






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2017 Sayı  56</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=593</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>AİLESİYLE BİRLİKTE YAŞAYAN VE YAŞAMAYAN ÇOCUKLARIN RESİMLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28300</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28300</guid>
      <author>Sevilay KARAMUSTAFAOĞLU, Mehtap DEDE , Ahmet Rasim AHISHA</author>
      <description>Bu araştırma, ailesiyle birlikte yaşayan ve yaşamayan ilkokul öğrencilerinin verilen temalara yönelik çizdikleri resimlerin belirlenen kriterlere göre incelemek ve değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırma nitel araştırma desenlerinden doküman analizi kullanılarak yapılmıştır. Çalışma Amasya’da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir devlet ilkokulunda öğrenim gören sekiz 4. sınıf öğrenciyle yürütülmüştür. Çalışma grubu, öğrencilerin resim yapma yeteneği ve devamsızlık durumları göz önünde bulundurularak ve ailesiyle birlikte yaşamayan 2 kız 2 erkek ile ailesiyle birlikte yaşayan 2 kız 2 erkek olacak şekilde amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmanın 4 haftalık yürütülme sürecinde sırasıyla aile, mutluluk, korku ve geçirdikleri herhangi bir gününü ifade eden bir resim yaptırılmıştır. Öğrenciler resimlerini bağımsız, hiçbir şeyden etkilenmedikleri serbest zamanlarda çizmişlerdir. Daha sonra çizilen resimler üzerinde görüşmeler yapılmıştır. Öğrencilerden alınan resimler kodlanarak üzerinde analizler yapılmıştır. Resim çalışmalarının analizinde figür, renk ve biçim kriterlerinden yararlanılmıştır. Bu kriterler dikkate alınarak ailesiyle yaşamayan ve yaşayan her bir öğrencinin her bir temaya yönelik resmi değerlendirilerek, tablolar oluşturulmuştur. Elde edilen bu bulgulara göre her iki grubun resmi yorumlanarak sonuçlara ulaşılmıştır. Ailesiyle beraber yaşayan çocuklarla ailesiyle beraber yaşamayan çocukların resimlerinin figür, renk ve biçim yönünden resimlerinin çok farklı olduğu sonucuna varılmıştır. Ailesiyle yaşamayan çocukların sevgiye ve ilgiye ihtiyaç duydukları, mutlu olmadıkları ve korkularının olduğu tespit edilmiştir. Ailesiyle yaşayan çocukların ise daha mutlu, korkularının olmadığı ve cesaretli oldukları belirlenmiştir. Bu sonuçlara bağlı olarak daha sağlıklı bir nesil yetiştirebilmemiz için çalışmanın sonunda bazı önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSE ÖĞRENCİLERİNİN YAŞAM BOYU ÖĞRENME EĞİLİMLERİNİN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28323</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28323</guid>
      <author>Hatice GÜZEL</author>
      <description>Toplumlar kendini geliştiren ve yaşam boyu öğrenme becerilerini kullanabilen bireylere ihtiyaç duymaktadır Eleştirel düşünen, sorun çözebilen, bağımsız karar verebilen ve yaşam boyu öğrenme becerisine sahip bireylerin yetiştirilmesi son derece önem taşımaktadır. Bu nedenle, lise öğrencilerinin yaşam boyu öğrenme eğilimlerini incelemek önemli bulunmuştur Bu araştırmada, lise öğrencilerinin yaşam boyu öğrenme eğilimlerinin belir-lenmesi ve bu eğilimlerin eğitim görülen bölüm, cinsiyet, İnternet kullanım süresi değişkenleri açısından değişip değişmediğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2015- 2016 öğretim yılı bahar döneminde Konya il merkezinde bir lisenin son sınıflarında farklı bölümlerde öğrenim gören 280 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri, Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimlerini Belirleme Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Ölçeğin 4 alt boyutu vardır. Elde edilen veriler SPSS 20 programı ile analiz edilmiştir. Normal dağılım göstermeyen veriler için Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğrencilerin yaşam boyu öğrenme eğilimlerinin orta düzeyde olduğu, oldukça meraksız tutum sergiledikleri motivasyonlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin sadece merak yoksunluğu alt boyutunda erkek öğrenciler lehine anlamlı fark bulunmuştur. Yaşam boyu öğrenme eğiliminin eğitim görülen bölüme göre değiştiği, eşit ağırlık bölümünde eğitim gören öğrencilerin yaşam boyu öğrenme eğilimlerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaşam boyu öğrenme eğilimin internet kullanma süresine göre de değiştiği, 2-3 saat arası internet kullanan öğrencilerin yaşam boyu öğrenme eğilimlerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞAM TEMELLİ ÖĞRENME YAKLAŞIMININ ÖĞRENCİLERİN BAŞARI VE MOTİVASYONLARI ÜZERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28262</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28262</guid>
      <author>Önder ŞENSOY, Berna GÖKÇE</author>
      <description>Bu çalışma, yaşam temelli öğrenme yaklaşımının ortaokul öğrencilerinin fen bilimlerine yönelik başarı ve motivasyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Araştırmanın uygulama basamağı 2015–2016 eğitim-öğretim yılında Çankırı ili merkezinde bulunan bir ortaokulun 6. sınıf öğrencileri üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunda yer alan öğrencilerin sayısı toplam 50’dir. Araştırmanın örnekleme yöntemi amaçlı örneklemedir. Araştırmada deney ve kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma sırasında deney grubu öğrencilerine fen bilimleri dersinde 6. sınıf elektriğin iletimi ünitesi mevcut müfredatının yanı sıra yaşam temelli öğrenme yaklaşımına göre hazırlanan etkinlik ve etkinlik formları ders veren tarafından uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise öğretim programının öngördüğü öğrenme yaklaşımlarına dayalı etkinlikler uygulanarak konular işlenmiştir. Dersler iki grupta da 6 hafta süresince aynı öğretmen tarafından yürütülmüştür. Araştırmada 6. sınıf Fen Bilimleri dersi Elektriğin İletimi ünitesinde yaşam temelli öğrenmenin etkilerini ölçmek için deney ve kontrol gruplarına “Elektriğin İletimi Ünitesine Yönelik Başarı Ölçeği” ve “Fen Bilimleri Dersi Motivasyon Ölçeği” uygulanmıştır. Araştırma sürecinin başında ve sonunda deney ve kontrol gruplarına veri toplama araçları uygulanmıştır ve araştırmadan elde edilen veriler SPSS paket programında değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda; mevcut müfredat içerisindeki yaklaşım ve uygulamaların kullanıldığı kontrol grubu ile bunlara ek olarak Yaşam temelli öğrenme yaklaşımlarının uygulandığı deney grubu öğrencilerinin, fen bilimleri dersinde işlenen elektriğin iletimi ünitesine yönelik akademik başarı puanları ortalamaları arasında başlangıçta bir fark yokken, uygulama sonucunda deney grubu lehine anlamlı bir fark bulunmuştur. Bunun yanı sıra yaşam temelli öğrenme yaklaşımının uygulandığı deney grubu öğrencileri ile kontrol grubu öğrencilerinin başlangıçta fen bilimleri dersine yönelik motivasyon düzeyleri eşit olduğu, buna rağmen uygulama sonunda yine deney grubu lehine bu eşitliğin bozulduğu görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>‘HABABAM SINIFI’ FİLMİ İLK SERİSİNİN KATZ’IN YÖNETSEL ÜÇ BECERİ YAKLAŞIMINA GÖRE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28303</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28303</guid>
      <author>Sezen TOFUR</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, bilginin yapılandırılmasında görsel-işitsel bir kaynak olan filmlerde, yöneticilerin yönetsel becerilerinin nasıl yansıtıldığının incelenmesidir. Bu amaçla seçilen ‘Hababam sınıfı’ filminin ilk serisi, Katz’ın üç beceri yaklaşımı temelinde doküman analizi yöntemiyle incelenmiştir. Araştırmada seri içerisinde, eğitim sistemine ait daha fazla eleştiri içerdiği düşünülen Hababam Sınıfı ilk serisinin okul müdürü ve müdür muavini değişmeyen ilk beş filmi üzerinde çalışılmıştır. Seçilen filmlerdeki okul müdürü ve müdür muavini karakterleri liderlik becerileri yönünden analiz edilmiştir. Bulgular hababam sınıfı okul müdür muavininin üst düzey yönetsel becerilere sahip olduğunu göstermiştir. Okul müdürünün becerilerinin tamamının mesleki/teknik yönde olduğu görülmüştür. Kavramsal/düşünsel becerilere sahip olamayan üst düzey yöneticilerin içinde bulundukları örgütü ve örgüt çalışanlarını tehlikeye atabileceği düşünüldüğünde serideki okul muavininin uygun yönetsel liderlik becerilerine sahip örnek yönetici rolünde olduğu söylenebilir. Yapılan bu çalışma günümüzde öğrencileri, eğitimi konu alan birçok dizi ve sinema filminin incelenebilmesine örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE YÖNELİK HAZIRBULUNUŞLUK ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ VE FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ HAZIRBULUNUŞLUK DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28199</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28199</guid>
