






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2017 Sayı  63</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=600</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>TEOG SINAVININ ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN İNGİLİZCE DİL ÖĞRENİMİNE ETKİSİNE İLİŞKİN ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ: NİTEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28576</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28576</guid>
      <author>Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ, Sibel ASLAN</author>
      <description>Ülkemizde öğrencilerin ortaokuldan liseye geçişlerinde ülke genelinde Temel Eğitim’den Ortaöğretime Geçiş (TEOG) adlı bir sınav uygulanmakta ve bütün 8.sınıf öğrencileri bu sınava girmek zorundadırlar. Öğrenciler bu sınavda aldıkları puanlar doğrultusunda yaptıkları tercihlere göre ortaöğretim kurumlarına yerleştirilmektedirler. Bu sınavda öğrencilere Matematik, Türkçe, Fen Bilgisi, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin yanı sıra İngilizce dersine ilişkin sorular da yöneltilmektedir. Bu araştırmanın amacı TEOG sınavının ortaokul öğrencilerinin İngilizce öğrenimleri üzerindeki etkisine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda TEOG sınavının İngilizce bir metni okuma ve anlamalarına etkisine ilişkin öğrenci görüşleri belirlenmiştir. Ayrıca TEOG sınavı kapsamında yer alan kazanımların; öğrencilerin öğretmenleri ve arkadaşlarıyla İngilizce konuşma becerilerini etkileme düzeyine, İngilizce bir şarkı, film, diyalog, drama gibi etkinlikleri dinleme ve anlamalarına etkisine, öğrencilerin kendilerini İngilizcede yazı yazarak ifade etmelerindeki etkisine ve İngilizce kelime hazinelerine ne derecede etki ettiğine dair görüşleri saptanmıştır. Çalışmada nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2016-2017 eğitim-öğretim yılı Bahar yarıyılında Elazığ il merkezinde bulunan üç devlet ortaokulunda öğrenim gören 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmada maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Okulların belirlenmesinde soyo-ekonomik düzey dikkate alınmış ve iyi, orta ve alt sosyo-ekonomik düzey olmak üzere üç okul belirlenmiştir. Her bir okuldan altışar öğrenci olmak üzere toplam 18 öğrenci seçilmiştir. Okulların sosyo-ekonomik düzeylerinin belirlenirken okulların yerleşim yerleri ile İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden alınan görüşler dikkate alınmıştır. Öğrencilerin seçiminde gönüllülük esas alınmıştır. Çalışma ile TEOG sınavının öğrencilerin İngilizce öğreniminde olumlu etkisinin olduğu görülmüştür. Araştırma bulguları doğrultusunda çeşitli önerilerde bulunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİNLANDİYA, HONG KONG, KORE, SİNGAPUR VE TÜRKİYE FEN ÖĞRETİM PROGRAMLARININ KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28644</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28644</guid>
      <author>Hatice GÜZEL, Nilüfer CERİT BERBER</author>
      <description>Dünya’ da yaşanan hızlı değişim süreci nedeniyle karşılaşılan sorunları gidermek amacıyla eğitimde yeniliklere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda okullardaki öğretim programlarını iyileştirme etkinliği eğitimle ilgili önemli uğraşlardandır. Özellikle fen ve teknoloji alanındaki gelişmeler süreklilik arz etmekte ve buna bağlı olarak toplumsal ihtiyaçlar her geçen gün şekil değiştirmekle beraber artmaktadır. Buna bağlı olarak fen okuryazarlığı ve dolayısıyla fen eğitimi daha önemli hale gelmektedir. Özellikle son on yılda fen eğitimi yaklaşımlarında köklü değişimler yaşanmış ve tüm dünya ülkelerinin fen öğretim programlarında iyileştirme çalışmaları yoğunlaşmıştır. Bu nedenlerden dolayı bu araştırmanın amacı özellikle uluslararası sınavlarda fen eğitiminde başarı gösteren Finlandiya, Hong Kong, Kore ve Singapur fen öğretim programları ve Türkiye fen öğretim programını karşılaştırmaktır. Araştırma için gereken verilere “doküman incelemesi yöntemi” kullanılarak ulaşılmıştır. Fen öğretim programları amaç, içerik, öğrenme- öğretme süreci ve değerlendirme süreci unsurları dikkate alınarak incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bazı sonuçlara göre; Finlandiya temel eğitim üst kademesinde tek ve tümleşik bir fen dersi olmayıp, her bir fen branşı için ayrı ayrı öğretim programı hazırlanmıştır. Kore fen öğretim programının hedefleri oldukça geneldir. Hedefler açısından en detaylı program Türkiye fen öğretim programıdır. Hong Kong, Kore, Singapur ve Türkiye fen programlarının içeriği genellikle günlük hayatta karşılaşılan durumlarla ilgili araştırma, sorgulama, uygulama faaliyetlerini kapsamaktadır. Fakat Finlandiya fen öğretim programlarının konu içerikleri doğrudan sunulmuştur. Finlandiya fen öğretim programlarında öğrenme-öğretme sürecinden çok genel manada bahsedilmiştir. Öğrenme-öğretme sürecinin en ayrıntılı açıklandığı program Hong Kong fen öğretim programıdır. Hong Kong, Kore ve Singapur programları proje çalışmaları ve portfolyo değerlendirmesi üzerinde sıkça durmuşlardır. Finlandiya fen öğretim programı ölçme ve değerlendirme bakımından da en genel manada sunulan programdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE DEĞERLERİN KAZANDIRILMASINDA SANAT EĞİTİMİNİN ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28569</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28569</guid>
      <author>Oğuz DİLMAC, Begüm TOPUZ</author>
      <description>Bu araştırma değerlerin bireylere kazandırılmasında sanat eğitimin rolü üzerinde durmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilgili alanyazın taraması yapılarak gerçekleştirilmiştir. Toplumlar istikrarlı bir şekilde devamlılıklarını sağlamak için barışcıl, insancıl, hoşgörülü ve toplumsal kurallara uyan, diğer bireylerle sağlıklı iletişim kurabilen insanlara gün geçtikçe artan bir şekilde ihtiyaç duymaktadır. Şüphesiz toplumların gerek kendi içlerinde gerekse birbirleri ile sürekli rekabet halinde oldukları günümüzde bilgi ve teknolojiye sahip olma düzeyleri onları diğerlerine göre bir adım öne çıkarmaktadır. Ama sadece bu özellikler toplumu birarada tutabilme açısından yeterli görülmemektedir. Bireylerde bunların yanı sıra kendi benliğini oluşturan, milli ve manevi değerlerinden beslenmesi beklenen bir özelliktir. Genel eğitimin içinde kendine özgü bir işleyişi olan ve bireyin daha çok duyuşsal becerilerini geliştirmeye yönelik ele alınması gereken sanat eğitimi de değerlerin kazandırılmasında oldukça önemli bir yere sahip olduğu ileri sürülebilir.. Uygulamalı bir alan olan sanat eğitiminde öğretenlerin öğrenenlere yönelik hazırlayacakları öğretim programlarında kendi tarihsel geçmişlerini, kültürel değerlerini tanımalarını sağlayacak çalışmalara ağırlık vermeleri, bunların yanı sıra paylaşma, empati, hoşgörü, yardımlaşma gibi kavramlar çerçevesinde konuların işlemesi, değerlerin sanat eğitimi aracılığıyla bireye kazandırılabilmesi için son derece önemlidir. Bireyin, duygusal ve ruhsal deneyim ihtiyaçlarının karşılandığı bir alan olan sanat eğitimi ayrıca duyarlılığı ve ahlakı besleyen çok önemli bir kaynaktır. Unutulmamalıdır ki değerlerin bireye kazandırılması sadece bilişsel bir süreçle sağlanamaz onu beyinlerin yanı sıra yüreklere de iyice yerleştirilmesi gerekmektedir. Buda sanat eğitiminin vasıtasıyla gerçekleşir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ PEDAGOJİK ALAN BİLGİSİ VE SINIF İÇİ ÖĞRETİMLERİNİN ARAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28620</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28620</guid>
      <author>Didem KARAKAYA CIRIT</author>
      <description>Bu çalışma, Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının (FBÖA) Pedagojik Alan Bilgisi (PAB) ve sınıf içi öğretimlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Fen bilgisi öğretmen adaylarının PAB’larının araştırıldığı bu çalışmada özel bir konu olarak “yenilenebilir enerji kaynakları” konusu seçilmiştir. Bu çalışmada pedagojik alan bilgisi, dört kategoride ele alınmıştır. Bunlar, Yenilebilir enerji konusuna özgü; 1-Program-Materyal Bilgisi, 2-Öğrenme Güçlüğü Bilgisi, 3-Strateji-Yöntem Bilgisi ve 4-Değerlendirme Bilgisinden oluşmaktadır. FBÖA’nın yenilenebilir enerji konusuna ilişkin PAB ve sınıf içi öğretimlerinin belirlenmesi amacıyla örnek olay tarama metodu kullanılmıştır. Çalışmaya, 2014-2015 eğitim-öğretim yılında 4. sınıfta öğrenim gören 10 (7 Kız ve 3 Erkek) FBÖA katılmıştır. Öğretmen adaylarının yenilenebilir enerji konusuna ilişkin PAB’larını belirlemek amacıyla İçerik Sunumlar Tekniği (İST) ve bireysel yarı-yapılandırılmış mülakatlar kullanılmıştır. Ayrıca, öğretmen adaylarının sınıf içi öğretimlerinin belirlenmesinde ise Geliştirilmiş Öğretim Gözlem Ölçeği (GÖGP), gözlem notları ve video kayıtları kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi için içerik analiz tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde, FBÖA’nın yenilenebilir enerji konusuna ilişkin sahip oldukları pedagojik alan bilgileri ve sınıf içi öğretimlerinin yeterli düzeyde olmadığı görülmüştür. Öğretmen adaylarının pedagojik alan bilgisinin iki bileşeninde; program-materyal bilgisi ve değerlendirme bilgisinde oldukça yetersiz olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, fen bilgisi öğretmen adaylarının sınıf içi öğretimde ise; ders tasarımı ve uygulamasında %39, kavramsal bilgi %47, işlemsel bilgi %39,5, etkileşimsel iletişim %44,5, öğretmen-öğrenci ilişkisi % 67 oranında başarılı olduklarını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Pedagojik Alan Bilgisi, Yenilenebilir Enerji, İçerik Sunumları Tekniği, Öğretmen Adayları, Sınıf içi Öğretim</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLİZCE BAĞLAÇLARIN TÜRKÇE SÖZCÜKLER VE CÜMLELER İÇİNDE İFADE EDİLMESİ: TÜRKÇE (ANA DİL) YÖNTEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28655</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28655</guid>
