






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2016 Sayı  48</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=585</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>GELENEKSEL İLETİŞİMDEN SAYISAL TEKNOLOJİ ÇAĞI OLANAKLARIYLA İLETİŞİME KÜLTÜREL DEĞİŞİM: TOPLUMSAL MEDYA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27931</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27931</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Bu çalışmada, iletişimin geleneksel dönemlerden modern çağlara serüveni ele alınmış, teknolojiyle birlikte değişen koşullar ve iletişim biçimleri değerlendirilmiş, medya sorgulanmış, modern yaşam koşullarının getirdiği iletişim sorunları vurgulanmıştır. Modern çağ ve teknoloji insanlara büyük kolaylıklar sağlamış, ancak insanların temel gereksinimi olan iletişim konusunda bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. İletişim, insanın temel eylemlerinden biri olarak her dönem toplumsal yaşamın da ana dinamiklerinden biri olmuş, yaşamı yönlendirmiştir. İletişim insanlara birlikte yaşamayı, yaşamı paylaşmayı, işleri kolaylaştırmayı, uygarlık geliştirmeyi, kültür üretmeyi sağlamış ve insanlara sağlıklı olmanın yollarını açmıştır. İnsanların çoğunun kırsal alanlarda yerleştiği ve geleneksel kültürle yaşadığı dönemlerde yüzyüze iletişim yaşama yön vermiş, sorunlar konuşarak çözülmüştür. Küçük yerleşim yerlerindeki çarşılar temel iletişim alanları, herkesle iletişim kuran esnaf o dönemin medyası olmuştur. Elektronik teknolojinin olmadığı zamanlarda insanlar uzak coğrafyaların haberlerinden de uzak kalmış, farklı sesleri tanımamış ancak sürekli birbirleriyle iletişim kurmuş ve sorunlarını çözmüşlerdir. İletişim, birden fazla kişi arasında bilgi ve görüş alışverişini kapsayan insancıl bir süreçtir ve insanın gelişimine temel oluşturmaktadır. Geleneksel çağlar insanların daha çok ürettiği, daha az tükettiği, daha çok hukuka uyduğu ve daha çok iletişim kurduğu dönemlerdir. O dönemlerde kırsal alanlarda herkes birbirini tanımakta ve birbiriyle iletişim kurmaktadır. Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan gelişmeler ve kırsal alanlardan kentsel alanlara göçler dünyada çok şeyi değiştirmiş, insanlar yeni yaklaşımlar edinmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCEDEN SONRA İKİNCİ YABANCI DİL OLARAK ALMANCA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27918</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27918</guid>
      <author>Hüseyin ARAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de İngilizceden sonra ikinci yabancı dil olarak öğrenilen Almancanın gelecekteki konumunu güçlendirmek ve geliştirmek için neler yapılması gerektiğini ortaya koymaktır. Öncelikle Almancanın birinci yabancı dil olan İngilizcenin üzerine bilinçli olarak bina edilebilmesine yönelik öğrenciler açısından neler yapılması gerektiği irdelenmiştir. Anadili Türkçe olanlar için L3 olarak Almanca öğrenmek L2 İngilizceden yararlanarak yapıldığında kolaylaşmaktadır. L3 olarak Almanca öğrenme sürecinde özellikle sözcük dağarcığı ve temel dilbilgisi yapısındaki benzerliklerin ele alınması suretiyle Almancaya olan ilgi arttırılabilir. İki batı dilinin dilsel yapılarındaki benzerlik ve farklılıkların göz önünde bulundurulmasıyla L3 olarak Almanca öğrenme sürecinin yönlendirilip geliştirilebileceği anlaşılmaktadır. İki dil arasında bilinçli veya bilinçsiz yapılan aktarmalar karşılaştırmalı dilbilgisi analizleri ile anlaşılıp izah edilebilir. Çalışmada sözcük dağarcığı ve temel cümle kalıplarından aktarım örnekleri üç dilde verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AĞIR SANAYİDEN GÜNÜMÜZE CUMHURİYET KENTLERİNDE SOSYOLOJİK BİR ÇÖZÜMLEME: ZONGULDAK/BARTIN/KARABÜK ÖRNEĞİNDE İKTİSADİ HAYATIN DEĞİŞİMİ VE KAYIP MESLEKİ KODLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27806</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27806</guid>
      <author>Adem SAĞIR</author>
      <description>Geleneksel dönemden modern döneme geçişin önemli parametrelerinden birisi “sanayileşme” olgusudur. Sanayileşme ekonomik, sosyal ve kültürel değişimleri beraberinde getirir. Ayrıca toplumsal kimlikleri de ürettiği yeni hayat biçimleri üzerinden tanımlamaktadır. Değişen toplumsal yapının en dikkat çekici yönü ise geleneksel döneme ait olan gerçekliklerin kaybolması ve birer nostaljiye dönüşmesidir. Hazırlanmış olan çalışmada üç ana başlık etrafında Türkiye’de sanayileşme sonrası gelinen konum ve sonuçları betimlemeye çalışmıştır. Bu başlıklardan ilki, Cumhuriyet döneminin ve sonrasındaki kalkınma sürecinin en önemli ayaklarından birisi olan ağır sanayinin izlerini sosyolojik açıdan geçmişten bugüne etkileri/sonuçlarıyla birlikte sürmektir. Burada iki sunum biçiminin iç içe geçirilmesi tasarlanmıştır. Bu bağlama göre, sanayi toplumu metaforuna uygun bir biçimde göçler alan ve sosyo-ekonomik açıdan yarattığı kentsel kimliklerle nirengi noktalardan birisi olan Karabük ve Zonguldak, bugün dışarıya verdiği göçlerle bölgede geri kalmışlığın olup olmadığını da tartışmaya açmasıyla birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmanın diğer bir ayağı bölgede yer alan ormancılık mesleğinin bir uzantısı olarak yapılan sosyo-ekonomik bağlantıları keşfetmektir. Çalışmanın son başlığında ise el sanatları ve çeşitli mesleki zanaatlarda yaşanan sosyo-ekonomik kayıplar, sebep ve sonuçlarıyla sosyolojik açıdan betimlenmiştir. Çalışmanın başlıca iddialarından birisi bölgenin kendi içerisinde yaşadığı geri kalmışlığın, Cumhuriyet dönemindeki kalkınma dinamiği olmaklığı bakımından karşılaştırmalı incelemektir. Çalışmanın sonucu açısından bölgedeki genel değişimlerle paralel bir şekilde gerçekleşen göçler ve buna bağlı olarak değişimler, Cumhuriyet dönemi Türkiyesinde kalkınmanın ana kaynağı olması bakımından, günümüzde ise yerinden saymanın temel sebepleri olması önemli önemli bir gösterge kabul edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FLORENTİNO ARİZA KARAKTERİNDE BİR ERDEM OLARAK ELLİ BİR YILLIK SABIR: KOLERA GÜNLERİNDE AŞK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27877</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27877</guid>
      <author>Bülent Cercis TANRITANIR, Arzu Melike ÇALIŞKAN</author>
      <description>Büyülü gerçekçilik akımı ile sesini tüm dünyaya duyurmayı başarmış olan ve Gabo diye bilinen Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez yirminci yüzyılın en başarılı isimlerinden biri olarak düşünülmektedir. Márquez, Kolera Günlerinde Aşk kitabıyla, okuyucuyu sıradan olmaya çalışan ama bu sıradanlığı yakalayamayan bir aşk hikâyesiyle tanıştırır. Márquez, romanda genel hatlarıyla aşk temasını işlerken, sabır ve bekleyiş üzerine de büyük oranda vurgu yapmaktadır. Sabır bir erdemdir, cümlesi asırlardır değişime uğramadan günümüze kadar gelmiştir. Kendisiyle birlikte cömertlik, alçakgönüllülük gibi başka erdemleri de gerektiren sabır, insanlar üzerinde farklı anlamlarla yorumlar kazanmıştır. Kolera Günlerinde Aşk romanıyla karşımıza çıkan sabır süreci okuyucuda farklı bir tutum uyandırabilmektedir. Bu aşk hikâyesi içerisinde her bireyin kendisine ait bir şeyler bulacağına şüphe yoktur fakat bu romanda asıl dikkat çeken nokta bekleyişin yarım yüzyıl sürmesidir. Bu makalenin amacı, kolera hastalığının yaygın olduğu bir dönemde yaşanan trajik bir aşk hikâyesi içerisinde Florentino Ariza adlı karakterin öyküsüne şahitlik etmemizi sağlamaktır. Makale Florentino Ariza’nın taşıdığı sabrı bir erdem olarak ele alıp, bu sabırlı süreç içerisinde yaşadıklarını gözler önüne sermektedir. Florentino’nun yarım yüzyıllık sabırlı bekleyiş süreci içerisinde yaşadığı durumlar bu makalenin temel taşlarını oluşturmaktadır. Sabır üzerine yaptığı geniş vurguyla bu makale, Florentino’nun gerçekten sabırlı bir karakter mi yoksa sadece amacına uğraşmak isteyen saplantılı bir âşık mı olduğunu sorgulamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞAH II. İSMAİL (1576-1577) DEVRİ SİYASÎ VE DİNÎ HÂDİSELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27973</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27973</guid>
      <author>Cihat AYDOĞMUŞOĞLU</author>
