






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2016 Sayı  50</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=587</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>FROSTIG GÖRSEL ALGI TESTİ’NİN TÜRKÇEYE UYARLANMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27999</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27999</guid>
      <author>Aynur Butun AYHAN, Neriman ARAL</author>
      <description>Bu çalışmada, Frostig Görsel Algı Testi’nin, dört yedi yaş aralığındaki Türk çocuklarına uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Veriler dört yedi yaş arasındaki 1382 çocuktan elde edilmiştir. Frostig Görsel Algı Testi’nin geçerliği öncelikle yapı geçerliği açısından incelenmiştir. Bu kapsamda uzman kanısına başvurulmuş, doğrulayıcı faktör analizi yapılmış ve elde edilen modelin geçerliğini değerlendirmek için Uyum İyiliği İndeksine bakılmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğine kanıt teşkil etmek için çocukların yaşlarına göre görsel algılamaları incelenmiştir. Geçerlik çalışması kapsamında ayrıca, alt ölçekler arasındaki korelasyona ve alt üst %27’lik gruplar arasındaki farklara bakılmıştır. Geçerlik analizleri incelendiğinde; uzman kanısının uygun olduğu, faktör analizi sonucunda alt boyutlara ilişkin hata değerlerinin göreceli düşük, faktör yük değerlerinin ise yüksek olduğu, çocukların yaşlarının artmasıyla görsel algının da arttığı, alt boyutlar arasındaki korelasyonun yüksek olduğu ve alt üst %27’lik gruplar arasındaki farkların anlamlı olduğu belirlenmiştir. Frostig Görsel Algı Testi’nin iç tutarlılığı Kuder Richardson 20 katsayısı ile sınanmış, ölçeğin zamana bağlı kararlı ölçümler verip vermediğini değerlendirmek için test-tekrar test korelasyonu hesaplanmıştır. Elde edilen güvenirlik sonuçları incelendiğinde, KR 20 ile test tekrar test değerlerinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular Frostig Görsel Algı Testi’nin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL HASTANELERDE İNSAN KAYNAKLARI SEÇİM SÜRECİ İLE İNSAN KAYNAKLARI NİTELİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİ: ŞANLIURFA İLİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28022</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28022</guid>
      <author>Ferit KÜÇÜK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı; Şanlıurfa’da faaliyet gösteren özel hastanelerde insan kaynakları seçim süreci ile insan kaynakları niteliği arasındaki ilişkinin varlılığının belirlenmesi olarak tanımlanabilir. Şanlıurfa da faaliyete bulunan toplam altı özel hastane örneklem olarak belirlenmiştir. Altı özel hastane insan kaynakları yöneticisine anket metodu uygulanarak, işletmelerin insan kaynakları seçim süreci ile insan kaynakları niteliği arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16 yazılımında, frekans testi Ki kare istatistik analizleri yapılmıştır. İşgücü planlamaları ile çalışan niteliği, arasında bir ilişkinin olduğu, iş tanımları ile insan kaynakları niteliği arasında da bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir. Personel devir ve devamsızlık oranı ile ile çalışan niteliği arasında da bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE PROTEST SANAT ÜZERİNE BİR İNCELEME: HALİL ALTINDERE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28015</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28015</guid>
      <author>Aygül AYKUT, İzzet YEMAN</author>
      <description>Günümüz sanatı, siyasetin içerisinde var olan sorunsallardan kendini ayıramayacak kadar onlarla hemhal olmuş durumdadır. Sanatın siyaset ile ilişkisi kamu sorunlarını yansıtma biçimini bünyesinde barındıran varoluşsal bir önemi sahiptir. Dada ile birlikte başlayan ve 1960’lardan itibaren günümüze kadar devam eden sanatın, siyaset ve politika ile bağı kamu alanlarında ve serbest alanlarda gerçekleştirilen sanat pratikleri yardımıyla ‘’sanat ve gündelik yaşamı’’ birlikte işleyen muhalif sanat portalleri, sanatın görsel eleştiri aksanının oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu araştırmanın amacı, protest sanat bağlamında gelişen olgularla birlikte, Türkiye sanat mecrasında protest sanatın etkilerini Halil Altındere izleği üzerinden incelemektir. Araştırma betimsel yolla yapılmıştır. Sonuç olarak, değişen kültürel, toplumsal ve siyasal sorunların sanat mecrasını etkilediği ve bu sorunsalların sanatçıları politikleştirdiği söylenebilir. Protest sanatı kendine aracı edinen sanatçılar, ezbere bilinen kuralları ve değerleri sorgulamış, protest eylemlerinin birincil amaçları olmuştur. Bu sorunsalları kendine dert edinen sanatçı Halil Altındere, ulus-devlet ikilemini sorgulamış, günlük hayattan basit nesnelerin anlamını değiştirmiş, ulusal temsil sembolleri ve kültür bozumu üzerine de durmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI SURİYE’SİNDE SUÇLAR (1880-1884)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28096</guid>
      <author>Kürşat ÇELİK</author>
      <description>Suç ile ilgili temel unsurlar arasında suçun niteliği ve sayısı kadar geçmişte işlenen suçlar da önem arz etmektedir. Birtakım tarihî ve sosyolojik sorulara cevap olacak veri ve bilgilerin ortaya çıkarılması, hem tarih hem de sosyoloji üzerine araştırma yapan bilim insanlarına büyük katkılar sağlamaktadır. Bu yönde hem sosyolog hem de tarihçilerin interdisipliner çalışmalar yapması gerekmektedir. Bu çalışma, bu amaç doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu çalışma ile Osmanlı hâkimiyetinde Suriye vilayeti olarak tanımlanan bugünkü Suriye, Lübnan, İsrail ve Ürdün devletlerinin sınırları içinde bulunan Şam, Beyrut, Trablusşam, Lazkiye, Akka, Hama, Belkâ (Nablus) ve Havran şehirlerinin 1880-1884 tarihleri arasında Suriye vilayet salnamelerindeki kayıtlara göre suçların tür ve sayıları incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZ YETERLİLİK ALGISINDA DİNDARLIK EĞİLİMİNİN ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27968</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27968</guid>
      <author>Saffet KARTOPU</author>
      <description>Bireyler beraber çalışırken ya da amaçlarına ulaşırken başka kültürlerden bireylerle ilişkiye girmekte ve o kültürlerden etkilenmektedirler. Bu etki, sosyal biliş kuramının merkezinde yer alan öz yeterlilik algısını da etkilemektedir. Çünkü içinde bulunulan grubun ve çevredeki modellerin varlığı da öz yeterliliği etkileyen değişkenler olarak ele alınmaktadır. Bu süreçte farklı değerler, gelenekler, alışkanlıklar, aile yapısı, örgüt yapısı vb. kültürel unsurlar bireylerin öz yeterliliklerini etkilemektedir. İşte bu bağlamda öz yeterlilik kavramının ilişkili olduğu önemli değişkenlerden birisi de ‘dindarlık’ olgusudur. Bu nedenle çalışmamız, öz yeterlilik algısının dini değerlere göre oluşan farklılaşmalarını Gümüşhane Üniversitesi örneğinde araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Gümüşhane Üniversitesinde Sağlık Yüksek Okulu, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, İlahiyat Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden tesadüfi yöntemle belirlenen örneklem grubunun öz yeterlilik düzeyleri ortaya konularak dindarlık eğilimine göre oluşan farklılaşmalar araştırılmıştır. Araştırmada, Frekans, T Test ve Tek Yönlü Anova testleri kullanılmış olup, verilerin değerlendirilmesinde ve hesaplanmış değerlerin bulunmasında SPSS 16.0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kendisini ‘dindar’ olarak görenlerin öz yeterlilik düzeyinin kendisini ‘dindar’ görmeyenlere göre daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca toplumsal değerleri önemseyenlerin öz yeterlilik düzeyi, söz konusu değerleri önemsemeyenlere göre daha yüksek ve flörtü onaylamayanların öz yeterlilik düzeyi onaylayanlara göre daha yüksektir. Yine vatanseverlik kavramının önemli olduğunu düşünenlerin öz yeterlilik düzeyi bu fikre katılmayanlara göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TURİZM LİSANS ÖĞRENCİLERİNİN DİL EĞİTİMİ İLE İLGİLİ SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28059</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28059</guid>
      <author>Umut BALCİ</author>
