






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2017 Sayı  64</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=601</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN İNGİLİZCE ÖĞRENİMİNDE KARŞILAŞTIKLARI SORUNLARA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ: NİTEL BİR ÇALIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28575</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28575</guid>
      <author>Mehmet Nuri GÖMLEKSİZ, Sibel ASLAN</author>
      <description>Küreselleşen dünyada en az bir yabancı dil öğrenmek kaçınılmaz hale gelmiştir. İngilizce giderek uluslararası bir dil olmuştur. Ülkemizde de ilkokuldan başlamak üzere üniversite düzeyine kadar İngilizce öğrenimine programlarda yer verilmektedir. Ancak bütün çabalara rağmen İngilizce öğreniminde arzu edilen düzeye ulaşılamadığı da bir gerçektir. Bu araştırmanın amacı ortaokul öğrencilerinin İngilizce öğreniminde karşılaştıkları sorunlara ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu çerçevede, öğrencilerin İngilizce öğreniminde dinleme, konuşma, yazma ve okuma becerilerinde karşılaştıkları sorunların neler olduğuna, İngilizce öğretmenlerinin kullandığı yöntem, teknik ile araç-gereçlerin yeterlilik ve etkililiğine ve sınıfların fiziksel imkân ve donanımlarına ilişkin görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca öğrencilerin İngilizce dil öğreniminin gerekliliğine ilişkin görüşleri de saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2016-2017 eğitim-öğretim yılı Bahar yarıyılında Elazığ il merkezinde bir devlet okulunda öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Bu doğrultuda çalışmaya 5., 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri dahil edilmiştir. Her bir sınıf düzeyinden İngilizce dil bilgisi düzeyi açısından iki iyi, iki orta ve iki de zayıf olmak üzere altışar öğrenci belirlenmiştir. Araştırmada toplam 24 öğrenci yer almıştır. Öğrenci seçiminde gönüllülük esas alınmıştır. Öğrencilere yarı yapılandırılmış beş soru yöneltilmiş ve görüşmeler yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Çalışma ile öğrencilerin İngilizce öğreniminde; öğretmen, sınıf ortamı, okulun fiziksel imkânları açısından çeşitli sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Araştırma ile ulaşılan bulgular doğrultusunda çeşitli önerilerde bulunulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKULLARDA BAKIM VE ONARIM POLİTİKALARINA İLİŞKİN YÖNETİCİLERİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28520</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28520</guid>
      <author>Canan DEMİR YILDIZ, Burhanettin DÖNMEZ</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, okullarda bakım ve onarım politikalarını ve buna ilişkin yöneticilerin görüşlerini belirlemektir. Bu bağlamda merkezi politikaları incelemek ve bu merkezi politikaların uygulamadaki yansımalarını bütüncül bir şekilde ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemi benimsenerek olgu bilim deseni çerçevesinde yürütülmüştür. Bunun için doküman incelemesi ve görüşme tekniği kullanılmıştır. Öncelikle Türkiye’de kamu okullarında bakım, onarım ve tadilata ilişkin sürecin nasıl işlediği ile ilgili mevzuat incelenerek çıkarımlar yapılmıştır. Daha sonra farklı kademedeki okul türlerinde görev yapmakta olan 18 okul yöneticisi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Her bir soru bir tema kabul edilerek elde edilen veriler özetlenmiş ve bu sonuçların frekans düzeyleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar tablolaştırılmış ve katılımcıların görüşlerinden doğrudan alıntılar yapılarak görüşler desteklenmiştir. Araştırma sonucunda yöneticilerin en çok karşılaştıkları bakım ve onarım sorunlarının ıslak zemin alanlarıyla ilgili (f=13) olduğu anlaşılmıştır. Bakım ve onarıma ilişkin sorunları çözerken mali konularda (f=15) ve hizmetlerin geç gelmesi (f=5) konusunda sıkıntı yaşadıkları görülmektedir. Yöneticilere göre her okula özel bir bütçe ayrılması (f=10) veya profesyonel bir bakım-onarım ekibi kurularak okullara gönderilmesi (f=5) sorunları aşmada yardımcı olacaktır. Buna göre mevzuatta bakım-onarım sürecini kolaylaştıracak ve hızlandıracak bir takım düzenlemelere gidilmesi önerilebilir. Ayrıca okul yöneticilerine hizmetiçi eğitim kapsamında bütçe yönetimi ve çevre ile ilişkilerin geliştirilmesi hususlarında bilgi verilebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ YENİLENEBİLİR ENERJİ KONUSUNDAKİ TEKNOLOJİK PEDAGOJİK FARKLI BAĞLAM BİLGİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28588</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28588</guid>
      <author>Didem KARAKAYA CIRIT, Erdal CANPOLAT</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, Fen Bilgisi (FB) öğretmen adaylarının Yenilenebilir Enerji Konusundaki (YEK)- Teknolojik Pedagojik Farklı Bağlam Bilgisi (TPFBB)’ni araştırmaktır. Bu çalışmada YEK-TPFBB dönüşümcü model’e göre; alan, teknoloji, pedagoji ve farklı bağlam bilgisinin birlikte etkileşiminden meydana gelen yeni bir alan olarak oluşturulmuştur. Çalışmada bağlam bilgisi; (1)Makro, (2)Mezo, (3)Sub-Mezo, (4)Mikro ve (5)Sub-Mikro bağlam olmak üzere farklı faktörleri içeren beş kategoride tanımlanmaktadır. Tarama metodunun kullanıldığı çalışmaya, 2014-2015 eğitim-öğretim yılı, Fen Bilgisi öğretmenliği programında (1.2.3 ve 4.sınıfta) öğrenim gören toplam 36 fen bilgisi öğretmen adayı katılmıştır. Çalışmada farklı sınıf seviyelerindeki FB öğretmen adaylarının TPFBB’sini belirlemek için; farklı bağlamlar tasvirine yönelik bireysel yarı yapılandırılmış mülakatlar kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için, içerik analiz tekniği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, farklı sınıf seviyelerindeki öğretmen adaylarının birbirine yakın seviyede olduğunu ve yenilenebilir enerji konusuna ilişkin teknolojinin entegre edildiği farklı bağlam bilgisinde yetersiz düzeyde olduklarını göstermiştir. Farklı sınıf seviyelerindeki fen bilgisi öğretmen adaylarının, yenilenebilir enerji konusunun öğretim sürecinde çoğunlukla Makro ve Mezo bağlamı görmezden geldikleri daha çok Sub-Mezo, Mikro ve Sub-Mikro bağlamda kısmen bilimsel düzeyde oldukları belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının YEK’in öğretiminde teknolojinin entegre edildiği farklı bağlamlara ilişkin değerlendirme bilgisinde bağlama ilişkin faktörleri görmezden gelerek bilimsel olmayan açıklamalarda bulundukları belirlenmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, öğretmen yetiştirme sistemine yönelik tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOUNDPAİNTİNG UYGULAMALARININ KORO EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN MOTİVASYONU ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28629</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28629</guid>
