






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2017 Sayı  55</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=592</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ EĞİTİM KURUMLARINDA ÖĞRETMENLERİN FEN ETKİNLİKLERİNE, MATERYALLERE VE MEB 2013 PROGRAMINA YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28228</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28228</guid>
      <author>Havise GÜLEÇ, Fikriye HASESKİ DEMİR</author>
      <description>Okul öncesi eğitim; çocukların zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal yönden gelişimlerinin bireysel düzeylerine uygun zengin uyarıcı ortamlarda desteklenmesi, onları ilköğretime hazırlaması bakımından önemli bir süreçtir . Katılımcıların veri toplama aracında yer alan açık uçlu soruya verdikleri yanıtlar nitel paradigma doğrultusunda içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu araştırmada Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki TEGM’ne bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında bulunan okul öncesi fen eğitimine yönelik kaynakların ve materyallerin; durum tespitinin yapılması hedeflenmiştir. Ayrıca buna ek olarak okul öncesi fen eğitimi ile ilgili sınıf ortamlarındaki materyal ve kaynakların kullanılabilirliğinin tespiti açısından okul öncesi öğretmenlerinin görüşlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, tarama modeli kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmanın katılımcıları, 2014-2015 eğitim öğretim yılında Malatya ilinde yer alan okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapmakta olan öğretmenler arasından, tesadüfi örnekleme yoluyla seçilen 200 okul öncesi öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırmada toplanan veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen “Fen Eğitimi Anketi” ile elde edilmiştir. Söz konusu veri toplama aracı, uzman görüşü alınıp, pilot çalışma ile test edildikten sonra uygulamaya hazır hale getirilmiştir ve iç tutarlılığı 0.87 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların veri toplama aracında yer alan açık uçlu soruya verdikleri yanıtlar nitel paradigma doğrultusunda içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, örneklemde yer alan kurumlardaki fen merkezlerinin eğitsel materyal ve araç-gereçler bakımından MEB okul öncesi eğitim programında belirtilenlere kıyasla zayıf ve yetersiz olduğu, var olan materyallerin ise etkili ve verimli kullanılamadığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonunda ulaşılan sonuçlara dayalı olarak öneriler getirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YOGA JOURNAL VE YOGA JOURNAL TÜRKİYE DERGİLERİ ÜZERİNE ÇEVİRİ SOSYOLOJİSİ ODAKLI  BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29955</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29955</guid>
      <author>Naciye SAĞLAM , </author>
      <description>Emile Durkheim’ ın da belirttiği gibi her olgu sosyal bir olgudur; kavramlar ve kelimeler sosyal hayatın ürünü olarak karşımıza çıkarlar. George Orwell’in Hayvan Çiftliği kitabına atıfta bulunacak olursak , ‘tüm olgular sosyaldir ama çeviri  ‘daha sosyal bir olgudur’ denilebilir. Metaforik anlamda düşünüldüğünde, yaşamımızın birçok etkinliğinin ‘çeviri’ eylemi üzerine kurulu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Düşüncelerimizi dile, yazıya çevirmek, içtiğimiz suyu, yediğimiz yemeği sindirip boşaltım sisteminde çevirmek, okuduğumuz kitabı düşüncelerimize, ağacı mobilyaya, zihin gücünü harekete çevirmek, vücudumuzu dönüştürmek, her biri ve daha fazlası, çeviri kapsamına girebilecek faaliyetlerdir. Bireyi ve toplumu ilgilendiren her dönüşümün içerisinde çeviriye dair bir şeyler bulmak olası ve doğaldır. Bu çalışma, hem bireysel, hem sosyal bir eylem türü olan, beden ve zihne yoğunlaşan Yoga ile ilgili Yoga Journal dergisi ve çevirisi Yoga Journal Türkiye üzerinden, çevirinin çok boyutlu yapısı doğrultusunda, çeviri sosyolojisi kavramları çerçevesinde bir bakış geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede Yoga Journal dergisi ve Türkçe çevirisi Yoga Journal Türkiye, dergi editörü ve çevirmen ile yapılan anketler çerçevesinde değerlendirilmeye tabii tutulmuştur. Bourdieu’nün alan kavramının değişkenliğine vurgu yapılacak olursa, Yoga Journal  Türkiye  örneği ile alana giren kişilerin alanı sürekli bir yeniden oluşturmaya tabi tutarak alanı değiştirmeleri gösterilmeye çalışılmıştır.  Alımlanan kültürle içine yaratılan kültür arasında bir aracı rolü üstlenen Yoga Journal Türkiye ekibi, yalnızca alımlanan kültürden etkilenmemiş, iç dinamikleriyle içine yaratılan kültürde de hareketlenmelere sebep olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ TEKNOLOJİ KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFOR ANALİZİ YOLUYLA İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28166</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28166</guid>
      <author>Ayten ARSLAN, Raşit ZENGİN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Fırat Üniversitesi Fen Bilgisi Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğrenim gören öğretmen adaylarının teknoloji kavramına ilişkin algılarının metafor analizi yoluyla incelenmesidir. Araştırma, var olan durumun olduğu gibi ortaya konmasını amaçladığından betimsel nitelik taşımaktadır. Araştırma verileri, “Teknoloji …… gibidir, çünkü……” cümlesini içeren bir form aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasında nitel ve nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, araştırmaya gönüllü olarak katılan 2015-2016 öğretim yılında Fırat Üniversitesi Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalının 1,2,3 ve 4. Sınıflarında öğrenim gören 187 öğretmen adayı oluşturmuştur. Araştırmada 15 kişinin formu eksik veya yanlış doldurulduğu için değerlendirilmeye alınmamıştır. Katılımcı öğretmen adayları 115 farklı metafor üretmiştir. Bu metaforlara bağlı olarak öğretmen adaylarının “teknoloji” algıları farklı kategoriler altında toplanmıştır. Teknoloji kavramına ilişkin öğretmen adayları tarafından en çok sırasıyla, ‘‘sürekli değişip-gelişen bir süreç, ‘‘hem yarar sağlar hem zarar verir’’, ‘‘faydalıdır’’ ve ‘‘ihtiyaçtır’’ metaforları geliştirilmiştir. Ayrıca teknoloji kavramına yönelik geliştirilen metaforların ‘‘zarar verir’’ kategorisinde de yoğunlaştığı görülmüş olup, bu kavrama ilişkin eleştirel bir bakış açısının da olduğu sonucuna varılmıştır. Öğretmen adaylarının teknoloji kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforların çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediği ise uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edilmiştir. Kategorilere ilişkin sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda benzer çalışmaların ilköğretim ve ortaöğretim ile üniversitelerin farklı bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerle de yapılarak bütüncül bir bakış açısı kazandırılması gibi önerilere yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OLUMSUZ DAVRANIŞ ÖRNEKLERİ SERGİLEYEN ÖĞRENCİLERİN DİYALOG KURMA DÜZEYLERİ ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28195</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28195</guid>
      <author>Erhan GÖRMEZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, okulda veya sınıfta istenmeyen davranış örnekleri sergileyen öğrencilerin sınıf arkadaşlarıyla ve aile bireyleri ile olan diyaloglarının ne düzeyde olduğunu ortaya koymaktır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak gözlem ve görüşme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Olumsuz davranış örnekleri sergileyen öğrencilerin arkadaşlarıyla olan diyalogunun nasıl olduğunun tespiti için yapılandırılmamış gözlem yönteminden, öğrencilerin aileleri ile olan diyaloglarının ne düzeyde olduğunun tespiti için de yarı-yapılandırılmış görüşme yönteminden yararlanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Van ilinde bulunan ortaokullar içinden 32 ortaokul ve bu okullarda öğrenim gören 68 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrenci gözlemlerinden ve yapılan görüşmelerden elde edilen veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde; öğrencilerin genelde ekonomik durumu orta ve kötü düzeyde, babanın işçi annenin ise ev hanımı olduğu ve çekirdek bir aile yapısının olduğu bir ortamda yaşadıkları; aileleri ile diyaloglarının " bazen dayak yerim, annem ile diyalogum babamdan iyidir, babam ile diyalogum annemden iyidir, kardeşlerim/abilerim/ablalarım ile diyalogum kötüdür, evde kimse ile anlaşmam" gibi ifadelerin frekans değerinin yüksek olmasından dolayı istenilen düzeyde olmadıkları; öğrencilerin sınıf arkadaşları ile diyaloglarının sorunlu olduğu, sınıftaki arkadaşlarına küfür ve hakaret ettikleri, bu öğrencilerin genelde davranış bakımından kendilerine benzer kişilerle diyaloga girdikleri ve kız öğrencilere çok sık sataştıkları görülmektedir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN EĞİTİM ALANINDA WEB SİTESİ KULLANIMINA YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28240</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28240</guid>
