlarını yordamamaktadır. Annelerin sorun yönelim becerileri sorumluluk puanlarını yordarken, sorun çözüm becerileri sorumluluk puanlarını yordamamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUZEY KIBRIS OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN MATEMATİK ÖĞRETİMİ YAKLAŞIMLARI VE ÖĞRETME BECERİLERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27747</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27747</guid>
      <author>Sarem ÖZDEMİR</author>
      <description>Bu çalışma Kuzey Kıbrıs’ta 5 yaş grubunda öğretmenlik yapan okul öncesi öğretmenlerin matematik öğretimine ve bu yöndeki öğretme becerilerine yönelik bakış açısını irdelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel desen kullanılmış olup, Kuzey Kıbrıs’ta hali hazırda devlet okullarında öğretmenlik yapan 252 öğretmenin 54’üne ulaşılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin dolduracağı ve 3 tema altında oluşturulan bir soru formu verilmiştir. Formdaki temalar sırasıyla eğitim durumları, pedagojik alan öğretimi ve öğretim programıdır. Elde edilen sonuçlara bakıldığı zaman şu anda görevde olan öğretmenlerin sadece 5’inin okul öncesi öğretmenliğinden mezun olduğunu ve geçmişte matematik eğitimi dersi almadıklarını, alan azınlığın da teorik veya pratik anlamda değil materyal geliştirme formatında aldıkları görülmüştür. Bununla birlikte öğretmenler, kendilerine olan özgüvenlerinin yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Bir diğer bulgu ise öğretmenlerin özel eğitim gereksinimli çocuklarla çalışırken kendilerini yetersiz hissettikleri yönündedir. Öğretmenlerin kağıt kalem etkinliklerine çok sık yer verdiği ve sınıf dışı oyun etkinlikleri tercih etmedikleri ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte çıkan sonuçlar alanyazınla karşılaştırılmış ve iyileştirici öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KANIT AĞIRLIĞI YÖNTEMİ İLE ESENCE DERESİ HAVZASI’NIN (BİNGÖL) HEYELAN DUYARLILIK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27807</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27807</guid>
      <author>Vedat AVCI</author>
      <description>Bu çalışmada Esence Deresi Havzası’nın heyelan duyarlılık analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Esence Deresi Havzası, Bingöl’ün kuzeydoğusunda yer almaktadır. Havzanın sularını toplayan Esence Deresi, Solhan Deresi’nin önemli kollarından olup, bu akarsu ile Murat Nehri’ne ulaşmaktadır. Esence Deresi Havzası, güneybatıdan Solhan Dağı (2034 m), batıdan Halil Dağı (2186 m) ve kuzeybatıdan Şahin Tepesi (2674 m) ile çevrilidir. Havza batısı Doğu Anadolu Fayı (DAF) tarafından kesildiğinden engebeli bir yapıya sahipken, doğusunda volkanik platolar geniş alan kaplamaktadır. Esence Deresi Havzası’nda Üst Miyosen-Pliyosen dönemli tüf ile Alt Pliyosen dönemli bazalt ve andezitler geniş alanlarda yüzeylenmektedir. Havzada bitki örtüsü seyrek olmasına karşın yağış miktarı fazladır. Bitki örtüsünün seyrek olduğu, litolojinin andezit ve tüften oluştuğu havzanın doğusunda heyelanlar yaygın olarak görülmektedir. Yavaş gelişen bu heyelanlar yerleşmeleri etkilemektedir. Bu çalışmada litoloji, eğim, bakı, yamaç eğriselliği, fay hatlarına uzaklık ve bitki örtüsü parametreleri kullanılarak havza için heyelan duyarlılık analizleri yapılmıştır. Bu analizlerde kanıt ağırlığı (weight-of-evidence) yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemde parametre haritalarının alt gruplarının piksel sayısı, heyelanlı ve heyelansız piksel sayısı kullanılarak alt grupların ağırlık değeri bulunmuştur. Ağırlık değeri haritalara atanmış, bu haritalar toplanarak heyelan duyarlılık haritası oluşturulmuştur. Analiz sonuçlarına göre havzada duyarlılığın orta olduğu alanların oranı % 21, yüksek olduğu alanların oranı % 16 ve çok yüksek olduğu alanların oranı % 25’dir. Bu durum Esence Deresi Havzası’nda heyelan duyarlılığının yüksek olduğunu göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre yüksek duyarlı alanlarda yerleşmeler bulunmaktadır. Bu nedenle yüksek duyarlı alanda yer alan yerleşmelerin heyelandan etkilenmemesi için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ İRONİK DİLLİ BİR ESER Mİ?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27751</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27751</guid>