      <author>Ezgi Güven YILDIRIM, Ayşe Nesibe KÖKLÜKAYA</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik hazırbulunuşluk düzeylerini belirleyebilmek için geçerli ve güvenilir bir hazırbulunuşluk ölçeği geliştirmek ve fen bilgisi öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine yönelik hazırbulunuşluk düzeylerini ortaya çıkarmaktır. Bu çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmada katılımcıların seçiminde, araştırmacıya araştırma sorularına yanıt bulacağı kişileri seçme imkanı veren amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu iki farklı amaç için ayrı ayrı belirlenmiştir. Çalışmanın ilk amacı olan hazırbulunuşluk ölçeği geliştirme aşamasında, 2015-2016 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Ankara’da bulunan bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesinde öğrenim görmekte olan çeşitli branşlardan toplam 283 öğretmen adayı çalışma grubu olarak seçilmiştir. Öğretmen adayları geliştirilen ölçeğin amacına uygun olarak özellikle fen bilgisi öğretmenliği, okul öncesi öğretmenliği, matematik öğretmenliği, bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenliği, yabancı diller öğretmenliği, sosyal bilgiler öğretmenliği, coğrafya öğretmenliği, biyoloji öğretmenliği, rehberlik ve psikoloji danışma öğretmenliği, müzik öğretmenliği ve resim iş öğretmenliği gibi farklı branşlardan seçilmiştir. Çalışmanın diğer çalışma grubunu ise 2015-2016 eğitim-öğretim yılı güz döneminde Ankara’da bulunan bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesinde öğrenim görmekte olan toplam 35, 3. sınıf fen bilgisi öğretmen adayı oluşturmuştur. Veriler SPSS 21 paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda geçerliği ve güvenirliği sağlanan 30 maddelik Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Hazırbulunuşluk Ölçeği geliştirilmiştir. Daha sonra hazırlanan ölçek fen bilgisi öğretmen adaylarına uygulanmıştır. Sonuç olarak öğretmen adaylarının hazırbulunuşluk düzeylerinin ölçekte bulunan maddelere göre değişiklik gösterdiği ve hazırbulunuşlukların orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DNR TABANLI ÖĞRETİMİN 8. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN ANLAMA VE DÜŞÜNME YOLLARINA ETKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28230</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28230</guid>
      <author>Filiz YILDIZ, Sare ŞENGÜL</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, DNR tabanlı öğretimin 8. sınıf öğrencilerinin olasılık ve istatistikle ilgili anlama ve düşünme yollarına etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desene uygun olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul İli Bayrampaşa İlçesi’ndeki bir devlet ortaokulunda öğrenim görmekte olan 80 sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada bir deney (n = 40) ve bir kontrol grubu (n = 40) yer almıştır. Deney grubunda öğretim DNR tabanlı öğretim ile gerçekleştirilirken, kontrol grubunda var olan normal öğrenme süreci devam etmiştir. Toplam 6,5 hafta (26 ders saati) süren araştırmada veriler, “8. Sınıf Matematik Başarı Testi (8MBT)”,“Anlama ve Düşünme Yollarını Belirleme Testi (ADYBT)” ve etkinlik çalışma yaprakları ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen nicel veriler, istatistiksel bir program aracılığıyla analiz edilirken; nitel veriler ise öğrencilerin olasılık ve istatistikle ilgili anlama ve düşünme yollarını değerlendirmek amacıyla geliştirilen “Anlama ve Düşünme Yollarını Değerlendirme Formu’na (ADYDF)” göre betimsel olarak analiz edilmiştir. Veri analizinde, öğrencilerin problem çözme sürecinde kullandıkları doğrulama şemaları Harel ve Sowder (1998) tarafından geliştirilen ispat şemaları modeline göre dışsal, deneysel ve analitik olarak kodlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, DNR tabanlı öğretimin öğrencilerin olasılık ve istatistik ile ilgili anlama ve düşünme yollarının gelişiminde, normal öğretim sürecine göre daha etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre, uygulama sonrasında deney grubu öğrencilerinin genel olarak olasılık ve istatistik ile ilgili kavramlara yönelik çok yönlü anlama yolları sergiledikleri, problemler için farklı çözüm stratejileri geliştirdikleri ve cevaplarını doğrulama sürecinde analitik şemayı kontrol grubu öğrencilerine göre daha fazla kullandıkları tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇAĞDAŞ TATAR EDEBİYATINDA “MASKELİ KAHRAMANLAR”</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28277</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28277</guid>
      <author>Ramilya YARULLİNA YILDIRIM</author>
      <description>Çağdaş Tatar Edebiyat biliminde toplumsal problemler yansıtılırken, edebi eserde yazar pozisyonu, yazar ile edebi kahraman, lirik kahraman ilişkisi gibi konular güncel meselelerden sayılmaktadır. Özellikle lirik eserlerde yazarın bilincini ve düşüncelerini aktaran lirik kahraman, aynı zamanda yazar tarafından edebi maske olarak da kullanılmaktadır. Mahlas yani takma isimlerden farklı olarak, edebi maske ile yazar arasına belli bir mesafe konulur, takma isimle anılan kahramanlar ise, kendilerinde çoğunlukla yazarın özelliklerini taşımaktadır. Nesir ve dram türlerinde yazarın iletmek istediği fikirler eser kahramanları aracılığıyla yani kahramanın maskesi arkasından dile getirilmektedir. Bazı olaylarda yazar net bir maske takar ve eserin sonuna kadar maskesini çıkarmaz. Bazı olaylarda ise, eserin ana fikrine bağlı olarak, yazar maskesini sık sık değiştirebilir. Bazı maskeli kahramanlar isimsiz yani tipikleştirilmiş, genelleştirilmiş olabilir. Mitolojik, folklorik, dini imajlar da yazarın edebi maskesi olarak kullanılabilmektedir. Başka bir boyuttan bakıldığında, edebi eserde yazarın düşüncelerinden uzaklaşan, metin içindeki olaylarda gerçek yüzünü gizlemek amacıyla maske takan edebi kahramanlar, ayrı bir sistem oluşturmaktadırlar. Yazar, bu tür kahramanların bazılarını kendi fikirlerinden bağımsız hareket ediyormuş gibi gösterse de, yine de onların arkasında yazarın belli bir amacı saklanmaktadır. Çalışmamızda Fevziye Beyremova’nın Maska (Maske) ve Bolın (Çayır) ile Zülfet Hekim’in “Bit” (Yüz) eserleri örneğinde yazar ve maskeli kahraman ilişkisi farklı boyutlardan değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEFİL MOLLA DİVANINDA YER ALAN DESTANLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28304</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28304</guid>
      <author>Hüseyin Kürşat TÜRKAN</author>
      <description>Destanlar toplum hayatında derin izler bırakan olaylar sonucunda oluşturulan millî ürünlerdir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde destanların belirli bir konusunun olmadığı anlaşılmakta ve hemen her konuda yazılabildiği görülmektedir. Sözlü kültürün önemli bir ürünü olan destanlar, tarihî olaylardan beslenip ait olduğu ulusun millî unsurlarını kendi potasının içerisinde barındırmasıyla birer kültür taşıyıcısı olmuşlardır. Bununla birlikte destanlar, sosyal yaşamı ele alması bakımından dönem hakkında bilgi veren tarihî vesika gibidirler. Söz konusu makalede Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde Bayazid-ı Bestami hazretlerinin türbedarlığını ve imamlığını yapmış olan, Sefil Molla’nın silsile yoluyla torunlarına kadar ulaşan</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LOOK BACK IN ANGER: JIMMY PORTER'IN ÖZ YAŞAMSAL TAKINTISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28281</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28281</guid>
      <author>Memet Metin BARLIK</author>
      <description>Look Back in Anger (1956) İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere!nin işçi sınıfının yaşam beklentilerini yansıtırken, egemen sınıfın politik tutumunu sorgular. Jimmy Porter kendi özyaşamsal ‘öfkesini' anlatmaktan kaçınamayan, ancak alt orta sınıfın ‘öfkesini' savunan hevesli bir temsilci karakterdir. Jimmy, toplumdaki sosyal durgunluğun nedenlerini tartışır ancak öz yaşamındaki gerçekler ile söyledikleri birbirini tutmayan bir kaybedendir. Üstlendiği fedakar liderlik rolü ile bireylerin uyanmalarını ve hayatın gerçeklerini hissetmelerini sağlamaya çalışır, ancak kendi öz yaşamından kalan saplantısı, çevresindeki insanlara karşı ‘bakıcı’ bir tutum takınmasını kalıcı hale getirir. Jimmy, henüz on yaşında iken, İspanyol Sivil Savaşında yaralanan babasına bir yıl süre ile bakıcılık yapar. Babasını ölürken izlemiş olması ve şahit olduğu annesinin kayıtsız tutumu, Jimmy’de başa çıkamadığı bir ‘öfke’ yaratır. Öz yaşamından edindiği bu ‘öfke’ genellikle ülkesinin siyasi konumuna karşı duyarsız olan insanlar için duyduğu ‘öfkeye’ baskın çıkar. Bu makalede Jimmy Porter'ın idealist bir rol üstlenerek, toplumsal ve öz yaşamsal ‘öfkeyi' aktarmaya çalışırken kurtulamadığı öz yaşamsal takıntısı irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Zamana Not Düşmek Dr. Filiz Kılıç- Dr. Mehmet Kılıç, Avanos’a Dair Yazılar-2 Grafiker Yayınları, 2017</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28274</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28274</guid>