      <author>Murat ÇALIŞOĞLU, Aylin ASLAN</author>
      <description>Gelişen bilgisayar ve internet teknolojileri hayatın her alanında olduğu gibi eğitimde de etkisini arttırmaktadır. Öyle ki bilgisayar ve internet eğitim ve öğretim süreçlerinin daimi bir ögesi olma yolunda gün geçtikçe değer kazanmaktadır. Eğitim sürecinin en önemli ögelerinden biri olan öğretmenler de internetin sağladığı imkânlardan faydalanabilmektedir. Alan yazın incelendiğinde de eğitim ve öğretimde web sitelerinden faydalanmaya ilişkin çalışmalara yer verildiği görülmektedir. Bu çalışmanın da amacı eğitimin daimi ögelerinden biri olan ve öğretmenlik mesleği içerisinde özel bir ihtisas alanı olarak kabul edilen sınıf öğretmenlerinin web sitesi kullanımına yönelik görüşlerini belirlemektir. Bu amaçla sınıf öğretmenlerinin meslekleri ile ilişkili olmak kaydıyla web sitelerini kullanıp kullanmama durumları, hangi web sitelerini sıklıkla kullandıkları, web sitelerini kullanma amaçları ve eğitim ve öğretimde web sitesi kullanımına ilişkin görüşleri araştırmacılar tarafından alan yazından hareketle hazırlanan açık uçlu sorularla tespit edilmiştir. Hazırlanan sorular alanında uzman kişilerden alınan görüşler doğrultusunda son şekli verilerek çalışma grubuna uygulanmıştır. Tarama niteliğinde olan bu çalışmada, çalışma grubunu Ağrı ilinde görev yapan sınıf öğretmenlerinden seçkisiz örnekleme ile belirlenen 90 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır. Bulguların sunumunda frekans ve yüzde değerlerinin de verileceği tablolardan faydalanılmıştır. Ayrıca öğretmenlerin cevaplarından seçilen bazı örneklere de aslına müdahale edilmeksizin çalışmada yer verilmiştir. Araştırma bulgularına göre, çalışma grubundaki öğretmenlerin tamamının eğitim-öğretimde birçok web sitesini sıklıkla kullandıkları belirlenmiştir. Öğretmenlerin eğitim-öğretimde web sitelerini örnek etkinlik indirme, ek- destekleyici kaynak olmak üzere farklı birçok amaçla kullandığı ve bu siteler hakkında olumlu ve olumsuz görüşlerinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın bu yönüyle alan yazına katkı sağlayacağına inanılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ ETKİNLİK KİTAPLARININ OKUMAYA HAZIRLIK ÇALIŞMALARI BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28242</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28242</guid>
      <author>YAKUP BALANTEKİN, Hülya KARTAL</author>
      <description>Bireyin gelişimi ve toplumsal uyumu açısından okuma becerisinin ayrı bir önemi vardır. Yazılı sembollerin anlamlandırılması olarak tanımlanan okuma, ilkokul döneminde kazanılan bir beceri olmasına karşın okumayı öğrenme süreci okul öncesi dönemde başlamaktadır. Bu nedenle okul öncesi dönemde yapılacak okumaya hazırlık çalışmaları yaşam boyu öğrenme kanallarından biri olan bu becerinin temelini oluşturmaktadır. Bu araştırmada okul öncesi dönem öğrencilerine yönelik hazırlanan kitaplarda okumaya hazırlık çalışmalarına yer verilme durumu incelenmiştir. Bu amaçla halihazırda okullarda yararlanılan son üç yılda basılmış yedi set örneklem olarak seçilmiştir. Araştırma doküman inceleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Üç okul öncesi öğretmeni, üç sınıf öğretmeni ve bir öğretim üyesi tarafından okumaya hazırlık çalışmalarına yönelik kazanımları belirlemek amacıyla ilgili program incelenmiş, kazanımlardan dördünün okumaya hazırlık çalışmalarına yönelik olduğu tespit edilmiştir. Araştırmacılar tarafından yapılan inceleme sonucunda kitaplarda ‘Görsel materyalleri okur.’ kazanımının dört göstergesinden üçüne; ‘Sözcük dağarcığını geliştirir.’ kazanımının altı göstergesinden ikisine; ‘Sesbilgisi farkındalığı gösterir.’ kazanımının altı göstergesinden dördüne ve ‘Okuma farkındalığı gösterir.’ kazanımının ise dört göstergesinden birine yönelik etkinliklere yer verildiği belirlenmiştir. Bu veriler ışığında kitapların hazırlanmasında ilgili programın kazanım ve göstergelerinin desteklenmesine yeterince özen gösterilmediği söylenebilir. Bu durumun yol açacağı eksikliklerin önlenmesi için kitaplar yayınlanmadan önce denetleyecek bir sistemin kurulması ve öğretmenlerin yararlandıkları kitapları inceleyerek varsa eksiklikleri tamamlamaları önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTAOKUL 7. ve 8. SINIF TÜRKÇE DERSLERİNDEKİ SÖZLÜ ANLATIM ETKİNLİKLERİNİN ÇEŞİTLİ AÇILARDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28247</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28247</guid>
      <author>Ömer KEMİKSİZ</author>
      <description>Temel dil becerileri anlama ve anlatma becerileri şeklinde ikiye ayrılır. Anlatma becerilerinden biri olan konuşma, günlük hayatta en sık başvurduğumuz dil becerilerindendir. Bu özelliğinden dolayı akıcı ve düzgün konuşmanın geliştirilmesi önem arz etmektedir. Konuşma becerileri denilince akla ilk gelen ders Türkçe dersleridir. Bu derslerde öğrencilerin sözlü ifade becerilerini geliştirmek için öğretmen kılavuz kitaplarda çeşitli etkinliklere yer verilmektedir. Kılavuz kitaplardaki yönergelerle bu etkinliklerin ne şekilde ele alınacağı öğretmenlere açıklanmaktadır. Bu araştırmada ortaokul 7. ve 8. Sınıf Türkçe derslerindeki sözlü anlatım etkinliklerinin seçilen konuşma konuları, kullanılan yöntem/ teknikler, konuşmaya hazırlık ve sunum türleri ile değerlendirme basamağına yer verilip verilmemesi bakımından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için her iki sınıf seviyesinden dörder olmak üzere toplam sekiz adet öğretmen kılavuz kitabı değerlendirilmiştir. Bu kapsamda 7. Sınıfta 101, 8. Sınıfta 101 olmak üzere toplam 202 tane sözlü anlatım çalışması, kılavuz kitaplardaki yönergelerden hareketle incelenmiştir. Elde edilen bulgular tablo ve grafikler ile sunulmuştur. Araştırmanın bulgularına sözlü anlatım etkinliklerinde ilişkilendirmeye dayalı, tanıtmaya dayalı ve metne dayalı konuşmalar şeklindeki konuların daha fazla kullanıldığı; etkinliklerde en fazla güdümlü, yaratıcı, kelime ve kavram havuzundan seçerek konuşma, en az ikna etme ve hafızada tutma yöntem/tekniklerine yer verildiği; etkinliklerin daha çok bireysel hazırlık ve sunum şeklinde gerçekleştirildiği; değerlendirme boyutunun etkinliklerde çok fazla yer almadığı, yapılan değerlendirmelerin ise daha çok öz değerlendirme şeklinde gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DERSLERDE TEKNOLOJİ KULLANIMINI VE FEN BİLİMLERİ DERSİNDE ANİMASYONLARI SEVİYORUM!</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28213</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28213</guid>
      <author>Nagihan TANIK ÖNAL, Dilara GÖLGELİ SÖNDÜR</author>
      <description>Hızla değişen ve gelişen dünyada teknoloji artık yaşamın her alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu alanlardan biri ise elbette ki eğitimdir. Ancak teknoloji entegrasyonu ile gerçekleştirilen bir eğitim için bu uygulamaların hedef kitlesi olan öğrencilerin ne düşündükleri son derece önemlidir. Bu nedenle bu çalışmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin teknolojiye yönelik tutumlarının ve bir teknoloji uygulaması olan animasyonların Fen Bilimleri dersinde kullanımı hakkında görüşlerinin araştırılmasıdır. Bu amaçla gerçekleştirilen araştırmaya 2016-2017 öğretim yılında Kayseri İli Tomarza İlçesinde bir ortaokulda öğrenim gören 113 öğrenci katılmıştır. Bu çalışma tarama modelinde desenenmiş betimsel bir çalışmadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Animasyon Görüş Ölçeği (AGÖ) ile Teknolojiye Yönelik Tutum Ölçeği (TYTÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizinde; yüzde ve frekans analizi gibi betimsel analizlerle birlikte bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), LSD testi ve korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Öğrencilerin her iki ölçekteki düzeylerinin “Tamamen Katılıyorum” düzeyinde olduğu bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara göre; öğrencilerin animasyon kullanımı hakkındaki görüşlerinin cinsiyet, aile durumu ve sınıf düzeyi değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Ancak öğrencilerin teknolojiye yönelik tutumlarında sadece sınıf düzeyi değişkenine göre anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra öğrencilerin animasyon kullanımına ilişkin görüşleri ile teknolojiye yönelik tutumları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİKKATİN YENİDEN TOPLANMASI AÇISINDAN ÖĞRENCİLERİN KAMPÜS ALGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28196</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28196</guid>
      <author>Asiye Büşra ŞİRİN AYVA, Çiğdem DEMİR ÇELEBİ</author>
