






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2016 Sayı  49</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=586</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE KORUMA BİLİNCİNİN GENEL DURUMU, ÖĞRETMEN ADAYLARINA KORUMA BİLİNCİ KAZANDIRMADA MÜZE EĞİTİMİ VE UYGULAMALARI DERSİNİN ROLÜ VE ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28020</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28020</guid>
      <author>Yusuf ÇETİN, Özgür YENİ</author>
      <description>Asya ve Avrupa kıtaları arasında önemli bir kavşak noktası konumunda olan Anadolu coğrafyası kültür varlıklarının zenginliği açısından özel bir öneme sahiptir. Son yıllarda sahip olduğumuz bu zenginlikleri tehdit eden ciddi ve önüne geçilemeyen birçok problemle karşı karşıya kalınmıştır. Bu problemleri oluşturan birçok neden olmakla birlikte en önemli olanı ülkemizde koruma bilinci oluşturma konusunda yeterli eğitimin verilmemesidir. XX. yüzyılın başlarından itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme gelen kültürel mirasın korunması başta Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) olmak üzere Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve çeşitli organlarının da çalışmalarının odaklandığı bir alan durumuna gelmiştir. Bu alanda korumaya yönelik çeşitli standartlar ortaya konulmuş ve yöntemler geliştirilmiştir. Günümüzde koruma bilinci oluşturmada çağdaş dünya ülkelerinde uygulanan etkili yöntemlerden birisini de müze eğitimi oluşturmaktadır. Müzeler geçmişte var olan fonksiyonlarının yanında, bugün eğitim görevini de üstlenmişlerdir. Son yıllarda müzelerin eğitimdeki önemi ile ilgili yapılan araştırmalarda öğrenmenin yalnızca kitapla veya okullarla sınırlı olmadığı anlaşılmış, bireylerin hem duyuşsal, hem devinişsel, hem de bilişsel yönden eğitilebilmelerini sağlamada müzelerin çok uygun mekânlar olduğu görülmüştür. Koruma bilinci eğitimi bilişsel yönü ağır basan bir eğitim olduğu için toplumların hafızası konumunda olan müzeler, müze eğitimi sayesinde eğitim amaçlı birer laboratuvara dönüşerek bu bilincin etkili bir şekilde geliştirilmesini sağlayabilmektedir. Topluma koruma bilinci eğitimin verilmesinde kuşkusuz öğretmenlerin rolü çok büyüktür. Bu nedenle bu bilincin öncelikle öğretmenlere kazandırılması gerekmektedir. Ülkemizde okul öncesi ve ilköğretim okullarına öğretmen yetiştirmede en önemli basamağı Eğitim Fakülteleri oluşturduğundan bu eğitimin önce bu fakültelerdeki öğretmen adaylarına verilmesi gerekmektedir. Halen Eğitim Fakülteleri Resim-İş Öğretmenliği lisans programlarında yer alan Müze Eğitimi ve Uygulamaları dersinin içeriğine bakıldığında koruma bilinci eğitimi için uygun bir ders olduğu görülmektedir. Bu bağlamda koruma bilincini öğretmen adaylarına kazandırmak için Eğitim Fakültelerinin tüm lisans programlarına Müze Eğitimi ve Uygulamaları dersinin konulması gerekmektedir. Bu ders kapsamında uygun içerik ve materyallerle verilecek eğitim sayesinde binyılların mirası olan zengin kültürel mirasımızı koruma bilincine sahip nesi</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GSL MEZUNU MÜZİK ÖĞRENCİLERİNİN LİSE VE LİSANS BAŞARILARININ BAZI ORTAK DERSLER AÇISINDAN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27962</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27962</guid>
      <author>Cahit AKSU, Mehmet Kayhan KURTULDU</author>
      <description>Özellikle mesleki müzik eğitiminin temelini ve alt yapısını oluşturmada önemli bir fonksiyonu yerine getiren ‘Güzel Sanatlar Liseleri’ mezunlarının mezun oldukları güzel sanatlar lisesindeki akademik başarıları ile ‘Müzik Eğitimi Lisans Programı Akademik Başarıları’ düzeylerinin bazı temel dersler açısından bir ilişkisinin olup olmadığını tespit etmek bu araştırmanın ana amacıdır. Araştırmanın çalışma grubu; K.T.Ü. Fatih Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Anabilim Dalında öğrenim gören Trabzon Akçaabat Güzel Sanatlar Lisesi mezunu 44 müzik öğretmeni adayıdır. Çalışmanın odağında olan ve öğrencilerin her iki eğitim kurumunda görmüş oldukları ‘Temel Dersler’; Müziksel İşitme Okuma Yazma (MİOY), Bireysel Çalgı ve Piyano dersleridir. Müzik öğretmeni adaylarının Lise Mezuniyet Puanları (LMP) ile Lisans Programı Genel Akademik başarıları (AGNO Genel) arasında ‘ortanın üzerinde’ (,694**) anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. GSL mezunu müzik öğretmeni adaylarının Lise Mezuniyet Puanları (LMP) üzerinde, lisede gördükleri bazı alan dersleri açısından özellikle ‘Çalgı’ dersi ve ‘Müziksel İşitme Okuma Yazma’ (MİOY) dersinin daha fazla etkili olduğu görülürken, Lise Çalgı, Lise MİOY, Lise Piyano, Bölüm Çalgı, Bölüm MİOY ve Bölüm Piyano derslerinin Lisans Programı AGNO Genel puanları ve Lise Mezuniyet Puanları (Lise MİOY ve Lise Çalgı hariç) ile olan ilişkileri ‘orta’ ve çoğunlukla ‘düşük’ düzeydedir. Öğrencilerin lise mezuniyet puanlarının oluşmasında lisede gördükleri “Çalgı, MİOY ve Piyano” dersleri daha belirleyici olmakta, ancak aynı dersler öğrencilerin lisans programındaki akademik başarıları üzerinde o kadar belirleyici olmamaktadır. Öğrencilerin Güzel Sanatlar Lisesi’nde gördükleri ‘MİOY, Çalgı ve Piyano’ derslerinin, Lisans programındaki aynı derslerle olan ilişkileri ‘düşük’ düzeydedir. Kız öğrencilerin Lise Çalgı ve Lise Piyano puanlarının Lise Mezuniyet Puanı’yla ve yine kız öğrencilerin Bölüm Çalgı ve Bölüm Piyano puanlarının lisans programındaki AGNO Genel ile olan ilişkileri erkeklerden daha fazla iken, erkek öğrenciler sadece MİOY derslerinin LMP ve AGNO Genel ile olan ilişkisinde kızlardan daha fazla bir düzeyi yansıtmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL TÜRKÇE DERSİ KONUŞMA BECERİSİ ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27949</guid>
      <author>Fatih YILMAZ, Ahmet Turan CIMBIZ</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Özgün Yayıncılık ilkokul 3. sınıf Türkçe ders kitabını konuşma becerisi açısından İlköğretim Türkçe Ders Programı’na (2005) göre değerlendirmektir. Bu bağlamda ilkokul 3. sınıf Türkçe ders kitabındaki temalar, metinler, metin türleri ve konuşma kazanımlarının neler olduğu, ayrıca 3. sınıf Türkçe ders kitabındaki tema, metin ve metin türü içerisindeki yer alan konuşma kazanımlarının, İlköğretim Türkçe Ders Programı’na (2005) göre kullanım sıklıkları tespit edilmiştir. Ayrıca, konuşma becerisini geliştirmeye yönelik etkinliklerin ve konuşma becerisini ölçme-değerlendirme çalışmalarının neler olduğuna değinilmiş ve İlköğretim Türkçe Ders Programı (2005) amacına uygunluğuna göre incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Araştırma, nitel veri toplama tekniklerinden yararlanılarak gerçekleştirilen tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Bu araştırmada, verilerin analiz edilmesi amacıyla nitel veri analizi tekniklerinden doküman incelemesine başvurulmuştur. Bu araştırmanın evrenini, Türkçe dersine yönelik hazırlanan ilkokul 3. sınıf Özgün Yayınları’na ait Türkçe ders kitabı oluşturmaktadır. Sonuç olarak, İlköğretim Türkçe Ders Programı’na (2005) göre hazırlanan 3. sınıf Türkçe ders kitabında tüm konuşma kazanımlarına yer verilmediği ve yer verilen konuşma kazanımlarının da tema, metin ve metin türlerindeki kullanım sıklıklarının farklılık gösterdiği görülmüştür. 3. sınıf Türkçe ders kitabındaki etkinliklerde “soru sorma, günlük hayatla ilgili konuşma, yeni öğrenilen kelimelerle ilgili cümleler söyleme, resim inceleme ve yorumlama ile tartışma” etkinliklerinin kullanıldığı görülmüştür. Ayrıca 3. sınıf Türkçe ders kitabındaki ölçme ve değerlendirme çalışmalarının genelde “Metinler ile İlgili Soru Sorma” şeklinde ve sık olmamakla birlikte “Konuşma Becerisi Değerlendirme Formu” kullanılarak yapıldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİLERİN TAKLİT ÜRÜN SATINALMA DAVRANIŞLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28006</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28006</guid>
      <author>M. Nedim BAYUK, Merve OFLUOĞLU</author>