      <description>Safevî hükümdarı Şah II. İsmail’in yaklaşık 14 aylık saltanat süresi dâhilî mücadeleler içinde geçmiştir. Zira babası Şah Tahmasb’ın ölümünün ardından aşiretler (Ustacalu, Rumlu, Afşar, Dulkadirlü, Türkmen ve Tekelü) arasında devlet içinde hâkimiyet kurma odaklı iç çekişmeler başlamıştı. Bu mücadeleye, saraydaki Harem ile birlikte Tacik, Çerkez ve Gürcü kökenli gruplar da karışmışlardır. Bu bağlamda vefat eden Şah Tahmasb’ın Çerkez ve Gürcü menşeli hanımları, kendi oğullarını iktidara taşımak için kıyasıya bir mücadeleye girişmişlerdir. Sonuçta Şah Tahmasb’ın kızı ve kendi kız kardeşi olan Perihan Hanım’ın ve etkin aşiretlerin (Rumlu, Avşar, Türkmen ve Tekelü) desteğini alan İsmail Mirza, bazı mücadelelerden sonra tahta geçmiş ve ilk iş olarak kendisi için tehdit oluşturabilecek aile bireylerini (İbrahim Mirza, Bediüzzaman Mirza vs.) katlettirmiştir. Bu işi yaparken kendi saltanatı için ileride tehlike arz edebilecek Kızılbaş reislerini de aynı zamanda ortadan kaldırmıştır. Tüm bunların ardından da Şiiliği daha ılımlı bir hale büründürme ve Sünniliğe hoşgörü ile yaklaşma politikasına yönelmiştir. Şah II. İsmail, dinî politikası çerçevesinde saraydan Şii ulemayı uzak tutarak Sünni ulema ile yakınlaşmaya çalışmıştır. Ayrıca İran sınırlarını tehdit eden batıda Sünni Osmanlı ve doğuda Özbek saldırılarının önüne geçmek için On İki İmam’ın ihtilaflı doktrinlerini yasaklamıştır. İşte biz bu makalemizde, Şah II. İsmail’in devlete hâkim olma süreci ile dinî politikalarını (eğilimlerini) Farsça kaynaklar ve telif (araştırma) eserler ışığında izah etmeye ve anlamaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ACEM TÜCCARININ TRABZON’DAN BAŞLAYIP KIRIM TOPRAKLARINDA SÜREN SERÜVENİ (1680-1755)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27977</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27977</guid>
      <author>Nuri KAVAK</author>
      <description>Karadeniz ve Karadeniz sahası tarih boyunca önemli ticari yolların kesiştiği bir bölge olarak çeşitli devletlerin ve milletlerin hakim olmaya çalıştığı stratejik bir coğrafyadır. Bu cümleden olarak çalışmamız ile Acemlerin, bölge üzerindeki iktisadi faaliyetleri Kırım Hanlığı Şer’iyye Sicilleri kayıtlarından elde ettiğimiz verilerle irdelenmiştir. Acem tüccarlarının Trabzon limanında kayda girdikten sonra karşı kıyıda bulunan Kırım limanlarına ulaşarak karaya indiklerini ve beraberlerinde getirdikleri metayı satmak üzere Kırım Hanlığı içlerine dağıldıkları görülmektedir. Kırım’a ulaşan Acem tüccarları zaman zaman Anadolu içlerinden aldıkları malları ya da Kırım topraklarında yaptıkları takaslarla elde ettikleri metaları tekrar satmaya çalıştıkları şer’iyye sicillerine kaydedilmiştir. Gerek ticaretin kuralları gerekse de iç piyasadaki dengeleri bozduğu düşünülen tekrar mal alıp satmalarına dair hanlık mercilerinin aldıkları tedbirlere dair düzenlemeler bahsedilen sicillere konu olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİ TÜRKLERDE VE GÜNÜMÜZ TÜRKMENİSTAN’INDA KUYUMCULUĞUN SOSYO-İKTİSADİ VE SOSYO-KÜLTÜREL KARAKTERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27919</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27919</guid>
      <author>Sibel KILIÇ</author>
      <description>Türkmenistan alan araştırmasının sonuçlarını içeren bu çalışmada, oldukça etkin ve önemli bir sanat ve zanaat dalı olan kuyumculuğun, estetik ve formalist yönünden ziyade, sosyo-iktisadi ve sosyo-kültürel yönü ile ele alınmış, bu bağlamda ile analiz ve değerlendirmelere tabi tutularak, eski Türk kültüründeki ve günümüz Türkmenistan’ındaki yeri ve önemi ortaya konmaya çalışılmıştır. Nitekim Orta Asya coğrafyasında, eski tarihlerden günümüze kadar kuyumculuk mesleği ata mesleği olarak muhafazakar yapısını koruyan nadir sanat ve zanaat dallarından biri olarak, kültürel yaşamın ve iktisadi ortamın temel belirleyicilerinden biri olmuştur. Dolayısıyla önemini eski tarihlerden beri koruyan zerger adı verilen bu meslek erbapları, toplum içerisinde tanınan, itibar ve saygı gören kişilerin başında gelmektedir. Bu da kuyumculukla alakalı zengin bir terminolojinin, derin bir ikonografinin mevcudiyetini gündeme getirmiş, edebiyattan, sanata, geleneklerden, kültürel yapıya derin bir nüfuzu kaçınılmaz kılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAVAŞIN SURİYELİ SIĞINMACILARIN AKADEMİK BAŞARISINA ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29769</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29769</guid>
      <author>İ. Efe Efeoğlu , , Ömer Tuğrul KARA</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı savaşın Suriyeli öğrencilerin akademik başarılarına olan etkileri hakkında genel bir görüşe ulaşmaktır. Hiç kimse savaşın çocuklar üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğu gerçeğini inkâr edemez. Bunun yanı sıra,  hiç kimse savaşlarda sadece askerlerin hedef olmadığı, aynı zamanda beraberinde toplumu oluşturan çocukların, kadınların ve hatta yaşlıların da hedef olduğu gerçeğini de inkâr edemez. Savaşlarda sosyal hayat biter, sağlık hizmetleri durur, eğitim hayatı biter ve hepsinden daha kötüsü masum hayatlar son bulur. Bu korkunç durumlar sonucunda, hayatta kalmayı başarsalar dahi çocuklar savaşın etkilerinden çok ağır şekilde zarar görürler. Aşırı depresyon durumundan dolayı gelecekte yapıcı bireyler olma şansları düşer. Tüm bu durumları dikkate alarak, Adana, Türkiye’de öğrenim gören Suriyeli ortaokul ve lise öğrencilerinin ders notlarını inceledik. Bunun yanı sıra, savaş kurbanlarının görüşlerine açıklık getirmek için katılımcıların ana dilinde, yani Arapça yarı yapılandırılmış bir sormaca uyguladık.  Karşılaştırmalı betimsel araştırma yöntemi kullanarak, savaşın akademik başarıya olan etkilerini görme amacıyla, öğrencilerin Suriye’deki savaştan önceki ve sonraki ders notlarını analiz ettik.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENDÜLÜS TEFSİR KÜLTÜRÜNÜN YORUMDA YÖNTEM VE YAKLAŞIMLAR AÇISINDAN ANALİZİ: KURTUBÎ TEFSİRİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27911</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27911</guid>
      <author>Abdullah BAYRAM</author>
      <description>Kurtubî (ö. 671/1273), tefsir, hadis ve fıkıh âlimi olup Endülüs’ün başkenti Kurtuba’da doğmuştur. Kurtuba’da ilim tahsil edip buranın işgali (633/1236) sürecinde Mısır’a hicret etmiştir. Müfessirin yaşadığı çağda İslâm dünyası hem Doğu hem de Batı’dan kıskaca alınıp istilâ ve işgal edilmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Mısır, Doğu’nun Moğollar; Batı’nın ise İspanyol Haçlı orduları tarafından işgal edildiği süreçlerde, ilim insanlarının sığındıkları bir ilim yuvası haline gelmiştir ki Bağdat ve Endülüs ilim merkezleri yerlerini Kahire ve Dımaşk’a bırakmıştır. Bu zaman dilimlerinde birçok ilmî, ictimaî, siyasî ve iktisadî olgu ve olaylara tanık olan Kurtubî ise Batı’yı Endülüs; Doğu’yu ise Mısır coğrafyasında özümseyip özgün birikimini el-Câmi‘ li-ahkâmi’l-Kur’ân adlı meşhur tefsirinde ortaya koymuştur ki bu husus yorumda yöntem ve yaklaşımlar açısından bizlere model oluşturabilir. Kur’an tefsirinde selef-i sâlihîn çizgisini izleyen müfessir yorum eyleminde rivayet ve dirayet metotlarını birlikte kullanıp akıl ve nakil olgularını kaynaştırmıştır. Kur’an’ı Kur’an’la tefsir edip ardı sıra sünnet, sahâbe ve tabiûn görüşlerini kaynak almıştır. Tefsirinin en belirgin niteliklerinden biri de ahkâm ağırlıklı olup o tüm ahkâm ayetlerinin tefsir ve te’vil edildiği biricik örneği temsil etmektedir. Kurtubî, Ahkâm tefsirinde mukayeseli hukuk anlayışına sahip olup mezhep taassubu gütmemiş ve makâsıdüş-şerîa prensibine dikkat çekip onun anlam ve önemini vurgulamıştır. Bu husus gerek onun ilmî ve ahlâkî şahsiyeti gerekse yaşadığı dönemin Endülüs hukuk tarihinin uzlaşmacı süreci içinde yer alması ile açıklanabilir. Kurtubî, İslâm hukukunun aslî ve fer‘î delillerini kaynak almış ve ahkâm âyetlerinin yorumunda istinbat ve ictihad mekanizmalarını işletmiştir. Kur’an tefsirinde amaçsal perspektif sergileyip Kur’an’ın maksatlarına ve şeriatın umumi maksat ve gayelerine özel bir önem atfetmiştir ki bu yaklaşım İslâm hukuk felsefesi açısından bizlere katkı sağlayıp yeni ufuklar açabilir. Söz konusu içeriğiyle el-Câmi‘ li-ahkâmi’l-Kur’ân, Endülüs tefsir kültürünün temel özelliklerini taşıyan eşsiz bir eserdir. el-Câmi‘ li-ahkâmi’l-Kur’ân örnekliğinde incelediğimiz gibi Endülüs müfessirleri de genellikle Kur’an’ın Arapça indirilişini önceleyip onu dil ve Kur’an’ın maksatları temelinde yorumlamışlar; mevzu rivayetleri ve Kur’an ve sünnetle uyuşmayan her türlü yanlış ve aşırı yorumları eleştirmişlerdir. Yorum eyleminin bu özelliklerle Batı’da ve Endülüs müfessirlerince gerçekleştir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU’NUN İLK DÖNEMİNDE TÜRKİYE’NİN AB POLİTİKASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27922</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27922</guid>
