






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2016 Sayı  51</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=588</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>KIRIM’DAKİ TÜRK VARLIĞININ TARİHİ GELİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28105</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28105</guid>
      <author>İbrahim TELLİOĞLU</author>
      <description>Kırım tarih boyunca Türklerin en yoğun olarak yaşadığı yerlerden birisidir. Kimmerleri Türk kabul eden görüşler dikkate alınırsa, bölgedeki Türk varlığını MÖ. VII. yüzyıldan itibaren başlatmak mümkündür. Kimmerlerden sonra İskit, Avrupa Hunları, Göktürkler, Hazarlar, Kıpçaklar, Altınordu ve Kırım Hanlarının hâkimiyeti altında kalan bölge kadim Türk yurtlarından birisi haline gelmiştir. 1783’te Ruslar tarafından ilhak edilen Kırım’daki Türkler göçe zorlandı, aynı zamanda farklı topluluklar yerleştirilerek bölgenin demografik yapısı bozuldu. 1944 sürgününde ise bölge tamamen Türklerden arındırılmaya çalışıldı. Ancak bütün bu yapılanlar, tarihî ve kültürel bakımdan Kırım’ın kadim bir Türk yurdu olduğu gerçeğini değiştiremedi.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AZINLIĞA GÖNDERİM VE ERİŞİM ÇAĞINDA, BİR ÇEVİRİ TÜRÜ OLARAK SESLİ BETİMLEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28116</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28116</guid>
      <author>Mümtaz KAYA, Ayşe Şirin OKYAYUZ</author>
      <description>Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi gibi uluslararası girişimler, engellilerin sorunlarını merkezlerine alan sivil toplum kuruluşlarının ve derneklerin yaygınlaşması ve dikkat çeken faaliyetlerde bulunmaları sayesinde, azınlığa gönderim ve engelli kişiler için medyaya erişim konuları önem kazanmıştır. Bu gelişmeler ışığında, çeviribilimde görme ve/ya işitme engellilere yönelik çeviri türleri geliştirilmiş ve Türkiye’de de uygulamaları başlamıştır. Ancak, günümüzde, dünyanın birçok ülkesinde araştırılan ve bilimsel çalışmalara konu olan sesli betimleme, işaret diliyle görsel-işitsel çeviri, işitme engelliler ve işitme zorluğu olanlar için altyazı çevirisi gibi çeviri türlerinin, Türkiye’deki örneklerinin ve bu konudaki çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Bu çeviri türlerinin ve bu konularda araştırmaların yaygınlaşması ise, ancak bilgilendirme ve bilinçlendirme ile sağlanabilir. Söz konusu çalışmanın ilk bölümünde, özellikle sesli betimle üzerinde durulumuştur; uluslararası kuruluşlarda, yasal çerçeve içinde erişim haklarına değinen belgeler sonucunda medya organlarında yapılan değişikliklere, getirilen yeniliklere ve bu çeviri türlerine kısaca değinilmektedir. İkinci bölümde ise, sesli betimlemenin tanımı yapıldıktan sonra, sinema, tiyatro, opera, müze, futbol sahaları, akıllı telefonlar, DVD gibi faklı ortamlardaki uygulama örnekleri üzerinde durulmaktadır. Aynı bölümde, sesli betimlemenin yöntemleri, esasları ve diyalogların aktarımı ya da kültürel ögelerin açık ve anlaşılır bir biçimde sunulması gibi zorluklar üzerinde durulmaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, Türkiye’de sesli betimle çalışmalarıyla ilgili, 2006’da üretilen ilk örneklere değinilmekte ve bu alanın gelişmesi için dernek, şirket ve kurumların önemli girişimleri hatırlatılmaktadır. Sonuç bölümünde ise, medyaya erişim ve engelliler için erişim konusunda dünyada ve Türkiye’de yürütülen çalışmalara değinilmektedir. Bu alanla ilgili dünyanın farklı ülkelerinin üniversitelerinde yürütülen çalışmalara ve Türkiye’deki üniversitelerin çeviri bölümlerinde, bu çeviri türünde eğitimin yaygınlaştırılması için bazı önerilere yer verilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE ÖĞRETMENİ ADAYLARININ TEKNOLOJİK PEDAGOJİK ALANBİLGİSİ ÖZ-GÜVEN ALGILANININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28124</guid>
      <author>Fatih YILMAZ, Ensar YILDIZ</author>
      <description>Günümüzde teknoloji hızla gelişmekte ve yayılmaktadır. Teknoloji yaşamımızın hemen hemen her alanını etkilemektedir. Eğitimde teknolojiden etkilenen alanlardan biridir. Bu yüzden teknolojiyi eğitime entegre ederek, nitelikli eğitim vermemiz gereklidir. Teknoloji ile birlikte birçok yeni yöntem ve teknik ortaya çıkmıştır. Bu yöntem ve teknikler sayesinde öğrenci bilgileri daha kalıcı bir şekilde öğrenebilmektedir. Ancak teknolojiyi eğitime entegre etmek için öğretmen adaylarına yeterli düzeyde gelişen teknoloji hakkında bilgi verilmeli, öğrendiği bu bilgiyi uygulamaya geçirebilme becerileri öğretilmeli ve öğretmen adaylarının teknolojiye karşı olumlu bir bakış açısı geliştirmeleri sağlanmalıdır. Bu çalışma, Türkçe Öğretmeni adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisine (TPAB) ilişkin özgüven algılarını cinsiyet ve sınıf düzeylerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada tarama (survey ) modeli uygulanmış, 2015- 2016 bahar yılı döneminde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği programında, 1., 2., 3. ve 4. sınıf düzeyinde okuyan 139 öğretmen adayı katılmıştır. Veriler, Graham vd. (2009) tarafından geliştirilen ve Timur ve Taşar (2011) tarafından Türkçe ’ye uyarlanan ‘’ Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi Öz-Güven Ölçeği (TPABÖGÖ)’’ ve araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu’’ kullanılarak toplanmıştır. Çalışma sonunda Türkçe öğretmen adaylarının Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi’ne yönelik öz güven düzeyleri yüksek çıkmış, tüm alt boyutlar arasında anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişki olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte ölçeğin alt boyutları arasındaki Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi’nde erkekler lehine bir farklılaşma tespit edilmiştir.. Türkçe öğretmen adaylarının öğrenim gördükleri sınıf değişkeni açısından öz güven düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sınıf değişkeni özgüven değişkenini etkilememektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞAM BOYU ÖĞRENME KAPSAMINDA TÜRKİYE RADYO TELEVİZYON KURUMU TARAFINDAN YAYINLANAN KAMU SPOTLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27954</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27954</guid>
      <author>Fatma ÜNAL, H. Altuğ TANCA</author>
      <description>Yaşamboyu öğrenme, toplumsal yaşamda sosyal, ekonomik, iktisadi, siyasal ve benzeri alanlarda bireylerin dünya düzenindeki yaşayışlarını şekillendirmeyi hedefler. Bireyin bu yapıya entegrasyonunu sağlamak yaşamboyu öğrenme konuları içerisindedir. Bunu sağlamak için bireylerin farkındalık yapısını etkileyecek çeşitli araçlar ve materyaller kullanılmaktadır. Kamu spotları bu materyallerden biridir. Kamu spotları; kamu yararına bilgilendirici, ikna edici ve eğitici niteliği ile aynı zamanda yaşamboyu öğrenme kapsamında kitlelerin eğitimine/öğrenimine katkıda bulunmaktadır. Yaşamboyu öğrenmeye kamu spotlarının katkısının kapsamını ya da içerik yapısını, bu spotu hazırlayan/hazırlatan kurum ve kuruluşların kitlelere vermek istediği açık ve/veya örtük mesaj belirlemektedir. Bu araştırma Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından 2015 yılında yayınlanmış olan kamu spotlarının ayırt edici ve tematik özelliklerini ortaya çıkarmak, temalarına göre nasıl bir dağılım gösterdiklerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tarama modeline göre yapılan bu araştırmada toplam 123 kamu spotu ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilmiş, betimsel analiz yöntemiyle veriler analiz edilmiştir. Araştırmada, Türkiye’de 2015 yılında yayınlanan kamu spotlarının daha çok devlet eliyle kamu kurum ve kuruluşları tarafından hazırlandığı; en çok askerlik, eğitim, sağlık, bilinçlendirme temalarına yer verildiği; sloganlarda emir kipinin sıklıkla kullanıldığı ve ortak bir “biz” dili oluşturulmaya çalışıldığı, vatandaşlık görev ve sorumluluklarına yönelik bilgilendirme ile bilinçlendirme amacının yaşam boyu öğrenme kapsamında ön plana alındığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Kamu spotlarındaki bilgi, beceri, değer ve sosyo-politik tutumların incelenmesi gerekliliği önerisi sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ADALET VE KALKINMA PARTİSİ’NİN SİYASAL HALKLA İLİŞKİLERİNDE BASKIN TEMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28090</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28090</guid>