      <author>Servet KARÇIĞA</author>
      <description>Türk edebiyatında farklı değerlendirmelerin yapıldığı eserlerin başında, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümüne yakın bir zaman önce kitap haline getirerek yayımladığı Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanı gelir. Farklı değerlendirmelerin ve yaklaşımlarının olması eserin karışık bir yapıda olmasından kaynaklanır. Eserde birçok temin, motifin ve simgenin olması ve bunların ustaca kullanılması eserin anlaşılmasını ve yorumlanmasını zorlaştırır. Bunda eserde; mimari, musiki, güzel sanatlar, bürokrasi, ispritizma, rüya, psikanaliz, zaman/saatler, ilimler(simya, tarih, edebiyat), Doğu- Batı kültürü, din ve hurafeler gibi konuların Türk edebiyatında hiç de alışık olmadığı farklı bir dille/üslupla yazılmasının rolü vardır. Bu dil ve üslup, araştırmacılar tarafından farklı değerlendirmelere tabi tutulur. Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı değerlendirilirken “hiciv”(tenkit/yergi/eleştiri), “mizah”, “humour”(komik), “grotesk”, “oyun”, “absürt”(abes/saçma), “alegori”, “ironi” gibi farklı anlatım teknikleri ve kavramlar kullanılır. İroni, Türk edebiyatında geç keşfedilen bir kavramdır. Araştırmalara bakıldığında ironiyle ilgili çalışmaların 1990’dan önce yok denecek kadar az olduğu hatta bazı makalelerde bir iki kelimeyle yer aldığı görülür. 1990’dan sonra bu kavramla ilgili çalışmaların (makaleler, lisansüstü tezler) çok hızlı bir şekilde arttığına şahit olunur. İlginç olansa ironiyle ilgili değerlendirmelerde Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı romanın isminin sık geçmesidir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü gerçekten ironik dilli bir eser mi? Bu çalışmada, hem bu sorunun cevabı aranacak hem de Saatleri Ayarlama Enstitüsü romanı hakkında kimin, nasıl bir değerlendirme yaptığı eserin yazıldığı tarihten günümüze kadar, kronolojik olarak ortaya konulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAYBOLAN BİR KENT SİMGESİ: İZMİRLİ DÖRDÜZLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27781</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27781</guid>
      <author>Hülya Gölgesiz GEDİKLER</author>
      <description>1950’li yılında İzmir’de Türkiye’nin yaşayan ilk dördüzleri dünyaya gelmiş ve bu doğum o yıllarda dördüz doğumların dünyada bile örneklerin az olması bakımından büyük bir etki yapmıştır. Kısaca “İzmirli Dördüzler” olarak tanımlanan ve Egenin bereketini simgelediklerine inanılan Hürriyet, Uhuvvet, Adalet ve Musavvat isimli çocuklar 1950’li yıllarda İzmirliler tarafından büyük ilgi görerek, toplumsal yaşamda iz bırakmışlardır. İzmirli dördüzler, gerek Fransız Devrimi’nden esinlenerek verilen ve aynı yıl meydana gelen iktidar değişikliğine vurgu yapan isimleri, gerekse yaşatılmaları, bakımları, eğitimleri için kent insanlarının verdiği mücadele açısından bir dönemin simgesi haline gelmişlerdir. Bu araştırma çoğunlukla dönemin yerel ve ulusal basınında yer alan haberlerden derlenen, belediye meclis tutanakları ve sözlü tarih çalışmasıyla desteklenen veriler ışığında İzmirli dördüzlerin ilginç yaşam öyküleri ve onların toplumsal yaşam üzerindeki etkilerini yeniden toplumsal belleğe taşımayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNİN ÜSTBİLİŞSEL YETENEKLER HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27759</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27759</guid>