      <author>Volkan KARAGÖZLÜ</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİSAYAR OYUNLARINDA BAĞIMLILIK, ŞİDDET VE KİMLİK KAYBININ ÇOCUK VE GENÇLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ: BURKHARD SPINNEN’IN “NEVENA” ADLI ROMANI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28268</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28268</guid>
      <author>Dudu UYSAL</author>
      <description>İnternet ve bilgisayar bir araya gelerek küresel boyutta hizmet eden sanal bir dünya kurmuştur. Bu durumun bir sonucu olarak da internet kullanımı ve bilgisayar oyunları çocukların ve gençlerin yaşamında vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Onların bilgisayar oyunları oynamaları gerçek dünyaya paralel olarak kurulan hayali bir dünyanın içerisine girmelerine imkân sağlar. Daha sonra bu hayali dünyayı gerçek dünyanın içerisinde aramaya başlarlar. Ama bilgisayar oyunlarının hayali ve büyülü dünyalarına bağımlı olduklarından gerçek ve hayali dünya arasında ayrım yapamazlar. Her geçen gün hem gerçek hayatlarından hem de kimliklerinden uzaklaşırlar. Ayrıca internetin ve bilgisayar oyunlarının fazla tüketiminin eğitim hayatı, sosyal ve günlük hayat üzerinde de olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Bu zararlı risklerin en önemli etkileri internet kullanımına ve bilgisayar oyunlarına olan bağımlılık, şiddet, kimlik kaybı ve iletişimsizliktir. İnternet ve bilgisayar oyunu bağımlılığının teşhis ve tedavi yöntemleri bu zararlı etkilerin önlenmesinde büyük bir rol oynamaktadır. 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında çağdaş Alman edebiyatı kendisini bu gelişmelerden soyutlamamaktadır ve bu makalede Alman yazar Burkhard Spinnen’ın “Nevena” adlı romanındaki ana karakterler sözü edilen bu sorunlar bağlamında incelenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALTERNANCE CODIQUE COMME UN PHENOMENE LANGAGIER, SOCIAL ET CULTUREL-UNE ETUDE PHENOMENOLOGIQUE SUR LES BILINGUES DE LA MINORITE TURQUE VIVANT EN FRANCE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28254</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28254</guid>
      <author>Esra Basak AYDINALP</author>
      <description>Kodların değişimi antropolojiden dilbilime , sosyolojiden psikolojiye kadar geniş bir yelpazede çalışılmış bir fenomendir. Bu fenomonolojik araştırmada öğrenimlerini devam etmeleri için Türkiye’ye gelen ve Fransa’da yaşayan Türk kökenli olan öğrenciler tarafından karşılaşılan zorluklara odaklanmak ve bu problemle ilgili olarak bu öğrencilerin deneyimlerini konu edinen yarı-yapılandırılmış sorularla dört öğrenci ile yürütülmüş derinlemesine görüşmelerim analizi ile kodların değişiminin etkin iletişimi hangi noktaya kadar etkilediğini anlamak amaçlanmıştır. Sonuç olarak , sonuçlar dört çift uçlu tema- hafıza-unutma, kimlik-ötekilik , iletişim-blokaj ve anksiyete-rahatlama olmak üzere kategorize edilerek değerlendirilmiştir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEORGE ORWELL’İN HAYVAN ÇİFTLİĞİ İSİMLİ ROMANININ İKİ TÜRKÇE ÇEVİRİSİNİN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28280</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28280</guid>
      <author>Ayhan ŞAHİN</author>
      <description>Asıl ismi Eric Arthur Blair olan George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” isimli romanı hem dünyada hem de Türkiye’de onun en çok bilinen ve sevilen eseri olmuştur. Ancak Orwell, yayıncılar değişik sebeplerden dolayı kitabı basmak istemediklerinden, romanı bin bir zorlukla bastırabilmiştir. Roman nihayet 1945 yılında basıldığında hem okuyucular hem de eleştirmenler tarafından çok beğenilmiştir. Roman, 1917 Rus devrimini hicveden alegorik fabl tarzında yazılmıştı. Romanın soğuk savaş yıllarında Rusya’ya karşı bir propaganda aracı olarak kullanılabileceğini sezen CIA, romanın animasyon filme dönüştürülmesini finanse etmiş ve film 1954’te yayınlanmıştır. Roman, Türkçede ilk önce 1952 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika halinde Halide Edip Adıvar çevirisi ile yayınlanmış, daha sonra 1954 yılında Maarif Vekaleti tarafından kitap olarak yine Halide Edip Adıvar çevirisi kullanılarak basılmıştır. İşin ilginç yanı roman “Yeni Amerikan Edebiyatı Serisi” başlığı altında yayımlanır ve bu yanlışlık 1990 yılına kadar devam eder. Kitabın 1990 baskısında “Yeni Amerikan Edebiyatı” tanımı hiçbir açıklama yapılmadan kaldırılır. Eser günümüze kadar farklı yayınevleri tarafından farklı çevirmenlerin çevirileri ile birçok defa basılmıştır. Bu çalışmada Maarif Vekâletinin bastığı Halide Edip Adıvar çevirisi ile Can Yayınları tarafından basılan Celal Üster çevirisi karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma; çeviri stratejileri, kültürel unsurların çevirisi, Türkçenin anlam dünyasına uygunluk, bağlaşıklık, bağdaşıklık, yazım ve noktalama ve çeviri yanlışları başlıkları altında yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BATI DIŞINDA SANATSAL FORM VE İMGELERİ KODLAMAK: CGI VIDEO VE CGI ORTAMI BAĞLAMINDA DENEYSEL SANAT</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28244</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28244</guid>
      <author>Ahmet ALBAYRAK</author>
      <description>Günümüz sanatının en yeni biçimlerinden “cgi environments” ve “yeni-medya” etkileşimli bir sanatsal deneyim sürecini gözler önüne sermektedir. Sayısal tabanlı teknolojinin yer aldığı dijital bilgi çağının, çağdaş sanatın günümüzün çok ötesindeki durumlarını işaret eden ütopyalar barındırdığı kesindir. Söz gelimi sanatsal sayısal videonun ve ortamın tanımlanamaz biçimdeki “cgi” formunu anlamak ancak yazılım olarak imgenin sanatsal sayısal kimliğini okuyabilmekten ve tekrar sanatsal olarak kodlayabilmekten geçer. Geleneksel algının, kültürün ve üretim biçimlerinin yeniden adlandırıldığı bir sanatsal kültürel manzarada farklı bir arayüzle karşı karşıyayız ve bu arayüz deneysel bir algı tecrübesini bize yaşatan bir ortam, garip bir dijital gerçeklik sunmaktadır. Bu gerçeklik, özellikle Asya, Ortadoğu gibi coğrafyalardan sanat ortamına giren sanatçıların işlerinde, -önemli etkinliklerden biri olan Ars Electronica’ya katılan sanatçılarda görüleceği üzere- melezleşmiş bir kültürün sıradışı olan bir sayısallıkla vurgulandığı örnekleri barındırır. Çağdaş sanatın bu eksendeki durumu, ad konulamayan yeni biçimleri ortaya koymuştur. İkon video, cgi sound, cgi video, fps video, web art, cgi video performans, interaktif nesne gibi sanatsal arayışlar son derece ilginç bir sürece işaret etmektedirler.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POSTMODERN SÜREÇTE EKLEKTİSİZM OLGUSU VE DAVID SALLE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28249</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28249</guid>
      <author>Gökçen Şahmaran CAN</author>
      <description>19. yüzyılın ilk çeyreğinden günümüze kadar süren tarihsel süreçte, kapitalist burjuva toplumunun kuruluş sürecinde ortaya çıkan köklü değişikliklerle bugüne kadar gelen günümüz sanatı, II. Dünya Savaşı sonrasında, 1950'lerde yeni oluşumlarla karşımıza çıkar. Bu bağlamda, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluşan düşünce anlayışları tüm sanatçıları ve akımları etkileyen bir özellik taşımış ve Avrupa sanatının önemli özelliklerinin ihlal edilmesiyle, bir başkaldırıyı içererek, geleneğin parçalanmasını ileri boyutlara vardırmıştır. Sanatçılar burjuva devriminin kötü sonuçlarını yeni bir dünya görüşü ve başkaldırı olgusuyla sanatsal ifadelerinde biçimlendirmeye başlamışlardır. Geç-kapitalizmin kültürel oluşumu, modernliğin baskıcı totaliter tutumuna bir karşı duruş olarak, yüksek değerlerin varlığına inanmayan postmodern bir toplum yaratmış, ironi, çoğulculuk ve eklektisizm bu toplumun dili olmuştur. Postmodern sanatsal oluşum bu çerçevede, estetik amaç güden klasik sanat anlayışına nihilist bir tutumla karşı koymuş, tepkiye dayalı bir anlatımı ön plana çıkarmıştır. Yapıtların oluşumunda kurgusal bir sistem hiyerarşisi yerine parçaları bütünün kurgusunu düşünmeden bir araya getiren "eklektik" bir tutum sergilemiştir. Yirminci yüzyılın sonlarında endüstriyel çağın bunalımlarının en çok ABD'de hissedilmesinin etkisiyle, "modernist baskıların insan benliğini unutturması" olgusu ABD'de de etkisini kısa zamanda hissettirmiştir. İnanç ve varoluş sorunsalları üzerine düşünmeye başlayan sanatçılardan öne çıkan Yeni-Dışavurumcu sanatçı David Salle, 1970'lerin başlarında eklektik resimleriyle postmodern resmin önemli isimlerinden biri haline gelmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IŞIK YAYAN AKILLI GİYSİLER VE MODA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28287</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28287</guid>