      <author>Hakan AYDIN</author>
      <description>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra tek başına iktidara gelmesi, ağırlıklı olarak uzun süren koalisyonlar döneminin biriktirdiği karamsarlık ve umutsuzlukla ilişkili olsa da süregelen kesintisiz iktidar sürecini, başarıyı dolayısıyla halkın desteğini getiren siyasal halkla ilişkiler stratejilerinin doğası anlaşılabilir kılmaktadır. Nitel bir karakter taşıyan çalışmada, online araştırmalara ve basılı incelemelere dayanarak, bu stratejilerin doğası, başarıyı getiren söylemin ‘Demokrasi ve Özgürlükler’, ‘İstikrar ve Kalkınma’ ve ‘Sosyal Politikalar’ alanlarındaki görünümleri üzerinden incelenmiştir. Parti’ye oy verme gerekçelerini çeşitlendiren ve ‘bizlik’ bağını inşa eden bu temaların önemi, iktidar sürekliliğinin bir unsuru olarak işlevselleşmesinden kaynaklanmaktadır. Söz konusu temaların Parti ile seçmen arasında bağ kurma niteliği, ‘bizlik’lerin taşıyıcısı konumundaki mesaj kurgularıyla sağlanmakta, kurulan özdeşlik ise seçmeni oy vermeye ikna etme ve yönlendirme gereksinimine karşılık gelmektedir. Başarıyı getiren söylemin temasal görünümleri, siyasal hakla ilişkilerin medya, imaj ve bilgi/enformasyon yönetimi eylemlerine nihayetinde tüm siyasal iletişim uygulamalarına yönelik genel bir bağlam oluşturmuş, siyasal hakla ilişkiler çalışmalarının sürekliliğini sağlayarak yönetimsel karakterini güçlendirmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALMANCADA VE TÜRKÇEDE BİR ORGAN İSMİ OLARAK “DİL” İLE OLUŞTURULAN DEYİMLER - KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ -</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28109</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28109</guid>
      <author>Hasan YILMAZ</author>
      <description>Türkçe ve Almancanın farklı kültürel geçmişleri, sözdizimsel farklılıkları, kelime hazinelerinin birbiriyle tam olarak örtüşmediği, birbirinden farklı sessel özelliklere sahip oldukları gibi nedenlerden dolayı birbirlerinden farklı iki ayrı dil olduğu inkâr edilemeyecek bir gerçekliktir. Dolayısıyla dünya üzerinde farklı diller vardır. Her bir dilin kendi tarihi süreci içerisinde edindiği birikimleri söz konusudur. Deyimler de bu tarihi akış içerisinde yüz yılların birikimi neticesinde oluşan ve bir dili zenginleştiren dil hazinesi içerisinde yadsınamayacak önemde bir yeri olan söz öbekleridir. Her bir dil sosyolojik bir süreç içerisinde şekillendiği ve zenginleştiği için, dillerin bire bir örtüşmesi beklenemez. Bu genel kural deyimler için de geçerlidir. Dili akıcı bir şekilde kullanmanın somut göstergesi olan bu söz öbekleri içinde yer alan ve “dil” organ adıyla teşkil edilen deyimler, bu çalışmamızda Almanca ve Türkçe dilleri açısından mercek altına alınmıştır. Almancada organ adı olan “Zunge” kelimesi ve lisan anlamında kullanılan “Sprache” kelimesi deyimlerde bariz bir şekilde ayırt edilebilirken, Türkçemizde her iki kelime de çoğunlukla “dil” olarak tercüme edilebildiği için, sesteş olmaları dolayısıyla bu iki kelimeyi ayırt edebilmek pek de mümkün olmamaktadır. Bu gerçekten hareketle bu çalışmada, Almancada organ ismi olarak kullanılan “Zunge” sözcüğü ve bunun karşılığında “dil” olarak Türkçeye aktarılabilen sözcükle oluşturulan deyimler, her iki kültürde hangi bağlamlarda kullanılabildiğini gösteren açıklamalarla sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BUKET UZUNER’İN UZUN BEYAZ BULUT GELİBOLU ROMANINDA YAPI VE İZLEK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28042</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28042</guid>
      <author>M. Fatih KANTER</author>
      <description>Türk edebiyatının yaşayan kadın yazarlarından Buket Uzuner, modernden postmoderne geçiş sürecindeki edebiyatın temsilcilerindendir. Uzuner, toplumsal olayları ve olguları gelenekselden evrensele doğru taşıma arzusundadır. Bu arzunun odak noktası ise kadın merkezli bir bakış açısıyla şekillenir. Geleneksel değerlerin bireyleri ve toplumları evrensele taşımada aracı olacağını imleyen bu bakış açısı, kimlik sorunundan çevre sorunlarına kadar geniş bir daireyi kapsar. Böylelikle yazar, yerel bir olay örgüsü içerisinde bile insani özü yakalayarak tüm insanlığa mesaj vermeyi amaçlar. Buket Uzuner’in Uzun Beyaz Bulut Gelibolu adlı romanı 15 yıl içerisinde 53 baskı yapar. Temelde Çanakkale Savaşı odaklı olan eser, cepheden ziyade cephe gerisini ve evrensel olanı yakalama arzusundadır. Savaşın yaşandığı an içerisindeki öfkenin, kinin ve nefretin peşinde olmayan eserde savaşın insanlığı nasıl ve neden tehdit ettiği üzerinde durulur. Bu nedenle insanların kutsal değerleri üzerinde oluşturulan algının aslında emperyalizm, sömürgecilik, modernizm, yeni pazar arayışları ve tüketim gibi kavramların altında yattığı gerçeği de gözler önüne serilir. Bu nedenle eserin savunduğu tez “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” cümlesi üzerinde şekillenir. Eserde Çanakkale Savaşına katılan kahramanların ve onların soyundan gelen insanların tarih bilinci de sorgulanır. Bu sorgulama sırasında hem bireysel hem de toplumsal bir kimlik arayışına dikkat çekilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTA OKUL 7. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN CANLILARDA ENERJİ KAVRAMIYLA İLGİLİ BAZI KAVRAM YANILGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27975</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27975</guid>
      <author>Sami OLUK, Esin OLUK</author>
      <description>Bu çalışmada orta okul 7. sınıf öğrencilerinin canlılarda enerji kavramıyla ilgili bazı kavram yanılgılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İzmir Bornova ilçesindeki orta okullarda öğrenim gören 427 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından geliştirilen üç aşamalı Canlılarda Enerji İlişkileri Kavram Yanılgısı Teşhis Testi (CEKYT) ile toplanmıştır. 27 madddeden oluşan ölçeğin doğru cevaplara göre KR 20 değeri 0,62; KY-3 göre 0,66; pozitif sapma değeri % 22, 3 negatif sapma değeri ise % 4.2’dir. Araştırma sonucunda öğrencilerde, ekosistemin temel enerji kaynağı, bitkilerin temel enerji kaynağı, besin zinciri enerji kaynağı olarak kullanılan temel organik moleküller kavramına ilişkin kavram yanılgılarının olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KEMALİZMİN PROPAGANDA ARAÇLARI VEYA ARAÇSIZLIĞI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27959</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27959</guid>
      <author>Ahmet İLYAS</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı 1930’lardan itibaren hâkim ideoloji konumdaki Kemalizm’in Türk siyasal ve toplumsal hayattaki etkinliğini ortaya koymaktır. Çalışmada öncelikle Kemalizm’in bir ideoloji olup olmadığı, ardından kavramın ilk defa nerelerde kullanıldığı ve Kemalizm adına neler yapıldığı ifade edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca “izm”ler dönemi olarak değerlendirilen 1930-1945 yılları arasındaki ideolojilerin yayılma alanlarıyla birlikte ele alınarak Kemalizm’in kendini yürürlüğe sokma argümanlarına da genişçe yer verilmiştir. Çalışmanın eksenini, Kemalizm’in yayılma sahasında kullandığı araçların toplum üzerinde ne kadar etkili olup olmadığı oluşturur. Söz konusu araçlar değerlendirilirken, o dönemin hâkim siyasal, toplumsal ve kültürel iklimi içerisindeki seyrine de dikkat edilmiştir. Ayrıca sosyal bilimler alanında problematik unsurlar içeren Kemalizm’in ideolojik aygıtlarının toplumsal alt yapısına da değinilmiştir. Çalışmada disiplinler arası bir dikkat gözetilerek kapsam itibariyle bir konu bütünlüğü oluşturulmasına gayret edinilmiştir. Bu çalışmanın önemli taraflarından biri de diğer ideolojilerde olduğu gibi Kemalizm’in de eğitim, sanat ve müzik gibi kültürleme öğelerini kendi tanımları içerisinde nasıl kullandığına işaret etmektir. Ayrıca siyasal kültür içerisinde Kemalizm’i kökleştirme çalışmaları da tarihsel süreç içerisinde ele alınmıştır. Özellikle eğitim alanında Atatürk köşelerinin oluşturulması, Atatürk’ün ölüm yıl dönümlerinin resmileştirilmesi, onun adına romanlar, şiirler ve tiyatro oyunlarının yazılması önemli bir noktaydı. Bu noktadan yola çıkılarak Mustafa Kemal için sanat alanında heykellerinin yapılması, sokak, cadde ve bulvarlara onun adının verilmesi, Kemalizm’in somutlaştırılmasına yönelikti.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR BİLİM DALI OLARAK İLETİŞİM BİLİMLERİ ALANININ TÜRKİYE'DEKİ KONUSAL KAPSAM ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29855</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29855</guid>