      <author>Sonat COŞKUNER</author>
      <description>Koro dersi, mesleki müzik eğitimi veren kurumların eğitim programlarının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Koro dersi ile birlikte kazanılan davranışlar, koro kültürünün oluşmasına katkı sağlamakla birlikte, koro müziği performanslarının sergilenmesi sürecinde önemli bir rol oynar. Koro derslerinin ve performanslarının verimli geçmesi için öğrencilerin motive olmaları oldukça önem taşımaktadır. Bu çalışmada müzisyenler, dansçılar ve görsel sanatçılar için Walter Thompson tarafından yaratılmış olan çok disiplinli, eş zamanlı işaret dili olan Soundpainting yaklaşımı yoluyla yapılan koro dersinin, müzik öğretmenliği 3. sınıf öğrencilerinin motivasyonları üzerine etkileri araştırılmıştır. Soundpainting işaret dili, Soundpainter olarak bilinen besteci/şef tarafından gösterilen 1500’den fazla jesti kapsar. Araştırma tarama modeline dayanan betimsel bir çalışmadır. Veriler müzik öğretmenliği programında eğitim gören 3. sınıf öğrencilerine uygulanan yapılandırılmış görüşme yoluyla elde edilmiş ve içerik analizi yoluyla analiz edilmiştir. Koro derslerinde yapılan Soundpainting çalışmalarının öğrencilerin derse yönelik motivasyonuna olan etkilerinin belirlenmesi amacı taşıyan bu çalışma, yaratıcı, bilişsel gelişimi destekleyen ve performansa yönelik bir çalışma üzerine yapılmış çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Elde edilen verilerin dikkatlice işlenmesi sonucunda, Soundpainting eğitiminin, öğrencilerin derse devam durumlarını olumlu yönde etkilediği, derse olan ilgiyi artırdığı, ders ve konser performanslarını olumlu yönde etkilediği, dersi daha verimli hale getirdiği, öğrencilerin çalışmanın dersin bir parçası olmasını istedikleri, öğrencilerin Soundpainting yaklaşımını mesleki hayatlarında da kullanmak istedikleri ve bu çalışmanın diğer alan derslerine bir katkısı olmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZENGENLERE YÖNELİK GİTAR ÖĞRETİMİNDE AYDINTAN VE CRACKNELL METOTLARININ KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ VE BİR MODEL PROGRAM ÖNERİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28562</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28562</guid>
      <author>Zülüf ÖZTUTGAN, Belir TECİMER</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; özengen gitar öğretimi yönünden Aydıntan ve Cracknell metotlarının karşılaştırmalı analizini yapmak, aralarındaki ilişkisel durumu, benzer ve farklı yönleri tespit etmek, etki düzeylerini belirlemek ve bu tespitlere dayanarak başlangıç düzeyinde, özengen gitar eğitimi alan öğrencilere yönelik bir model önerisi sunmaktır. Bu araştırma, gruplar arası karşılaştırmalı deneysel bir çalışma ve bir model önerisinden oluşmaktadır. Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olan iki özel lisede öğrenim gören ve gitar çalmayı bilmeyen 5’er kişilik iki farklı çalışma grubu oluşturulmuştur. Çalışma öncesi her iki gurubun hazır bulunuşluk düzeyini belirlemeye yönelik bir öntest yapılmış ve hazır bulunuşluk düzeylerinin birbirine yakın olduğu görülmüştür. Bu gruplardan birine Aydıntan Metodu, diğerine ise Cracknell metodu uygulanarak 28 hafta süreyle gitar çalma becerisi kazandırılmaya çalışılmıştır. Çalışma sonunda yapılan son test için öğretilen konu ve becerileri kapsayan 6 adet performans eseri uzman görüşü alınarak ve literatür taraması yöntemi ile belirlenmiştir. Bu performans eserlerini gruplardaki öğrencilerin seslendirmeleri sağlanmış, bu performanslar “gitar performans dereceleme ölçeği” kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arası farkın tespitinde, her bir gruptaki öğrenci sayısı 20’nin altında olduğundan non-parametrik tekniklerden Mann Whitney U testi kullanılarak analiz yapılmıştır. Araştırma kapsamında öğrencilerin seslendirdiği performans eserlerine ilişkin olarak; temel davranışlar, teknik davranışlar, müzikal etki- yorumlama ve toplam puan yönünden her iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Anılan deneysel çalışma, yapılan analiz ve araştırmacının süreçte yapmış olduğu gözlemler neticesinde elde edilen veriler ışığında bir model program önerisi hazırlanmıştır. “Özengenlere Yönelik Klasik Gitar Öğretim Programı Model Önerisi”, özengenlere yönelik klasik gitar eğitimi veren kurumlarda, başlangıç düzeyindeki klasik gitar derslerini yeniden düzenleyip geliştirmek amacı ile hazırlanmış ve 28 haftada uygulanabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu çalışma kapsamında öncelikle genel ve özel amaçlar ortaya konulmuş, amaç ve davranışlar tespit edilmiş, haftalara göre konu dağılımı verilerek örnek işleniş, öğrenme-öğretme etkinlikleri, ölçme ve değerlendirme durumlarına yer verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİLİM VE SANAT MERKEZLERİNDEKİ ÖĞRETMENLERİN YÖNETİCİLERİNİN LİDERLİK YETERLİLİKLERİ KURUM ETKİLİLİĞİ VE KURUM KÜLTÜRÜNE YÖNELİK ALGILARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28556</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28556</guid>