      <author>Ercan TOMAKİN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı İngilizce bağlaçları ve Türkçe karşılıklarını Türkçe sözcükler ve cümleler içerisinde ifade etmektir. Çalışma sözcüklerle ve cümlelerle ifade edildiği için nitel ve betimsel yaklaşım kullanılmıştır. Çalışmanın odak noktası İngilizce bağlaçlarla sınırlı olduğu için, örnek olay (case study) yöntemi kullanılmıştır. Önce, Türkçe Sözlük (2005) taranarak İngilizce bağlaçları harf olarak kapsayan Türkçe sözcükler teker teker bulunmuştur. Yapılan incelemede bunların sözcük başında (asker, askı) sözcük içinde (baskı, tasa) ve sözcük sonunda kas, tas) yer aldığı belirlenmiştir. İkinci olarak, İngilizce bağlaçların Türkçe karşılıkları, (örn. as = olarak) söz konusu bağlacın yazı birim olarak yer aldığı kelimelere anlamlı şekilde eklenerek (asker olarak, as = olarak), (asker gibi; as = gibi) Türkçe anlamlı cümleler üretilmiştir. Sonuç olarak, İngilizce bağlaçlar (koordine eden ve yan cümle) ve Türkçe karşılıklarının Türkçe sözcükler ve cümleler içinde ifade edilebileceği “bir veri tabanı” oluşturulmuştur. Bu çalışmada cümleler ile sınırlandırılan bağlaçlar, başka çalışmalarda çeşitli şekillerde – atasözü, duvar yazısı, deyim, vd.- ifade edilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AUTHENTIZITÄT IM KONTEXT DES FREMDSPRACHLICHEN LERNENS</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28597</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28597</guid>
      <author>Gülcan ÇAKIR</author>
      <description>In dieser Studie geht es um die Frage, inwieweit „Authentizität“ in fremdsprachendidaktische Prozesse integriert werden kann und in welchem Maße die Berücksichtigung für das Fremdsprachenlernen im Ausland von Nutzen sein könnte. Der Begriff „Authentizität“ suggeriert schon von vornherein, dass etwas Echtes oder Reales in die Überlegungen miteinfließen wird. So wird das Vorgehen durch eine lehrwerkbezogene Analyse, die sich auf Aspekte der aktuellen methodisch-didaktischen Diskussion bezieht als ausschlaggebend betrachtet. Es wird davon ausgegangen, dass eine lehrwerkanalytische Studie zum Erkenntnisgewinn ein ausreichendes Instrumentarium darstellt. Denn das Lehrwerk wird meist mit dem Unterrichtsprozess gleichgestellt. Aufgrund dessen wird das Lehrmaterial „Wie bitte?“ (A.1.1 und A1.2) untersucht und die im Lehrwerk vorhandenen authentischen Kontexte dargestellt. Wenn man bedenkt, dass Fremdsprachenlehrer sehr oft nur das Lehrmaterial im Unterricht anwenden, ist die Forderung das Lehrmaterial authentisch zu gestalten eine Notwendigkeit. Der Unterrichtsprozess im außerdeutschsprachigen Raum ist ohne die Berücksichtigung realer Gegebenheiten des Zielsprachenlandes nicht denkbar. Das echte Kommunizieren ist mit echter Kommunikation möglich. Genauso lernt man das Sprechen oft nur indem man spricht. Sprechen in Dialogen, die es auch wirklich gibt oder geben kann. Das Authentizitätsprinzip ist gerade hier eine Grundlage, die dem Lernenden Alternativen anbietet um realitätsnahe Äußerungen zu produzieren. Deshalb ist die Bedeutung authentischer Texte, Bilder und Redemittel von großer Bedeutung im Fremdsprachenunterricht.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENLERİNİN SINIF YÖNETİMİ BECERİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28541</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28541</guid>
      <author>Aslı YÜKSEL, Tayyip DUMAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, öğretmen, öğretmen adayı ve gözlemci görüşlerine göre sınıf öğretmenlerinin sınıf yönetimi becerilerine sahip olma düzeylerini belirlemektir. Araştırma, tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın çalışma evrenini, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Afyonkarahisar şehir merkezindeki 2’si özel 47’si resmi olmak üzere 49 ilköğretim okulunda görev yapan toplam 543 sınıf öğretmeni oluşturmuştur. Evrenin tamamına ulaşılması mümkün olduğundan örneklem alma yoluna gidilmemiştir. Bununla birlikte Afyon Kocatepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğrenim gören toplam 200 üçüncü ve dördüncü sınıf öğretmen adayları da araştırmanın çalışma evrenine dâhil edilmiştir. Araştırmada verilerin toplanılmasında nicel ve nitel veri toplama tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Sınıf Yönetimi Öğretmen Anketi” ve “Öğretmen Gözlem Formu” kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler, SPSS 15.0 for Windows paket programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde aritmetik ortalama, standart sapma, frekans ve yüzdeliklerden yararlanılmıştır. Bunun dışında verilerin analizinde, ikili gruplarda parametrik olmayan testlerden Mann -Whitney U Testi, ikiden fazla gruplarda ise Kruskal-Wallis H Testi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise Wilcoxon İşaret Testinden yararlanılmıştır. Öğretmen ve öğretmen adaylarının görüşlerine göre, sınıf yönetimi becerilerine sahip olma düzeyleri açısından, öğretmenlerin en yüksek ortalamaya sahip oldukları alt boyutun İletişim alt boyutu olduğu, gözlem sonucuna göre ise Zaman Yönetimi alt boyutu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin en düşük ortalamaya sahip oldukları alt boyutun ise öğretmen ve öğretmen adaylarının görüşlerine ve gözlem sonucuna göre Sınıfın Fiziksel Düzeni alt boyutu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sınıf yönetimi becerileri genel olarak değerlendirildiğinde, öğretmenlerin sınıf yönetimi becerilerine sahip olma düzeylerinin öğretmen görüşlerine ve gözlem sonucuna göre “Her zaman” düzeyinde olduğu, öğretmen adaylarının görüşlerine göre ise “Ara sıra” düzeyinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin sınıf yönetimi becerilerine sahip olma düzeyleri cinsiyetlerine, mesleki kıdemlerine ve okutulan sınıf düzeylerine göre anlamlı bir farklılık gösterirken; mezun olunan okula ve sınıf mevcuduna göre ise anlamlı bir farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ DENETİM UYGULAMALARINA İLİŞKİN İL/İLÇE VE ORTA ÖĞRETİM YÖNETİCİLERİNİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28617</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28617</guid>
      <author>Reyhan ŞEKERCİ, Ramazan GÖK</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, yeni denetim uygulamalarına ilişkin ilk kez Maarif Müfettişlerinin denetim kapsamına dahil edilen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaöğretim yöneticilerin görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırmada nitel araştırma tekniği kullanılmış olup, araştırma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması desenindedir. Bu nedenle araştırmada da veri toplamak amacı ile görüşme tekniği kullanılmış, bu amaçla yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Çalışma grubu Antalya ili merkez ilçelerinden son denetim yönetmeliği gereğince denetim kapsamına alınan yöneticiler arasından seçilmiştir. Ayrıca amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Böylece örneklem Konyaaltı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde görev yapan bir ilçe milli eğitim müdürü, iki şube müdürü, bir şef ve bir memur; beş farklı ortaöğretim türünde; anadolu lisesi, meslek lisesi, öğretmen lisesi, fen lisesi, sosyal bilimler lisesi olmak üzere beş ortaöğretim okul müdüründen oluşan toplam 10 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler içerik analizi tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırmada elde edilen tüm veriler kodlanmış, araştırmanın amacına uygun olarak çeşitli boyutlar ve bu boyutlara uygun temalar saptanmıştır. Araştırma sonucunda bazı yöneticiler tarafından yeni denetim anlayışı ve uygulamaları olumlu bir gelişme olarak algılansa da, çoğu yönetici müfettiş sayısı ve branş bazındaki eksiklikler vb. nedeniyle denetime ilişkin algıların değişmediği ve mevcut sorunların devam ettiği, yeni uygulamalardan iyileştirmeler beklenirken çözümü bulunamayan denetim sorunlarını daha da belirsizleştiği ve yönetimde denetimin etkisinin azaldığına ilişkin görüşler saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ VE SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ EPİSTEMOLOJİK İNANÇLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28610</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28610</guid>
      <author>Sibel KAHRAMAN, Gülşah GÜRKAN , Bilgi Başak ÖZGÜN</author>