      <author>Esmeray KARATAŞ , </author>
      <description>"Türkiye'de İletişim Bilimleri kuram ve kavram olarak pek ele alınan bir konu olarak karşımıza çıkmamaktadır. İletişim bilimleri ana bilim dalı ve iletişim bilimleri bilim dalı altında farklı alt konular işlenmektedir ancak iletişim bilimlerinin kuramsal ve kavramsal çerçevesini belirleyip, bu bilim alanının konu kapsamını anlamamıza yardımcı olacak çalışmalar bulunmamaktadır. Elbetteki bu durum biraz da iletişim bilimlerinin disiplinlerarası niteliğinden kaynaklanmaktadır. Ancak doktora düzeyinde eğitimi verilen bir bilim dalının kavramsal bir zemine ihtiyaç duyduğunu da göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de bir bilim dalı olarak İletişim Bilimleri alanını ve iletişim bilimleri kapsamında yer alan konuları incelemektir. Bu amaçla, Yüksek Öğretim Kurulu'nun çevrimiçi tez kataloğundan 154 doktora tezi incelenmiştir. Toplanan bilgiler istatistiksel sonuçlar elde etmek ve özet tablolar oluşturmak amacıyla excel programında çeşitli parametrelere göre analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda iletişim bilimleri alanında tamamlanan ilk tezin 1998 yılında olduğu, iletişim bilimleri alanında en fazla doktora tezinin Marmara Üniversitesi'nde yapıldığı ve iletişim bilimleri kapsamında en çok araştırılan konunun sinema olduğu ortaya çıkarılmıştır. Çalışmanın sonunda, bu alanda araştırma yapmak isteyen araştırmacılara öneri mahiyetinde, iletişim bilimleri alanında daha önce değinilmemiş veya az değinilmiş konu tespitinde bulunmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye'de iletişim bilimleri alanının konusal ve kavramsal çerçevesini belirlemeye yönelik daha fazla akademik yayına ihtiyaç olduğu değerlendirilmiştir. "</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ABDULLATİF SUPHİ PAŞA’NIN “HÂTEM-İ ŞERİF HATEM-İ NÜBÜVVET” ADLI MAKALESİNİN TAHRİC, TRANSKRİPSİYON VE TAHLİLİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28077</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28077</guid>
      <author>Alparslan KARTAL, Emine ÖZTÜRK</author>
      <description>12 Muharrem 1234’te (11 Kasım 1818) Mora’ya bağlı Trapoliçe kasabasında doğan Abdüllatif Suphi Paşa, son dönem Osmanlı devlet ricalindendir. Babası ilk Maârif Nâzırı Abdurrahman Sami Paşa’dır. Mısır’da müsteşarlığa kadar yükselen Suphi Paşa, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın vefatından sonra İstanbul’a dönmüştür. Evkaf, Maarif, Ticaret ve Maliye Nâzırlığı görevlerinde bulunmuştur. Arapça, Farsça, Fransızca ve Yunanca dillerini bilen Suphi Paşa entelektüel bir kişiliğe sahipti. Doğu edebiyatına ve Batı bilimine vakıf, faziletli, aynı zamanda şair olan Subhi Paşa Budapeşte, Bavyera ve Saksonya Bilimler akademileriyle Amerikan Maarif-i Şarkıyye Encümeni'nin ve 1863'ten beri Alman Doğu Derneği'nin üyesiydi. Zengin ve kıymetli bir kütüphanesi vardı. Ayrıca senelerin mahsulü olan eski sikke koleksiyonu gayet önemli ve meşhurdu. Osmanlı Devleti'nde meskûkat (nümizmatik) ilmiyle bilimsel usullere göre ilk meşgul olan kişi Abdüllatif Subhi Paşa'dır. Osmanlı Devleti'nde 8 Nisan 1874 tarihinde ilk Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi'nin çıkarılması ve Sanayi-i Nefise Mektebi ile İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin (Müze-i Hümayun) kurulması hep onun çabalarının sonucudur. Antika eserlere olan ilgisinden dolayı Arabistan’dan gelen eski eserlere de önem vermiştir. Hz. Peygamber’e (s.a.v) ait olduğu iddia edilen ve hatem-i nübüvvet, hatem-i şerif olarak da bilinen mühr-i şerife dair Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası’nda Abdüllatif Suphi Paşa’nın yazmış olduğu makale, bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Abdüllatif Suphi Paşa makalesinde öncelikle elinde bulundurduğu mührün, Rasulullah’a aidiyetini ispatlamak için hadis kitaplarında geçen rivayetlerden bazı numunelere yer vermiştir. Daha sonra bu konuda aklı iknaya yöelik bazı delilleri sıralamıştır. Öne sürdüğü delillerin alanın uzmanı ilim erbabınca tetkik edilmesi lüzumunu da belirtmiştir. Makalenin sonunda sahip olduğu mühr-i şerifi, müslümanların istifadesi için II. Abdülhamid Han’a teslim ettiğini de ifade etmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR YÖNTEM OLARAK C. WRIGHT MILLS’İN TOPLUMBİLİMSEL DÜŞÜN’ÜNÜ ÇÖZÜMLEMEK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28017</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28017</guid>
      <author>Berna FİLDİŞ</author>
      <description>C. Wright Mills ortaya koyduğu toplumbilimsel düşün yöntemi ile yaşadığı modern dünyayı ve zamanı anlamaya çalışmıştır. O, her bir bireyin içinde yaşadığı dönem ve toplum bağlamında hayatı doğru çözümleyebilmesinin önemine inanan bir sosyolog olarak, toplumbilimsel düşün yönteminin sistematiğini akademik dünyaya anlatmakla yetinmemiş, bu yöntemi kullanarak ortaya koyduğu sosyolojik çalışmalarla herkesin yaşadığı zaman ve mekâna dair bir farkındalık geliştirmesini sağlama gayreti içerisinde olmuştur. Bu bağlamda Mills’in toplumbilimsel düşün yöntemine içinde yaşanılan dünyayı anlamak kadar, herkes için anlaşılır kılmak sorumluluğunu yüklediği de görülmektedir. Toplumbilimsel düşün yöntemi içerik itibariyle çok boyutlu bir yapıya sahiptir: Bir taraftan Mills’in yaşadığı dönem Amerikan sosyolojisindeki yerleşik eğilimlerle hesaplaşmasını, diğer taraftan eleştirdiklerinin yerine koyduğu yeni bir çalışma biçimini kapsamaktadır. Yöntemin eleştiri boyutunda, 2. Dünya Savaşı sonrası Amerikan sosyolojisinde ana akım haline gelen Talcott Parsons’un yapısal işlevselciliği ile Paul Lazarsfeld’in deneyci/nicelci sosyoloji anlayışı vardır ve Mills pek çok açıdan sorunsallaştırdığı iki yaklaşım üzerinden toplumbilimsel düşün yönteminin ne olmadığını ortaya koymuştur. Ancak Mills, makroskobik ve moleküler tarz adını verdiği ve birbirini tamamlar bir biçimde kurguladığı iki yaklaşımla da kendi yönteminin çalışma prensiplerini detaylandırmıştır. Bu çerçevede makalemizde Mills’in toplumbilimsel düşün yöntemi, içerisinde barındırdığı mevcuda yönelik eleştiriler ve yerine önerilenler üzerinden çözümlenmeye çalışılacaktır. Amaç, Mills’in toplumbilimsel düşün yönteminin çağdaş sosyoloji literatüründe nereye konumlandığını ortaya koyabilmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLAHİYAT FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN PEDAGOJİK FORMASYON PROGRAMI KAPSAMINDA ALDIKLARI ÖTMG DERSİNİN ÖĞRETİM TEKNOLOJİLERİ VE MATERYALLERE KARŞI OLUMLU TUTUM GELİŞTİRMEYE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28019</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28019</guid>
      <author>Bilal YORULMAZ</author>
      <description>DKAB derslerinin verimli işlenebilmesi ve öğrencilerde derse karşı olumlu tutumların geliştirilebilmesi için öğretim teknolojileri ve materyallerin kullanımı önem arz etmektedir. Bu çalışma pedagojik formasyon sertifika programı kapsamında verilen Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme dersinin öğretmen adaylarının öğretim teknolojileri ve materyallere karşı tutumlarında olumlu bir değişime sebep olup olmadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi pedagojik formasyon sertifika programına kayıtlı 540 ilahiyat fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem ise bu evrenden basit tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen 107 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma, tek grup ön test-son test zayıf deneysel desen üzerine kurgulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre pedagojik formasyon sertifika programlarında bulunan ÖTMG dersi, ön test-son test puan ortalamaları arasında “genel materyal kullanımı”, “görsel materyal kullanımı”, “bilgisayar destekli eğitim” ve “üç boyutlu materyal ” alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılaşmalara yol açarken “görsel-işitsel materyal” ve “yazılı materyal” alt boyutlarında anlamlı farklılaşmalara yol açmamaktadır. Ölçeğin geneli dikkate alındığında da ÖTMG dersinin öğretim teknolojileri ve materyal geliştirmeye karşı olumlu tutumların oluşmasında etkili olduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİN İLE PSİKOLOJİ ARASINDAKİ İLİŞKİ BAĞLAMINDA “İD” KAVRAMININ KUR’AN VE İSLAM LİTERATÜRÜNDEKİ YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28136</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28136</guid>