      <author>Ferdi KILIÇ, Salih Paşa MEMİŞOĞLU</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı; Bilim ve Sanat Merkezleri’ndeki, yöneticilerin liderlik yeterliliği, kurum etkililiği, kurum kültürüne ilişkin öğretmen algılarının arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını belirleyebilmektir. Bu amaçla, 2016 yılında Türkiye’de faaliyet gösteren 72 Bilim ve Sanat Merkezi ile bu merkezlerde görev yapan 364 öğretmene; “Okul Yöneticilerinin Liderlik Yeterliliklerini Değerlendirme Ölçeği”, “Okul Etkililiği Ölçeği” ve Okul Kültürü Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın modeli ilişkisel tarama modelidir. Araştırma verileri, SPSS 15 paket programı kullanılarak çözümlenmiştir. Değişkenler arasındaki yordama düzeyinin belirlenebilmesi için Pearson Korelasyon Tekniği ve Kısmi Korelasyon kullanılarak analizler yapılmıştır. Sonuçlar .01 düzeyinde test edilmiştir. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin algılarına göre; yöneticilerinin liderlik yeterlilikleri ile kurum etkililiği arasında orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin algılarına göre; yöneticilerinin liderlik yeterlilikleri ile kurum kültürü arasında orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin algılarına göre; kurum etkililiği ile kurum kültürü arasında yüksek düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin; kurum kültürüne ilişkin algıları sabit tutulduğunda, yöneticilerinin liderlik yeterlilik düzeyleri ve kurum etkililiğine ilişkin algıları arasında düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin; kurum etkililiğine ilişkin algıları sabit tutulduğunda, yöneticilerinin liderlik yeterlilik düzeyleri ve kurum kültürüne ilişkin algıları arasında düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde görev yapan öğretmenlerin; liderlik yeterliliğine ilişkin algıları sabit tutulduğunda, kurum etkililiği ve kurum kültürüne ilişkin algıları arasında yüksek düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL ADALET BAĞLAMINDA MANEVİ PSİKOLOJİK DANIŞMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28570</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28570</guid>
      <author>Çiğdem DEMİR ÇELEBİ</author>
      <description>Uzun zamanlar boyunca psikoloji uygulama tarihinde daha çok kişisel sorunların üzerinde durulmasına karşın (Snow, 2012) son yıllarda sosyal adalet meselelerinin psikolojik danışma alanında yer alması gerekliliği üzerinde durulmaya başlanmıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyal meselelerinin yoğun bir biçimde gündeme gelmesiyle sosyal adalet, 1900’lü yılların başından itibaren psikolojik danışma alanının çalışma konuları arasındaki yerini almıştır (Keklik, 2010; Kiselica, &amp; Robinson, 2001). Buna rağmen psikoloji alanındaki profesyoneller sosyal, ekonomik ve politik alandaki savunucu rollerini yeni yeni fark etmeye başlamıştır (Snow, 2012). Türkiye’de psikolojik danışma alanındaki sosyal adalet meselesi üzerine yürütülen çalışmalar incelendiğinde bu konuda hala güçlü bir sesin ve akımın olmadığını söylemek mümkündür. Manevi psikolojik danışma açısından bakıldığında ise uygulamaları son yıllarda filizlenmeye başlayan alanda sosyal meselelerden ziyade daha çok kaygı, kişiler arası ilişkiler, benlik gibi daha bireysel mevzular üzerinde durulduğu görülmektedir. Bu çalışma ile sosyal adalet kavramının tanımına kısaca değinilerek psikolojik danışma alanında sosyal adalet konularının ele alınma tarihçesi ve uygulama alanları üzerinde durulmaktadır. Son olarak da manevi psikolojik danışma alanının çalışma konuları incelenerek sosyal adalet kavramının manevi psikolojik danışma içinde nerede yer aldığına değinilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK MİTOLOJİSİNDE YERALAN MOTİF VE SEMBOLLERİN MEHMET SAĞ’IN ESERLERİNE YANSIMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28360</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28360</guid>
      <author>Ali Ayhan GÜNEYSU, Gonca YAYAN</author>
      <description>Toplumların geçmişini oluşturan mitler, efsaneler, metinler, inanç sistemleri, sosyal yaşam biçimi ve somut olmayan kültürel değerlerinin hepsi o toplumun evrendeki izini ve konumunu ortaya koyan imgelerdir. Mitler, ortak kültürel mirasın ürünüdür.’ Mitoloji ’’ ise, belirli bir kavime ait efsaneleri inceleyen, bir bilim dalına verilen addır. Mitler her milletin, milli tefekkürünün, milli psikolojisinin, kendine has özelliklerinin ilk kaynağı niteliğindedir. Mitlerden hareketle, kültürler arasındaki ilişkiler mitolojilerle tespit edilebilmektedir.Bu bakımdan; insanoğlunun varoluşundan günümüze kadar gelen evrimleşme sürecinde mitolojinin yeri oldukça önemlidir.Bu mitolojiler toplumların belirleyici faktörleri olarak kültürlerin kendi içerisindeki şekillenmesinde de büyük rol oynarlar. Bu mitolojilerden biri olan Türk mitolojiside pek çok sanatçımıza ilham kaynağı olmuştur. Türk toplumunun kültürel değerlerinde ki motif ve izleri sanatçılarımız eserlerine yansıtmışlardır. Bu anlamda farklı alanlarda sanatçılarımız, birbirinden güzel eserler ortaya çıkarmışlardır. Türk mitolojisini kendine çalışma alanı edinmiş sanatçılarımızdan birisi de Mehmet Sağ’dır. Sanatçımız eserlerinde , Türk toplumunun köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösteren motifleri, sembolleri kendi yorumuyla resmetmiştir. Bu çalışmasında sanatçımız Türk toplumlarının evreni nasıl algıladığından yola çıkarak akrilik ve sulu boya tekniğinde çalışmalar yapmıştır. Ayrıca doğa olaylarını sorgularken Türk inanç sistemine göndermeler yapmıştır.Bu inanç sistemi içerisinde yer alan mitolojik hayvanlardan, motif ve, sembollerinden sıklıkla faydalanmıştır. Türk mitolojisindeki renklerede vurgu yaparak çalışmalarına mistik bir hava katmıştır. Konumuz itibariyle Mehmet Sağ’ın eserlerindeki mitolojik öğeleri, sembolleri ve renkleri araştırarak ortaya çıkan sonuçları gözler önüne sermeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÂŞIK VEYSEL’İN GÖKLERDEN SÜZÜLDÜM TERTEMİZ İNDİM ŞİİRİNİN DEVİR NAZARİYESİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28564</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28564</guid>