      <author>Ekrem Yaşar AKÇAY</author>
      <description>Türkiye’nin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, 2002’den beri Türk Dış Politikasını hem şekillendirmiş hem de değiştirmiştir. Ahmet Davutoğlu 2002 yılında baş danışman olmuş, sonra Dışişleri Bakanı olmuş ve son olarak da 2014’te Türkiye’nin Başbakanı olmuştur. Davutoğlu ile birlikte Türk Dış Politikası ciddi anlamda değişmiştir. Bu anlamda Davutoğlu döneminde Türkiye’nin AB politikası da önemli görülmüştür. 2000’li yılların başlarında Türkiye-AB ilişkileri görkemli günler günler yaşamıştır. 2005 yılında Türkiye ile AB arasında müzakereler başlamıştır. 2006 yılında yaşanan Kıbrıs sorunu yüzünden ilişkiler büyük zarar görmüştür. Üstelik Avrupa Komisyonu, Kıbrıs ve Fransa gibi devletler müzakere başlıklarını dondurmuştur. Bununla birlikte Davutoğlu’nun çok yönlü, çok boyutlu ve aktif dış politikası nedeniyle Türkiye Balkanlaran Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya kadar pek çok alana yayılmaya çalışmıştır. Bu durum da Türkiye’de Batı tarzı dış politikanın sonlanmaya başladığı düşüncesine neden olmuştur. Davutoğlu dönemiyle birlikte Türkiye-AB ilişkilerinde bir kopma olacağına dair tartışmalar yaşanmıştır. Çünkü ilişkilerin eski dönemlerdeki gibi olmadığı iddia edilmiştir. Diğer yandan ise Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin ağır aksak devam ettiği, tam üyelik hedefinin dile getirildiği görülmüştür. Özellikle son dönemlerde vize muhafiyeti, geri kabul anlaşması, yeni başlıkların müzakeye açılması gibi gelişmelerle Türkiye-AB ilişkilerinde yeniden bir canlanma yaşandığı ileri sürülmüştür. Bu nedenle bu makale Davutoğlu döneminde Türkiye’nin AB politikasının radikal olarak değişip değişmediğini incelemeye çalışacaktır. Bu sayede AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin nasıl bir şekilde devam edeceği analiz edilmiş olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PEDAGOJİK FORMASYON PROGRAMI ÖĞRENCİLERİNDE TEMEL BENLİK DEĞERLENDİRMESİ, BAŞA ÇIKMA STRATEJİLERİ VE YAŞAM DOYUMU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27923</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27923</guid>
      <author>Esin ÖZER</author>
      <description>Bu araştırmada, Eğitim Fakültesi dışındaki, diğer fakültelerden mezun veya lisans düzeyindeki öğrencilere öğretmenlik bilgi ve becerisini kazandırmaya yönelik, pedagojik formasyon programına, devam eden öğretmen adaylarında, Temel Benlik Değerlendirmesi ve Başa Çıkma Stratejilerinin, yaşam doyumunu yordayıp yordamadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Pedagojik formasyon programları, 2010–2011 öğretim yılından itibaren çeşitli fakültelerden mezun olan ya da üçüncü sınıfta öğrenim gören öğrencilere, 2.5 not ortalaması şartı ile verilmeye başlanmıştır. Çalışma grubu, 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılı, 1. döneminde, Düzce Üniversitesi Eğitim Fakültesi pedagojik formasyon programına devam eden 186 öğrenciden oluşmaktadır. 186 öğrencinin, 49’u erkek,137 ‘si ise kız öğrencidir. Bu öğrencilerin 28’i 1’inci, 33’ü 2’nci, 17’si 3’üncü, 20’si 4’üncü, 41’i 5’inci, 21’i 6’ncı ve 26’sı ise 7’nci grup öğrencisidir. Grupta en genç katılımcı 22, en yaşlı katılımcı 45 yaşındadır. Grubun yaş ortalaması 30’dur. Araştırmada veri toplama aracı olarak; Temel Benlik Değerlendirmesi Ölçeği, Başa Çıkma Stilleri Ölçeği-Kısa Formu ve Yaşam Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde, Temel Benlik Değerlendirmesi ve Başa Çıkma Stratejilerinin yaşam doyumunu yordayıp yordamadığının belirlenmesi amacıyla, regresyon analizi tekniği kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda, Temel Benlik Değerlendirmesi ve Başa Çıkma Stratejileri ile yaşam doyumu arasında orta düzeyde ve anlamlı ilişkilerin olduğu bulunmuştur. Başa Çıkma Stratejileri ve Temel Benlik Değerlendirmesi birlikte, yaşam doyumundaki varyansın varyansın yaklaşık % 28’ini açıklamaktadır. Yordayıcı değişkenlerin, yaşam Doyumu üzerindeki önem sırası, Temel Benlik Değerlendirmesi ve Başa Çıkma Stratejileri şeklindedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞATAY TÜRKÇESİNDE -sA EKİNİN İŞLEVLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28001</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28001</guid>
      <author>Filiz Meltem ERDEM UÇAR</author>
      <description>Bir oluş ve kılışı “şart”a veya “dilek, istek, niyet”e bağlayan -sA eki, bu iki temel işlevi dolayısıyla şart kipi veya dilek-şart kipi olarak adlandırılmaktadır. Şart işlevi, -sA ekinin Türkçenin ilk dönemlerinden itibaren süregelen temel işlevidir. Ek, şart işleviyle kullanıldığında tek başına yargı bildirmez, ana cümledeki yargının gerçekleşmesini şarta bağlayan tamlayıcı bir öge görevi üstlenir. Bu tamlayıcı öge, herhangi bir yargı bildirmediği için de ana cümlenin zarfı durumundadır. -sA eki, “dilek, niyet, istek” işleviyle kullanıldığında ise tam bir yargı bildirmektedir. Görev ve işlevleri üzerine farklı görüşler ileri sürülen -sA ekinin Çağatay Türkçesiyle kaleme alınmış eserlerde “şart” ve “dilek, istek, niyet” işlevinin yanında bu iki işleviyle ilgili olarak çeşitli görevler üstlendiği, içinde bulunduğu cümleye farklı anlam incelikleri kazandırdığı görülmüştür. Bu noktadan hareketle çalışmamızda -sA eki, Çağatay Türkçesindeki işlevleriyle değerlendirilmiştir. Ekin işlevleri şart ve dilek olmak üzere iki ana başlık altında ele alınmıştır. Şart işlevi gerçek şart işlevi, gerçek olmayan şart işlevi, zıtlık işlevi, kararlılık işlevi, kararsızlık işlevi, zaman işlevi, karşılaştırma işlevi, yeterlik işlevi, ihtimal, olasılık, tahmin işlevi, gereklilik işlevi, fail işlevi, nesne işlevi, yer tamlayıcısı işlevi ve kalıplaşmış cümle bağlayıcısı olarak işlevleri olmak üzere on dört alt başlıkta incelenmiştir. Ekin kalıplaşmış cümle bağlayıcısı olarak işlevleri ise açıklama ve sorma işlevi olarak iki gruba ayrılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE KISA ÖYKÜLERDE DOĞA VE İNSAN İLİŞKİSİ: KAVRAMSAL EĞRETİLEME MODELİ ÇERÇEVESİNDE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27979</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27979</guid>
      <author>Gülsüm Songül ERCAN</author>
      <description>Eğretileme, iki şey arasında bağlantı kurmak veya bir benzerliği belirtmek için sözcüğün düz anlamından başka bir anlamda kullanılmasıdır. Lakoff &amp; Johnson (2003) kültürel bir olgu olan eğretilemelerin düşünce, algı ve eylemleri yöneten kavramsal dizgeye egemen olduğunu savunmakta ve ‘Kavramsal Eğretileme Kuramı’ çerçevesinde eğretilemeleri yapısal, yönelimsel ve varlıksal olmak üzere üç başlık altında sınıflandırmaktadır. Eğretilemeler, kısa öykülerde sıklıkla karşılaşılan söz sanatlarındandır (Shaw, 2014); ancak yazın alanında daha önce Kavramsal Eğretileme Kuramı (Lakoff ve Johnson, 2003) çerçevesinde incelenmemiştir. Bu nedenle, kuramın kısa öykülerde nasıl işlediğini ölçmek için çalışmamızda insan ve doğa ilişkisinin konu edildiği iki kısa öyküde eğretileme kullanımı incelenmekte, eğretilemeler aracılığıyla doğa ve insan ilişkisine ilişkin nasıl bir kavramsal eğretilemenin kodlandığının saptanması hedeflenmektedir. Bu amaçla Karanfiller ve Domates Suyu (Sait Faik Abasıyanık) ve Bir Orman Hikayesi (Sabahattin Ali) öyküleri seçilmiştir. Bulgularımız her iki öyküde de en sık kullanılan eğretileme türünün varlıksal, en az sıklıkla kullanılanın ise yapısal eğretileme olduğunu göstermektedir. Ancak hem yeğlenen eğretileme türü hem de eğretilemelerle oluşturulan kavramlar arasında farklılık bulunmaktadır. Bir Orman Hikayesi’nde varlıksal eğretilemenin bir alt tipi olan varlık eğretilemesi çerçevesinde ele alınan kişileştirme eğretilemeleri daha yoğun olarak kullanmasının dışında en önemli fark doğa ile ilişkin olarak oluşturulan kavramlardır. Karanfiller ve Domates Suyu’nda DOĞA VE İNSAN ÇATIŞMA İÇERİSİNDEDİR eğretilemeli kavramı ile doğa ile insanın kavgası; Bir Orman Hikayesi’nde ise DOĞA İNSANDIR eğretilemeli kavramı ile de doğa ile insan arasında yakınlık ilişkisi kurgulanmaktadır. Bu saptamalar doğrultusunda, Kavramsal Eğretileme modelinin öyküde verilmek istenen iletinin ortaya konmasında etkin bir araç olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞDAŞ DÖNEM KELÂM’INDA YENİLENME ÖNERİLERİ - HASAN HANEFİ ÖRNEĞİ-</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27984</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27984</guid>