      <author>Okan SARIGÖZ</author>
      <description>Biliş, bireyin her hangi bir konuda bilgi sahibi olması, bilinçli duruma geçmesi, kendisini ve çevresini tanıması veya bilmesi gibi anlamlara gelmektedir. Üstbiliş ise bu süreçler esnasında bireyin kendisindeki değişimlerin farkında olması ve bu süreçleri kontrol etmesidir. Bu araştırmanın amacı; Meslek Yüksekokullarında okuyan öğrencilerin, üstbilişsel yetenekler hakkındaki düşüncelerini bazı demografik değişkenleri de göz önünde bulundurarak belirlemeye çalışmaktır. Araştırmanın örneklemini, 2015-2016 öğretim yılında Çukurova Üniversitesine bağlı Adana Meslek Yüksekokulunda okuyan 796 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin, endişelenme ile ilgili olarak bireylerin düşüncelerini düzene sokacağı, motivasyonlarını artıracağı ve başarıyı yükselteceği ancak endişelenmenin problemlerden kaçmada etkili olamayacağı gibi düşüncelere sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca araştırmada 1. sınıfta okuyan öğrenciler ile 2. sınıfta okuyan öğrenciler arasında sınıf düzeyi değişkenine bağlı olarak üstbilişsel yetenekler açısından anlamlı bir görüş farkının olmadığı ancak cinsiyet değişkenine bağlı olarak kadın öğrencilerin erkek öğrencilere oranla üstbilişsel yeteneklerini daha fazla kullandıkları gibi sonuçlara da ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JOHN LOCKE’UN DOĞA DURUMU DÜŞÜNCESİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27803</guid>
      <author>Recep Batu GÜNÖR</author>
      <description>17. ve 18. Yüzyıl siyaset felsefesinin en önemli kavramlardan biri doğa durumu kavramıdır. Doğa durumu kavramını kullanan ve temellendirmeye çalışan filozoflar genellikle siyasal düşüncelerini toplum sözleşmesi fikriyle açıklarlar. Bunun nedeni de doğa durumu kavramının siyasal topluma ve devlet kuramına geçiş için bir hareket noktası olmasıdır. Doğa durumu kavramını kullanan düşünürlerin başında Thomas Hobbes, John Locke, Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler sayılabilir. Bu makalede özellikle üstünde durulacak olan John Locke da, siyaset felsefesinin temeline doğa durumu kavramını yerleştirmiştir. Doğa durumu kavramı ile siyasal bir otoritenin olmadığı durumu açıklayan Locke, insanların bu doğa durumundan kendi istekleri ile çıktıklarını ve siyasal topluma rıza gösterdiklerini iddia eder. Bu geçiş sürecinde Locke’un kullandığı önemli kavramlar arasında mülkiyet kavramı gelmektedir. Locke, mülkiyeti insanın yaşama ve özgürlük gibi temel bir hakkı olarak ele alır. John Locke, insanların doğa durumlarından siyasal bir topluma geçişlerinin en önemli nedeni olarak doğa durumunda ortaya çıkabilecek olan anlaşmazlıklara bir çözüm bulma isteğini gösterir. Fakat Locke’un bu düşünesinde bazı çelişkiler görülmektedir. Bu çelişkilerin temel nedeni ise düşünürün, insanların doğa durumlarını neden terk ettiklerini tam olarak açıklayamamasıdır. Doğa durumunun sınırsız özgürlükler ve haklarla dolu olduğunu, insanların doğa durumunda eşit bir şekilde yaşadıklarını iddia eden Locke, insanların bu durumdan neden kurtulmak isteyeceklerini anlatma konusunda yetersiz kalmıştır. Locke’un doğa durumu ile ilgili olarak başka bir çelişkisi ise, rıza kavramını ve rızanın nasıl evrensel bir nitelik taşıyacağı konusunu tam olarak açıklayamamasıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ SAĞ’I OLUŞTURAN BİLEŞENLERİN BİRBİRİ İLE ÇELİŞEN KAVRAMLARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27708</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27708</guid>
      <author>Çağrı D. ÇOLAK</author>