      <description>Bu çalışmanın araştırma konusu, dünyanın ikinci büyük taklit ürün pazarı haline gelmiş olan ülkemizde, tüketicilerin taklit ürün satın alma davranışlarının ortaya konulmasıdır. Araştırmada, Türkiye’de özellikle genç tüketicilerin taklit ürünleri satın alıp almadıkları, niçin bu ürünleri satın alma davranışı sergiledikleri ve genel olarak ülkemizde taklit ürünlere karşı nasıl bir davranış biçimi sergilendiği belirlenmeye çalışılmıştır. Taklit ürün ve bu ürünlere yönelik tüketici satın alma davranışlarının belirlenmesi, bu konuda alınması gereken önlemler konusunda da ilgililere rehberlik yapabilecektir. Dolayısıyla taklit ürünlere yönelik satın alma davranışının altında yatan nedenlerin ortaya konulması, taklit ürün boyutlarının saptanması, bunlara karşı alınacak önlemlerin (tüketici eğitimi dahil yasal ve etik bir dizi çabanın) vurgulanması, taklit ürün konusunda gerek orijinal ürünü taklit edilen işletmelerin yasal haklarının korunması, gerekse tüketici bilinçlendirilmesi ve tüketici hakları açısından da büyük önem taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>93 HARBİ SONRASINDA KARAHİSAR-I SAHİB'E (AFYONKARAHİSAR) YERLEŞTİRİLEN BULGARİSTAN, BOSNA-HERSEK VE GİRİT MUHACİRLERİ (1884 - 1904)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28044</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28044</guid>
      <author>Mehmet GÜNEŞ</author>
      <description>1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve sonrasında imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Balkanlar'daki topraklarını kaybetmişti. Bu topraklar üzerinde kurulan devletler, Rusya'nın Panislavist politikasının da etkisiyle, milli devletlerini tesis etmek ve işgal ettikleri topraklara tamamen hakim olmak için bünyelerindeki Türk-İslam kültür ve medeniyetinin izlerini yok etmeye yönelik bir politika takip etmişlerdir. Bu sebeple savaş döneminde katliam; barış döneminde siyasi, ekonomik ve sosyal baskılarla Türk ve Müslüman halkı göçe zorlamışlardır. Kara, deniz ve demiryolu ile Osmanlı Devleti'ne akın akın göç eden yüz binlerce muhacir, çoğunluğu Anadolu'da olmak üzere ülkenin muhtelif yerlerinde iskan ettirilmiştir. Bu makalede 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Balkan ülkelerinin zulüm ve baskıları ile yerlerini ve yurtlarını terk ederek Karahisar-ı Sahib Sancağı'na gelen ve burada yerleştirilen muhacirler hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Bu cümleden olarak 1884-1904 yılları arasında Bulgaristan, Bosna-Hersek ve Girit muhacirlerinin Karahisar-ı Sahib Sancağı dahilinde iskan edildikleri yerler, nüfusları, iskan esnasında ve sonrasında karşılaşılan bazı sorunlar ile bu muhacirlere yapılan yardımlar, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki ilgili vesikalar çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL ADALETİN İŞLE BÜTÜNLEŞME ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: OTEL İŞLETMELERİNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28064</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28064</guid>
      <author>Nuran AKŞİT AŞIK</author>
      <description>Bu çalışmanın temel amacı, otel işletmelerinde çalışanların örgütsel adalet algılarının işle bütünleşme düzeyleri üzerine etkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini, Balıkesir’de faaliyet gösteren otellerin çalışanları oluşturmaktadır. Evrenin ulaşılabilir büyüklükte olması nedeniyle, tam sayım tekniği kullanılmış ve evrenin tamamına ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplamak için, nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmış ve soru formu 108 çalışana uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPPS 15.0 programı kullanılmıştır. Çalışanların örgütsel adalet ve işle bütünleşme düzeylerini belirlemek amacıyla aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca, değişkenler arasındaki ilişkilerin hesaplanmasında Pearson korelasyon katsayısı ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenleri yordama düzeylerini belirlemek amacıyla doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda örgütsel adalet ve alt boyutları ile işle bütünleşme arasında 0,01 önem düzeyinde anlamlı bir ilişkinin var olduğu belirlenmiştir. Örgütsel adalet ile işle bütünleşme arasındaki ilişkinin düzeyi %56 olarak tespit edilmiştir. Örgütsel adalet boyutları ile işle bütünleşme arasındaki ilişkinin düzeyi; dağıtımsal adalet için %43, işlemsel adalet için %46 ve etkileşimsel adalet için %58 olarak tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizi sonucunda örgütsel adaletin, çalışanların işle bütünleşme düzeyini %30 oranında açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca dağıtım adaleti işle bütünleşmenin %18’ini, işlemsel adalet %21’ini ve etkileşim adaleti %34’ünü açıklamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK ROMANINDA CİNSEL ŞİDDET VE BOYUTLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27964</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27964</guid>
      <author>Nurullah ULUTAŞ, Emine ULU</author>
      <description>Hemen tüm toplumlarda sapkın bir davranış biçimi olarak görülen cinsel şiddet; kişinin rızası olmadan veya bilinçsiz olduğu bir sırada cinsel sözlere, psikolojik baskı, fiziksel saldırıya uğraması, korkutulması, cinsel ilişkiye zorlanması olarak tarif edilir. “Libido”, yani cinsel enerji; insan organizmasının en önemli ve müspet bir fonksiyonu olduğu halde, eski zamanlardan beri gerek psikoloji gerekse ceza hukukuna göre çeşitli suçlar için bir etken teşkil ederek insanları suça yönlendirir. Modernleşmeyle birlikte cinselliğin bir ahlâk sorunu olmaktan ziyade özgürlükle ilgili bir tercih olduğu anlayışı yaygınlaşmaya başlar. Bireyselleşen ve özgürleşen kadın, sapkın ruhlu ve psikolojik yönden sorunlu saldırganın açık hedefi haline gelir. Sosyal bir sorun olarak beliren tecavüz, cinsel dürtü sonucunda işlenen ve gerek fiziksel gerekse psikolojik yıkımlara yol açan, bir suç çeşididir. Cinsel suçluların tecavüz suçuna yönelmelerinde karakteristik bozuklukları yanında vücutlarında bulunan testosteron düzeylerinin yüksek olması da etkilidir. Genellikle daha önce suça bulaşmış saldırganlar tarafından işlenen bu suç, bütün toplumlarda ahlaksızca bir davranış olarak kabul edilir ve ceza hukuku tarafından da ağır bir suç olarak tanımlanır. Cinsel şiddetin ırza geçme, cinsel dürtünün patlaması, homoseksüel saldırı, sadistik ırza geçme, herhangi bir işaret, davranış ve sözle mağdura cinsel taciz, çocuklara ve hayvanlara cinsel saldırı… gibi çeşitli türleri vardır. Bu çalışmada Türk romanında özellikle hukukçu yazarların eserlerinde “Cinsel Şiddet”e bakış açıları ve bu suçu nasıl işledikleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KIAROSTAMİ’DE GÖSTERİLMEYENİN GÖRÜNTÜSÜ, ŞİİR VE ŞİRİN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28004</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28004</guid>
      <author>Ayla TORUN</author>
      <description>İran Sineması’nın önemli isimlerinden olan Abbas Kiarostami, uzun sinema kariyeri boyunca kamerasını minimal hayatlara tuttuğu bir ayna gibi kullanmıştır. Gündelik yaşamın içindeki sıradan öykülere, içinde yaşanılan çevre ve doğanın belge niteliğindeki görüntüleri eşlik eder. Bu görüntülerin en büyük ilham kaynağı, İran sinemasını derinden etkileyen İran şiiridir. İran’ın şiirsel sinemasında farklı anlatım tarzıyla yer eden Kiarostami’nin Şirin (Shirin, 2008) filminde söz gösterilenin yerine geçmiş, sadece ses öğeleriyle yapılan betimlemeler aslında ‘gösterilmeyen’i anlatan bir işlev yüklenmiştir. Bu yönüyle sinemanın sadece öyküyü anlatan görsel öğelere dayanmadan yapılabilmesinin yanı sıra gösterilmeden anlatılana yapılan vurgu da dikkat çekicidir. Sinemada minimalizmin sınırlarını uç bir noktaya taşıyan Şirin’deki ‘gösterilmeyen’in işaretleri, aslında Kiarotami’nin hemen hemen tüm filmografisine eşlik eden bir yöntem olarak varolagelmiştir. Bu çalışmada, minimalist ve şiirsel sinemanın zirve örneği olan Şirin’e gelene kadarki süreçte, ‘gösterilmeyen unsur’un yönetmenin anlatım diline yaptığı katkı mizansen eleştirisi yöntemiyle incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETİM ELEMANLARIN KULLANDIKLARI ÖĞRETİM YÖNTEM VE TEKNİKLERİNE İLİŞKİN ÖĞRENCİ ALGISI ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28002</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28002</guid>