      <author>Tarık ÖZCAN</author>
      <description>Tasavvuf, İslâmî dünya görüşünün şekillendirdiği önemli bir düşünce sistemidir. Bu nedenle müşterek İslâm medeniyetinde yer alan düşünür ve sanatkârları bir hayli etkilemiştir. Tasavvufi sistemin önemli bir nazariyesi olan devir inancı, varlığın Vücud-ı Mutlaktan ayrılıp yeryüzüne inmesi ve tekrar ona dönmesi şeklindedir. Bu sistem içerisinde önemli bir misyon üstlenen iniş hareketine kavs-i nüzul, dönüş hareketine ise kavs-i uruç adı verilmektedir. İlahi nurun cemadat, nebatat, hayvanat ve insanat gibi farklı varlık tabakalarını oluşturarak ve farklı tabiatlara bürünerek yaptığı bu yolculuk, dairesel bir özellik arz ettiği için Devir Nazariyesi ismiyle zikredilmektedir. Tasavvufla Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu isimli eserinde zikrettiği eşik, sınavlar yolu ve aşama başlıklarından oluşan mitolojik çevrimi ve Jung’un Arketipsel Eleştiri Kuramı’nın çok yakın bir benzerliği bulunmaktadır. Dairesel bir nitelik oluşturan bu süreçler insanın bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı ayrışmasının tehlikesini ve insan hayatında bunlar arasındaki uyumun önemini vurgulamaktadır. Ancak bu ruhsal ve ruhani süreçler verili olmaktan öteye insanoğlunun iç ve dış güçlerle yaptığı sınavların sonucunda kazandığı bir bütünlüktür. Tasavvuftan ve Arketipsel Eleştiri Yönteminden hareketle edebi metinlerin sonunda gördüğümüz bu evrensel uyum ve denge metaforlarını insan gerçeğine en uygun bir biçimde çözebiliriz. Böylece destanlarımızda, masallarımızda ve halk hikâyelerimizde uzun yıllar anlaşılmamış ve bunun için gizli kalmış bir dili çözebiliriz. Binlerce yılda oluşan milli hafızamızın doğru anlaşılması adına bunu yapmak mecburiyetimiz vardır. Ancak Batı dünyası, felsefi sistemleri edebi metin çözümlemelerinde bir yöntem olarak kullanırken İslâm dünyası bunu başaramamıştır. Biz, bu makalemizde Âşık Veysel’in Göklerden Süzüldüm Tertemiz Oldum başlıklı şiirini Tasavvufî sistemde önemli bir nazariye olan Devir nazariyesi açısından İncelemenin yanı sıra birbirlerine çok benzeyen Jung’un Arketipsel Eleştiri Kuramıyla Tasavvufî düşünce sistemini karşılaştırmaya çalıştık.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEVFİK FİKRET’İN ŞİİRLERİNDEN HAREKETLE POETİKASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28571</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28571</guid>
      <author>Bedirhan ÜNLÜ</author>
      <description>Antik Yunan’dan itibaren kullanılan ve şiire dair her türlü görüş, fikir ve teorileri kapsayan poetika, şairlerin şiir evrenini yansıtır. Türk edebiyatı tarihinde tezkire ve bazı dibacelerden itibaren de mevcut olan poetika kavramı, modern anlamda Cumhuriyet’in ilanından sonra kullanılmaya başlanır. Ancak birçok alanda Batılı düşüncenin Türk toplumuna girdiği dönem olan Tanzimat yıllarından itibaren poetikada da bu düşünce yapısı görülmeye başlanır. Tanzimat birinci ve ikinci dönem şairlerinden Namık Kemal, Ziya Paşa, Hamit ve Ekrem gibi isimlerin şiir hakkındaki görüşleri, çeşitli düz yazılarına ve poetik karakterli şiirlerine yansır. Tanzimat neslinin ardından Servet-i Fünûn döneminin önde gelen iki şairi Cenap Şehabettin ve Tevfik Fikret, modern Türk şiirine gerek ortaya koydukları eserlerle gerekse de şiir hakkındaki çeşitli yazılarında yeni açılımlar kazandırmışlardır. Servet-i Fünûn topluluğunun önde gelen temsilcilerinden Tevfik Fikret, poetikasını düz yazılarının yanı sıra şiirlerinde de ortaya koyar. Fikret şiire dair görüşlerini, sanat hayatının ilk yıllardan itibaren söz konusu manzumelerinde de yansıtmaya başlar. Fikret’in poetikasını yansıttığı şiirlerde öne çıkan başlık ise şair anlayışıdır. Poetik görüşlerini şair kimliği üzerinden şiirlerinde yansıtmaya çalışan Fikret’in poetikasında Recaizade Mahmut Ekrem ile Fransız romantik ve parnas şairlerin etkisi belirgindir. Fikret, hayal, çalışma, kadın ve müzik gibi unsurlar aracılığıyla şiire ve şaire dair görüşlerini şiire ilk başladığı yıllardan itibaren birçok manzumesinde ortaya koymaya çalışır. Bu çalışmada Tevfik Fikret’in eserlerinden hareketle şiirlerine yansıyan poetik görüşleri incelenmiştir. Bu doğrultuda Fikret’in bizzat şiirler aracılığıyla yansıttığı poetikası hayal, emek, kadın ve müzik başlıkları altında incelendi.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FALDAN TEDAVİYE: IRK ATMA OCAĞI (TAKMAK KÖYÜ-GALİP YILDIRIM ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28581</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28581</guid>
      <author>Sami KILIÇ</author>
      <description>Türk kültüründe, halk hekimliğinin bir unsuru olan ocakla tedavi inanış ve uygulamaların kökeni, genel olarak İslam öncesi Türk topluluklarında görülen kamlık geleneğine dayanmaktadır. Belli bir hastalığı bir takım yöntemler ile tedavi etme gücüne sahip olduğuna inanılan ailelere ocak ismi verilmektedir. Bu ailelerde hastalık tedavisi ile uğraşan kişilere de ocaklı denilmektedir. Uşak ili, Eşme ilçesine bağlı Takmak köyünde de çocuğu olmayan ya da çocuğu anne karnında veya doğduktan sonra ölen kadınların çocuk sahibi olabilmek için müracaat ettikleri ırk atma ocağı bulunmaktadır. Türk ocak geleneğinde, genel olarak kadın hastalara kadın ocaklıların, erkek hastalara da erkek ocaklıların bakması yaygın bir uygulama olmakla birlikte, burada kadınlarla ilgili hastalığa erkek ocaklı olarak Galip Yıldırım’ın bakması dikkat çekicidir. Diğer taraftan ırk atma ocağı, geleneksel Türk dinindeki bazı unsurların, İslami dönemle birlikte varlığını günümüze kadar nasıl devam ettirdiğine dair güzel bir örnek teşkil etmektedir. Makalenin konusunu, Takmak köyünde ırk atma ocağı olan Galip Yıldırım’ın çocuğu olmayan kadınlar için yaptığı uygulamaların tasviri ve tahlili oluşturmaktadır. Makale verileri, 2012 yılında Melin Karataş için Galip Yıldırım’ın yaptığı ırk atma işleminin her aşamasına bizzat katılarak ve derinlemesine mülakat yapılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler deskriptif ve fenomenolojik metotlar kullanılarak Dinler Tarihi açısından değerlendirilmiştir. Böylece Takmak köyündeki, ırk atma ocağı ve buna bağlı olarak yapılan uygulamaların kökenleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İBN ATİYYE EL-ENDELÜSÎ’NİN TEFSİRİNDE İ’TİZÂLÎ YORUM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28532</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28532</guid>