      <description>1929 Ekonomik Buhranı’nın yol açtığı açmazlara bir çözüm olarak geliştirilen “refah devleti” anlayışının 1970’li yıllara gelindiğinde çeşitli nedenlerden (işsizlik, yüksek enflasyon, petrol krizi, ekonomik durgunluk, toplumsal çözülme vb.) dolayı miadını doldurması, Yeni Sağ adı ile anılan bir modelin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde, refah devleti anlayışının sakatlanmasıyla oyuna dahil olan Yeni Sağ, genel olarak neoliberalizm ve neomuhafazakarlığın uyumlu bir sentezidir. Liberalizm ve muhafazakarlık iki ayrı ideoloji, anlayış ve konumlanış olmasına rağmen bu sentezin nasıl uyumlu hale geldiği çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Yeni Sağ’ın bileşenlerinin birbirleriyle gerilimli hatta yer yer çelişkili kavramlara önem atfetmesi, Yeni Sağ’ın sağlam temellere oturtulmadığı veya tutarsız fikirler barındırdığı gibi bir anlama gelebilir. Nitekim Yeni Sağ’ı eleştirenler de, özellikle tutarsızlık ve çelişkiler bağlamında eleştirilerini yoğunlaştırmıştır. Liberalizmin öne sürdüğü “liberteryanizm”, “minimal devlet” ve “bireycilik” kavramları ile muhafazakarların önem atfettikleri “otoriteryanizm”, “güçlü devlet” ve “kolektivizm” anlayışlarını bir potada eritebilmenin nasıl mümkün olduğuna yönelik veri sunabilmek çalışmanın amacıdır. Bu çalışmada önce Yeni Sağ’ın ortaya çıkışı refah devletinin bunalımı ve bu bunalım sonucu oluşan Yeni Sağ iktidarlar bağlamında incelenecektir. Ardından bu anlayışın temel bileşenleri olan neoliberalizm ve neomuhafazakarlık kavramları üzerinde durulacaktır. Son olarak da bu iki bileşenin toplum ve devlet açısından dile getirdiği farklı söylemler ışığında karşılaştırmalı analiz yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKİRDAĞ’DA HAVA KİRLİLİĞİNE COĞRAFİ BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27820</guid>
      <author>İsmail KARBUZ</author>
      <description>Tekirdağ, gerek nüfus artışı gerekse sanayileşme hızı ile son yıllarda Marmara Bölgesi’nin dikkat çeken şehirlerinden biri konumuna yükselmiştir. Beşeri parametrelerdeki bu hızlı yükseliş söz konusu şehirde çeşitli çevre sorunlarının da ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu çevre sorunlarının başında şüphesiz ki hava kirliliği gelmektedir. Tekirdağ’da, 1990’lı yıllarda hız kazanmaya başlayan hava kirliliği, 2000’li yıllarda ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bunun yanında, dönemsel olarak alınan tedbirler sayesinde hava kirliliği seviyesinde 2005 yılından itibaren hızlı bir düşüş meydana gelmiştir. Her ne kadar hava kirliliği sorunu Tekirdağ’da azalma eğiliminde olsa da günümüzde zaman zaman kükürtdioksit (SO2) ve partikül madde (PM) sınır değerleri büyük oranlarda aşılmaya devam etmektedir. Tekirdağ’da hava kirliliği üzerinde en fazla; nüfus artışı, sanayileşme, yüksek oranda fosil yakıt tüketimi ve egzos gazlarından kaynaklanan beşeri faktörler etkili olmaktadır. Bu faktörlerin yanında jeomorfolojik ve meteorolojik koşullar gibi çevresel faktörlerin de devreye girmesi, yaşanan hava kirliliğinin boyutlarına ve hissedilme oranına büyük oranda etki etmektedir. Bu çalışmada, Tekirdağ şehrindeki hava kirliliği ve bu kirliliği ortaya çıkaran beşeri ve ekonomik faaliyetlerin yanında; jeomorfolojik, klimatik ve meteorolojik parametreleri de göz önüne alan bazı coğrafi değerlendirmeler yapılmıştır. Bununla beraber, çalışmada çevresel gözlemlerin yanı sıra Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı, Tekirdağ Meteoroloji Müdürlüğü, Tekirdağ Valiliği ve Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlardan sağlanan istatistiksel verilerden istifade edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SYLVİA PLATH'IN SMİTH COLLEGE YILLARI: YALNIZLIK DOLAMBACI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27830</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27830</guid>
      <author>Duygu DİNÇER</author>