      <description>Turizm fakülte ve yüksekokullarında lisans eğitimi alan öğrencilerin mesleki geleceklerini doğrudan etkileyen iki temel faktörden biri aldıkları alan dersleri, ikincisi ise seçimlik statüsünde olan dil dersleridir. Bu öğrencilerin dil eğitimine yönelik motivasyon düşüklüğü, isteksizlikleri ve buna bağlı olarak başarı oranındaki düşüklüğü pek çok akademik çalışmada dile getirilmiştir. Öğrencilerin dil öğrenimine yönelik olumsuz yaklaşımlarından hareketle bu çalışmamızda öncelikli olarak turizm öğrencilerinin dil eğitimine yönelik tutum ve beklentilerini, öğrenmek istedikleri dili tercih nedenlerini ve motivasyon düşüklüğünü ortaya çıkaran sebepleri analiz ettik. İkinci aşamada ise öğrencilerin öğretim elemanları tarafından uygulanan öğretim teknik ve yöntemlerine yaklaşımlarını, öğretim elemanlarının konu seçimini, konu seçiminde kültür içerikli metinlerin ağırlık oranını ölçmeye çalıştık. Çalışmamızın verilerini Batman Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu 1. sınıf öğrencilerine uygulanan anket aracılığıyla topladık ve nitel araştırma yöntemlerinden biri olan betimsel araştırma modeline göre analiz ettik. Çalışmamız sonucunda öğrencilerin seçimlik dil derslerinden en çok Almancayı tercih ettiklerini, dil eğitimi ile mesleki eğitim arasında bir bağlantı kurduklarını, dört temel beceriden konuşmaya ağırlık verilmesini kendi mesleki gelecekleri açısından daha faydalı bulduklarını, kültürel içerikli metinlerin işlenmesini önyargıları en aza indirmek açısından tercih ettiklerini vb. tespit ettik.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR DÖNÜŞ NOKTASI OLARAK İSTANBUL</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27982</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27982</guid>
      <author>Funda CİVELEKOĞLU</author>
      <description>1980’li yıllardan itibaren gerçekleşen “uzamsal dönüş” sosyal bilimlerin tüm dallarıyla birlikte edebiyat eleştirisinin de gelişimini etkilemiştir. Bu süreci takip eden 2000’li yılların baslarından itibaren kültür çalışmaları ve edebiyat alanlarında gerçekleşmiş olan “topografik dönüş,” Alman kuramcı Sigrid Weigel tarafından adlandırılmış bir kavramdır. Buna göre, edebiyat eserlerinin uzama dair özelliklerine yoğunlaşarak sembolik topografik figürlerin edebiyatın kurmaca bir karşıt söylem oluşturmasına katkıda bulunduğu varsayılır. Terminolojik düzlemde kültürel coğrafyayla ilişkilendirilerek disiplinlerarası bir bakış açısı sağlayan topografik dönüş, edebiyat eserlerindeki mekânların salt coğrafi özelliklerinden ziyade tarihsel ve kültürel düzlemde ne şekilde ortaya çıktığı üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu makalede 1986 yılında Ümit Ünal’ın senaryosunu yazdığı ve o yıl Milliyet Gazetesi Senaryo Yarışması’nda birincilik ödülü aldığı ve 1987 yılında Halit Refiğ tarafından filme alınmış olan Teyzem adlı filmde İstanbul’un edebi bir karakter olan nasıl yer aldığı incelenecektir. Film, geriye dönüşlerle Umur’un bakış açısından teyzesi Üftade’nin yaşamından bir kesit sunmaktadır ve anlatıcı olan Umur’un kendini anlatmaya mecbur hissettiği öyküyü anlatır. Hikâye, yıllar sonra Umur’un teyzesine ait yazı ve resimleri bulmasıyla başlar. Umur, annesi ve babası, babası polis tarafından arandığı için anneannesine gelirler ve bu süreçte Umur tüm vaktini teyzesiyle geçirir. Kimseden görmediği yakınlığı teyzesinden görür ve onun sırdaşı olur. Umur’un teyzesi ile birlikte yaşadığı serüven, dış mekân çekimleri vasıtasıyla yoğun bir biçimde kent dokusuyla bezenmiştir. Bu anlamda, İstanbul’un tarihinden günümüze kadar getirdiği kozmopolitan, doğu-batı sentezi gibi özellikleri kentin ve karakterlerin şizofrenik doğasına eşlik ettiği düşünülür. Ayrıca, ekânsal özelliklerin ve şehir dokusunun filmin naratolojik yapısıyla nasıl ilişkilendirilebileceği üzerinde durularak İstanbul’un edebi bir topografya olarak nasıl ortaya çıktığı ve kentin insan doğasını ne şekilde etkilediği farklı anlatılardan da örneklendirilerek incelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİK EĞİTİMİNİN BİLİŞSEL GELİŞİME ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27972</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27972</guid>
      <author>Elvan GÜN DURU, Elmas GÜN , H. Ozan DEMİRTAŞ</author>
      <description>Bireyin eğitim-öğretim sürecinde bilişsel öğrenme yaşantıları önemli yer tutmaktadır. Öğrenmenin sağlanması için birden çok duyuya hitap edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, müzik eğitiminde de amaç bireyi duyuşsal, bilişsel ve devinişsel yönden geliştirmek ve davranışlarında bu yönde istendik davranış değişiklikleri oluşmasını sağlamaktır. Müzik eğitiminin bireyin duyuşsal ve devinişsel davranışlarındaki olumlu etkilerinin yanı sıra, bilişsel öğrenmeleri üzerinde de etkili olduğu birçok araştırmada kanıtlanmıştır. Müzik eğitiminin bireyin bilişsel gelişimi üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlayan bu araştırma, betimsel tarama modelindedir. Araştırmada veri toplama tekniği olarak, yurtiçinde ve yurtdışında konuyla ilgili yapılmış olan çalışmalar incelenmiş ve doküman analizinden yararlanılmıştır. Konuya ilişkin olarak daha önce yapılmış olan ulusal ve uluslararası araştırmalar incelenmiş ve müzik eğitiminin; kavrama, algılama, zeka düzeyi, kolay ve kalıcı öğrenme, yaratıcı düşünme ve akademik başarı gibi alanlar üzerinde olumlu etkileri olduğu saptanmıştır. Erken yaşlarda müzikle tanıştırılan çocuklarda, verimli bir müzik eğitimi ortamına katılan ve enstruman çalmayı öğrenen bireylerde bilişsel ve akademik olarak olumlu yönde gelişmeler sağlandığı, yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Bunun yanında, sadece müzik dinlemenin bile zihinsel aktiviteyi arttırıp, nörolojik sistem üzerinde iyileştirici etkiye sahip olduğu yapılan çalışmalarda kanıtlanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, bireylerin doğumdan itibaren her dönem müzikal bir ortam içerisinde bulunmaları ve etkili bir müzik eğitimi almaları diğer alanlardaki bilişsel öğrenmeleri için oldukça önemli ve gerekli görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’NİN YÖNETSEL YENİDEN YAPILANDIRILMASI HAKKINDA PRENS SABAHATTİN’İN ADEM-İ MERKEZİYET KAVRAMINA ATIFLA BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27938</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27938</guid>
      <author>Hüseyin Nihat GÜNEŞ</author>
      <description>Prens Sabahattin, Osmanlı Devleti’nin çöküş evresinde faaliyette olan muhalefet cephesinin içinde yer almış, ülkenin içinde bulunduğu kötü durumdan kurtulmanın sosyal yapı değişikliği ile mümkün olacağını savunmuştur. Prens Sabahattin’in öngördüğü sosyal yapının temel kavramları arasında; “kişisel girişim, bireycilik ve sınırlı devlet”in yanı sıra adem-i merkeziyet ilkesi hayati bir konumda yer almıştır. Prens Sabahattin’in yaşadığı dönem itibarıyla mücadelesini verdiği fakat başarıya ulaşamadığı düşünsel ve siyasal perspektifin günümüzde tartışma ve uygulama imkânı bulabildiğini söylemek mümkündür. Adem-i Merkeziyet kavramı şimdilik doğrudan telaffuz edilmese de, bu kavrama karşılık gelen uygulamaların etkili biçimde bir araya geldiği gözden kaçmamaktadır. Bu çalışmada, söz konusu uygulamalar, adem-i merkeziyet ilkesi çerçevesinde bir değerlendirmeye tutulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LÂLE DEVRİ ŞÂİRLERİNİN NEVŞEHİR’E ARMAĞANLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28051</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28051</guid>
      <author>Hakan YALAP</author>
      <description>Tarih düşürme, Arap alfabesindeki harflerin ebced hesabındaki rakam değerlerini kullanmak suretiyle harflerin toplamının belirli bir hicret yılını gösteren bir kelime, tamlama, cümle, mısra, beyit söyleme veya doğrudan doğruya sözle ifade etme sanatıdır. Tarih manzumeleri, çoğunlukla doğum, ölüm, tahta çıkma, sefere çıkma, zafer kazanma, bir göreve atanma, evlenme, deprem, yangın gibi olaylara yazıldığı gibi cami, saray, çeşme, hamam, medrese, imaret gibi binaların yapım yılına veyahut bunların tamir yılları için de yazılabilmektedir. Lâle Devri olarak bilinen dönem (1718-1730) III. Ahmet’in saltanat yıllarında, Pasarofça antlaşmasıyla başlayıp Patrona Halil isyanıyla son bulmuştur. Padişahın sadrazamı ve damadı olan Nevşehirli İbrahim Paşa, on iki yıl süren sulh döneminde etrafına topladığı âlim ve şâirlerle bir Türk rönesansı başlatmaya çalıştı. Bu vesileyle başkent İstanbul’u çeşme, medrese, kütüphane ve saraylarla süsledi. İstanbul’da bu hayratla birlikte Avrupadan getirilen planlar doğrultusunda bahçeler, kasırlar ve köşkler yapıldı. Türkiyenin ilk matbaası Paşa tarafından desteklenerek açıldı. Damat İbrahim Paşa’nın bu imar faaliyetleri İstanbul’la sınırlı kalmadı. Yenilikçi sadrazam memleketi Nevşehir’e sekiz çeşme, medrese, kütüphane, imaret, cami, hamam ve kervansaray ile, Ürgüp’e on çeşme yaptırdı. Sadrazam İbrahm Paşa’nın Nevşehir’de yaptırdığı bu hayrâta dönemin nüfuzlu şâirleri tarihler söylemişlerdir. Ancak bu şâirlerden sadece Dürrî, Nedim, Seyyid Vehbî, Şâkir, Beliğ ve Âsım’ın söylediği tarihler zarif tâlik hatlarla bu yapılarda kitâbe hâline gelmiştir. Bu çalışmada Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın Nevşehir il merkezinde yaptırdığı binaların kitâbeleri incelenmiştir. Kitâbeler okunarak transkripsiyon sistemine aktarılmış, kitâbelerdeki tarih şâirleri hakkında ilgili bölümlerde açıklamalarda bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSITE ÖĞRENCİLERİNIİN DEVAMSIZLIK TUTUMLARI: DEĞİŞKENLER ARASI LOJISTIK YORDAYICILIK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28037</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28037</guid>
