






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2017 Sayı  59</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=596</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>OKUL YÖNETİCİLERİNİN SOSYAL SORUMLULUK VE ÖRGÜTSEL KİMLİK ALGILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28275</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28275</guid>
      <author>Türkan ARGON, Sibel DEMİRER</author>
      <description>Bu çalışmada, okul yöneticilerinin sosyal sorumluluk ve örgütsel kimliğe yönelik algıları ele alınmış, algıları arasındaki ilişki tespit edilerek, kişisel değişkenlere göre anlamlı fark oluşturup oluşturmadığı belirlenmiştir. Araştırma tarama modelindedir. Çalışma evrenini Bolu ili merkez ilçe ortaokul ve liselerinde görev yapan 121 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Araştırma verileri normal dağılım göstermediğinden non-parametrik analizler yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, okul yöneticilerinin sosyal sorumluluğa ilişkin algıları tüm alt boyutlarda ve toplamda “kesinlikle katılıyorum”; örgütsel kimliğe ilişkin algıları “katılıyorum” düzeyindedir. Okul yöneticilerinin eğitim durumları ve yaşları sosyal sorumluluk algılarında anlamlı fark ortaya koymamıştır. Görev türü, okul türü, cinsiyet, yöneticilik kıdemleri ve çalıştıkları okullardaki yöneticilik süreleri sosyal sorumluluğun bazı alt boyutlarında ve toplamda anlamlı farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Örneğin sosyal sorumluluk algısı müdürlerde, ortaokulda görev yapanlarda, erkeklerde, 1-2 yıldır yöneticilik yapanlarda daha yüksektir. Yöneticilerin örgütsel kimlik algıları okul türü, cinsiyet, mesleki kıdem ve bulundukları okulda yöneticilik sürelerine göre değişmemektedir. Görev türü, eğitim durumu ve yaşa göre farklılaşmaktadır. Zira örgütsel kimlik algısı müdür yardımcılarında, 40 yaş ve altındakilerde, lisans mezunlarında yüksektir. Okul yöneticilerinin sosyal sorumluluk ve örgütsel kimlik algılarında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, okul yöneticilerinin sosyal sorumluluk faaliyetlerine katılımları desteklenerek çalışanların örgütsel kimlik algısının güçlenmesinde okul yöneticilerinin etkisinin arttırılması vb. öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM KURUMU YÖNETİCİLERİNİN MİZAH TARZLARI VE OKULLARIN MİZAH İKLİMİ ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28428</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28428</guid>
      <author>Ahmet ŞAHİN</author>
      <description>Çalışmanın amacı ilköğretim kurumu yöneticilerinin ve öğretmenlerinin görülerine göre ilköğretim kurumu yöneticilerinin mizah tarzları ve ilköğretim kurumlarının mizah iklimi arasındaki ilişkiyi belirlemektir. İlişkisel çalışma deseninin kullanıldığı araştırmanın evreni 2014-2015 Eğitim Öğretim yılında Antalya ili 5 merkez ilçe (Muratpaşa, Kepez, Konyaltı, Döşemealtı ve Aksu) sınırları içinde bulunan 223 devlet ilkokulunda ve ortaokulunda görev yapmakta olan 631 yönetici ve 6850 öğretmenden oluşmaktadır. Örneklem ise 253 ilköğretim kurumu yöneticisi ve 651 ilköğretim kurumu öğretmeni olmak üzere toplam 904 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak ilköğretim kurumu yöneticilerinin mizah tarzlarını ve ilköğretim kurumlarının mizah iklimini belirlemeye yönelik iki ölçme aracı kullanılmıştır. Ölçme araçlarında Likert tipi beşli derecelendirme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde basit korelasyon analizi (Pearson korelasyon katsayısı) ile hiyerarşik çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, ilköğretim kurumlarının mizah iklimi ve yöneticilerin mizah tarzları arasında genel olarak anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Çalışmada pozitif mizah ikliminin olumlu mizah tarzları olan katılımcı ve kendini geliştirici mizah ile pozitif yönlü anlamlı bir ilişkiye; negatif mizah ikliminin ise negatif yönlü anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Negatif mizah iklimi ile saldırgan mizah ve kendini yıkıcı mizah arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Pozitif mizah iklimi ile saldırgan mizah arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken kendini yıkıcı mizah arasında ise anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Ayrıca, yöneticilerin mizah tarzlarının okulların mizah ikliminin anlamı birer yordayıcısı olduğu bulunmuştur. Bütünsel olarak değerlendirildiğinde yöneticiler tarafından yapıcı mizah tarzlarının kullanıldığı okullarda olumlu mizah iklimi türlerinin baskın olacağı söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZEL ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE ÇALIŞAN ALAN DIŞI ÖĞRETMENLERİN YAŞADIKLARININ BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28370</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28370</guid>
      <author>Sena Gülsüm ŞEN, Müzeyyen ELDENİZ ÇETİN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan alandışı öğretmenlerin yaşadıklarının belirlenmesidir. Bunun için katılımcılarla öğretimsel müdahele, materyal kullanımı, yöneticiler ve ailelerle iletişim, davranış yönetimi ve sosyal becerilerim öğretimiyle ilgili görüşülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını özel eğitim alanında çalışan yedi okul öncesi ve üç sınıf öğretmeni olmak üzere on öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma verileri nitel araştırma yöntemlerinden yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği ile toplanmış, elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Betimsel analiz, çeşitli veri toplama teknikleri ile elde edilmiş verilerin daha önceden belirlenmiş temalara göre özetlenmesi ve yorumlanmasını içeren bir nitel veri analiz türüdür. Bu analiz türünde araştırmacı görüştüğü ya da gözlemiş olduğu bireylerin görüşlerini çarpıcı bir biçimde yansıtabilmek amacıyla doğrudan alıntılara yer vermektedir. Bu analiz türünde temel amaç elde edilmiş olan bulguların okuyucuya özetlenmiş ve yorumlanmış bir biçimde sunulmasıdır. Araştırmanın sonucunda özel özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan alandışı öğretmenlerin; Bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP), öğretim yöntemleri, davranış yönetimi, değerlendirme ve akademik becerilerin öğretiminde daha çok desteğe ve bilgilendirmeye ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Ayrıca daha fazla idari desteğe ihtiyaç duydukları, yöneticilerin velileri mutlu etme eğiliminde olmaması ve eğitimli olması gerektiği ulaşılan bulgular arasındadır. Üniversite eğitimlerinde özel eğitimle ilgili bir ders konulması ve rehabilitasyon merkezlerine damar okuma sisteminin getirilmesi alanla ilgili getirdikleri öneriler arasındadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKULÖNCESİ ÖĞRETMENİ ADAYLARINA GÖRE MATEMATİĞİN ANLAMI NEDİR?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28347</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28347</guid>
      <author>Yasemin KABA, Sare ŞENGÜL</author>
      <description>Yaşamın soyutlanmış biçimi olarak tanımlanan matematik, tüm olası örüntülerin incelenmesi olarak tanımlanmaktadır. Bilgiyi işleyen, bundan sonuçlar çıkaran ve problem çözmenin anahtarı olan matematik yakın çevremizi ve dünyayı anlamamızda iyi bir yardımcıdır. Bu sebeple okul öncesi dönemlerden başlamak üzere anlamının araştırılması matematiği anlamanın ilk adımları olarak görülebilir. Bu bağlamda araştırmada, okul öncesi öğretmeni adaylarına göre matematiğin anlamını belirlemek amaçlanmıştır. Bu bağlamda okul öncesi öğretmeni adaylarının matematik denilince hangi kavramları zihinlerinde canlandırdıkları ve bu kavramlar arasında nasıl bir ilişki oluşturduklarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde bir eğitim fakültesinin okul öncesi öğretmenliği bölümü ikinci sınıfında öğrenim görmekte olan 63 öğrenci ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerden matematik ile ilgili zihin haritaları oluşturmaları ve matematik ile ilgili metafor üretmeleri istenmiştir. Zihin haritası, merkez düşünceye ilişkin kavramlar ve düşünceler arasındaki ilişkilerin görsel sunumudur. Bir konu hakkında bireyin aklına ilk gelen kavramlar, şekiller ve grafikler zihin haritasını oluşturduğundan araştırma için uygun bir veri toplama aracı olarak görülmüştür. Metaforlar ise bir düşünce malzemesi ve kavrayışın bir şeklidir. Bununla birlikte sadece bir söz figurü değil aynı zamanda bir düşünce figürüdür. Bu noktada veriler; “Matematik, .................... gibidir; çünkü, ...........................” cümlesinin tamamlattırılarak elde edilmiştir. Öğrencilerden ilk boşluğa matematik hakkında bir metafor yazmaları, ikinci boşluğa da neden bu metaforu yazdıklarını açıklamaları istenmiştir. Elde edilen veriler içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak okul öncesi öğretmeni adaylarına göre matematik sayılardan, işlemlerden ve sembollerden oluşur, evrenseldir ve diğer bilimlerle ilişkilidir. Matematik gizemini korumaktadır. Matematiği sevmek matematik öğretmeni ile ilgilidir. Zor ve karmaşık olmasına rağmen zevkli ve eğlencelidir. Soyut düşünme gerektiren bir mantık bilimi olup sınavların olmazsa olmazıdır. Matematikte başarılı öğrenci başarılıdır şeklinde inançları bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HÜCRE BÖLÜNMESİ VE KALITIM ÜNİTESİNDE YER ALAN SOYUT KAVRAMLARIN METAFORLAR YOLUYLA İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28389</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28389</guid>