      <description>Epistemolojik inançlar, geçerli ve güvenilir bilginin ne olduğu ve nasıl üretilip paylaşıldığı konusunda bireylerin görüşlerini yansıtmaktadır. Fen bilgisi ve sınıf öğretmeni adaylarının epistemolojik inançlarını sınıf düzeyi, cinsiyet ve bölüm türü değişkenlerine göre incelemek amacıyla yapılan bu çalışmada, betimsel araştırma türlerinden tarama modeli kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışma grubunu oluşturan 107 öğretmen adayının (62 fen bilgisi öğretmenliği ve 45 sınıf öğretmenliği) epistemolojik inanışlarının tespit edilmesi amacıyla; özgün formu Schommer (1990) tarafından geliştirilen ve Deryakulu ve Büyüköztürk (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan “Epistemolojik İnanç Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, sınıf öğretmeni ve fen bilgisi öğretmen adaylarının epistemolojik inançlarının “Öğrenmenin çabaya bağlı olduğuna inanç” ve “öğrenmenin yeteneğe bağlı olduğuna inanç” boyutlarında yüksek yani gelişmiş (sofistike) düzeyde “tek bir doğrunun var olduğuna inanç” boyutunda ise düşük yani gelişmemiş (naif) olduğu saptanmıştır. Ayrıca, öğretmen adaylarının epistemolojik inançları bölüm ve sınıf düzeyine göre incelendiğinde değişkenler arasında anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Fakat öğretmen adaylarının epistemolojik inançlarının cinsiyet değişkenine göre “Öğrenmenin çabaya bağlı olduğuna inanç” boyutunda farklılaştığı bulunmuştur. Kız öğretmen adaylarının erkek öğretmen adaylarına göre öğrenmenin yetenekten çok, gösterilen çabaya bağlı olduğuna daha güçlü biçimde inandıkları saptanmıştır. Sonuç olarak, öğretmen adaylarının toplam puan bazında epistemolojik inançları incelendiğinde örneklemin yapılandırmacı inanca sahip olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE TÜRKÇESİ AĞIZLARINDA ÇOKLUK EKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28583</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28583</guid>
      <author>Nadir İLHAN</author>
      <description>Yazı dilimizde olduğu gibi Türkiye Türkçesi ağızlarında da çokluk ekler ve kelimelerle ifade edilmektedir. İsimlerin çokluğu yapılırken Türkçenin yaygın ve temel çokluk eki +lar +ler ve onun fonetik varyantları kullanılmaktadır. +lAr ekinden başka genel Türkçede çokluk kavramı ifadesinde kullanılan ekler olarak +DAş, +gil, +k, +lº, +lºk, +mAn, -ºş, -k, -ºz, -sºnºz, -ºn/-ºnºz, -lAr, +mºz, -nºz, +lArI vb. gibi ekler sayılabilir. Bir kısmı Türkiye Türkçesi ağızlarında da kullanılan bu eklerden bazıları isimlere gelerek eklendiği ismin çokluğunu oluştururken bir kısmı eklendiği kelimeyle ilgili olanların çokluğunu göstermektedir. Bazı ekler de fiillere gelerek ya fiilden yeni fiil türetir ya da fiillerin çekimlenmesi sırasında fiilin bildirdiği eylemi yapan şahısların çokluğunu göstermek üzere kullanılırlar. Ağızlar üzerine yapılan yüksek lisans ve doktora çalışmalarında, yayınlanan bazı ağız çalışmalarında ±lAr çokluk ekinin çeşitli ses olaylarına bağlı olarak +lar +ler yanında –la, -le; -la, -le, –na, -ne, -dar, -der, -nar, -ner, -na?, -ne?, -la?, -le? vb. gibi pek çok varyantının kullanıldığı tespit edilebilmektedir. Ahmet Günşen, -gil ekinin fonetik değişimlere uğramış şekilleri olarak kabul ettiği -mºn (-ıyn ~iyn, -ıyl, -ıylı ~-ıylın) ekleri de Türkiye Türkçesi ağızlarında çokluk göreviyle kullanılmaktadır. +gil ekinin, fonetik değişimlere uğramış şekilleri olarak –in, -ìni, -ıynı şekillerine de çeşitli çalışmalarda yer verilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKLER VE İNGİLİZLER; TARİHTE İLK MÜNASEBETLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28544</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28544</guid>
      <author>Hasan BAKTIR</author>
      <description>Bu makalede Türkler ve İngilizlerin tarihte ilk defa ne zaman karşılaştıkları sorusuna cevap aranmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalara bakıldığında Haçlı Seferleri, Niğbolu Savaşı, Akdeniz ticareti iki ulus arasında muhtemel münasebetlerin geliştiği olaylar olarak kayıtlara geçmiştir. Özellikle İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Akdes Nimet Kurat’ın çalışmalarında Türk-İngiliz İlişkilerinin siyasi boyutları değerlendirilmiştir. Ancak Haçlı Seferleri, özellikle I. Haçlı Seferi ve Akdeniz ticareti üzerinde fazla durulmamıştır. I. Haçlı Seferi döneminde Anadolu Selçuklu Devleti haçlılara karşı mücadele ederken, haçlı ordusunda bulunan İngiliz askerlere karşı da mücadele etmiştir. Bu sefere İngiltere’den Normandiya Kralı I. William’ın oğlu Robert Courthose eniştesi ve önemli birkaç ileri gelen soylu İngiliz şövalye ile sefere iştirak etmiş, İznik’te Selçuklu Sultanı Kılıçaslan’ın ordusu ile savaşmıştır. Bu savaştan sonra da Antakya’nın Haçlılar tarafından ele geçirilmesinde etkili rol almıştır. Sonrasında Türkler ile İngilizler’in Niğbolu Savaşı’nda karşı karşıya geldikleri düşünülmektedir. Bu konu Uzunçarşılı’nın çalışmasında geçmektedir. Bundan sonrasında Kraliçe Elizabeth I. Döneminde Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin başlaması ile Türkler ve İngilizler arasında uzun süre devam edecek bir ilişki süreci başlamıştır. Ancak bu dönemlerde İngilizler ile Türklerin münferit karşılaşmaları olmuş ve bu konuda yeterli çalışma yapılmamıştır. Akdeniz ticareti aslında belki de İngiliz ve Türk ulusunun birbirleri ile ilk defa karşılaştıkları ve bunun da ötesine geçerek iletişim kurdukları bir ortamı oluşturmuştur. Bu makalede bu süreç değerlendirilmiş ve Hospitaller Tarikatı üyesi İngilizler ile Türkler’in özellikle Akdeniz’deki münferit karşılaşmaları üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜTAHYA AHİLİĞİ ÜZERİNE BAZI MÜLÂHAZALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28510</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28510</guid>
      <author>Kadir GÜLER</author>
      <description>Selçuklu Devleti’nin dağılma sürecinde Anadolu’yu ayakta tutan, Anadolu Selçuklu Devletini uzun süre koruyan ve kollayan, sonrasında Osmanlı Devleti’ni kuran en önemli kurumlardan biri Ahiliktir. Türkistan coğrafyasının İpek Yolu Pazarlarında oluşan Akı/Ahi geleneği, Acem ve Arap ticaret anlayışıyla kaynaşarak Anadolu’da kendine has bir Ahilik teşkilatı meydana getirdi. Merv, Nişabur, Belh ve Herat gibi Horasan kentleri, İpek yolunun ticaret merkezleriydi ve bu ticaret merkezlerinin en önemli ticari mallarından biri deri ve deri işlemeciliğiydi. On üçüncü asrın ilk çeyreğinde Güney Azerbaycan coğrafyasının Hoy şehrinden Anadolu’ya geçen Ahi Evren’in, Kayseri ve Konya’da Deri işlemeciliği öncülüğünde kurduğu Ahilik teşkilatı, zaman içerisinde Türkmen şehirlerinin ağırlıkla yer aldığı İç Anadolu’da gelişti ve Osmanlı Devleti’nin temel kurumlarından biri haline geldi. Yaklaşık yedi bin yıllık bir medeniyetin merkezinde yer alan, Germiyân ve Osmanlı Coğrafyasının iki yüz elli yedi şehri içerisinde edebi anlamda altıncı şehri olan Kütahya’nın öne çıkarılamayan kültürel kodlarından biri de Ahilik teşkilatıdır. Bu makalede ahilik ve köyleri, vakıfları, mezraları, çiftlikleri, tekyeleri, zaviyeleri, türbeleri, mahalleleri, mescitleri, çeşmeleri, kabirleri, mezarlıkları, kendilerine has adları ve başta Tabakhaneleri olmak üzere çok sayıda farklı esnaf kurumları ile önemli bir Ahi şehri olan Kütahya’nın ahilik geleneği üzerine bazı değerlendirmeler yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“ÖZBEK BİLMECELERİ” İSİMLİ ESERDEN HAREKETLE ÖZBEK BİLMECELERİNDE YER ALAN İKİLEMELER ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28566</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28566</guid>
      <author>Ozan GÖKDEMİR</author>
      <description>Çağatay Türkçesi, Karahanlı ve Harezm edebî lehçelerinin devamı olarak 15. yüzyılın başından 20. yüzyılın başına kadar kullanılan edebî bir lehçedir. Çağatay Devleti sanat ve edebiyat başta olmak üzere birçok alanda büyük gelişme göstermiştir. Çağatay Türkçesi denilince akla gelen en önemli isim Ali Şîr Nevâyî’dir. Ali Şîr Nevâyî, Çağatay Türkçesi ile yazdığı otuza yakın eseriyle klasik bir edebiyatın oluşmasını sağlamıştır. Özbek Türkçesi de bu köklü edebî dilin temsilcisi olarak Türk dünyasındaki yerini almıştır. Çağatay Türkçesinin temsilcisi konumunda olması aslında, bu edebî dil hakkında ipuçları vermektedir. Çoğu yazar ve şairlerin Nevâyî ’den etkilendiği gibi Özbek sanatçılar da bu etki altında ilerlemişlerdir. Özbek Edebiyatı bu temeller üzerinde gelişme göstermesinden dolayı Türk dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Özbek Türkçesinin sağlam temeller üzerine inşa ettiği edebiyatının, en eski ve en zengin türlerinden biri de bilmecelerdir. Bilmeceleri sadece eğlence aracı, kelimeleri akılda tutma yöntemi olarak görmek doğru değildir. Çünkü diğer sözlü edebiyat ürünleri gibi bilmeceler de, ortaya çıktığı dönemlerin izlerini taşımaktadır. Bizlere atalarımızı ve eski hayat tarzımızı yansıtmaktadırlar. Bu bağlamdan hareketle çalışmamızda “Özbek Bilmeceleri” kitabı ele alınmıştır. Kitapta yer alan bilmecelerde geçen ikilemelerin tespiti yapılarak sınıflandırılmıştır. Sınıflandırmamız “Anlam Bakımından İkilemeler” ve “Yapı ve Kuruluş Bakımından İkilemeler” ana başlıkları altında incelenmiştir. Sınıflandırmanın sonunda da tablo halinde tüm ikilemeler gösterilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AN ECOCRITICAL READING OF THE WORD FOR WORLD IS FOREST</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28579</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28579</guid>