      <author>Hatice Gonca USTA, Celal Teyyar UĞURLU , Ahmet Salih ŞİMŞEK</author>
      <description>Eğitimin amacı bireyde kalıcı izli istendik davranış değiştirmektir. Öğrencilerdeki bu davranış değişikliklerinin kalıcı izli olması yaşantıya dayalı ve yapılandırmacı ortamlardan etkilenir. Öğrencilerin okula devam durumları söz konusu davranış değişikliğinin yaşanması bakımından önemlidir. Eğitim kurumları öğrencilerin okula devamları ile yakından ilgilenmeli ve devamı sağlayan etkenlerin neler olduğu üzerinde düşünmelidirler. Devamsızlık başarı, okul iklimi, Sosyo-ekonomik koşullar, öğretmen desteği, akademik bilgi, iletişim sorunları, anksiyete gibi farklı olgu ya da durumlara bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada Cumhuriyet Üniversitesi’nde 2013-2014 eğitim öğretim yılında öğrenim gören öğrencilerin devamsızlık tutumları ile ilişkili değişkenler (Cinsiyet, Sınıf düzeyi, Öğrenim zamanı, Genel Not Ortalaması, Bölümden Memnuniyet, Haftalık Ders Saati, Haftalık Devamsızlık Saati ve İkamet) istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak öğrencilerin devamsızlık tutumlarını belirlemek amacıyla geliştirilen “Devamsızlık Tutumu Ölçeği” (DTÖ) kullanılmıştır. Veriler analize hazır hale getirmek için uç değer ve kayıp değer analizleri yapılmıştır. Öğrencilerin Devamsızlık Tutumları düşük, orta ve yüksek tutum düzeyi olarak üç gruba ayrılmıştır. Bu ayrım gerçekleştirilirken iki aşamalı kümeleme analizi kullanılmıştır. Bağımlı değişkenin üç kategorili ve sıralı bir yapıda olmasından dolayı da sıralı lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Sıralı lojistik regresyon analizi için gerekli varsayımlar sınanmıştır. Analiz sonuçlarına göre öğrencilerin haftalık ders saati, haftalık devamsızlık saati ve bölümden memnuniyet değişkenlerinin devamsızlığa ilişkin tutum üzerinde manidar olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ETİK ALGISININ KAMU ÇALIŞANLARI ÜZERİNDE İNCELENMESİ KAHRAMANMARAŞ VERGİ DAİRELERİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27993</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27993</guid>
      <author>Hüseyin ALKIŞ, Abdullah KARAKAYA , Aydın SÜNDÜK</author>
      <description>Araştırma özellikle kamuda para ve ekonomik değerlerle ilgilenen vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personelin etik davranışlara bakış açılarını, etik dışı durumlarla karşılaşma durumunda göstereceği tepki ve davranışları ortaya çıkarmak için yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, etik ile ilgili karşılaşılan durumlara karşı personel tepkilerini ölçmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Bunun için Kahramanmaraş’ta bulunan Aksu, Aslanbey, Afşin, Elbistan, Pazarcık vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personelden anket yöntemi ile veri toplanmıştır. Elde edilen ve geçerli 205 anket SPSS 20,0 programında istatistiki analizlere tabi tutulmuştur. Cronbach’s Alpha değeri 0,84 olan ölçek yeteri kadar güvenilir bulunmuştur. Analizler sonucunda; çalışanların büyük bir kısmının çalışma yaşamında etik dışı davranışla (rüşvet, hediye, bahşiş vb.) karşılaşmadıkları ve amirlerinden gelen herhangi etik dışı davranışı tasvip etmedikleri ve yerine getirmemek için direnç gösterdikleri görülmüştür. Çalışanların etik kurallara sahip çıkmalarına ve benimsemelerine rağmen, görevde yükseltme, atama, görev verme ve eğitim gibi konularda etik kurallara yeterince önem verilmediğini düşünmektedirler. Ayrıca, etik dışı davranışlarla daha çok karşılaşanların cinsiyet olarak erkekler, yaş olarak 31-40 yaş arasında olanlar, eğitim düzeyi düşük olanlar, çalışma süresi kısa olanlar, alt pozisyonlarda çalışanların olduğu görülmüştür. JEL Kodları: L78, M12, M54, O15</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HASTA MEMNUNİYETİ, HASTA SADAKATİ VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27974</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27974</guid>
      <author>İbrahim Çetintürk</author>
      <description>Bu çalışmanın iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi; hasta memnuniyetinin, hasta sadakati üzerindeki etkisinin tespit edilmesidir. İkincisi ise; demografik değişkenlerle, hasta memnuniyeti ve hasta sadakati boyutları arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir. Demografik değişkenler arasında; hastaların yaş grupları, cinsiyetleri, medeni durumları, eğitim düzeyleri ile gelir durumları dikkate alınmıştır. Araştırmanın evrenini, Isparta’da faaliyet gösteren Gülkent Devlet Hastanesi’nde yatan hastalar oluşturmaktadır. Veriler, anket yöntemi (yüz yüze görüşme) kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; hasta memnuniyeti ve hasta sadakati arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Hastaların medeni durumları, eğitim düzeyleri ve yaşları ile memnuniyet ve sadakat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLERE GÖRE İŞ ARAMA YETKİNLİK DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27967</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27967</guid>
      <author>Mehmet Ali ÇAKIR</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin iş arama yetkinlik düzeylerinin cinsiyet, yaş, başarı düzeyi, evli olup olmama durumu, iş bulma imkanı gibi değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın diğer amacı da yaşam doyumu ve genel öz yeterliğin iş arama yetkinliğini ne düzeyde yordadığının incelenmesidir. Bu araştırma 2014-15 eğitim-öğretim döneminde pedagojik formasyon eğitim programına katılan 281 kız 109 erkek toplam 390 üniversite öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında Yaşam Doyum Ölçeği (1991), Genel Öz yeterlik Ölçeği (Aypay, 2010), İş Arama Yetkinlik Düzeyi Ölçeği (Çakır, Tagay, 2015) ve araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma da hipotezlerin test edilmesinde t-testi, varyans analizi ve çoklu regrasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bulgulara göre üniversite öğrencilerinin evli olup olmama durumları, başarı durumları ve yaş değişkenleri ile iş arama yetkinlik düzeyleri arasında fark bulunurken; cinsiyet, bölümün iş bulma imkanı değişkenleri arasında fark bulunamamıştır. Regresyon analizi sonuçlarına göre kızlarda yaşam doyumu ve genel öz yeterliğin iş arama yetkinlik düzeyini yordadığı; genel puan ve erkeklerin puanlarında ise genel öz yeterliğin yordadığı sonucu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE ÖĞRETMENLERİNİN 2006 TÜRKÇE ÖĞRETİM PROGRAMI ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN DERS KİTAPLARIYLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ, PROGRAMA YÖNELİK ELEŞTİRİLERİ VE YENİ PROGRAMDAN BEKLENTİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27994</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27994</guid>
      <author>Mehmet Nuri KARDAŞ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Türkçe öğretmenlerinin 2006 Türkçe Öğretim Programı’na göre hazırlanan ders kitaplarıyla ilgili görüşleri, programa ilişkin eleştirileri ve uygulanacak yeni programdan beklentilerini belirlemektir. Araştırma Nitel araştırma yöntemine uygun olarak yapılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda; veri özleştirme, sınıflama, sonuç çıkarma, doğrulama gibi nitel veri çözümleme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın problem durumuna yönelik şu sonuçlara ulaşılmıştır: Öğrenme alanlarıyla ilgili bildirilen görüşlerin %40,77 (f=54)’si; ders kitaplarında verilen metinlerin, etkinliklerin yeterli, verimli ve uygulanabilir olmadığı yönündedir. Buna karşılık görüşlerin %24,16 (f=32)’sı dinleme, konuşma, okuma, yazma ve dilbilgisi becerilerini geliştirmek için verilen metin ve etkinliklerin yeterli, verimli ve uygulanabilir olduğu şeklindedir. Türkçe dersi öğretim programının öğretim amaçlarını gerçekleştirmesine yönelik görüşlerin %13,59 (f= 18)’unun programa yönelik eleştiri türünden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre; sınıflara göre konu dağılımının orantısız olduğunu, kazanımların gerçekleştirilemeyecek kadar yoğun verildiğini, belirlenen hedeflere ulaşmakta yetersiz kaldığını, kazanımların hangi yöntem ve tekniklerle kazandırılacağının programda yer almadığını, dil bilgisi öğretiminin soyut kaldığını, ders saatlerinin oldukça yetersiz olduğunu… belirtmişlerdir. Görüşlerin %18,87 (f=25)’i hazırlanan yeni Türkçe Öğretim Programı’na (2015) yönelik beklentiler türünden olduğu anlaşılmıştır. Buna göre öğretmenler; yeni programda kazanımların azaltılması, hangi yöntem ve tekniklerle kazanımların verileceğinin belirtilmesi, metin seçimine ölçüt getirilmesi ve dinleme öğrenme alanına yönelik etkinliklerin artırılması gerektiğini belirtmiş, yeni programın ülkenin her bölge ve ilinde uygulanabilir bir nitelik taşımasının gerekliliğini… anlatmışlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİKÖY HEYELANI, PERŞEMBE/ORDU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27874</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27874</guid>