      <description>Öğrenciler çalışma aralarında hem dinlenmek hem de çalışmak için uygun alanlara ihtiyaç duymaktadırlar. Araştırmalara göre doğayı izlemek ve doğaya maruz kalmak bireyler için iyileştirici olmaktadır. Öğrenciler yeşil alanlarda zaman geçirme ve yeşil alanları iyileştirici bulma eğilimindedirler (Liprini, 2014). Doğanın yanında, doğa görüntüleri içeren duvar kağıtları da öğrenciler tarafından iyileştirici olarak görülmektedir (Felsten, 2009). Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü’nde öğrencilere dikkatlerini yeniden toplamalarına olanak sağlayıcı bazı alanlar bulunmaktadır. Bu çalışma, öğrencilerin kampüs alanını dikkatin yeniden toplanmasına ne kadar elverişli olarak algıladıklarını incelemektedir. Fenomenoloji deseninin kullanıldığı çalışmada çevrimiçi bir ankete dayalı olarak veri toplanmıştır. Kampüs alanlarına ait, kısmen bina, tamamen bina, kısmen doğa ve tamamen doğa alanlarına ilişkin farklı fotoğraflar gösterilmiş ve öğrencilerin dikkati yeniden toplama bağlamında bunları değerlendirmeleri istenmiştir. Ankette her fotoğraf için dört kapalı uçlu soru ve ve öğrencilerin dikkati yeniden toplamaya elverişli kampüs alanıyla ilgili fikir ve önerilerini yazdıkları bir açık uçlu soru bulunmaktadır. Bu kapsamda, Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü’nde öğrenim görmekte olan 150 öğrenciden veri toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğrenciler binaların olduğu alanları dikkati yeniden toplama anlamında düşük potansiyele sahip olarak algılarken doğal alanları daha yüksek düzeyde dikkati toplamaya elverişli olarak algılamaktadırlar. Bu bağlamda, yeşil ve doğal alanların dikkati yeniden toplama amacıyla en çok tercih edilen alanlar olduğu sonucuna varılabilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARŞILIKLI AKTARIMLI ANLAMAYA DAYALI YEDİ SÜZGEÇ METODU (EUROCOMGERM) İLE İKİNCİ YABANCI DİL OLARAK ALMANCA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28227</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28227</guid>
      <author>Hüseyin ARAK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Batı Cermen dil ailesinden İngilizceyi L2 olarak öğrenenlerin L3 olarak Almanca öğrenirken yedi süzgeçten oluşan EuroComGerm metodundan yararlanarak olumlu transfer oranını nasıl arttırabileceğini ortaya koymaktır. Hem İngilizceyi köprü dil olarak kullanarak, hem de daha önce edinilen yabancı dil öğrenme deneyimini ve becerilerini karşılaştırmalar yoluyla geliştirerek dil öğrenme sürecini hem keyifli hale getirmek hem de kısaltmaktır. İngilizce ve Almanca arasındaki benzerlik ve farklılıkların sistematize edilmeye çalışıldığı EuroComGerm metodundaki işlemler dizisi yedi süzgeçte toplanmıştır. Çalışmada her üç dil karşılaştırmalı yöntemle ele alınmış ve yedi süzgeç stratejilerine üç dilli farklı örnekler verilerek somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Erek dil Almancayı öğrenmeye sıfırdan başlanılmaması öğrenenlerin hem motivasyonunu hem de hazırbulunuşluk düzeyini arttırıcı özellik göstermektedir. Süzgeçlerin etkili kullanılabilmesi için köprü dil İngilizceden etkin olarak yararlanmayı gerekli kılmaktadır. Bu nedenle yedi süzgeç stratejisi bağlamında olumlu transferlerin sayısını arttırmak amacıyla her üç dil (Almanca-İngilizce-Türkçe) karşılaştırmalı yöntemle örnek yapı ve cümleler üzerinden incelenmiştir. Karşılaştırmalı inceleme daha önce edinilen yabancı dil öğrenme becerileri, uluslararası sözcük dağarcığı, önekler, sonekler ve cümle dizilişleri gibi ortak kökenden gelen özelliklerden yararlanabilmenin kapılarını açmaktadır. Kendi kendine dil öğrenmeye ve öğretmeye yeni bir bakış açısı getirdiğini düşündüğümüz yedi süzgeçli EuroComGerm metodu yeni gelişmelere de açıktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ESKİCİL / ESKİCİLLİK KAVRAMLARI VE ÇUVAŞÇA ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28220</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28220</guid>
      <author>Elçin YILMAZKAYA</author>
      <description>Bugüne kadar yapılmış pek çok çalışmada eskicil/arkaik ve eskicillik/arkaizm kavramları farklı tanımlamalar ile karşımıza çıkar. Yabancı kökenli arkaik ve arkaizm terimlerine karşılık olarak Türk dilleri üzerine yapılmış çalışmalarda genellikle eskicil ve eskicillik terimleri tercih edilmiştir. Türk dillerini ele aldığımızda Halaçça, Türkmence, Yakutça gibi Çuvaşçanın da, Türk dilleri içerisinde en eskicil yapıları koruması ile özel bir yere sahip olduğunu görürüz. Bu özelliği ile Çuvaşça, ses, biçim, sözdizimi ve söz varlığı açılarından Türk ve Altay dillerinin yeniden kurulması için bize pek çok bilgi vermektedir. Bu bilgiler ışığında Ana ve İlk Türkçe ile Ana Altayca biçimlerin yeniden kurulmasında Çuvaşçaya sıklıkla başvururuz. Türk dilleri dışında Altay ve Fin-Ugor dilleri ile de ortak özellikler taşıyan ve Türk dilleri içerisindeki yeri uzun tartışmalar ile belirlenmiş olan Çuvaşça, Türk dil birliğinden ilk ayrılan dil olduğu için, en eski dönemlere ait izler taşır ve bu yönüyle de Türk dilinin kimi tarihsel sorunlarının çözümünde bize yol gösterir. Türk dillerinin tamamına baktığımızda eskicil olarak kabul edebileceğimiz kimi özelliklerin sadece Çuvaşçada korunduğunu görürüz. Bu çalışmada Çuvaşçanın diğer Türk dillerinde korunmamış olan özelliklerden hangilerini koruduğuna dair örnekler verilerek eskicillik/arkaizm ve eskicil/arkaik kavramları üzerinde durulmuş, bugüne kadar yapılmış çalışmalarda eskicilliğin nasıl ele alındığına değinilerek eskicillik için iki farklı bağlamda tanımlama yapılmış ve yine Çuvaşça üzerinden örneklendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİRİNCİL UZUN ÜNLÜLERİN GAGAVUZ TÜRKÇESİNDEKİ GÖRÜNÜMÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28140</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28140</guid>
      <author>Veysel İbrahim KARACA</author>
      <description>Türk dilinde asli uzunlukların düzenli olarak Türkmen, Halaç ve Yakut lehçelerinde korunduğu bilinmektedir. Bu çalışmada Türkçe sözcüklerdeki birincil uzun ünlüler, Gagavuz Türkçesinde uğramış olduğu ses değişmeleri ve ses olayları açısından ele alınacak ve bu ünlülerin Gagavuz Türkçesindeki ses bilgisi görünümleri üzerinde durulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK MAKAM MÜZİĞİ’NDE GÜNCEL “MEŞK” UYGULAMALARI: İTÜ TMDK ÇALGI BÖLÜMÜ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28200</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28200</guid>
      <author>Atilla Coşkun TOKSOY</author>
      <description>Müzik eğitimini sözlü aktarım geleneğine bağlı olarak sürdüren kültürler sıklıkla informal eğitim tanımlamaları içinde incelenmiştir. Ancak etnomüzikolojik çalışmalar pek çok coğrafyada müzik yazısı kaynaklı müzik eğitimi ile işitsel aktarıma dayalı müzik eğitiminin birlikte yer aldığını bununla beraber, informal müzik eğitimi olarak değerlendirilebilecek bazı örneklerin de kültürel bağlam içinde oldukça karışık ve sistemli yapılar halinde ilerlediğini göstermiştir. Merriam’da karışıklığın çoğu zaman batılı görüşe ait eğitim ve öğretim kavramlarından kaynaklandığını ve yerleşik kurumların yokluğunun eğitimin gerçekleşmediği ya da var olmadığı anlamına gelemeyeceğini vurgular. Bu görüş doğrultusunda sosyalizasyon sürecinin bir parçası olan müzik öğrenimi aile içerisinde veya usta-çırak ilişkisine bağlı olarak yürütülebilmektedir. Bu noktadaki en basit ve yaygın öğrenim biçimi ise taklide dayalıdır. Meşk, Türk Makam Müziği’nin yazılı belgeler yolu yerine geçmişten bugüne uzanan “ortak bir hafıza” yoluyla usta-çırak ilişkisi içinde aktarıldığı temel olarak taklide dayalı bir eğitim sistemidir. Türk Makam Müziği meşk zincirleri yoluyla yaklaşık beş yüz yıl boyunca nesilden nesile intikal etmiştir. Batılılaşma hareketlerinin de etkisiyle müziğin yazıya geçirilmesi ve basılı malzemeler yoluyla yayılması ise 19. Yüzyılın ortalarından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. 1976 yılında kurulan İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nın kurulması ile beraber Türk Makam Müziği akademik eğitiminde Arel-Ezgi-Uzdilek sistemi kullanılmaya başlanmış ve yaygınlaşarak yurt çapında kabul görmüştür. Müzik yazısı bu sistemin temel bileşenlerinden biridir. Bir diğer taraftan özellikle makamsal ifade söz konusu olduğunda, hafızadan öğrenme ve çalmanın eğitimdeki yeri günümüzün usta icracılarınca sıkılıkla vurgulanmaktadır . Bugün Türk Makam Müziği eğitim kurumlarının evrenini Türk Musikisi Devlet Konservatuarları oluşturmaktadır. Bu araştırmada ise bu evrenin örneklemi olarak Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Çalgı Eğitim Bölümü alınmıştır. Araştırmanın temel amacı güncel Türk Makam Müziği Çalgı Eğitimi’nde “meşk” kavramının eğitimci ve öğrenciler tarafından nasıl algılandığını ve pratiklerini saptamaya çalışmaktır. Araştırma saha çalışmaları grubuna girmektedir. Araştırma verileri gözlem ve naratif görüşme yöntemleri kullanılarak toplanmış ve verilerin içerik analizi yapılmaya çalışılmıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FORMASYON EĞİTİMLİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ SANAT EĞİTİMİNE VE GÖRSEL SANATLAR ÖĞRETMENLİĞİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28204</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28204</guid>