      <author>Merve BALKIŞ, Saliha AĞAÇ</author>
      <description>Dinamik bir kavram olan moda; kültürel, politik, psikolojik, ekonomik ve teknolojik faktörlerin etkisinde devinim halindedir. Gelişmekte olan teknoloji, moda sektöründe artan rekabeti beraberinde getirmiştir. Rakipleri geride bırakarak, sektörde yer edinebilmek adına, yeni teknolojilerin kullanımı moda sektöründe oldukça önemlidir. Bu bakımdan moda tasarımcısı özgün olmalı; yeni teknoloji ve malzemeleri yakından takip edebilmelidir. Önceleri sadece teknik, medikal veya askeri amaçlı kullanılan, teknik ve akıllı tekstiller, günümüzde ünlü modacılar tarafından tercih edilmeye başlanmıştır. Teknik tekstiller, kısaca, bir fonksiyonu için kullanılan tekstillerdir (Emniyet kemerleri, güç tutuşur kumaşlar vb.). Akıllı tekstiller ise elektrik elektronik mühendisliği, bilgisayar mühendisliği, tıp ve benzeri birçok alanı kapsayan disiplinler arası çalışmalar sonucu üretilen tekstillerdir. Akıllı tekstiller, herhangi bir etkiyi algılama veya algıladığı etkiye tepki verebilme özelliklerine sahiptirler. Malzeme teknolojilerindeki gelişmelerin artması ve mikro boyutlarda malzeme üretilebiliniyor olması, akıllı giysilerin kullanımını arttırmıştır. Dünyaca ünlü moda tasarımcıları ve şirketler tarafından akıllı giysilere büyük bir ilgi uyanmıştır. Geleceğin giysileri olarak bahsedilen akıllı giysiler, özellikle sahne performansları, galalar, davetler ve partiler gibi sosyal alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı; aydınlatma etkisi görülen akıllı giysileri, akıllılık sınıflarına göre gruplandırmak ve bu giysilerde kullanılan malzeme ve yöntemleri incelemektir. Çalışmada ünlü moda tasarımcılarının, markaların veya firmaların tasarlamış oldukları, ışık yayan giysilerin incelenmesinde araştırmacılar tarafından geliştirilen analiz formu kullanılmıştır. Analiz formu ile giysilerin, akıllılık sınıflarına göre kullanılan malzeme ve yöntemler, ilişki tabloları oluşturularak açıklanmıştır. Sonuç olarak; ışık yayan giysilerde en çok LED kullanımı gözlemlenmiştir. Giysilerde aydınlatma özelliği sağlayan yöntemler arasında ise en çok sensörlerin (biyosensörler, hareket sensörleri vb. ) kullanıldığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜSLÜMAN AZINLIĞIN KİMLİK MÜCADELESİ VE FIKHU’L-EKALLİYYÂT (AZINLIKLAR FIKHI)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28251</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28251</guid>
      <author>M. Rahmi TELKENAROĞLU</author>
      <description>Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaklaşık 500 milyon Müslüman azınlık olarak yaşa-maktadır. Bu rakam, toplam Müslüman nüfusun üçte birine karşılık gelmektedir. Bunların bir kısmı yerli halk, diğer kısmı ise göçmendir. Çözmek zorunda oldukları sorunlar çeşitlilik gösterse de, dinsel kimlik sorunu hepsinde ortaktır. Ev sahibi toplumların seküler dünya görüşü özellikle gençlerin dine bakışını etkilemektedir. Buna ilaveten, bilinçli olarak yürütülen asimilasyon politikaları, azınlıkların kendi geleneklerini bırakıp çoğunluğun yaşam tarzını benimsemelerine neden olmaktadır. Geçen yüzyılın son çeyreğinde kurumsallaşan fıkhu’l-ekalliyyât ise, İslam ülkesi dışında yaşayan Müslümanların başta asimilasyon olmak üzere her türlü sorunlarıyla ilgilenen özgün bir disiplindir. Söz konusu disiplin, resmi ve gayri resmi kuruluşların düzenlediği kongre ve sempozyumların bir ürünüdür. Metodolojik bakımdan seçici bir ictihad tekniği kullanmaktadır. Haramlara meşru alternatifler geliştirmektedir. İslam’ın evrenselliğinin güvencesi olan mekâsıd yorumundan yararlanmaktadır. Hukukun tümevarım yoluyla elde ettiği kurallara (kavâid-i külliye) müracaat etmektedir. Dinî normların değer sırasına bakarak hangisinin önceleneceğine yönelik önerilerde bulunmaktadır. Başlıca amacı ise, gayrimüslim toplumlarla beraber yaşayan Müslüman azınlığın fıkhî problemlerine cevap aramaktır. Bunu yaparken de Müslümanların diğer milletlerle ayrıştığı noktalara dikkat çekmektedir. İslami sabitelerinden ayrılmadan kültürler arası eylem, söylem ve mefkûre farklılığına vurgu yapmaktadır. İşte fıkhu’l-ekalliyyâtın en önemli işlevi de burada tebellür etmektedir. Çünkü ayırım ve farklılık, kimliğin vazgeçilmez öğeleridir. Farklılıklar ya da “biz ve öteki” ayırımı olmasaydı, kimlik çeşitliliği ve sağlamlığı da olmazdı.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLÂM HUKUKUNDA DOĞAL ÂFETLERİN SATIM AKDİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28246</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28246</guid>
      <author>Mustafa Harun KIYLIK</author>
      <description>Tabiatı gereği sosyal bir varlık olan insanlar, genel olarak ihtiyaçlarını birbirleriyle akitler yapmak suretiyle giderir. Bu akitler içerisinde en çok uygulama alanı bulan akit türü ise satım akdidir. İslâm Hukukunda satım akdi özel bir tarzda ele alınmış, öte taraftan akdi zedeleyecek unsurlar da yeteri kadar izah edilmiştir. Akdin taraflarının kusurlarından bağımsız olarak gelişen bir takım olayların akdi nasıl etkileyeceği hususu da ihmal edilmemiştir. Bu durumlardan biri olan doğal âfetler; "semâvî âfet" kavramıyla ifade edildiği gibi "câiha" başlığı altında müstakil bir tarzda da ele alınmıştır. Bizzat doğal âfet türlerinin zikredildiği de olmuştur. Her ne kadar "câiha" kavramına kimi hukukçular insan dahlinin söz konusu olduğu bazı durumları ilave etmişse de bu kavram, tarım ürünlerinin uğradığı doğal âfetlere karşılık olarak kullanılmıştır. Özellikle klasik İslâm Hukuk literatüründe akdin her aşamasında doğal âfetlerin birçok akit türü üzerindeki neticeleri işlenmiştir. Bu çalışma, satım akdini konu edindiğinden klasik dönem İslâm Hukuk müdevvenatımızın satım akdi dışındaki kısımları çalışmanın haricinde tutulacaktır. Bu anlamda özellikle zirâî âfetleri ifade eden câiha kavramına İslâm hukukçuları tarafından hangi anlamların yüklendiği, bu tür âfetlerin satım sözleşmesini etkileyip etkilemeyeceği ve etkileyecekse hangi oranda bir zâyiatın olması gerektiği gibi konular izah edilecektir. Bunun yanı sıra genel olarak doğal âfetlerin, yapılan satım sözleşmeleri üzerindeki etkisi akdin her aşaması dikkate alınmak suretiyle ele alınacaktır. Tüm bunlar yapılırken de mümkün mertebe mezheplerin görüşleri ayrı ayrı ele alınacak ve bu görüşlerin benzer ve farklı yönleri sunulmaya çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİSAYAR TEMELLİ TELEVİZYON PROGRAMLARI: DOĞRUSAL OLMAYAN KURGU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28194</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28194</guid>
      <author>Sedat CERECİ</author>
      <description>Pek çok politikacı son zamanlarda çoğulculuktan söz ediyor ancak monarşik uygulamalar yapıyor ve rejimi monarşiye dönüştürmeye çalışıyor. Bu çalışmada medyanın niteliği ele alınmış, bir yöenetim şekli olarak çoğulculuk araştırılmış, mdeya ve demokrasi arasındaki ilişki değerlendirilmiş ve medyanın çoğulculuk konusundaki rolü vurgulanmıştır. Modern dünyada yönetim biçimleri büyük bir sorundur. Yeni küresel politikalara bağlı olarak baskıcı yönetimler artmakta, siyasetteki ard niyetli oyunlar çoğalmaktadır. Siyasette ve ekonomide tekelcilik egemen olmakta, toplumu oluşturan katmanlar arasındaki fark giderek açılmaktadır. Monarşi, eskisinden daha fazla yaygınlaşmaktadır. Ötekileştirme artmakta, insanlar ötekilere karşı daha çok düşmanlık beslemektedir. Demokrasi, çoğulcu bir sistemdir ve çoğulcu bir atmosferde yaşamakta ve insanlara, barış içinde yaşamaları için kendi araçlarını ve olanaklarını sağlamaktadır. Çağdaş konjonktür, demokrasi için çağdaş olanaklar ve araçlar sağlamaktadır ve çağdaş bir altyapı oluşturmaktadır. Medya bir toplumda özgürlüklerin güvencesidir ve doğru kullanıldığında, tplumdaki bütün unsurların seslerini yansıtmaktadır ve medya çoğulculuğun araçlarına dönüşmektedir. Medyayı doğru kullanma, insanlara elverişli bir demokratik ortam ve insanlar arasında iletişimi sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AGING IN LITERATURE: FROM THE ODYSSEY TO THE OLD MAN AND THE SEA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28321</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28321</guid>
      <author>Visam MANSUR</author>