      <description>Sylvia Plath yirminci yüzyılın en başarılı kadın şair, romancı ve kısa öykü yazarlarından biridir. Yazarın 13 Şubat 1963 yılındaki intiharının ardından çok sayıda biyografik çalışmaya ilham veren efsanevi bir konuma geldiği görülmektedir. Plath yazmaya çok küçük yaşta başlamış ve otuz yaşındaki ölümüne kadar devam etmiştir. Eserlerinin çoğu kendi hayatından kesitler yansıtmaktadır. Yazarın yaşamının en verimli yazım dönemi ise ölümünden önceki son yıllar olmuştur. Yazar erken yaştaki ölümünün ardından arkasında yalnızca The Colossus adlı şiir kitabını, Sırça Fanus isimli romanını, yayımlanmış çok sayıda şiirini, kısa hikayesini ve yayımlanmamış Ariel şiirlerini değil günce ve mektuplarını (696 mektup) da bırakmıştır. Plath’ın bu günce ve mektupları Smith College yılları esnasında başlamış ve 1963 yılındaki intiharına kadar devam etmiştir. Bu çalışmada Plath’ın günce ve mektupları psikolojik bir bakış açısıyla incelenmiştir. Özellikle Smith College yıllarında karşı karşıya kaldığı yalnızlık duygusu detaylı olarak tartışılmıştır. Yapılan analizlere göre Plath yalnızlık ve yalıtım hissiyle ilk kez üniversite birinci sınıfta iken karşılaşmış ve bu dönemde aynı zamanda sıla hasreti yaşamıştır. Yapılan incelemeler rekabetçi eğitim ortamının, başarısızlık korkusunun, kişilik özelliklerinin (sosyotropik, otonomik eğilimler, duygusal dengesizlik ve içedönüklük), beğenilme arzusunun, sosyal beceri eksikliğinin (arkadaşlık ilişkisini ve konuşmayı başlatma ve sürdürme becerileri), bir gruba aidiyet eksikliğinin ve narsistik eğilimlerinin de Plath’ın yalnızlık duygusunu beslediğini ortaya koymuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL HUKUK-KAMU HUKUKU VE ŞAHSÎ HAK-AYNÎ HAK AYIRIMINA GÖRE İSLÂM HUKUKUNUN SİSTEMATİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27663</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27663</guid>
      <author>Recep ÖZDEMİR</author>
      <description>Hukuk düşüncesinin temelini oluşturan hak kavramının tanımı ve taksimi hakkında birçok görüş vardır. Toplumda sosyal adaleti ve ahengi sağlama hedefini güden hukukun sağlam bir felsefi alt yapı üzerine tesis edilmesi için “hak” kavramının sağlıklı şekilde analiz edilmesi zorunludur. Bundan dolayı birçok hukukçu hak kavramını değerlendirmiş ve hakkın temeli ve çeşitleri konusunda farklı tasnifler ortaya koymuştur. Bu tasniflerin en belirgin olanı özel hukuk-kamu hukuku ve şahsî-hak-aynî hak temelinde yapılan ayrımdır. Müslümanların davranışlarının dini değerini belirleyen fıkıh, temelde usûl ve füru adı altında iki ayrı kategoride faaliyet yürütmüştür. Bu faaliyetler neticesinde oldukça zengin bir gelenek oluşmuş; fıkıh zamanla kendine özgü bir yapıya kavuşmuştur. Füru fıkıh, kendi arasında çeşitli kısımlara ayrılır. Bu taksimlerin en bilineni ibâdât ve muâmelât temelinde yapılmaktadır. Fıkhın en eski kaynaklarında özel hukuk ve kamu hukukuyla ilgili bilgiler yer almakla birlikte İslâm hukukunda keskin bir özel hukuk-kamu hukuku ayrımından bahsetmek mümkün değildir. Aynı şekilde İslâm hukukunda hukuksal olaylar, hukuksal işlemler, hukuksal ilişkileri düzenleyen kurallar olmakla birlikte Roma hukukundakine benzer borçlar hukuku-eşya hukuku ayırımından bahsetmek de mümkün değildir. Sistematik bir ayrım yerine İslâm hukukunda şahsî ve aynî haklar ilgili yerlerde dağınık bir şekilde ele alınmaktadır. Bunun en önemli nedeni İslâm hukukunun kazuistik bir yöntemle gelişmiş olmasıdır. Bu yöntemden dolayı, fıkhî hükümler tek tek ve kendi bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE 24 OCAK KARARLARI İLE BAŞLAYAN FİNANSAL SERBESTLEŞMENİN GÜNÜMÜZ İKTİSADİ VE MALİ YAPISINA YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27813</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27813</guid>
      <author>Selçuk BAYRAMOĞLU, Hayrettin TÜLEYKAN</author>