      <author>Muhammet BAHADIR, Ali UZUN , H. İbrahim ZEYBEK , İ. Kutlu HATİPOĞLU</author>
      <description>Heyelanlar, çoğunlukla arazinin doğal şekillenme süreçleriyle oluşan, ancak bazen beşeri müdahalelerle de desteklenen kütle hareketleridir. Heyelan kütlesi yer çekiminin kontrolünde yamaç aşağı hareket ederken üzerindeki ya da önündeki tesislere zarar vermekte, can ve mal kayıplarına sebep olmaktadır. Karadeniz Bölgesi heyelan oluşumu bakımında genellikle uygun doğal şartlara sahiptir. Nitekim bu çalışmanın konusunu oluşturan Yeniköy heyelanı da Karadeniz Bölgesi’nin Orta Karadeniz Bölümü’nde ve Ordu ilinin Perşembe ilçesi sınırları içinde meydana gelmiştir. 19 Ağustos 2011 tarihinde meydana gelen bu heyelanda 2 kişi ölmüş, 3 adet büyükbaş hayvan telef olmuş, 1 ev ve 2 ev eklentisi tamamen, 3 ev de kısmen tahrip olmuştur. Ayrıca 2,5 ha tarım arazisi zarar görmüştür. Çalışma esas itibariyle arazi gözlemlerine dayanmaktadır. Ancak ilgili literatürden derlenen bilgiler ile Ordu meteoroloji istasyonu verileri CBS programları da kullanılarak yeniden kıymetlendirilmiştir. Yeniköy heyelanı sahasında ortalama yamaç eğimi %24 civarındadır. Anakaya Üst Kretase yaşlı volkano-tortul kayaçlardan oluşmaktadır. Yüzeydeki toprak örtüsünün altında alterasyona uğramış bazaltik aglomeralardan oluşan 4-5 m kalınlığında bir enkaz örtüsü bulunmaktadır. Heyelan kütlesi bu toprak ve enkaz örtüsünden oluşmaktadır. Enkaz örtüsünün altında ise marn, silttaşı ve kumtaşı tabakalarından oluşan bir fliş serisi bulunur. Güneybatıya doğru 25-30 derece eğimle dalan bu fliş tabakalarının yüzeyi heyelan sırasında kayma düzlemini oluşturmuştur. Heyelan sahasında arazi tarla ve fındık bahçelerine dönüştürülmüştür. Heyelan sahasındaki evlerin pis ve atık suları fosseptik çukurlar vasıtasıyla toprağa verilmekte ve bu durum özellikle evlerin yakın çevresindeki toprakların genellikle suya doygun halde bulunmasına sebep olmaktadır. Yöre yıl boyunca yağış almakta, bazen heyelan tarihinde olduğu gibi çok şiddetli yağışlar da görülmektedir (125 mm/gün). Bu yağışlar çoğunlukla kritik denge durumunda bulunan kütleleri tetikleyerek heyelana sebep olmaktadır. Heyelanların zararlarını en aza indirmek için konut alanları dikkatle seçilmeli, evsel atık sular usulüne uygun bertaraf edilmeli ve yağış suları en kısa yoldan vadi tabanlarına boşaltılmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÎVÂNU LUGÂTİ’T TÜRK’TE GİYİM KUŞAM KÜLTÜRÜ İLE İLGİLİ KELİMELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27990</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27990</guid>
      <author>Recep TEK</author>
      <description>Bireyin bedenini örten, onu dondurucu soğuktan, yakıcı güneşten, çeşitli saldırılardan vb. dış etmenlerden koruyan giyinme, insana has bir özelliktir. Örf ve âdetler, inançlar, coğrafya, yaşam biçimi, estetik anlayış gibi hususlar, folklorik bir öge olan giyim kuşamın şekillenmesinde etkili olan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu faktörler, milletlerin kendi milli giyimlerini yaratmalarında da mühim bir rol oynamıştır. Tarihî süreç içerisinde milletleri birbirinden ayıran özelliklerden biri olarak giyim kuşam, milli kültür içerisinde yer alan önemli bir maddi kültür ögesi olmuştur. Giyim kuşam, insanoğlu için aynı zamanda bir göstergedir. Bu gösterge, insanın sosyal durumunu, statüsünü, dünya görüşünü, değerlerini ifade edebilir; onun cinsiyeti, yaşı, inancı, mensubu olduğu topluluk, medeni hâli ve hatta o andaki ruh hâli hakkında karşısındakilere bir fikir verebilir. Türklerde giyim kuşam eşyalarının ana malzemesini deve, koyun, kuzu, sığır, tilki, samur ve ayı gibi hayvanların derisi ve kürkü ile koyun, keçi ve deve yünü oluşturmaktaydı. Medeniyetin gelişmesi ve uygarlığın ilerlemesi ile birlikte bunlar yerini kumaşlara ve bezlere bırakmıştır. Özellikle yerleşik hayata geçiş ile birlikte dokumacılığın yaygınlaşması, pamuk, ipek, keten ve yünlü dokuma giyim kuşam eşyalarını ön plana çıkarmıştır. Dîvânu Lugâti’t Türk’te giyim-kuşamla ilgili 216 tespit edilmiş ve tespit edilen bu kelimeler dört alt başlıkta sınıflandırılmıştır. Tespit edilen bu kelimelerden yola çıkarak milli kültürün önemli bir ögesi olan o dönem Türk giyim kuşam gelenekleri hakkında genel bir bilgi edinilebilmektedir. Dîvânu Lugâti’t Türk’te geçen kelimelerden, Türklerin süse ve süslenmeye de büyük önem verdiklerini görmekteyiz. Bu kelimeler göstermektedir ki Türkler için giyinmek sadece bedeni örtmek ve çeşitli dış etmenlerden korunmak anlamına gelmeyip; kendilerini güzel, zarif ve şık göstermenin bir aracı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Eserde geçen giyim kuşam ile ilgili kelimelerin bazılarının beyit ve dörtlüklerle kalıplaşmış sözler olan atasözleri içerisinde geçtiği de görülmektedir. Bu durum, bu kelimelerin o dönemdeki kullanımı, kullanım yaygınlığı ve Türklerin yaşamındaki yerini ve ehemmiyetini göstermesi açısından da önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞARKICI FORMANTI: BİR ZORUNLULUK MU YOKSA TERCİH Mİ?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28035</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28035</guid>
      <author>Şahin SARUHAN</author>
      <description>Şarkıcı formantına (SF) ilişkin literatür, SF'nın işlevini, orkestra üzerinden duyulabilirlik konusunda şarkıcıya sunduğu olanak üzerinden tanımlar. Bu iddia ile bağlantılı olarak geliştirilen ikinci iddia ise duyulabilirlik konusunda şarkıcının kazandığı olanağı, insanın sahip olduğu kulak kanalı ile laringial kavitenin boyutları arasında fizyo-akustik açıdan güçlü bir ilişki olduğu varsayımıyla açıklamaya çalışır. Müziğin sosyokültürel, tarihsel bağlamı açısından ise, şarkıcı formantıyla ilgili henüz üzerinde tartışılma yürütülmeyen pek çok sorunun mevcut olduğu görülür. Bu çerçevede, opera şarkıcılarının 19. yüzyıl başlarında şarkıcılık tekniklerinin önemli bir bileşeni olarak kullanmaya başladıkları SF fenomeninin, gerçekten şarkıcının kalabalık ve gür sesli bir orkestra ile ilişkisi açısından geliştirilebilecek tek veya en iyi alternatifi mi temsil ettiği hususu önem arz eder. Bu çözüm tipinin başka alternatiflere rağmen farklı nedenlerden ötürü tercih edilip edilmediği sorusu halen cevap beklemektedir. Çalışmamızda, SF'nın orkestra boşluğu ve insan kulağının fiziksel yapısıyla iddia edilen ilişkisinin ne derecede belirleyici bir faktör olduğu ve başka alternatiflerin mevcut olup olmadığı konusu, çeşitli değişkenler açısından tanımlanmaya çalışılmıştır. Yapılan değerlendirmede, her ne kadar gür bir orkestra eşliğinde icrada bulunan şarkıcının kendisini duyurabilmesi için gerekli fonksiyona sahipse de, SF'nın üretimini sağlayan teknik stratejilerin opera şarkıcılarınca kullanılmasını sadece duyulabilirlik hususu ile açıklamanın yeterli olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURİYET DÖNEMİ NÜFUS SİYASETİNDE SITMA MÜCADELESİNİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28000</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28000</guid>
      <author>Fahriye EMGİLİ</author>
      <description>Türkiye’nin 20. asrın başlarında üst üste yaşamış olduğu felâketler ve toplumun sağlık meseleleri yüzünden ileri derecede azalmış olan nüfus meselesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok ciddî bir mesele olarak siyaset sahnesinde yer almış ve millî bir dâvâ olarak ele alınmıştır. Bu durumda, Türkiye’de azalan nüfusun hızlı bir biçimde arttırılması, devlet siyaseti olarak ön pılâna çıkmış; ancak bazı engellerle yüzünden beklendiği ölçüde başarılı olamamıştır. Bunun önündeki engellerden bir tanesi de genç Cumhuriyet’in karşı karşıya kaldığı sağlık meseleleridir. Dolayısıyla, ülkenin sağlık meseleleri, nüfus meselesi ile yakından ilgili olmuştur. Öyle görünüyor ki, Cumhuriyet’in ilk otuz senesinde önemli bir halk sağlığı ve nüfus siyaseti izlenmiştir. Bu bağlamda, Cumhuriyet hükümetleri, memleketi kavuran hastalıklardan birisi olan sıtmayı, yeni devletin var olabilmesine engel teşkil eden önemli meselelerden biri olarak görmüş ve bununla mücadele için büyük çaba harcamıştır. Bu çalışmada, toplumu derinden etkileyen hastalıklardan birisi olan sıtma ile yapılmış olan mücadele ve halka yönelik sağlık hizmetleri incelenmiştir. Bu amaçla, Cumhuriyet arşivi belgeleri, Atatürk’ün konuşmaları ve çeşitli araştırmalar gibi kaynaklara dayanılarak konumuz ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MUDEJAR SANATI (MÜDECCEN) KAVRAMI ÜZERİNE: HIRİSTİYAN SANATINDA İSLAM ESTETİĞİ TARTIŞMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28010</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28010</guid>