      <author>Abdulmuttalip ARPA</author>
      <description>Kur’ânı-Kerim’in anlaşılıp yorumlanmasına yönelik tefsir faaliyetleri Kur’ân’ın nüzûl dönemine kadar uzanmaktadır. Ilk dönemlerde sözkonusu tefsir faliyetleri saf ve teslimiyetçi bir ruhla daha çok rivâyet eksenli bir mecrâda devam ederken sonraki dönemlerde artan fütûhat neticesinde yeni kültürel izdivaç ve fikrî karmaşıklıklardan ötürü artan ihtiyaçlar muvâcehesinde tefsirde dirâyet eksenli yorumlara da yer verilmeye başlandı. Bu süreçte bir taraftan tefsirde ciddi bir açılım ve genişleme meydana gelirken, öbür taraftan değişik coğrafyalarda farklı düşünce akımlarını temsil eden birçok tefsir ekolü ortaya çıktı. Bu bağlamda Tefsir çalışmalarına önemli katkılar sunan bir bölge de Endülüs bölgesidir. Mâliki mezhebinin yaygınlığından dolayı Endülüs bölgesi tefsir faaliyetleri genel olarak rivâyet eksenli bir hâl üzere devam etmiş, mu’tezilî tarzı kelâmî ve felsefî düşüncelere pek rağbet edilmemiştir. Bu bölgede yaşayan önemli müfessirlerden biri de İbn Atiyye el-Endelüsî (v. 541h) olmuştur. el-Muharrerü’l-Vecîz fî Tefsîri’l-Kitâbi’l-Azâz adlı eseriyle tefsirde otorite kabul edilen İbn Atiyye el-Endelüsî, İslamî ilimlerle ilgili görüşlerini ilgili tefsiri üzerinden dile getirerek birçok âlimin övgüsüne mazhar olmuştur. Ancak bu durumun aksine tefsirinde Mu’tezile’nin prensiplerine uyduğu ve ayetleri bu doğrultuda tefsir ettiği gerekçesiyle de İbn Teymiye, İbn Arefe, İbn Hacer el-Heytemî ve Şevkânî gibi bir kısım âlimin eleştirisine maruz kalmış, hatta onun tefsirinin Zemahşerî’nin tefsirinden çok daha zararlı yorumlar içerdiği gibi iddialar ileri sürülmüştür. İşte bu makalede öncelikle İbn Atıyye’nin ilmî düşünce yapısı üzerinde durularak kısaca tefsirdeki metodu hakkında genel bilgiler verildi; ardından tefsirinde eleştiri konusu edildiği sözkonusu yorumları bir tahlile tabi tutularak ilgili iddiaların doğruluk derecesi ortaya konmaya çalışıldı. Çalışma neticesinde İbn Atıyye el-Endelüsi’ye yönelik iddiaların netliğe kavuşturulması, genelde Endülüs tefsir geleneği, özelde de İbn Atıyye’nin tefsir anlayışının belirlenmesinde araştırmacılar için önemli bir veri olacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURTÛBÎ VE TABERÎ’YE GÖRE KUR’AN’IN İSTİNSAHININ KIRAATLA İLİŞKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28439</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28439</guid>
      <author>Hacı ÖNEN</author>
      <description>Kur’an ayetleri, Hz. Peygamber hayatta iken yazılmış, ancak bu dönemde Kur’ân, henüz iki kapak arasında bir araya getirilmemiştir. Kur’ân’ın cem’ edilmesi ameliyesi, Hz. Ebu Bekir döneminde gerçekleşmiştir. Kur’ân’ın iki kapak arasında bir araya getirilmesine Kur’an’ın cemi’ denilmektedir. Kur’an’ın istinsahı ise, Hz. Osman döneminde gerçekleşmiştir. Hz. Osman’ın, cem’ edilen Kur’ân’ı yeniden yazdırması olayına Kur’ân’ın istinsahı denilmektedir. Kur’an’ın istinsahı meselesi, Kur’an’ın metinleşmesi çerçevesinde ele alınan önemli bir konudur. Kur’an’ın istinsahı meselesi, aynı zamanda kıraatlar ile de ilgili bir konudur. Zira Kur’an istinsah edilirken, Kur’an’da kıraatlara ne kadar yer verildiği hususu tartışma konusu olmuştur. Tefsir tarihinde önemli iki müfessir olan Taberî ve Kurtûbî, tefsirlerinde önemli birer mukaddime yazmışlardır. Taberî ve Kurtûbî, tefsirlerinin mukaddimelerinde tefsir, tefsir usûlü ve kıraat ile ilgili birçok konuyu ele aldıkları gibi, Kur’an’ın istinsahı de ele almışlardır. Taberî ve Kurtûbî, tefsirlerinde Kur’an’ın istinsahı meselesini kıraatlar ile ilişkili bir konu olarak ele alıp değerlendirmişlerdir. Kurtubî, Kur’an’ın istinsah edilmesinin sebebinin kıraatlardan kaynaklanan ihtilaflar olduğunu ifade etmiştir. Taberî ise, Kur’an’ın istinsahını yedi harf ve kıraatlarla ilişkili olarak ele almıştır. Ancak hem Taberî hem de Kurtubî, istinsah edilen Mushafta kıraat farklılıklarına yer verildiğini savunmuştur. Bu çalışmamızda Taberî ve Kurtûbî’nin Kur’an’ın istinsahını, kıraatlarla ilişki olarak nasıl ele aldıklarını mukayeseli bir şekilde ele almaya çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAHÎH-İ BUHÂRÎ’NİN KİTÂBU’L-AHKÂMI’NIN YÖNETİŞİM BAĞLAMINDA GÜNCEL BİR OKUMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28549</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28549</guid>
      <author>Mehmet Ali ÇALGAN</author>
      <description>Nebevî beyanlar, ibadet ve ahlak sahalarının yanında sosyal ve ekonomik sahalarda da pek çok önemli mesajı içermektedirler. Her sahada ve ölçekte toplum hayatının önemli bir boyutunu oluşturan idare konusu, toplum refahının temini için kritik öneme sahiptir. Ferdî ve içtimâî her türlü başarı/ başarısızlığın (kalkınma/ geri kalmışlığın) temelde iyi/ kötü idare neticesinde gerçekleştiği tespiti bu bağlamda son derece önem arz etmektedir. Yönetim ve iletişim/etkileşim kavramlarından doğan ve günümüz yönetim telakkisini yansıtan yönetişim kavramı katılımcılık, hesap verebilirlik, saydamlık, etkinlik, eşitlik, hukukun üstünlüğü, cevap verebilirlik ve tutarlık gibi ilkelere vurgu yapmaktadır. Hadislerde de idare konusuyla ilgili çeşitli meselelerin üzerinde önemle durulduğu görülmektedir. Bu çalışmada yönetişimin sekiz ilkesine ilişkin nebevî beyan ve uygulamaları en kapsamlı bir şekilde içermesiyle temâyüz eden Sahîh-i Buhârî’nin Kitâbu’l-Ahkâmı’nda yer alan rivayetlerin farklı disiplinlerin araştırma bulgularından da istifade ederek incelenmesi ve böylelikle idareyle ilgili hadislerin yönetişim kavramı bağlamında güncel bir okuması hedeflenmektedir. Çalışmamız hadislerdeki idârî öğretilerin hepsini olmasa da önemli bir bölümünü, ilgili disiplinden mümkün mertebe istifade ederek inceleyen, bu sahadaki az sayıda olan araştırmalara bir nebze de olsa katkıda bulunma gayretinin mahsulüdür. İdare sahasındaki hadislerin günümüz yönetim telakkisi ışığında ele alınarak incelenmesi, bu mesaide farklı disiplinlerin araştırma bulgularından yararlanılması bu rivayetlerin güncel değerlerinin tespitinde ve hadislerdeki mesajların günümüze aktarılmasında önem arz etmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSLAM FETİHLERİ DÖNEMİNDE ORTA ASYA’DA NASTURÎLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28397</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28397</guid>