      <author>Kevser ATEŞ</author>
      <description>Dünyaya Orman Denir insanların doğaya karşı insan merkezli tutumlarının muhtemel yıkıcı sonuçlarına odaklanan çağdaş bir bilim kurgu romanıdır. Atsheliler doğa severlerin başarmak istediği mükemmel dünyayı inşa etmiş görünmektedirler ama bu rüya gibi olan dünya Atshelilerin yumen adını verdikleri dünyadan gelen insanlarla karşılaşınca bazı beklenmedik kabuslar görmeye başlar. Keşfettikleri yeni gezegendeki masum insanlara saldıran açgözlü, gaddar ve şiddet yanlısı ordu örneğiyle, Ursula K. Le Guin’in, bu romanını Vietnam Savaşına bir tepki olarak yazmış olduğu düşünülse de, yıllarca doğal kaynaklarını duyarsızca tüketmelerinin ardından dünyalarını çöle çevirmiş olan yumenlerle, kendi kültürleri ile doğa arasında denge kurmayı başarmış olan Athsheliler arasındaki zıtlığı çok güzel bir biçimde gösterdiği için bu çalışmada bu eserin eko-eleştirel bir açıdan ele alınması amaçlanmaktadır. Doğanın dengesini bozmadan bir topluluk oluşturmayı başarmış bu barışçıl insanlardan bir şeyler öğrenmek yerine, ordudaki insanlar tıpkı daha önceki gezegenlerinde yaptıkları gibi bu yeni gezegende de ağaçları kesmeye ve yerli halkı köleleştirmeye devam ederler ve daha önce bu eylemleri yüzünden yaşadıkları başarısızlığı hesaba katmazlar. Kasabaları kadınlar tarafından yönetilen ve daha önce böyle bir şiddetle hiç karşılaşmamış olan Athsheliler, kendi gezegenlerini korumak için daha önce yumenlerin kölesi olan ve ellerinden kaçan Selver adlı bir Athseli öncülüğünde harekete geçerler. Dünyaya Orman Denir, eğer doğayla olan etkileşimimizin ekolojik ve sosyal sonuçlarına yeterince dikkat etmezsek gelecekte nasıl bir dünyayla karşılaşabileceğimizi bize gösteriyor.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAYIN DEĞERLENDİRME: TARİH VE ROMAN, Argunşah, Hülya. (2016). Tarih ve Roman, İstanbul: Kesit Yayınları. ISBN: 978-605-9408-14-1</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28608</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28608</guid>
      <author>Duygu OYLUBAŞ KATFAR</author>
      <description/>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ENGELLİ BİREYLERİN YAPTIĞI EL SANATLARI ÇALIŞMALARININ İNCELENMESİ VE BU ÇALIŞMALAR İLE İLGİLİ MEMNUNİYET ALGISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28494</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28494</guid>
      <author>Ayşegül KARAKELLE, Abdurrahman EREN , Derman DÖKMECİ</author>
      <description>El sanatları; boş zaman değerlendirme, sosyal ve kültürel ilişkileri güçlendirme, meslek edinebilme, engelli bireyler için ise; bulundukları toplumda ortaya çıkaracakları ürünlerle söz sahibi olabilme, kendilerini ifade edebilme ve özgüven duygusunu tetikleyecek etkinlikler olarak tanımlanabilir. Buna bağlı olarak rehabilitasyon merkezlerindeki el sanatları faaliyetlerinin tarihi süreçten günümüze kadar kullanılan bir eğitim ve rehabilite yöntemi olduğu bilimsel çevrelerce de kabul görmektedir. El sanatları eğitiminin; engelli bireyin başarı duygusunu tatması, güven ve cesaretinin artması, algılama gücü ve kendini ifade edebilme duygusunu geliştirmesi gibi konularda oldukça etkili bir yöntem olduğu ifade edilmektedir. Bu özelliklerinin yanı sıra engelli bireyin psikolojik boyutunun psikomotor becerilerinin gelişimini, bireyin toplum içinde kabulünü sağlamaktadır. Sanatsal faaliyetler, bireyin okuldan ve rehabilite olmaktan zevk aldıkları bir alan olmasının yanı sıra eğitim ve öğretimin diğer aşamalarında da sıkça başvurulan alanlardan biri durumundadır. Bu faaliyetlerle, yetersizliği olan bireye gerekli bilgi ve beceriler kazandırılarak, sosyal ve fiziki çevresinde bazı değişiklikler yapıldığında yetersizliğin engel durumuna dönüşmesinin önlenebileceği de belirtilmektedir. Bu çalışmada; çeşitli engelleri olan ve Hatay/Antakya’da bulunan özel bir rehabilitasyon merkezindeki 20 rehabilitasyon öğrencisinin yapmış olduğu el sanatları çalışmalarının incelenmesi ve memnuniyetlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada amaçsal örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme tekniği kullanılmış, ayıca betimsel araştırma yöntemlerinden olan durum çalışması uygulanmıştır. Engelli bireylerin rehabilitasyon merkezinde ebru, dokuma, takı tasarımı, kasnak işi, ahşap-cam-seramik boyama gibi el sanatları çalışmaları yaptıkları tespit edilerek, çalışmalar incelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GILLS DELEUZE FELSEFESİNDE “YERSİZ-YURTSUZLAŞMA” VE “ORGANSIZ BEDEN” KAVRAMLARIYLA MARK ROTHKO RESİMLERİNE BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28523</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28523</guid>
      <author>Emrah UYSAL</author>
      <description>19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın ortalarına kadar olan süreç, modern yaşamın pozitifliğine bağlı gelişme ve teknolojik ilerlemelerle tamamlandı. Savaş öncesi bir dünyada hakim olan modernist iyimserlik, kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeniyle artık ilgisiz, modası geçmiş ve başarısızlığa mahkum gibi görünüyordu. Dünya savaşlarının ardından meydana gelen toplumsal olayların kitleler üzerindeki etkileri, kapitalizmin toplumu tüketim kültürüne yönlendirmesi ile yaşam biçimlerine olan etkileri, sanatı da konu ve imge düzeni bakımından farklı arayışlara itmiştir. Aynı süreçte felsefe alanında da yeni kavram üretimi bakımından arayışlara gidildiği görülmektedir. Felsefi anlamda birçok kavramın söylemi olan postmodernite, 20. yüzyılın ikinci yarısında özellikle Fransız felsefe geleneğinde etkili olan bir kavramdır. Postmodernite de sanat toplumsal hizmet veren bir araç olmaktan çıkarak estetik önemini de yitirmiştir. Sanatçı bu süreçte duygularını malzemesine aktarır ve böylece malzeme, bu duyguların izleyiciye geçmesini sağlayan aracıya dönüşür. Bu çalışmada, 20. yüzyılın postmodern düşünürlerinden biri olarak adlandırılan ve felsefenin önemli kuramcılarından Fransız düşünür Gilles Deleuze’ün ele aldığı “organsız beden” ve “yersiz-yurtsuzlaşma” kavramlarının aynı süreçler içerisinde üretilen resim sanatındaki eserlerin kavramsal yapısı üzerinde görülen paralellikler irdelenecektir. Sanatsal üretimlerinde üslupsal farklılıkları bulunan ancak bu araştırmanın ortaya koyduğu fikri görsel ve kavramsal anlamda desteklediği düşünülen sanatçılardan; Mark Rothko’nun çalışmaları hakkında bazı tespitlerde bulunulmaya çalışılacaktır. Ayrıca bu çalışmanın amacı felsefe ve sanat arasındaki ortaklığı sanat felsefesi bağlamında değerlendirerek bir araya getirmektir. Çalışmada konu hakkındaki birincil kaynaklar ve Deleuze’nin düşüncesini yorumlayan metinlere yer verilirken Deleuze’nin konu hakkındaki görüşleri ve bunların nasıl bir kavramsal ve anlam dizgesi oluşturduğu, göstergelerin incelenmesi ve betimlenmesi, resim sanatındaki yansımaları araştırmanın başlıca yöntemi olmuştur. Anahtar Kelimeler: Mark Rothko, Gilles Deleuze, organsız beden, yersiz-yurtsuzlaşma, modern, postmodern</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL SANATLARDA AVANGARD VE KİÇ OLGUSU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28450</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28450</guid>
      <author>Gökçen Şahmaran CAN</author>
      <description>Avangard, Fransızca askeri bir terim olan öncü birlik sözcüğünden gelir. Gerek Fransızca'da gerek diğer dillerde kültür, sanat ve politika ile bağlantılı olarak, yenilikçi veya deneysel işler veya kişiler anlamına gelen avangard sanat, kültür, gerçeklik tanımları içindeki kabul edilmiş normları sarsıp sınırlarını değiştirmeyi amaç edinir. Bu normlar sosyal reformdan estetik deneyimlerin değişimine kadar çeşitlilik gösterebilir. Ucuzlatma, bayağılaştırma, ticarileştirme, estetik uygunsuzluk gibi kavramlarla açıklanan kiçin formlarının ilk ortaya çıkışı ise, Romantizm ve Sanayi devrimiyle görülür. Sanayi devrimiyle kiç formlar kitlesel olarak üretilip dağıtılma imkanı bulur, zenginleşen orta sınıf kendi tercihleri doğrultusunda sipariş yoluyla çeşitli ürünleri (resim, edebiyat, müzik) talep eder. Bu da sanatın ticarileşmesine, satılmak için yapılmasına yol açar. Modernistlerce kiç, kültür endüstrisinin ideolojisi doğrultusunda bilinçli olarak, kar amacıyla üretilir. Modernizm özerk bir sanat, yaratıcılığa, eşsizliğe dayanan hayattan ayrı, kurmaca bir evrensel estetik tesis etme amacındaydı. Bunun dışındaki girişimleri kötüleyip kiç olarak tanımladılar. Kulka, kiçi sanat olmayan farklı bir estetik kategori olarak tanımlar ve tanım için net bir formül önerir. 1950-60'larla birlikte başladığı düşünülen postmodern dönüşüm, Modernizmin tüm değerlerine saldırdı. Modernizmin kötü saydığı tüm formlar, özellikle popüler kültür geniş bir kabul görüyordu. İlk kırılma noktası pop-art'ın kiç olarak kabul edilen ticari kültürü sanata dahil etme girişimiydi. Modernizm, kiçi geri çevirirken, postmodernizm ona kucak açtı ve sanat sınırlarını kiçi de içine alacak şekilde genişletti. Anahtar Kelimeler: Modernizm, Postmodernizm, Avangard, Kiç</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>NİSÂ 34. AYETİ BAĞLAMINDA KADIN-ERKEK ÜSTÜNLÜĞÜ OLGUSUNUN GELENEKSEL VE MODERN YORUMU (İLK DÖNEM BAZITEFSİRLERLE TEFSİRÜ’L-MENÂR ARASINDA BİR MUKAYESE)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28553</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28553</guid>