      <author>Mehmet Ali GENÇ</author>
      <description>Görsel sanatlar öğretmenliği için sanat alan eğitimi yanında pedagojik formasyon eğitimi veren Eğitim Fakültelerinin amacı öğretmen yetiştirmektir. Ancak görsel sanatlar alanındaki öğretmen açığı ya da farklı gerekçelerden Yüksek Öğretim Kurulu, çeşitli fakültelerin üçüncü ve dördüncü sınıfında öğrenim gören ya da mezun olan öğrencilerine pedagojik formasyon eğitimi vermenin yolunu açmıştır. Böylece Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri ya da mezunları pedagojik formasyon eğitimi alarak öğretmen adayı olma imkanına kavuşmuşlardır. Bu çalışmada, pedagojik formasyon eğitimi programına devam eden görsel sanatlar öğretmen adaylarının sanat eğitimine ve meslek olarak görsel sanatlar öğretmenliğine yönelik görüşlerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Nitel olan araştırmanın çalışma grubu pedagojik formasyon eğitimi almakta olan otuz dokuz öğretmen adayından oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmayla, öğretmen adaylarının sanat eğitimine, pedagojik formasyon eğitimine ve meslek olarak görsel sanatlar öğretmenliğe ilişkin görüşleri ortaya konmuştur. Buna göre; güzel sanatlar fakültesi resim bölümü sanat alan eğitimini eğitim fakültesi resim-iş eğitimi ise öğretmenlik eğitimini nitelikli olarak verdiği, her iki fakültenin de sanat alan eğitimi vererek sanat alanı için uzman elemanlar yetiştirdiği belirtilmiştir. Pedagojik formasyon eğitiminin önemli ve gerekli olduğunu belirten aday öğretmenlerin yanında, az da olsa bu eğitimi belge amaçlı aldıklarını belirten görüşler de bulunmaktadır. Öğretmenlik mesleğini yol gösterme olarak gören aday öğretmenler, öğretmenlik mesleğinin toplum içinde hak ettiği saygınlığı kazanması ve görsel sanatlar öğretmen atamalarının yapılması gibi beklentilerinin olduğunu belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RESMİN SOYUT VE SOYUTLAMADAKİ YÜZÜ: YENİ-PLASTİSİZM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28250</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28250</guid>
      <author>Melek AKYÜREK</author>
      <description>XX. yüzyılda, sanatta nesnel dünyanın terk edilişiyle birlikte, sanatın da yüzünde de değişimler meydana gelmiştir. Bu yüzyılda insan duyularının ötesinde, akılla kavranan resmin, kendi plastik öğelerini ortaya koyduğu dönemde, sanatçıların bakış açılarında köklü bir değişiklik olmuştur. Sanatta, doğanın taklidinden uzaklaşmış, geometrik öğelerin hacimlendirilmeye başvurulmadan, ana renklerle kullanıldığı, dengeli kompozisyonlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu akım Neo-Plastisizm (Yeni-Plastikçilik) olarak karşımıza çıkmaktadır. Piet Mondrian, Theo Van Doesburg, Bart van der Leck, Georges Vantongerloo, Vilmos Huszár gibi sanatçıların oluşturduğu bu Neo-Plastisizm akımı, XX. Yüzyılda etkili olmuştur. Bu çalışmada, Neo-plastisizm akımının anlamı, amacı ve resim sanatında, akımı kullanarak çalışmalar üreten sanatçıların eserleri çözümlenmeye çalışılmıştır. Akım, 1912-1917 yıllarında özellikle etkili olmuş ve bu akım üzerinde kuramsal ve plastik araştırmalar yapılmıştır. Sanattaki biçim ve içerik farklı bir boyuta taşınmış, soyutlama ve soyut eserler üretilerek, evrensel öğelerle yeni biçim anlayışı ortaya çıkmıştır. Temsilden vazgeçilen bu sanatta, yüzyıllardır süregelen doğa taklitçiliği bir tarafa itilmiş ve yeni dünya görüşüne uygun eserler ortaya konmuştur. Çalışmada sanatçıların sanat felsefeleri ve sanatçıların eserlerinin çözümlemelerinde betimleme araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada, konuyla ilgili görsel ve yazınsal literatür taraması yapılmış ulusal ve uluslararası kitap, dergi, makale, bildiriler vb. taranmıştır. Çalışma, konuyla ilgili resimler üreten sanatçılarla sınırlandırılmıştır. Yapılan araştırma doğrultusunda sonuç bölümü oluşturulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERMENİ SEYYAH ANTRANİK’İN SEYAHATNAMESİ BAĞLAMINDA 19. YÜZYILDA DERSİM’DE ERMENİ-KIZILBAŞ İLİŞKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28256</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28256</guid>
      <author>Kasım ERTAŞ, Fevzi RENÇBER</author>
      <description>Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi altında 16. yüzyılda Çemişgezek, 19. yüzyılda Dersim ve 20. yüzyılda da Tunceli olarak isimlendirilen bölge, yüzyıllar boyunca hakkında kimsenin çok fazla bilgi sahibi olamadığı bakir bir coğrafya olmuştur. Osmanlı döneminde bölgede ciddi bir devlet teşkilatı kurulamamış, dolayısıyla bölge yüzyıllar boyunca herhangi bir devletin yönetimine girmeden bağımsız olarak yaşamıştır. Bölgenin dağlık oluşu ve merkezi bir otoritenin bulunmayışı Dersim’i yabancılar için güvenlikli olmayan bir bölge kılmıştır. Bu sebeple bölge Batılı seyyahlar tarafından neredeyse hiç ziyaret edilmemiştir. Hem devlet teşkilatının bölgede zayıf olması hem de seyyahların bölgeyi ziyaret etmemeleri bölge hakkında bilgi edinmeyi oldukça zorlaştırmıştır. Bu sebeple 19. yüzyılda Dersim’i ziyaret eden ve bölge hakkında önemli bilgiler sunan Ermeni Seyyah Antranik’in çalışması bölge ile ilgili büyük bir bilgi boşluğunu doldurmaktadır. Bu çalışmada Antranik’in seyahatnamesi ekseninde Dersim’deki Ermeniler ile Kızılbaşların sosyal, kültürel ve dini münasebetleri genel hatlarıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca günümüzde sıkça tartışılan Dersimli Kızılbaşların aslen Ermeni oldukları iddiası da seyyahın verdiği bilgiler çerçevesinde ele alınarak bir fikir ortaya konulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLÂM TOPLUMUNDA BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜN DÖNÜM NOKTALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28267</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28267</guid>
      <author>Kemal GÖZ</author>
      <description>Bir arada yaşamak mecburiyetinde olan insan, bu aktivitesini gerçekleştirmek için bazı kurallara uymak mecburiyetindedir. Birlikte yaşamak, insanların birbirleriyle olan ilişkiler yumağı olarak tarif edildiğine göre, bu ilişkilerde görev ve sorumlulukların var olması kaçınılmazdır. Sevgi, saygı, hoşgörü, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma, eşitlik, doğruluk, hürriyet ve adalet gibi temel insani değerler bir arada yaşamak durumunda olan bireylerin elde ederek uygulamak durumunda oldukları önemli özelliklerdir. Birlikte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamanın temel unsurları olarak ele alınan bu değerler, toplumları oluşturan bireylerin üzerinde uzlaştıkları temel sorumluluk noktaları olarak değerlendirilebilmektedir. İslâm toplumunun oluşumunda Hılfu’l-Fudûl, Medine sözleşmesi ve Veda Haccı Hutbesi örneği, birlikte yaşama kültürünün değerlerinin mükemmel bir şekilde hayata hâkimiyetini sağlayan dönüm noktaları olmuştur. Hılfu’l-Fudûl, birlikte yaşamak durumunda olan insanların, bu birlikteliği hayata geçirirken uymaları gereken kuralların olduğunu hatırlatan ve bu sorumluluğun gereğinin yapılmasını zorlayan bir anlaşma metnidir. Güçlü bir sivil toplum birlikteliğinin toplumda neler yapabileceğinin önemli bir örneğidir. Medine sözleşmesi, yeni oluşum halindeki bir birliktelik için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu vesika Medine şehir devleti olarak da adlandırılan bu yapının birlikte yaşama kurallarını toplu olarak bir araya getiren bu vesika aynı zamanda yazılı ilk anayasa olarak değerlendirilmektedir. Veda hutbesi, toplu yaşama kulları olarak belirtilen insan hak ve hürriyetlerinin, can ve mal emniyetinin sağlanmasının önemini vurgulamaktadır. Bu hitabe aynı zamanda ilk yazılı hak ve hürriyetler belgesi olarak da değerlendirilmektedir. İnsanın değerini, evrensel bir kardeşlik erdemini, sınıf ve ırk farklılıklarının insanları birbirine üstün kılmayacağını söyler.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’AN’DA İNSANIN VARLIKLARLA İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28028</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28028</guid>
      <author>Necmettin ÇALIŞKAN</author>