      <description>Yaşlanma, çeşitli boyutları içeren karmaşık bir terimdir: sosyal, kültürel, psikolojik ve biyolojik. Düz yazı veya dize şeklinde,eski veya yeni, fantastik veya gerçekçi, hayali anlatılar, yaşlı adam ve kadınları hep irrasyonel, geçmişi özleyen, intihara meyilli, dar görüşlü ve bunu benzer özelliklere sahip olarak betimler. Shakespeare'in Macbeth'indeki Kral Duncan dar görüşe sahiptir ve hainler ile kötü akrabalarının arasında hayatta kalmalak için gereken ihtiyatlıktan yoksundur. Shakespeare'in Kral Lear'ındaki Kral Lear, akılsız bir şekilde sadakatsiz kızları ve yakınlarına servetini ve krallığını yedirir ve bu durum trajik bir sona sebep olur. Aynı şekilde, Zola'nın La Terre'indeki yaşlı Fouan'a daima kötü davranılır ikinci oğlu Butea ona güçten düşmesi sebebiyle kötü davranır, onu boğar hatta yakar. Arthur Miller'ın, Bir Satışçının Ölümü’nde Willy Loman ileri bir yaşta kendine zarar veren duygusal ve geçmişe özlem duyan biri olarak gösterilir ve neticede doğru şeyi yaptığını zannederek kendini öldürür. Kurgu, yaşlıların hayatlarının sonlarında yaşadıkları acıyı yansıtır. Çoğu edebi metinde yaşlılık, zeka ve fiziksel yeteneklerde azalma ile ilişkilendirilir. Bu azalma kendini ya kişinin öz saygısında azalmayla veya Yaşlı Adam ve Deniz'de Santiago'ya ve Odise Destanı'nda Odysseus'a olduğu gibi intihar eğiliminde olan birinin abartılı öz saygısı ile eşleştirilir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MÜZİKTE SİYASAL SÖYLEM VE TÜRKİYE’DE ANADOLU ROCK: “CEM KARACA VE BARIŞ MANÇO” ÖRNEĞİ (1960-1980)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28289</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28289</guid>
      <author>Fatma GÜRSES</author>
      <description>Rock müzik, Amerika’da ve uluslararası alanda yaygınlık kazanarak kitleye ulaşan popüler bir tür olmuştur. Dünyada, çeşitli konuların tartışıldığı, yurttaşların bu tartışmalara katıldığı, müzik akımları ve gençlik hareketinin hızla yaygınlaştığı değişim yılları olan 1960’larda bu müzik türü, siyasal söylem biçimlerinin kitleselleşmesine aracılık etmiştir. Dünyadaki bu değişim ve özgürlükçü hareketten etkilenen Türkiye’de ise bu dönem, yurttaşın kamusal-siyasal özne olarak algılandığı, yabancı müziklerin ülkeye girişinin hızlandığı, yurttaşın kendini ifade alanı bulduğu yıllardır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile Türkiye’de bu özgürlükçü ortam kesintiye uğratılmış ve siyasal sistemde köklü değişiklikler yapılmıştır. Bu çalışma, düzen eleştirisi getiren rock müzikten etkilenerek Türkiye’de ortaya çıkan Anadolu rock olarak adlandırılan müzik türünün temsilcileri olan Cem Karaca ve Barış Manço’nun, 1960-1980 yılları arasındaki söz konusu siyasal dinamikleri şarkı sözlerinde temsil etme biçimlerini incelemeye çalışacaktır. Bu iki müzisyenin çalışmalarını temel alarak Türkiye’de Anadolu rock müziğinin, siyasal unsurları hangi söylemsel öğelerle sabitledikleri, neleri dışlayarak veya neleri bünyesine alarak söylemi inşa ettiklerini ortaya çıkarmak çalışmanın temel hedefidir. Bu amaçla, öncelikle, 1960’dan 1980’e kadar olan süreçteki siyasal ve sosyal olayların tarihsel arka planı ortaya konacaktır. Sonraki aşamada, söz konusu yıllar arasındaki Anadolu rock türü şarkı sözleri, oluşturulan temalar bağlamında söylem çözümlemesi ile incelenecek ve elde edilen bulgular değerlendirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ARAZİ KULLANIM BİLİNCİNİN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28269</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28269</guid>
      <author>Nevzat GÜMÜŞ, Ali Ekber GÜLERSOY , Görkem AVCI</author>
      <description>Arazi kullanım bilinci, bireylerin ve toplumların, arazi kullanımı ve çevresel etkileri hakkında bilinç ve duyarlılık kazanmasını sağlamak şeklinde ifade edilebilir. Arazi kullanım bilinci, Türkiye’de günümüzde yeterince ele alınan ve derinlemesine incelenen bir konu değildir. Türkiye’de arazi kullanım bilincinin lisans eğitimi boyutunda sorgulandığı herhangi bir çalışma da mevcut değildir. Söz konusu durum, böylesi bir araştırmanın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada, arazi kullanım bilinci, lisans eğitimi boyutunda irdelenmeye çalışılmıştır. Araştırma için hazırlanan ölçek, 2015-2016 güz eğitim ve öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nin çeşitli bölümlerinde ve anabilim dallarında (63 adet) öğrenim gören lisans düzeyindeki (1., 2., 3. ve 4. sınıflar; % 51 erkek-% 49 kız) 980 öğrenciye uygulanmıştır. Araştırmada nicel veri toplama, analiz yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. 30 sorudan oluşan ölçek, geçerlik-güvenirlik kapsamında 17 soruya düşürülmüştür. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile frekans ve yüzde değerleri alınarak analiz edilmiştir. Ölçeğin Cronbach Alpha Güvenirlik Katsayısı 0.594 olarak hesaplanmıştır. Verilerin analizinde anlamlılık düzeyi ise 0.05 olarak kabul edilmiştir. Öğrencilerin ölçek sorularına verdikleri yanıtlar çerçevesinde 5 (beş) ana grup belirlenmiştir. Bu gruplar; “özelleştirmeci çözüm”, “kullanım ayırt edebilme”, “bilgi kullanımına hazır olma”, “bilgi yeterliliğini bilebilme” ve “afet ve arazi kullanım farkındalığı” şeklindedir. Araştırma sonucunda, cinsiyet değişkenine göre erkek öğrencilerin özelleştirmeci çözümü önemsedikleri; sınıf düzeyine göre birinci sınıf öğrencilerinin özelleştirmeci çözümü, ikinci sınıf öğrencilerinin ise bilgi yeterliliğini bilebilmeyi dikkate aldıkları belirlenmiştir. Yaş değişkenine göre, 17-20 yaş grubundaki öğrencilerin özelleştirmeci çözümü ön planda gördükleri; lise mezuniyet türüne göreyse meslek lisesi, teknik lise ve diğer lise mezunu katılımcıların özelleştirmeci çözümü önemsedikleri saptanmıştır. Bunlar yanında mimarlık fakültesi öğrencilerinin özelleştirmeci çözümü, işletme fakültesi öğrencilerinin kullanım ayırt edebilmeyi, edebiyat fakültesi öğrencilerinin ise bilgi kullanımına hazır olmayı ve bilgi yeterliliğini bilebilmeyi önemli gördükleri belirlenmiştir. Sonuç olarak üniversite öğrencileri açısından arazi kullanım bilincinin ideal düzeyde olmadığı söylenebilir. Lisans öğrencilerinin yanlış arazi kullanımının çözümü olarak özelleştirmeyi ön planda tutmaları, arazi kullanımı hakkında sağlıklı bilgilere ve bu konuyla ilgili bütüncül bir perspektife sahip olmadıklarını ifade etmektedir. Bu çerçevede YÖK-MEB işbirliğiyle Çevre Eğitimi öğretim programlarına arazi kullanımı ve arazi kullanım bilinci konularının dâhil edilmesi ve bu dersin birinci sınıflarda zorunlu ders olarak okutulması yerinde bir girişim olacaktır. Araştırmamızın arazi kullanımı bilinç düzeyi ve arazi kullanımı bilinci oluşturma konularında yapılacak araştırmalara katkı sunması temennimizdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E MİRAS KALAN BİR MESELE: YURTLUK-OCAKLIK VE EMLAK-İ MAZBUTA MUKABİLİ MAAŞLARIN TASFİYESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28260</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28260</guid>
      <author>Yakup KARATAŞ, Demet Dural KARASU</author>
      <description>Osmanlı Devleti’nde idareci sınıfın tayini hususunda farklılıkların arz ettiği Klasik Sancak, Hükümet Sancak ve Yurtluk-ocaklık Sancaklar, imparatorluğun taşra teşkilatının belkemiğini oluşturuyordu. Osmanlı idari düzeninde ilk dönemlerden itibaren varlığı bilinen ve bu çalışmanın esasını oluşturan yurtluk-ocaklık sancaklar Tanzimat reformlarına kadar idaredeki yerini korumuştu. Yurtluk-ocaklık Sancaklarda yönetim hakkı irsi bir şekilde intikal eden mutasarrıfların uhdesindeydi. Bu idareci zümre, bölgenin fethinde önemli hizmetleri olmuş aileler veya genelde sınırda bulunan bu bölgeleri korumayı taahhüt etmiş hanedanlar idi. Buralarda tahrirler icra edilir, tımar sistemi uygulanabilirdi. Sancağın arazisi ve arazi üzerindeki hak ve yetkiler büyük oranda idareci zümrenin elindeydi. Yaklaşık üç yüz yıl boyunca bu şekilde kurulan bir idari mekanizma çağdaş reformların uygulandığı Tanzimat dönemindeki değişim ve dönüşümden nasibini alacak ve yurtluk-ocaklık sancak ve araziler devlet tarafından zapt edilecektir. Yeni düzende merkezden atanan idareciler tarafından yönetilecek olan bu sancaklar, zamanın gerektirdiği ıslahatlar kapsamında daha modern bir idari teşkilata kavuşacaktır. 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı 1845’ten itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu da içine alan bölgede yürürlüğe konmuş ve bu kapsamda yurtluk-ocaklık sancakların çokça bulunduğu bu mıntıka esaslı bir transformasyon sürecine girmişti. Hükümet sancaklarda bu düzeni hemen kabullenmeyen çeşitli hanedanlar ortaya çıkacak ise de yurtluk-ocaklık olarak idare edilen sancakların eski idarecilerine maaşlar bağlanarak herhangi bir ayaklanmanın önü alınacaktır. Bu maaş sisteminin hangi esaslara dayalı olarak vaz edildiği, sürecin işleyişi, yaşanan sıkıntılar ve çözüm yolları Osmanlı arşiv belgeleri ışığında değerlendirilecektir. Cumhuriyet döneminde de ödenmeye devam eden yurtluk-ocaklık maaşlarının tasfiye süreci için Cumhuriyet ve TBMM arşivlerinden elde edilen belgelerle uygulamaların kanuni takibi yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLGİSAYAR ÇAĞI VE BİLGİSAYAR TEMELLİ TELEVİZYON YAPIMLARI: TELEVİZYONDA FANTASTİK DÜNYA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28298</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28298</guid>