      <author>Emrullah ÜLGEN</author>
      <description>Bu araştırmada, Nisâ 34. ayeti çerçevesinde kadın-erkek eşitliği ya da üstünlüğünün geleneksel ve modern tefsir yorumu, mukayeseli olarak ele alınmaya çalışılacaktır. Kavvam, nüşûz, darb gibi anahtar kavramlar ihtiva etmesi sebebiyle bu ayet, konuyla ilgili yorum ve değerlendirmelerde öne çıkmaktadır. Bu üç kavramdan hareketle geleneksel ve modern dönem müfessirlerin erkeğin faziletiyle ilgili ortaya koydukları gerekçelerin, Kur’ân yorumundaki yeri ve değeri üzerinde durulmaktadır. Araştırmada, geleneksel yorumu temsilen Tâberî, Râzî, Zemahşerî, Kurtûbî ve Ebû Hayyân gibi tefsir alanında önemli şahsiyetlerin; modern yorumu temsilen de bu dönemin en önemli iki şahsiyeti olan Muhammed Abdûh ve öğrencisi Reşid Rıza’nın fikirleri esas alınmakla birlikte zaman zaman diğer müfessirlerin görüşlerine de yer verilmektedir. Nisâ suresi 34. ayetle ilgili klasik ve modern dönem tefsir yorumlarının şekillenmesinde, birden fazla faktör etkili olmaktadır. Özellikle bazı klasik tefsirlerde erkeğin kadın karşısındaki üstünlüğünün varoluşsal (zatî) gerekçelerle izah edilmesinde, müfessirin kişisel anlayışının ve ön kabullerinin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin klasik dönem önemli müfessirlerden İbn Kesir (ö.774/1373)’in “Erkek kadından zatı itibariyle (bi nefsihi) üstündür.” ifadesi bu iddiayı teyit etmektedir. Dolayısıyla ayette yer alan kavvamûn, nüşûz, darb gibi anahtar kavramlar doğrultusunda yapılan spesifik yorumlar analiz edilirken, müfessirin esas aldığı yöntemin ve sosyo-kültürel yaşam biçiminin göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Böylece modernist ve seküler çevrelerce İslam dünyasındaki erkek egemen yaşam biçiminden kaynaklanan olumsuz bazı sonuçların, Kur’ân metnine dayandırma çabalarının önüne geçmek mümkün olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>UYGUR TÜRKLERİNİN DİNÎ KÜLTÜRÜ VE İSLÂM MEDENİYETİ’NE KATKILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28604</guid>
      <author>Nur Ahmet KURBAN</author>
      <description>Önceleri Hun İmparatorluğu (M. Ö. 220-M.S. 2016) ve Göktürk Devleti (551-745) gibi güçlü Türk devletleri içerisinde boy gösteren Uygurların en erken yerleşik hayata geçen Türk boyu olduğu kabul edilir. Daha sonra Orhun Uygur Devleti (745 – 840) ve İdikut Uygur Devleti (866-1369) ile kendi isimlerini tarihte nakşetmiştir. Ancak büyük göçle dağılan bazı Uygur aşiretleri Karahanlılar Devleti’nin kurulmasında önemli rol oynamışlardır. Daha sonra Cengiz Han’ın Asya bozkırlarına inmesiyle Doğu Türkistan’ın güney doğu illerinde hâkim olan Uygur Devleti ile Karahanlı Devleti tarihe karışmıştır. Uzun süre bağımsız yaşayan Uygurlar, 1750’de Mançu işgali ile karşılaşmıştır. 1862 tarihine kadar süren bu işgal 1863’te Yakup Bey Hükümeti’nin kurulmasıyla geri püskürtülmüştür. Ancak Yakup Bey’in 1877 yılında vefat etmesi üzerine Mançu tekrar Doğu Türkistan’a saldırmış ve 18 Mayıs 1878 tarihinde bölgenin tamamını işgal etmiştir. Bu işgal önce Milliyetçi Çin (1911), daha sonra Komünist Çin (1949) Hükümeti tarafından günümüze kadar sürdürülmüştür. Uygurlar yukarıda bahsedilen dönemlerde çeşitli dini inançları benimsemişlerdir. Animizm ve Totemizm temelinde gelişen Şamanizm inancı onların en eski dinleri olmuştur. İlerleyen süreçlerde Budizm, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi inanç sistemleri de Uygurların dini hayatlarında önemli izler bırakmıştır. Uygur Türkleri’nin İslam’ı kabul etmelerinden sonra, tarihlerinde köklü değişimler yaşanmıştır. İslam dini, son ve en uzun süren bir din olarak onların kültürlerinde yerini almıştır. Onlar henüz İslam öncesi dönemdeyken yazı dili, mimari ve el sanatları, müzik ve başka çeşitli sanat dallarında önemli mesafeler kaydetmiş bulunmaktaydılar. Uygurlar, İslam dinini kabul ettikten sonra geçmişten getirdikleri medeniyet unsurlarını İslami döneme taşımış ve bu yeni dinin uygun gördüğü bazı kültürel birikimlerini büyük ölçüde benimseyip geliştirmişlerdir. Nasıl ki önceki dinî inançlar atmosferinde büyük eserler ortaya koymuşlarsa, İslam’ı kabul ettikten sonra da aynı kararlılıkla İslam medeniyet hazinesine önemli katkılar sağlamışlardır. Bu çalışmada söz konusu gelişmeler üzerinde durmaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN HALDÛN’DA SİYASÎ OTORİTE VE MEŞRUİYET PROBLEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28555</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28555</guid>
      <author>Bilgehan Bengü TORTUK, Nejdet DURAK</author>
      <description>İbn Haldûn ünlü bir tarihçi, sosyolog, filozof ve sosyolojinin kurucusudur. Bu çalışma İbn Haldûn’un görüşleri bağlamında siyasî otorite ve meşruiyet ilişkisini konu edinmektedir. Bu bağlamda siyasî otorite kavramıyla yakından ilgili olan umran, asabiye, mülk, hilafet vb. kavramlar incelenmektedir. Siyaset bir yönüyle ‘en iyi’nin araştırılmasıdır. Olan ile olması gereken arasındaki karşıtlıklar bir açıdan üzerinde siyaset felsefesinin inşa edildiği etik bir paradigmayı belirlemektedir. Bu açıdan siyasetin meşruiyet arayışı etik bir temellendirmeyi, siyaset etik ilişkisini de öncelemektedir. Bu olgu, siyasal iktidar ve siyasetin meşruiyeti problemi devletin dinamik bir süreç içerisinde bulunduğu her aşamada dinamik bir sürekliliği ve sorunsalı kendi içerisinde barındırmaktadır. Meşruiyet, bireyin ve yöneticilerin otoritenin haklılığına duydukları inançtır. Siyasetin meşruiyeti farklı süreçler içerisinde, yaşanan değişimler karşısında değişmeyen ölçütlerin, meşruiyet zemininin neliğine yönelik bir arayışın ifadesidir. Meşruiyet, siyasi itaati alışkanlıklara dayalı bir rutin olmaktan çıkarıp, normatif bir gerekçeye dayandıran ilkenin adıdır. İbn Haldûn, siyasi otoriteyi üç kısımda inceler ve meşruiyetlerini tartışır. Bunlardan birincisi temelinde üstünlük kurma ve zor kullanma içeren “tabii mülk”tür. İkincisini ise dünyevî menfaatlere ulaşma, zararları ise uzaklaştırma konularında toplumun aklî düşüncenin gereğine göre yönetilmesini içeren “siyasi mülk” oluşturmaktadır. Sonuncusu ise dünya ve âhiret faydasına yönelik devletin dînî düşüncenin gereğine göre idare edilmesi olan “hilâfet”tir. İbn Haldûn, İslâm filozoflarının siyasi otorite görüşlerini eleştiri konusu yapmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİNANSAL SERBESTLEŞMENİN EKONOMİK BÜYÜME ÜZERİNE ETKİSİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28605</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28605</guid>
      <author>Meryem SAMIRKAŞ KOMŞU, Hülya BAKAN , Mustafa Can SAMIRKAŞ</author>
      <description>Küreselleşme olgusuyla birlikte finansal serbestleşmenin etkileri gerek gelişmiş ülkeler için gerekse gelişmekte olan ülkeler için önemli bir konu haline gelmiştir. Özellikle finansal serbestleşmenin ekonomik büyümeye olan etkisi son yıllarda araştırmacıların ilgi duyduğu bir konu olmuştur. Türkiye ekonomisi, finansal serbestleşmenin yaşandığı 1980 sonrası dönemde önemli değişimler yaşamıştır. Bu değişimlerde finansal serbestleşmeyi sağlamak amacıyla uygulamaya konulan faiz, döviz kuru ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesine yönelik politikalar etkili olmuştur. Türkiye ekonomisi serbestleşme sürecinde uygulamaya konulan politikalar neticesinde bazı dönemlerde yüksek büyüme oranlarına ulaşırken, bazı dönemlerde sermaye hareketlerinin serbestleşmesine bağlı olarak finansal krizlerle karşı karşıya kalmıştır. Finansal serbestleşme ile ekonomik büyüme arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığını test etmek ve olası ilişkinin yönünü ortaya koymak amacıyla, Türkiye’de 1998/1. Çeyrek - 2017/1. çeyrek dönemini kapsayan periyotta finansal serbestleşme ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki öncelikle VAR (Vektör Otoregresif) modeli ile test edilmeye çalışılmıştır. Ardından, etkili değişkenin, politika aracı olarak kullanılabilirliği, etki-tepki fonksiyonlarıyla, etki derecesi ise varyans ayrıştırmalarıyla belirlenmiştir. Daha sonra, kısa dönemde ekonomik büyüme, finansal serbestleşme ve ticari açıklık tespiti amacıyla Granger Nedensellik Testi uygulanmıştır. Analiz sonucunda, finansal serbestleşmenin bir göstergesi olan sermaye akımlarının ekonomik büyümeyi etkilediğini söylemek mümkündür. Bununla birlikte sermaye akımlarının dış ticaret hacminin nedenlerinden birisi olduğu da ifade edilebilir. Ayrıca çalışmada GSYH ile M2Y'nin dış ticaret hacminin Granger nedeni olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELİRLİ DERECELERE YÖNELME HATALARININ ADLER’İN BİREYSEL PSİKOLOJİ EKOLÜ EKSENİNDE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28543</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28543</guid>
      <author>Uğur KESKİN</author>