      <description>1940’lı yıllarda başlayan ve 1980’li yıllarda sıkça kendinden bahsettiren küreselleşme olgusu günümüzde gerek iktisat politikalarının gerekse siyasal yapının ana gündemini oluşturmaktadır. Dünya ekonomisini oluşturan sosyal ve iktisadi parçaların, birbirleriyle ve/veya dünya piyasalarıyla eklemlenmesi olarak ifade edilen küreselleşme, iktisadi açıdan finansal piyasaları ayıran sınırların ortadan kalkması ve uluslararası sermaye akımlarının hız kazanması (serbestleşmesi) sürecidir. Tam anlamıyla bir tanım yapacak olursak finansal serbestleşme, devletin gerek para ve maliye politikası araçlarıyla gerekse diğer farklı baskı unsurlarıyla finansal sistemin kendiliğinden işleyişine engel teşkil eden kısıtlamaların ve/veya müdahalelerin ortadan kaldırılması ve böylece finansal piyasa mekanizmasına işlerlik kazandırılması olarak ifade edilebilir. Finansal serbestleşme hareketi, teorik temellerini esas olarak neo-liberal politikalardan almaktadır. 1970’li yılların sonlarından itibaren küresel dünyada ivme kazanan finansal serbestleşme politikaları, 24 Ocak 1980 Kararları ile Türkiye gündemine girmiştir. Ülkemizde 24 Ocak Kararları ile başlayan serbestleşme üç safhada büyük ölçüde tamamlanmıştır. Bunlardan ilki; mal ve hizmet ticaretinin serbest bırakılması, ikincisi; faiz oranları üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ile sağlanan yurtiçi finansal serbestleşme, üçüncü olarak da; sermaye hareketleri üzerindeki tüm kısıtlamaların kaldırılması ile tamamlanan dış finansal serbestleşmedir. Bu çalışmanın amacı, finansal serbestleşmenin ilk adımı olan 24 Ocak 1980 kararlarının sonuçlarını değerlendirmektir. Ayrıca bu düzenlemeler ile entegre olunmaya çalışılan finansal serbestleşmenin günümüz iktisadi ve mali yapısına ne gibi yenilikler getirdiğini değerlendirmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DRAMA YOLUYLA İNGİLİZCE KELİME ÖĞRETİMİ: GÖLBAŞI MYO ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27653</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27653</guid>
      <author>Hakkı ŞİMŞEK</author>
      <description>İngilizce kelime bilgisi, yabancı dil öğreniminde karşılaşılan en zorlu alanlardan biridir. Hedef dilde karşılaşılabilecek her durumda iletişim kurmak ancak çok iyi kelime bilgisiyle sağlanabilir. Ülkemiz dil eğitimi koşullarında, İngilizce kelime bilgisinde yeterli seviyeye ulaşmak oldukça uzun bir süre almaktadır çünkü İngilizce, Türk eğitim sistemimizde yabancı dil olarak öğretilmektedir. Öğrencilerin, sınıf ya da kurum dışında hedef dili kullanma şansları hemen hemen hiç yoktur bu sebeple öğrenilen öğeler, kelimeler ve yapılar kolayca unutulmaktadır. Bu problemi aşabilmek için eğitimciler, bilgi kartı, anahtar kelimeler, oyunlar, resimler, çizimler gibi birçok yöntemi dil sınıflarında uyarladı ve kullandı fakat ne yazık ki eğitimciler dersin sonunda sadece kelimelerin Türkçe karşılıklarını vererek kelimeleri unutulmaya terk ettiler. Bu probleme çözüm bulmak için hazırlanan bu çalışmanın amacı öğrencilerde drama yoluyla kelime öğretiminin etkilerini görmektir. Çalışma Adıyaman Üniversitesi Gölbaşı Meslek Yüksekokulu öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların kelime öğrenme puanları ön-test ve son-test ölçekleriyle hesaplanmıştır. Ayrıca katılımcıların drama yoluyla kelime öğrenimi hakkındaki görüşleri için de tutum anketi uygulanmıştır. Çalışma ile katılımcıların drama aktiviteleriyle kelime öğrenmeye, ders kitabına nazaran daha istekli oldukları ortaya konulmuştur. Drama aktivitelerinden önce ve sonra yapılan test sonuçları arasında da anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada kullanılan drama yoluyla İngilizce kelime öğretiminin, alternatif bir yöntem olarak alana katkı sunacağı düşünmekteyiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANAN ERGENLERDE SINAV KAYGISININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27762</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27762</guid>