      <author>Fatma YILDIZ</author>
      <description>Geç Ortaçağ’da İber Yarımadası’nda Hıristiyanların Endülüs-İslam kentlerini ele geçirmelerinden sonra yeni inşa edilen dini ve sivil yapılarda Endülüs-İslam sanatı etkileri ortaya çıkmıştır. Hıristiyan ideolojisinin temsil edildiği kraliyet ailesinin istekleri doğrultusunda, kentsel projeler, alt yapı sistemleri, dini ve sivil yapılar İslam mimari, sanat, teknik, estetik ve zevkleri tercih edilerek planlı olarak gerçekleştirilmiştir. 19. yüzyıla kadar uzanan bu etkiler sadece İspanya sınırlarında kalmamış, aynı zamanda Güney Amerika ve Meksika’ya kadar ulaşmıştır. 12.-16. yüzyıllar arasında yaklaşık 500 yıl devam eden İspanya’da Hıristiyan sanatı üzerindeki Endülüs-İslam etkileri sanat tarihi literatüründe “Mudejar üslubu” ya da “Mudejar sanatı” (arte mudéjar) olarak adlandırılmıştır. Hıristiyan sanatı üzerindeki İslam etkilerinin “Mudejar” olarak adlandırılması ilk olarak 19. yüzyılda ortaya çıkmış, İspanya’yı diğer Avrupa ülkelerinden farklı kılan “İspanya’ya özgü Hıristiyan sanatı” olarak yorumlanmıştır. Bu dönemden itibaren “Mudejar üslubu” kavramı birçok tartışmaları da beraberinde getirmiştir. “Mudejar” sözcüğü terim olarak Hıristiyan idaresinde yaşayan Müslümanlara karşılık gelmesine karşın sanat tarihinde “Mudejar” kavramının kullanımı ile ilgili belirsizliklerle karşılaşılmaktadır. Literatürde “Mudejar sanatının”, Hıristiyan ve İslam sanatının sentezlenerek kullanılması ile ortaya çıkan yeni bir üsluba mı, yoksa Hıristiyan sanatındaki İslam estetik özelliklerine mi karşılık geldiği anlaşılamamaktadır. Üstelik bu belirsizlikler “Mudejar kenti” ve “Mudejarların kenti” kavramlarında da görülmektedir. Bu makalede, “Mudejar” kavramı etimolojik açıdan incelenerek, tarih yazımında “Mudejar” kavramının nasıl ele alındığı kapsamlı olarak ortaya konmuştur. Sanat tarihi literatüründe “Mudejar sanatı” ve “Mudejar kenti” kavramları kuramsal açıdan incelenerek, konu eleştirel bir yaklaşımla tartışılmıştır. Araştırmada, “Mudejar” sözcüğünün Müslümanları işaret etmekten öteye gidemeyen bir kavram olduğu ve “Mudejar üslubu”nun Hıristiyan sanatındaki İslam kültürüne ait estetik anlayışın kendisi olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BEKLENEN FAYDA VE DENEYİMLENEN FAYDA ARASINDAKİ FARK: ÇOCUK SAHİBİ OLMA ÜZERİNE BAZI ARAŞTIRMA BULGULARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28003</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28003</guid>
      <author>Hatime KAMİLÇELEBİ, Ruut VEENHOVEN</author>
      <description>Daniel Kahneman faydanın iki formu olduğunu söyleyerek faydayı beklenen fayda ve deneyimlenen fayda olmak üzere ikiye ayırır. Kahneman’a göre deneyimlenen fayda hem insanlar tarafından ölçülebilir hem de deneyimlenen faydanın deneysel olarak beklenen faydadan farklılıkları bulunmaktadır. Beklenen fayda insanların mutlulukları üzerine bir tercihinin gelecekteki onlara sağlayacağı etkileri hakkındaki inançlarıdır. Faydanın deneyimlenen fayda ve beklenen fayda olarak adlandırılan bu iki çeşidi bu noktada birbirinden ayrılır. Bu makalenin temel amacı da çocuk sahibi olma üzerine beklenen fayda ve deneyimlenen fayda arasındaki farkı açıklamaktır. İnsanlar beklenen faydalarına göre daha mutlu olmayı bekler iken, aslında deneyimlenen faydada böyle olmaz. Özellikle çocuksuz çiftler ve kadınlar çocuk sahibi olmanın onlara mutluluk getireceğine inanır. Erkeklerin ise kadınların mutluluk beklentilerine kıyasla çocuk sahibi olmanın daha az mutluluk getireceği inancı vardır. Kadınların ve erkeklerin çocuk sahibi olma beklentisinin onların mutluluğunu artıracağı yönündeki bu inanışa yönelik sonuç Kahneman’ın belirttiği beklenen faydayı ortaya çıkarmaktadır. Peki, kadınlar ve erkekler çocuk sahibi olduktan sonra gerçekten mutlu olurlar mı? Kadın ve erkeklerin bu konudaki cevaplarına bakıldığında beklenen ve deneyimlenen fayda aynı seviyede midir? Çocuğun doğumu öncesinde ve doğum sonrasında kadınların ve erkeklerin mutluluk seviyesi farklıdır. Kadınların ve erkeklerin mutluluğu genellikle onların ilk çocuklarının doğumuyla zirve seviyesine ulaşır ve bu pozitif etki bir yıl boyunca sürer. Çocuğun doğumundan bir yıl sonra hem kadınların hem de erkeklerin çocukla ilgili mutluluk seviyesi doğum öncesi seviyesine geri döner. Ebeveynlerin sahip oldukları çocuk sayısının azlığı veya çokluğu onların mutluluk seviyesini olumlu veya olumsuz etkilememektedir. Bir başka deyişle bir çocuk sahibi olmak ile çok çocuk sahibi olmak arasında mutluluk seviyesi bakımından annelerin ve babaların mutluluk seviyelerinde fark bulunmamaktadır. Çocuğun doğumu öncesinde kadınların ve erkeklerin mutluluk seviyesi beklenen faydayı ve çocuğun doğumundan sonraki mutluluk seviyeleri de onların deneyimlenen faydasını gösterir. Kadınların ve erkeklerin çocuğun doğumundan önceki mutluluk seviyesi ile doğumundan sonraki mutluluk seviyesindeki bu farklılık bize beklenen fayda ile deneyimlenen fayda arasındaki farkı göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜNDEM BELİRLEME KURAMI BAĞLAMINDA AZERBAYCAN VE TÜRKİYE’DE SİYASAL PARTİLERİN SOSYAL MEDYA KULLANIMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28013</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28013</guid>
      <author>Mehmet GÜL, Gönül CENGİZ</author>
      <description>Siyasal iletişim faaliyetleri kapsamında siyasal partiler, seçmeni bilgilendirmek ve amaçları doğrultusunda geri bildirim elde etmek üzere birtakım faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu faaliyetlerin temelinde ise geçmişten günümüze hep kitle iletişim araçları olagelmiştir. Zira kitle iletişim araçları, her alanda olduğu gibi siyasi alanda da bireylerin bilgilenmesinde ve gündem oluşturmada kritik bir öneme sahiptir. Günümüz dünyasında bu kritik rol, internet ve sosyal medyaya düşmektedir. Çünkü internet ve sosyal medya kullanımları, hem ülkemizde hem de dünyada gün geçtikçe artmaktadır. Bireyler sahip oldukları mobil cihazlar, bilgisayarlar ve internet aracılığıyla gün boyu aktif bir şekilde sosyal medyayı kullanmaktadırlar. Bu durum yapılan araştırmalar neticesinde de ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla siyasal partiler de geleneksel kitle iletişim araçlarının yanında sosyal medyadan da faydalanmaktadırlar. Dünya genelinde milyonlarca kullanıcı sayısına ulaşmış Facebook ve Twitter, bireylerin ve siyasal partiler kullandıkları sosyal medya platformlarının başında gelmektedir. Bu nedenle siyasal partiler bireylere en kolay ve hızlı yoldan ulaşabilecekleri bu iki sosyal medya platformu aracılığıyla gündem oluşturmakta ve bireylerin düşünce dünyalarını etkilemeye çalışmaktadırlar. Bu makalede de bu fikirden hareketle hem Azerbaycan’daki hem de Türkiye’deki iktidar ve ana muhalefet partilerinin siyasal iletişim faaliyetlerinde sosyal medyayı nasıl kullandıkları kıyaslanacaktır. Bu amaçla makalede gündem belirleme, siyasal iletişim, sosyal medya kavramlarına açıklık getirilip sosyal medyanın siyasal iletişimde kullanımına değinilecektir. Araştırma kapsamında partilerin sosyal medya kullanımları incelenecek, kıyaslanacak ve değerlendirmelerde bulunulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AÇIK ÖĞRETİM ORTAOKULU 6. SINIF TÜRKÇE DERS NOTU”NUN SÖZCÜKSEL GÖRÜNÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28030</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28030</guid>
      <author>Aslı EREN AKGÜN, Nesrin SİS</author>