      <author>Hatice Gülmez GÜNGÖRMEZ, Abuzer AKGÜN , Ümit DURUK , Ceylan DOĞAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin hücre bölünmesi ve kalıtım ünitesinde ele alınan bazı kavramlara yönelik sahip oldukları metaforik algıların incelenmesidir. Olgu bilim desenine uygun bir şekilde yürütülen çalışmanın örneklem grubunu 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Adıyaman İlinde yer alan bir devletokulunda öğrenim görmekte olan 20 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmada öğrencilere “Kromozom, gen, fenotip, parça değişimi ve mitoz……gibidir; çünkü……” cümle kalıbı bu 5 farklı kavrama uyarlanarak soru olarak yöneltilmiş ve öğrencilerden boşlukları doldurmaları istenmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz yoluyla çözümlenmiştir. Verilerin analizi sonucunda öğrencilerin bu ünite dahilinde ele alınan 5 farklı kavrama ilişkin toplamda 51 tane farklı metafor oluşturdukları sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bu metaforlar “Canlı, Özellik/Düşünce/Soyut Kavramlar, Araç/Nesne ve Süreç/Eylem” olmak üzere 4 farklı kavramsal kategori altında toplanmıştır.Ayrıca en fazla metafor 36 tane olmak üzere özellik/düşünce/soyut kavramlar kategorisinde üretilmiştir ve aynı şekilde en fazla parça değişimi kavramı ile ilgili ‘takas (9)’ metaforudur. Öğrencilerin büyük çoğunluğunun DNA, kromozom ve gen kavramlarının büyüklük sıralamasında bir yanılgıya sahip oldukları görülmüştür.Çalışma sonuçlarına göre, öğrencilerin soyut, karmaşık veya kuramsal bir olguyu anlamada ve özellikle açıklamadaki yetersizliklerini giderebilmek amacıyla metaforik düşünmeyi geliştirici etkinliklerin fen bilimleri dersinde kullanılması önerilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LİSE ÖĞRENCİLERİNİN FACEBOOK BAĞIMLILIKLARI VE KİŞİLİK ÖZELLİKLERİNİN DEMOGRAFİK DEĞİŞKENLERE GÖRE KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30140</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30140</guid>
      <author>Derya ALİMANOĞLU YEMİŞÇİ , </author>
      <description>Yapılan bu araştırmada lise öğrencilerinin kişilik özellikleri ile Facebook bağımlılık düzeylerinin bazı demografik değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 133 kız ve 114 erkek olmak üzere toplam 247 lise öğrencisi dâhil edilmiştir. Araştırmaya katılan lise öğrencilerinin kişilik özelliklerinin tespit edilmesinde “On-Maddeli Kişilik Ölçeği”, Facebook bağımlılık düzeylerinin tespit edilmesinde ise “Facebook Bağımlılığı Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizlerinde SPSS 22.0 veri analiz programında Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi ve Spearman Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların dışadönüklük, duygusal dengesizlik, deneyime açıklık, sorumluluk ve yumuşak başlılık kişilik özelliklerinin orta düzeyde olduğu, Facebook bağımlılıklarının ise düşük düzeyde olduğu tesit edilmiştir. Demografik değişkenler açısından ele alındığı zaman lise öğrencilerinin kişilik özelliklerinin cinsiyet ve cihaz kullanma sayılarına göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği (p&lt;0.05), buna karşılık kişilik özelliklerinin yaş grubu ve spor yapma durumu değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır (&gt;0.05). Facebook bağımlılık düzeyine ilişkin bulgular değerlendirildiği zaman katılımcıların Facebook bağımlılık düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği (p&lt;0.05), buna karşılık Facebook bağımlılık düzeyinin yaş grubu, spor yapma durumu ve cihaz kullanma sayısı değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır (p&gt;0.05). Bunun yanında lise öğrencilerinin kişilik özellikleri ile Facebook bağımlılıkları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmadığı tespit edilmiştir (p&gt;0.05). Sonuç olarak lise öğrencilerinde demografik değişkenlerin kişilik özellikleri ve Facebook bağımlılığı üzerinde kısmen etkili olduğu, buna karşılık kişilik özelliklerinin Facebook bağımlılığı üzerinde önemli bir belirleyici olmadığı söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİYASPORANIN NEDEN OLDUĞU TRAVMA MI YOKSA TRAVMANIN YARATTIĞI DİYASPORA MI?: JHUMPA LAHİRİ’NİN THE NAMESAKE (ADAŞ) ROMANININ YENİDEN İRDELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28359</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28359</guid>
      <author>Bülent Cercis TANRITANIR</author>
      <description>Coptik ya da diyaspora (Eski Yunanca’da ???????? - "diaspora) uzun süre bir inancın, bir ulusun anavatanından uzaklaşıp başka bir yerde azınlık olarak varlığını sürdürmesi olarak tariff edilmiştir. Sözcük, hem uzaklaşma eylemini hem de azınlık olarak ayrı yaşayan insanları ifade eder.İnsanın dünya üzerindki yolculuğu devam ettikçe, diyaspora kavramı da tartışılmaya devam edecektir. Sosyolojide o anda yaşanılan ve sahip olunan şeylerin toplamı olan bütünsellik, varlık alanına genel anlamda kültürel travma deniyor. Bir toplumu oluşturan bireylerin o toplumla kurdukları aidiyetin hissedilme kesifliği, kendilerini o toplum üzerinden kurma, kurgulama pratiklerinin samimiyeti, bireyin, o toplum tarafından algılanan, yapılan herhangi bir olumsuz hareketi kendisine yapılmış gibi görülmesini sağlar. birey öncelikle örselenenin topluma ait şeyler olduğuna inanır. yani birey kendisini toplumun dili, dini, etnik kökeni, gelenekleri vb. gibi alanlara ne kadar yakın mesafede kurgula(ndırıl)mışsa duyarlılığı da tepkisi de o denli güçlü hale gelmektedir. ‘Diyaspora’ ve ‘travma’ kavramları özellikle Asya kökenli Amerikalıların edebiyat ürünlerinde genel anlamda nerdeyse birbirlerinin yerine kullanılan iki kavramdır. Diyasporada hayat kültürel travmanın ana nedenlerinden biri olarak kabul edilir ya da tam tersi. Kültürel travma bir tür diyaspora sonucu ve diyasporanın doğal bir kaynağıdır. Bu yüzden de bu iki kavram arasında bir karşılıklı neden-sonuç ilişkisi vardır. Jeffrey C. Alexander “kültürel travmanın kolektif hareket eden unsurların, onların sonsuza kadar anılarını şekillendiren grup bilinci üzerinde silinemez işaretler bırakan ve gelecekteki kimliklerini radikal ve geri çevrilemez şekilde değiştiren korkunç bir olaya mazur kaldıkları zaman hissettiklerini” (VIII). Bu makale kültürlerarası çatışmaları, travmaları, tecridi, umutları ve çıkmazları ortaya koyar ve bu karşılıklı etki kendilerini yabancı kültürle yerli kültür arasında bir yerlerde bulan Jhumpa Lahiri’nin Adaş romanındaki yarı kurgusal karakterler aracılığıyla ortaya konur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TRAKYA AĞIZLARINDA KULLANILAN YEMEK ADLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28351</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28351</guid>
      <author>Muharrem ÖZDEN</author>
      <description>Söz varlığı üzerine yapılan çalışmalar, söz konusu dilin olduğu kadar o dili konuşan insanların özellikleri hakkında da önemli ipuçları ortaya koyar. Bir dilin yalnızca söz varlığının incelenmesiyle, o dili konuşan ulusun yaşayışı, o toplumdaki kültür hareketleri ve başka uluslarla ilişkileri hakkında büyük ölçüde bilgi edinilebileceği (Aksan, 1998) dilbilimcilerin ortak görüşüdür. Türk mutfağının asırlar süren gelişimi, tarih boyunca yaşadıkları coğrafya ve bu coğrafyanın sağladığı malzemelerden yapılan yemeklerle gerçekleşmiştir. Coğrafi olarak çok geniş bir alanda gelişimini sağlayan Türk medeniyeti doğaldır ki geniş mutfak kültürünü de bu şekilde vücuda getirmiştir. Orta Asya’da tarım ve hayvancılıkla geçinen Türkler, bu sahada genellikle hayvansal ürünlere bağlı bir yemek kültürü oluşturmuşlardır. Anadolu coğrafyasında daha önce bilmedikleri ve tanımadıkları ürünler ile karşılaşan Türkler, bu yeni ürünler ile, önceleri basit daha sonrasında karmaşık pişirme teknikleri kullanarak zamanla çok zengin bir mutfak yaratmışlardır. Bugünkü Türk mutfağının temellerini Osmanlı Saray mutfağı oluşturmaktadır. Başlarda bu mutfak mütevazi ve gösterişten uzak olmasına rağmen ilerleyen zaman dilinde zenginleşip çeşitlenmiştir. Aynı zamanda yöresel halk mutfağı da aynı zenginlik ve çeşitlilikle gelişimini sürdürmüştür. Çalışma sahamız olan Trakya bölgesi ise tarihi süreç içinde birçok kavim tarafından istilaya uğramış ve birçok devlet tarafından iskân edinilmiştir. Bu durum bölgenin yemek kültürünü de çok yoğun bir şekilde etkilemiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PETER STAMM’IN “BÖYLESİ BİR GÜNDE” ADLI ROMANI ÜZERİNE HETEROTOPOLOJİK BİR ANALİZ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28483</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28483</guid>
      <author>Kadir ALBAYRAK</author>
      <description>Figürlerin içinde bulunduğu mekân, edebi eserin yapı taşını oluşturur. Sahip olduğu coğrafi ve politik konum sebebiyle özellikle İsviçre edebiyatında mekân farklı bir yere sahiptir. Alpler ülkesi olan İsviçre gerçekte olduğu gibi politik tarafsızlık ve savaşmamış bir ülke imajını edebi eserlerinde de sürdürmüştür. Bu anlamda İsviçreli yazarların eserleri üzerine yapılacak mekânsal bir değerlendirme mekânın İsviçre edebiyatındaki özel durumunu belirlemek için gereklidir. İsviçre’nin son dönem yazarlarından olan Peter Stamm’ın eserlerinde de mekân önemli bir rol oynar. Yazar eserlerinde genellikle yerinden edilen figürlerin başka ülkelerde geçen yaşam hikâyelerini anlatır. Yazarın bu genellemeye uyan eserlerinden biri de “Böylesi Bir Günde” adlı romanıdır. Romanın ana figürü olan İsviçreli Andreas, Paris’te almanca öğretmenliği yapmaktadır. Ailesinden uzakta sürdürdüğü monoton ve yalnız hayatının düzeni, akciğer kanseri olma riskini öğrendiği bir hastane kontrolünün ardından altüst olur ve bu kontrolden sonra memleketi, İsviçre’ye gitme kararı alır. Paris’te tanıştığı Delphine adında bir genç kızla İsviçre’ye seyahat eder. Orada bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönmek üzere yola çıkar. Roman, Andreas’ın Delphine’i bulmayı umduğu Le Grand Crohot adı verilen Atlantik kıyısındaki bir plajda son bulur. Bu çalışmada figürün yaşadığı mekânlar ve yaptığı seyahat boyunca içinde hareket ettiği farklı yerler, mekâna farklı bir bakış açısı sunan ve Foucault tarafından ortaya konan heterotopya kavramı bağlamında değerlendirilecektir. Bu değerlendirmede temel alınan heterotopolojik bakış açısını destekleyecek farklı çalışmalarda kullanılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORTA ANADOLU’DA KADIN ÂŞIKLARIN İCRA ORTAMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28367</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28367</guid>