      <author>Hilmi KARAAĞAÇ</author>
      <description>Kelâm, İslam inanç esaslarının tespitini ve onların her asırda savunulmasını amaçlayan bir ilimdir. Savunmayı şekillendiren temel unsur ise dönemin kültürel ortamı ve ihtiyaçlardır. Sözkonusu bu unsurların değişmesi beraberinde savunma şeklinin değişmesini gerektirir. Bu açıdan Kelâm her dönemde kendini yenileyen dinamik bir ilim olmak zorundadır. 19. asırdan günümüze kadar İslam toplumlarının yaşadığı olumsuzluklar, ilim adamlarını İslami ilimlerin yenilenmesi gerektiği düşüncesine sevketmiştir. Bu bağlamda çeşitli tecdid önerileri dile getirilmiştir. Çağdaş düşünürlerden Hasan Hanefî, genelde tüm İslâmî ilimler özelde ise kelâm ilmi için bir yenilenme projesi önerir. Onun önerisi tarihi tenkit ve fenomenolojik yönteme dayanır. Bu çalışmada Hanefî’nın sunduğu öneri gerekçesi, yöntemi ve sonuçları açısından tahlil edilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’NİN HÜZÜN TURİZMİ PROFİLİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27986</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27986</guid>
      <author>İlkay TAŞ, Erdoğan KOÇ</author>
      <description>Genel ilgi turizmi turizm hareketleri üzerinde uzun süredir ağırlığını korusa da, özel turizm ürünlerine duyulan ilgi giderek artmaktadır. Bu durum, turizm ürünlerini deniz ve güneş turizmine dayandıran turizm destinasyonları açısından bir meydan okuma yaratmaktadır. Mevsimsellik ile daha da ciddileşen, deniz ve güneş turizmine bağımlılık durumu turizm destinasyonlarının hassasiyetini arttırmaktadır. Keder turizmi, kişilerin ölüm, korku ve üzüntüye ilişkin duygularından beslenen bir özel ilgi turizmidir. İnsanoğlunu ölüm ile ilişkisi çelişkili olmuştur. Ölüm gerçeği bilinse ve kutsallaştırılsa da, bir yandan kaçınılmış diğer yandan yaklaşılmıştır. Keder turizmi bu karmaşık koşullardan ortaya çıkmaktadır. Keder turizmi destinasyonları isteğe bağlı olarak oluşturulabildiği gibi tarihsel deneyimlerin bir sonucu da olabilir. Keder turizmi, seyahat deneyimine hakim olan temaya göre savaş yeri turizmi, tehlikeli bölge turizmi veya Drakula turizmi gibi farklı şekiller alabilir. Ayrıca, keder turizmi nesiller ve toplulukları zorlu geçmiş anılar üzerinden birbirine bağlaması itibariyle kültür turizminin bir şeklidir. Çalışma, güneş ve deniz ile ilgili turizm ürünlerinin Türk turizm pazarındaki büyük payları ve bu durumla ilgili riskler dikkate alındığında, keder turizmini (thanatourism) Türk turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesi için bir fırsat olarak ileri sürmektedir. Bu bağlamda, çalışmada keder turizmine yönelik bir kavramsal çerçeve ve Türkiye'deki başlıca keder turizmi yerlerinin profili sunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANZÂDE TÂ’İB VE HALEPLİ EDİP’İN ŞİİRLERİNDE XVIII. YÜZYIL OSMANLI TOPLUM ELEŞTİRİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27940</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27940</guid>
      <author>Mehmet Nuri ÇINARCI</author>
      <description>The date comes from the period at the beginning of the poet who works with the various aspects of the transfer. In every period of history of the poet or some event that occurred in the community they live in the transfer is a condition known to hold a mirror to the overall structure. Intellectual identity structure of Ottoman society were also poets with the broken understanding of the social life in social life unlike poetry is widely accepted term vision included the characteristics of each layer. Poets, one of the most vivid evidence of the transfer, both lived in the community management of the various problems arising from both i</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘YOL’ METAFORUNUN CEMİL KAVUKÇU’NUN GAMBA VE BEAT KUŞAĞI YAZARI JACK KEROUAC’IN YOLDA ADLI ROMANLARINA YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27866</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27866</guid>
      <author>Memet Metin BARLIK, Zeki EDİS , Burcu TÜTAK</author>
      <description>Bir konuyu diğer bir konunun bakış açısıyla algılama veya zihindeki bilgiler arasında bir bağ kurma süreci olarak ifade edilen metafor kavramı, edebiyatta yaygın bir kullanıma sahiptir. Zira antik dönemden günümüze kadar birçok yazarın metaforun kavramıyla ilişkilendirdikleri kavramları çok değişik şekillerde ele aldıkları ve bu kavramları eserlerinin merkezine yerleştirdikleri görülmektedir. Metafor kavramının felsefe, sosyoloji, psikoloji başta olmak üzere pek çok disiplinden beslenen edebiyat alanındaki kullanımı; sanatçıya kullandığı kelimelerde farklı anlam katmanları oluşturma olanağı vermektedir. Bu anlamda çağdaş Amerikan edebiyatından Jack Kerouac’ın (1922-1969) Yolda (On The Road) ve 20. yüzyıl Türk edebiyatından da Cemil Kavukçu’nun (1951- ) Gamba adlı romanlarında eserlerin odağına yerleştirilen ‘yol’ olgusu metafor kavramıyla ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Bu çalışmada ‘yol metaforu’nun hangi anlam ilişkileriyle ortaya konduğu; felsefi, sosyolojik, ezoterik, mistik ve metafizik başta olmak üzere ne tür anlam bağlantıları oluşturacak şekilde kullanıldığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu romanlarda ‘yol metaforu’ ekseninde görülen benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEĞİŞEN YAŞLILIK OLGUSU VE İSLAMÎ PERSPEKTİFTEN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27950</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27950</guid>
      <author>Muhammet Ali KÖROĞLU, Cemile Zehra KÖROĞLU</author>
      <description>Yaşlılık, insan hayatının en doğal merhalelerinden biridir. Ancak önemi özellikle son birkaç yüzyıldan itibaren fark edilmeye başlanmıştır. Teknolojik gelişmelerin modern tıp bilimine yansımaları, bu çerçevede yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi, ölümcül hastalıklar için bulunan aşılar, sağlık hizmetlerindeki önemli iyileştirmeler, ortalama insan ömrünün uzamasına yol açmıştır. Başta gelişmiş ülkelerde olmak üzere, tüm dünyada ortalama insan ömrünün uzaması, toplumlardaki yaşlı sayısının giderek artması, yaşlılığın geçmişteki değerini nispeten yitirmesine neden olmuş, günümüzde yaşlılık, bir değer olmaktan ziyade bir sorun olarak görülmeye başlamıştır. Yaşlılık, gerek fiziksel gerekse mental melekelerin yavaşlamaya başladığı özel bir dönemdir. Bu dönemde kayıplar artar. Aynı zamanda bu dönem, ömrün sonuna yaklaşıldığını da ifade etmektedir. Bu açıdan başta sağlık ve tıp bilimi olmak üzere pek çok bilim dalı yaşlılıkla ilgilenmektedir. Yaşlılığı doğrudan kendine konu edinen tıp bilimi ise Geriatridir. Bununla birlikte Gerontoloji, Gerontososyoloji, Gerontoekonomi vb. bilim dalları da yaşlılığı farklı boyutlarıyla değerlendirmeye çalışmaktadır. Ancak yaşlılık, yalnızca modern bilimin önem verdiği bir konu değildir. Yaşlılık, mitolojiden geleneğe ve dinlere kadar pek çok öğreti tarafından önemle üzerinde durulan bir olgu ve realite olmuştur. Bu çalışmada geçmişten günümüze değişen yaşlılık olgusu ve yaşlılığın İslam dini perspektifinden nasıl değerlendirildiği sosyolojik olarak ele alınmaya çalışılacaktır. Bu şekilde yaşlılığın İslam dinindeki yeri ve öneminin ve günümüz dünyasında bir sorunsal olarak görülen yaşlılık olgusuna İslam’ın bakış açısının ortaya konması amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSEL TÜRK HALK MÜZİĞİNDEKİ AKSAK ÖLÇÜLERİN OKUL ŞARKILARINA YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27992</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27992</guid>
      <author>Sadik YONDEM</author>