      <description>Çeşitli sebeplerle ortaokula devam edemeyen veya zorunlu yaş sınırını aşarak örgün eğitim-öğretim sistemi dışında kalanlar eğitimlerine açık öğretim ortaokulunda devam edebilmektedirler. “Açık Öğretim Ortaokulu”, örgün ortaokullarda yürütülen öğretim programlarıyla aynı programın esas alınarak öğretimin yapıldığı ve uzaktan eğitim teknikleriyle bu programın yürütüldüğü öğretim sistemidir. Bu okullarda öğrenim gören öğrenciler için MEB tarafından hazırlanan ve “ders notu” adı verilen kitaplar ders materyali olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, örgün öğretimdeki Türkçe ders programı temel alınarak 2014 yılında “Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü” tarafından açık öğretim ortaokul 6. sınıf öğrencileri için hazırlanan Türkçe ders notunda yer alan metinler ve sözcük öğretimine yönelik etkinlikler sözcüksel görünüm açısından incelenmiştir. Araştırma, üretilmiş bir yapı üzerinde tarama modelinde betimsel bir araştırmadır. Kitapta yer alan 15 metin ve sözcük öğretimi ile ilgili 68 etkinlik incelenmiştir. Sözcüksel görünümle ilgili olarak elde edilen bulgulara göre “Açık Öğretim Ortaokulu 6. Sınıf Türkçe Ders Notu”nun hedeflenen sözcüklerin öğretimi bakımından yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca “Açık Öğretim Ortaokulu Mevzuatına” göre açık öğretim ortaokulu öğrencilerinin ders kitaplarının “İlköğretim Türkçe Dersi Öğretim Programı”na göre hazırlanmış olması gerekirken üzerinde çalışma yaptığımız kitabın programa uygun olmadığı tespit edilmiştir. Açık Öğretim Ortaokulunun hedefine ulaşabilmesi için hazırlanan kitapların biraz daha özenli ve dikkatli yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu düşündürmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLERİN DİJİTAL OKURYAZARLIK KAVRAMINA İLİŞKİN METAFORLARININİNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27831</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27831</guid>
      <author>Elif GÜVEN DEMİR, Yücel ÖKSÜZ , Adem İCİ</author>
      <description>Bu çalışmada ilkokul ve ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin “dijital okuryazarlık” kavramına ilişkin metaforlarının incelenmesi amaçlanmıştır.Değişen ve gelişen teknolojiyle birlikte bireylerin öğrenme özellikleri ve yöntemlerinin yanı sıra çağın öğrenenden beklentilerinin de değiştiği görülmektedir. Teknolojiyi hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak gören ve dijital yerliler olarak adlandırılan yeni neslinteknoloji odaklı eğitim süreçlerini tercih ettiği bilinmektedir. 21. Yüzyılda toplumun değişen talepleri öğrenen profilini de etkilemektedir. Çağın gereksinimleri ve bireyin potansiyellerinin doğal bir sonucu olarak yeni becerilerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu becerilerden biri olan ve 21. Yüzyıl öğrenenin özellikleri olarak ifade edilen dijital okuryazarlık kavramının dijital yerlilerle sürekli etkileşim halinde olan öğretmenler tarafından nasıl algılandığı, dijital okuryazarlık kavramının pratikteki anlamını ortaya çıkarması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Araştırma nitel araştırma yöntemlerinden tarama modelinde hazırlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan maksimum çeşitlilik esas alınarak seçilmiştir. Buna göre, Samsun iline bağlı ilkokul ve ortaokullarda görev yapan 34 ilkokul ve ortaokul öğretmeni örnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak, açık uçlu bir görüşme formu oluşturulmuştur. Görüşme formunda öğretmenlerden “Dijital Okuryazarlık ……… gibidir; çünkü …….” cümlesini tamamlamaları istenmiştir. Araştırma sonuçları öğretmenlerin dijital okuryazarlık kavramına ilişkin olarak 32 farklı metafor geliştirdiklerini bu metaforların Bilgi Okuryazarlığı, Teknoloji Okuryazarlığı ve Sosyo-Duygusal Okuryazarlık olmak üzere 3 farklı kategoride toplandığını göstermektedir. Araştırma sonuçlarına göre ilkokulda görev yapan öğretmenlerin daha çok “Bilgi Okuryazarlığı”, ortaokulda görev yapan öğretmenlerin ise “Sosyo-Duygusal Okuryazarlık” kategorisindeki metaforlarla dijital okuryazarlık kavramını açıkladıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>A. S. PUŞKİN’İN “MAÇA KIZI” ESERİ ÜZERİNDEN RUSÇADAN TÜRKÇEYE DEYİM VE ATASÖZÜ ÇEVİRİSİNDE YÖNTEM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28023</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28023</guid>
      <author>Reşat YILDIZ</author>
      <description>Çeviribilim birçok bilim dalı ile özellikle de dilbilim ve edebiyat ile organik yakınlıktadır. Çeviri etkinliği, gelişim sürecinde bilhassa bu bilim dallarından beslenerek kendi bağımsız sürecini oluşturmuştur. Bu süreçte söz konusu alanlardaki bazı kavramları da kendisi için bağımsız bilim olma yolunda araç tayin etmiştir. Bu noktada çeviri etkinliği, dilbilim ile edebiyatı tek paydada bir araya getiren bilim dalı olma özelliği de taşımaktadır. Çeviribilim, dilbilim ve edebiyatın bazı ögelerini kendi kuramsal dairesi içerisine alarak ve onların başka bir dile aktarılma sürecini, sonucunu ve tanımlamasını yaparak kendi oluşumunu sağlamıştır. Bu bağlamda atasözleri ve deyim çevirileri özel bir önem taşımaktadır. Dil, ekin ve tarih birlikteliğinin ürünü olan bu dil ögelerinin herhangi bir kaynak dilden başka bir erek dile aktarımı komplike bir işlemdir. Bu süreç, kaynak dildeki ekinsel, semantik, sözdizimsel ve sözcüksel bir bütünün, erek dildeki eşdeğer başka bir bütüne aktarılmasıdır. Söz konusu süreç, önceden belirlenmiş bir sistem içerisinde ve bir plan dahilinde gerçekleştirilmelidir. Bu noktada, çeviride eşdeğerliği sağlamak üzere bilim insanları tarafından teorik bir zemin oluşturulmuştur ve uygulama esnasında bu zeminin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu çalışmada, söz konusu ekinsel yapıların çevirisi için önceden belirlenmiş yöntemlerin teorik tanımı verildikten sonra, A. S. Puşkin’in “Maça Kızı” adlı eseri üzerinden atasözü ve deyimlerin Rusçadan Türkçeye çeviri uygulaması teorik zemin çerçevesinde açıklanacaktır. Böylelikle çalışmanın, ekin temelli dil ögeleri olan deyim ve atasözlerinin, Rusçadan Türkçeye çevirilerinin bir sistem içerisinde yapılması bağlamında faydalı olması amaçlanmaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EFFIZIENZVERGLEICH ZWISCHEN DEN AN DER BÖRSE ISTANBUL NOTIERTEN FIRMEN AUS DEM MARKT AUFSTREBENDER UNTERNEHMEN UND ZWISCHEN DEN BÖRSENGEHANDELTEN INDEXFONDS</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28086</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28086</guid>
      <author>Semra AYDOĞDU BAĞCI, Famil ŞAMİLOĞLU , Haşim BAĞCI</author>
      <description>Bu çalışmanın temel amacı; Borsa İstanbul’a kayıtlı Gelişen İşletmeler Piyasası’ndaki şirketler ile Borsa Yatırım Fonları arasında kıyaslama yapmak ve yıllara göre etkinlik analizlerini gerçekleştirmektir. Ayrıca GİP ve BYF arasındaki ilişki tespit edilerek her iki sektör arasındaki pozitif ya da negatif yönlü etkileşimin olup olmadığını belirlemektir. Bu bağlamda 2012 ve 2013 yılları için Borsa İstanbul’a kayıtlı 19 gelişen işletme ve 16 borsa yatırım fonu bulunmaktadır. 2014 ve 2015 yılı için ise Borsa İstanbul’a kayıtlı 18 gelişen işletme ve 8 borsa yatırım fonu bulunmaktadır Rasyolar hesaplanırken 2012, 2013 ve 2014, 2015 yılları hesaplanmıştır. Bunun nedeni de Gelişen İşletmeler Piyasası’na kayıtlı olan şirketlerin bir kısmının yeni açılması, veri eksikliği ve bazı yatırım fonlarının ve şirketlerin de iflas etmiş olmasıdır. Bundan dolayı; kullanılan şirketlerin ortak yıl aralığı olarak 2012, 2013 ve 2014, 2015 yılları belirlenmiştir. Analiz edilen şirketlerin 2012-2015 bilanço ve gelir tabloları yardımıyla; hazır değerler / toplam aktifler, toplam borç / toplam pasif ve aktifin kârlılığı rasyoları hesaplanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSTİHDAM İÇİN EĞİTİMİ YENİDEN DÜŞÜNMEK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28032</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28032</guid>
      <author>Yunus Emre ÖMÜR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı istihdam için eğitim anlayışını mevcut eğitim ve işgücü piyasalarından hareketle eleştirmektir. Bu bağlamda öncelikle eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi ele alan insan sermayesi kuramı, eleme hipotezi ve kuyruk hipotezi kısaca açıklanmıştır. Sonrasında ise 1980 sonrası benimsenen neoliberal politikalar ile birlikte eğitim hizmetlerinin kamusal niteliklerini kaybetmesi ve eğitimin bir beşeri sermaye yatırımı olarak neoliberal dönemde nasıl dönüştüğü kısaca tartışılmıştır. Kapitalizmin küresel bir haldığı ve postfordist dönem olarak adlandırılan bu dönemdeki işgücü piyasalarının ve çalışmanın dönüşen anlamı fordist dönem ile karşılaştırılarak tartışılmış ve yeni dönemin esnek istihdam uygulamalarına değinilmiştir. Bu dönemde esnek istihdam uygulamaları dolayısıyla işsizlik oranları artmış ve iş de artık kıtlaşarak metalaşmıştır. Güvencesiz istihdamın ve belirsizliğin yaygın olduğu bu dönem sadece çalışma hayatını değil, toplumsal hayatın bütünü etkilemiştir. Güvencesiz ve kısa süreli işlerde çalışan, geleceğe ilişkin olarak belirsizliğin hakim olduğu kitlelerin oluşturduğu bu topluluk kimi yazarlar tarafından prekarya olarak tanımlamaktadır. Prekaryaya dahil olan her bir birey, giderek kıtlaşan işler için kendi rekabet edebilirliklerini ve istihdam edilebilirliklerini arttırmak durumundadır. Eğitim hizmetlerinin de metalaşması ile birlikte bu durum, bireyleri giderek artan miktarlarda beşeri sermaye yatırımı yaparak çeşitli sertifika ve diplomaları edinmeye itmektedir. Öte yandan sahip olunan eğitimsel nitelikler ne bireyin istihdamını, ne de daha fazla gelir elde etmesini garanti edememektedir. Dolayısıyla istihdama yönelik olarak verilen eğitimin hem bireylere yüksek maliyetlere sebep olduğunu, hem de eğitimi pragmatik nedenlere bağlayarak araçsallaştırdığı ifade edilebilir. Böylece işgücü piyasalarında bireye avantaj sağlamayan beceri ve öğrenmeler değersizleşmekte ve eğitim, bireyi uzmanlık bilgisiyle dolduran bir süreç haline gelmektedir. Bu sebepten dolayı istihdam ile ilişkisi yeniden düşünülmesi gereken eğitimin, bireye kazandırdığı entelektüel birikim, öğrenmenin kendine içkin olan tatmin duygusu ve bireyin entelektüel donanımı çerçevesinde yeniden ele alınması gerekmektedir. Bu çalışma da bu gerekliliği, işsizlik, güvencesizlik ve prekaryalaşma üzerinden tartışmaya çalışmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YALIN ÜRETİM SİSTEMİNDE KANBAN, TEK PARÇA AKIŞI VE U TİPİ YERLEŞTİRME SİSTEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27956</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27956</guid>