      <author>Serenat İSTANBULLU</author>
      <description>Âşıklar, Türk toplumunun yaşam biçimini, geleneklerini, kültür ve sanat yapısını ürünlerine yansıtarak, yayan, yaşatan ve yeni nesillere taşınmasını sağlayan kültür aktarıcısıdırlar. Bu aktarımın yıllarca göz ardı edilmiş temsilcileri olan kadın âşıklar; âşık sanatının içerisinde var olan ancak başta toplumsal cinsiyet eşitsizliği olmakla birlikte çeşitli nedenlerle âşıklık geleneği içerisinde hak ettiği yeri edinememiş halk sanatçılarıdır. 17. yüzyıldan itibaren tespit edilebildiği ölçüde gelenek içinde yer bulan kadın âşıklar 1970’li yıllara kadar yazın çalışmalarına dâhil edilmemiş, geniş çaplı kültürel etkinliklere çağırılmamış, kendilerine genellikle kadınların bulunduğu ortamlarda yer bulabilmişlerdir. Medya ve iletişim araçlarının etkisiyle halk kültürü içinde dikkat çekmeye başlamış olan kadın âşıklara gereken ilgi son yıllarda artmaktadır. Kadın âşıkların girmekte oldukları ortamlar ve bu ortamlardaki sanatsal, müzikal, edebi ve toplumsal cinsiyet açısından durumları, incelenmeye değer konular olarak çeşitli disiplinler içerisinde araştırılmaktadır. Halk âşıklarının girmekte oldukları ortamlar müzikolojik açıdan da alana birçok katkı sunan unsurlar içermektedir. Bu araştırmada Orta Anadolu’da yaşayan kadın âşıkların kendilerine yer buldukları icra ortamları; bu ortamların geleneğin yaşatılması açısından değerlendirilmesi ve icra ortamlarında yaşadıkları sorunlar ortaya konulmuştur. Orta Anadolu’da âşıklık geleneğini yerine getirmeye çalışan kadın âşıklarla ve Orta Anadolu yöresi erkek âşıkları ile araştırma konusu ekseninde görüşmeler yapılarak veriler ortaya konulmuş, bu veriler kadın âşıklar hakkında yapılmış mevcut bilimsel çalışmalar, televizyon programları, dergiler ve röportajlarla desteklenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR EĞİTİM ARACI OLARAK SANATIN ÖZEL YETENEKLİ EĞİTİM VE REHABİLİTASYONUNDA KULLANILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28371</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28371</guid>
      <author>Serdar DANIŞ</author>
      <description>Eğitim, bireyde olumlu davranış değişikliği meydana getirerek bireyi geleceğe hazırlama amacındadır. Eğitim öğretim alanları gibi sanat eğitimi de yapıcı ve yaratıcı, eleştirel düşünme becerileri, yetenekleri uyandırma ve geliştirme, bireyin sağlam iletişim kurması, kendini değerlendirmesi, tanıması yönünde bilinçlenmesini sağlaması gibi önemli hedefleri olan bir alandır. Sanat eğitiminin bu hedefleri, normal okulda programlarında sağlanamayan ve farklılaştırılmış bir eğitim gereği içinde olan, özel yetenekli öğrencilerin eğitim ve rehabilitasyonu için de gerekli olmaktadır. Böylece eğitim kavramı ve uygulamaları içinde sanat eğitimi önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Değişen, gelişen yapısıyla sanat, yeni anlayış ve değerlere sahip oldukça, bunları anlamak ve üzerinde düşünmek, yorum yapmak gerekliliği doğmuştur. Dolayısıyla sanat eğitimi, önem kazanarak öğrenci eğitiminde önemli bir role sahip olmuştur. Bu çalışmada normal akranlarına göre farklı özellikler gösteren, sorgulama, hoşgörü, geniş ve özgür düşünme, soyut düşünme, akıl yürütme, sebat, düzenlilik, keskin gözlem, girişkenlik, eleştirici karar ve hizmet edebilme gibi özellikler gösteren özel yetenekli bireylerin eğitim süreçlerinde, görsel sanatların gerekliliğinin irdelenmesi amaçlanmıştır. Literatür taraması şeklinde olan bu çalışmada sanat eğitiminin özel yetenek eğitiminin vazgeçilmez bir parçası olduğu, sanatın bireylerin yaratıcılıklarını ortaya çıkarmanın yanında bireyin ruhsal yönden doyurulmasına yardım ettiği, bireylerin etik değerleri özümseyerek bireyde bir değer birikimini sağladığı ve kültürel, toplumsal gelişmede katılımcı kişiler yetişmesinde önemli rol oynadığı gibi sonuçlara varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KUR’ÂN’DA ARINMA (TEZKİYE) YÖNTEMİYLE NEFSİN EĞİTİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28381</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28381</guid>
      <author>HAMZA AKTAŞ</author>
      <description>İnsanın yaratılışı gereği iki farklı özelliği bulunmaktadır. İnsanın kendisini hep iyiliğe, güzel davranışlara yönelten bir yönü varken, kötü ve olumsuz davranışlara sevk eden bir yönü de söz konusudur. Her türlü iyiliği ön plana alıp insanları doğruya ulaştırmaya çalışan takva iken, kötülüğü emreden ve insanın azgınlık derecesinde bütün heva ve arzularını karşılamaya çalışan da nefistir. İnsandaki kötü özellik ve olumsuz davranışların en aza indirilebilmesi için insanların bir eğitime tabi tutulması gerekmektedir. Bu doğrultuda nefsin hem eğitilmesine hem de tezkiye yöntemi ile temizlenmesi ve arınmasına ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Kur’ân, nefsin eğitilmesi ve tezkiye edilmesi konusunda belli bir düzen ve sistem ortaya koyarak insanları eğitime tabi tuttuğu ve onlara bu konuda kılavuzluk etmekte olduğu çalışmada anlaşılmıştır. Çalışmada bu yönler dikkate alınarak tezkiye yöntemi ile nefsin Kur’ân’da nasıl eğitime tabi tutulduğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede tezkiyenin kavramsal çerçevesi çizildikten sonra Kur’ân’da ve Tasavvuf psikolojisinde tezkiyenin nasıl gerçekleştiği ifade edilmiştir. Daha sonra nefsin hem literatürde hem de Kur’ân’daki açılımları dile getirilmiştir. Nihâyetinde Kur’ân’da tezkiye yöntemiyle nefsin eğitilme sistemi ortaya koyulmuştur. Bu sistemin üç boyutta geliştiği görülmüştür. Bu üç boyuttan birincisi, Peygamberler vasıtasıyla kitap ve hikmetle tezkiyedir. İkincisi, tüm yönleriyle birlikte ibadetlerle tezkiye ve üçüncüsü ise dua yoluyla nefsin tezkiyesi gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HZ. PEYGAMBER’İN SÜNNETİNDE ÇEVRE DUYARLILIĞI: AHLÂKÎ BİR ÖRNEKLİK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28387</guid>
      <author>Osman ORUÇHAN</author>
      <description>Bugün çevre, teknolojik alandaki gelişmelere zıt olarak bozulan ahlâkî anlayışlar nedeniyle tahrip edilmektedir. Çevre ile ilgili asıl sorun, bilimsel-teknolojik gelişmelerin artışı değil, insanoğlunun çevreye ahlâk ölçülerinden uzak bir anlayışla muamelesidir. Hz. Muhammed de ahlâkî anlamda tam bir örnektir. Bu makalede Hz. Muhammed’in çevre ile ilişkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Makale hazırlanırken klasik hadis kaynaklarından Hz. Peygamber’in uygulamaları taranarak çıkarılmıştır. Makalede konular Hz. Peygamber’in insan, hayvan, bitki ve cansız varlıklarla ilgili söz ve davranışlarında ahlak vurgusuna göre tasnif edilmiştir. Onun, hayatı boyunca insanlar arası ilişkilerde hak, adalet, sorumluluk, saygı, sevgi, diğerkâmlık, merhamet, samimiyet vb. ahlaki erdemleri ön plana çıkardığı görülmektedir. Ona göre hayvanlar en az insanlar kadar yaşama, beslenme ve eziyet edilmeme hakkına sahiptir. İnsanlar onlara karşı sorumlu davranmalı, ayrıca onları sevmeli ve onlara merhamet etmelidir. O, bitkilere ve cansız varlıklara yaklaşmada da korumacı üslubu tercih ve tavsiye etmiştir. Zira ona göre tüm varlık âlemi Allah tarafından yaratılmıştır ve hepsi de sevgi ve saygıyı hak etmektedir. Makalede ulaşılan bazı sonuçlar şunlardır: Hz. Peygamber’in öğretisinde doğal çevreyi kullanmada tüm canlıların hakkı bulunmaktadır ve bu hakka saygı gösterilmelidir. Hz. Peygamberin çevre ile ilgili söz ve uygulamalarında, bugünün çevre sorunlarına ahlâkî boyutuyla çözüm sunabilecek pek çok örnekler bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MERHAMET VE DİNDARLIK: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE AMPİRİK BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28458</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28458</guid>
      <author>Hızır HACIKELEŞOĞLU, Saffet KARTOPU</author>