      <description>Kur’an’ın, nüzul sebebi salt olarak dünya ve ahiret mutluluğu adına insanlara din merkezli konuları açıklamak değildir. Kur’an’ın amaçları arasında insanın âlem ve âlemdeki varlık kategorileriyle ilişkilerini ele almak önemli ve temel amaçlardan birisidir. Bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirildiği takdirde kanaatimizce Kur’an’ın odak kavramları “Allah” ve “insan”dır. Ayrıca Kur’an’ın ana hedefi de iman ve amel eylemlerinin nasıl olması gerektiği hususunda insana rehberlik etmektir. Bu makalenin amacı, Kur' an-ı Kerim'in perspektifiyle insanın kendi emrine hizmet için verilmiş olan âlemle ilişkisini belirlemeye çalışmaktır. Bu çalışmada ayrıca Kur'an-ı Kerim'de mevcut ayetler ışığında insanın âlemle ve âlemde bulunan varlık kategorileriyle cemâdât, nebâtât, hayvânât çerçevesinde ilişkilerini belirlemek ve varlıklara karşı nasıl bir davranış sergilenmesi gerektiğini ortaya koymak hedeflenmektedir. Araştırmada âlemin tanımı ve Allah-âlem ilişkisi ile birlikte insan-âlem ilişkisine değinilmiştir. Ardından insanın âlemle ilişkisinde takınması gereken tavır olarak bir takım ilkeler belirlenmiş olup ek olarak insanın âlem ve varlık kategorileriyle ilişkilerine yönelik tutum ve davranış önerileri ortaya konulmuştur. Son olarak genel anlamda insanın cansız varlıklarla (cemâdât), bitkilerle (nebâtât) ve hayvanlarla (hayvânât) ilişkisi ve bu ilişki boyutunun insan hayatı açısından önemi açıklanmıştır. Sonuç olarak Kur'an-ı Kerim'de insanın âlem ve varlık kategorileriyle ilişkilerine yönelik elde edilen sonuçlar yaklaşım olarak tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SÜRDÜRÜLEBİLİR MİMARLIK İÇİN AKILLI MALZEMELERİN POTANSİYELİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28184</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28184</guid>
      <author>Elif SÜYÜK MAKAKLI</author>
      <description>Global enerji tüketimi ve karbon emisyonu gibi konulara ait duyarlılığın giderek arttığı günümüz dünyasında enerji etkin ve sürdürülebilir yapı tasarımı bir zorunluluk olmaktadır. Bu çalışma, sürdürülebilir gelecek tasarımı için etkisi çok güçlü ve önemli olan akıllı malzemeleri tanımlamayı amaçlamaktadır. Akıllı malzemeler çeşitli mimarlık ihtiyaçları için farklı ve önemli çözümler sunmaktadır. Akıllı malzemeler genel olarak özel görevleri yerine getiren mühendislik malzemeleri olarak tanımlanabilirler. Bu malzemelerin bir veya daha fazla özellikleri ısı, nem, elektrik v.b. dış uyaranlar tarafından değiştirilebilir. Akıllı malzemelerin temel türleri birçok diğer malzeme ile birlikte kullanılır. Diğer malzemeler ile birlikte; cihazlar, bileşenler, montaj ve sistemler üretilebilir. Bir malzeme tek başına birçok talebe cevap vermediğinden yapı tasarımı bağlamında bu malzemeleri kullanabilmek için karmaşık fonksiyonlar gereklidir. Malzemelerin potansiyelleri mimarlar tarafından farkedilmiş olan bu malzemeler, geliştirilmiş özellikleri ile gelecekte de projelerin kaçınılmaz unsurları olacaktır. Bu çalışma aynı zamanda mimarlık alanına zengin miktarda ve özel olarak belirli amaçlar için tasarlanmış enerji atkin akıllı malzeme sunma olasılığı olan nanaoteknolojinin potansiyelini anlatmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE 2015 YILINDA MEYDANA GELEN İŞ KAZALARININ ANALİZİ VE 2014 YILI VERİLERİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28189</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28189</guid>
      <author>Rojan GÜMÜŞ</author>
      <description>İş kazası sıklığının düzeyi ülkelerin gelişmişlik göstergelerinden birisidir. Ülkemizde iş kazası sıklık oranı çok yüksektir. Alınan önlemler ve kayıtların doğru ve güvenilir tutulmasındaki düzeltmeler ile bazı adımlar atılmış olsa da ülkemiz bu konuda hala gelişmiş ülkelerin çok gerisindedir. Bu çalışmanın amacı 2015 SGK Yıllıkları Raporları’nı inceleyerek iş kazalarına bağlı verileri incelemektir. Araştırmanın kapsamına 2014 ve 2015 yılında görülen iş kazaları, meslek hastalıkları ve iş kazasına bağlı ölümler alınmıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, 2014 ve 2015 yılında en fazla iş kazası geçirenler 26-35 yaş arası erkekler olurken, meslek hastalığı ise en fazla 36-45 yaşındaki erkeler arasında görülmüştür. İş kazaları aylara göre incelendiğinde iki yıl için de birbirine yakın oranlara rastlanırken, iş kazasına bağlı ölümler 2014 Mayıs ayında Soma maden faciası dolayısı ile daha yüksek çıkmıştır. Mesleklere göre iş kazaları incelendiğinde en çok iş kazasının nitelik gerektirmeyen işlerde görüldüğü belirlenmiştir. Diğer en fazla iş kazası görülen meslek grubu ise tesis ve makine operatörleri ve montajcılardır. Sanayi işletmelerinde yer alan bu grup da en çok iş kazası geçiren meslek gruplarındandır. Bir diğer iş kazası sıklığı yüksek olan grup sanatkarlardır. 2014 ve 2015 yılları için en fazla iş kazasının 1 ay ile 1 yıl arasında çalışma tecrübesi olanlarda görüldüğü belirlenmiştir. 5 yıldan fazla iş tecrübesi olanlarda daha az iş kazası görülmektedir İş kazaları ve buna bağlı ölümleri çalışılan çevreye göre incelediğimizde en fazla iş kazasının ve ölümlerin inşaat ve sanayi (endüstri ) alanlarında meydana geldiği ve bunu maden ocakları ile taş ocaklarının izlediği görülmüştür. Kadınların en fazla iş kazası geçirdiği yerlerin sırasıyla sağlık kurumları, bürolar, eğlence alanları ve tarım alanları olduğu görülmüştür. İş kazaları ekonomik faaliyet alanlarına göre incelendiğinde ise en fazla iş kazası görülen alanlar fabrikasyon metal ürünleri, inşaat, ana metal sanayi, tekstil imalatı, gıda imalatı, ve yiyecek, içecek, otel hizmetleridir. İş kazaları ve meslek hastalıkları sonucunda meydana gelen maddi ve manevi kayıplar, aynı zamanda ülke ekonomisi için de büyük zararlara yol açmaktadır. Bu nedenle, işletmelerde iş kazası ve meslek hastalıklarına yol açan nedenlerin tespit edilmesi, gereken önlemlerin alınması ve denetlenmesi gerekmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>RİSK ALMA DAVRANIŞLARININ KARİYER UYUM YETENEKLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE BU DEĞİŞKENLE İLİŞKİSİ: YÜKSEKÖĞRETİMDE KİŞİSEL DEĞİŞKENLER AÇISINDAN BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28192</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28192</guid>
      <author>Esma ülkü KAYA</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı risk alma davranışlarının kariyer uyum yetenekleri üzerindeki etkisini ve bu değişken ile ilişkisini incelemektir. Ayrıca çalışmada hem risk alma davranışlarının hem de kariyer uyum yeteneklerinin kişisel değişkenlere (öğretim şekli, yaş, cinsiyet, sınıf, ailenin gelir düzeyi ve genel not ortalaması) göre farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini bir kamu üniversitesinin iktisadi ve idari bilimler fakültesinin işletme bölümü öğrencileri oluşturmuştur. 2015/2016 bahar dönemi itibariyle bölümde 794 kayıtlı öğrenci olup, çalışmaya gönüllü olarak toplam 413 öğrenci katılmıştır. Ancak geri toplanan anketlerin 380’i geçerli kabul edilmiş ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Katılımcılar, kişisel bilgiler ve 30 kalemden oluşan DOSPERT risk alma ölçeği (Blais&amp;Weber,2006) ile 24 kalemden oluşan kariyer uyum yetenekleri ölçeğinin (Savickas&amp;Porfeli,2012) yer aldığı anket formunu doldurmuşlardır. Kariyer uyum yetenekleri ölçeğindeki değişkenlerin faktör analizleri sonrasında; kontrol, merak, hazırlanma odaklı geleceğe ilgi, güven ve kaygı odaklı geleceğe ilgi olarak adlandırılan beş faktör elde edilmiştir. Aynı şekilde DOSPERT risk alma ölçeğindeki değişkenlerin faktör analizi sonrası; eğlence kaynaklı risk, kısa vadeli finansal/başkaları odaklı etik risk, uzun vadeli finansal risk, güvenlik riski, hile odaklı etik/sağlık riski ve son olarak da kariyer odaklı sosyal risk şeklinde adlandırılan altı faktör elde edilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda, kısa vadeli finansal/başkaları odaklı etik risk faktörünün, kontrol ile kaygı odaklı geleceğe ilgi faktörleri üzerinde düşük düzeyde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca eğlence kaynaklı risk, hile odaklı etik/sağlık riski ile kariyer odaklı sosyal risk faktörlerinin, merak faktörü üzerinde düşük düzeylerde etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Korelasyon sonuçlarına göre, kontrol faktörü, kısa vadeli finansal/başkaları odaklı etik risk faktörü ile yüksek olmayan negatif yönlü bir korelasyon göstermiştir. Merak faktörünün ise, hile odaklı etik/sağlık riski faktörü ve eğlence kaynaklı risk faktörü ile pozitif ve düşük; kariyer odaklı sosyal risk faktörü ile de negatif ve düşük düzeyde ilişki gösterdiği tespit edilmiştir. İlave olarak güven faktörünün, güvenlik riski faktörü ve hile odaklı etik/sağlık riski faktörüyle düşük ve negatif yönlü ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Kaygı odaklı geleceğe ilgi faktörü ise, kısa vadeli finansal/başkaları odaklı etik risk faktörü ile düşük ve negatif yönde ilişki göstermiştir. Anova analiz sonuçlarında kariyer uyum yetenekleri ile DOSPERT risk alma faktörlerinin, cinsiyet ve genel not ortalamasına göre en yüksek; öğretim şekline göre ise orta düzeyde farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Gelir ve sınıf değişkenlerine göre ise sadece DOSPERT risk alma faktörlerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak her iki ölçek faktörlerinin yaş değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖLÜM KATILIĞI (RİGOR MORTİS)’NA YÖNELİK ÖLÇEK GELİŞTİRME VE PEMBE GÖZLÜK PARADOKSUNUN LİTERATÜRE YENİ BİR KAVRAM OLARAK KAZANDIRILMASI ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28107</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28107</guid>
      <author>Ömer Okan FETTAHLIOĞLU, Cansu BİRİN</author>