      <author>Ebru BOZPOLAT, Hatice Gonca USTA , Celal Teyyar UĞURLU , Ahmet Salih ŞİMŞEK</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; üniversite öğrencilerinin öğretim elemanları tarafından eğitim-öğretim sürecinde kullanılan öğretim yöntem/tekniklerine ilişkin algılarını belirlemek için geçerliği ve güvenirliği kanıtlanmış bir ölçme aracı geliştirilmesidir. Araştırmanın evreni, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Fen Fakültesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Tıp Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Eğitim Fakültesi’nde öğrenim gören öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, Cumhuriyet Üniversitesi’nin ilgili fakültelerinde öğrenim gören 749 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma amacı doğrultusunda, öğrencilerin öğretim sürecinde kullanılan öğretim yöntem ve tekniklerine ilişkin algılarının belirlenmesi için geliştirilen likert tipi ölçekte ölçek geliştirme adımları izlenmiştir. Bunun için öncelikle amaç belirlenmiş ve bu amaç doğrultusunda ilgili alan yazın taranmıştır. Daha sonra sırasıyla ölçek maddelerini hazırlama, kapsam geçerliği için uzman görüşüne sunma, ön uygulama ve esas uygulama yapılarak ölçeğin son hali oluşturulmuştur. Verilerin analizinde; açımlayıcı faktör analizi (AFA) ve doğrulayıcı faktör analizi (DFA) kullanılmıştır. Bunun yanı sıra güvenirlik çalışması da yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda, 22 madde 4 bileşenden oluşan bir yapı elde edilmiştir. Faktör yapısının uyum iyiliğinin incelenmesi için yapılan DFA sonucunda, modelin Ki-kare değerinin X2 =367.66, sd=203, p= .00, X2/sd=1.81 anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uyum indeks değerleri; RMSEA= .033, SRMR= .037, CFI= .99, NFI= .98, RFI=.97, IFI= .99 ve GFI= .95 olarak belirlenmiştir. Hesaplanan uyum değerlerinin kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğu görülmüştür. İç tutarlık güvenirlik katsayısı (Cronbach Alfa); ölçeğin tamamı için .91, ölçeğin bileşenleri için .72 ile .87 arasında hesaplanmıştır. İki yarım güvenirlik katsayısı; ölçeğin tamamı için .81, ölçeğin bileşenleri için .70 ile .85 arasında hesaplanmıştır. Guttman iki yarım güvenirlik katsayısı; ölçeğin tamamı için .92, ölçeğin bileşenleri için .70 ile .85 arasında hesaplanmıştır. ÖYTKAÖ’nin tamamının ve bileşenlerinin yüksek bir güvenirliğe sahip olduğunu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PİYANO TEKNİĞİ: BİLEK KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28079</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28079</guid>
      <author>Elmas GÜN</author>
      <description>Piyano eğitiminde teknik çalışmaların spesifik elemanlarından birini oluşturan bilek kullanımının yeri, önemi, etkileri ve gerekliliği üzerinde durulacak olan bu araştırmada yurt içi ve yurt dışı literatür taraması yapılmıştır. Araştırma, öğrencilerin piyano çalarken belirli bilek hareketlerini ne düzeyde uygulayabildiklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öğrenci performansı sırasındaki bilek davranışları gözlem tekniğinden yararlanılarak değerlendirilmiştir. Gözlem verilerine göre, öğrencilerin çoğunun bağ sonlarında, oktav, arpej ve tremolo tekniklerini uygularken yanlış bilek davranışı sergiledikleri sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİL ÖĞRETİMİNDE MANZUM SÖZLÜKLERİN ROLÜ VE TUHFE-İ NUSHÎ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28012</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28012</guid>
      <author>Kadir GÜLER</author>
      <description>Osmanlı sıbyan mekteplerinde ve medreselerinde ders veren müderrisler tarafından dil öğretimine yardımcı olmak üzere kaleme alınan manzum sözlükler, Türkçe kelimelerin Arapça ve Farsça karşılıklarını vererek bu dillerin öğretilmesini kolaylaştıran eğitici ve öğretici ders kitapları olarak karşımıza çıkmaktadırlar. 4-6 yaşları arasındaki çocukların 3-5 yıl süren eğitimleri süresince devam ettikleri bu okullarda düzgün ve yerinde konuşma sanatı diyebileceğimiz belâgatın ders kitapları arasında yer alan bu sözlükler, biçim ve içerik açısından çok yönlü eğitici ve öğretici roller üstlenmişlerdir. Arapça ve Farsça yaklaşık biner basit kelimenin öğrenilmesini amaçlayan manzum sözlükler öğrencilerin söz dağarcığını zenginleştirmekte ve sözcük ezberini kolaylaştırmaktadır. Şiir dilini oluşturan kelimelerin dizelerle öğretilmesi öğrencilerin ilgisini çekmekte, onlara ses, sanat ve estetik duygusu kazandırmakta, yabancı dil metinlerinin okuma ve anlama sürecini kısaltmakta ve en önemlisi öğrencilere anlam bilgisi öğretmektedir. Anadoluda ilk önemli örneklerini Germiyanoğulları sarayının iki büyük şâiri Ahmedî ve Ahmed-i Dâ’î tarafından yazılan satır altı Türkçe Arapça-Farsça manzum sözlüklerle gördüğümüz bu manzum sözlük yazma geleneğinin 19. asırda yazılan eski harfli basma en son örneği, Çemişgezekli Nasuh Efendi tarafından yazılan Tuhfe-i Nushî adlı Arapça-Farsça-Türkçe manzum sözlüktür. Tanzimat’ın ilk yıllarında kaleme alınan Tuhfe-i Nushî’den hareketle kaleme aldığımız bu makalede kısaca manzum sözlüklerin Osmanlı medreselerindeki dil eğitimine katkıları ortaya konulmaya çalışılacak, bu modelin günümüz ilk ve orta öğretim kurumlarında öğretilmeye çalışılan dil eğitimine ne gibi katkılar yapabileceği tartışmaya açılacak ve Çemişgezekli Nasuh Efendi’nin bu sözlüğü bilim dünyasına tanıtılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLERİN DERSANEDEN DÖNÜŞEN ÖZEL (TEMEL) LİSELERLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27970</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27970</guid>
      <author>Mehmet ŞAHİN, Emine ŞAHİN</author>
      <description>Çalışmanın amacı öğretmenlerin dershaneden dönüşen özel(temel) liselerle ilgili görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın modeli betimsel tarama yöntemidir. Çalışma grubu, Ankara’daki 390 öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma grubundaki öğretmenlerin seçiminde ulaşılabilir örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Çalışma grubundaki öğretmenlerin 200’ü resmi liselerde, 190’ni özel (temel) liselerde görev yapmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için iki bölümden oluşan veri toplama aracı kullanılmıştır. Birinci bölümde öğretmenlerin cinsiyeti, çalıştığı kurum, branşı ve hizmet süresi ile ilgili çoktan seçmeli 4 soru yer almaktadır. İkinci bölümde ise öğretmenlerin dershaneden dönüşen temel liselerle ilgili görüşlere ilişkin 21 maddelik ölçek yer almaktadır. Veri toplama aracının geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Araştırmanın verilerini analiz etmek için betimsel istatistik, t testi, anova, kruskal wallis-H testi post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde hata payı üst sınırı 0.05 kabul edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin dershanelerden dönüşen özel (temel) liselere ilişkin görüşlerini oluşturan her bir maddenin aritmetik ortalaması hesaplanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, öğretmenlerin özel (temel) liselerle ilgili görüşlere katılma düzeylerinin ‘kararsız’ olduğu ortaya çıkmıştır. Öğretmenlerin özel (temel) liselere ilişkin görüşleri cinsiyet, çalıştığı kurum, branş ve hizmet sürelerine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLÂSİK TÜRK EDEBİYATINDA TEFE’ÜL GELENEĞİ VE KİTAP FALININ ŞİİRE YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28087</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28087</guid>
      <author>Melek DİKMEN, Kamile ÇETİN</author>
      <description>İslâmiyet, Türkleri sosyal, kültürel ve edebî anlamda değiştirip dönüştürmüştür. İslâm kültür ve medeniyeti içerisinde Araplar ve İranlılar da yer almaktadır. Şairler eserlerini yazarken millî unsurların yanında ortak İslâm Medeniyeti’ne ait unsurlardan da istifade etmiş, birbirlerinden etkilenmişlerdir. Bu bağlamda, şairlerin etkilendiği hususiyetlerden birisi, zaman zaman Osmanlı şiirinde de akisleri görülen tefe’ül âdetidir. Osmanlı şairleri tefe’ülde bulunurken Kur’ân-ı Kerîm başta olmak üzere Fuzûlî, Atâyî, Hayâlî gibi şairlerin Divanları yanında Hâfız, Örfî ve Enverî’nin Divanları, Sa’dî-i Şîrâzî’nin Gülistân’ı gibi İran şairlerinin eserlerinden de istifade etmişlerdir. Çalışmada tefe’ül geleneği hakkında kısaca bilgi verilecek ve Türk şairlerinin hangi kitaplardan tefe’ül ettikleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL GÜVENLİK AÇIĞININ SEÇİLMİŞ MAKRO EKONOMİK DEĞİŞKENLER İLE İLİŞKİSİ: ARDL SINIR TESTİ YAKLAŞIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27926</guid>
      <author>Murat ÇOLAK, Oğuz KARA , M. Nurullah KURUTKAN</author>