      <description>Bu araştırmanın temel problemi, üniversite öğrencilerinin dindarlık eğilimlerine göre merhamet düzeylerinde herhangi bir farklılaşmanın olup olmadığını incelemektir. Merhamet duygusu, tüm insanlığa hitap eden ortak bir değer olarak karşımıza çıkmaktadır. Hemen hemen tüm dinlerde merhametin vurgulanması, evrensel bir niteliğe sahip olduğunu desteklemektedir. Dinin veya insanda yansıması olan dindarlığın merhamet duygusunu güdüleyici bir güç olduğu varsayılmakta ve kendisini dindar olarak tanımlayan kişiler açısından merhamet duygusu, dinin üzerinde sıkça durduğu bir olgu olarak önem teşkil etmektedir. Dolayısıyla merhamet duygusunun bireyin psikolojik dünyası üzerindeki yansımalarının ne olduğu merak edilmekte ve merhamet duygusunu dindarlık üzerinden anlama ve açıklama çalışmayı önemli kılmaktadır. Bu çerçevede araştırma, merhamet duygusunun dindarlık eğilimlerine göre ortaya çıkan farklılaşmalarını Gümüşhane Üniversitesi örnekleminde araştırmayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda Gümüşhane Üniversitesi bünyesindeki İlahiyat Fakültesi (n:99), Besyo (n: 96), Edebiyat Fakültesi (n: 99), Sağlık Bilimleri Fakültesi (n: 96), ve İktisâdi ve İdâri Bilimler Fakültesi (n:100) öğrencilerinden tesâdüfi yöntemle seçilmiş 490 kişiden oluşan örneklem grubunun merhamet duygusu düzeyleri ortaya çıkarılarak dindarlık eğilimlerine göre oluşan farklılaşmalar tespit edilmiştir. Uygulama Mayıs 2017’de gerçekleştirilmiş ve araştırmada, Frekans, T-Test, Tek Yönlü Anova Testleri kullanılmış olup, verilerin değerlendirilmesinde ve hesaplanmış değerlerin bulunmasında SPSS 16.0 istatistik paket programından yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kendisini ‘dindar’ olarak görenlerin merhamet duygusu düzeyinin kendisini ‘dindar’ olarak görmeyenlere göre daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK HAVA SAHASINDA MEYDANA GELEN ÖLÜMCÜL UÇAK KAZALARINA İNSAN FAKTÖRLERİ ANALİZ VE SINIFLANDIRMA SİSTEMİNİN (HFACS) UYGULANMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28410</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28410</guid>
      <author>Kadir DÖNMEZ</author>
      <description>Uçak kazalarının önlenmesi için en önemli faktör daha önce meydana gelen kazalardan dersler çıkarmaktır. Uçak kaza ve kırımlarının analiz edilmesi ve kazaya neyin sebep olduğunun bulunması bir sonraki kazayı önlemek için atılacak ilk adımdır. Bir kazanın analizinde eğer sebep çevre ya da teknik sebepler ise bu kazanın nedenin sınıflandırmak kolay olacaktır. Örneğin motor arızası, yoğun sis nedeniyle görüşün azalması ya da türbülans çok kolay bir şekilde kategorize edilebilir. Ancak kaza insan kaynaklı bir faktörden meydana geliyorsa bunu sınıflandırmak nispeten zor olacaktır. Shappell ve Wiegmann insan faktörlerinden meydana gelen kazaların sınıflandırılması için ilk olarak Amerikan deniz kuvvetlerinde meydana gelen kazaları inceleyerek insan faktörleri analiz ve sınıflandırma sistemini (HFACS) geliştirmişlerdir. İnsan faktörleri analiz ve sınıflandırma sisteminin temeli Reason’un İsviçre peynir modeline dayanmaktadır. İnsan faktörleri analiz ve sınıflandırma sistemi, meydana gelen bir kazanın sebebinin sadece kabin ekibinin suçu olmadığını ve kazanın arkasında yöneticilere kadar uzanan birçok faktörün olduğunu vurgular. Bu model günümüzde geçerliliğini yitirmemiş ve literatürde sıklıkla kullanılan bir modeldir. Bu çalışma da bu modeller detaylı anlatılacak ve daha sonra Türk hava sahasında meydana gelen en ölümcül kazalara insan faktörleri analiz ve sınıflandırma sistemi uygulanacaktır. Yapılan analizler sonucu elde edilen veriler yorumlanacak ve analizlere uygun olarak kazaların önlenebilmesi için çözüm önerileri sunulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL HİZMET ÖĞRENCİLERİNDE BENLİK SAYGISI VE BAŞ ETME STİLLERİNİN SOSYAL KAYGI DÜZEYLERİ ÜZERİNDE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28466</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28466</guid>
      <author>Gülay GÜNAY, Oğuzhan ZENGİN , Ali Fuat ERSOY</author>
      <description>Sosyal hizmet insani etkileşimin oldukça yoğun olduğu bir meslektir. İnsan etkileşimine oldukça zarar veren ve sosyal fobi olarak da bilinen sosyal kaygı bozukluğu sosyal hizmet öğrencilerinin gerek eğitim yaşamları gerekse gelecekteki mesleki yaşamları için onları engelleyici niteliğe sahip ve başedilmesi gereken bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada sosyal hizmet öğrencilerinin benlik saygısı ve başetme stillerinin sosyal kaygı düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Hazırlanan online anket form sosyal hizmet öğrencilerinin yoğun olduğu sosyal platformlarda paylaşılmıştır. Sosyal platformda paylaşılan anket formunu toplam 334 sosyal hizmet bölümü öğrencisi gönüllü olarak doldurmuştur. Çalışmada demografik bilgi formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği (LSKÖ), Copersmith Özsaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stilleri Ölçeği-Kısa Formu (BÇSÖ-KF) veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Öğrencilerin sosyal kaygı ve kaçınma düzeyleri üzerinde değişkenlerin etkisini belirlemek amacıyla istatistiksel analizlerden t-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre demografik değişkenlerden cinsiyet ile öğrencilerin hem sosyal kaygı hem de sosyal kaçınma düzeyi arasında anlamlı bir farklılık olduğu, yerleşim yeri ile sadece öğrencilerin sosyal kaçınma düzeyleri arasındaki ilişkinin önemli olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda tek yönlü varyans analizi sonuçları öğrencilerin ekonomik durum algısı ile sosyal kaygı ve sosyal kaçınma arasında önemli bir farklılık olduğunu göstermektedir. Ancak üniversitede geçirilen süre ile sosyal kaygı ve sosyal kaçınma arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Öğrencilerin sosyal kaygı ve sosyal kaçınma puanları üzerinde bağımsız değişkenlerin yordama düzeylerine ayrı ayrı bakılmıştır. Başetme stilleri faktörlerinden davranışsal boşverme, kendini suçlama ve mizah ile birlikte benlik saygısı öğrencilerin sosyal kaygı düzeyinin önemli bir yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Aynı şekilde başetme stillerinden davranışsal boşverme, kendini suçlama ve mizah alt ölçeklerine ek olarak inkâr faktörü ve benlik saygısının öğrencilerin sosyal kaçınma düzeylerinin önemli bir belirleyicisi olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRENCİLERİN HALKLA İLİŞKİLER EĞİTİMİNE YÖNELİK TUTUMLARINA VE MESLEK İMAJINI OLUŞTURAN FAKTÖRLERİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME: HALKLA İLİŞKİLER BÖLÜMÜ ÖĞRENCİLERİNE YÖNELİK BİR SAHA ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28400</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28400</guid>
      <author>Cihan BECAN, Gonca YILDIRIM</author>
      <description>Halkla ilişkilere hem özel hem kamu sektöründe ihtiyaç duyulmasıyla halkla ilişkiler eğitimi önemli bir rol oynamaya başlamıştır. Halkla ilişkiler endüstrisinin Türkiye’de son 20 – 25 yılda yaygınlık kazanması, temel eğitim programı ve içeriğinin ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Halkla ilişkiler bölüm sayısının geçmiş yıllara göre hem İstanbul hem de ülke çapında giderek artması, halkla ilişkiler eğitiminin de doğrudan üzerinde durulması gerektiğini göstermektedir. Bu çalışmayla ön lisans ve lisans düzeyinde halkla ilişkiler eğitimi alan öğrencilerin kendi üniversite kurumlarındaki halkla ilişkiler eğitimine yönelik tutumlarını tespit etmek amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında İstanbul ili örneğinde, basit tesadüfi örneklem yöntemiyle, halkla ilişkiler bölümü olan iki vakıf ve iki devlet üniversitesinde öğrenim gören 546 öğrenci üzerinde, yüz yüze anket tekniği uygulanmıştır. Bu araştırma 13.02.2017 – 20.03.2017 tarih aralığı ile sınırlıdır. Çalışmanın yüz yüze anket üzerinden yapılması, bundan dolayı kısıtlı bir zaman ve maliyet gerektiğinden İstanbul’daki tüm üniversitelere ulaşılamaması çalışmanın sınırlılığıdır. Elde edilen verilere göre, öğrencilerin halkla ilişkiler eğitimine yönelik edindikleri tutum faktörlerinin başında ‘pratik deneyim’ faktörünün geldiği ortaya çıkmıştır. Araştırmaya katılanların öğrenim gördükleri üniversite ve program türü ile halkla ilişkiler eğitimine yönelik edindikleri tutum arasında anlamlı bir ilişki olduğu doğrulanmıştır. Projeksiyon üzerinden sunum ile kara/beyaz tahta en fazla kullanılan iletişim araçları iken geleneksel ders anlatımının, bireysel ya da grup olarak yapılan sunumlar ile örnek vaka analizinin en fazla yararlanılan aktiviteler olduğu anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALIŞANLARIN SOSYAL DESTEK DÜZEYLERİ İLE ALGILADIKLARI PERFORMANSLARI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ: TOKAT İL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNDE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28401</guid>
      <author>Engin KANBUR, Mustafa CANBEK , Kubilay ÖZYER</author>
      <description>Bireyin iş yaşamında oluşabilecek olumsuz davranışlarını ortadan kaldırmak, yeni davranışlar kazanmasını sağlamak ve işe ilişkin performansını artırmak için psikolojik olarak hazır olması gerekmektedir. Bu kapsamda sosyal destek bireyin psikolojik çevresinde yer alır ve bireyin performansı için son derece önemlidir. Bireyin çevresinden yeterli düzeyde sosyal destek görüp göremediğine bağlı olarak performansında anlamlı değişimler olduğu yazındaki bazı çalışmalarda belirtilmektedir. Sosyal destek, bireyin çevresinden (aile, arkadaş, özel kişi) elde ettiği sosyal ve psikolojik destek olarak tanımlanabilir. Bireysel performans ise, çalışanların, belirlenen hedefleri gerçekleştirmek için harcadıkları çaba ve sergilemiş oldukları eylemlerin sonucunda hedeflerine ulaşma derecesi, bireyin belirlenen hedef ve standartlara ne ölçüde ulaşabildiğinin göstergesi, bireyin görev ve sorumluluklarını yerine getirirken gösterdiği etkililik şeklinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, emniyet teşkilatındaki çalışanların algıladıkları sosyal destek düzeyleri ile algıladıkları performansları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi, Tokat İl Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan 369 çalışandan oluşmaktadır. Araştırmada, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Algılanan Performans Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; faktör, güvenilirlik, korelasyon ve regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, çalışanların algıladıkları sosyal destek düzeylerinin algıladıkları performansları üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır. Bu bulgulara bağlı olarak sosyal desteğin aile, arkadaş ve özel kişi olarak belirlenen alt boyutlarının çalışanların algıladıkları performansları üzerindeki pozitif yönlü ve anlamlı etkisi tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOKAT TARİHİ YAPILARINDAKİ KUŞEVLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28462</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28462</guid>