      <description>Bu çalışmanın genel amacı, literatürde yer alan birbiriyle alakalı olduğunu düşündüğümüz kavramların aralarındaki ilişkileri anlatan bir süreç oluşturmak ve bu süreci yorumlamaktır. Öncelikle bu çalışmada kullanılan; İşletme Analizi, Çevre Analizi, Proaktif ve Reaktif Yaklaşımlar, Entropi- Negatif Entropi ve Rigor Mortis kavramları araştırılmıştır. Bu konular üzerine yazılmış olan yazınlar incelenmiştir. Literatür destekli olarak bu kavramlar arasındaki ilişkileri gösteren süreç tarafımızca hazırlanmış ve yorumlanmıştır. Bu süreç içerisinde literatürde yer almayan ‘’Pembe Gözlük’’ ve ‘’Net Görüş’’ paradokslarının tanımlaması yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRİŞİMCİLİKTE YENİ BİR KAVRAM: MELEK YATIRIM VE MUHASEBE İŞLEMLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28221</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28221</guid>
      <author>Ayşe Nur BUYRUK AKBABA</author>
      <description>Melek Yatırım; girişim deneyimine sahip yatırımcıların, kendi sermaye ve bilgi birikimine göre yapmış oldukları, ortaklık içeren finansman kaynağıdır. Bu yatırımı yapan kişi melek yatırımcı olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde bu konuya yönelik 2013 yılından itibaren düzenlemeler yapılmış, Hazine Müsteşarlığı tarafından resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “Bireysel Katılım Sermayesi Hakkında Yönetmelik” ile birlikte melek yatırım yaygınlaşmaya başlamıştır. Yürürlüğe giren yönetmelik ile yetki Hazine Müsteşarlığı’na verilmiştir. Melek yatırımcıların yapmış oldukları yatırımlara yönelik teşvik amaçlı yasal düzenlemeler yapılmış, yönetmelikte raporlanmasında Türkiye Muhasebe Standartları esas alınması ve denetimi hakkında bilgilere değinilmiştir. Melek yatırımcılar, bilgi birikimine sahip mali işler, danışmanlık, endüstri gibi alanlardan gelen kişilerdir. Melek yatırımcılar bağımsız ya da birleşerek grup olarak hareket edebilmektedirler. Melek yatırımlarda vergi desteği gibi bazı desteklerden faydalanabilmesi için Bireysel Katılım Yatırımcısı Lisansına sahip olmalıdırlar. Bu lisansa, yüksek gelir veya servete sahip olan yatırımcılar ya da tecrübeli yatırımcılar sahip olabilirler. Alınan lisans yönetmelikte verilen süre için geçerli olup, süresi dolan lisanslar için yenileme talebi ile süre uzatılabilmektedir. Bu çalışma ile girişimcilikte yeni bir kavram olan melek yatırımlar ve muhasebe işlemleri ele alınmıştır. Çalışmanın amacı, melek yatırımcılar ile ilgili yapılan yasal düzenlemelerin neler olduğunu, günümüzde ne derece yaygın olduğunu ve yapılan mali nitelikteki işlemlerin nasıl muhasebeleştirileceğine ilişkin bilgiler sunmaktır. Bu sebeple çalışmada; melek yatırım kavramına, melek yatırımcıların özelliklerine, yatırım nedenlerine yer verilmiş, melek yatırımcılar ile ilgili vergisel avantajlar, değerleme yöntemleri ele alınmış, muhasebeleştirilmesi ve raporlanması ile ilgili örneklere yer verilerek öneriler sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AMERİKAN MODERNİZMİ VE WALLACE STEVENS’IN ŞİİRİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28226</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28226</guid>
      <author>Erdinç DURMUŞ</author>
      <description>Yirminci yüz yılın ilk yıllarında çok sayıda bilim adamının tartışmalarından kaynaklanan dikkate değer bir eleştirel ve edebi taşkınlık yaşanıyordu ki bu coşkulu tartışmaların temel konusu ya modernist estetiğin doğası ya da bu estetiğin tanımı hakkındaydı. Gerçekte modernist estetik anlayışının ne olduğunu aydınlığa kavuşturmaya çalışan bir çok ses yükseliyordu. Akılda tutulması gereken şey, Amerikan Edebiyatında modernizmin türü, aslında o zamanlar Amerikalı yazarlar tarafından yaratılan yepyeni bir hareket değildi. Modernizmin başlangıç noktası Avrupa'dır ve hareketin yaratıcıları ya da önde gelen figürleri Avrupalı sanatçılardır. Bütün yazarların mücadeleleri ve gayretleri modern edebiyat ya da şiir estetiğinin nasıl olması gerektiği konusunda bir cevabı amaçlamıştı. Çağın edebiyat dünyası, estetik modernizmin uğraştığı şeyleri araştırıyordu. Bir çok yönden modernizm ve Amerikan modernizmi aslında sadece bir başkaldırıydı ve genel olarak sanat ve edebiyatta yenilik demekti. Diğer taraftan, Wallace Stevens’ın hem teorileriyle hem de edebiyatıyla koruduğu pozisyonu edebiyatta modernizmin ne olduğunu anlamamıza yardımcı olduğu için dikkate değerdir. Stevens, şiiri tarihin sorunlarından tamamen bağımsız bir şey olarak görmez. Şiiri hayal gücü ile gerçekliğin karşılıklı bağımlılığının eşitleyici gücü olarak değerlendirir. Tüm eserleri, gerçekliğin insanın aklında ne yapabileceği ile etkileşimini araştırır. Onun teorileri, şairin görevinin sadece siyasi veya toplumsal olduğunu iddia etmez. Stevens yirminci yüz yıl Amerikan Edebiyatında neo-Romantik şiirin temsilcilerinden biri olduğu için modernizm akımında önde gelen bir figürdür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERKEN CUMHURİYET’İN KURULUŞUNDA TÜRKİYE’NİN GÜVENLİK ÇIKMAZI: İSTİKLAL MAHKEMELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28243</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28243</guid>
      <author>Gökhan AK, Mete Kaan KAYNAR</author>
      <description>Türkiye’de erken Cumhuriyet döneminin İstiklal Mahkemeleri, Osmanlı-Türk coğrafyasında henüz modern bir hukuki sistemin kurulmadığı bir dönemde ihdas edilmişlerdir. Onlar, eski Osmanlı rejiminin yasal sistemini miras almış ve Kurtuluş Savaşı gibi olağanüstü şartlardan geçen bir devlet ricali tarafından oluşturulmuş “anormal” devlet yapıları olarak, kendi tarihsel dönemlerinin şartları içerisinde değelendirilmelidirler. Dönemlerinin tamamen anti-demokratik birer hukuki yapıları olmalarına rağmen, şunu vurgulamak önemlidir ki, Batı tipi bir demokrasiye ulaştığı iddia edilen günümüz modern Türkiye’sinde devlet ile toplumun en temel sorunlarından biri halen adalet ve hukuk sistemidir; ve hala anti-demokraaitk yapılar ve kanunlar etkin durumdadır. Bu nedenle, Kutuluş Savaşı sırasında kurulup erken Cumhuriyet döneminde de işlerine devam eden birer anti-demokratik hukuki yapı olarak İstiklal Mahkemeleri’nin diyalektik gibi alternative bir araştırma yöntemiyle incelenmesi mümkün görülmektedir. Bu araştırmanın esas amacının ortaya konmasına da hizmet eden bu nevi bir önerinin temel argümanı, erken Cumhuriyet döneminin olaylarına dair tartışmaların yoğunluğu ile bu olayları inceleyen araştırma metodları üzerine olan tartışmaların zayıflığı arasındaki çelişkidir. Aslında, tarihsel pozitivizme bir alternative olarak bu çalışmanın önerdiği diyalektik yöntemin arkasında yatan şey, bir devletin iç işlerinin analizi felsefesi ile sosyal bilimler anlayışı arasındaki tam bir çelişkidir. Bu çalışmada, bu çelişki, erken Cumhuriyet döneminde İstiklal Mahkemeleri’nin tarihsel mevcudiyeti üzerinden diyalektik araştırma yöntemi kullanılarak ortaya konacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AŞK-I MEMNU ROMANINI PSİKANALİTİK BİR ÇÖZÜMLEME DENEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28252</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28252</guid>
      <author>Özlem KAYABAŞI</author>
      <description>Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil’in en başarılı romanlarından biridir. Romanın başarılı olmasının sebeplerinden biri de yazarın karakterleri kurgularken ulaştığı seviyedir. Karakterlerin psikolojileri de ayrı bir değerlendirme yapmayı gerektirir. Makalede bu düşünceden hareketle Aşk-ı Memnu romanındaki karakterler psikanalitik bir çözümlemeyle incelenmeye çalışılmıştır. Psikanaliz, Sigmund Freud tarafından ortaya atılan ve özellikle bilinçaltını merkeze alan bir kuram olarak bilinmektedir. Bu kurama göre insanların davranışlarının temelinde bilinçaltına atılan ve toplumsal baskılar sonucunda ortaya çıkamayan davranışlar yatmaktadır. Dolayısıyla psikanaliz, edebiyat incelemelerinde de karakterlerin psikolojik özelliklerini değerlendirmek için kullanılabilir. Bu makalede psikolojik olarak değerlendirilebilecek karakterler olan Bihter, Nihal, Firdevs Hanım, Adnan Bey ve Behlül üzerinde durulmuştur. Romana hakim olan duygu kıskançlıktır. Bu duygunun etrafında karakterler incelenmiştir. Ayrıca Firdevs Hanım ile kızları Bihter ve Peyker, Adnan Bey ve kızı Nihal, Adnan Bey ve karısı Bihter, Bihter ve yasak aşk yaşadığı Behlül arasındaki ilişkiler de psikanalitik açıdan incelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİREYSEL ÖZELLİKLER İLE İŞ TATMİNİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİNE YÖNELİK AMPİRİK BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28197</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28197</guid>
      <author>Baran ARSLAN, Kasım KAYA , Ahmet ÇAKIR</author>