      <author>Mesut CAN, Talha FORTACI</author>
      <description>İslam’ın VII. asırda Orta Asya’ya girmeye başlaması, bölgede siyasi, askeri, ekonomik, sosyokültürel, etnik ve dini çok yönlü değişimlerin yaşanmasına sebep oldu. Özellikle diğer din mensuplarının fetihler karşısındaki tavırları, tercih ettikleri yeni sosyal düzen içerisindeki konumları, aynı zamanda bölgede hakimiyeti ele alan yeni sistemin siyasi ve askeri politikaları yanında dini yaklaşımları söz konusu farklı inanç gruplarının bölgedeki kaderine tesir eden etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Fetihler akabinde bölgede tesis edilen müslüman idaresi, şehrin/bölgenin sulh veya savaş yoluyla fethedilmesine bağlı olarak farklı uygulamalara tabi tuttular. Bu, aynı zamanda bağlı oldukları din olan islamın hukuki bir gerekliliği idi. Bazı istisnalar dışında genel olarak fethedilen topraklar üzerindeki halkın dini inançlarına dair herhangi bir müdahale olmamış, sadece mali anlamda haraç ve cizye ödemekle mükellef tutulmuşlardır. Buna ilave olarak, sulh yoluyla itaat altına alınan yerlerde halkın sahip olduğu mal, mülk, ticari haklar ve menfaatler kendilerinde bırakılmış, dini ve mezhebi kisve altında yönetime isyan hareketlerine karışanlar dışında, ibadethanelerine dokunulmamış ve misyonerlik yapmalarına engel olunmamıştır. Çalışmada, ana kaynaklara ulaşarak Nasturilerin tarihini tespit etme gibi bir gaye güdülmemektedir. Bu bağlamda, çalışma kapsamında yukarıda bahsettiğimiz etkileri de görmemize yardım edeceğini düşündüğümüz, Nasturîlik’in İslam’ın bölgeye girdiği yüzyıllardaki durumu, fetihler karşısındaki konumu, yeni düzen içerisindeki yeri ve tarihi gelişimi hakkında birtakım tespitlere yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ŞEB-İ ARUS'TA SİLLE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28577</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28577</guid>
      <author>Fikret Bademci, Hicran Hanım HALAÇ</author>
      <description>Turizm kavramı son yıllarda deniz-kum-güneş üçlüsünden kendini kopartarak iç kesimlerde kalkınmayı amaçlamıştır. Bu bağlamda alternatif turizm kavramı ortaya çıkmıştır. Konya doğal, tarihi ve kültürel değerleri ile ön plana çıkmış alternatif turizm merkezi durumundadır. Konya’da düzenlenen Şeb-i Arus törenleri, alternatif turizmin Konya’ya yerli ve yabancı turist çeken belirgin örneklerinden biridir. Bu durumda Şeb-i Arus törenlerinin yanı sıra, bölgenin tarihsel ve doğal zenginliklerinin en iyi şekilde yerli ve yabancı turistlere sunulması ulusal çıkarlarımızın da bir gereği olarak görülmelidir. Konya’daki bu alternatif turizmin sinerjisinden faydalanması gereken yerler arasında Konya şehir merkezinin 8 km kuzeybatısında bulunan Neolitik çağdan günümüze kadar varlığını sürdüren Sille de bulunmaktadır. Sille inanç, tarih, kültür vb. açılardan büyük bir alternatif turizm potansiyeline sahiptir. Çalışmada inanç turizmi hakkında bilgi verilip Sille hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak 17-18 Aralık 2016 tarihlerinde yapılan sayımlara göre bölgedeki hareketlilik üzerine değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızda Şeb-i Arus için Konya’ya gelen turistlerin Sille’deki kültürel mirasa ne kadar temas ettikleri, kişi sayım yöntemi ile araştırılmıştır. Amaç doğrultusunda literatür araştırması yapılmış ve benzer bir çalışmanın yapılmadığı tespit edilmiştir. Sille’de yapılmış ve yapılacak olan restorasyonlar belediye arşivlerinden tespit edilmiştir. Konumlarına ve önemlerine bakılarak restorasyonu tamamlanan anıtsal yapılardan 5 tanesi seçilmiş ve bu yapılara 17-18 Aralık 2016 tarihlerinde temas eden turist sayıları belirlenmiştir. Bu araştırma makalesinin ana hedefi bölgeye yerli ve yabancı turist çeken Konya ve ülkemiz için önemli bir alternatif turizm türü Şeb-i Arus törenlerinin diğer turizm alanlarını ne kadar beslediğini Sille örneği ile ortaya koymaya çalışıp, bu konuda farkındalık yaratmak ve turizm alanlarının birbirine enerjisini nasıl aktarabileceğine dair öneriler üretmektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE SON SINIF ÖĞRENCİLERİNDE ÇEVRE BİLİNCİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28653</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28653</guid>
      <author>Gülşad USLU, Nilüfer NACAR KOÇER , Erdal ÖBEK</author>
      <description>Bu araştırma; Fırat Üniversitesi’nde Biyoloji, Sağlık Memurluğu, Sosyoloji ve Çevre Mühendisliği Bölümlerinde okuyan son sınıf öğrencilerini kapsamaktadır. Yapılan araştırma her bölümden ortalama 25, toplamda 100 öğrencinin 83’ünün (% 83) katılımıyla gerçekleşmiştir. Anket çalışması 9 bölümden ve toplam 53 sorudan oluşmaktadır. Çalışma formu çevre bilincini geliştirmek amacıyla gözlem altına alınmıştır. Çevre bilinci ile ilgili yapılan bu anket çalışması sonucunda Çevre Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin diğer bölümlerde okuyan öğrencilerden daha bilinçli olduğu saptanmıştır. Diğer bölümlerde okuyan öğrencilerde ise çevre bilincinin yeterli düzeyde gelişmediği gözlemlenmiştir. Bu araştırma; Fırat Üniversitesi’nde Biyoloji, Sağlık Memurluğu, Sosyoloji ve Çevre Mühendisliği Bölümlerinde okuyan son sınıf öğrencilerini kapsamaktadır. Yapılan araştırma her bölümden ortalama 25, toplamda 100 öğrencinin 83’ünün (% 83) katılımıyla gerçekleşmiştir. Anket çalışması 9 bölümden ve toplam 53 sorudan oluşmaktadır. Çalışma formu çevre bilincini geliştirmek amacıyla gözlem altına alınmıştır. Çevre bilinci ile ilgili yapılan bu anket çalışması sonucunda Çevre Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin diğer bölümlerde okuyan öğrencilerden daha bilinçli olduğu saptanmıştır. Diğer bölümlerde okuyan öğrencilerde ise çevre bilincinin yeterli düzeyde gelişmediği gözlemlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL MEDYA AĞLARI VE SOSYAL GÖRÜNÜM ANKSİYETESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28558</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28558</guid>