      <author>Erkan ATAK</author>
      <description>Türk kültüründe her dönemde kuşlara önem verilmiştir. İslamiyet öncesi devirlerde kuşlara kurban törenlerinde, yaradılış destanlarında ve şaman geleneklerinde çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Çeşitli kurganlardan çıkarılan eşyalarda kuş tasvirlerine yer verildiği görülmektedir. Türklerin İslamiyeti kabulüyle beraber kuşlara verilen önem katlanarak devam etmiş bu durum sanat anlayışına da yansımıştır. Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde gerek mimari eserlerin üzerinde gerekse küçük el sanatlarında çeşitli kuş tasvirleri görülmektedir. Osmanlılar döneminde ise kuş sevgisinin somut bir göstergesi olarak çeşitli yapıların üzerine kuşevleri eklenmiştir. Daha önceki dönemlerde çok nadir görülen kuşevleri Osmanlı döneminde ve coğrafyasında yaygınlaşmıştır. Kuşevlerinin erken örnekleri sade oyuk şeklinde karşımıza çıkmaktadır. 18. yüzyıl ve sonrasında ise yapı tasvirli cephe düzenleriyle zarif örnekler yapılmaya başlanmıştır. Özellikle dönemin başkenti İstanbul’da en dikkat çekici örneklerini gördüğümüz kuşevleri, Anadolu’da ve Balkanlarda da farklı merkezlerde karşımıza çıkmaktadır. Tokat Anadolu’da kuşevlerinin görüldüğü kentlerden birisidir. Kent merkezinde Ulu Camii (o.1678/79), Ali Paşa Camii (16. yy), Ali Paşa Türbesi (16. yy), Ali Paşa Hamamı (16. yy), Sulu Han, Paşa Hanı (1752-53) ve Zile Yeni Hamam’da (15-16. yy) kuşevleri bulunmaktadır. Tokat’taki kuşevleri arasında Ulu Cami ve Zile Yeni Hamam’daki örnekler kufeki taşına işlenmiş yapı tasvirli cepheleriyle dikkat çekmektedir. Kentteki diğer örnekler ise farklı yapıları ve malzemeleriyle kuşevi çeşitliliğinin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KENTSEL KORUMADA MÜZELERİN ROLÜ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA: MARDİN MÜZESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28284</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28284</guid>
      <author>Evindar YEŞİLBAŞ</author>
      <description>Müzelerin tarihsel gelişim süreçlerine bakıldığında sahip oldukları bilgiden dolayı dönemin toplumsal yaşam pratiklerini, ekonomik, politik koşullarını ve sosyo-kültürel anlayışın belirmesinde etkin role sahip oldukları izlenebilmektedir. Birer eğitim kurumu misyonuna sahip müzeler, aynı zamanda kent kimliğini ve belleğini koruma bilincini geliştirmeye yönelik toplumla organik bir bağ kurma amacıyla çalışmaları da bir zorunluluktur. Giderek yok olma sürecine giren ve karmaşıklaşan tarihi kent toplumlarında organik bağ gerekliliği ve zorunluluğu daha da hissedilir olmaya başlamıştır. Özellikle ICOM’un alt komitelerinden olan “Kent Müzeleri Koleksiyon ve Aktiviteleri Uluslararası Komitesi ICOM- CAMOC” ( International Council of Museums of Cities) tarafından kent müzeleri “kentin geçmişi, bugünü ve geleceğini yansıtan, kent kimliğinin güçlendirilmesini ve planlı bir şekilde gelişmesini amaçlayan bir müze modeli” olarak tanımlar. Tanımdan da anlaşılacağı gibi özellikle kent müzeleri, kentin en önemli aktörlerinin (kentlinin) kentsel yaşama yönelik katılımcı süreçlerinin güçlendirilmesi ve kenti korumaya dair tarihsel sürekliliğinin devam ettirilmesi açısından kurumsal bir dinamiktir. Bu çerçevede çalışmamızda, Mardin Müzesi’nin kentin geçmişini yansıtmanın ötesinde geleceğe yönelik projeksiyonlarda nasıl bir rol oynadığı somut verilerle ortaya konulacaktır. Mardin Müzesi’nin kentsel planlama ve kent kimliğini oluşturan tarihi bileşenlerin yeniden üretim-dönüşüm projeleri ile tarihi kentsel alanda koruma bilincine ve tarihi kent kimliğine sahip çıkma bağlamında gerçekleştirilen çalışmaları irdelenecektir. Çalışmada öncelikle Mardin Müzesinin tarihçesine değinilerek tarihsel alt yapısı ortaya konulacaktır. İkinci bölümde ise Mardin Müzesi’nin gerçekleştirdiği çalışmaları ve ileriki dönem projeleri hakkında bilgiler verilecektir. Sonuç bölümünde söz konusu proje ve çalışmaların çıktıları üzerine eleştirel bir yöntemle değerlendirme yapılacaktır. Ayrıca kentsel mekanların korunmasına yönelik faaliyetler bağlamında çeşitli öneriler de sunulacaktır. Bu çalışma ile tarihi kimliğe sahip kentlerde müzelerin etkin rollerine vurgu yaparak işlevsel bir farkındalık yaratmak amaçlanmaktadır. Mardin Müzesi’nin kentsel sit alanında gerçekleştirdiği çalışmaları sunarak koruma ve kenti meydana getiren tarihi bileşenlerin yaşatılması açısından Türkiye’de benzer uygulamalara örnek teşkil edeceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AFET VE KALKINMA İLİŞKİSİNDE KADIN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28449</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28449</guid>
      <author>Füsun ÇELEBİ, Hayriye ŞENGÜN</author>
      <description>Bir ülkenin gelişimi, ekonomideki üretim faktörlerinin ve kişi başına düşen gelirin artmasına bağlı olarak gerçekleşmektedir. Ancak mevcut gelişim doğal afetler sonucunda aksayabilmekte ve ciddi ekonomik ve sosyal kayıplara neden olabilmektedir. Toplumun birlikte üreterek oluşturduğu kaynakların bir anda yok olması, can kayıplarının yanında ekonomik ve sosyal krizlerin de tetikleyicisi olabilmektedir. Bu durum ise, kaynakların farklı alanlarda kullanımı nedeniyle üretim hacminin düşmesine ve ekonomik büyümenin yavaşlamasına neden olabilmektedir. Toplumun bütün kesimleri afetlerden olumsuz etkilenmekte ancak kadın ve çocukların afetler karşısındaki korunmasızlığı daha öne çıkmaktadır. Kadın bir ülkenin ekonomisinin gelişmesi açısından önemli aktörlerden birisidir. Kadın yetiştirdiği birey dışında, kendisi de işgücüne katılım ve sosyal organizasyonlara dâhil olması sonucunda ülke ekonomisinin gelişimine katkıda bulunabileceği gibi, afetlere karşı daha etkili bir şekilde, mücadele sürecinde yer alabilecektir. Sürdürülebilir kalkınmanın önündeki önemli engellerden biri afetlerdir. Sahip olunan kaynakların gelecek nesillere aktarılması doğrultusunda, doğal afetlerle mücadele etmek ve afet sonrası zararları minimize etmek önem arz etmektedir. Dolayısıyla afet riskini azaltabilmek için kadınların afet yönetim süreçlerine dâhil edilmesi ve etkin bir şekilde katılımının sağlanması gerekmektedir. Bu çalışma afetlerden en fazla etkilenen kadınların, doğal afet zararlarının azaltması ile ilgili politikalara katılmasına yönelik olarak öneriler geliştirmeyi ve afet yönetiminde kadının rolünü arttırmayı amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR SOSYOLOJİK OLGU OLARAK SINIR: TÜRKİYE-GÜRCİSTAN SINIRI ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28403</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28403</guid>
      <author>Kerem ÖZBEY</author>
      <description>Sınır, sahip olduğu boyutlar, içerdiği anlamlar, taşıdığı işlevler, oluşturduğu yapılar ve neden olduğu değişimler açısından sosyolojik bir olgu olarak işlev görmektedir. Modern devletlerin egemenliklerini sembolize eden sınırları konu edinen bu çalışma, sınırları sosyolojinin bir inceleme nesnesi olarak ele almakta ve sınırlara yönelik sosyolojik bir bakış açısını ortaya koymaktadır. Türkiye-Gürcistan sınır bölgesinde yaşayanların sınırlarla ilgili nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını ve gündelik yaşamda sınır aracılığıyla ne tür deneyimler oluşturduklarını anlamayı amaçlayan bu çalışmada, bir sınır bölgesi olan Hopa’ya odaklanılmaktadır. Çünkü Hopa, söz konusu coğrafyaya en yakın yer konumundadır, Gürcistan açısından bir sınır komşusudur, uluslararası ticaret yollarının kavşak noktasında yer almaktadır ve sınır nedeniyle meydana gelen sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal değişim ve dönüşüm süreçlerinin doğrudan etkilerini gösterdiği bir mekân olarak yer almaktadır. Hopa’da yaşayan 16 kişi ve Gürcistan’dan Hopa’ya çalışmak amacıyla göç eden 14 göçmen işçi olmak üzere toplamda 30 kişi ile nitel araştırma yöntemi kapsamında derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Yapılan alan araştırması sonucunda, sınırın sosyal ve kültürel değişme açısından bir anahtar işlevi gördüğü ortaya çıkmıştır. Modern devletin sınır anlayışı ile sınır bölgesinde yaşayanların sınırlar hakkındaki yaklaşımlarının kesişimi tespit edilmiştir. Sınır bölgesinde yaşayanlar açısından sınırın ekonomik dinamizmin motoru olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda, ortaya çıkan bu sonuçlar, sınırın bir sosyolojik olgu olduğunu göstermektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÜYÜMENİN EŞİĞİNDEN KÜÇÜLMEYE: GÖÇ VEREN KENTLER (BAYBURT AYDINTEPE İLÇESİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28315</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28315</guid>
      <author>Sinan YAZICI</author>