      <description>Günümüz pazar koşullarında rekabetin önemi çalışanlar nezdinde artmış, bu da çalışanlar ile iş arasındaki uyumun daha da önemli olmasına neden olmuştur. İş tat-mini en öz haliyle, çalışanın yaptığı işten duyduğu memnuniyet olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırma, Şanlıurfa otomotiv sektöründe faaliyet gösteren firmaların çalışanlarının iş tatmin düzeylerine etki eden bireysel özelliklerin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya yönelik hazırlanan anket, Şanlıurfa otomotiv sektöründe çalışan 109 kişiye uygulandı ve yapılan değerleme sonucunda eksik ve hatalı doldurulan anketlerin elenmesiyle, analize elverişli anket sayısı 105 olarak saptanmıştır. Frekans dağılımları, Faktör Analizi ve Güvenirlilik Analizi yapıldı. İş tatmini düzeyi açısından cinsiyet ve çalışma türü grupları arasında farklılığın olup olmadığını belirlemek amacıyla T-testi yapılmıştır. İş tatmini düzeyi açısından yaş grupları, eğitim durumu, firmadaki pozisyon, görev ve çalışma süresi arasında anlamlı bir farklılığın bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla Kruskal Wallis H Testinden yararlanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çalışanların cinsiyeti açısından iş tatmin düzeylerinde farklılık olduğu ve çalışanların yaşı, eğitim düzeyi, çalışma türü, firmadaki pozisyonu, firmadaki görevleri ve firmadaki toplam çalışma süreleri açısından iş tatmini düzeylerinde bir farklılık olmadığı tespit edildi.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>6360 SAYILI KANUN VE YERELDE MERKEZİLEŞME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28217</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28217</guid>
      <author>Aziz BELLİ, Abdullah AYDIN</author>
      <description>Kentleşme ile birlikte kalabalıklaşan kentlerin sorunlarına çözüm için çeşitli büyükşehir modelleri geliştirilmiştir. Türkiye’de büyükşehir belediyelerinin tarihsel gelişimi yeni olmakla birlikte birçok kez yasal düzenlemeye konu olmuştur. Bu konudaki en son yasal düzenleme 6360 sayılı Kanun’dur. 6360 sayılı Kanun ile gerekçesinde de belirtildiği gibi güçlü bir büyükşehir belediye yönetimi ile ölçeğin büyütülmesi sonucunda yerel kamu hizmetlerinin etkinliğini ve verimliliğini artırmak hedeflenmiştir. Özellikle bu hedef gerek teorisyenler gerekse uygulayıcılar tarafından birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. 6360 sayılı Kanun, birçok gücün büyükşehir belediyelerine geçmesi ve yeni oluşan Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığının ayrıca görevler üstlenmesi gibi birçok faktör içinde barındırmaktadır. Bu durum adeta büyük bu alanın güçlü bir yürütme ile yönetilmesini akla getirmekte, bu da merkezin yerele taşındığı ve güçlü bir yapının ortaya çıktığı izlenimini vermektedir. Bugün belli ölçeklerde yapılan çalışmalar, mahalleye dönüşen köyleri, belde belediyelerini yerel olmaktan çıkarıp merkeze taşındığını göstermektedir. Bu durum, etkin ve verimli hizmet sunumu hedefini farklı bir boyuta taşımıştır. Bu yüzden yeni oluşan durumun incelemesi yapılmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda oluşturulan araştırmanın amacı 6360 sayılı Kanun sonrasında oluşan yeni durumun yerelleşme ve merkezileşme kavramları bağlamında incelenmesidir. Bu amacı gerçekleştirmek için literatür taramasından hareketle yerli ve yabancı kaynaklardan ve yerel yönetimler ile ilgili temel hukuki düzenlemelerden faydalanılacaktır. Araştırmada öncelikle belirlenen temel amaç doğrultusunda yerelleşme ve merkezileşme kavramları ortaya konulacaktır. Daha sonra büyükşehirler belediyesinin tarihsel gelişim süreci ve 6360 sayılı Kanun incelenecek ve araştırma 6360 sayılı Kanunun getirdiklerinin merkezileşme ve yerelleşme kavramları bağlamında değerlendirmesi ile tamamlanacaktır. Araştırma sonucunda 6360 sayılı Kanun sonrasında oluşan durumun yerelde merkezileşmeye mi sebep olduğu sorusunun cevabı bulunacaktır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MODERN TÜRK TİYATROSUNDA MEDEA MİTİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28187</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28187</guid>
      <author>Sena KÜÇÜK</author>
      <description>Mitolojide kadın–erkek çatışmasının en çarpıcı örneğini oluşturan Medea miti Türk tiyatrosunda defalarca işlenmiştir. Medea, uğruna her şeyini feda ettiği, elinden tutup yükselttiği İason tarafından, yükseleceği başka bir basamak bulunca terk edilir, ayrıca ülkeden kovulur. Medea, intikam almak için, en sevdiği varlıkları elinden alır. Bunlar arasında kendi öz çocukları da vardır. Medea mitini işleyen isimler içinde Euripides başta gelir. Sonrakiler, büyük ölçüde onun eserini örnek almışlardır. Türk tiyatrosunda Medea’yı oyunlaştıran Munis Faik Ozansoy ve Kemal Kocatürk de Euripides’e dayanır. Güngör Dilmen ve Yüksel Pazarkaya ise ana yapıyı Euripides’ten almakla birlikte olayları ve kişileri günümüze taşımışlardır. Kurban bir Anadolu köyünde geçerken, Mediha’nın mekânı Almanya’dır. Oyunlar kadının ezilmişliği temasına dayanır. Altın Post ise Medea ile İason’un hayatlarının kesişme noktasını verir, türü bakımından diğerlerinden ayrılır. Çalışmamız, Türk tiyatrosunda Medea mitinin yansımalarını karşılaştırmalı olarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. İnsanlığın en eski köklerinden beslenen ve Dünya edebiyatında ve tiyatrosunda önemli yer tutan Medea karakterinin Türk tiyatrosunda hangi koşullarla çevrelendiğini ve nasıl bir görünüm aldığını belirlemek; mitolojiden yararlanma yollarını ve modern insana ulaşmada mitolojinin etkili bir bakış açısı sunduğunu göstermede önem taşımaktadır. Bu bağlamda Kurban ve Mediha, Medea mitinden, toplum düzeninin içinde sıkışıp kalan özgün trajik kahramanlara yol bulmuş, mitolojiyle tiyatronun kopmaz bağını bir kez daha berkitmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>7 – 12 YAŞ ÇOCUKLARINA YÖNELİK ÇOCUK KİTAPLARIN İÇERİK, RESİMLEME VE FİZİKSEL ÖZELLİK AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28235</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28235</guid>
      <author>Fatma Betül ŞENOL, Arzu YÜKSELEN , Alev ÜSTÜNDAĞ , Ayça AY</author>
      <description>Bu araştırmada 7-12 yaş çocuklarına yönelik çocuk kitaplarının içerik, resimleme ve fiziksel özellikleri açısından durum tespitinin yapılması amaçlanmıştır. Bu hedef doğrultusunda rastgele örnekleme yoluyla 2009 – 2014 yılları arasında yayınlanmış 143 adet çocuk kitabı incelenmiştir. Bu araştırmada elde edilen verilerin toplanması, analizi ve yorumlanmasında nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans ve yüzde kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda kitapların çoğunun boyutunun aynı olduğu, kapak yapısı ve ciltleme türünün dayanıksız olduğu, kitapların konularının benzer olduğu, ana ve yan karakter özelliklerinde çeşitlilik olmadığı, kitapların farklı türde mesaj içerdiği ve mesaj içermeyen kitapların da olduğu, kitapların birçoğunun resim içerdiği ve resim metin ilişkisinin olduğu saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL BİR SORUNDAN ULUSLARARASI BİR MESELEYE KÜRT MESELESİ VE TÜRKİYE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28203</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28203</guid>
      <author>Taner ZORBAY</author>
      <description>Türkiye’nin en uzun soluklu sorunlarından biri olan Kürt meselesi ile ilgili olan çalışmamızda, meselenin öncelikle tarihi arka planı verilmiş, böylelikle bu meselenin ortaya çıkışına sebep olan unsurlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda daha sonra, Kürt meselesinde resmi görüşün gelişim süreci detaylı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda, Kürt kimliğinin inkârı ele alınmış, ardından Kürt meselesine irticai bir mesele olarak yaklaşılması süreci gözden geçirilmiştir. Sonrasında, bu meseleye aşiret ve asilerin bir direnişi olarak yaklaşan resmi görüş süreci üzerinde durulmuştur. Ardından bu kez meselenin dış güçlerin veya yabancı devletlerin bir oyunu olarak görüldüğü ve Kürtlerin bir düşman olarak algılandığı resmi yaklaşımlar değerlendirilmiştir. Son olarak da meseleyi ekonomik bir sorun olarak gören resmi söylem incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci kısmında, Kürt meselesine mevcut çözüm önerileri kapsamında, Türk ve Kürt milliyetçi yaklaşımları, İslamcı yaklaşım ele alınmış, ayrıca diğer siyasi partiler ve aktörlerin meseleye yaklaşımları incelenmiştir. Bundan başka, bu meselede hep önemli bir aktör olan Avrupa Parlamentosu’nun meseleye yaklaşımı belirli zamanlarda yayınlanan raporlarına bağlı olarak incelenmiştir. Böylece meseleye mevcut tarafların veya yaklaşımların dışında bir gözle incelemesine de gayret edilmiştir. Çalışmamız mevcut verilerin değerlendirilmesinin ardından meselenin her halükarda neden ve nasıl çözülmesi gerektiğine dair genel bir değerlendirme ve ipuçları ile sona ermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜKETİCİLERİN ORGANİK ÜRÜNLERE YÖNELİK DEĞERLENDİRMELERİ: KIRŞEHİR İLİNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28205</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28205</guid>
      <author>Halil Özcan ÖZDEMİR, Neşe ACAR , Bülent ÇİZMECİ , Recep KAHVECİOĞLU</author>