      <author>Ferhat Gürkan ASLAN, Ahmet ALTINDİŞ , Selma ALTINDİŞ , Neşe AŞICI , Mustafa Baran İNCİ , Hasan Çetin EKERBİÇER , Mahmut TOKAÇ</author>
      <description>Sosyal medyayı kullanmaya harcanan zaman arttıkça anksiyete belirtilerinin arttığı gözlemlenmiştir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde sosyal medya ağları kullanımı ve sıklığının sosyal görünüm anksiyetesiyle olan ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma verileri, 18 yaş ve üzeri, üniversitede farklı bölümlerde eğitim gören, çalışmaya katılmayı kabul eden, 347 gönüllü öğrenci ile görüşülerek yüz yüze anket yöntemi ile toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından oluşturulan veri toplama anket formu içinde sosyal görünüş anksiyetesi ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS istatistik programında değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan 265(%77.3) kadın, 78(%22.7) erkeğin yaş ortalaması 20.4 ± 1.7 (min 18, max 31) olup öğrencilerin 113’ü (%32.9) Tıp Fakültesinde, 89’u (%25.9) Tıbbi Laboratuvar, 59’u (%17.2) Çocuk Gelişimi, 50’si (%14.6) Tıbbi Dökümantasyon, 21’i (%6.1) Yaşlı Bakım, 8’i (%2.3) İlk Yardım, birer öğrenci de (%0.3) Sınıf Öğretmenliği, Optisyenlik ve Fizyoterapi bölümlerinde öğrenim görmekteydi. Öğrencilerin en çok kullandıkları sosyal ağ instagram (%50.4) iken, %0.3’ü sosyal medya kullanmadığını bildirmiştir. Katılımcıların %47.6’sı sosyal ağlarını sürekli veya günde 10 kereden fazla kontrol ettiğini, %32.4’ü sosyal medyada paylaştıkları fotoğrafların ne kadar beğeni aldığını önemsediğini, %56.3’ü güzel bir arkadaşı ile çekindiği fotoğrafı paylaşmayı tercih ettiğini, %18.7’si çektikleri resimleri üzerinde düzenlemeler yapmadan paylaşmadığını, %44.6’sı ancak üzerinde düzenlemeler yaptıktan sonra resimlerini beğendiğini belirtmişlerdir. Sosyal görünüş anksiyete ölçeğinde; %8.7’si dış görünüşü ile ilgili kendisini rahat hissetmediğini, %47.2’si fotoğraf çekimi sırasında kendisini gergin hissettiğini, %21.3’ü görünüşü nedeniyle insanların kendisini beğenmeyeceği, %11.1’i görünüşünün yaşamını zorlaştıracağı, %9.3’ü görünüşünden dolayı insanların kendisiyle vakit geçirmek istemeyecekleri kaygısı taşıdığını, %13.4’ü insanlarla konuşurken görünüşünden dolayı gerginlik yaşadığını belirtmişlerdir. Yapılan araştırmada, üniversite öğrencilerinin sosyal medyayı etkin olarak kullandıkları ve kendilerini ifade etme alanı olarak ne kadar önemli olduğu görülmektedir. Bu hali ile sosyal medyada insanların nasıl göründüğü önemli olmaya başlamış, görünüşü ile de yargılanması sonrasında kişinin sosyal görünüm anksiyetesinde artma kaçınılmaz olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>POSOF ÇEVRESİNDEKİ MEZARLIKLAR VE MEZAR TAŞLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28601</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28601</guid>
      <author>Ali Murat AKTEMUR</author>
      <description>Posof ve çevresinde, tarihi Türk-İslam mezar taşı kültürünün önemli örnekleriyle karşılaşılır. Bu örnekler, formları, motifleri, ikonografik içerikleri bakımından değerlendirildiklerinde, geçmişten günümüze İslam inancının ve Türk kültürünün önemli ipuçlarını ortaya koymaktadırlar. Ardahan ve çevresinin, Kars ve çevresinin genelinde olduğu gibi Posof ve çevresinde de yaygın bir biçimde karşımıza çıkan soyut heykel formlu mezar taşları, İslamiyet öncesi heykel biçimli tarihi Türk mezar taşı geleneğinin islami kimliğe büründürülerek, surat ve vücut uzuvları soyutlanarak, geleneğin inanca uygun hale getirilip, devam ettirilişini göstermektedirler. Posof çevresindeki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Ahıska kökenli Türklere ait mezar taşları, eski Türk heykel formlu mezar taşlarının çehre belirtilmeden ve diğer uzuvları soyutlanmış haliyle karşımıza çıkar. Bunların önemli örneklerinden bir gurubunu Eski Rabat Mezarlığı’nda ve Kayabaşı Mezarlığı’nda bulmak mümkündür. Ardahan’ın Posof ilçesine bağlı Eski Rabat Mahallesi mezarlığı, tarihi Türk mezar taşı geleneğinin önemli örneklerini sergilemektedir. Ancak, mezarların çoğu sandukasız olduğu için, daha kolay tahrip olmuş, sadece baş ve ayak şahideleri kalabilmiştir. Bunlardan biri, “La ilahe illallah Muhammedun Resulullah” yazıtı ile baş şahide taşının kaldığı, diğer unsurlarının kaybolduğu mezardır . Bu mezar da, Ardahan yöresinde yaygın olan, heykelsi kabir taşı geleneğini devam ettirmektedir. Başında papağı, biraz yüksek tutularak iki yandan profille “V” biçiminde yaka formu verilen silindirik boyun kısmı, geniş omuzları, her iki omuza işlenmiş madalyaları (gazilik madalyası veya askeri rütbe olabilir) ile soyut heykel biçiminde işlenmiştir. Tüm bu özellikler, bu şahide taşının rütbeli bir asker ya da bir gaziye ait mezardan kalmış olabilme ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Posof İlçe merkezine bağlı Kayabaşı Mahallesi’nde bulunan ve Kayabaşı mezarlığı diye anılan mezarlıkta aşırı soyutlanmış olsalar da, Orta ve İç Asya’daki sın taşı (geyik taşı) ve balbal tarzı heykel geleneğini yansıtan mezar taşı örnekleri bulunmaktadır. Kaynağı Orta ve İç Asya’daki İslamiyet öncesi inançlara göre yapılmış sın taşları (geyik taşı) ve balballara kadar uzanan, İslam İnancıyla birlikte Anadolulu kimlik kazanan, başta çehre olmak üzere vücudun suret veren uzuvlarının soyutlanmasıyla eski Türk mezar taşı geleneğinin soyut insan heykeli formunda devam ettirildiği, Posof yöresi mezar taşları Türk-İslam inanç, kültür ve sanatının önemli örnekleridir. Yöredeki sözünü ettiğimiz soyut insan heykeli formlu mezar taşlarının kitabeleri okunup, motifleri dikkatlice analiz edildiğinde, bunların çoğunun asker, şehid ve din görevlisi mezarları olduğu, bazen de soylu ve lider kişilik vasfına sahip insanların mezarları olduğu anlaşılmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GAP PROJESİ’NİN KALKINMA YAKLAŞIMI YA DA SÜRDÜRÜLEBİLİR İNSANİ BİR GELİŞMENİN OLANAKLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28470</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28470</guid>