      <description>Göç ülkemizin en önemli gündem maddesi olmaya devam etmektedir. Kırdan kente başlayan göç süreci, kentlere de sıçramaya ve onları küçültmeye başlamıştır. Bu durum sosyal, yönetsel ve ekonomik anlamda bu kentlerin kimliklerini kaybederek işlevsiz hale gelmelerine yol açmıştır. Göç alan kentler daha da büyümüş, bu da doğal olarak sosyal, ekonomik, siyasi ve çevresel yönden büyük maliyetler getirmiştir. Bu çalışma, mikro bir örneklem üzerinde nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine mülakat ile tarihsel karşılaştırmalı yöntemle kentleri küçülten sürecin nedenlerini anlamayı amaçlamaktadır. Böylece ülkemizde gittikçe daha sorunlu hale gelen küçük kentlerin kimlik kaybetme süreci ortaya konulmuş olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİLERLE MAVİ OKYANUSLARA AÇILMAK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28392</guid>
      <author>Nermin KİŞİ</author>
      <description>Rekabetin yoğun olduğu günümüz iş dünyasında işletmelerin sürdürülebilir rekabet avantajı sağlaması stratejik düşünme ve yenilikçilik yeteneklerine bağlıdır. Sürekli değişimin yaşandığı dinamik çevrede faaliyet gösteren işletmelere mevcut pazarda rekabet etme yerine yeni bir pazar yaratarak rekabeti anlamsız hale getirmeyi öneren Mavi Okyanus Stratejisi, uygulanması zor ancak katma değer yaratan güncel bir yaklaşım olarak görülmektedir. Bu stratejinin temelinde pazar sınırlarının yeniden yapılandırılması, büyük resme odaklanılması, mevcut talebin ötesine erişilebilmesi, doğru stratejik dizilimin yapılması, örgütsel engellerin üstesinden gelinmesi ve stratejinin yapılandırılması vardır. İş dünyasında yarını kazanmanın yeni yol haritası olarak görülen Mavi Okyanus Stratejisi farklılaştırma ve düşük maliyeti eşzamanlı olarak düşünür. Mavi okyanuslar açılmamış pazar alanı, talep yaratma ve yüksek karlı büyüme fırsatlarını ifade eder. Şirketler kâr ve büyüme fırsatlarını kaçırmamak için rekabetin yoğun olduğu kızıl okyanuslarda boğulmak yerine, çok yönlü düşünerek mavi okyanuslara açılmalıdır. Bu araştırmada teknolojinin kıyafetlerle veya aksesuarlarla birleştirilmesi olarak tanımlanan giyilebilir teknolojiler, Mavi Okyanus Stratejisi kapsamında değerlendirilecektir. Sağlık, eğitim, spor, tekstil, eğlence gibi farklı sektörlerde kullanım alanlarına sahip olan giyilebilir teknolojilere akıllı saatler, akıllı bileklikler, akıllı giysiler, akıllı gözlükler ve implantlar örnek olarak verilebilir. Bu alana yatırım yapan girişimciler, yeni teknoloji öngörüleriyle geliştirdikleri akıllı cihazlarla henüz keşfedilmemiş karlı sektörlere yönelebilir. Elde edilen sonuçların stratejik yönetim, yenilikçilik ve pazarlama konusunda araştırma yapanlara ışık tutması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL OLAYLARIN VE ULUSLARARASI İLİŞKİLERİN ANALİZİNDE ‘YENİ GÜÇ DENKLEMİ’NİN UYGULANMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28426</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28426</guid>
      <author>Uğur TATLISUMAK</author>
      <description>Analizci, mukayeseli tarih çalışmalarının kıtlığı, günümüzde yapılan bilimsel çalışmalarda göze çarpmaktadır. Buna karşılık, malumat furuşluk tarihçiliğinin gittikçe öne çıktığı ve yaygınlaştığı görülmektedir. Bu dar çerçeveden çıkıp, tarih anlayışımızı geliştirebilecek ve sosyal problemlerin çözümünü kolaylaştıracak yeni usul ve bakış açılarına ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır. Bu amaçla, geliştirmeye çalıştığımız “yeni güç denkleminin” tarih çalışmalarında ve sosyal olayların çözümünde uygulanabilirliğini masaya yatırdık. Kuşkusuz “güç denklemi”ni ilk kez biz icat etmiyoruz. Çeşitli formüllerde şekillenmiş güç denklemlerini başka kaynaklarda da görmek mümkündür. Ancak bu denklemlerde epistemolojinin ve bilgi patronajının göz ardı edildiği görüldü. Epistemoloji ve bilgi patronajı temelli bir güç denklemi, asırlardır ülkemizin ihtiyaç duyduğu bir kalkınma formülü ve stratejik akıldır. Bu denklem, sadece tarihe yeni bir bakış açısı geliştirmeyecektir, aynı zamanda, geçmişte ve hala günümüzde de İslam toplumlarının modernleşmeyi ne kadar yanlış anladığını da ortaya koyacaktır. Şu ana kadar uygulanan güç denklemlerinde, epistemolojinin ve bilgi patronajının göz ardı edilmesi, modernleşmeye çalışan ülkelerde yanlış kalkınma metotlarının uygulanmasına ve yanlış stratejilerinin benimsenmesine sebep olmuştur. Başka bir açıdan, yanlış güç denklemleri, acaba sömürgeci güçlerin, zihnimize asırlardır üfürdüğü bir fikir ve bir algı yönetimi olup olmadığı sorusu da irdelenmektedir. Tarihte gücün şeklinin ve tanımının değişmesiyle, güç denklemi unsurları değişmişse de bilginin ve ona değer veren milletlerin yükseliş trendi hiç değişmemiştir. Bu çalışmayla amaçlanan, Osmanlı modernleşmesinin başarısızlıklarına, bu denklemle ışık tutmak, bir nevi denkleme projektör görevi vermektir. Ayrıca bu denklemin yardımıyla, Osmanlı modernleşmesinin, Japon ve Rus modernleşmesi karşısındaki eksiklikleri, başarısızlıkları bilgi patronajı açısından da kısaca ortaya konulmaya çalışılacaktır. Şunu belirtmekte fayda var ki, bu formül, tamamen bir kalkınma sorununu çözme ve güç sistemlerini anlama iddiasında değildir. Tüm eksikleriyle beraber, geliştirilebilir bir formüldür. Güç denklemi, tarihe ve olaylara sistematik ve analizci bir şekilde bakmamıza olanak sağlayacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YEREL HALK GÖZÜYLE TURİSTİK TALEBİN KÜLTÜREL MİRASA ETKİSİ: KAPADOKYA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28343</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28343</guid>
      <author>Burcu Gülsevil BELBER, Gülhan SÖZBİLEN</author>
      <description>UNESCO Dünya Miras Listesinde yer alan Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanlarının yoğun ziyaretçi çeken bir turistik bölge olması, turizmden kaynaklanan baskının artmasına ve kültürel miras unsurlarının etkilenmesine neden olmaktadır. Yerel halk, bu etkinin olumlu taraflarının, olumsuz taraflarına kıyasla fazla olduğunu düşünüyorsa, turizme katkı sağlama ihtimali yükselecektir. Dolayısıyla çalışmada, Kapadokya’daki turistik talebin, kültürel miras unsurlarına etkisiyle ilgili yerel halkın bakış açısı araştırılmıştır. Veriler, yüz yüze anket tekniğiyle toplanmıştır. Yerel halkın, “turizm talebinin kültürel miras unsurlarına etkisi”ne yönelik bakış açısının tespiti için likert ölçekli 18 ifadenin ortalamaları alınmıştır. ANOVA analiziyle; yerel halkın bakış açısının, demografik faktörlere göre (yaş, eğitim durumu, meslek ve ikamet yeri) farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca frekans değerleriyle; yerel halkın, Nevşehir’e özgü olarak değerlendirdiği özelliklerin, peribacası-doğal manzara, balon turu, çanak-çömlek atölyelerinin aktiviteleri ve vadi yürüyüşü olduğu; bölgenin, ziyaretçi kapasitesini karşılama düzeyine yönelik yerel halk algısının, “yeteri kadar” şeklinde olduğu; bölgede üretilen turistik ürün miktarının, turistik talebi karşılama seviyesine yönelik yerel halk algısının, “talep miktarı kadar” şeklinde olduğu görülmüştür. Nevşehir’in turistik ürünlerine olan talebin, şehrin kültürel miras unsurlarına etkisi ile ilgili yerel halk algıları incelendiğinde ise; turistik talebin bazı yönlerden olumsuz, bazı yönlerden ise olumlu etki yarattığı yönünde algıya sahip oldukları söylenebilir. Dolayısıyla, yerel halkın olumlu etki yarattığını düşündüğü aktivitelerin arttırılmasının, olumsuz etki yarattığını düşündüğü aktivitelerin ise yeniden düzenlenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN GİRİŞİMCİLİKLERİNİN SOSYO-DEMOGRAFİK ÖZELLİKLER YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: BATMAN ÜNİVERSİTESİ MESLEK YÜKSEKOKULU ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28432</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28432</guid>
      <author>Ali Kemal CEYLAN</author>
      <description>Sanayi toplumunun ortaya çıkışından günümüzün ekonomik sistemine kadar girişimcilik son derece önemli bir işlev yerine getirmiştir. Bilgi toplumu olarak kavramsallaştırılan günümüzün sosyo-ekonomik yapısı içinde girişimcinin önemi daha da fazla artmıştır. Bir ülke ve toplum için oldukça önem arz eden girişimciliğin artırılması ve geliştirilmesi artık ülke ve toplum açısından temel amaçlar arasında bulunmaktadır. Ekonomik sistem içinde yerine getirdikleri önemli işlevlerden dolayı girişimciliğin çok yönlü olarak araştırılması oldukça önemli bir konudur. Bu araştırmanın amacı girişimcilik potansiyeli yüksek olan üniversite öğrencilerinin girişimciliklerini ölçebilmektir. Bu amaçla Batman Üniversitesi Meslek Yüksekokulu öğrencilerinden seçilen 393 kişi ile basit rasgele örnekleme yöntemi ile anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasında Yılmaz ve Sünbül’ün (2009) geliştirmiş oldukları ve 36 maddeden oluşan üniversite öğrencilerine yönelik girişimcilik ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca ankette öğrencilerin demografik özellikleri ile ilgili 21 soru da bulunmaktadır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 17 programı kullanılmıştır. Yılmaz ve Sünbül’ün (2009) girişimcilik ölçeği için yapılan güvenilirlik analizinde Cronbach’s Alpha katsayısı (0,90) olarak bulunmuş olup güvenilirlik yüksektir. Araştırma sonucunda elde edilen verilerle yapılan analiz sonucunda üniversite öğrencilerinin girişimciliklerinin yüksek olduğu sonucu bulunmuştur. Bu sonuç genel olarak literatürde yapılan araştırma sonuçları ile uyumludur. Araştırma sonucunda sağlanan verilerden hareketle öğrencilerin girişimcilikleri demografik değişkenlerle karşılaştırılarak test edilmiştir. Elde edilmiş olan verilere parametrik testlerden olan t-Testi ve Anova analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonucu itibariyle girişimcilik potansiyeli yüksek olan üniversite öğrencilerinin daha kaliteli girişimcilik eğitimi ile desteklenmesi önerilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALGILANAN ÖRGÜTSEL KRONİZMİN ÇALIŞAN SESSİZLİĞİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİNDE KİŞİLİĞİN DÜZENLEYİCİ ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28422</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28422</guid>