      <description>Aksak ölçüler, Geleneksel Türk Halk Müziğinde sıklıkla kullanılan ritmik yapılardır. Bu ölçüler, Geleneksel Türk Halk Müziğinin genel karakteristik özelliğini yansıtır. Bu ölçüler, temelde 5/8, 7/8 ve 9/8’lik varyasyonlar şeklinde görülür. Bu temel yapılardan yola çıkılarak, 10/8, 11/8 lik,gibi diğer karmaşık aksak ölçü yapılarına ulaşılabilir. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra her alanda olduğu gibi müzik eğitimi alanında da köklü değişiklikler ve yenilikler başlatılmıştır. Birinci kuşak besteci ve müzik eğitimcilerin müzik eğitimine olan katkılarından birçok deneyim kazanılmıştır. Daha sonra ikinci kuşak müzik eğitimcileri; çevreden-evrene, yakından-uzağa ilkesi doğrultusunda müzik eğitiminde geleneksel ögelere dayalı çalışmalar başlatmışlardır. Önceleri müzik eğitiminde aktarma ve aranje şarkılar kullanılırken, sonraları halk müziği kaynaklarına dayalı şarkılar üretilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada, geleneksel aksak ölçü yapılarının okul şarkılarına ne derece yansıdığı araştırılmıştır. Bunun için aksak ölçülü şarkıların ve türkülerin kullanımının okul müziğine, öğretim ve repertuvar materyali olarak ne düzeyde yansıdığını betimlemek amacıyla “müzik derslerinde” kullanılan müzik ders kitaplarındaki şarkılar incelenmiştir. Bu amaçla 1950 li yıllardan bu tarafa her 10 lu yıllarda müzik eğitiminde kullanılmış kitaplardan bir tanesi seçilerek günümüze kadarki süreçte aksak ölçü içeren okul şarkıları ve türkülerin kullanılma oranlarında değişim olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma sonucunda aksak ölçülerden hangilerinin ne sıklıkta kullanıldığına yönelik çeşitli bulgulara ulaşılmış ve aksak ölçü içeren şarkı ve türkülerin kullanımına yönelik çeşitli öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ENGELLİ BİREYLERİN YASAL HAKLARI VE UYGULAMADAKİ YERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27995</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27995</guid>
      <author>Bülent KARA</author>
      <description>Engellilik, temelde toplumun bireye bakış açısından ileri gelen bir olgudur. Bireyin fiziksel veya zihinsel anlamda yetersizliği asıl engel durumunu oluşturmaz.Toplumların sahip olduğu dini, sosyal, ekonomik ve kültürel altyapı engellilere yönelik yaklaşım tarzını belirler.Engelli bireyler kamusal alanda görünürlüğü daha az istenen,sosyal yaşamın akışı içerisinde dezavantajlı olan grubu oluştururlar. Sosyal devlet anlayışı, fırsat eşitliği çerçevesinde her bireyin yaşama hakkını nasıl ki koruyorsa engelli bireylerin de -diğerlerinden farkı olmaksızın- haklarını korumakla görevlidir. Toplumsal düzenin sağlanmasında bireylerin sahip olduğu sosyo-ekonomik altyapı da etkilidir. Toplumun fertleri arasında, yaşam koşulları ne kadar iyi olursa ortaya çıkacak anomali durumu da az olacak veya hiç olmayacaktır. Toplumsal düzensizliğin temelini oluşturan etkenlerden biri de bireylerin işgücüne katılamamalarıdır. Bu bağlamda engellilere yönelik istihdam politikaları da toplumsal huzur ve refah açısından önemlidir. Engelli bireylerin yaşam koşulları içerisinde toplumla bütünleşmesini sağlayacak en temel etkenlerden biri de bizim onları kendilerine yetecek düzeyde hayatlarını organize edebilecek yeterliliğe sahip bireyler olarak görmemizdir. Ancak bu şekilde engeller ortadan kalkar. Bu çalışmada, engellilik kavramının Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bağlamında tanımının ne olduğunun,engellilik sosyolojisinin tarihsel süreç içerisindeki gelişmelerden yola çıkarak sosyolojik temellendirmesinin nasıl gerçekleştiğinin, engelliliğe bakış açılarını ortaya koyan engellilik modellerinin neler olduğunun, Türkiye’de engelli bireylerin, anayasada, yasalarda, yönetmelik ve tüzüklerde sahip oldukları hakların neler olduğunun ve bu hakların sosyal, ekonomik, fiziksel ve kültürel çevrede engelli bireylere ne derece sağlandığının bir izdüşümü sunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL 6. 7. VE 8. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN MATEMATİK DERSİNE YÖNELİK KAYGILARI VE DERSİ DEĞERLENDİRMELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27960</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27960</guid>
      <author>Gülşah GEREZ CANTİMER, Sare ŞENGÜL</author>
      <description>Matematik kaygısı, öğrencilerin matematiksel işlem ve problemlerin çözümünde yaşadıkları zihinsel bozukluk, gerginlik veya tedirgin olma durumudur. Matematik kaygısı bilişsel ve duyuşsal öğeleri içerdiğinden öğrencinin kaygı ile mücadele etme gücüne göre bu durumda verdiği tepki, performansını ve matematik öğrenmesini etkileyecektir. Öğrenci kaygı ile baş edebilirse problemlerin üstesinden gelebilir, aksi takdirde kaygıyı kontrol edebilme yeterliğine sahip değilse performansı azalabilir. Literatürde matematik kaygısı öğrenci öğrenmesinde bir engel olarak görüldüğünden bunların tespit edilmesi ve giderilmeye çalışılması gerekmektedir. Bu doğrultuda çalışmanın amacı ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin matematik dersine yönelik kaygıları ve kendi görüşlerine göre dersi değerlendirmelerini incelemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması olarak tasarlanan araştırmada çalışma grubunu 6. sınıf 36 öğrenci, 7. sınıf 19 öğrenci ve 8. sınıf 17 öğrenci olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin matematik dersine yönelik kaygılarını ve dersi değerlendirmelerini incelemek için 10 açık uçlu sorudan oluşan bir görüş formu uygulanarak ilk dört soru betimsel analiz ile incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; sınıf seviyesi arttıkça matematik kaygı düzeyinin arttığı gözlenmiştir. Özellikle 7. ve 8. sınıf öğrencileri kavramların zorlaşmasıyla 6. sınıf öğrencilerine göre daha fazla matematik kaygısı yaşamaktadır. 6. sınıf öğrencileri matematik dersinde dersi anlama durumuna göre kendilerini ifade etmekte ve olumlu veya olumsuz duygular yaşamaktadır. 7. sınıf öğrencileri derste daha çok sorun yaşayarak kaygılanmaktadır. 8. sınıf öğrencileri ise sınav kaygısı nedeniyle derste zorlanarak kötü hissetmekte ve sıkılmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin matematik dersine yönelik olumlu deneyim yaşayabilecekleri öğrenme ortamları oluşturularak matematiği sadece ders olarak değil, hayatın içine katarak öğrendikleri kaygılarını yenebilmeleri için fırsatlar sağlanabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRENCİLERİN ORTALAMA FİNAL NOTLARININ YORDAYICISI OLARAK KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE TEMEL PSİKOLOJİK İHTİYAÇLAR: TÜRKİYE’DE BİR RUHDİLBİLİM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28021</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28021</guid>
      <author>Hakan AYDOĞAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı öncelikle öğrencilerin final notları üzerindeki temel psikolojik ihtiyaçların ve kişilik özelliklerinin yordayıcı gücünü incelemektir. Bu çalışma örneği 77 bayan (tüm katılımcıların %51’i) ve 74 (% 49’u) erkekten oluşmaktadır. Katılımcıların ortalama yaşı M=21.65’dir ve üniversite eğitiminin ilk ve altıncı yılları arasında bulunmakta olup Ege Bölgesinde bir Devlet üniversitesinde İngilizce Öğretmenliği bölümünde okumaktadırlar. Temel psikolojik ihtiyaçlar (otonomi, beceri ve ilintililik) Temel İhtiyaçlar tatmini Genel Ölçeği (BNSG, Gagné, 2003) kullanılarak saptanmıştır. Buna karşın kişilik özellikleri için ise (içine kapalılık, uyumluluk, bilinçlilik, duygusal dengesizlik ve yeni tecrübelere açıklık) Beşli Büyük Ölçeğin (BFI-10, Rammstedt&amp; John, 2007) kısaltılmış on maddelik versiyonu kullanılmıştır. Belirtmek gerekir ki, her iki ölçeğin de içsel tutarlılıkları (güvenirlik gibi) çok iyidir ve her alt ölçek için ayrı ayrı hesaplanmıştır. Çoklu regresyon analizi, temel psikolojik ihtiyaçların % 61.7’sinin öğrencilerin final notlarına tekabül ettiğini göstermiştir ( otonomi ve beceri bu kıstas değişkeninin istatistik olarak önemli yordayıcısı olarak ortaya çıkmıştır). Ayrıca, kişilik özellikleri kıstas değişkeninin % 57.3’üne tekabül etmiştir ( uyumluluk ve bilinçlilik öğrencilerin final notlarının istatiksel olarak önemli yordayıcılarıydı). Bu bulgular Öz Belirleme kuramı çerçevesi ve öz yeterlilik esasları kullanılarak açıklanmıştır. Sonuç kısmında ise mevcut çalışmanın avantajlı ve dezavantajları taraflarıyla beraber İngilizce Öğretmenliği alanında yapılacak çalışmalar için olası tavsiyelerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN ARAŞTIRMAYA DAYALI ÖĞRENME YAKLAŞIMI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNE YÖNELİK ANALİTİK BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27944</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27944</guid>