      <author>Cüneyd AYDIN</author>
      <description>Günümüzde din ile psikoloji bilimi arasında yakın bir ilişkinin olmadığına dair yaygın bir görüş mevcuttur. Psikoloji bilimi tarihinin özellikle 20. yüzyıl ve sonrası dikkate alındığında bunu daha rahat anlamak mümkündür. Ancak bu durum, insan için olmazsa olmaz görülen bu iki alanın hem birbirinden uzak durmasına veya yakın ilişki kuramamalarına hem de insanın ruhsal sağaltımında sağlayacakları faydaların görmezden gelinmesine yol açmaktadır. Aslında din ile psikoloji bilimi arasında yakın ilişkilerin kurulması, insanın ruh sağlığı için daha faydalı olacaktır. Bunun sağlanması için ise, iki alan arasındaki ortak noktaların bulunup insanların hizmetine sunulması gerekmektedir. Nitekim her insan hem psikolojik bir yapıya hem de belli bir inanç dünyasına sahiptir. Dolayısıyla insanda bir arada bulunan bu özellikleri, salt bilimsellik adına birbirinden ayrı tutmak veya değerlendirmek her iki alanın gerçek amaçlarına ters bir durum ortaya çıkarmaktadır. Yani, eğer bu iki alan muhteva ve birikimleriyle birbirine yardımcı olmazsa ne insanın psikolojik sağaltımında önemli düzeyde katkı sağlayabilir ne de bireysel dini yaşantının gerektiği gibi anlaşılması ve yaşanmasında etkili olabilirler. İşte bu makalenin amacı, din ile psikoloji arasındaki ortak noktalara bir örnek teşkil etmesi bakımından modern psikolojideki “id” kavramıyla İslam literatüründeki “nefs” kavramının karşılaştırmasını yapmaktır. Böylece bir yandan psikologların/psikiyatristlerin danışanlarına diğer yandan ise din hizmeti verenlerin bireylere daha faydalı hizmet vermeleri sağlanabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLK LATİN ABECELİ TÜRK DİLİ GRAMERİNİN DİL BİLGİSİ ÖĞRETİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ‘CODEX CUMANİCUS’UN LATİNCE DİL BİLGİSİ YAPRAĞI (64r, 64v)’</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28024</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28024</guid>
      <author>Elife KARADAĞ</author>
      <description>Tek nüshası (eserin İtalyan kısmı diye adlandırılan ilk 55 yaprağının bir kopyası Biblioteca Medicae Laurenziana Firenze’de bulunmaktadır ) Venedik’teki Biblioteca Nazionale Marciana’daki Codex Cumanicus, hem Türk dili tarihinde Kıpçakçanın en eski örneklerinden olması hem Türkler tarafından geleneksel olarak kullanılan yazıların dışında bir abece ile yazılmış Türk dili örneklerini ihtiva etmesi hem de Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi süreci açısından çok kıymetli bir eserdir. Defter, Latin (gotik) abeceli (İtalyan kısmı) Latince-Farsça-Kıpçakça ilki abece sırasına göre ikincisi tematik sözcük listeleri ile (Alman kısmı) Kıpçakça-Almanca sözcük listeleri, bazı Katolik ilahiler ve vaazların Kıpçakça tercümeleri ve bir yapraklık Latince (gotik yazı ile) Kıpçakçanın gramerini içerir. Bu bir yapraklık Latince dil bilgisi kuralları Türkçenin ilk Latin abeceli dil bilgisi olarak kabul edilir. Kurallar Türkçenin basit çekimlerini içerir ve devamındaki 65v-65r sayfalarında bu kurallara göre çekimlenmiş Latince-Kıpçakça misallere yer verilir. Modern dil öğretimi ilke ve yöntemlerine göre bu dil bilgisi kuralları geleneksel yaklaşım ile yöntemlerden dil bilgisi-çeviri yöntemine uygun düşmektedir. Bu makalede, Macar bilim adamı Géza Kuun’un 1880’deki Latince neşrinden 2015’te Mustafa Argunşah-Galip Güner tarafından yayımlanan eserin ilk Türkçe neşrine kadar üzerinde çokça yazılan Codex Cumanicus’taki mezkûr dil bilgisi yaprağı ilk defa Türkçe olarak neşredilecek ve modern dil öğretimi yöntemlerine göre değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİVAN ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİNİN ÇAĞDAŞ TÜRK EDEBİYATINDAKİ YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28141</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28141</guid>
      <author>Erol GÜNDÜZ</author>
      <description>Edebî metinlerde genel anlamda ele alınan konu, metnin yazılış amacı ve üslûbu, metnin türünün belirlenmesinde en önemli unsurlar arasında yer alır. Türler uzun deneyimler neticesinde ortaya çıkar. Her edebî geleneğin kendine has türleri vardır. Yaklaşık altı asır boyunca varlığını sürdürmüş olan</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESELLEŞMEYLE GELİŞEN YABANCILAŞMA KAVRAMI VE SANAT</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27991</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27991</guid>
      <author>Gökçen Şahmaran CAN</author>
      <description>Komünizmin çöküşü ile Berlin duvarının yıkılması sonrası kapitalist yapının hızlı teknolojik gelişim ile birlikte makineleşmiş sanayi sisteminin tüm dünyayı birleştirme durumu olan küreselleşmeyle birlikte postmodern toplumdaki birey kavramında önemli bir değişim olmuştur. Birey yeni kent hayatıyla beraber kendisini çok daha karmaşık bir yapı içerisinde bulmuştur. Birey bu yeni ve yabancı durum içerisinde kendisinde farklılık yaratma çabası içerisine girmiştir. Bireyin bu farklılaşma çabasının altında şüphesiz bireyin kendini arama çabası yatmaktadır. Çünkü birey artık yabancıdır. Yabancılaşma çağdaş psikolojide ve sosyolojide kişinin kendisine, içinde yaşadığı topluma, doğaya ve başka insanlara karşı duyduğu yabancılık hissi olarak tanımlanmaktadır. Özellikle sanayi sonrası kent yaşantısı sonucunda oluşan karmaşık toplumsal yapı, yabancılaşma kavramının oluşumunda etken bir role sahiptir. Bir diğer etken, küreselleşmeyle birlikte yeni kapitalist düzen ve teknolojik gelişimlerin getirdiği yeni sosyolojik paylaşım durumları, yabancılaşma kavramının son dönemdeki değişimlerinde tetikleyici faktörlerdir. Endüstri ve teknoloji sonucu ortaya çıkan bu modernleşme olgusu beraberinde savaşları, terörü, kaosu ve dolayısıyla bir kimlik bunalımını da beraberinde getirmiştir. Aynı zamanda kapitalizm güçlü bir ideolojik baskı süreci oluşturmuş ve sanatta da etkilerini gördüğümüz yıkıcı tepkilerin doğmasına neden olmuştur. Teknolojik yaşama karşı girişilen bütün bu başkaldırılar, teknolojik hayatın planlanmasında egemen olan sınıfın ideolojisine ve kültürüne karşı bir başkaldırıya dönüşerek sanata damgasını vurmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Birey, Yabancılaşma, Sanat</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONGLOMERLAR ÜZERİNDE KARSTLAŞMA: GÖLLER YAYLASI VE YAKIN ÇEVRESİ (KOZAN/ADANA)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28068</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28068</guid>
      <author>İsmail EGE</author>
      <description>İnceleme alanı, Akdeniz Bölgesi’nin Adana Bölümü’nde, Kozan İlçesi’nin kuzeydoğusunda kuş uçuşu 50 km uzaklıkta, Doğu Torosların Batı kesiminde yer almaktadır. Coğrafi koordinatları Enlem-boylam sistemine göre; Batı da 37°49'29"K enlemi ile 35°58'48"D boylamları, Doğuda ise 37°47'34"K enlemi ile 36°15'48"D boylamları arasındaki sahaya tekabül eden alanda yer almaktadır. Çoğunluğu KD – GB yönünde gelişmiş olan karstik şekiller Orta Torosların uzanışına paralellik arz etmektedir. Deniz seviyesinden 930-2230,4 m yükselti aralığında gelişmiş olan karstik şekiller Üst Miyosen yaşlı konglomeratik kireçtaşlarının hızlı karstlaşması sonucu oluşmuş şekillerdir. Karstik şekillerin oluşumlarında karstlaşmanın yanı sıra tektonik hatların da büyük bir etkisi söz konusudur. Çalışma alanının batı kesimi Göksu Fayı ve paralelleri, Doğu kesimi ise Misis-Göksun arasını şekillendiren (Özellikle Savrun Fayı) fayların etkisi ile şekillendirilmiştir. Bu bölgedeki karstik şekilleri diğer bölgelerdeki şekillerden ayıran en önemli özellik ise Mesozoyik ve Tersiyer yaşlı birçok formasyonu (Alt-Orta Miyoseni dahi) uyumsuz olarak örten Üst Miyosen yaşlı konglomeraların karstlaşması ile oluşmuş olmasıdır. Zira Paleozoyik, Mesozoyik, Tersiyer yaşlı kireçtaşları, Jipsler üzerinde ayrı ayrı karstlaşma şekilleri ve hızları söz konusu iken konglomeralar üzerinde de kendine has bir karstlaşma söz konusudur. Bu çalışma ile Göller Yaylası ve Yakın Çevresinde yer alan karstik şekillerden Lapyalar, Dolinler Uvalalar Polyeler ve Mağaraların Jeomorfolojik özellikleri ortaya çıkartılacaktır. Yine bu çalışma ile Miyosen Konglomeraları üzerindeki karstlaşma üzerinde durulacak, bölge karstik şekillere bağlı turizm potansiyeli ve arazi kullanım durumu açısından değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLK KÜREYEREL YAŞAM TARZI „LOHAS“: TRAKYA’DA BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28095</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28095</guid>