      <author>Alper GÜRER, Nevin DENİZ</author>
      <description>Örgütlerin değişen çevre şartlarına uyarak rekabet üstünlüğü sağlamaları günümüzde daha da önem kazanmıştır. Bu şartlarda çalışanların örgütle ilgili duygu, düşünce ve yaratıcı fikirlerini paylaşmaları vazgeçilemez bir kaynak olarak görülmektedir. Çalışanların sessiz kalmasına neden olacak her türlü etkinin araştırılarak ortadan kaldırılmaya çalışılması örgütler açısından bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu bağlamda geliştirilen çalışmada, çalışanların algıladıkları örgütsel kronizmin çalışan sessizliği üzerindeki etkisi ve kişiliğin bu ilişkideki düzenleyici rolü incelenmiştir. Çalışma aynı zamanda örgütsel kronizm ve çalışan sessizliğinin kamu ve özel sektörde karşılaştırmalı olarak incelenmesine imkan verecek şekilde düzenlenmiştir. Araştırma yapılırken katılımcı olarak kamu sektörü ve özel sektör çalışanları seçilerek örgütsel kronizmin ve çalışan sessizliğinin iki sektör arasında nasıl bir farklılık gösterdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Kamu sektörü ve özel sektörde çalışan 700 kişi ile gerçekleştirilen anket çalışması sonucunda elde edilen veriler kurulan hipotezler doğrultusunda test edilmiştir. Modelde yer alan değişkenler arasındaki doğrudan etkilerin test edilebilmesi için doğrusal regresyon, düzenleyici etkilerin test edilebilmesi için yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, algılanan örgütsel kronizmin alt boyutlarının çalışan sessizliği alt boyutları üzerinde pozitif ve negatif yönlü etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. A ve B tipi kişilik özelliklerinin algılanan örgütsel kronizmin çalışan sessizliği davranışı üzerindeki etkisinde kısmen düzenleyici bir rol üstlendiği görülmüştür. Özel sektör çalışanlarının algıladıkları örgütsel kronizm ve çalışan sessizliği düzeylerinin kamu sektörü çalışanlarından daha yüksek çıkması ise araştırmanın bir diğer sonucu olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI KAYNAKLARINA GÖRE 16. YÜZYILDA MİDİLLİ ADASI'NDA ÇIKARILAN MADENLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28482</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28482</guid>
      <author>Ayhan AFŞIN ÜNAL</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, 16 yüzyılda Osmanlı Devletinin sahip olduğu topraklarda adalar da dahil olmak üzere, dönemin önemli madenlerinin nerelerden ve nasıl çıkarıldığını ve bu madenlerin işletme düzeninin nasıl işlediğini, Lesbos adası özelinde, Osmanlı belgelerine dayalı olarak ortaya koymaktır. Tuz, balıkçılıkta, zeytincilikte, bir kısım sütten üretilen maddelerin, sebze ve meyvelerin muhafazasında kullanılmakla beraber, daha ziyade, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan nüfusun ve hayvanların doğrudan doğruya tükettiği bir besin maddesi idi ve bu özelliği ile bütün bir halkı ilgilendiriyordu. Koruyucu ve tat verici özellikleri sebebiyle, kullanım alanı oldukça zengindir. İnsanlık tarihi boyunca elde edilen tuz, yiyecekleri korumanın yanında, yaraları iyileştirmek, suları dezenfekte etmekte ve yiyeceklere lezzet katmak için kullanıldı. İnsan ve diğer canlıların beslenmesinde olduğu kadar, bazı kimyasal maddelerin elde edilmesinde de kullanılan tuzun, oldukça yüksek bir ticari potansiyeli olduğu tarih boyunca gözlemlenmiştir. Koyu siyah renkde, yapışkan bir madde olan, soğuk iken sert, ısıtıldığı zaman yarı sıvı hal alan zift, gemilerin ek yerlerini tıkamak ve tahtayı neme karşı korumak için kullanılırdı. Ziftten başka, bir de çam ağaçlarından ve maden kömürlerinden üretilen, yapışkan bir sıvı olan katran, gemilerin omurgalarına ve su altında kalan kısımlarına sürülürdü. Bu üç önemli madde, 16. yüzyıl Osmanlı yönetimindeki Midilli Adası'nda ocaklardan çıkarılıyordu.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>1923’TEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE EĞİTİM YÖNETİMİNE MİLLİ EĞİTİM, SAĞLIK VE ADALET BAKANLARININ MESLEKİ FORMASYONLARI ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28460</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28460</guid>
      <author>Berrin BAYBURT</author>
      <description>Sosyal devlet anlayışının bir sonucu olarak devletin vatandaşlarına sunduğu en önemli hizmetlerden biri eğitimdir. Eğitim, toplumun ihtiyaç duyduğu insan gücünün yetiştirilmesinde son derece önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle bir ülkenin kalkınması ve geleceği için, eğitime verilen önem ve eğitime yapılan yatırım büyük bir önem taşımaktadır. Günümüzde ve gelecekte, teknoloji ve bilim alanında gelişmiş bir ülke olmanın yolu, eğitime yatırım yapmaktan geçmektedir. Türkiye’de, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının ardından bu alanda gerçekleştirilen inkılaplar, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile eğitimin ülke kalkınmasındaki önemi hususunda bir farkındalığın olduğunu göstermektedir. Türkiye’de eğitim-öğretim hizmetleri, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yürütülmektedir. Cumhuriyet’in ilan edildiği 1923 yılından günümüze toplam 74 Milli Eğitim Bakanı (bazı bakanlar birden fazla olarak bu göreve gelmişlerdir.) görev yapmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı görevini icra eden bakanların sadece 2 tanesi öğretmen yetiştiren bir yükseköğrenim kurumundan mezun olmuştur. Makalede karşılaştırmaya esas olmak üzere Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı görevine gelmiş olan bakanların mesleki formasyonları da değerlendirilmiştir. Adalet Bakanlığı görevine gelenlerin yaklaşık %87’si hukuk eğitimi veren bir yükseköğrenim kurumundan mezunken, benzer şekilde Sağlık Bakanlığı görevine gelen bakanların ise %79’u sağlık alanında eğitim veren bir yükseköğrenim kurumundan mezundur. Bu noktadan hareketle, “2016 yılı itibariyle toplam kamu personelinin %35,83’ünün çalıştığı ve 16.379.852 öğrencinin eğitim hizmetlerinden yararlandığı Milli Eğitim Bakanlığı’nın yönetiminde eğitim-öğretimin uygulayıcısı olan öğretmenler ne ölçüde yer almaktadır?” sorusu bu makalenin hareket noktasını oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>2 DÜNYA SAVAŞI ARASINDA MİSYONER ÇALIŞMALARI, TİCARİ FAALİYETLER VE KOMÜNİZMİN ÜÇGENİ İÇINDEKİ TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28412</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28412</guid>
      <author>Hakan GÜNGÖR</author>
      <description>Türk-Amerikan ilişkileri benzer demokratik ideoloji üzerinde gelişti. Demokrasi Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Türkiye'yi 1920'lerin başında sonra birbirine yakınlaştırırken, Türk Hükümeti’nin ABD'de ‘İlk Kırmızı Korku veya Kızıl Korku’ olarak tabir edilen Komünizme karşı tutumu, Amerikalılara Türkiye'nin güvenilir bir müttefik olduğuna dair güvence verdi. Atatürk Hükümeti’nin, Saltanatı ve Halifeliği kaldırması ve cumhuriyet rejimini benimseyerek Türk Ulus’unun demokratik yönünü belirlemiş olması ABD’de olumlu karşılanmasına rağmen, 1920-1938 yılları arasında ABD yetkililerinin Türk Hükümeti'nin komünizme karşı tutumunu yakından izlediği ve Beyaz Saray'a bildirdiği ABD arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Türkiye’nin komünizm rejimini benimsememesi ve komünist faaliyetlerini yurt içinde kontrol altında tutması, ABD-Türkiye arasındaki dostane ilişkilerinin zemini oluşturan faktörlerden biridir. Bu ikili ilişki İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş sırasında zirveye ulaşmasına rağmen, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, 2003 Irak ve Bağdat işgali gibi dönemlerde bu çift taraflı dostane ilişki durağan ara dönemler yaşamıştır. Tarihçilerin, erken ABD-Türk ilişkileri hakkındaki çalışmaları genellikle misyonerlik faaliyetleri ve bir dereceye kadar ekonomik ve mali ilişkiler etrafında yoğunlaşırken, ABD arşiv dosyalarına ve belgelerine göre, Washington’un Türkiye’deki komünist faaliyetleri izlediği ve Türk hükümetiyle olan bu dostça ilişkide Türkiye’nin komünizme karşı tutumu küçümsenmesi mümkün değildir. Dolayısı ile bu çalışma 1920-1938 Türkiye-ABD ilişkilerine misyonerlik, ticari ve komünizm üçgeninde bakmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>REKREASYON AKTİVİTE TÜRLERİ VE REKREASYON AKTİVİTELERİNİN KATEGORİLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN BİR ENVANTER ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28393</guid>
      <author>Taki Can Metin, Hakan KATIRCI , Arif YÜCE , Sibel SARIÇAM , Alper ÇABUK</author>