      <description>Performans değerlendirme konusu, özellikle son yıllarda farklı birçok disiplin eksenindeki çalışmalara konu olmaktadır. Yönetim bilimleri alanında da benzer ölçüde ilgi çeken bir konu olarak performans değerlendirme, bu çalışmada da ele alınmakla birlikte, asıl olarak Alfred Adler’in (1880-1937) eserleri ve görüşleri çerçevesinde incelemeye konu edilmiştir. Adler, psikolojik olguları bireyler üzerindeki etkileri konusunda belirleyici açıklamalar yapmıştır. Böylesine anlamlı belirlemeler ortaya koyabilmesi, dayandırmış olduğu psikolojik açıklama mekanizmalarının hem kuramsal hem de yaşamsal konulara katkı sağlamayı amaçlamış olmasından ileri gelmektedir. Doğrudan doğruya yönetim bilimleri alanında eserler vermemiş olmasına karşın, Adler tarafından kaleme alınan eserlerde ve vermiş olduğu konferanslarda, yönetici ve işgörenlerin, çalışma ortamında ne tür davranışlar sergilediklerini ve söz konusu davranışların, bireysel performanslarına ne şekilde yansıdığına ilişkin, performans değerlendirme literatürüne anlamlı katkılar sunabilecek konular üzerinde durmuştur. Birincil kaynaklar üzerinden yürütülen bu incelemedeki değerlendirmeler, Adler’in kurucusu olduğu Bireysel Psikoloji ekolüne dayandırılmış ve nitel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Yönetim bilimlerinin alanına giren performans değerlendirme konusunun, psikoloji biliminden ne tür anlamlı katkılar sağlayabileceği hususu bu çalışmada kapsamlı olarak izah edilerek okuyucunun dikkatine sunulmuştur. Bireyin, herhangi bir hata veya yanlıştan kaçınabilmesi için en azından onun hakkında bilgi ve farkındalığa sahip olması gerekmektedir. Yönetici kaynaklı performans değerlendirme hatalarına yönelik olarak olası hataları önleyebilme adına bilgi ve farkındalık sağlansa bile, bu hataların tümüyle ortadan kaldırılabilmesi olası gözükmemektedir. Buna karşın, performans değerlendirme hatalarının ve hatta bu hataların psikolojik kaynağının yöneticiler tarafından temel bilgi düzeyinde de olsa bilinmesi gerekmektedir. Yöneticiler için arzu edilen söz konusu bilgi ve farkındalık düzeyinin, bu ve benzeri çalışmaların artması sayesinde önemli ölçüde sağlanabileceği öngörülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİRMALARIN KALDIRAÇ ORANI İLE MAKROEKONOMİK DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ İLİŞKİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28551</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28551</guid>
      <author>İsmail TUNA, Serdar BUDAK , Sibel ÖLMEZ CANGİ , Veysel YILMAZ</author>
      <description>Kaldıraç oranı, firmaların varlıklarının yüzde kaçını yabancı kaynaklarla finanse ettiğini gösteren bir oran olmasının yanı sıra firmaların risk derecesinin bir göstergesi de olabilmektedir. Özellikle kaldıraç oranının yüksek olması durumunda firmaların risk derecesinin arttığı söylenebilmektedir. Diğer yandan, bu oran kaldıraç etkisi ile özkaynak karlılığının bir göstergesi de olabilmektedir. Firmalar ile ilgili bu denli önemli bilgiler içeren kaldıraç oranı üzerinde makroekonomik değişkenlerin etkisini ölçmek amacı ile Borsa İstanbul’da (BIST) kayıtlı, 2003-2013 yılları arasında faaliyet gösteren ve verilerine tam olarak ulaşılabilen mali sektör ve holdingler dışında kalan 126 imalat sanayi firması araştırmaya dahil edilmiştir. Makroekonomik değişkenler Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), Faiz Oranı (DİBS faizi), Sanayi Üretim Endeksi ve Döviz Kuru (USD) bağımsız değişken olarak, 126 şirketin kaldıraç oranları (Toplam Yabancı Kaynaklar/Toplam Varlıklar) ise bağımlı değişken olarak modele dahil edilmiştir. 3’er aylık dönemler halindeki verilerin kullanıldığı çalışmada, öncelikle Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips Perron (PP) birim kök testleri uygulanmıştır. Böylelikle değişkenleri aynı seviyede durağan olup olmadıkları tespit edilmiştir. Kısa ve uzun dönem parametreleri hakkında bilgi vermesi amacıyla çalışmada, Pesaran ve Shin (1999) ve Pesaran, Shin ve Smith (2001) çalışmalarında tanımlanan sınır testi ve gecikmesi dağıtılmış otoregresif model (ARDL) ile incelenmiştir. Burada hata düzeltme teriminin katsayısının pozitif olması modelin dengeden uzaklaşılması, negatif olması ise dengeye yaklaşılması anlamındadır. Çalışmanın bulgular kısmında kurulan model için uygulanan sınır testi F istatistiğine göre %1 seviyesinde eşbütünleşme ilişkisine sahip olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. ARDL testi sonuçlarına göre uzun dönemde bağımlı değişken olarak belirlenen Kaldıraç Oranı ile üretici fiyat endeksi (ÜFE) ve Sanayi Üretim Endeksi arsında pozitif yönlü bir eşbütünleşme ilişkisi olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>19.YÜZYIL OSMANLI İDARİ YAPISI İÇİNDE ERMENİ-KÜRT İLİŞKİLERİNE GENEL BİR BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28595</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28595</guid>
      <author>Melek SARI GÜVEN</author>
      <description>Osmanlı Devleti için 19. yüzyıl öncelikle idari alanda olmak üzere askeri, ekonomik ve siyasi anlamda birçok değişme ve gelişmenin yaşandığı bir yüzyıl olmuştur. Klasik Osmanlı idari yapısı olan eyalet sistemi yerine merkezi yapıyı güçlendirme adına çalışmalara başlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin idari alanda yaşadığı bu dönüşümler genel olarak tüm Osmanlıyı; incelenecek konu itibariyle ise Ermenileri ve Kürtleri birçok yönden etkilemiştir. Bu çalışmada öncelikle Osmanlı Devleti’nin yönetimsel yapısı ile ilgili bilgi verilerek bu yapının değişimden nasıl etkilendiği açıklanacaktır. Bu temelden hareketle, Ermenilerin ve Kürtlerin Osmanlı idari yapısı içindeki değişimden nasıl etkilendiği ve bu etkinin onların ilişkilerine nasıl yansıdığı konusu incelenecektir. Osmanlılar, İslam devletlerinin geleneksel uygulamasını izleyerek bünyesinde yaşayan toplulukları millet yapısı altında dine göre sınıflandırmıştı. Osmanlı Devleti’nde nüfusa ait kayıtlar bile, etnik yapı ya da dil grubuna göre değil de dine göre tutulmaktaydı. Ermeniler, etnik köken, dil ve din açısından farklı olan Gayrimüslimlerdi. Kürtler ise Türkler gibi Müslüman ama etnik köken ve dil açısından farklı olan bir gruptu. Bu çalışma, Osmanlı Devleti bünyesinde varlık gösteren bu iki grup arasındaki iletişimin dayandığı beş temel nokta üzerinden yürütülecektir. Bunlar; Ermenilerin ve Kürtlerin Osmanlı Devleti içinde yürütülmekte olan misyonerlik faaliyetlerinden etkilenmeleri; cemiyetler kurmaları; basın-yayın faaliyetlerinde bulunmaları; Osmanlı Devleti içindeki faaliyetleri ve köy, mera, yayla problemlerini kapsayan toprak sorunlarıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BLOK ZİNCİRİ TEKNOLOJİSİNİN FİNANSAL PİYASALARDA UYGULAMA POTANSİYELİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28636</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28636</guid>
      <author>Meltem KESKİN KÖYLÜ, Troya Çağıl KÖYLÜ</author>
      <description>Kurumlar ve gerçek kişiler finansal teknoloji ile birlikte gelen değişimi yönetebilmeleri gerekmektedir. Finans ve teknoloji hayatın iki dinamik unsurudur. Finansal işlemlerin mekândan bağımsız halde yapılabilme serbestisi, bireyleri doğrudan birbirleri ile iletişimine geçirilmesini sağalmaktadır. Finansal teknoloji için altyapıyı sağlayacak teknoloji temelini, finansal teknoloji mimarisini ve bunu yönetim stratejisini içinde barındıran dağıtık finansal kayıt veri tabanı (blok zinciri) oluşturabilir. Sanal para birimi olan bitcoinin temelini oluşturan blok zinciri (Blockchain) sistemi, ticareti kolaylaştırarak bankalar, şirketler ve hatta devletler gibi aracı kurumlara olan ihtiyacı ortadan kaldırarak, ticaret ve finans modellerine inovatif bir bakış açısı getirdiği için ticari hayatta dikkat çekmektedir. Blok zinciri teknolojisinin, para akışının çok farklı kaynaktan aynı anda onaylanması, takip edilmesi ve şeffaf olarak hesap kaydının tutulması prensibine dayanması ile ticaretin her alanında merkezileştirmeyi ortadan kaldırarak piyasalarda yaygınlık kazanması öngörülen sistem ile alıcı ve satıcı aracısız karşılaşabilmektedir. Herhangi bir otoriter kuruluşa veya aracıya bağlı olmaksızın, maliyetsiz para aktarımını sağlaması yapılan işlemlerin farklı noktalardan kontrol edilebilmesi, finansal varlığın kaynağını ve nereye ulaştığının takibini yapabilmesiyle, güvenirlik sağlayan blok zinciri teknolojisi hızı ve güveni seven ticarette karşılık bulmaktadır. Bu çalışma ile blok zinciri olarak adlandırılan ve dijital hesap defteri fonksiyonunda kullanılan sistemin finansal piyasalarda ve ulusal/uluslararası ticaret kapsamında değerlendirilmesi öngörüleri tartışılmaktadır. Bu amaçla, blok zinciri sisteminin nasıl çalıştığı, sağladığı veri bütünlüğü, kullanılabilirlik, güvenirliği ve ticarete uygulanabilirliği değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VARLIK VERGİSİ VE UYGULAMALARININ DEMOKRAT PARTİ’NİN SEÇİM ÇALIŞMALARINDA KULLANILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28582</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28582</guid>
      <author>Meral BALCI</author>