      <author>Okan SARIGÖZ</author>
      <description>Araştırmaya dayalı öğrenme, öğrencilerin bilimsel olarak araştırma yapmalarını, aktif olarak süreç içinde çalışmalarını, tekrar yapmalarını, pekiştirmelerini, yaparak yaşayarak öğrenmelerini, sorumluluk almalarını, öz güvenlerini geliştirmelerini, öğrendiklerini günlük yaşama uygulayabilmelerini ve günlük yaşamda karşılaştıkları problemleri çözebilmelerini sağlayan bir öğrenme yaklaşımıdır. Bu araştırmanın amacı; sınıf öğretmenlerinin araştırmaya dayalı öğrenme yaklaşımı hakkındaki görüşlerini bazı demografik değişkenleri de göz önünde bulundurarak belirlemeye çalışmaktır. Araştırmanın örneklemini, 2015-2016 öğretim yılında Antalya il merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak çalışan 253 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada, betimsel tarama yöntemlerinden birisi olan genel tarama modeli ve karma model kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ve 22 maddeden oluşan ‘Araştırmaya Dayalı Öğrenme Yaklaşımı Anketi’nin geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış ve anketin Cronbach’s Alpha iç güvenirlik katsayısı 0.89 olarak hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda, sınıf öğretmenlerinin araştırmaya dayalı öğrenme yaklaşımının, öğrencilerin problem çözme yeteneğini geliştirdiği, öğrenciyi belli bir sürece sürüklediği ancak konularla ilgili amaçların ve kazanımların öğretmenler tarafından belirlenmediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca araştırmada yaklaşımla ilgili olarak bayan sınıf öğretmenleri ile erkek sınıf öğretmenleri arasında cinsiyet değişkenine bağlı olarak istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde bir görüş farkının olmadığı gibi sonuçlara da ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AN ANALYSIS OF THE CHILDHOOD TRAUMA EXPERIENCED BY INDIVIDUALS WHO RESIDED IN INSTITUTIONAL CARE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27925</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27925</guid>
      <author>Nur FEYZAL KESEN, Doğa BAŞER , Serap DAŞBAŞ , Panos VOSTANIS</author>
      <description>The aim of this article is to retrospectively and quantitatively assess the childhood trauma of those who have resided in child care facilities in the past and to determine what factors affect the likelihood or are correlated to experiencing trauma. A number of i</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL ALGI EĞİTİMİNİN BEŞ-ALTI YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARIN GÖRSEL-MOTOR BÜTÜNLÜK BECERİLERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27927</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27927</guid>
      <author>Zülfiye Gül ERCAN, Emine AHMETOĞLU , Neriman ARAL</author>
      <description>Görsel-motor bütünlük, görsel algı ve özellikle el- göz koordinasyonunu içeren motor becerilerin bütünleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Çocukların çoğu altı-yedi yaşına kadar görsel-motor bütünlük becerilerini gerçekleştirmek için yeterli olgunluğa erişirken bir kısmı da erişememektedir. Okul öncesi dönemde hızlı bir ilerleme gösteren görsel motor bütünlük problemlerinin tespit edilmesi ve bu tespitler doğrultusunda çocukların ihtiyaçlarına yönelik eğitim programlarının hazırlanması, eğitime erken yaşlarda başlanması çocukların ileriki okul başarılarına katkı sağlayacaktır. Bu araştırmada görsel algı eğitiminin beş-altı yaş grubundaki çocukların görsel-motor bütünlük becerilerinin gelişimi üzerinde etkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ön test-son test kontrol gruplu deneysel desenin kullanıldığı araştırma, Trakya Üniversitesi Anaokuluna devam eden, 60-72 ay arasındaki çocuklarla yürütülmüştür. Araştırmaya herhangi bir engeli olmayan 70 çocuk dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen çocuklardan 35 çocuk deney, 35 çocuk kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubundaki çocuklara yedi hafta süreyle haftada üç gün yaklaşık 30-40 dakika görsel algı eğitim programı uygulanmıştır. Araştırmada okul öncesi eğitime devam eden çocuklar ve aileleri hakkındaki bilgiler “Genel Bilgi Formu” ile elde edilmiş, çocukların görsel algılarının belirlenmesinde ise Beery-Buktenica (2004) tarafından geliştirilen Ercan ve Aral (2011) tarafından Türkçe’ye çevrilerek geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan The Beery-Buktenica Developmental Test of Visual-Motor Integration (VMI-5th) kullanılmıştır. Araştırmada iki faktörlü ANOVA kullanılmıştır. Araştırma sonucunda deney ve kontrol grubundaki çocukların görsel algılama, motor koordinasyon puanları arasında deney grubu lehine anlamlı bir farklılık olduğu (p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYRILIK KAYGISI DEĞERLENDİRME ÖLÇEĞİ–ÇOCUK/EBEVEYN FORMU GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27912</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27912</guid>
      <author>Saniye TEZE, Emel ARSLAN</author>
      <description>Bu araştırma, orijinal adı ‘Separation Anxiety Assessment Scale’ olan ve çocukların ayrılık kaygısını değerlendirmek amacıyla geliştirilen ölçeğin Türk çocuklar için geçerlik ve güvenirliğini test etmektedir. Hahn ve arkadaşları (2003) çocuk formunu, Eisen ve Schaefer’in (2005) ebeveyn formunu geliştirmiştir. Bu çerçevede ölçeğin dil geçerliği, kapsam geçerliği, benzer ölçek geçerliği, yapı geçerliği ve güvenirlik çalışmaları yapılmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri için gereksinim duyulan verileri elde etmek için, 60-84 aylık toplam 382 çocuğa ölçeğin çocuk formu, bu çocukların annelerine ise (382) ebeveyn formu uygulanmıştır. Verilerin analizinde, açımlayıcı faktör analizi, benzer ölçek geçerliği, iç tutarlılık katsayısı (Cronbach Alfa), test tekrar test teknikleri kullanılmıştır. Ölçeğin ebeveyn formunda (SAAS-P) ve çocuk formunda (SAAS-C) ölçeğin güvenirlik katsayısını .83 olarak göstermiştir. SAAS-P ile SAAS-C’nin alt boyutlarının korelasyonu ise, ‘yalnız kalma korkusu’ alt ölçeği için .83, ‘terk edilme korkusu’ alt ölçeği için .73 olarak bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FARKINDALIK VE STRES: TERAPİST ÖĞRENCİLERİ İÇİN BİR NİCELİK ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27907</guid>
      <author>Umut ARSLAN</author>
      <description>Bu çalışma Montana Üniversitesi terapist programlarında okuyan öğrencilerin algılanan stres ve farkındalık seviyelerini araştırmaktadır. Katılımcılar 80 sosyal hizmet ve psikolojik danışmanlık yüksek lisans öğrencisidir. Farkındalık içsel ve ruhsal doğallık ile dünyadaki dışsal yaşantıyı ayni anda hissetmeyi tanımlamayan geniş bir terimdir. Stres ise dışsal etkilerin insanların günlük yaşantılarını bahşedebileceklerinden daha fazla etkilemesi olarak açıklanmıştır. Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin yaptıkları farkındalık etkinliklerinin eğitimlerini dönemindeki algıladıkları stres seviyesi ile karşılaştırdık. Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) skorları, Yaşam Stres Ölçeği (YSÖ) skorları, Beş Bölüm Farkındalık Anketi (BBFÖ) ve yaş arasındaki korelasyonları araştırmak için Pearson r testi kullanılmıştır. Yaş ve gözlenen BBFÖ alt ölçeği arasında orta düzeyde pozitif korelasyon bulundu (.32). ASÖ ve BBFÖ’nin tepkisiz alt ölçeği arasında büyük negatif korelasyon gözlemlendi (-.51). Algılanan stres düzeyleri ve farkındalığın tepkisiz olan farkındalık bölümü arasında, düşük seviyedeki stres ile yüksek seviyedeki tepkisiz farkındalık ilişkisiyle birlikte, büyük negatif korelasyon görüldü, r = -.51, n = 58, p = .00. Algılanan stres seviyesinin farkındalık etkinlikleri arttıkça azaldığını tespit ettik. Üniversite terapist programları hem öğrencilerin öz-bakım güçlerini arttırmak hem de farkındalık etkinliklerini danışanlar için kullanabilmeleri için, farkındalık etkinliklerini ders programlarına eklemeyi düşünebilirler. İllerdeki araştırmalar bu çalışmada araştırılmayan öteki farkındalık bölümleri, ve bu bölümlerin farklı aktiviteler ve etkinliklerle nasıl uyarılabileceği hakkında çalışmaları içerebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SULAMAYA AÇILAN YENİ BİR ALAN: SURUÇ OVASI SULAMA PROJESİ VE MEVCUT DURUM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27937</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27937</guid>