      <description>Rekreasyon aktivitelerinin neler olduğu ve nasıl bir kategorileştirmeye tabi tutulması gerektiği ile ilgili pek çok farklı kaynak bulunmaktadır. Leitner ve Leitner’in (2004) çalışması bu çalışmalar içinde en kapsamlı olanıdır. Buna karşın söz konusu çalışmada dahi bilinen pek çok rekreasyon aktivitesinden bahsedilmemiştir. Ayrıca yine söz konusu çalışmada rekreasyon aktivitelerinin kategorileştirilmesi ile ilgili bir takım problemler bulunmaktadır. Rekreasyon aktivitelerine ilişkin envanter niteliğinde kapsamlı bir çalışmanın bulunmamasının pek çok nedeni bulunmaktadır. Rekreasyon aktivitelerinin çok fazla olması, bölgelere göre farklı aktivitelerin olması, söz konusu aktivitelerin duyulmaması ve araştırmacıların konuyla ilgili yaptıkları çalışmalarda aktiviteleri kategorileştirme kısmında oluşan tutarsızlıklar nedeniyle pek çok çalışma için kaynak niteliğinde olabilecek kapsamlı bir rekreasyon aktivite envanteri ortaya konulmamıştır. Bu çalışma rekreasyon aktivite türleri ve bu aktivitelerin kategorileştirilmesine yönelik bir motivasyonla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı rekreasyon ile ilgili çalışmalara altlık teşkil edebilecek bir envanter listesi oluşturmaktır. Bu bağlamda rekreasyon aktivite türlerinin ikincil verilerden yararlanılmış; rekreasyon aktivitelerinin kategorileştirilmesi konusunda ise uzman görüşüne başvurulmuştur. Sonuç olarak farklı rekreasyon aktivite kategorileri oluşturularak rekreasyon aktivite türlerine ilişkin bir envanter ortaya konmuştur. Söz konusu envanterin rekreasyon ile ilgili tüm çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu çalışmayla, uygulayıcılar ve plancılar bakımından bilinmeyen aktivitelerin bir rekreasyon fırsatı olarak değerlendirilmesi ve buna paralel olarak hem uygulamada yer bulması hem de mevcut planlara yeni rekreasyon fırsatlarının dahil edilmesine imkan sağlanabilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KADINLARIN MEKAN ALGILARI BAĞLAMINDA GECEKONDU VE APARTMAN: ANKARA AKŞEMSETTİN MAHALLESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28390</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28390</guid>
      <author>Elif ERTEM</author>
      <description>Çalışmada kentsel dönüşüme uğrayan Akşemsettin Mahallesi ve bölgede yaşayan kadınların gecekondu ve apartman deneyimleri ve algıları araştırılmıştır. Mahalledeki gecekondular kentsel dönüşüm ile apartman dairelerine dönüştürülmüştür. Mahalle büyük ölçüde kentsel dönüşümünü tamamlasa da, sınırlı bir gecekondu bölgesi apartmanlara komşu şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu çalışma, bölgedeki gecekondularda yaşayan kadınlar ve öncesinde gecekonduda yaşarken kentsel dönüşüm ile apartmanlara geçen farklı yaşlarda ev kadınları-düzenli maaşlı bir işte çalışmayan kadınlar- ile yürütülmüştür. Çalışma Mayıs-Haziran 2016 tarihinde Ankara, Ege Mahallesi sınırında olan Akşemsettin Mahallesi'nde yürütülmüştür ve 360 kadın ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırma gecekondu ve apartmanda yaşama deneyimleri bağlamında, bu geçiş kadınlık deneyimlerini ve pratiklerini nasıl etkilemiştir sorusundan hareketle, kentsel dönüşümü ve kadınların deneyimlerini incelemeyi amaç edinmiştir. Mekânsal dönüşüm ve kentsel dönüşüm, kadınların deneyimlerinde; onların arkadaşlık ve dayanışma ilişkilerinde, komşuluk, akrabalık gibi ilişkilerde, aile ilişkilerinde, çocuklar ve çocukların eğitimleri gibi konuları da içine alarak, evin mekânsallığı üzerinde ne gibi farklılaşmalar öngörmektedir. Gecekondu ve apartman sadece birbirinden farklı iki fiziksel yerleşim alanı değildir, gecekondu ve apartman mekânsallıkları üzerinden ürettikleri farklı ‘sosyal ilişkilere’ ve ‘sosyal üretim alanlarına’ referans vermektedir. Çalışma bu noktadan hareketle gecekondu-apartman karşılaştırmaları üzerinden, anketlerin SPSS programı kullanılarak analiz edilmesinden yararlanarak, kadınların deneyimlerini ve bölgede ki gecekondu ve apartman komşuluğunu incelemekte ve çokça çalışılan bir alan olan kentsel dönüşüme kadınların söylemlerinden katkı sunmaya çalışmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOLERANS PARADOKSU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28385</guid>
      <author>Fikret YILMAZ</author>
      <description>İnsanların farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabilmelerini sağlayan tolerans düşüncesi, kendi içinde paradokslar barındırır. Tolerans kavramı öncelikle benim gibi olmayana karşı nasıl davranmam gerektiği konusunda bir rehberdir. Görülmektedir ki tolerans, insanların farklı olduklarını; ben ve öteki ayrımını bir ön kabul olarak içinde barındırır. Bunun yanı sıra tolerans kavramı, toleranssızlığa karşıt geliştirilmiş bir tavırdır. Tolerans kavramının ortaya çıkışı olumsuzluğun yani toleranssızlığın etkilerinden kurtulmak içindir. Ancak fark edilmektedir ki süreç içinde tolerans, karşıt olduğu toleranssızlık nedeniyle, ortaya çıkarmak istediği olumlu etkileri tam olarak meydana getirememektedir. Paradoksal yapının etkilerini burada görmek mümkündür. Herhangi bir durum ya da konuyla bağlantılı olarak kişi, kendi değerlerinden ya da kabullerinden farklı bir duruma tolerans gösterecektir. Bu durumda kişi kendi için olanı değersiz kılabilecek ya da kendi kabul ettiği yaşam şeklinden uzaklaşabilecektir. Tolerans gösterilen şey sonucunda tolere edilecek bir konu kalmayabilir. Çünkü kendi olmaktan uzaklaşan kişi, grup, toplum oluştuğu durumda, onların tolerans gösterdiği şeyi kendi doğruları olarak kabul etme hali gerçekleşebilir. Bunun yanı sıra, “ tolerans göstereceğim şeylerin bir sınırı var mıdır?” sorusu gündeme gelmektedir. Toleransızlığa tolerans gösterilebilir mi? Bir millete, topluma, topluluğa karşı insanlık suçu işleyen kişilere karşı tolerans göstermeli miyim? Toleransızlığa gösterilen tolerans, toleransın ortadan kalkmasına neden olacaktır. Bu durumda toleransız olanla tolerans gösteren arasında farkı belirleyecek olan şeyin ne olduğu muğlaklaşmaktadır. Toleransız olana aynı şekilde toleransız davranacaksam beni ondan farklı kılan şey ortadan kalkacaktır. Aynı şekilde toleransız olana tolerans gösterirsem benim zararıma ve hatta toleransın aleyhine bir yapı oluşacaktır. Bu durumda benim tolere edeceğim şey hakkında bir sınır getirmem gerekecektir. Tolerans kavramının içerdiği paradoksal yapı yine belirmektedir. Bu sınırı belirlemek mümkün müdür? Ya da sınırını içeriği nasıl belirlenecektir? Sınırın her zaman aynı kalması mümkün müdür? Anlaşılmaktadır ki bu sınırın ne oluğunu belirlemek oldukça güçtür. Öncelikle kabul edilen sınır herkes için geçerli olması durumu oldukça güç olabilecektir. İnsanların ait oldukları kültür, inançları, felsefi görüşleri, içinde bulundukları iktidar ilişkileri sınırın ne olması gerektiği konusunda belirleyici olacaktır. Ayrıca bir sınır kabul edildiğinde ve bu sınır toplumsal değerlere zarar vermeyecek şekilde sıkı olmayınca toplumun niteliklerini belirleyen özelliklerden uzaklaşılacak, toleranssızlık gösterilecek bir husus kalmayacaktır. Tolerans gösterilmesi gereken değerler baskın değerler haline gelecek, bir anlamda toleranssızlık hâkim olacaktır. Bu sınır oldukça sınırlı ve sıkı olursa toleranslı bir davranışta bulunma imkânı oldukça azalacaktır. Bunun yanı sıra tolerans, üstün olma durumunun bir ifadesi midir? Tolerans gösterecek olan kişi, tolerans gösterilene göre daha etkin bir güce sahiptir. Tolerans bu anlamda hâkimiyet/ iktidar ilişkisini belirlemekte bir ilke olup olmadığı ortaya çıkmaktadır. Hâkimiyet/ iktidar ilişkisine göre tolerans belirleniyorsa, toleransın sınırı güçlü olanın çıkarlarıyla bağlantılı olarak belirlenebilir. Bu durumda tolerans başlığı altında, toleranssızlığın meydana gelmesi imkânı doğabilir. Tolerans gösterilenin güçsüz görülmesi, onun eksik, kusurlu ya da hatalı olduğunu da gündeme getirebilir. O zaman tolerans, toleranssızlığın meydana gelmesine neden olabilir. Ernosto Laclau (1935-2014), toleransta karar-verilemezlik olduğunu ifade eder. Tolerans kavramını toleranssızlıkla bağlantılı olarak değerlendiren Laclau, bu kavramın paradoksal yapısına değinmektedir. Bu sunumda, toleransın içerdiği paradoksal durumlar temelinde, Ernosto Laclau’nun, Habermas’ın görüşlerinden hareketle toleransın ne olduğu ve olmadığı üzerine bir sorgulama gerçekleştirilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇALISANLARIN ÖRGÜTSEL ADALET ALGILARININ DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİNE BAĞLI OLARAK DEĞİŞMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28398</guid>
      <author>Hüsna DOĞAN</author>
      <description>Örgütsel adalet, örgüt içinde toplumsal veya ekonomik olarak meydana gelen bütün karşılıklı değişimlerin algılanan adaletini ve iş görenlerin yöneticileriyle, iş arkadaşlarıyla ve örgütle ilişkilerini içermektedir. Örgütsel adalet kavramının üç farklı boyutu vardır. Bu boyutlar; dağıtımsal adalet, prosedürel adalet ve etkileşimsel adalettir. Dağıtımsal adalet; ödül, ceza ve terfi gibi örgüt içinde dağılımının işgörenler tarafından adil bir şekilde algılanması anlamına gelir ve örgütlerde adaletin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Prosedürel adalet ücret, terfi, çalışma koşulları ve performans değerlemesi gibi unsurların belirlenmesinde ve ölçümünde kullanılan prosedür ve politikaların adil olma derecesi olarak ifade edilebilir. Etkileşimsel adalet ise yöneticilerin prosedürleri işgörenlere kabul ettirmesi ve uygulaması esnasında göstermiş olduğu davranış ve tutumların ne derece adil olduğunu belirtmektedir. Çalışanların demografik özellikleri ile örgütsel adalet algıları arasında ilişkinin varlılığı ile geçmiş araştırmalarda genel bir düşünce vardır. Bu araştırmanın amacı; Afyonkarahisar’da faaliyette bulunan otellerde çalışanların örgütsel adalet algılarının demografik özelliklerine bağlı olarak değişip değişmediği tespit etmektir. Bu amaçla Afyonkarahisar’da 5 yıldızlı termal otellerinde 254 kişiye anket uygulanmıştır. Ampirik analizlerde Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis H testi yöntemlerinden yararlanılmıştır. Analiz sonuçları incelendiğinde işgörenlerin yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, örgütte hangi bölümde çalıştığı, hangi unvana sahip olduğu, çalışma süresi, tecrübesi gibi demografik değişkenler ile örgütsel adalet algısının istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