      <author>Burak KARABULUT, Emrah CEVHER , Nurat KARA , Sedat CERECİ</author>
      <description>Televizyon kültürel bir araç mıdır yoksa bir zaman geçirme aracı mıdır? Çağdaş koşullar televizyonun karakterini değiştirmiştir. Buradaki sorun, televizyonun kurgu amacıyla bilgisayar olanaklarından yararlanması ve hızlıca program yetiştirmek için çabuk ve kolay yapımlara yönelmesidir. Bilgisayar teknolojisi televizyona çok değişik kurgu olanakları sunmakta fakat televizyon insanları bilgisayar teknolojileri aracılığıyla gerçek dünyadan alıp fantezi dünyalarına götürmektedir. Modern teknolojiler medyaya çok fazla olanak sağlamakta ve özellikle bilgisayar teknolojisi televizyon için fantastik efektler sunmaktadır. Modern çağda televizyon kurgusu bilgisayarda yapılmakta ve bilgisayarın fantastik efektleri insanları fantastik dünyalara götürerek onlara gerçek olmayan efektler sunmaktadır. İnsanlar bilgisayar üzerinde kurgulanan televizyon yapımlarını heyecanla izlemekte ve gerçeklerden uzaklaşmaktadırlar. Televizyonun fantastik efektleriyle yaşamak toplumsal yaşamda sorunlara yol açmakta, insanlar gerçekleri algılamakta güçlük çekmektedir. Televizyon yapımları kurgu aşamasında bilgisayarın yardımıyla fantastik efektler kullanmakta ve insanlar genellikle televizyonun fantastik efektleri nedeniyle ona yönelmektedir. Kurgu, Lumiere kardeşlerden bu yana sinemanın temelidir ve film ve televizyon için ana koşuldur. İzleyiciler filmde, kurgunun ortaya koyduğu görüntülerin çekiciliğiyle etkilenmeye çalışılır. Bilgisayar pek çok insanın yaşamının vazgeçilmez parçasıdır ve dünyada mucizevi bir araç olarak kullanılmaktadır. Çağdaş bilgisayar teknolojileri yapımcılara ve yönetmenlere kurgu için çok sayıda olanak sunmaktadır. Kurgu, değişik görüntüleri fantastik bir öykü içerisinde bir araya getiren bir tür büyüdür ve izleyicilerin yapay bir dünyaya seyahat etmelerini sağlamaktadır. Bilgisayar teknikleri bu seyahati kolaylaştırmakta ve gerçeklerle fanteziler arasında bir köprü kurmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BENZER VE FARKLI YÖNLERİYLE RESİM VE SİNEMA İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28293</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28293</guid>
      <author>Derya UZUN AYDIN</author>
      <description>Sanayi Devrimi ve teknolojik gelişmelerin yaşandığı 19.yüzyıl, görsel sanatlar açısından da bir takım gelişme ve ilerlemelere sebep olmuştur. 20.yüzyıla geçtiğimizde de, modernleşme süreci hız kazanmış ve bu gelişim ve değişim günümüze kadar süregelmiştir. Yaşanan değişim ve gelişmelere, resim sanatı da ayak uydurmuş ve dönemin sosyal, kültürel ve toplumsal anlamdaki yeniliklerini yansıtarak gelişimini sürdürmüştür. İnsanoğlunun daha mağara dönemlerinden itibaren uygulamaya başladığı bu sanat dalı, beraberinde üslupsal yenilikleri de getirmiştir. Görsel anlatımlar denilince, sanat dalları içerisinde resimle birlikte fotoğraf sanatının da, 19.yüzyıla damgasını vurduğu söylenebilmektedir. Fotoğraf sanatının icadını takiben , yedinci sanat dalı olarak sinema sanatının da ortaya çıkması, bu yüzyıllar açısından önemli gelişmeler olarak sayılabilir. Sinema sanat dalı, kendine has üslubuyla yepyeni bir sanat dalıdır ve günümüze kadar teknolojik getirilerden de faydalanarak hızla gelişim kazanmıştır. Resim sanatıyla bir çok açıdan benzer ve farklı özellikleri içinde barındıran sinema, kimi yerde filmsel mekan ve zamanı sağlama sanatı olarak tanımlanırken, bir başka yerde filmlerin canlı resimler olduğu savunulur. Bu bağlamda, resim ve sinemanın ilişki içerisinde olduğu da anlaşılabilmektedir. Sinema sanatı ile resim sanatının karşılıklı ilişkileri incelendiğinde, karşımıza birkaç ortak nokta çıkacaktır. Bunlar içerisinde en önemlisi, görüntünün ortaklığıdır. Birkaç resim karesinden oluşan sinema ve ayrıca resim sanatında zaman öğesi, mekan kavramı, atmosfer, ışık-gölge gibi karşılaştırmalı kavramlara değinilmiş, her iki sanat dalının aslında optik bir illüzyon gösterisinden ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu ortak noktalar örneklerle de pekiştirilerek, görsel zenginlik sağlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DARBELER ARASINDA (1960 - 1980) TÜRKİYE – NATO İLİŞKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28299</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28299</guid>
      <author>Gökhan EŞEL</author>
      <description>Demokrat Parti İktidarının trajik sonunun ardından müttefikleri ile yeni bir döneme giren Türkiye için NATO üyeliği ve üyeliğin getirdiği sorumluluklar ve yükümlülükler açısından değişen pek bir şey olmamıştır. Soğuk savaşın sürdüğü yıllarda ve giderek iki kutuplu hale gelen dünyada, tarafını NATO’dan dolayısıyla da ABD’den yana seçen Türkiye, dış politikasında stabil olmaya devam etmiştir. Sovyetlerin tehdidine karşılık ABD’nin herhangi bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’nin yanında olacağına dair verdiği sözler ve NATO aracılığıyla kurulması planlanan savunma sistemleri de Türk-Sovyet ilişkilerinde yakınlaşmaya engel teşkil ederken Türkiye - ABD ve NATO ilişkilerinin daha da yakınlaşmasına neden olmuştur. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, her ne kadar bu ittifaka gölge düşürmüş ve NATO içerisinde krize neden olmuş ise de, harekât sonrası gelişmeler değerlendirildiğinde Türkiye’nin kırmızı çizgileri, ABD ambargosuna ve Johnson mektubuna rağmen, ABD ve NATO tarafından anlaşılmış ve ittifakın büyük bir yara almaması için de, gerek ABD ve gerekse NATO üyesi diğer ülkelerce özen gösterilmiştir. Türk dış politikası darbeler arası dönemde zaman zaman sıkıntılı anlar geçirmişse de, krizlerle dolu bu döneme genel bir çerçeveden bakıldığında, ilişkilerin yörüngesinden sapmamış olduğu ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEORİK DÜŞÜNCELER TEMELİNDE BİR RASYONALİTE YOKSUNLUĞU OLARAK BATIL İNANÇLARIN YÖNETİCİLER ÜZERİNDEKİ BELİRGİNLİĞİNİN TANITILMASI: BİR ARAŞTIRMA DENEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28239</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28239</guid>
      <author>Hakan KARA, Bülent TOKAT</author>
      <description>Bu araştırmada, teorik düşünceler temelinde bir rasyonalite yoksunluğu olduğu düşünülen batıl inançların yöneticiler üzerindeki belirginliğinin tanıtılması amacıyla yapılmıştır. Batıl inançların teorik düşüncelerdeki yeri literatür araştırılmasıyla oluşturulmuştur. Literatür araştırmalarına zenginlik sağlamak için, batıl inançların genel ve yönetici özelindeki tanım çalışmaları yapılmıştır. Kanımızca batıl inançlar, toplumun geleneksel kültürel hafızasında gelecek kuşaklara aktarılan, rasyonalite, bilim ve dine dayanmayan, korkudan öte, endişeyi azaltarak duygusal güven, korunma ve umutlu bir bekleyiş yaratan sembolik inançlar ve/veya eylemlerdir. Yönetici özelin de ise batıl inançlar, yöneticilerin toplumun kültürel hafıza ile öğrendikleri rasyonalite, bilim ve dine dayanmayan, kararlarda olası riskleri elimine ettiği inancıyla benzer olaylarda tekrarlanan ve ruhsal olarak aldatıcı rahatlama sağlayan sembolik inançlar ve/veya eylemlerdir. İhtiyaç duyulan veriler Kartopu Örneklem Yöntemi ile 210 yönetici üzerinden, Batıl İnançlar Ölçeği -?: ,90- ile elde edilmiştir. Elde olunan verilerin ifade ve değerlerinin birleştirilmesi sonucunda, yöneticilerin %44,47’si batıl inançlara sahip olduğunu belirtirken, %41,90’nı da tersi bir durumu, %13,64’lük kısımda kararsız bir durumda olduğunu belirtmiştir. Bulgulara Keşfedici Faktör Analizi uygulanmış ve belirginleşen üç faktör batıl inançlarda Eğilimler ve Kökenler, Nedensellik ve Biçimsellik ve Dinsel Yoksunluk olarak adlandırılmıştır. Ayrıca, üç faktör ve demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için çok değişkenli regresyon çalışması da yapılmıştır. Eğilimler ve Kökenler faktörü ile cinsiyet ve yöneticilik süresi arasında anlamlı bir ilişki bulunurken, diğer bağımsız değişkenler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Nedensellik ve Biçimsellik faktörü ile yöneticilik süresi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Son faktör olan Dinsel Yoksunluk ile yaş arasında ise, anlamlı bir ilişki bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BATMAN İLİNDE TURİZM GELİŞİMİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28165</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28165</guid>
      <author>Sebahattin Emre DİLEK, Ömer ÇOBAN , Serhat HARMAN</author>