      <author>Mehmet Han ERGÜVEN, Aysel YILMAZ</author>
      <description>Bir kısım günümüz insanı yaşam tarzını „ya/ya da“ üzerine değil, „hem/hem de“ üzerine kurmaktadır. Bir taraftan günlük yaşamda akıllı evler, akıllı telefonlar gibi yüksek teknoloji kullanılırken diğer taraftan tüketilen gıdalarda seçici davranılmaya başlanmıştır. Bu bağlamda bilinçli tüketim alışkanlıkları ile üreticiyi yönlendirmek isteyen ilk küreyerel yaşam tarzı karşımıza çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu yeni küreyerel yaşam tarzına Lifestyle of Health and Sustainability (LOHAS – Sağlıklı ve Sürdürülebilir Yaşam Tarzı) adı verilmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de LOHAS’lığı benimsemiş bir kitlenin varlığından hareket edilmiş ve turizm açısından bu hedef kitleyi saptamak için bir özel ilgi turizm çeşidi olan gastronomi turizmi düşünülmüştür. Bunun için Trakya bölgesinde, Trakya Kalkınma Ajansı’nın (TRAKYAKA) destekleriyle 2013 yılında hayata geçirilen Trakya Bağ Rotası (TBR) işletmeleri örneklem olarak seçilmiştir. Toplamda 12 olan işletmelerden sekizinin sahibi ya da işletmecisi ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. TBR işletmelerinin müşterilerini nasıl algıladıklarının, onlara bakış açılarının, bulundukları destinasyonlarda onların yerinin ve öneminin ortaya koyulması bu çalışmanın amaçları arasındadır. Veriler, hermenoitik araştırma metodu ve betimsel analiz tekniği ile değerlendirilmiştir. TBR ve LOHAS’lar Türkiye’de henüz çalışılmamış konular oldukları için bu çalışma keşifsel bir araştırmadır. Çalışma sonucunda, Türkiye’de LOHAS yaşam tarzını benimsemiş bir kitlenin var olduğu görülmüş, bunların gastronomi turizmine yönelik talepleri olduğu saptanmış ve bunlarla ilgili geleceğe yönelik öngörülerde bulunarak öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBNİ HALDUN MODERNLİK VE MODERN SOSYOLOJİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28055</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28055</guid>
      <author>Metin GÜLTEKİN</author>
      <description>Modernite, kökeni Rönesans Hareketlerine giden, akılcı düşünce biçimine dayanan bir dünya görüşüdür. Sosyoloji ise akılcı düşünme biçiminin egemen olduğu zamanlarda ortaya çıkmış modern bir bilimdir. Amacı toplumun bilimsel yasalarını kavramak ve onu akılcı bir biçimde organize etmektir. İbni Haldun, geleneksel çağlarda yaşamış ve modern sosyolojinin kuruluşundan yaklaşık 450 yıl önce “ilm-i umran” olarak adlandırdığı toplum bilimini kurmuştur. Akılcı olamayan bir çağda, farklı bir paradigmaya dayalı olarak toplumun bilimini yapmak ilginç bir girişimdir ve onun modern sosyolojiyle karşılaştırması doğal olarak oldukça verimli sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Bu çalışma ile İbni Haldun sosyolojisinin ve modern sosyolojinin karşılaştırmasını yapmaya çalışılmış ve ana hatlarıyla şu sonuçlara ulaşılmıştır: Modernite ve modern sosyoloji özünde akılcı bir determinizme dayalıdır. Bu yüzden modern sosyoloji soyut bir toplum algısına sahiptir. Toplumlar tarihsel olarak ilerleyen tedrici farklılıklara sahiptirler; toplumların niteliksel farklılıkları kabul edilmez. Toplumsal teori ve toplumsal gerçeklik arasında bir mesafe bulunmaktadır. İbni Haldun sosyolojisi ise, toplumsal gerçekliği tarihsel, coğrafi, dinsel, sosyal, psikolojik, kültürel, ekonomik, siyasal vs. realiteleriyle birlikte ele alır. Soyutlamalara başvurmaz. İbni Haldun’a göre toplumun ontolojik bir doğası vardır. Onun doğasına uygun süreçler toplumu güçlendirir, aykırı süreçler ise onu zayıflatır. Her toplumu var eden ve ona etki eden çok farklı ve karmaşık nedenler vardır. Toplumlar doğal gerçekliği bağlamında döngüsel değişim yasalarına bağlıdırlar.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NİĞDE’DE ELMA GELENEKLERİ VE BİR TÜRKÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28081</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28081</guid>
      <author>Serenat İSTANBULLU</author>
      <description>Niğde ili, asırlardır çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış; tarihi, kültürel ve coğrafi dokusuyla geçmişten gelen kimliğini korumayı başarmış bir Orta Anadolu şehridir. Türkiye’nin elma üretiminde önemli bir paya sahip olan Niğde, yüzyıllardır bahçelerinde üretmekte olduğu bu meyveyi günlük yaşamına bir çok açıdan dahil etmiştir. Elma ile ilgili çeşitli oyunlar ve geleneklere sahip olan Niğde halkı, elmanın kabuğundan sandığına kadar bu meyveye bazı anlamlar yüklemiştir. Ancak halkın elma meyvesiyle böylesine iç içe olmasına rağmen Niğde’de elma üzerine yakılmış bir türkü yoktur. Bu araştırmada; Niğde’de elma meyvesi ile ilgili gelenekler, anlamlandırmalar, hikayeler ve oyunlar ortaya konulmuş; elma meyvesi hakkında ilk kez yazılmış olan beste formundaki “Elma Soydum Enine” adlı Niğde türküsü gelenek, söz unsurları ve müziksel özellikleri bakımından tanıtılmıştır. Sözü edilen türküyü tanıtmak ve bu türkü üzerinden Niğde ilinin elma üretimine, elma ile ilgili geleneklerine ve yörenin halk müziğine dikkat çekmek araştırmanın amaçları arasındadır. Araştırma sonunda, Niğde ilinde elma ile ilgili çok sayıda gelenek bulunduğu, bu geleneklerin büyük çoğunluğunun düğün, kız isteme ve eğlence merasimlerinde halen devam ettirildiği, elmanın yörede bol olması nedeniyle düğün, cenaze gibi birçok ortamda ikram edildiği; araştırmaya konu olan “Elma Soydum Enine” türküsünün sözel, geleneksel ve melodik açıdan Niğde türküleri ile bütünlük gösteren nitelikler barındırdığı sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKOKUL BİRİNCİ SINIF ÖĞRETMENLERİNİN 12 YILLIK KESİNTİLİ VE ZORUNLU EĞİTİM SİSTEMİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28016</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28016</guid>
      <author>Sevil FİLİZ, Şehide ARSLANHAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, ilkokul birinci sınıf öğretmenlerinin 12 yıllık kesintili ve zorunlu eğitim sistemi ile ilgili yaşamış oldukları sorunlara ve sorunlara yönelik geliştirmiş oldukları çözüm önerilerine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden biri olan olgu bilim deseni kullanılmıştır. Araştırma Adana ili Seyhan ilçesinde görev yapan toplam 22 ( 12 kadın, 10 erkek) ilkokul birinci sınıf öğretmeni üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veriler içerik analizi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; öğretmenlerin büyük bir kısmının 12 yıllık kesintili ve zorunlu eğitim sistemi ile ilgili olumsuz düşüncelere sahip olduklarını, okula başlama yaşının erkene alınmasının doğru bulmadıklarını, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkmasının olumlu olduğunu ancak, kesintili olmasının olumsuz sonuçlar doğuracağını düşündüklerini, bitişik eğik yazı yüzünden ilk okuma yazma sürecinde sıkıntı yaşadıklarını, yeni eğitim sisteminin öğrencilerin gelişim özellikleri dikkate alınarak hazırlanmadığını ve 12 yıllık kesintili ve zorunlu eğitim sistemine yönelik daha çok öğrencilerle ilgili sorunlar yaşadıklarını belirtmişler ve karşılaşmış oldukları sorunlara yönelik bitişik eğik yazının kaldırılması, okul öncesi eğitimin zorunlu olması ve okula başlama yaşının 72 aya çıkarılması önerilerinde bulunmuşlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE BİREYSEL VE İKİLİ GRUP ETKİNLİK PERFORMANS ALGILARI: KARŞILAŞTIRMALI DENEYSEL BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27902</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27902</guid>