      <description>Sosyal güvenlik sistemi, ekonomik ve sosyal açıdan tehlikelere maruz kalan kişilere sağlamış olduğu güvence ve desteklerden dolayı iktisadi hayatı mikro ve makro yönden etkilemektedir. Bu etkiler mikro düzeyde bireyin çeşitli risklere karşı korunmasını ele alırken, makro düzeyde istihdam, büyüme, bütçe dengesi, kamu borçları, tasarruf, fiyat istikrarı ve gelir dağılımı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Sosyal güvenlik harcamalarının makro değişkenler üzerindeki etkisi o ülkedeki sosyal güvenlik sisteminin finansman tekniği ve yapısına, demografik özelliklerine ve işgücü piyasasının yapısına göre farklılık arz etmektedir. Bu nedenle literatürde sosyal güvenlik harcamalarının makro büyüklükler üzerindeki etkilerinin hem olumlu hem de olumsuz olduğuna dair çalışmalar mevcuttur. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de toplam nüfusun içinde yaşlı nüfus oranının artması, gelir düzeyinin yükselmesi, sağlık bilincinin gelişmesi, yeni sağlık teknolojileri ve sağlık hizmetlerine talebin artması gibi hususların etkisiyle sosyal güvenlik harcamalarının payı ve önemi artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye örnekleminden hareketle sosyal güvenlik açıklarının çeşitli makro büyüklükler ile ilişkisini tespit ederek, karar alıcılara sosyal politika açısından önerilerde bulunmaktır. Çalışmada 2006-2014 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Sosyal güvenlik açığının makro büyüklükler ile ilişkisinin belirlenmesinde VAR ve ARDL sınır testi metodolojisi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre SGK açığı ile büyüme, iç borç ve sağlık harcamaları değişkenleri arasında uzun dönemli bir ilişki olmadığı buna karşılık SGK açığı ile işsizlik oranları arasında koentegre bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca işsizlik oranından SGK Açığına doğru ve SGK açığından sağlık harcamalarına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE'NİN KAMU YÖNETİMİNİ DEĞİŞTİREN FAKTÖRLER: BATILILAŞMA VE KÜRESELLEŞME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28038</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28038</guid>
      <author>Murat SEZİK, Osman AĞIR</author>
      <description>Osmanlı’nın son dönemlerinde yönetici kadroların içine girdiği batılılaşma isteği ve batı etkisi Cumhuriyeti kuran kadrolarda da aynen görülmüş ve dünya medeniyetinin batı medeniyeti anlamına geldiği sıklıkla vurgulanan bir hal almıştı. Medeni olabilmenin tek koşulunu, her yönü ile toplumu Batılılaştırma şeklinde algılayan yönetici kadrolar Türk Kamu Yönetimi anlayışını, halktan gelen talepler ve beklentiler yerine çeşitli batılı uzmanların sunduğu raporlar veya verdiği bilgiler üzerine reforme ederek batılı yönetim sistemlerine yaklaştırmaya çalışmışlardır. Bu durum Türkiye’nin tek parti idaresinde ne ise çok parti idaresinde de aynı olmuştur. Ülkenin planlı dönemle yönetilmeye başlaması dahi batılı ülkeler tarafından yönlendirilen uzmanların çalışmaları ile başlatılmış ve neticede Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Bunun dışında Kamu yönetiminde gerek merkezi idare gerekse yerel yönetimler bazında ülke için önemli çalışmalara imza attığı ile övünülen Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi (TODAİ), BM’in az gelişmiş ülke yönetimleri için önerdiği ve aynı zamanda fonladığı bir idare olup ikinci dünya savaşının galipleri tarafından bilhassa kurdurulmuştur. Küreselleşme ile beraber Türk kamu yönetimi anlayışı üzerinde batı etkisi daha da artmış ve gerek merkezi idarede gerekse yerel yönetimlerde halkın taleplerinden bağımsız gerçekleştirilen liberal uygulamalar gündeme gelmiştir. Batı, Türk kamu yönetimi için sadece öneren, tavsiye eden bilen olmanın ötesinde yapılan reform niteliğindeki değişiklikleri çeşitli organları vasıtasıyla izleyen bir rol de üstlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜLTÜREL MİRASIN AKTARIMINDA MÜZİK DERS KİTAPLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28007</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28007</guid>
      <author>Ömer Can SATIR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, ilköğretim müzik ders kitaplarında yer alan Geleneksel Türk Müziği (GTM) kaynaklı eserleri makam, usûl ve tür bakımından inceleyerek, müziğe dair kültürel mirasın aktarımında bu kitapların ne derece rol oynadığını belirlemektedir. Araştırmanın veri setini ve örneklemini Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’nca eğitim aracı olarak kabul edilmiş ilköğretimin tüm sınıf düzeyinde öğretmen kılavuz ve öğrenci çalışma kitaplarında yer alan makamsal nitelikte bestelenmiş-yaratılmış şarkı ve anonim türküler oluşturmaktadır. Buna göre, ilköğretim müzik ders kitaplarında yer alan GTM kaynaklı eserlerin nicel dağılımlarında belirgin bir dengesizlik ortaya çıkarken, makamsal açıdan tüm bir ilköğretim sürecinin Segâh, Hüseyni, Uşşak, Nihavend, Rast, Mâhur, Gerdâniye, Hicaz ve Acem Kürdi makamlarından oluştuğu belirlenmiştir. Burada Uşşak-Hüseyni ailesinin açık ara farkla öne çıkması, makamsal çeşitliliğin yoksunluğunu kanıtlarken, Türk müziğinde sıklıkla kullanılan Kürdi, Karcığar, Hüzzam, Kürdili Hicazkâr, Nikriz ve Sabâ gibi makamlara hiç yer verilmemesi önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca günümüzdeki müzik eğitimi sisteminin mikrotonal seslerle eğitim yapmaya imkân tanımaması tüm bir müfredattaki Türk müziği teorisinin işitsel etkiye sahip bir makam anlayışından ziyade dizi mantığı içinde yeniden inşasını zorunlu kılmıştır. GTM kaynaklı eserler zaman organizasyonu açısından değerlendirildiğinde, usûl yerine ölçü kavramının esas olarak alındığı tespit edilmiştir. Tür bağlamında değerlendirildiğinde ise, elde edilen veriler türkülerin Türk müziği kaynaklı repertuvarın ve makamsal nitelikli çocuk şarkılarının oldukça önünde olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak GTM kaynaklı eserlerde sistematik bir Türk müziği anlayışına gidilmeli, makamsal ezgi yapıları zengin eserlere ağırlık verilmelidir. Tek tip bir ses organizasyonu yerine makam çeşitliliğini arttıran eserlere yer verilmeli ve mevcut oranlar eşit bir dağılım göstermelidir. Ritmik yapıda öne çıkan ölçü anlayışı yerine usûl kavramını belleklere kazıyan eserler öğrencilerle buluşturulmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“MİLLİ TARİH”TEN “SOSYAL BİLGİLER”E TÜRKİYE’DE İLKÖĞRETİM DÜZEYİNDE TARİH ÖĞRETİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28011</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28011</guid>
      <author>Refik TURAN</author>
      <description>Türkiye’de ortaokullarda 1973-1974 öğretim yılından itibaren okutulan Sosyal Bilgiler dersleri 1985-1986 öğretim yılından itibaren kaldırılarak yerine Milli Tarih, Milli Coğrafya ve Vatandaşlık Bilgisi dersleri okutulmaya başlanmıştır. 1997 yılında zorunlu temel eğitimin sekiz yıla çıkarılmasından sonra ilköğretim okullarının haftalık ders çizelgeleri ve öğretim programları yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler kapsamında ortaokullarda okutulmakta olan Milli Tarih ve Milli Coğrafya dersleri kaldırılarak yerlerine 1998-1999 öğretim yılından itibaren ilköğretim okullarının 4.-7. sınıflarında haftada üçer saat Sosyal Bilgiler dersi okutulmaya başlanmıştır. Bu araştırmanın amacı Milli Tarih dersinin yerine Sosyal Bilgiler dersi okutulmasının ilköğretim düzeyinde tarih öğretimi üzerindeki etkisini program boyutuyla ortaya koymaktır. Tarama modeli ve doküman incelemesi yöntemi kullanılan araştırma sonucunda Milli Tarih dersi yerine okutulan Sosyal Bilgiler dersi öğretim programında yer verilen Türk devletlerinin sayısında küçük bir azalma olmasına rağmen Türk kültür ve uygarlığıyla ilgili konulara ayrılan yer ile Anadolu uygarlıkları, eskiçağ uygarlıkları ve Avrupa tarihine ayrılan yerin genişlediği anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda ortaokullarda Milli Tarih derslerinin kaldırılarak yerine Sosyal Bilgiler dersinin okutulmaya başlanmasının ilköğretim düzeyinde tarih öğretiminde bir anlayış değişikliği yaratmadığı, ilköğretimde tarih öğretiminde Milli Tarih dersi programıyla başlayan ulusal ve Türk tarihini merkeze alan yaklaşım ile Türk-İslam sentezi ağırlıklı konu yapısının bu programda da devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle ilköğretim Sosyal Bilgiler öğretim programını kendisinden önce uygulanan Milli Tarih dersi öğretim programının mantıksal bir devamı olarak değerlendirmek mümkündür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POLONYA’DAKİ TÜRK HALKLARINDAN KARAYLARIN DİLİNDE “YAKLAŞMA YARDIMCI FİİLİ” ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27997</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27997</guid>
      <author>Selma GÜLSEVİN</author>