      <description>Batman ili ve çevresi tarih boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetler ve sahip olduğu doğal güzellikleriyle önemli bir turizm potansiyelini bünyesinde barındırmaktadır. Stratejik yönetim sürecinin bir parçası olan SWOT (Güçlü yönler, Zayıf yönler, Fırsatlar ve Tehditler) analizi işletmelerin değerlendirilmesinde kullanılabildiği gibi turistik destinasyonların, şehirlerin, bölgelerin, ülkelerin değerlendirilmesinde de önemli bir araç olarak kullanılmaktadır. Çalışmada, Batman turizminin turizm potansiyeli arz ve talep yönlü olarak incelenmiş, bu incelemenin üzerine Batman turizmine ilişkin bir SWOT analizi inşa edilmiştir. Çalışmanın amacı, Batman turizmini arz ve talep yönlü olarak değerlendirip bu değerlendirme içerisinde göstermiş olduğu gelişimi ortaya koymaktır. Böylelikle çalışmanın Batman turizmine katkı sağlaması hedeflenmiştir. Çalışmada ikincil veri kaynakları kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, Batman ilinin doğal ve kültürel arz kaynaklarına sahip olduğu ancak yapay (insan yapımı) turistik arz kaynakları konusunda sınırlı kaldığı tespit edilmiştir. Buna ek olarak, Batman’ın turizm potansiyelinin turistik ürüne dönüştürülmesi konusunda da sıkıntıların yaşandığı gerçektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AVRUPA BİRLİĞİ GENİŞLEME KRİTERLERİ: İYİ KOMŞULUK İLİŞKİLERİ İLKESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28208</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28208</guid>
      <author>Seven ERDOĞAN</author>
      <description>Avrupa Birliği (AB) en başından itibaren yeni üye kabul etmeye açık bir bütünleşme olmuştur ve AB’ye katılmak isteyen ülkelerin karşılamaları birtakım kriterler her zaman söz konusu olmuştur. AB zaman içinde geliştikçe Birliğin genişleme koşulları da değişmiştir. 2000’lerin başında gerçekleşen ve çok sayıda eski Sovyet ülkesini AB üyesi haline dönüştüren doğu genişlemesi, Birliğin günümüzdeki genişleme politikasının ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. AB genişleme kriterlerinin büyük bir çoğunluğu söz konusu genişleme kapsamında yazılı hale gelmiş ve resmiyet kazanmıştır. Bu çalışmada AB genişleme kriterleri arasında son dönemde giderek önemi artan iyi komşuluk ilkesi üzerinde durulacaktır. Çözülemeyen Kıbrıs sorunundan alınan dersler AB’nin genişlemeler yoluyla yeni ikili sorunlar ithal etmekten uzak durmaya çalışmasını beraberinde getirmiştir. Bu nedenle, ikili sorunların çözümü AB üyelik kriteri haline getirilerek üyelik öncesi dönemde ele alınmaya başlanmıştır. Çalışma bağlamında konu devam eden Batı Balkanlar ve Türkiye genişlemelerinden örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HİLLARY RODHAM CLİNTON, AMERİKA’DA BAŞKANLIĞA EN ÇOK YAKLAŞAN İLK KADIN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28270</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28270</guid>
      <author>Şebnem CANSUN</author>
      <description>Bu çalışma 2016’da Amerika Birleşik Devletleri’nde başkanlık yarışına giren ilk kadın Hillary Rodham Clinton’ın hayatına odaklanmaktadır. Hillary Clinton’ın biyografileri, onun otobiyografileri, özellikle son on yılda basılmış olmak üzere akademik dergi makaleleri ve gazete haberlerine dayanılarak hazırlanan bu çalışma Clinton’ın sosyal ve de siyasal hayatının ana hatlarının, sahip olduğu liderlik yetileri ve karşılaştığı engeller de dahil olacak şekilde, altını çizmektedir. Eğitimini avukatlık üzerine almış olan Clinton, çocukluğundan itibaren organizatörlükler yapmış ve üniversite yıllarından itibaren ise siyasi bir aktör haline gelmiştir. Clinton cumhurbaşkanı eşliği (Ocak 1993-Ocak 2001), New York senatörlüğü (2001-2009) ve de Dışişleri Bakanlığı (2009-2013) yapmıştır. 2008’de Demokrat Parti’nin başkan adaylığı için, 2016’da ise Amerikan başkanlığını alabilmek için yarışmıştır. Önce Barack Obama’ya daha sonrasında ise Donald Trump’a karşı bu yarışları kaybetmiştir. Sekiz yıllık demokrat iktidardan sonra seçmenin bir değişim istemesi, Dışişleri Bakanlığı döneminde özel bir email hesabı kullanmış olmasına dair devam eden FBI incelemeleri, Başkan Bush’un Irak’a müdahalesine vermiş olduğu destek, Benghazi’de Amerikalılar’ın ölümünden sorumlu tutulmuş olması ve de cinsiyeti, siyasal yenilgisinin sebepleri olarak gösterilmektedir. Sonuç ne olursa olsun, Hillary Clinton cam tavanı kırmak için elinden geleni yapmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ MEDYANIN ÇATIŞMA ÇÖZÜMLEYİCİLİĞİ ROLÜ: SURİYE KRİZİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28282</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28282</guid>
      <author>Berna Berkman KÖSELERLİ</author>
      <description>Yeni medya enformasyonun geniş kitlelere anlık ve hızlı bir biçimde ulaşmasına aracılık eden araçsal bir ortamdır. Çalışmada çatışma bölgelerinden yeni medya aracılığıyla yayılan güncel haberler değerlendirilerek, teknolojik bir aracın çatışma çözümleyiciliğindeki (conflict resolution) rolünün ne olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmada çatışma durumlarında yeni medyanın kullanımını ele alan yaklaşımlar karşılaştırmalı bir biçimde incelenmiştir. Taraflar arasında çatışma yönlü ilişkilerin dolayımlanmasında yeni medyanın yerini sorgulamak çalışmanın temel problematiği olmuştur. Çatışma çözümleyiciliği yaklaşımlarında yeni iletişim teknolojileri toplumsal değişimi belirleyen bir etken olarak görülmekte ve çatışmanın gidişatı açısından yeni medyanın olumlu ve olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Bu yaklaşımlarda yeni medya teknolojik bir yenilik olarak görülmekte, sermaye birikimi ve üretim ilişkileri açısından yeni medyanın konumu açıklanmamaktadır. Ancak çatışmanın sönümlenmesini sağlayacak yapısal belirleyenler - ekonomi politik sistem, uluslararası kuruluşlar, devletler ve diğer aktörler - görmezden gelinmektedir. Çalışmada yeni medyanın çatışma çözümleyiciliği rolü ve çatışma bölgelerinden yayılan haber akışı Suriye krizi örneğinde açığa çıkarılmak istenmiştir. Bu bağlamda Twitter’daki çevrimiçi haber hesaplarının yeni medyayı kullanım pratikleri içerik analizi yöntemi ile incelenmiştir. Suriye’deki iç çatışmaları anlık iletilerle bildiren 4 çevrimiçi haber hesabı (@AliyeHaber, @suriyegercekh, @ShaamNetworkTR, @SuriyeHbrAjansi) ideolojik görüş farklılıklarına göre seçilerek örneklem kapsamına alınmıştır. Çalışma kapsamına 1 aylık tarih aralığı ile sınırlama getirilmiştir. Çalışmada aynı zamanda incelenen hesaplara ait nicel verilerin nitel değerlendirmesine de yer verilmiştir. Sonuç itibariyle, çatışma bölgelerindeki anlık gelişmeler yeni medyanın sağladığı olanaklar sayesinde bildirilebilmektedir. Yeni medyadan yayılan haber akışının çatışmaya dahil olan taraflar açısından kamuoyu oluşturmak, politik hedef ve taleplerine meşruluk kazandırmak üzere kullanıldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİL FELSEFESİNDE ANLAM SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28259</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28259</guid>
      <author>Ufuk ÖZEN BAYKENT</author>
      <description>Dil felsefesinde tartışılan başlıca konular anlam, gönderge, belirli betimlemeler, düşünme-dil ilişkisi ve söz edimleri olarak örneklendirilebilir. Bu konulara bakıldığında anlam probleminin dil felsefesi içinde önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Anlam problemi ile ilgili olarak, dildeki anlamlı en küçük birimin ne olduğu, sözcük veya cümleye anlamını verenin ne olduğu gibi sorular gündeme gelmiştir. Bu çalışmada, 20. Yüzyıl başlarında, felsefenin bir disiplini olarak adlandırılmaya başlanan dil felsefesinin ele aldığı pek çok problemden birisi olan anlam sorunu ayrıntılarıyla incelenecektir. Dilde anlam problemine detaylı olarak bakıldığında iki temel tartışma noktası ile karşılaşılır. İlk mesele, bir dilsel ifadeyi anlamlı kılanın ne olduğudur. Zihinci yaklaşım ve davranışçı yaklaşım bu soruya farklı cevaplar vermiştir. İkinci mesele, ise dilde anlamlı en küçük birimin ne olduğudur. Kelime atomcuları dilde en küçük anlamlı birimi kelime olarak belirtirler. Cümle atomcuları ile cümlenin en küçük anlamlı birim olduğunu iddia ederler. Aslında, felsefe tarihinde Herakleitos’tan günümüze dili sorgulayan filozofların ortaya koyduklarına bakıldığında, dilde anlama yönelik dört temel yaklaşım ile karşılaşılacaktır. Bu çalışma, ideci, göndergeci, davranışçı ve pragmatik yaklaşımları, bu görüşlerin savunucusu olan filozoflara atıfta bulunarak derinlemesine sorgulanacaktır. Bu sorgulama süreci sonunda bu yaklaşımların her birinin dildeki anlam problemine yaptıkları katkılar betimlenecektir. Aslında, ortaya konan her yaklaşım, bir diğerinin anlamı başka bir yönden görebilmesini sağlamıştır ve bu açıdan da anlam kavramının farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HISTOIRE DE LA FORMATION AU TRAVAIL SOCIAL EN TURQUIE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28285</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28285</guid>