      <author>Fatma ÖCAL KARA, Yaşar AKTAŞ , Turan BİNİCİ</author>
      <description>Dünyada nüfus artışına paralel olarak, besin ve su gereksinimi de artış göstermektedir. Ancak su kaynakları sınırlıdır ve küresel iklim değişimleri sonucunda yaşanan kuraklıklar, bu çok önemli kaynağın giderek azalmasına neden olmaktadır. Ne yazık ki, bu değişimden en fazla tarım sektörü etkilenmektedir. Çünkü tarımsal üretim doğa ve iklim koşullarına bağlıdır ve en fazla su tüketim miktarı da bu sektördedir. Bu nedenle su politikası, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önem kazanmış, modern sulama yöntemleri kullanılmaya başlanmıştır. GAP kapsamında planlanan Suruç Sulama Projesi de, su kaynaklarının daha ekonomik kullanılabilmesi amacıyla hazırlanan bir projedir. Projenin en önemli özelliği, Türkiye’nin en büyük, dünyanın da 5. büyük sulama tüneli olan Suruç Tüneli’ne sahip olmasıdır. Atatürk Barajı’ndan alınan sularla brüt 94.814 ha alan sulanabilecektir. Suruç Sulama Projesi’ni, Harran Ovası Projesi’nden farklı kılan özellik, üreticilerin basınçlı sistemler ile üretim yapılmasına uygun olarak planlanmasıdır. Harran Ovası’nda karşılaşılan tuzlanma, Suruç Projesi’nin hazırlanmasında önemli bir örnek olmuştur. Bu çalışmada da, küresel iklim değişikliği göz önünde bulundurularak suyun önemine değinilmiştir. Ayrıca, Suruç Ovası Sulama Projesi hakkında genel bilgiler sunmak, mevcut durumu ve karşılaşılabilecek olası sorunları ortaya koymak amaçlanmıştır. Ova tam olarak sulanmaya açılmadan önce alınabilecek önlemlere yer verilmiştir. Projeden, tarımsal verimliliği ve ürün çeşitliliğini arttırması, bu artışlarla ve tarımsal üretim faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi yoluyla kırsal ve kentsel bölgelerdeki gelir düzeyini arttırması, tarımsal sanayilere girdi sağlaması, istihdam olanaklarını arttırarak kırsal ve kentsel nüfusun dışa göç etme eğilimini en aza indirmesi, ihraç edilebilir ürünlerin üretimine katkı sunması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GOTİK ALT KÜLTÜRÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27929</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27929</guid>
      <author>Hülya ÇAKIR</author>
      <description>Bir toplumun ortak kültüründen belirli ölçütlerde farklılık gösteren kültürlere “alt kültür” denir. Toplumun genel dokusundan farklılık arz eden grupsal her hareketin bir çeşit alt kültür olarak tanımı mümkündür. Bu çerçevede ait oldukları toplumların geleneksel değerleri ve yaşama biçimlerinden farklı olan gruplar söz konusu toplumlarda birer alt kültür teşkil ederler. Günümüz modern toplumlarında çok sayıda alt kültür birimleri olduğu görülmektedir. Her toplumda egemen kültür yapısından davranış biçimleri, giyim, dil, inanış ve gelenekleri farklı olan alt kültür grupları vardır. Çok çeşitli ırk ve etnik gruptan oluşan toplumlarda da bu tür alt kültürlere sık sık rastlanır. Alt kültürler, ortak kültürden kısmen farklıdır, kendine özgü kültürel özelliklerin yanında ortak kültüründe bir parçasıdırlar. Kıyafetlerde görülen renk, biçim özellikleri, yeme içmedeki çeşitlilik, konuşulan ortak dildeki farklı şiveler, müzikteki değişik sazlar, mimaride görülen ayrılıklar, alt kültürleri yansıtan ve ortak kültüre zenginlik kazandıran değerlerdir. Alt kültür, grup kültürünün egemen kültürden farklı olduğunu ifade eder. Grup üyeleri bu farklılıkları onaylar, devamını arzu ederler. Alt kültür kavramı, ikincil ya da önemsiz anlamına gelmemekte, bir farklılığı vurgulamaktadır. Hızlı toplumsal dönüşümleri yaşayan bir toplum olarak Türkiye'de bu durumdan en çok etkilenen kesimlerin başında "gençlik ve gençler" gelmektedir. Gençlik alt kültürleri konusundaki alan araştırmaları son derece sınırlıdır, konu ile ilgili bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Bu çalışmamızda gerçekleştirilen görüşmelerle gotik alt kültürü betimlenmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİBER ZORBALIĞIN YORDAYICISI OLARAK PROBLEMLİ İNTERNET KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28009</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28009</guid>
      <author>Kağan KIRCABURUN, İbrahim BAŞTUĞ</author>
      <description>Internet teknolojileri hızla gelişmektedir ve bu alanda yaşanan gelişmeler bireylerin hayatına olumlu ve olumsuz şekillerde etki etmektedir. Popular kültürde internet kullanarak çevreyle iletişim ve etkileşim göstermek oldukça yaygındır. Fakat birçok insanın bu teknolojileri kullanması, problemli kullanıcıların ve kötü davranışların görülmesini kaçınılmaz bir sonuç haline getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, ergenlerde problemli internet kullanımı ve siber zorbalık tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu ilişkisel tarama çalışması 205 lise öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Very toplama aracı olarak “Problemli Internet Kullanım-Ergen Ölçeği”, “Siber Zorbalık Tutum Ölçeği” ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans yüzde, tanımlayıcı istatistikler, pearson korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara gore, problemli internet kullanımı, günlük internet kullanım süresi, siber zorbalık tutumu ve kendini gizleme, keyif, onaylama ile endişe alt boyutları arasında anlamlı pozitif ilişkiler olduğu görülmüştür. Siber zorbalık tutumunun cinsiyete gore anlamlı farklılaşmamasına ragmen, keyif alt faktörüyle anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna gore kız öğrencilerin siber zorbalığa maruz kalma korkuları erkeklere gore dha yüksektir. Çalışma sonucunda elde edilen diğer bir bulguya gore ise, problemli internet kullanımı siber zorbalık tutumu, kendini gizleme alt faktörü, keyif alt faktörü, onaylama alt faktörü ve endişe alt faktörlerini anlamlı şekilde yordamaktadır. Sonuçlar literature ışığında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKİLEMELERİN DİLBİLGİSEL ANLAMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27989</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27989</guid>
      <author>Yasemin ÇÜRÜK</author>
      <description>İkilemeler, hemen hemen bütün dillerde kullanılan bir anlatım biçimidir. İkileme kullanılan diller içinde Türkçe, sınırsız bir üretim imkanına sahip olan dildir. Bu nedenle ikilemeler üzerine pek çok çalışma yapılmıştır. Ancak Türkçede ikilemeler, genelde sözdizimsel ve morfolojik açıdan incelenmiştir ve ikilemelerin sadece anlamı pekiştirmek için kullanıldığı ifade edilmiştir. Ancak ikilemelerin pekiştirme yanında başka anlamları da vardır. Bu yüzden bu çalışmada ikilemelerin kuvvetlendirme yanında hangi dilbilgisel anlamları da içerdiği incelenmiştir. Çünkü ikilemeler pek çok farklı dilbilgisel anlama da sahiptir. Bazı anlamlar için örnekler sınırlıyken bazıları için sayısız örnek bulunabilir. En çok örnek kuvvetlendirme için çıkmıştır. Kuvvetlendirme yanında sıralama, küçümseme, alay, düzen, her yer, olumluluk, olumsuzluk, azaltma, saygı, sevgi, abartma gibi pek çok farklı anlam ortaya konmuştur. Dahası bazı örneklerde durum kategorisinin yerini almıştır. Özellikle de çokluk anlamını da içermektedir. Ayrıca gerek ikilemede yer alan sözcüklerin anlamının gerekse ikilemenin birlikte kullanıldığı sözcüklerin ikilemelerin anlamı üzerinde nasıl bir etki yarattığı da ele alınmıştır. Çünkü belli sözcükler belli ikilemelerle kullanılmaktadır. Bu durum özellikle de eylemler için geçerlidir. Bazı eylemler bütün ikilemelerle kullanılırken bazı eylemler sadece belirli ikilemelerle kullanılır. Ancak anlamı etkileyen sadece ikilemeleri oluşturan sözcüklerin anlamları ve birlikte kullanıldıkları sözcükler değil tonlamanın da etkisine değinilmiştir. Hatta tonlama, aynı ikilemenin birden fazla anlama gelmesine de olanak sağlamaktadır. Bu açıdan tonlamanın etkisi göz ardı edilemez.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAGAVUZ TÜRKÇESİNDE KULLANILAN AİLE VE AKRABALIK ADLARININ DEYİM VE ATASÖZLERİNE YANSIMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27981</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27981</guid>