      <description>1942'de yasalaşan "Varlık Vergisi", II. Dünya Savaşı koşullarında, zorda kalan ülkenin ekonomik açıdan rahatlaması amaçlanarak çıkarılmış olmasına rağmen, bu kanunun içeriği ve uygulanışı sonrasında gelişen olumsuzluklar, CHP’nin ağır şekilde eleştirilmesine yol açmıştır. CHP’nin sadece gayrimüslimlere değil, aynı zamanda Müslümanlara da uyguladığı bu vergi, tahsil edilmesindeki oransal adaletsizlik ve vergisini ödeyemeyen gayrimüslimlerin sürgüne yollanması sebebiyle huzursuzluklara sebep olmuştur. Savaş dönemindeki zor yaşam koşullarıyla birlikte bu verginin getirdiği adaletsizlikler, halkı CHP’den uzaklaşmaya itmiş ve ileride kurulacak olan Demokrat Parti’ye iktidara giden yolu açmıştır. Bu araştırmanın amacı, varlık vergisinin Demokrat Parti’nin iktidara yürüyüşüne etkisi, uygulanışındaki aksaklıklar ve bu aksaklıkların partinin seçim politikalarında kullanılmasını incelemektir. Bu bağlamda, Verginin Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinde önemli bir araç olduğu gözlenmiştir. Araştırmanın araçlarını döneme ait resmî gazete, hatıratlar, konuyla ilgili yazılmış kitaplar ve güncel gazetelerde çıkan haberler oluşturmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SEBZE ÜRETİMİ ÇALIŞMALARI (1940-1950)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28539</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28539</guid>
      <author>Nadir YURTOĞLU</author>
      <description>Bu araştırmada 1940 ile 1950 yılları arasında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yetiştirilen sebze türleri ile bu türlerinin ekim alanları miktarı ve ekonomiye olan yansımaları ele alınmıştır. Konu, 1940-1950 yılları arasında Türkiye’de sebze üretimi faaliyetleri ile sınırlandırılmış ve bu başlık etrafında incelenmiştir. Sebze üretimi çalışmaları ele alınırken sayısal veriler üzerinde değerlendirilmeler yapılmıştır. Araştırmanın konusu hakkında literatürde yer alan eksiklikler resmi yayınlardan, tutanak dergileri, zabıt ceridesi, istatistik verileri ve dönemin süreli yayınlarından olan çeşitli ekonomi ve tarım dergilerinin makaleleri ile kitaplar gibi birincil kaynakların kullanılması yoluyla tamamlanmıştır. Konu incelenirken dönemin Türkiye’sinde yetiştirilen ve türleriyle farklı şekilde isimlendirilen sebze çeşitleri göz önüne getirilerek gerekli değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuç şudur: 1940 ile 1950 yılları arasındaki on yıllık dönemde halkın sağlığı bakımından gerekli olan karnabahar, enginar, bakla, bamya, fasulye, patlıcan, lahana ve havuç gibi beslenme değeri yüksek olan sebzeler, ülkenin iklim ve toprak durumuna göre çeşitli yörelerinde yetiştirilmeye çaba sarf edilerek bir uğraş alanı haline getirilmiştir. II. Dünya Savaşı dönemi ve sonrasına rastlanan bu süreçte, yetiştirilen sebzelerden bir kısmı aile bireylerinin beslenme ihtiyacında kullanılırken, kalanı ticari maksatla piyasaya sürülerek gelir temin edilmesinde yararlanılmıştır. Sebze üretiminde yaşanan bu gelişme, bir yandan ülkenin tarım imkânlarından faydalanılmasının önünü açarken, öbür yandan, savaş dönemi sıkıntılarının giderilmesine yardımcı olmuş, bilhassa halkın açlıkla yüz yüze gelmesine engel teşkil etmiştir. Ayrıca Türkiye’de yetiştirilen sebzelerin önemli bir miktarının, dış ülkelere satılarak döviz elde edilmesi sayesinde, ülke ekonomisine önemli katkılar sağlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SOSYAL ADALET ALANINDA BİR ÖRTÜŞEN UZLAŞMA SAĞLANABİLME OLASILIĞI ÜZERİNE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28596</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28596</guid>
      <author>Necip YILDIZ</author>
      <description>Bu makale, sosyal adalet konusunda Türkiye’de örtüşen bir uzlaşma sağlanabilmesi ihtimalini sorunsallaştırmaktadır. Sosyal adaletin bir devletin sahip olduğu meşruiyet düzeyi açısından önemi göz önünde bulundurulduğunda, sosyal adalet meselesi etrafında bir Türkiye’de bir uzlaşının sağlanmasının çok büyük bir önemi olduğu muhakkaktır. Amerkalı bir siyaset düşünürü olan John Rawls’un “hakkaniyet olarak adalet” kavramsallaştırması ışığında, Türkiye’deki sosyal adalet meselesi, özellikle gelir dağılımı ve bölgesel farklılıklara atıfla ele alınıp tartışılmıştır. Çalışmada, Türkiye’de sosyal adalet konusunda örtüşen bir uzlaşma sağlanabilmesi için, gelir dağılımı ve bölgesel eşitsizliklerin asgariye indirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye’de gelir dağılımını ölçen Gini katsayısının nispeten yüksek olduğu ve ayrıca özellikle Doğu bölgelerinin gayri safi milli hasıladan aldığı payın karşılaştırmalı olarak düşük olduğu görülmektedir. Makalede, Türkiye’de sosyal adalet üzerinde yaygın bir uzlaşma sağlanmasının, Anayasa’da belirtilen “sosyal devlet” niteliklerinin korunması ile mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Eğitim, sağlık ve benzeri alanlarda devletin dezavantajlı grupları koruyan uygulamalarının, sosyal adaletin sağlanması noktasında kritik bir öneme sahip olduğu bir gerçektir. Makalede ayrıca sosyal adalet üzerinde sağlanacak bir uzlaşının, Türkiye’de pekişmiş bir demokrasinin oluşturulabilmesi için de gerekli olduğu vurgulanmıştır. Nitekim pekişmiş bir demokrasinin, hem pekişmiş demokratik kurumların varlığını hem de vatandaşlar arasında ülkede adaletin hüküm sürdüğüne ve demokratik bir yönetimin mevcut olduğuna dair yaygın bir kanaatin varlığını gerektirdiği muhakkaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNDE SEÇİM SİSTEMİ ARAYIŞLARI: DAR BÖLGE SEÇİM SİSTEMİNİN YÖNETİMDE İSTİKRAR VE TEMSİLDE ADALET KRİTERLERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28456</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28456</guid>
      <author>Berat AKINCI</author>
      <description>16 Nisan referandumuyla kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi 2019’da yapılacak olan seçimlerle birlikte fiilen uygulanmaya başlayacaktır. Türkiye’nin yeni bir hükümet sistemine geçiş hikâyesinde şüphesiz yönetimde istikrar olgusunun önemli bir yeri vardır. Yıllardır koalisyon hükümetleriyle istediği hedeflere ulaşamayan Türkiye, yönetimde istikrarı sağlamadan bu hedeflere ulaşamayacağının farkına varmıştır. Bununla birlikte yeni hükümet sistemiyle yürütmede sağlanacak olan istikrarın, yasamada da sağlanması sistemin başarısı açısından önem teşkil etmektedir. Tam da bu noktada yeni sistemle koordineli bir şekilde seçim sisteminin de değişmesi gerektiğine yönelik tartışmaların arttığı görülmektedir. Bu bağlamda temsili demokrasilerde parlamentoda yer alacak partilerin belirlenmesinden iktidarın şekillenmesine kadar son derece geniş bir alanda etkili olan seçim sistemleri, yönetimde istikrar ile temsilde adalet kriterleri açısından yeni hükümet sisteminde nasıl dizayn edileceği belirsizliğini korumaktadır. Özellikle Türkiye’de çok partili hayata geçilmesinden günümüze dek çok farklı seçim sistemleri uygulanmış olmasına rağmen, seçim sistemleri üzerindeki tartışmaların hiç bitmemiş olması yönetimde istikrar mı yoksa temsilde adalet mi sorusuna en iyi cevabın verilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sorununun en iyi bir cevabı olmamakla birlikte, her ülke kendi şartlarını yansıtan seçim sistemlerini uygulama yolunu seçmiştir. 1946 yılında liste usulü çoğunluk sistemiyle başlayan seçim sistemi deneyimimiz, çeşitli nispi temsil sistemlerin uygulandığı seçimlerle günümüze dek sürekli bir değişim içerisinde olmuştur. Bu değişimde genelde partiler kendi çıkarlarını ön planda tutarken, ülke menfalarını ortaya koyan yaklaşımlar ise pas geçilmiştir. Tek başına seçim sistemlerinin yarattığı bir sonuç olmamakla birlikte ülkemizde belirli dönemler haricinde yönetimde istikrar sağlanamamış, temsilde adalet ise yönetimde istikrar uğrana göz ardı edilmek zorunda kalınmıştır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yönetimde sağlanacak olan istikrarın yasamada da sağlanması adına öne çıkan dar bölge seçim sisteminin, temsilde adaleti de sağlayacak şekilde dizayn edilmesi son derece önem arz etmektedir. Bu çalışmada dar bölge seçim sisteminin yeni hükümet sistemiyle uygulanması halinde temsilde adalet ile yönetimde istikrarı ne derecede sağlayabileceği değerlendirilecektir. Nihayetinde seçim sistemlerinde yapılacak olan değişikliğin ülkemizin toplumsal ve siyasal şartları göz önüne alınarak, yeni hükümet sisteminin başarısını perçinleyecek şekilde temsilde adalet ile yönetimde istikrarı maksimize etmesi öncelenmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GİRİŞİMCİLİK VE PAZARLAMADA KADIN İŞ GÜCÜNÜN ARTAN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28625</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28625</guid>
      <author>Gökçe Bahar GÜRBÜZER, Hasan GEDİK</author>