      <author>Bekir GÜZEL</author>
      <description>L'objectif principal de la profession du travail social est d'améliorer la prospérité des pays et des communautés en général. Parallèlement, l'éducation au travail social vise à former les professionnels nécessaires à la mise en œuvre des services sociaux. Conformément à cet objectif, l'éducation aux services sociaux, qui a commencé au Royaume-Uni et aux États-Unis, a gagné une dimension universelle en se propageant dans différents pays au cours de la première moitié du XXe siècle. La première institution d'éducation au travail social en Turquie a été ouverte à Ankara, en 1961, sous le nom d'Académie des Services Sociaux. L'influence des Nations Unies, qui a été établie après la Seconde Guerre mondiale, a été très énorme lorsque cette institution a été ouverte. Plus tard, en 1963, le Département de Travail Social a été ouvert sous la direction de l'Université Hacettepe. C'est la deuxième étape importante de l'éducation au travail social en Turquie. Cependant, ce département a été fermé après le coup militaire en 1980. Les académiciens et les étudiants dans ce département ont également été placés à l’Académie des Services Sociaux. Ainsi, deux structures différentes offrant une éducation sur le travail social en Turquie ont été regroupées sous le nom de l'École des Services Sociaux, qui fonctionnera sous l'Université Hacettepe. Cette école a été le seul département de travail social en Turquie, qui à fournir l'éducation jusqu'au début de l'année 2000. Pour la première fois en 2002, le département de travail social a été ouvert dans une autre université. Dans la dernière période, surtout en 2006 et après, il ya eu une évolution et une mutation qui peut être exprimée comme une “folie” pour ouvrir les départements de travail social. À la fin de ce processus, à partir de 2016, plus de 40 universités en Turquie ont donné une formation de travail social. Cependant, bien sûr, il est inévitable qu'il y ait beaucoup de problèmes tels que la qualité, le standart et la supervision, surtout dans les départements ouverts dans un temps aussi court! Dans cette étude, le processus brièvement mentionné ci-dessus sera traité plus en détail et l'histoire de l'éducation du travail social en Turquie sera essayée d'être expliquée.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLİŞKİSEL PAZARLAMAYA GENEL BİR BAKIŞ VE BU KONUDA YAPILMIŞ TEZ PROFİLLERİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28207</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28207</guid>
      <author>Derya Gündüz Hoşgör, Haydar Hoşgör</author>
      <description>Küreselleşme, artan rekabet, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, değişen müşteri profili, müşterilerin hizmet kalitesi ve memnuniyet beklentileri gibi faktörler, işletmeleri değişen çağa ayak uydurmak zorunda bırakmıştır. Bu bakımdan daha fazla pazar payı elde edebilmek, finansal kazanç sağlamak, rekabet üstünlüğü kazanmak, mevcut müşterileri elde tutmak, yeni müşteriler kazanmak ve sadık müşteri portföyü oluşturmak isteyen işletmeler, ilişkisel pazarlama uygulamalarına yönelmiştir. İlişkisel pazarlama; müşterilerle uzun dönemli karşılıklı ve karlı ilişkiler kurmayı hedefleyen bir modern pazarlama yaklaşımıdır. Bu çalışmanın amacı; 2000-2016 yılları arasında ilişkisel pazarlama konusunda Türkiye’de yapılmış olan yüksek lisans ve doktora tez profillerini incelemektir. Bu kapsamda toplam 37 tez; yıl, tür, bilim dalı, sektör, üniversite, araştırma-veri toplama-örnekleme ve analiz yöntemleri, örneklem hacmi ve en fazla kullanılan değişkenler açısından içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Tezlere ait frekans ve yüzdelerin hesaplanmasında Microsoft Excel 2010 ofis programı kullanılmış ve elde edilen bulgular tablolar halinde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞAMIN KIYISINDAKİ FİLOZOF ALBERT CAMUS: Yaşamın Anlamı, Ölüm, İntihar ve Uyumsuz</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28222</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28222</guid>
      <author>Erdal ÖZ</author>
      <description>Her insan ömründe bir kez olsun, yaşamın anlamına ve anlamsızlığına dair sorular sormuştur kendine. Bu sorularla boğuşurken ömründe en azından bir kez olsun intiharı düşünmüştür. İnsan neden kendini öldürür, neden intihar eder? İlle de bir tek nedeni mi vardır intiharın yoksa sayamayacağımız bir sürü nedeni mi? İnsanı intihara sürükleyen yaşamın anlamsızlığı mıdır? Kendi varoluşu üzerine düşünüp, doğumla ölüm arasına sıkışıp kalan, bir başka deyişle ölümle sonlanan bir hayatın yaşanmaya değer olup olmadığı üzerine kafa yoran ve bu dünyada bulunmanın aslında saçma olduğunun kanısına varan insan yine de yaşamaya devam edebilir mi? 20.yüzyılın tartışmasız en önemli felsefecilerinden biri olan Albert Camus, denemelerinde, romanlarında, oyunlarında bu soruların cevabını aramıştır. İntiharın, gerçekten tek önemli felsefe sorunu olduğunu dile getirip, yaşamın yaşamaya değer olup olmadığına dair yargıya varmanın olanaklarını tartışmıştır. Aslında o da yaşamın ‘cogito ergo sum’ını bulmaya çalışmıştır. Yani insanın yaşamak için sımsıkı tutunacağı bir dal, üzerinde yürüyebileceği sağlam bir temel aramıştır, dersek abartmış olmayız. Bu yazıda yapmaya çalışacağım şey, Camus düşüncesinde yaşamın anlamı, ölüm ve intiharı irdelemek olacaktır. Bundan hareketle bu düşüncelerin, hislerin ve olayların absurde (uyumsuz) duygusu ile ilişkisini ortaya koymaktır. Kuşkusuz bu irdeleme de bizi Camus’nün en temel kavramlarından biri olan absurde (uyumsuz) üzerinde kafa yormaya götürecektir. Sonuç olarak Camus felsefesinin genel bir çerçevesini vermiş olacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİYASİ BOYUTLARIYLA TÜRKİYE’DE ALEVİ ÇATIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28257</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28257</guid>
      <author>Gazi Giray GÜNAYDIN</author>
      <description>Alevism is political concept beyond its ancient heritage. The question, which is whether Alevism is a cultural phenomenon or the subject of identity, should be clarified definitively before discussing Alevism. Particularly in Turkey, it seems that Alevism has gained unique aspect with the foundation of modern Turkish Republic. As distinct from previous practices in history, Alevism reappeared as a political identity by favour of the policies of new Turkish Republic. Alevi people, which is professed to be exposed to culturally oppression called Kızılbaş during Ottoman Empire, became agent establishing an alliance with the elites of new Turkish Republic. Nevertheless, the political discrimination against Alevi people would be continued in the following decades. According to Alevis’ thesis, especially under the governance of right-winded political parties in Turkey, Alevi people complains to be seen as secondary citizens. Briefly, the marginalization process of Alevi people causes to emerge specifically Alevism question in the context of identity. Ultimately, the process of Alevi opening as the part of democratization initiatives emerged with the will of Justice and Development Party in 2008 and the series of workshops for the problems of Alevi citizens were arranged for the first time in 2009, which continued during two years. The attempt of JDP is still controversial with the achievements and disappointments. It is seen that Alevi opening begun with high hopes was concluded with the disappointment in the aspect of Alevis. On the other hand, JDP officials and intellectually supporters arrived in the opinion that Alevi people are so demanding and they lost the solving motivation to the Alevism question. Furthermore, there have been structural limitations in front of the solution of Alevism problem. First, democratization policy of JDP belonged to a particular period. Hence, Alevi opening ended de facto by itself although there is no exact conclusion of Alevi opening. Second, Alevi communities’ polymorphous structure obstructed to find out a definitive consensus between Sunni and Alevi people. Last structural obstacle is some prejudices and settled opinions against Alevis are quite powerful in conservative Sunni people. Because all of these structural difficulties, JDP’s Alevi opening attempt led Alevism issue becomes more chronic and complicated, which it makes difficult to final solution in the future.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