      <author>Dilek DEMİRCİ, Aynur BÜTÜN AYHAN</author>
      <description>Üniversite Giriş Sınavı ülkemizde liseden üniversiteye geçiş aşamasındaki ergenlerin hayatında oldukça kritik bir öneme sahiptir. Artık bir sınav çağı içinde yaşamaktayız ve insanların hayatları hakkında sınavlardaki başarısına göre karar verilmektedir. Ergenler ailesel, çevresel, bireysel ve eğitim-öğretim sistemi ile ilgili nedenlerden dolayı kendilerini kaygı yaratıcı bir ortamda bulurlar. Bu araştırma üniversite sınavına hazırlanan ergenlerin sınav kaygısını belirlemek ve sınav kaygısını etkileyen çeşitli değişkenleri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma; Ankara il merkezinde dershaneye devam eden on yedi-yirmi bir yaş aralığın da 236 kız, 238 erkek olmak üzere toplam 474 ergen üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada ergenlerin kaygı düzeyleri Spielberger (1980) tarafından geliştirilen Öner (1990) tarafından Türkçe’ ye uyarlanan ‘’Sınav Kaygısı Envanteri’’ ile değerlendirilmiştir. Buna ek olarak demografik değişkenler için de araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırma da anket tekniği kullanılmıştır. Anket sorularına verilen cevaplar SPSS istatistik programına girilmiştir. Araştırma sonucunda ergenlerin sınav kaygılarında cinsiyet, algılanan anne baba tutumu, ders çalışmak için ayrılan süre, sınava girerken kaygılanma durumu değişkenlerinin anlamlı fark yarattığı belirlenirken, liseden mezun olup olmama durumu, öğrenim görülen lise türü değişkenlerinin ise ergenlerin sınav kaygısı düzeylerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı belirlenmiştir. Sınav kaygısı açısından kız ergenlerin erkeklere oranla daha çok sınav kaygısı duydukları görülmüştür. Öte yandan ebeveynlerin tutumları sınav kaygısını etkileyen önemli bir nedendir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOBİYOGRAFİK BİR İNCELEME: İBN RÜŞD</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27766</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27766</guid>
      <author>Ahmet GENÇ, Özlem GENÇ</author>
      <description>Bu çalışmada ünlü İslam filozofu İbn Rüşd’ün (ö. 595/1198) ergenlik ve yetişkinlik dönemi psikososyal gelişim kuramına göre incelenmiştir. Filozofun hayatıyla ilgili kısa bilgilere yer verildikten sonra psikososyal gelişim kuramı genel özellikleriyle tanıtılmaya çalışılmıştır. Ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine ait psikososyal gelişim kuramının açıkladığı her bir evrenin gelişim özellikleri hakkında bilgi verilmesinin ardından kuramsal çerçevenin içerisinde İbn Rüşd’ün yaşantıları tartışılmıştır. Ayrıca filozofun ergenlik öncesi gelişim evrelerine kısaca değinilmiş ve bu evrelere ait çatışmaları çözme konusunda başarılı olduğu varsayılmıştır. Çalışmada İbn Rüşd’ün sosyal etkinin yoğun olarak hissedildiği ve toplumsallığın vurgulandığı İslam kültür ve medeniyetinin içerisinde yetişmiş olması ve kişilik gelişiminde bir patoloji aramaktan ziyade, kişilik gelişiminin seyrinin incelenmesinin amaçlanmış olmasından dolayı psikososyal gelişim kuramı tercih edilmiştir. İncelemede psikososyal gelişim kuramına göre İbn Rüşd’ün ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine ait kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası, yakınlığa karşı yalıtılmışlık, üretkenliğe karşı verimsizlik ve benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk evrelerine ait gelişim görevlerini yerine getirdiği ve evrelere ait çatışmaları çözme konusunda başarılı olduğu görülmüştür. Yaşantıları arasında yalnızca üretkenliğe karşı verimsizlik evresinin aşırı uç özelliklerinden birisi olan aşırı yayılma olarak yorumlanabilecek bir durum söz konusu olmuştur. Yaşadığı çağa iz bırakmış olmasının yanı sıra düşüncelerinin etkisinin kendisinden sonra yüzyıllarca devam etmiş olmasının arkasındaki etkenlerden birisinin de psikososyal gelişimindeki başarısının olduğu düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ KÜRESEL ISINMA KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFOR ANALİZİ YOLUYLA İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27804</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27804</guid>