      <author>Sibel SONMEZ</author>
      <description>Rekabet, insanların doğasında var olan ve çok farklı şekillerde ortaya konan bir özelliktir. Bazı araştırmacılar yaşamın bir sonsuz yarışmalar serisinden oluştuğunu düşünmektedirler. Beşikten mezara insanlar evde, boş zamanlarında, eğitim alanlarında ya da işlerinde diğer bireylerle yarışarak/rekabet ederek öne çıkarlar. Rekabet aynı zamanda okul öncesi eğitim kurumlarında çocuklar arasında da ortak bir olgudur. Bu çalışma okul öncesi dönem çocuklarının yarışmalı ve yarışmasız ortamlarda kendi performanslarını nasıl algıladıkları ve performanslarından memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İki ayrı deney, aynı hafta içinde iki ayrı günde uygulanmıştır. Bir okul öncesi eğitim kurumuna devam eden toplam 112 çocuk (61 erkek, 51 kız) çalışmaya katılmıştır. Çocuklar minumum 46, maksimum 73 aylık olup yaş ortalamaları 61.45±6.62 ay bulunmuştur. Çocuklardan rekabet olan ve olmayan ortamda bir kule yapmaları istenmiştir. Daha sonra yüz ifadeleri ve me</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’AN’DA HUDÛDULLAH KAVRAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28026</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28026</guid>
      <author>Yakup YÜKSEL</author>
      <description>Kur’an’î kavramlarla ilgili çalışmaların alanı günümüzde oldukça artmıştır. Şüphesiz bu sahada yapılan her çalışma, Allah Kelamı olan bu Kur’an’ı daha iyi anlayabilmek için iyi niyetle ortaya konulan çabalardır. Bu araştırmalar bir yönden ilmî alana katkı sağlarken diğer yönden de Allah rızasını kazanmaya matuf gayretlerdir. Ancak ilâhî kaynaklı olan bu Kitap’la ilgili çalışmaların sayısı her ne kadar artsa da bizzat kendi ifadesiyle denizler tükenir ama ondaki manalar asla tükenmez. Kur’an çalışmalarına mütevâzi bir katkı sağlamak amacıyla biz bu çalışmamızda Kur’an’da geçen hudûdullah kelimesiyle ilgili bir araştırma yapmayı hedefledik. Kur’an’da geçen “hudûdullah” kavramıyla ilgili bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu anlamda“hudûdullah” kelimesinin geçtiği âyetleri tespit etmek, kavramla ilgili konuları ortaya koymak çalışmamızın temelini oluşturacaktır. Dolayısıyla kelimenin anlam çerçevesini belirlemek, konunun eski ve yeni tefsir kitaplarında nasıl işlendiğini ele almak ve bu kelimeyle yakın ilişkisi olan diğer kavramlara işaret etmek makalemizde amaçlanan hedefler arsındadır. Bu çalışmamızın Kur’anî kavramlar konusunda yapılan diğer çalışmalar gibi alanına bir katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE COMPARISON OF THE ORIENTALISTIC VIEWS IN THE CONTEXT OF THE TEXTUALIZATION PROCESS OF THE QUR’AN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28118</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28118</guid>
      <author>Naif YAŞAR</author>
      <description>Yahudi ve Hristiyanlar, İslam Peygamber’ine (a.s.) ve Kur’ân’a, İslamiyet’in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren ilgi duymuşlardır. Yaklaşık hicri II. asırdan itibaren Kur’ân’a reddiyeler yazmaya başlamışlardır. İslamiyet’in uzak doğudan Avrupa’nın içlerine kadar yayılmasına paralel olarak Batı dünyasının İslam ile mücadelesi de çeşitlilik göstererek devam etmiştir. XVII. yüzyıldan itibaren Batılılar Müslümanlarla daha iyi mücadele edebilmek için Doğu’yu incelemeye, maddi ve manevi anlamda tanıyıp tanımlamaya ve yönetilebilir bir yapıya sokmaya çalışmıştır. Bu bağlamda kendilerini Doğu’yu incelemeye adayan ve “Doğu Bilimci / Oryantalist” olarak tanınan bir grup ortaya çıkmıştır. Müslümanların hem günlük yaşam hem de enlektüel hayatları için en önemli kaynağın ve dayanak noktasının Kur’ân olduğunu gören oryantalistler, Müslümanları zayıflatmak ve yönetilebilir hale getirmek için bu kaynak ile ilgili olarak yaptıkları çalışmalarda birçok şüphe ve hipotez ortaya atmış, fakat bu iddialarında kabul edilebilir bilimsel delillere dayanamadıkları için Kur’ân’ın kaynağı ve mevsukiyeti noktasındaki İslami kanıtları çürütememiş ve dolayısıyla Kur’ân’ın metinleşme sürecini yeniden inşa edememiştir. Biz de bu çalışmamızda temel olarak onların Kur’ân’ın metinleşme süreciyle ilgili görüşlerine dayanacak, lehte ve aleyhte olan hipotezlerini karşılaştıracağız. Görüşlerinin devamında ise konuyla ilgili kendi değerlendirmelerimizi verecek ve oryantalisttik düşüncenin arka planında yatan asıl nedeni göstermeye çalışacağız. Bununla beraber konunun daha iyi anlaşılması için oryantalizmin tarihine ve oryantalistlerin temel mantalitesine de kısaca değineceğiz.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ETKİN ÖĞRENME YAKLAŞIMINA GÖRE ALMANCA EMİR KİPİNİN ÖĞRETİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28135</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28135</guid>
      <author>Fatma KARAMAN</author>
      <description>Eğitim ve öğretimde her geçen gün meydana gelen yenilikler öğretmenlerin kullandıkları yöntem ve teknikleri sorgulamasını, çağın getirdiklerine uymayı ve öğrencilerin beklentilerine cevap vermeyi bir zorunluluk haline getirmiştir. Çünkü öğrenciler artık pasif bir alıcı konumunda değil kendi öğrenim süreçlerini yönlendirebilen, yaratıcı fikirler üretebilen ve etkili bir şekilde ders sürecinde rol alan bireyler haline gelmiştir. Bu bağlamda öğrenciye öz düzenleme yapma olanağı veren etkin öğrenme yaklaşımı devreye girmektedir. Etkin öğrenme öğrencinin öğrenme sırasında zihinsel yeteneklerini kullandığı bir yaklaşımdır. Etkin öğrenmede esas olan öğrencinin aktif olmasıdır. Bu çalışmada etkin öğrenme yaklaşımına göre Almanca emir kipinin uygulamalı öğretimi incelenmiştir. Çalışmada öncelikle etkin öğrenme yaklaşımının ne olduğu ve öğretim açısından faydaları açıklandı daha sonra anadilin hedef dilin öğrenilmesi ve öğretilmesine etkisi tartışıldı. Seçilen konunun yapısına göre öğrencilerin derse etkin katılımını sağlayan etkinlikler yaşama yakınlık ilkesi bağlamında düzenlenip uygulandı. Ders uygulamaları 2015-2016 Eğitim ve Öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Almanca Öğretmenliği lisans programında öğrenim gören 1. sınıf öğrencileriyle yapılmıştır. Örnek amacıyla öğrenci çalışmalarından bazıları çalışmaya alınarak açıklanmıştır. Uygulamalar sonucunda öğrencilerin derse aktif bir şekilde katıldığı görülmüştür. Öğrenciler etkinliklerle kendi öğrenme süreçlerini düzenleyip kendi ürünlerini hazırlamışlardır. Yapılan etkinliklerde öğrencinin, öğrendiğini günlük hayatta kullandığı bir öğrenme ortamı yaratılarak derse etkin katılım sağlanmıştır. Öğrenciler kendi öğrenmesini yönlendirerek öğrenme sürecini anlamlı hale getirmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRENCİLERİN MATEMATİK DERSİNDEKİ AKADEMİK BAŞARI VEYA BAŞARISIZLIK NEDENLERİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28115</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28115</guid>
      <author>Gülşah GEREZ CANTİMER, Sare ŞENGÜL</author>
      <description>Çalışmanın amacı, ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin matematik dersindeki akademik başarı veya başarısızlık nedenlerinin öğrencilerin kendi görüşleri açısından incelenmesidir. Öğrencilerin kendi başarı veya başarısızlık nedenlerini nasıl gördüklerinin var olan güçlü yanların veya eksikliklerin tespit edilmesi ve giderilmesinde önemli olduğu düşünülmektedir. Çalışma, 2015-2016 öğretim yılı güz döneminde Sakarya ilinde kolay ulaşılabilir örnekleme yönteminin kullanılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması olarak tasarlanan araştırmada çalışma grubunu 6. sınıf 36 öğrenci, 7. sınıf 19 öğrenci ve 8. sınıf 17 öğrenci olmak üzere toplam 72 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin matematik dersindeki başarı veya başarısızlık nedenlerini incelemek için araştırmacılar tarafından geliştirilen 4 açık uçlu sorudan oluşan bir görüş formu uygulanmıştır. Veri analizi sürecinde ise elde edilen veriler betimsel analiz ile incelenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; 6. ve 7. sınıf öğrencileri genel olarak başarı ve başarısızlık nedenlerinin kendilerinden, öğretmenden, dersten veya arkadaşlarından kaynaklandığını düşünürken, 8. sınıf öğrencileri bu nedenlerin daha çok kendilerinden veya dersten kaynaklandığını düşünmektedir. Öğrencilerin matematik dersindeki başarı veya başarısızlık nedenlerine yönelik ifadelerinde aile desteği veya sosyal çevrenin etkisi ile ilgili bir söylemin olmadığı görülmektedir. Bu faktörlerin de öğrenci öğrenmesinde aktif hale getirilmesiyle, öğrenci, aile, öğretmen ve çevre etkileşimiyle öğrenciye okul dışında da destek olunarak öğrencinin matematik öğrenmesinin önündeki engeller kaldırılabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL KURMACADA KONTRA-GERÇEK TARİHSEL ANLATIM: MICHAEL KLEEBERG’İN ALTERNATİF ALMANYA HAYALİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28127</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28127</guid>