      <description>Tarihte 7-11. yüzyıllar arasında Karadeniz, Kafkas Dağları ve İdil Nehri civarında yaşamış Hazar devletinin içindeki halklardan biri olan, günümüzde de Hazar devletinin bakiyesi kabul edilen Karaylar, Museviliğin Karai mezhebini kabul etmiş, Türk dilinin Kıpçak lehçelerinden birini konuşan bir Türk halkıdır. Bugün daha çok Litvanya’nın Vilnius, Troki (Trakay) ve Panevez; Polonya’nın Varşova; Ukrayna’nın Lutsk ve Haliç; Kırım’ın Simferepol şehirlerinde ve İstanbul’da yaşamaktadırlar. Karaylar arasında kendi ana dilini bilen ve konuşan sayısı çok azdır. Kendi ülkeleri, özerk bölgeleri ve resmî dilleri olmayan Karayların dilleri, dolayısıyla da kendileri bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Günümüzde Türk Karayların yoğunlukta yaşadıkları yerler Litvanya, Polonya, Kırım ve İstanbul’dur. Aslen Kırım bölgesinde şekillenmiş olmakla birlikte, farklı 3 bölgede nispeten farklılaşmış 3 ağza ayrılmıştır. Türk dilinde yaklaşma işlevi, yardımcı fiilli yapıların yanı sıra, bazı cümle tipleriyle de oluşturabilmektedir. Türkiye Türkçesinde hem {F1-zarffiil eki F2-}kuruluşundaki –(y)Ayaz- yapısı; hem de “ ... az kalsın / az daha / neredeyse” sözlerinden sonra {F-(I)yordu/-(y)AcAktI} yapısındaki çekimli fiillerle birlikte bir fiilin yapılmadığını, yapılmasına çok yaklaşıldığını ifade eder: Bacağı kırılayazdı. Az kalsın düşüyordum. Az kalsın düşecektim. vb. Bu bildiride yalnızca {F1-zarf-fiil eki F2-} kuruluşundaki yaklaşma fiili değerlendirilmiştir. Diğer yaşayan bazı Türk yazı dillerinin gramerlerinde bu işlevi taşıyan yapılar zarf-fiiller veya yardımcı fiiller bölümlerinde gösterilmiştir. Bu işlevde genellikle yaz- fiilinin ilgili yazı dillerindeki şekilleri kullanılmaktadır. Tarihî metinlerde de {F1-(y)A/U yaz-} yapısı 11. yüzyıldan itibaren izlenebilmektedir. Her ne kadar mevcut araştırmalarda Karaycada bir yaklaşma fiili gösterilmemiş olsa da, incelediğimiz metinlerde, Karaycada da yaklaşma yardımcı fiilinin kullanıldığı cümlelerle karşılaştık. Bu işlevde éz- fiili kullanılmıştır. Yapısı şudur: {-(y)A éz-}.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RESTORANLARDA HİZMET KALİTESİNİN MİSAFİR MEMNUNİYETİNE ETKİSİ: ÇANAKKALE MERKEZİNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27958</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27958</guid>
      <author>Turgay BUCAK, Özlem TURAN</author>
      <description>Yiyecek-içecek işletmeleri günümüzde sadece yiyecek ve içecek üretimini ve servisini yapmakla kalmamakta, aynı zamanda bu hizmeti bir sisteme ve standarda göre yapmaya çalışmaktadırlar. Her sektörde olduğu gibi yiyecek-içecek sektöründe de pazardaki rekabetin hızla arttığı görülmektedir. Restoran işletmeleri; sunulan ürünlerin çeşitliliği, hızla değişen moda ve alışkanlıkların baskısı, zincir işletmelerin yaygınlaşması gibi nedenlerden dolayı rekabetin en yoğun yaşandığı yiyecek-içecek sektörü içerisinde yer alır. Rekabetin bu kadar yoğun yaşandığı restoran işletmeciliğinde başarılı ve kalıcı olmak; hizmet kalitesinin ve misafir memnuniyeti kavramlarının tam anlamıyla benimsenip, uygulanmasıyla mümkün olacaktır. Bu çalışmada, Çanakkale İl Merkezinde bulunan 1. ve 2. sınıf restoran işletmelerinde yiyecek içecek hizmet kalite algısının, müşterilerin demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmeye çalışılmıştır. Yiyecek içecek hizmet kalitesinin misafirleri ne yönde etkilediğini anlamak amacıyla restoranlara gelen misafirlerden, 430 misafire anket uygulaması yapılmıştır. Katılımcıların cinsiyetlerine göre karşılaştırılmasına ilişkin yapılan t-testinde, kadınların erkeklere göre restoranlarda verilen hizmeti daha kaliteli algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların algılanan hizmet kalitesinin eğitim değişkenine göre karşılaştırılmasına ilişkin Varyans Analizi sonuçlarında ise; restoranlardan hizmet alan ilköğretim düzeyinde eğitime sahip katılımcıların üniversite ve lisansüstü düzeyinde eğitime sahip katılımcılara göre hizmet kalitesini daha fazla algıladıkları sonucuna varılmıştır. Katılımcıların mesleklerine göre yapılan Varyans Analizi sonuçlarında, kamu çalışanlarının, özel sektör çalışanları ve diğer çalışanlara göre hizmet kalitesini daha düşük değerlendirdikleri görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKTÜEL ÜRÜN PERAKENDECİLERİNE İLİŞKİN TÜKETİCİ GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28018</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28018</guid>
      <author>Yavuz AKÇİ, Kazım KILINÇ</author>
      <description>Dünyada ve Türkiye’de hızla gelişerek büyüyen perakendecilik sektöründe rekabet de büyümektedir. Artan rekabete karşılık firmalar öncelikle ürün özelliklerine yaptıkları müdahaleler ile tüketicilerin dikkatlerini çekmeye çalışmışlardır. Daha sonra da özellikle pazarlama karması elemanlarından tutundurma faaliyetleri ile rekabette güç kazanmaya çalışmışlardır. Perakendeciler her ne kadar farklı konumlandırmalara sahip olsalar da Tüketiciler sadece bu konuma göre değil kalite, fiyat, mağaza atmosferi ve erişim kolaylığı gibi değişkenlere göre mağaza tercihi yapmaktadırlar. Bu çalışmada periyodik aktüel ürün satan perakendeciler ve aktüel ürünlere ilişkin tüketici düşünceleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Adıyaman il merkezi evreninde tarama yöntemiyle ve olasılığa dayalı olmayan kolayda örnekleme yöntemiyle 417 geçerli anket elde edilmiştir. Anket verileri SPSS 20.0 programına girilmiştir. Öncelikle güvenirlik analizi yapılmış ve sonuçta Cronbach Alpha değeri 0,850 bulunmuştur. Geçerlilik için uzman incelemesinin yanı sıra faktör analizi yapılmış ve 3 faktör oluşabildiği görülmüştür. Daha sonra da frekans, ortalama, anova ve t testleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda katılımcıların büyük bir kısmının aktüel perakendecilerinden alışveriş yaptıkları, aktüel ürün takibini daha çok broşürlerle yaptıkları, aktüel ürünlere ve perakendecilerine ilgi gösterdikleri, kadınların erkeklere göre daha çok bu perakendecileri benimsedikleri görülmüştür. Ayrıca katılımcıların yaşları, eğitim seviyeleri ve gelir seviyeleri arttıkça bu perakendecilere ve aktüel ürünlere olan ilgilerinin de azaldığı görülmüştür. Bu araştırma aktüel ürün satışının başarılı bir tutundurma uygulaması olduğunu göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JAPONYA YEREL YÖNETİM SİSTEMİNDE YERELLEŞME REFORM SÜRECİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28027</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28027</guid>
      <author>Zuhal ÖNEZ ÇETİN</author>
      <description>Japonya tarihsel olarak güçlü bir merkezileşme eğilimine sahip olan bir ülkedir, özellikle 1980 öncesi dönemlerde yerel yönetimlere yetki aktarımı ve yerel yönetimlerin özerkleşmeleri konuları gündeme gelmişse de, yerelleşme bağlamında somut adımların atılamadığı göze çarpmaktadır. 1980 yılı ve sonrası dönemde Japonya’da yerelleşme süreci yönünde önemli gelişmelerin ortaya çıktığı görülmektedir. Çalışma kapsamında Japonya’da yerelleşme eğilimi ve yerelleşme reform süreci dönemsel olarak incelenecektir. Yerelleşme reform süreci İkinci Dünya Savaşı öncesi dönem, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem, 1980-2000’e kadar olan yerelleşme dönemi ve 2000 sonrası yerelleşme dönemi temel alınarak ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. İkincil olarak, çalışmada sözü edilen her bir dönemde yerelleşme reform süreci merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkileri çerçevesinde yürürlüğe giren yasalar, yasa tasarıları, yerelleşme komiteleri, komisyonları, öne çıkan siyasal partiler ve parti liderleri kapsamında incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AKADEMİK VESAYET (ACADEMIC INBREEDING): KAVRAMSAL BİR ÇÖZÜMLEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28060</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28060</guid>
      <author>İSHAK KOZİKOĞLU</author>
      <description>Nitelikli insan gücü yetiştiren ve bilim üreten kurumlar olan üniversitelerde bilimsel gelişimi teşvik eden olumlu faktörler olduğu gibi üretkenliği olumsuz yönde etkileyebilecek faktörler de bulunmaktadır. Yurtdışı alanyazında “academic inbreeding” olarak tanımlanan olgu, akademide üretkenliği ve bilimsel başarıyı olumsuz yönde etkileyen faktörlerden biri olarak bilinmektedir. Böyle bir durumun süreç içerisinde tekrarlanması durumunda bilimsel üretkenliğe zarar verebileceği gerekçesiyle, yakın dönemde bu olgu akademisyenlerce oldukça tartışılmış ve karşı çıkılmıştır. Bilgi üretmek, yeni fikirlere açık olmak ve bilimsel bilgi birikimini gelecek nesillere iletmekle yükümlü olan üniversitelerde özgün eserlerin ortaya çıkabileceği, nitelikli fikir tartışmalarının yapılabileceği ve farklı bakış açılarının kazandırılabileceği ortamlar oluşturulmasında “akademik vesayet (academic inbreeding)” önemli bir engel olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, alanyazında Türkçe karşılığı olmayan “academic inbreeding” kavramına ilişkin kavramsal ve analitik bir çerçeve sunmaktır. Bu çalışmada, yurtdışı alanyazında “academic inbreeding” olarak tanımlanan kavram, “akademik vesayet” olarak Türkçeye çevrilmiştir. “Academic inbreeding” kavramı, üniversitelerin kendi üniversitelerinde doktora eğitimi verdikleri öğrencileri akademisyen olarak işe almaları şeklinde tanımlanmaktadır. Bu konuda, yurtdışında önemli bir alanyazın oluşmuş olmasına rağmen, Türkiye’de bu kavram çok az incelenmiştir. Bu çalışmada, “academic inbreeding” kavramının bilim camiasındaki etkileri üzerinde durulmuş ve konuya ilişkin kavramsal bir temel oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlamda, bu çalışmanın Türkiye’de bu kavrama ve bu kavramın etkilerine ilişkin araştırmaların gerçekleştirilmesine kaynaklık ederek alanyazına önemli bir katkı sunması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>UZUNKÖPRÜ (EDİRNE)’NÜN İKLİM ÖZELLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27948</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27948</guid>