      <author>Sebahat ARMAĞAN</author>
      <description>Bir dilin tarihi, kökeni ve gelişimi açısından deyimler ve atasözlerinin önemi sayılamayacak kadar çoktur. İçerisinde inançları, örf ve adetleri kısacası sosyo-kültürel unsurları barındıran deyimler ve atasözleri, Türk lehçelerinin birbirleriyle yakınlık ve uzaklıklarının belirlenmesi konusunda, önemli rol oynamaktadır. Toplumun çekirdeği sayılan aile kurumuna Türk toplumları tarafından çok büyük önem verilmiştir. Öyle ki Türklerde bir akrabalık için kullanılan bir sözcük, o kişinin kadın mı erkek mi; genç mi yaşlı mı, evli mi bekâr mı; akrabalık bağı anne tarafında mı baba tarafından mı yoksa eş tarafından mı bize bilgi verebilmektedir. Bu kadar çok fonksiyonu olan akraba adları da tıpkı deyimler ve atasözleri gibi dillerin birbirleriyle yakınlık ve uzaklığının belirlenmesinde bir ölçü olarak kabul edilebilmektedir. Toplumların sosyo-kültürel özelliklerinin belirlenmesi için hem deyimler ve atasözleri hem aile ve akrabalık adları çok önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle, Gagavuzların deyimler ve atasözlerinde geçen aile ve akrabalık adları, bu yazıda, ele alınmaya uygun bir konu olarak görülmüştür. Gagavuzlar ve Gagavuz Türkçesi, hem Slav kültüründen hem Hint-Avrupa dil özelliklerinden fazlaca etkilenmeleri hem de Oğuz özelliklerini dillerinde ve kültürlerinde hala taşımaları gibi sebeplerden dolayı, ilgi görmeye başlamıştır. Bu çalışmada, Gagavuz araştırmalarına büyük emeği geçen Atanas Manov’un “Gagauzlar” adlı eserinde verilen deyimler ve atasözlerinde geçen akrabalık adları, belirlenip bu aile ve akrabalık adlarının sosyo-kültürel açıdan ne ifade ettiği üzerinde durmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE YAMAÇ PARAŞÜTÇÜLERİNİN PROBLEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27845</guid>
      <author>Yasemin KARADEMİR, Özbay GÜVEN</author>
      <description>Yamaç paraşütü, Türkiye’de son yıllarda gelişmekte olan sporlar arasında yer almaktadır. Uçuş bölgelerinin tespiti gün geçtikçe devam etmekte ve yeni yerler keşfedilmektedir. Ancak yamaç paraşütü doğa ve hava şartları itibariyle her an, her yerde yapılamadığı gibi sporcular açısından birçok problemi de beraberinde getirmektedir. Bu araştırma konusu yurt dışında ve Türkiye’de henüz çalışılmamış olması açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca araştırma, Türkiye’de yamaç paraşütü ile ilgilenen sporcuların ne tür problemlerle karşılaştıklarını ilgili kurumlara duyurmak açısından da önem arz etmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda araştırmada, Türkiye’de yamaç paraşütü ile ilgilenen sporcuların karşılaştıkları problemler ile sporcuların kişisel bilgilerinden elde edilen bağımsız değişkenlere göre sporcuların bu problemlerinin farklılaşıp farklılaşmadığı ortaya konulmuştur. Araştırmanın katılımcıları, 2014-2015 bahar spor sezonunda Türkiye’de çeşitli sportif havacılık kulüplerinde lisanslı ve aktif olarak uçuş yapan 363 (53 kadın, 310 erkek) yamaç paraşütçüsüdür. Betimsel nitelikteki bu çalışmada veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından geliştirilen “Kişisel Bilgi Formu”, “Yamaç Paraşütçülerinin Problemleri Anketi (YPPA)” ve “Açık Uçlu Soru Formu” kullanılmıştır. Araştırmada “Yamaç Paraşütçülerinin Problemleri Anketi (YPPA)”nden elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, istatistiksel yöntem olarak frekans, yüzde dağılımları ve kişisel bilgilerde ikiden fazla bağımsız grup olduğu için Kruskal Wallis H-Testi analizi kullanılmıştır. Kruskal Wallis H-Testi sonucunda anlamlı farklılık içerdiği saptanan problem cümlelerinde hangi bağımsız gruplar arasında anlamlı farklılık olduğunu belirlemek amacıyla alt grupların ikili kombinasyonları üzerinde Mann Whitney U-Testi yapılmıştır. Çalışma sonucunda, problemler anketinin sporcuların yaşları, sertifika seviyeleri ve spor eğitimi aldıkları yere göre anlamlı farklılık gösteren maddelere sahip olduğu tespit edilmiştir. Türkiye’de yamaç paraşütçülerinin karşılaştıkları problemlerin tespiti konusunda elde edilen bulguların yamaç paraşütü sporu ile ilgilenen sporcular, antrenörler ve ilgili kurum ve kuruluşlardaki yöneticiler için önemli bilgiler içerdiği ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SENARYO TABANLI ÖĞRENME YOLUYLA ÖĞRENCİLERİN YANSITICI DÜŞÜNME BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27983</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27983</guid>
      <author>Hatice Gülmez GÜNGÖRMEZ, Abuzer AKGÜN , Ümit DURUK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, ortaokul yedinci sınıf öğrencilerinin fen bilimleri dersinde Senaryo Tabanlı Öğrenme (STÖ) yoluyla yansıtıcı düşünme becerilerini geliştirmek ve yansıtıcı düşünme becerileri ile akademik başarıları arasında anlamlı bir fark olup olmadığını belirlemektir. Çalışma yarı deneysel bir çalışma kapsamında ön-test-son-test kontrol gruplu desen uyarınca gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın katılımcılarını 2015-2016 öğretim yılında Adıyaman ili Hürriyet Ortaokulu’nun yedinci sınıfında öğrenim gören 30'u deney grubunda, 30'u kontrol grubunda olmak üzere toplam 60 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak “İnsan ve Çevre İlişkileri Ünitesi Akademik Başarı Testi” ve “Yansıtıcı Düşünme Ölçeği” kullanılmıştır. Bağımsız gruplar t-testi, Bağımlı gruplar t-testi, Pearson korelasyon testi, Aritmetik ortalama ve Standart sapma yoluyla veriler çözümlenmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; STÖ yoluyla öğrencilerin yansıtıcı düşünme becerilerinin geliştiği, akademik başarılarının arttığı ve yansıtıcı düşünme becerileri ile akademik başarıları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra öğrencilerin çözümleme, değerlendirme ve sentezleme gibi üst düzey düşünme becerileri ve iletişim becerileri de gelişmiştir. Çalışmada ulaşılan sonuçlar dikkate alındığında, fen bilimleri dersi öğretim programında yer alan ünitelerin STÖ ile farklı öğretim yöntemlerinin harmanlanmasıyla oluşturulacak sınıf içi öğrenme etkinliklerinin etkililiği incelenmesi önerilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ TEKNOPEDAGOJİK EĞİTİM ALANINDA Kİ ÖZ YETERLİK ALGI DÜZEYLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27901</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27901</guid>
      <author>Aysel MURAT, Hilmi ERTEN</author>
      <description>Bir öğretmenin derslerini etkili bir şekilde yürütebilmesi için alan bilgisi dışında farklı yeterliliklere de sahip olması gerekmektedir. Bu yeterlilikler Shulman (1986, 1987) tarafından Pedagojik Alan Bilgisi(PAB) çerçevesinde açıklanmıştır. Ancak son yıllarda teknolojinin de hayatımıza girmesiyle birlikte öğretmen yeterlilikleri PAB’la yeterli olmamıştır, teknoloji bilgisi de bu yeterlilikler arasında yer almıştır. Teknolojik pedagojik alan bilgisi (TPAB); Shulman (1986) tarafından literatüre kazandırılan PAB’a teknolojik bilginin eklenmesi ile ortaya çıkan ve teknolojik bilgi, pedagojik bilgi ve konu alan bilgisinin kesiştiği bölgede, bu üç bilgi türü ile etkileşim içerisinde olan bir bilgi türü olarak tanımlanmaktadır (Koehler, Mishra ve Yahya, 2007; Mishra ve Koehler, 2006; Niess, 2005). Bu çalışmanın amacı, fen bilgisi öğretmen adaylarının teknopedagojik eğitime yönelik öz yeterliklerine ilişkin algı düzeylerini belirlemektir. Bu amaçla birlikte fen bilgisi öğretmen adaylarının teknopedagojik eğitime yönelik yeterlik durumlarının bazı demografik değişkenler açısından anlamlı farklılaşmanın olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Öğretmenliği 3. ve 4. sınıfta okuyan 144 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Teknopedagojik Eğitime Yönelik Yeterlik Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t Testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi sonucunda, fen bilgisi öğretmen adaylarının teknopedagojik eğitim yeterlikleri açısından kendilerini ileri düzeyde gördükleri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak uygulamaya ve gelecekte yapılabilecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