      <author>İbrahim ÖZBAKIR</author>
      <description>20. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan radikal gelişim ve değişimlerden yazınsal türler içinde en çok roman etkilenmiş, dogmatik olmayan türlerden biri olarak sanatsal yaratmanın gelişimine koşut bir süreç yaşamıştır. Büyük anlatıların sonunun ilan edilmesi ve gerçeklere olan inancın sarsılmasıyla tarihsel anlatılar belgeye dayalı olma özelliğini yitirmeye başlamış ve tarih artık yazarın kurgusu olarak kavranır olmuştur. Yazın kuramcıları, tarihle romanın aynı yazınsal yöntemleri paylaştıklarını ortaya koymaya çalışarak, özellikle bu anlatı türlerinin benzerliğine dikkat çekmişlerdir. Tarihe ilgi duyan, tarihi kullanırken onu sorunsallaştıran postmodern roman, yazın ve tarih arasındaki bilindik sınırları da ortadan kaldırmıştır. Bu makalede, tarihe alternatifler üretirken, alternatif (kontra-gerçek) bir tarihsel gerçeklik sunan bu romanlardan biri olan Michael Kleeberg’in Ein Garten im Norden adlı yapıtında bunun nasıl gerçekleştirildiği gösterilmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DUYGUSAL EMEĞİN ÜRETKENLİK KARŞITI DAVRANIŞA ETKİSİ VE SOSYAL BAĞLILIK İLİŞKİSİ: ÇAĞRI MERKEZİNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28069</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28069</guid>
      <author>Sevda DEMİR, Ömer Okan FETTAHLIOĞLU , Tuba BIYIKBEYİ , Bilge GÜLER</author>
      <description>Duygusal emek örgüt çalışanlarının, duygularını örgütün belirlediği kurallar çerçevesinde yönetmesidir. Bir hizmet sektörü olan çağrı merkezlerinde, müşterilerle sürekli gerçekleştirilen telefon görüşmelerinde yaşanan stres ve gerginliğin, müşteriye yansıtılmaması için yüksek miktarda duygusal emek gösterilebilmektedir. Bireyler duygusal emekte hissettikleri boyuta bağlı olarak zamanla örgütlerine yabancılaşıp, üretkenlik karşıtı davranışlar göstermeye başlayabilirler. Üretkenlik karşıtı davranışlar temel olarak, çalışanların örgütün çıkarlarını göz ardı etmesi veya bu çıkarların korunmasına yönelik kötü niyetli davranma şeklinde ifade edilir. Bir sosyal varlık olarak insanlar çalışma hayatlarının yanı sıra örgüt içi ve örgüt dışı sosyal yaşantıları ile de sürekli uyum içinde olma mücadelesi içindedirler. Bu araştırmanın temel amacı çalışanların, iş yerinde yaşadığı bu olumsuz durumların sosyal bağlılıkları üzerindeki etkisini, duygusal emeğin üretkenlik karşıtı davranış üzerindeki etkisini ve bu kavramların sosyal bağlılık ile ilişkisini saptamaktır. Araştırmada SPSS paket program kullanılmış, korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma verileri, bir bankanın Türkiye’deki ana çağrı merkezindeki, 147 çalışana anket uygulanarak elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; duygusal emeğin üretkenlik karşıtı davranış üzerinde negatif etkisinin olduğu ve sosyal bağlılık ile anlamlı bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GADAMER’DE HAKİKAT KAVRAMI VE ANLAMADAKİ ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27985</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27985</guid>
      <author>Dilek DALMIŞ</author>
      <description>Öz Hakikat, herkes için önemli bir kavramdır. Her şeyi açıklayan bir yasa gibi ona ulaşmaya çalışırız. Ancak insan yaşamı söz konusu olduğunda tek bir hakikat değil, hakikatlerin varlığı söz konusudur. Çünkü insan bilinci; kendi tecrübeleri ile biçimlenirken, kendini bulduğu gelenekten de izler taşımaktadır. Dünyayla kurduğu ilişki ve onu anlama tarzı, öznel bir yorum olarak ilişkilerine yansımaktadır. Bu, insanın dünyaya attığı imzasıdır. Buna karşın modern dünya; yalnızca bilimsel akla dayalı, nesnel bir hakikat anlayışını temele almıştır. Böylece anlaşılabilen değerlerin yerine ölçülebilen değerler yerleştirilmiştir. Oysa sonlu insan dünyasında anlamak ve anlaşılmak, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Kendi bilincinden ve ortak bilinçten uzaklaşarak yalnızlaşan insanın bu ilişkiyi yeniden kurması için hermeneutik refleksiyona ihtiyacı vardır. Bunun için de tek bir hakikate dayalı düşünme biçimlerinden vazgeçerek anlamaya açık olmak gerekmektedir. Gadamer, anlamada önyargı ve geleneğin önemini vurgularken, hakikatin sabit bir şey değil, konuşmada ortaya çıkan bir şey olduğunu öne sürmektedir. Anlama başladığı anda yorumlama başlamaktadır. Kişisel ufkumuz, içinde yaşadığımız gelenek içinde şekillenirken, yorumlamamızı da belirlemektedir. Anlama edimi, aynı zamanda başkasını tecrübe etmektir. Yanlış anlamada dahi bir uzlaşma varken, yorumların öznelliği anlamaya engel değildir. Her kişisel ufuk, başka ufuklara da açık olmalıdır. Hermeneutik refleksiyon, bunu gerektirmektedir. Yabancılaşmanın ve çatışmaların çözümü de burada bulunmaktadır. Bu nedenle Gadamer için hermeneutik, artık her alana uygulanabilecek bir pratiktir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’YE YÖNELİK DOĞRUDAN YABANCI YATIRIM AKIMLARI GERÇEKTEN YARARLI MI?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28126</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28126</guid>
      <author>Soner UYSAL</author>
      <description>Gelişmekte olan ülkelerin elde ettikleri gelirlerin düşük olması, tasarruflarının ve dolayısıyla yatırımlarının düşük olmasıyla sonuçlanan bir döngüye sebep olmaktadır. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler tasarruf kapasitelerinin üzerinde yatırım yapmak ve daha hızlı büyümek amacıyla yabancı sermayeyi kullanmaktadırlar. Uluslararası sermaye hareketlerinin tümü dikkate alındığında ise doğrudan yabancı yatırım (DYY)’ların portföy yatırımları ve diğer yatırımlara nazaran daha avantajlı olduğu belirtilmektedir. DYY akımları Neo – liberal politikaların popülerlik kazandığı 1980’li yıllardan sonra dünya çapında önemli ölçüde artış göstermiştir. Küreselleşme süreci ile birlikte çok uluslu şirketlerin sayısı artmış, faaliyet alanı genişlemiş ve yönettiği sermaye miktarı da devasa boyutlara ulaşmıştır. Nitekim 1980’li yılların başından itibaren dışa açık politikalar izleyen ve 1989 yılında da sermaye hareketlerinin önündeki engelleri tamamen kaldıran Türkiye, devasa boyutlara ulaşan bu sermayeyi yönetenlerin yatırımda bulunduğu ülkelerden birisi olmuştur. Peki diğer uluslararası sermaye hareketlerine göre daha avantajlı olduğu belirtilen DYY’ların dezavantajları var mıdır ve Türkiye’ye yapılan DYY’lar gerçekten yararlı mıdır? Bu çalışmada ilgili sorulara DYY’ların birleşmeler ve satın almalar bazında, sektörel açıdan ve teknolojik düzeyde izlediği seyirler incelenerek cevap aranmıştır. Analiz sonuçlarına göre Türkiye’ye yönelik DYY’lar 2000’li yıllardan sonra özelleştirmeler de dahil olmak üzere çoğunlukla birleşmeler ve satın almalar şeklinde gerçekleşmiştir. Sektörel açıdan bakıldığında DYY’lar özellikle finans sektörü olmak üzere hizmetler sektörüne yönelik yapısal bir dönüşüm geçirmiştir. Sanayi sektörüne yönelik yatırımların payı azalmaktadır ve sanayi sektörü içerisinde imalat sanayine yönelik yatırımlar da azalmaktadır. İmalat sanayinin teknolojik yapısı da düşük düzeyde yoğunlaşmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE PROSOSYAL DAVRANIŞLAR İLE İLGİLİ YAPILAN YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA TEZLERİ İLE MAKALELERİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28073</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28073</guid>