      <author>İsmail KARBUZ</author>
      <description>Edirne ili sınırları dahilinde yer alan Uzunköprü gerek tarihi yapısı gerekse coğrafi konumu ile ülkemizin sınır kentlerinden biridir. Bu çalışmada coğrafi prensipler ve bakış açısı ile Uzunköprü’nün iklim özelliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye’nin en verimli sahalarından biri olan Ergene Havzası içerisinde yer alan Uzunköprü; tarım, hayvancılık ve seracılık gibi önemli beşeri faaliyetlerin yoğun olarak yapıldığı bir sahadır. Bu bağlamda Uzunköprü ilçesinin iklim özelliklerinin tespit edilmesi söz konusu beşeri faaliyetlerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada 1962-2015 yıllarına ait 53 yıllık Uzunköprü Meteoroloji İstasyonu verileri kullanılmıştır. Uzunköprü’nün iklim parametreleri; grafik, tablo şekil ve klimatolojik formüller aracılığı yorumlanmıştır. Buna göre Uzunköprü gerek yağış gerekse sıcaklık şartları bakımından Akdeniz İkliminin alt katı olan, Marmara geçiş iklimi özelliklerini yansıtmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİZAH UNSURUNUN SİYASAL İLETİŞİMDE KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28008</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28008</guid>
      <author>Mehmet GÜL, Yusuf DEVRAN</author>
      <description>Siyasal iletişimin temel unsurlarından biri dil ve dilin kullanımıdır. Dilin etkin kullanımı aynı zamanda mizahı iyi bilmeyi, zamanında ve yerinde kullanmayı gerektirmektedir. Çünkü ölçüsüz, zamansız ve bağlamla ilintisiz mizah kullanımı liderlerin itibarını ve otoritesini olumsuz etkileyebilmektedir. Mizah, toplumu rahatlatan ve o toplumdaki gerginlikleri gideren bir unsurdur. Bu özelliğiyle mizah önemli ve yararlı bir anlatım yöntemidir. Ancak mizahın yapılabilmesi için demokratik olgunluk, hoşgörü ve saygının olması gerekmektedir. Buradan hareketle, bir toplumda siyasi liderlerin mizah yapabilmesi, o toplumun demokratik gelişimi açısından önemli bir göstergedir. Bununla birlikte, siyasi liderlerin mizah kullanarak iletişim kurması, verilmek istenen mesajların etkinliği ve akılda kalıcılığı bakımından önemlidir. Bu sebeple bu çalışmada, siyasi parti genel başkanlarının, başbakanların ve cumhurbaşkanlarının öne çıkmış, hafızalara kazınmış ve adeta klasikleşmiş mizahları ele alınmakta ve liderlerin hangi zamanlarda ve ne amaçla söylemlerinde mizaha yer verdikleri üzerinde durulmaktadır. Türk siyasi yaşamında yer alan bütün siyasi liderlerin mizahlarını ele almak mümkün değildir. Bu yüzden bu makale, mizah unsuru olarak Türk siyasi hayatına damga vurmuş, unutulmayan ve hafızalarda yer alan mizahi söylemlerle sınırlıdır. Makalenin akışı çerçevesinde öncelikle mizahın ne olduğu konusunda açıklamalarda bulunulmaktadır. Sonrasında mizah, gülme ve komedi konusuna ilişkin kuramsal yaklaşımlar ele alınmaktadır. Mizah unsurunun siyasal iletişimde kullanımına dair açıklamalar yapıldıktan sonra, siyasi liderlerin mizahı nasıl ve ne amaçla kullandıkları örneklerle incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKİ DÜNYA SAVAŞI ARASI DÖNEMDE SİLAHSIZLANMA YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIM: WASHİNGTON DENİZ KONFERANSI 1921-1922</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27971</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27971</guid>
      <author>Mustafa ÖZYÜREK</author>
      <description>Washington Deniz Konferansı, I. Dünya Savaşı devam ederken ve savaş sona erdikten sonra Uzak Doğu ve Pasifik’te ortaya çıkan birtakım gelişmelerin sonucudur. Japonya, I. Dünya Savaşı devam ederken büyük devletlerin savaşla meşgul olmasından yararlanarak Uzak Doğu’daki bir kısım toprakları ele geçirmiş, özellikle Çin üzerinde siyasi ve ekonomik nüfuz elde etmişti. Bunu yaparken İngiltere ile 1902 yılında imzaladığı bir ittifak anlaşmasından güç almaktaydı. Japonya’nın bu yayılmacı siyaseti, ABD’nin 1917’de savaşa dâhil olmasıyla birlikte Pasifik’te ABD ile Japonya arasında hızla büyüyen silahlanma yarışına neden olmuş ve bu da iki ülkenin ekonomisine önemli bir külfet getirmiştir. ABD’nin önerisi ile Washington’da büyük devletlerin katılacağı bir konferans düzenlenerek hem silahlanma yarışına bir son vermek, hem de Uzak Doğu’daki problemlere çözüm bulmak amaçlanmıştır. 12 Kasım 1921-6 Şubat 1922 tarihleri arasında toplan Washington Konferansı’nda “Deniz Silahlarının Sınırlanması” ve “Çin’le ilgili Uzak Doğu meselesi” olmak üzere iki ayrı konu müzakere edilmiştir. Bu konular farklı oturumlarda iç içe olmak üzere gündeme gelmiştir. Deniz silahlarının tespiti görüşmelerine ABD, İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya; Uzak Doğu sorununu ele alacak olan görüşmelere ise ABD, İngiltere, Çin, Fransa, Belçika, İtalya, Japonya, Portekiz ve Hollanda katılmıştır. Böylelikle 1902’den itibaren süregelen İngiliz- Japon İttifakı, “Dört Devlet Anlaşmasıyla” sonuca bağlanmış, tarihe “9 Devlet Antlaşması” olarak geçen pakt ile de Çin’in toprak ve idari bütünlüğü diğer devletlerce tanınarak Asya’da çıkarı bulunan her yabancı devlete de eşit ekonomik ve ticari hak ve hukuka sahip olacağı taahhüdü verilmiştir. 6 Şubat 1922’de “Washington Deniz Antlaşması”nın imzalanmasıyla da harp gemileri ile uçak gemilerinin sayı ve oranları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CAHİT ZARİFOĞLU’NUN “SAVAŞ RİTİMLERİ” ROMANININ SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ METODUYLA İNCELEME DENEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28033</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28033</guid>
      <author>Ahmet USLU</author>
      <description>Günümüzde birçok alanda olduğu gibi sosyal bilimler alanında da disiplinlerarası çalışmalar hız kazanmaktadır. Bu çalışmamızda özellikle Sosyoloji ve İletişim alanlarında kullanılan söylem analizi metodunu kullanarak Cahit Zarifoğlu’nun Savaş Ritimleri adlı romanını inceledik. Yazar, sosyal meselelere kendi penceresinden bakar. Yazar, bakış açısını, bir anlamda ideolojisini bazı araçlar kullanarak eserine yansıtır. Tarihî ve siyasî olayların işlendiği eserlerde bu durum daha sık karşımıza çıkmaktadır. Zarifoğlu, özellikle 1980’li yıllarda İslam coğrafyasının sorunları ile ilgilenir. Özellikle ilgisini Afganistan’ın SSCB tarafından işgaline yoğunlaştırır. Afgan mücahitlerinin kurtuluş mücadelesini anlatırken kendi bakış açısı ve ideolojisi ile bir söylem oluşturur. Gerçek olaylardan yola çıkılarak oluşturulan romanın kurmaca dünyasında yazar, alttan alta oluşturduğu söylemini okuyucuya hissettirir. Bu çalışmada Zarifoğlu’nun romanda oluşturduğu söylem, bu alandaki çalışmaları ile bilinen Gee’nin söylem analizi metoduyla çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu metoda göre yazarın romandaki söylemi üç başlık altında incelenmiştir. Biçim analizi, anlam analizi ve dil analizi olarak ayırdığımız bu başlıklar altında eser yirmi yedi alt başlıkta incelenmiştir. Biçim analizinde yazarın söylemini oluştururken kullandığı araçlar ortaya konulmuş ve romanın kurgusal yapısı ile ilişkilendirilmiştir. Anlam analizinde ise, söylemi oluşturan anlamsal bağlar, kurguyu oluşturan yapısal unsurlar dikkate alınarak açıklanmıştır. Dil analizinde ise söylemi oluştururken yazarın özellikle yoğunlaştığı kelimeler ve yazarın bilinçli olarak tercih ettiği yapılar ortaya konmuştur. Çalışma, söylem analizi metodunun edebî eserlerin tahlilinde ve okur tarafından daha iyi anlaşılmasında etkili bir yol olduğunu gösterme amacını taşımaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ FEN BİLİMLERİ DERSİNİN DRAMA YÖNTEMİ İLE İŞLENMESİNE YÖNELİK ÖZ YETERLİK VE TUTUMLARININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27809</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27809</guid>