      <author>Arzu ŞEKER</author>
      <description>Yalın üretim, pazara hitap eden ürün çeşitliliğini arttırmaya çalışırken, kalite ve verimliliği arttırarak maliyetleri düşürme çabasındadır. Geleneksel üretim ile kıyaslandığında daha az iş gücü, daha az üretim alanı, daha az yatırım ve daha az maliyet anlamına gelmektedir.Bu çalışmada ise kanban, tek parça akış sistemi ve U tipi hücresel yerleştirme yöntemlerine değinilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TEDARİK ZİNCİRİ KONUSUNDA YAPILAN DOKTORA TEZLERİNİN GENEL PROFİLİNİN İÇERİK ANALİZİ YÖNTEMİYLE BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28065</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28065</guid>
      <author>Hasan ŞAHİN, Bayram TOPAL</author>
      <description>Bu araştırma, 2000-2015 yılları arasında Türkiye’de tedarik zinciri konusunda yapılan doktora tezlerinin genel profilini belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırma Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi’nde erişime açık olan tedarik zinciri konusunda yapılan yaklaşık 101 doktora tezini kapsamaktadır. Tezler özgün dil, yıl, üniversite, enstitü, anabilim dalı, konu, uygulama alanı ve yöntem açısından incelenmiştir. Tarama modeline dayalı olan araştırmada elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda tedarik zinciri konusunda yapılan tezlerin çoğunlukla İşletme Anabilim Dalı’nda ve Endüstri Mühendisliği Anabilim Dalı’nda çalışıldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca tezlerde en çok araştırılan konunun tedarik zinciri performansı, en yaygın kullanılan yöntemin yapısal eşitlik modeli ve yapay zeka teknikleri olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL BİLGİLER ÖĞRETİMİNDE YENİ BİR TEKNOLOJİ COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27887</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27887</guid>
      <author>İskender DAŞDEMİR, Doç. Dr. Nusret KOCA</author>
      <description>Eğitimde de yeni teknolojilerin ve yönelimlerin kaynağını bilgisayar ve internet temelli modüller oluşturmaktadır. Eğitim alanındaki yenilikleri yakalayıp bilgiye ulaşmanın ve bilgi üretmenin yolu, bilgisayar teknolojisinden etkin bir şekilde yararlanmaktan geçmektedir. Yeni teknolojiler öğrencileri, öğretmenleri ve öğrenme ortamlarını etkilemektedir. 21. yüzyılın bireyleri için eleştirel düşünce ve yaratıcılık artık bir standart olmaktadır. Çünkü toplumların düşünce üreten ve yaratan bireylere her geçen gün daha fazla gereksinimi olmaktadır. Bilim ve teknolojinin ürettiği malzemelerin kullanım ve tüketicinin işi daima kolaylaşmasına rağmen, tüm bireylerin teknolojik ve bilimsel çıktıları kullanırken düşünmeleri ve fikir üretmeleri birey ve toplum sosyo-ekonomisi açısından olduğu kadar toplumsal sorunların çözümü bağlamında da gereklidir (Tor ve Erden, 2004). Araştırmanın amacı, 6. Sınıf Sosyal Bilgiler dersinde teknoloji kullanımının öğrencilerin akademik başarılarına olan etkisini saptamaktır. Bu amaçla, 6 sınıf Sosyal Bilgiler dersinin 2. Ünitesi olan “Yeryüzünde Yaşam” ünitesinin 1. (Farklı ölçeklerde çizilmiş haritalardan yararlanarak ölçek değiştiğinde haritanın değişen özellikleri hakkında çıkarımlarda bulunur), 2. (Konum ile ilgili kavramları kullanarak kıtaların, okyanusların ve ülkemizin coğrafi konumunu tanımlar), 4. (Haritalardan ve görsel materyallerden yararlanarak Türkiye’de görülen iklim türlerinin özellikleri hakkında çıkarımlarda bulunur) ve 5. (Haritalardan ve görsel materyallerden yararlanarak Türkiye’deki iklim tiplerinin dağılışında, konumun ve yeryüzü şekillerinin rolünü açıklar) kazanımlarını eğitimdeki en son teknolojik gelişmelerden biri olan bilgisayar ve Coğrafi Bilgi Sistemleri teknolojisinde hazırlanan harita modülleriyle işleyip öğrencilerin akademik başarıları incelenmiştir. Bu amaçla İzmir İlinden yapılan uygulamada deney ve kontrol grupları oluşturulmuş deney ve kontrol grubu son test akademik başarı ölçeği puanlarına ilişkin bağımsız gruplar t-Testi sonuçlarına bakılmış ve deney grubunun son test puanlarının (X ¯=22.95) ve (Ss=1.42), kontrol grubunun son test puanlarının (X ¯ =19.84) ve (Ss=1.66) olduğu görülmektedir. Deney ve kontrol grubu son test akademik başarı puanları arasındaki farkın anlamlı olduğu söylenebilir. Bu sonuç, Coğrafi Bilgi Sistemleri ile hazırlanan harita modüllerinin uygulandığı deney grubu ile müfredata göre işlenen ve materyal olarak ders kitabı kullanılarak ders yapılan kontrol grubunun akademi</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİGORTACILIK SEKTÖRÜNDE HİZMET KALİTESİNİN ÖLÇÜLMESİ VE ALGILANAN HİZMET KALİTESİ İLE BEKLENEN HİZMET KALİTESİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ: ANTALYA İLİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28057</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28057</guid>
      <author>Turan ŞENER</author>
      <description>Hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin, artan rekabette varlıklarını sürdürebilmelerinin en önemli yolunun kaliteli bir hizmet vermek olduğu düşünülmektedir. Müşterilerin bekledikleri hizmet kalitesi ile algıladıkları hizmet kalitesi arasındaki fark, işletmelerin kaliteli bir hizmet sunup sunmadıklarının ortaya konulmasını sağlanacaktır. Sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin hizmet kalitesinin ölçülmesi için gerçekleştirilen araştırma, Antalya ilinde faaliyet gösteren sigorta acentelerin özellikle yoğun rekabet yaşanan KASKO ürünü müşterileri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hizmet kalitesi ölçümünde yaygın olarak kullanılan SERVQUAL ölçeğinin sigortacılık sektörüne uyarlanması ile oluşturulan anket, Antalya ili merkezinde faaliyet gösteren sigorta acentelerinin kasko müşterine yüz yüze anket metodu ile uygulanmış ve kullanılabilir 367 anket formu elde edilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel teknikler ile değerlendirilmiştir. Bu araştırma sonucunda sigortacılık sektöründe beklenen hizmet kalitesi ile algılanan hizmet kalitesi arasında farklılık olduğu ortaya konulmuş ve KASKO müşterilerinin gelir düzeylerine göre hizmet kalitesi algılarında farklıklar olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SULTAN II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİ İKDAM GAZETESİ’NDE İSLAM BİRLİĞİ ÜZERİNE YAPILAN BAZI HABERLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28066</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28066</guid>
      <author>Veysel AKTO</author>
      <description>Bu çalışma, İslam Birliği düşüncesinin II. Abdülhamid’in devlet politikasındaki yerini göz önünde bulundurmak suretiyle İkdam Gazetesi’ndeki İslamcılığı ilgilendiren haberler incelenerek yapılmıştır. Böylece İslam Birliği politikasının o dönemki kamuoyunu nasıl etkilediği araştırılmak istenmiştir. Öncelikle II. Abdülhamid’in iç ve dış politikasında önemli bir yeri olan bu akımın kapsamı, dayanağı, uygulanabilirliği ve özellikle bu politikaya karşı yapılan dış müdahaleler üzerinde durulmuştur. Daha sonra basın yayının o dönemdeki durumu ve öneminden bahsedilerek İkdam Gazetesi’nin Türk basın hayatındaki yerine değinilmiştir. Ayrıca İslam Birliğini sağlama gayretleriyle ve İkdam Gazetesi’nin bu konudaki yayın politikasıyla alakalı genel bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızın temel unsuru olan 1876-1908 yılları arası İkdam Gazetesi’ndeki İslamcılıkla ilgili yapılan haberler ise Osmanlıca orijinal metinlerinden çevrilip yorumlanarak okuyucuya sunulmuştur. Böylece sadece Osmanlı Müslümanlarını değil, tüm dünya Müslümanlarını kucaklamaya çalışan Halife ve Emr’ül-Mü’minin olarak anılan Sultan II. Abdülhamid’in bu hedefe yönelik gayretleri gazete haberleri ile daha detaylı olarak incelenmiştir. Zira İstanbul’dan Singapur’a, Liverpool’dan Medine, Yemen, Girit ve Rusya’ya kadar oldukça geniş bir yelpazede birçok İslam birliği temalı aktivitede bulunulmuştur. Gerek maddi, gerek manevi yardımlara ve gerekse topyekün İslami kalkınmaya dayanan bu aktivitelerin kamuoyu oluşturmak için İkdam Gazetesi aracılığı ile halka duyurulması amacı temel konumuz olmuştur. Özellikle İslam Birliğinin yansımaları ve basın-yayının kamuoyu oluşturmada halk üzerindeki etkisi üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLARNET ÖĞRETİM YÖNTEMLERİNDE CARL BAERMANN VOLLSTÄNDİGE CLARİNET–SCHULE OP.63 EĞİTİM METODU ÜZERİNE ÇALIŞMALAR VE İNCELEMELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28054</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28054</guid>