      <description>Bilgi çağı ve eğitimin yaygınlaşması ile birlikte, eğitimli kadınların ortaya çıkması, toplumsal dönüşümle fırsat eşitsizliklerinden daha fazla yararlanan kadınların ekonomiye, istihdama katkıları da giderek artmaktadır. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturması sebebiyle kadınların iş hayatında aktif rol almalarının ekonomiye sağlayacağı faydalar yadsınamaz niteliktedir. Gelişmiş ekonomilerde kadınların iş gücüne katılım oranlarının yüksek olduğu görülmektedir. Bununla birlikte kadınlar istihdam yaratıcı birer girişimci olarak da iş yaşamında ön plana çıkmaktadırlar. Türkiye’de ise eğitim seviyesinin yükselmesiyle kadınların iş gücüne katılım oranlarında yaşanan artışın yanı sıra, itici ve çekici faktörler olarak tanımlanan çeşitli sebeplerle kadınların girişimcilik faaliyetlerine katılımlarının da arttığı görülmektedir. Literatürdeki çalışmalarda çoğunlukla kadınların iş gücüne katılımlarının ve kadın girişimci sayısının artmasının ülkelerin kalkınmasına yönelik faydalarının araştırılmış olduğu, kadınları doğrudan konu alan pazarlama alanındaki çalışmaların sayısının kısıtlı olduğu görülmüştür. Bu amaçla, bu çalışmada pazarlama alanında kadın işgücünün artan önemi keşfedici araştırma yöntemi uygulanarak açıklanmaya çalışılmıştır. Pazarlama alanlarının çokluğu sebebiyle örnek olarak seçilen; ağ pazarlaması, satış pazarlama, halkla ilişkiler, inşaat sektörü satış ve pazarlama alanlarında detaylı bilgiler verilmiştir. Pazarlama kavramının yaşadığı tarihsel dönüşümle birlikte ortaya çıkan modern pazarlama yaklaşımları esasında müşteri odaklı pazarlama anlayışında kadınların erkeklere göre daha başarılı olduğu tespit edilmiştir. Pazarlama alanına ilişkin çoğu sektörde kadın istihdamında artış yaşanmakta olduğu görülmektedir. Yaşanan bu artışta, kadınların erkeklere nispeten sahip oldukları bazı kişilik özelliklerinin başarılarında etken rol aldığı görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR TÜRK DENİZ TARİHÇİSİ: SAFFET BEY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28612</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28612</guid>
      <author>Mehmet Sait SÜTCÜ</author>
      <description>Tarih, hayal mahsülü olamaz, bundan mütevellit yarih yazarken olayları gerçeğe en uygun haliyle vermek önemlidir. Tarihî bir olayı, kendi dönemi şartları içerisinde değerlendirmek ve o döneme şahitlik etmiş kaynakları dikkate alarak yazmak, gerçek bir tarihçinin en değerli vasfıdır. Tıpkı, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği üzere: “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sâdık kalmazsa değişmeyen hâkikat insanlığı şaşırtacak bir mâhiyet alır.” Bu vesileyle, Türk tarihini yazan tarihçileri tanımak ve ortaya koydukları çalışmalar hakkında bilgi sahibi olmak, bir çalışmanın ilk safhasıdır. Bu doğrultuda, bu çalışmada, Türk Deniz Tarihçisi Saffet Bey’in hayatı ve eserlerini kaleme alacağız. Saffet Bey 1870 yılında doğup, 1913 yılında henüz 43 yaşında iken dâr-ı bekâya irtihal etmiştir. Vefatı çok genç bir yaşta vuku bulmasına rağmen, yapmış olduğu çalışmalar ve üretkenliği takdire şayandır. Kısacık hayatına büyük başarılar, devlet nişanları, birkaç kitap ve otuzu aşkın makale sığdırmıştır. Bu denli üretken bir tarihçi olmasına karşın, hakkında yazılanlar birkaç satırı geçmemiştir. Bu çalışma ile Saffet Bey’in, önemli bir deniz tarihçisi olduğunu ve kıymete hâiz çalışmalar yaptığına işaret etmek arzusundayız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖRGÜTSEL YABANCILAŞMA’NIN İŞ TATMİNİ İLE İLİŞKİSİ: SAĞLIK SEKTÖRÜNDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28509</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28509</guid>
      <author>Fuat KORKMAZER, Erhan EKİNGEN</author>
      <description>Küreselleşen dünyamızda baş döndürücü bir hızla yenilikler meydana gelmekte ve yaşamını devam ettirmek isteyen işletmeler de bu yeniliklere uyum sağlamak zorunda kalmaktadır. İşletmelerin; yaşamını devam ettirmek için müşterilerine, talep edilen ürün veya hizmetleri uygun zaman ve istenen kalitede tedarik etmeleri gerekmektedir. Çalışanlar, bu ürün veya hizmeti uygun zaman ve istenen kalitede üretilmesinde kilit rol oynamaktadır. Çalışanın işinden tatmin olması, yaptığı işin kalitesi, yapma süresi, verimliliği gibi birçok önemli faktörle ilgilidir. Yöneticiler, çalışanların morallerini ve iş performanslarını artırmak ve yabancılaşma düzeylerini düşürebilmek için çalışanları birçok yıpratıcı unsurdan sakınmak ve önleyici metotlar uygulamak zorundadırlar. Bu yüzden örgütsel yabancılaşma işletmelerin akıllıca yönetmeleri ve kontrol altında tutmaları gereken istenmeyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın temel amacı, yabancılaşmanın çalışanların iş tatminine olan etkisini ortaya koymak ve yabancılaşma ile çalışanların iş tatmini arasında ilişki olup olmadığını test etmektir. Bu amaçla kamuya bağlı bir hastanede çalışan sağlık personelinin görüşlerine başvurulmuştur. Veri toplama aracı olarak Mottaz’ın Yabancılaşma Ölçeği ve Minessota İş Tatmini Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, yabancılaşma ile çalışanların iş tatmini arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgular insan kaynakları bağlamında oldukça önemli bir pradigma değişikliğine ve yeni bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu bağlamda özellikle günümüzdeki mevcut insan kaynakları yaklaşımı yanında, çalışanların çalışma yaşamını güçlendirecek uygulamaların gündeme getirilmesi gerektiği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞAM KALİTESİNE GERONTEKNOLOJİK BAKIŞ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28567</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28567</guid>
      <author>Leyla ATEŞOĞLU, Oya HAZER</author>
      <description>Yaşlı nüfusun artması ve yaşam süresinin uzaması istenilen bir gelişme olmakla birlikte, toplumların bu gelişmeye karşı hazırlıklı olmaları gerekmektedir. Yaşlanan bir toplumun sağlığını ve yaşam kalitesini sürdürme, sosyal ve ekonomik olarak önem taşımaktadır. Günümüzde eskiye oranla daha uzun bir ömür sürme şansına sahip olmanın, yaşam kalitesi artmadan bir anlamı olmayacağı ve sağlık beklentisinin yaşam beklentisinden çok daha önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu bağlamda karşımıza çıkan "Geronteknoloji" kavramı; gerontoloji ve teknoloji bilimlerinin birleşmesinden oluşan ve yaşlı insanlara yönelik yeni ürün ve servislerin dizayn edilmesi için ortaya atılan bir kavramdır. Teknolojinin artan oranda kullanılmaya başlanması yaşlılar için sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmakta ve yaşam kalitesini artırmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler rahatsızlıkları olan bireylerin geronteknolojiye olan ilgi düzeylerini ve geronteknolojik ürünlerin yaşam kalitelerine olan etkisini belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında katılımcıların tanıtıcı özelliklerini içeren bilgi formu ve yaşam kalitesini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Yaşlı Modülü (WHOQOL-OLD) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcıların %91,7’sinin geronteknoloji terimini daha önce hiç duymadıkları ancak %79,2’sinin vücutlarında taşıdıkları cihazın varlığından güven duydukları saptanmıştır. Katılımcıların büyük çoğunluğunun teknolojiye bakış açısı ılımlı olarak görülmektedir. %97,9 oranında ilaç saatlerini hatırlamak için teknolojik ürün kullanan katılımcılar büyük oranda teknolojinin günlük yaşamlarını kolaylaştırdığını düşünmektedir. Yarıdan fazla katılımcı yaşam kalitelerinin kullandıkları cihazlardan sonra kısmen olumlu yönde etkilendiğini düşünürken, yaşamdan aldıkları zevkin değiştiğini belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÜKSEKÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNDE BEDEN EĞİTİMİ DERSİNE YÖNELİK TUTUM ALGILARININ İNCELENMESİ (ORDU ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28613</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28613</guid>
      <author>Ahmet İSLAM</author>
      <description>Bu araştırma, Ordu üniversitesinde, Tıp Fakültesi ile Diş hekimliği Fakültesinde okuyan öğrencilerin beden eğitimi ve spor dersine karşı olan tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 84’i kız 60’ı erkek olmak üzere toplam 144 öğrenci katılmıştır. Eğitimin vazgeçilmez bir unsuru olan beden eğitimi genel eğitimin bir tamamlayıcısıdır. Öğrencilerin anaokulundan itibaren sporu bir alışkanlık haline getirmesinde, kişinin fiziksel, ruhsal, sosyal ve motorik olarak gelişmesindeki katkısı günümüz de yadsınamaz bir gerçektir. Çocuklara, gençlere ve gelecek nesillere spor ruhunu, kültürünü verebilmek okullar aracılığı ile olmakta ve beden eğitimi dersi de bireyi fiziksel aktiviteye yönlendirmede önemli bir rol oynamaktadır. Bu sebeplerden dolayı beden eğitimi derslerine karşı olumlu tutum geliştirmek beden eğitimi ders programlarının temel amacı olduğu görülmektedir. Araştırmamızda öğrenci tutumlarının ölçülmesi için Demirhan ve Altay (2001) tarafından geliştirilen, 12’si olumlu ve 12’si olumsuz toplam 24 maddeden oluşan “Beden Eğitimi ve Spor Tutum Ölçeği (BESTÖ)” kullanılmıştır. Öğrencilerin tutum ölçek puanları çeşitli değişkenlere göre (cinsiyet, sınıf, okul dışı boş zamanlarınızda egzersiz, düzenli olarak spor yapma ve spor branşında lisans sahibi olma) incelenmiş ve verilerin frekans (f), yüzde (%), aritmetik ortalama ( ) ve standart sapma ( ) değerleri hesaplanmıştır. İstatistik analizler sonucunda, BESTO bölüm, okul dışı boş zamanlarında egzersiz, düzenli olarak spor yapma ve spor branşında lisans sahibi olma değişkenlerinin toplam puanlarında anlamlı fark ortaya çıkmakla (p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