      <description>21. yüzyılda organik tarım hem dünyada hem de ülkemizde her geçen gün daha çok yapılmakta ve dünya organik gıda pazarı da giderek büyümektedir. Ülkemizde organik ürün üretimimizin çok büyük bir bölümü ihraç edilmekte ve iç talep de giderek büyümektedir. Organik üretim için çok uygun ekolojik şartlara sahip bir coğrafyada bulunmamıza rağmen dünya organik gıda pazarındaki payımız maalesef çok düşüktür. Organik tarım dünyada hızla yayılmakta ve global organik gıda pazarı da giderek büyümektedir (Demiryürek, 2011: 27). Türkiye, organik tarımını ihracat potansiyeline dayalı olarak geliştiren ülkelere tipik bir örnektir. Organik ürün üretimimizin çok büyük bir bölümü Avrupa birliği pazarına ihraç edilmektedir ve iç pazarımız da giderek büyümektedir. Bu çalışmada katılımcıların demografik özelliklerine göre organik ürünleri algılamalarında farklılık olup olmadığı tespit edilmeye çalışacaktır. Bu amaçla, Kırşehir ilinde 420 katılımcıya anket uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare analizi ve bazı tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde; katılımcıların demografik özelliklerine göre organik ürün ile ilgili değişkenleri algılama düzeyleri arasında farklılık olup olmadığını araştırmak için yapılan ki-kare (?2) analizi sonucunda organik ürünlere yönelik cinsiyet (çevreye duyarlılık ve kalite standartlarına uygunluk), medeni durum (yüksek verimlilik, kalori ve besin değeri, lezzet, görünüm ve fiyat), eğitim durumu (sağlık, kalite standartlarına uygunluk, üretim ve son kullanma tarihi, besin değeri) ve gelire göre (kalite standartlarına uygunluk, damak tadına uygunluk, görünüm) farklılıklar bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAZI ÇOCUKLAR KİTAP OKUMAYI NEDEN SEVMEZ?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28183</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28183</guid>
      <author>Zehra Esra KETENOĞLU KAYABAŞI, Mustafa YILDIZ , Elçin AYAZ , Songül AKLAR</author>
      <description>Bu araştırmada kitap okumayı sevmeyen ilkokul öğrencilerinin kitap okumayı sevmeme nedenlerini anlamaya çalışmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda kitap okumayı sevmeyen beş ilkokul öğrencisi ve onların velileri ile görüşmeler yapılmıştır. Verilerin toplanmasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmacılar tarafından öğrencilere ve velilerine sorulmak üzere beşer soruluk yarı yapılandırılmış görüşme soruları hazırlanmıştır. Katılımcıları seçerken her bir öğrencinin sınıf öğretmeni ile görüşülmüş olup öğrencilerinin kitap okumayı sevmediklerine dair beyan şartı aranmıştır. Görüşmeler her bir öğrenci ve veli ile birebir olarak yapılmış olup araştırmacılar tarafından ses kayıt cihazı kullanılarak kaydedilmiştir. Verilerin deşifresi yapıldıktan sonra benzer kavramlar kod listesine yazılmış, ilgi çeken örüntü terimleri ise ayrı bir belgeye kaydedilmiştir. Kavramlar birbirleri ile ilişkilendirilerek kategoriler ve temalar oluşturulmuştur. Bulgular öğrenci ve veli olarak iki ayrı bölümde sunulmuştur. Öğrenci bölümünde bulgular, kitap, beklenti, ortam, boş zaman, kaçınma ve duygu başlıkları altında değerlendirilmiştir. Öğrenciler uzun yazılı kitapları sevmediklerini belirtirlerken, öğrencilerden sadece birinin evinde kitaplık olması ve hiçbir öğrencinin evinde okuma saati yapılmaması dikkat çeken bulgular arasındadır. Öğrenciler boş zamanlarında en çok televizyon izleyip oyun oynadıklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca, öğrencilerin tamamı kitap okumayı sıkıcı bulmuşlardır. Veli bölümünde ise bulgular, kitap okuma ve çocuk başlıkları altında değerlendirilmiştir. Veliler çoğunlukla kitap okumanın önemine değinerek bireylerin kitap okuyarak kendini geliştirebileceklerini ifade etmişlerdir. Velilerin çoğunluğu çocuklarının kitap okumaya ilgisini arttırmak için tavsiyelerde bulunduklarını belirtmişlerdir. Ayrıca velilerin tamamı çocuklarının kitap okumasını yetersiz bulurken yalnızca iki velinin evlerine kitaplık kurduğu ve model olduğu belirlenmiştir. Velilerin çoğunluğu sadece ödev olduğu için çocuklarının kitap okuduğunu belirtirken, çocuklarının okuma davranışı sürecinde çabuk sıkıldıklarını, dikkatlerinin dağıldığını ve kitabı yarım bıraktıklarını ifade etmişlerdir. Araştırma bulgularından hareketle, velilerin ve öğretmenlerin çocuklara çok az model oldukları, evde beraber kitap okuma faaliyetinin yapılmadığı, ev ve okul dışı kitap okumaya yönelik çok az aktivite yapıldığı görülmüştür. Akşamları her evde çocuk yatana kadar televizyonun açık olması çocuğun kitap okuma alışkanlığı edinmesine engel olacağı araştırmanın diğer bir sonucudur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE'DE FACEBOOK ÜZERİNDEN E-TİCARET UYGULAMALARI: TESBİHANE VE ÇAYKUR ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27965</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=27965</guid>
      <author>Erol Sercan YARALI, Ali Murat KIRIK</author>
      <description>İletişim teknolojisinin gelişimi yeni kavramların ve alanların gelişiminde etkili olmuştur. Çalışmada incelenen internet, sosyal medya, ticaret kavramları her geçen gün gelişerek tek bir çatı altında toplanmıştır. İnternet teknolojisinin dönüşümü e-ticaret kavramını ortaya çıkarmış ve işletmelerin ürünlerini tüketicilere yer ve zaman fark etmeksizin pazarlama imkânı oluşturmuştur. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) geleneksel ticarette ki zorlu rekabet koşullarında kendilerine çok az bir pay edinmiştir; fakat e-ticarette oluşan istihdam payı ve küçük bütçelerle geniş ürün yelpaze sunma imkânı markaları e-ticarette yönlendirmektedir. E- ticaret sektöründe işletmeler müşterilere en kısa yoldan ulaşmak zorundadır. Sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte müşterilerin ilgi alanlarına göre içerikler sunmakta ve reklam kampanyaları düzenlemektedir. İnternet teknolojisinin gelişimi etkileşimi hızlandırmakta, alıcı veya tüketici aktif bir konuma gelmektedir. Bu durum üreticilerin, tüketicilere odaklanmasını ve onları iyi analiz etmesini gerektirmektedir. İnternet üzerinde alışveriş gerçekleştiren tüketiciler; genellikle bilinçli, eğitim düzeyi yüksek ve beklentileri karşılanmadığı zaman alternatif bir siteye giden bir görüntü çizmektedir, bu nedenle işletmeler sosyal medya politikasını doğru yönlendirmesi gerekmektedir. Sosyal medyada ağları markalar için iş ortaklığı arz etmektedir. İş ortaklığının sonucu markalar ürün ve hizmetlerini tüketicilere sunmuş, az sermaye ile milyonlarca kitleye ulaşmayı hedeflemiştir. Bu çalışmada son dönemde e-ticarete yönelen Çaykur ve e-ticaretle sektöre giren Tesbihane ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilerek iki firmanın e- ticaret stratejileri ve sosyal ağların markalara vermiş olduğu yön incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSELDEN DİJİTALE SPOR PAZARLAMASI: KAVRAMSAL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28219</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28219</guid>
      <author>Arif YÜCE, Hakan KATIRCI , Sevda GÖKCE</author>
      <description>Günümüz dünyasını tanımlayan en belirgin özelliklerden biri değişim olgusu ve değişim sürecinin yarattığı yeniliklerdir. Philip Kotler (2000: 4)’ın ifadesiyle “değişimleri kolaylaştırmaya ve tamamlamaya yönelen bir takım insan faaliyetleri ve ihtiyaçları karlı bir şekilde karşılama” olarak tanımlanan pazarlama olgusu geçmişten günümüze çeşitli değişimlere uğrayarak dijital pazarlama olarak ifade edebileceğimiz, nispeten yeni bir uygulama evresine geçmiştir. Özellikle yeni iletişim teknolojileri ve internet her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Spor pazarlaması uygulamaları da bu yeni dönemden etkilenmiş, sporu ve eğlenceyi bir arada sunan, sportaintment (spor eğlencesi) olarak ifade edilen bir yapının içerisinde ele alınmaya başlanmıştır. Kısacası geçmişte sporu bir eğlence aracı olarak gören entertainment (eğlence) anlayışı özellikle 2000’li yılların başından itibaren hızlı bir biçimde gelişen iletişim teknolojilerine bağlı olarak daha interaktif, daha eğlenceli ve daha dijital bir kavram olan sportaintment (spor eğlencesi) anlayışına evrilmiştir. Bu çalışma; dijital dünyada sporun pazarlanma biçimlerini ve uygulamalarını literatür taraması aracılığı ile betimleyen bir derleme çalışmasıdır. Literatür taraması; daha önce yapılmış bilimsel çalışmaları inceleyerek, üzerinde çalışılan konuyu geçmiş çalışmalar ile ilişkilendiren ve alandaki temel konuların incelenmesi ile gerçekleşen bir yöntemdir (Cresswell, 2014: 29). Bu doğrultuda spor pazarlamasının günümüzün dijital dünyasında ele alınış biçimleri ve yorumları ile ilgili metinlerin incelenmesi çalışmanın ana temasını oluşturmuştur. Bu çalışmanın temel amacı ise; postmodern pazarlama ekseninde spor pazarlaması literatürüne katkı sağlayacak değerlendirmeleri oluşturmak olarak ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