      <author>Aslı SAYLAN, Ebru ALTINTAŞ , Hasan KAYA</author>
      <description>Öğrencilerin öğrenmelerine yol göstermede birinci dereceden sorumlu olan öğretmenler, değişen eğitim sistemlerinin de ilk uygulayıcılarıdır. Öğretmen adayları da geleceğin öğretmenleri olarak yeni ortaya çıkan eğitim yaklaşımları ve yöntemlerini yakından takip etmeleri gerekmektedir. Drama yöntemi de yapılandırmacılık ile birlikte önem kazanan yeni çağdaş yöntemlerden biridir. Bu araştırmada 2011-2012 öğretim yılında, Türkiye’nin farklı bölgelerindeki üç üniversitenin eğitim fakültelerinin fen bilgisi öğretmenliği bölümü 3. ve 4. sınıflarında öğrenim görmekte olan 293 öğretmen adayının (189 kız ve 104 erkek) fen bilimleri dersinin drama yöntemi ile işlenmesine yönelik öz yeterlik ve tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda katılımcılara Altıntaş ve Kaya (2012) tarafından geliştirilmiş olan “Drama Yöntemi ile Fen ve Teknoloji Dersinin İşlenmesine Yönelik Öz Yeterlik ve Tutum Ölçeği” uygulanmıştır. Dolayısıyla çalışmada nicel araştırma desenlerinden tarama yöntemine başvurulmuştur. Ayrıca öğretmen adaylarının öz yeterlik ve tutum puanlarının sınıf düzeyi, cinsiyet, drama hakkında alınan ders sayısı ve öğrenim görülen üniversite değişkenlerine farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Elde edilen verilerden, öğretmen adaylarının drama yöntemiyle fen bilimleri dersinin işlenmesine yönelik öz yeterliklerinin kararsızlık düzeyinde, tutumlarının ise yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, öğretmen adaylarının ortalama öz yeterlik puanları arasında hem cinsiyet, hem de sınıf değişkenine göre anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Buna karşın, drama yöntemi ile ilgili daha fazla sayıda ders alan öğretmen adaylarının daha yüksek öz yeterlik ve tutum puanlarına sahip oldukları görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ROMANTİK İLİŞKİLERİN VE AŞKIN SANALLAŞMASI: TÜRK VE ALMAN EDEBİYATINDAN BENZER ÖRNEKLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28034</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28034</guid>
      <author>Dudu UYSAL</author>
      <description>Dijital çağda kendisini hem küresel hem de yeni bir iletişim medyası olarak tanıtan internet insanların çevrimiçi iletişim kurabilecekleri sanal bir dünya yaratmıştır. Bu dünya içerisinde bireylerin birbirleri ile herhangi bir kısıtlama olmadan özgürce iletişime geçebilecekleri bir ortam kurulmuştur. Bireyler bazen gerçek bazen de kurgulanmış kimliklerini, metinlere dayalı ve dijital açıdan nötr olan ancak semantik açıdan cinsiyete sahip olan sanal bedenlerini kullanarak bu tür bir iletişime geçmişlerdir. Dolayısıyla sanal bir kültür içerisinde kendisini temsil etmeye çalışan bireyler de diğerleriyle sanal ilişkiler kurar. Bu ilişkilerin genelden özele doğru bir yol izlemesi iletişimin duygu yönünden giderek daha da yoğunlaşmasına neden olur. Sanal alanda kurulan iletişim sırasında duyguların bu denli yoğunlaşması ise sanal aşk ilişkilerini ve sanal cinsellikleri ortaya çıkarır. Bu gelişmeler ışığı altında aşkın sanallaşması ile ilgili evreler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sanal aşk ilişkisinin ne olduğu, sanal aşk ilişkisinin neden tercih edildiği, sanal aşk ilişkilerinin hangi evrelerden geçtiği ve sanal aşk ilişkilerinin sonuçlarının ne olduğu gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Daha sonra bu çalışma kapsamında aşk ilişkilerinin sanallaşması ile ilgili bilimsel yaklaşımların edebiyat alanındaki yansımaları araştırılmıştır. Bu aşamada Türk ve Alman dilinde kaleme alınmış eserlerdeki figürlerin hayatları romantik ilişkilerin ve aşkın sanallaşması bağlamında incelenmiştir ve seçilen bu eserler her iki edebiyat alanında da aşk ilişkilerinin sanallaşmasına örnek model olarak gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL HİZMET UYGULAMALARINDA REFLEKTİF DÜŞÜNCENİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28047</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28047</guid>
      <author>Fatümatü Zehra ERCAN, Aysel TEKGÖZ OBUZ</author>
      <description>Sosyal Bilimlerde teorilerin indirgemeci yaklaşımları, psikolojik, sosyal ve kültürel fenomenlere kuşbakışı bakarak şematize etmemizi sağlamakla beraber, gerçek yaşamın karmaşıklığını açıklamakta sınırlı olduğu bilinmektedir. Uygulamalı bir bilim olan sosyal hizmet bu karmaşıklık içinde uygun taktikler geliştirmemizi gerektiren bir meslektir. Sosyal çalışmacı birçok alanda, farklı vakalar ve farklı müracaatçı profilleri ile çalışmak zorunda kalabilir. Sosyal hizmet eğitimcileri uygulama becerisini geliştirmek için sınırlı zaman ve imkanlara sahiptir. Bu sınırlı zaman ve imkanlarda azami derecede iyi bir eğitim vermek için kuramsal eğitimin yanı sıra eğitimde farklı tekniklerin kullanılması elzemdir. Dewey’e (1933) göre yansıtıcı düşünce herhangi bir konunun üzerinde birçok yönünü dikkate alarak derinlemesine aktif düşünmedir. Reflektif düşünceyi geliştirmeye yönelik eğitim tekniklerinin sosyal hizmet eğitiminde faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bilgi ve beceri arasındaki dolaysız ilişki bilinçli uygulamalar ile ikame edilebilir. Bilinçli uygulamalar hali hazırdaki duruma bilinçli ve niyetli katılımdır (Epstein ve ark. 2008). Bu bağlamda bilinçli ve niyetli uygulamalar vakalar arasında kategorileştirme, tasnif, analiz ve sentez yeteneğini geliştirmek anlamına da gelen reflektif düşünceye dayalı uygulama becerisini geliştirmeye katkı sağlayabilir. Bu çalışmada öncelikle teorinin ve uygulamanın ilişkisine kısaca değinilecektir. Sonra uygulamalı bir bilim olan sosyal hizmet eğitiminde farklı bağlamlarda çeşitli uygulamalar yapması beklenen sosyal hizmet öğrencilerinin bağlamsal uygulama becerisinin gelişmesi için reflektif düşünceye dayalı sosyal hizmet uygulamalarının nasıl yapılabileceğine literatürdeki verilerden istifade edilerek değinilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUHİBBİ DİVANINDA RENKLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27909</guid>
      <author>Gülistan EKMEKÇİ</author>
      <description>Renkler, görsel sanatlara olduğu gibi edebiyata da başta estetik değer ve çağrışım zenginlikleri ile çeşitli yönlerden katkılarda bulunur. Edebî eserlerde gerek insan ve tabiatla ilgili tasvirlerde, gerekse duygu ve düşünceler yansıtılırken renklerin sahip olduğu anlamlar geniş bir ifade sahası açar. Renklerin sihirli dünyası şairlerimizin hayal gücüyle birleşince zengin ifade gücüne ulaşılır. Muhibbi, edebiyatımızda en hacimli</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAĞLIK ÇALIŞANLARININ ÖRGÜTSEL SESSİZLİK VE ÇALIŞAN PERFORMANSI DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28029</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28029</guid>
      <author>Meltem SAYGILI, Gülsün ERİGÜÇ , Özlem ÖZER</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının örgütsel sessizlik ve çalışan performansına ilişkin algılarını belirlemek ve çalışanlara ilişkin bireysel ve demografik özelliklerin örgütsel sessizlik ve çalışan performansı üzerinde etkili olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışmanın evrenini Kırıkkale Halk Sağlığı Müdürlüğü, Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne bağlı Merkez Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) ve TSM’ye bağlı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi (AÇSAP), Verem Savaş Dispanseri (VSD) ve Halk Sağlığı Laboratuvarı’nda görev yapmakta olan tüm sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmada örneklem seçilmemiş ve araştırmada kullanılan veri toplama aracı çalışmaya katılmayı kabul eden tüm personele dağıtılmıştır. Böylece toplam 240 adet kullanılabilir anket elde edilmiştir. Anketlerden elde edilen veri bilgisayar ortamına aktarılmış ve SPSS 20.0 paket programı kullanılarak istatistiksel analizler uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda örgütsel sessizliğin alt boyutları arasında en yüksek ortalamayı duygu ve yönetici boyutunun, en düşük ortalamayı ise çalışma ortamı boyutunun aldığı belirlenmiştir. Çalışmada örgütsel sessizlik toplam puanı ile çalışanların çalışma yeri, mesleki durumu ve bulunduğu birimde çalışma süreleri ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunurken; çalışanların performans düzeyleri ile bireysel özellikleri oluşturan tüm değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, çalışanların örgütsel sessizlik ve performans düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için gerçekleştirilen korelasyon analizi neticesinde; sağlık çalışanlarının örgütsel sessizlik toplam puanı ile performans düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunmuştur (r=0,203 p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KAYNAŞTIRMA KONUSUNDA YAPILAN LİSANSÜSTÜ TEZLERİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28058</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28058</guid>