      <author>Kaya KILIÇ</author>
      <description>Bir çalgının doğru bir şekilde öğrenimi sırasında en önemli sayılabilecek unsurlarından biri kullanılan kaynaklardır. Klarnet öğretim yöntemlerinde ve eğitiminde çalışma süreci çalgıyı doğru bir şekilde çalma açısından temel bir eylem olarak karşımıza çıkar. Her öğrencinin veya icracının çalışma tekniği ve gelişme süreci farklılık göstermektedir. Bu süreç içeresinde planlama, program, çalışma taktikleri, sabır, çalışma süresi ve düzeni önem taşımaktadır. Klarnet çalgısı için yazılmış olan Carl Baermann Op.63 numaralı Metodu, bu çalışma süreci içeresinde yol gösterici ve icracı için temel bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Baermann ‘ın Babasının Dünyaca ünlü klarnet virtüözü olması klarnet teknikleri ve zorlukları konusunda kendi metotlarını yazmasına kolaylık sağlamıştır. Bu makalede İncelenen Op.63 Metodu iki ayrı editör ve yayıncı şirket tarafından farklı sürümlerde basılmıştır. Sürümler arasındaki fark içerikte ayrıca belirtilmiştir. Metot toplam 190 sayfadan oluşmakta olup 3 bölüm olarak yazılmıştır. Bu bölümlerin hepsi kendi içinde farklı şekillerde çalışmalara ayrılmakta olup, icracının teknik ve müzikal gelişimine yol göstermektedir. İlk bölüm teorik yapı, ikinci bölüm hazırlayıcı gam çalışmaları, üçüncü bölüm ise günlük çalışma olarak adlandırılmıştır. Teknik zorlukları dolayısı ile yeni başlayan icracıların ilk bölümden başlamaları önerilmektedir. Bu çalışma klarnet öğrenci ve icracıları için önemli bir hazırlayıcı niteliğinde olup, klarnet eğitimine katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Ayrıca çalışmanın klarnet öğretim yöntemleri alanında yapılacak araştırmalara kaynak oluşturması ve klarnet icracılarına yardımcı olması bakımından önemli sayıldığı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YEME BOZUKLUKLARI TEDAVİSİNDE AİLE TERAPİSİ YAKLAŞIMI: BİR GÖZDEN GEÇİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27826</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27826</guid>
      <author>Safiya YILMAZ DİNÇ, Kemal KOÇHAN</author>
      <description>Yeme bozuklukları 80’li yıllarda genç kızlarda yaygınlığının artması sonucu ele alınan, özellikle 2000’li yıllardan sonra daha çok araştırılan bir psikiyatrik hastalık grubudur. Anoraksiya nervoza ve bulimiya nevrozayı da içine alan tanısı kolay olan, ancak tedavisi hala tartışılan bir tanı grubudur. Tedavide genellikle aynı anda birçok psikoterapi yöntemlerinden yararlanılsa da, bu terapi türleri arasında aile terapisinin etkinliği giderek daha çok fark edilmektedir. Beden imajı bozukluğu ile de alakalı olan yeme bozuklukları, daha çok ergenlik döneminde ortaya çıkmaktadır ve bu bozukluğun tedavi sürecine ailenin de dahil edilmesi son derece önemlidir. Bu literatür incelemesinin amacı yeme bozuklukları ve aile terapisi arasındaki ilişkiye yönelik yapılan araştırmaları inceleyerek bu alandaki öncelikleri ve yeme bozuklukları tedavisinde aile terapisinin etkililiğini belirlemektir. Literatür incelemesinde, incelemenin amacına uyan, 2005- 2015 yılları arasındaki 61 akademik çalışmanın bulguları değerlendirilmiş ve yeme bozukluğu ile aile terapisi arasındaki ilişkiye yönelik literatür bulguları gözden geçirilmiştir. Aile terapisinin yeme bozuklukları tedavisinde en iyi uygulama olduğu, bireyin anne-babası ile kurduğu ilişki biçiminin yeme bozuklukları üzerinde etkili olduğu, özellikle çocuk ve ergenlerin tedavisinde çok etkili sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Hatta aile terapisinin birçok terapiye kıyasla tedavide 2-3 kat daha başarılı olduğuna ulaşılmıştır.Yeme bozukluklarıyla mücadele etmek için geliştirilen en başarılı tedavi programları arasında aileye dayalı tedaviler yer aldığı için bu konuyla ilgili yapılan araştırmalar önemlidir. Yeme bozuklukluklarında aile terapisi yaklaşımının sıklığı ve etkililiği konusunda çok yönlü çalışmalar yapılması, aynı zamanda kısa süreli terapiler yerine aile terapisinin daha fazla kullanılması için, aile terapisinin etkililiğini ortaya çıkaracak daha derinlemesine çalışmaların yapılması önerilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ROC EĞRİSİ YÖNTEMİ İLE KESME PUANININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27980</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27980</guid>
      <author>Çiğdem Reyhanlıoğlu KEÇEOĞLU, Selahattin GELBAL , Nuri DOĞAN</author>
      <description>Farklı başarı düzeylerine ilişkin bir sınıflama yapabilmek için her düzeye ilişkin kesme ya da standart puanların ortaya konulması gerekmektedir. Farklı başarı düzeylerinin belirlendiği bu işlem standart belirleme olarak adlandırılır. Standart belirleme süreci bireylerin başarı düzeylerini ya da performans düzeylerini ayrıştırabilmek için son derece önemlidir. Her düzeyin birbirinden farklılaştığı noktanın belirlenmesi gerekmektedir. Bu açıdan kullanılacak olan standart belirleme yönteminin de iyi seçilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı, karmaşık, pahalı ve uygulaması zor olan geleneksel standart belirleme yöntemlerine, teknolojinin olağanüstü bir hızla ilerlediği günümüzde, kesme puanını belirlemek amacıyla ihtiyaç duyulan bu yöntemlerin alternatifini sunmaktır. Bu alternatif yöntemin bilgisayar ortamında uygulanmasıyla, objektif sonuçlara ulaşmak ve bu sayede bireylerin başarılı/başarısız ya da geçti/kaldı kararlarının verilmesinde geçerli ve güvenilir sonuçlar elde edebilmek bu çalışmada amaçlanmıştır. Bu çalışmadaki bulgular, Türkiye'de bulunan bir yüksek öğretim kurumundaki yabancı diller yüksek okulu bünyesinde, 2011-2012 güz döneminde, İngilizce hazırlık sınıfından muaf olmak isteyen 1708 öğrenciye uygulanan İngilizce muafiyet sınavının sonuçlarından elde edilmiştir. Öğrencilerin İngilizce hazırlık sınıfından muaf olabilmeleri için, bu sınavdan en az 65 puan almaları veya ulusal düzeyde yapılan dil sınavlarından en az 75 puan almaları gerekir. Ayrıca uluslararası sınavlardan kabul edilebilir puanlar muafiyet için yeterli bulunmaktadır. Buradaki 65 değeri kurumun iç ölçütünü, 75 değeri ise dış ölçütünü temsil etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ATATÜRK DÖNEMİ BAYINDIRLIK ESERLERİNDEN BİRİ: İSMET PAŞA (KÖMÜRHAN) KÖPRÜSÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28041</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28041</guid>
      <author>Yavuz HAYKIR</author>
      <description>Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin idarecileri, harap hale gelen vatanın her köşesini yeniden imar etmek için kolları sıvamıştır. Bu anlamda yaptıkları ilk işlerden biri ulaşım sektörünü yeniden düzenlemek olmuştur. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ekonomik ve siyasi sebepler başta olmak üzere savaş yıllarının verdiği tahribatın da etkisiyle düzgün bir ulaşım şebekesi bulunmamaktaydı. Cumhuriyet kadroları ülkeyi baştan başa dolaşacak şekilde bir demiryolu ve bu demiryollarına entegre olacak bir karayolu şebekesi inşa politikasını benimsemişlerdir. Kara ve demiryolları inşa faaliyetleri ile ülkenin iç bölgeleri liman şehirlerine bağlanmıştır. Cumhuriyet kadroları ayrıca şehirler, kasabalar ve köylerin birbirine entegre olması için büyük çaba sarf etmişlerdir. Yapılan bu inşa faaliyetleri içerisinde karayolu köprülerine büyük önem vermişlerdir. 1923 yılından itibaren ülkenin birçok bölgesinde büyük karayolu köprüleri inşa edilmeye başlanmıştır. Bu büyük karayolu köprülerinden birisi de 1932 yılında inşası tamamlanan ve ulaşım hizmetine sunulan İsmet Paşa (Kömürhan) Köprüsüdür. Köprü, Elazığ-Malatya vilayet sınırında bulunmaktadır. Atatürk döneminin önemli bir bayındırlık hizmeti olarak anılan bu köprü inşa edildiği dönemde kemer açıklığı uzunluğu itibariyle dünyada yedinci, Asya kıtasında ise birinciydi. İsmet Paşa (Kömürhan) Köprüsü’yle ilgili bu çalışmamızda, köprünün inşa amacı, bu köprünün inşa kararı, köprünün özellikleri ve köprünün açılış töreni hakkında bilgiler verilecektir. Bu çalışma arşiv kaynakları başta olmak üzere dönemin süreli yayınları ve birincil kaynaklar kullanılarak hazırlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