      <author>Ali ÖZCAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, okul öncesi dönemde prososyal davranışlar konusunda 2000-2016 yılları arasında Türkiye’de gerçekleştirilen yüksek lisans ve doktora tezleri ile makalelerin incelenmesidir. Bu araştırmada iki çalışma dışında konu olarak sadece Türkiye’deki okul öncesi dönem çocuklarının prososyal davranışlarına yönelik çalışmalar yer almıştır. Araştırma kapsamına alınan iki çalışma, Avustralya’nın Melbourne şehrinde yapılmasına rağmen, örneklem grubunun içinde okul öncesi dönemdeki Türk çocuklarının bulunması nedeniyle araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada 7 yüksek lisans tezi, 2 doktora tezi ve 6 makale çalışması incelenmiştir. Tezler ve makaleler, gerçekleştirildiği yıla, araştırmanın türüne, modeline, veri toplama araçlarına, yöntem ve örneklem grubuna, araştırmanın yapıldığı illere göre değerlendirilmiştir. Tezlere, Yüksek Öğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi’nden ulaşılmıştır. Makalelere ise, Google Scholar, Ulakbim-Dergi Park, Taylor&amp;Francis Online, Science Direct, Web of Science, Academic Search Complete ve ERIC indeksleri taranarak ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri epistemolojik doküman analizi yöntemi ile toplanmıştır. Yüksek lisans ve doktora tezleri ile makalelerin çalışıldığı yıla, kullanılan yöntem ve tekniklere göre dağılımında; frekans ve yüzde gibi betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre ülkemizde okul öncesi dönemde prososyal davranışlar konusunda yapılan çalışmalarının henüz beklenilen düzeyde gerçekleşmediği görülmüştür. Alana katkı sağlaması bakımından yüksek lisans ve doktora tezleri ile makalelerde prososyal davranışlar konusunun daha fazla yer alması gerektiği önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DÜĞÜN – DİYET – GELİN ÜÇLEMESİ ÜZERİNDEN KIRDAN KENTE GÖÇ OLGUSUNUN ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28139</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28139</guid>
      <author>Mehmet Akif KARA</author>
      <description>Göç olgusu son yıllarda Ortadoğu bölgesinde yaşanan savaşın etkileriyle birlikte kamuoyu tarafından sıkça tartışılan bir konu haline gelmiştir. Göç üzerine akademik çalışmalar da bu noktada artmış ve göç olgusu cazibesini artırmıştır. Kırdan kente göç meselesi ya da “iç göç” diye adlandırabileceğimiz bu olgu uzun süredir tartışılan bir konudur. Bu mesele genel itibariyle kırsal yapının tasfiyesi, kapitalizmin eşitsiz gelişimi, kapitalist sisteme entegrasyon, iç savaş, yoksulluk gibi çeşitli değişkenler bağlamında ele alınarak tartışılmaktadır. Kırdan kente göç aynı zamanda kent(li)leşme, gecekondulaşma, kültür gibi konuları içeren bir biçimde de ele alınmaktadır. Bu çalışmada da disiplinler arası bir yaklaşımla sinema ve sosyal politika arasında bir bağ kurulacaktır. Dolayısıyla süreç, toplumsal gerçekçi sinema akımları arasında yer alan Ömer L. Akad’ın üçlemesi olarak bilinen filmler üzerinden anlatılacaktır. Kırdan kente göç olgusunun sonuçları olan işçileşme, kent(li)leşme ve gecekondulaşma olguları temel alınarak dönemin analizi yapılacaktır. Türkiye’de kırsal yapının çözülüşünün başladığı yıllar olarak değerlendirebileceğimiz “ulus devlet fikriyatının yerelleştiği dönemde” çekilen ve ülkemiz sinema tarihinin ilk “üçlemelerinden” birisi olarak tarihe geçen Düğün, Diyet ve Gelin filmleri üzerinden bir süreci anlama ve anlatma gayreti içinde olunacaktır. Çalışmada bahsi geçen filmler üzerinden kırdan kente göç olgusu, nedenleri ve sonuçları itibariyle kuramsal ve kavramsal düzeyde ele alınmış ve ardından filmlerin hikâyesi temel alınarak kapsamlı incelenmesi gerçekleştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL 8. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN T.C. İNKILÂP TARİHİ VE ATATÜRKÇÜLÜK DERSİNE KARŞI TUTUMLARI İLE AKADEMİK BAŞARILARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN FARKLI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28063</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28063</guid>
      <author>Ayşegül YILMAZER, Osman Kubilay GÜL</author>
      <description>Bu çalışmanın genel amacı; ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersine karşı tutumları ile akademik başarıları arasındaki ilişkiyi farklı değişkenler açısından incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu; 2014-2015 eğitim- öğretim yılında Sivas il merkezinde bulunan ortaokul kurumlarının sekizinci sınıflarında öğrenim görmekte olan 1000 öğrenci oluşturmaktadır. 8. sınıf öğrencilerinin TCİTA dersine karşı tutumlarını ve başarılarını çeşitli değişkenler açısından inceleyen araştırmada, veriler Yeşiltaş ve Yılmazer (2015) tarafından geliştirilen 23 maddelik TCİTA dersi tutum ölçeği ve 19 maddeden oluşan kişisel bilgi formu uygulanarak toplanmıştır. Veri toplama araçlarının uygulanmasından sonra elde edilen veriler IBM SPSS Statistic 23 paket programı kullanılarak bilgisayar ortamında istatistiksel işleme tabi tutulmuş; bu bağlamda verilerin frekans ve yüzde değerleri hesaplanmış, değişkenlerin durumuna göre aritmetik ortalama, sıra ortalaması, standart sapma, bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis, Mann Whitney U ve Tukey HSD testleri yapılmıştır. Yapılan analizlerle öğrencilerin TCİTA dersine ve öğretmenine yönelik tutumları farklı değişkenler açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; 8. sınıf öğrencilerinin TCİTA dersine yönelik tutumlarında cinsiyet, öğretmen cinsiyeti, dershane veya özel bir öğretmenden ders alma, öğretmenin derste kullandığı materyal, tarihi roman okuma, tarihi film izleme, kitap okuma sıklıkları, öğretmene yönelik tutumları, en sevdikleri ve en sevmedikleri ders değişkenine göre anlamlı farklılıklar gösterirken; anne-baba eğitim durumu, değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Bu değişkenler ile öğrencilerin başarıları arasındaki ilişki incelendiğinde ise öğrencinin cinsiyeti dışındaki bütün değişkenler ile aralarında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CARİ İŞLEMLER DENGESİ VE EKONOMİK BÜYÜME ARASINDAKİ İLİŞKİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ (2003-2015)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28076</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28076</guid>
      <author>Hakan ACET, Savaş ERDOĞAN</author>
      <description>Cari açık, bütün ülkelerde olduğu gibi Türkiye içinde çok önemli bir makroekonomik sorun teşkil etmektedir. Ayrıca cari açığın gayri safi yurtiçi hâsıla oranına ait değerin yüksek olması kriz için öncü gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu durumlar göz önüne alındığında cari işlemler dengesi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki iktisat literatüründe önemli bir yer teşkil etmiştir. Bu çalışmada, ülkemiz açısından güçlü ekonomiye geçiş sonrası cari işlemler dengesi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki çeyrek dönemler kullanılarak nedensellik ve VAR analizi yardımı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan veriler çeyrek dönem olması nedeni ile mevsimsel arındırmaya tabi tutulmuştur. Ayrıca zaman serisi içermesi nedeni ile değişkenlerin durağanlığı araştırılmıştır. %5 anlamlılık düzeyinde serilerin yalın halde durağan oldukları tespit edilmiştir. VAR yöntemi uygulamadan önce gecikme uzunlukları belirlenmiştir. Gecikme uzunluklarının belirlenmesi sonrasında, etki-tepki analizi yapılmıştır. Etki tepki analizinden sonra değişkenlerde meydana gelen değişmelerin yüzde kaçının kendisinden yüzde kaçının diğer değişkenden olduğunu ortaya koymak için varyans ayrıştırması yöntemi kullanılmıştır. Varyans ayrıştırması yöntemine göre, onuncu dönemde Cari işlemler dengesi %84,6 kendisinden, %15,4’ü ise ekonomik büyümeden, aynı şekilde ekonomik büyümenin onuncu döneminde %87’si kendisinden %13’ü ise cari işlemler dengesinden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak ülkemiz için ekonomik büyüme ile cari işlemler dengesi arasında %10 anlamlılık düzeyinde iki taraflı bir nedensellik ilişkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu durum iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koyan korelasyon katsayısında da kuvvetli bir şekilde ispat edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