      <author>Ayten ARSLAN, Raşit ZENGİN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Fırat Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğrenim gören öğretmen adaylarının küresel ısınma kavramına ilişkin algılarının metafor analizi yoluyla incelenmesidir. Araştırma, var olan durumun olduğu gibi ortaya konmasını amaçladığından betimsel nitelik taşımaktadır. Araştırma verileri, “Küresel ısınma …… gibidir, çünkü ……” cümlesini içeren bir form aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasında nitel ve nicel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, araştırmaya gönüllü olarak katılan 2015-2016 öğretim yılında Fırat Üniversitesi Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalının 1, 2, 3 ve 4. sınıflarında öğrenim gören 187 öğretmen adayı oluşturmuştur. Katılımcı öğretmen adayları 144 farklı metafor üretmiştir. Bu metaforlara bağlı olarak öğretmen adaylarının “küresel ısınma” algıları farklı kategoriler altında toplanmıştır. Küresel ısınma kavramına ilişkin öğretmen adayları tarafından en çok, sırasıyla “insan”, “kanser”, “ölüm” ve “soba” metaforları geliştirilmiştir. Ayrıca küresel ısınma kavramına ilişkin metaforların “doğal dengenin bozulmasına yönelik” ve ‘‘yaptıklarımızın karşılığı olarak’’ kategorilerinde daha fazla yer aldığı görülmüş olup, bu kavramlara bakış açılarının eleştirel kategorilerde yoğunlaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmen adaylarının küresel ısınma kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforların çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediği ise uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Kategorilere ilişkin sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda benzer çalışmaların ilköğretim ve ortaöğretim ile üniversitelerin farklı bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerle de yapılarak bütüncül bir bakış açısı kazandırılması gibi önerilere yer verilmiştir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEYİM ÖĞRENİMİNİN ZORLUKLARINA BÜTÜNCÜL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27799</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27799</guid>
      <author>Gencer BAKAN</author>
      <description>Holistic eğitim dil öğretiminde kullanılan bütüncül bir yaklaşımdır. Hayat boyu öğrenmeye dayalıdır. Öğrenci merkezlıdir. Parça bazlı öğretim, ezberci öğretim ve dilbilgisi çeviri yontemlerini yetersiz bulur. Her şey bir bütün olarak öğrenilmelidir. Deyimler, yabancı dil öğrenicileri için dilin en zor elementleri arasındadır. Bunun sebebi şudur: deyimler, gerçek ve asıl anlamının dışında kulanıllır ve bir veya birden çok kelimeler tarafından biçimlendirilirler. Bu durum deyimleri anlaşılmaz yapar ve öğrencileri deyimleri tanıma ve anlamlandırma konusunda zorlar. Bu nedendendir ki bu çalışma öğrencilerin deyimleri ne kadar ve nasıl anladığını ve deyim öğrenmenin zorluklarını ortaya çıkarmayı amaçlar. Bütüncül eğitimin bu öğrenilme güçlüğüne çözüm olacaktır. Giriş bölümünde çalışmanın amacından ve sav’ın konusundan bahsedilmiştir. İkinci bölümde dil öğrenme ve iletişimde deyimlerin önemi tartışılmıştır. Üçüncü bölümde deyim öğrenmenin zorlukları ve araştırma method ve analiz sonuçları gösterilir ve son bölüm sonuçların yorumlanması ve problem çözümleri için önerileri içerir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