      <author>Taşkın TAŞTEPE, Gülden ÖZTÜRK SERTER , Yeşim YURDAKUL , Tansen TAYGUR ALTINTAŞ , Aynur BÜTÜN AYHAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de okul öncesi dönemde kaynaştırma konusunda yapılan lisansüstü tezlerin incelenmesidir. Betimsel nitelikte olan bu araştırmada, genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya, YÖK Yayın Dokümantasyon Daire Başkanlığı tarafından arşivlenen ve tam metnine ulaşılabilen yirmi beş lisansüstü tez alınmıştır. Araştırma kapsamındaki tezler, doküman analizi tekniği kullanılarak incelenmiştir. Lisansüstü tezlerden yirmi üçünün yüksek lisans ve ikisinin doktora tezi olduğu, lisansüstü tezlerde 2005 yılından itibaren artış olduğu ve araştırmaların 2010 yılında en fazla sayıya ulaştığı görülmektedir. Araştırmaya dahil edilen lisansüstü tezlerden on dokuzu nicel, dördü nitel ve ikisinin hem nicel hem de nitel olduğu belirlenmiştir. Nicel desenin kullanıldığı lisansüstü tezlerde, en fazla betimsel yöntemin kullanıldığı dikkati çekerken, deneysel yöntem ile yapılan çalışmaların daha az sayıda olduğu görülmüştür. Araştırmada lisansüstü tezlerin ele aldığı çalışma konuları; "kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumlar", "kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocuklar", "kaynaştırma eğitim programlarının etkililiği", "kaynaştırma uygulamalarında öğretmenlerin değerlendirilmesi ve kaynaştırma ortamı" olarak belirlenmiştir. Araştırmada, en fazla kaynaştırmaya yönelik görüş ve tutumların incelendiği; kaynaştırma ortamında bulunan özel gereksinimi olan ve olmayan çocukların incelenmesinde en fazla sosyal duygusal gelişime odaklanıldığı; kaynaştırma eğitimi ile ilgili geliştirilen ve uygulanan eğitim programlarının etkili olduğu; kaynaştırma uygulamalarında öğretmenler ve kaynaştırma ortamının değerlendirilmesinde, öğretmenlerin kaynaştırma eğitimi ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmadığı ve kaynaştırma ortamının fiziksel açıdan yetersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FERİDÜDDİN ATTAR’IN MANTIKU’T-TAYR MESNEVİSİNDE METİNLERARASILIK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28046</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28046</guid>
      <author>Fatma Nur GÜLEN</author>
      <description>İlmî araştırmaların temeli, analiz ve senteze dayanmaktadır. Tüm analiz ve sentezler bağımsız olmadığı gibi edebî metinler de tek başına ve bağımsız değillerdir. Her metin kendi döneminde veya daha önceki dönemlerde yazılmış metinlerle biçim, lafız, içerik, tür ve anlatım özellikleri bakımından yakınlık ve benzerlik ilişkisi içinde bulunur. Her edebî metin, belirli bir kültürden doğar. Bu durum her metnin kültür ortaklığı yönünden başka metinleri de içine alabildiğini ifade etmektedir. Buradan metinlerarası ilişkiler kavramı doğar. Metinlerarasılık kavramı, her metnin kendinden önce yazılmış diğer metinlerde var olduğunun tanımıdır. Bu kavram, metinlerin iç içe geçtiklerini ve hiçbir eserin kendi başına bağımsız olmadığını açıklar. Bu yöntem edebiyatın tarihi kadar eski bir araştırma metodudur. Feridüddin Attar, Mantıku’t-Tayr mesnevîsini yazmış ve bu alanda bir gelenek başlatmıştır. Bu eserden sonra kahramanı kuşlar olan pek çok mesnevî kaleme alınmıştır. Bu çalışmada öncelikle metinlerarasılık kavramı tanımlanıp, kavramın edebiyata etkisi incelenmiş ve metinlerarasılık metodunda kullanılan yöntemler üzerinde durulmuştur. Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr mesnevîsi metinlerarasılık açısından incelenmiştir. Bu çalışma ile mesnevinin daha önce yazılmış eserler ile kıyaslaması yapılmış, eserlerin ortak ve farklı yönleri, eserler arasındaki mana, içerik ve lafız alıntıları, mesnevînin ne kadar genişletildiği analiz edilmiştir. Ayrıca mesnevîdeki bilgilerin dökümü çıkarılarak eserin tasavvuf, mitoloji, tarih ve sosyoloji açısından panoraması ortaya konulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÜSTBİLİŞSEL OKUMA STRATEJİLERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27957</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27957</guid>
      <author>Serkan ASLAN, Birsel AYBEK</author>
      <description>Günümüzde okuma yapılırken okumanın amacının belirlenmesi, okunan bir metnin önemli kısımlarının belirginleştirilmesi, anlamanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin kontrol edilmesi gibi stratejilerin kullanılması gerekmektedir. Bu da, üstbilişsel okuma stratejilerini karşımıza çıkarmaktadır. Araştırmanın temel amacı öğretmen adaylarının üstbilişsel okuma stratejilerini çeşitli değişkenler açısından incelemektir. Araştırma betimsel bir çalışma olup tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini, bir devlet üniversitesinde eğitim fakültesinde öğrenim gören öğretmen adayları oluşturmaktadır. Örneklemini ise Sınıf Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği, Türkçe Öğretmenliği, Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği, Okul Öncesi Öğretmenliği, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretmenliği, Fen Bilimleri Öğretmenliği ve İngilizce Öğretmenliği bölümlerinin birinci ve dördüncü sınıflarında öğrenim gören 633 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Çöğmen (2008) tarafından Türkçeye uyarlanan Üstbilişsel Okuma Stratejileri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistik ve dağılım normalliği sağlanamadığından nonparametrik analizler kullanılmıştır. İkili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testinden yaralanılmıştır. Öğretmen adayları üstbilişsel okuma stratejilerini sık sık kullanırım düzeyinde görüş belirtmişlerdir. Öğretmen adaylarının üstbilişsel okuma stratejileri ile cinsiyetleri, okunulan kitap türleri, kitap okuma sıklıkları ile evlerinde kitaplık bulunma durumları arasında anlamlı bir farklılık bulunurken; öğrenim gördükleri bölümler, sınıf düzeyleri ve üniversiteye giriş puan türü arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır. Araştırma sonucunda; öğretmen adaylarının üstbilişsel okumaları ile ilgili nitel araştırma modeli kullanılarak derinlemesine araştırmaların yapılması alanyazına katkı sağlayacaktır, üstbilişsel okuma ölçeği ile farklı ölçekler kullanılarak ilişkisel tarama çalışmaları yapılabilir gibi öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİSİPLİNLER ARASI BİR DENEME: HALK ŞİİRİNDEN TARİHİ BİR OLAYA BAKMAK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28014</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28014</guid>
      <author>Uğur DURMAZ</author>
      <description>Halk şiiri Türk halk edebiyatı içinde önemli yere sahip olan alanlardan bir tanesidir. Bu alan çeşitli dönemler içinde kendisini göstermiştir ve bu dönemlerin özelliklerine göre isimler almıştır. Halk şiiri anonim dönemden günümüze kadar gelen geniş bir yelpazede insanların her türlü duygu, düşünce ve hareketinin tercümanı olarak gelişmiştir. Bu yönüyle sanat kaygısı gütsün gütmesin insanların başından geçen olayların anlaşılmasında ve farklı bakış açısı sağlaması nedeniyle dikkate değer bir alandır. Şiirlerde aşk, ayrılık, hüzün, kahramanlık, isyan gibi birçok konu işlenmiş ve şiirler de bu içeriklere göre çeşitli isimler almışlardır. Özellikle konu bakımından kahramanlıkları anlatması ve tarihi olaylardan esinlenmesi yönüyle destan türü önemli bir yapı olarak hem anonim dönem Türk edebiyatında hem de âşık edebiyatında karşımıza çıkar. Özellikle tarihi olayları başka bir gözle görmesi nedeniyle de duyguları yansıtmaktan öte geçerek tarihi okumak için de farklı bir kaynak oluştururlar. İşte bu yazıda da tarihi vaka anlatan bir destandan yola çıkılarak tarih bilimiyle birlikte hem edebiyatın hem de tarihin ortak şekilde nasıl işleyebildiği gösterilmeye çalışılacaktır. Bu sayede de tarihin sadece tarihi metinlerden değil edebi metinlerden de bir şekilde okunabileceği örneklenmiş olacaktır. Burada örnek olarak seçilen metin Ispartalı Seyrani’nin “Vak’a-i Hayriye Destanı”dır. Bu şiirin içeriği ile tarih kitaplarında geçen resmi tarih arasında bir karşılaştırma yapılarak tarihi olayların halk şiirinde yansımaları gösterilecektir. Bu çalışma içerik olarak disiplinler arası bir çalışma olarak değerlendirilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