      <author>Şevket ÖKTEN</author>
      <description>Gerek kapsadığı alan ve gerekse amaç ve hedefleri bakımından, dünya ölçeğinde dikkate değer bir kalkınma projesi olarak GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), bölgede ekonomik büyümeyi ve sosyal istikrarı sağlayarak bölgesel ve bölgeler arası ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri gidermeyi amaçlayan entegre bir bölge kalkınma girişimidir. Gelinen aşamada GAP, toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesine dayalı bir ekonomik kalkınma projesi olmanın da ötesine geçerek, insani gelişmeyi merkeze alan sürdürülebilir bir toplumsal dönüşüm projesi niteliğini kazanmıştır. Projenin temel hedefi, bölgede yaşayan insanların sürdürülebilir yaşam kalitesini arttırmaktır. Ekonomik gelişmeyi sağlayacak fiziksel altyapı yatırımlarını, bu hedef çerçevesinde değerlendirilmektedir. Başlangıçta ekonomik verimi arttırmak için daha çok teknik bir proje olarak düşünülen GAP projesi, 1980’lerdeki küresel gelişmelere paralel biçimde son haliyle sürdürülebilir entegre bir kalkınma stratejisi benimsemiştir. Sürdürülebilirlik tartışmasında, sürdürülecek olan nedir, kimin için, ne kadar süreyle ve bunun gibi sorulara verilecek yanıtlar arasında bir uyumun sağlanması, sürdürülebilir kalkınmayı ekolojik, toplumsal ve ekonomik boyutlarıyla tanımlamaya yardımcı olabilir. Bu noktada projenin başarıya ulaşması, sadece ekonomik alanda gerçekleşecek olan büyüme ile değil, belki bundan da daha önemli olarak insani gelişme bağlamında sağlanan kazanımlara bağlıdır. Sürdürülebilirliğin en asgari düzeyi büyümenin nimetlerinden toplumun tüm kesimlerinin adil bir şeklide yararlanmasıdır. Projenin bu temel amacını ne düzeyde gerçekleştirdiğini araştırdığımız bu çalışmamızda GAP Bölgesi’nde verili olan toprak mülkiyeti ve işletme biçimleri ile aşiretsel bağlılıkların gelişmenin toplumun bütününe yayılması amacının gerçekleştirilmesinin önündeki en önemli engeller olduğu vurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARKALARIN FACEBOOK İLETİŞİMLERİNİN TÜKETİCİLERİN MARKA TUTUMU VE SATIN ALMA NİYETİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28606</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28606</guid>
      <author>A. Mücahid ZENGİN</author>
      <description>Gelişen teknoloji, markalar için yeni fırsatlar doğurmaktadır. Sosyal medya ve sosyal ağ siteleri markalar için mesajlarını hedef kitlelerine iletmenin, onlardan geri bildirim almanın, onlarla etkileşim kurmanın etkili bir yolu haline gelmiştir. Sosyal ağlarda var olmak, markalar için bir gereklilik olmuştur. Ancak, bilginin büyük bir hızla yayıldığı sosyal ağların doğru kullanımı markalar için önem arz etmektedir. Bu çalışmada markaların sosyal ağlarda gerçekleştirdikleri farklı aktivitelerin tüketicilerin marka tutumlarına ve satın alma niyetlerine etkisi üzerine bulgular ortaya konulmuştur. Yüksek satın alma çevrimine sahip olan, düşük ilgilenimli, sosyal ağları aktif olarak kullanan üç marka seçilmiştir. Veriler Selçuk Üniversitesi’nde öğrenim gören 108 öğrenciye deney yapılarak elde edilmiştir. Elde edilen verilere göre, marka tutumlarında en büyük değişime, markanın tüketici ile etkileşime girmesi sebep olmaktadır. Etkileşimi bilgisel ve dönüşümsel mesajlar takip etmekte, davranışa teşvik eden mesajlar ise çok düşük bir etki göstermektedir. Markanın kullanım seviyesi yükseldikçe marka tutumlarının da yüksek ortalamaya sahip olması ve markanın sosyal medya mesajına maruz kalındıkça marka tutumlarının olumlu yönde değişmesi de bu araştırmanın bulguları arasındadır. Son olarak, marka tutumu ile satın alma niyeti arasında güçlü düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BELEDİYE ÇALIŞANLARININ MOBBİNG ALGISININ ÖRGÜTSEL BAĞLILKLARI ÜZERİNE ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28536</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28536</guid>
      <author>Ahmet GÜVEN, Çetin KAPLAN</author>
      <description>Belediyeler yerel yönetim birimleri içerisinde önemli görevleri bulunan kurumların başında gelmektedir. Bu kapsamda belediyeler, yerel düzeyde yaşayan insanların su, kanalizasyon, ulaşım, çöp, itfaiye, mezbaha, defin vb. birçok yerel ihtiyacının karşılanmasında ilk başvuru yapılan yönetim birimlerini oluşturmaktadır. Çok çeşitli ve kapsamlı olan bu görevlerin yerine getirilmesinde belediye çalışanlarına büyük görevler düşmektedir. Halkın yerel ihtiyaçlarının giderildiği temel birimler olan belediyelerin personelleri üzerinde mobbing adı verilen Türkçeye yıldırma, psikolojik taciz olarak aktarılan olumsuz durumların varlığı belediye çalışanlarının örgütsel bağlılıklarını olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Belediye personelinin atama ve seçimle iş başına geldiği göz önüne alındığında mobbing konusunun belediyelerde incelenmesi ve örgütsel bağlılık üzerine etkisinin değerlendirilmesi belediyenin etkin hizmet sunumu için önemli bir konuyu oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türkiye’de il belediyelerinde görev yapan belediye personelinin mobbing algısı ve örgütsel bağlılık düzeyleri bir alan araştırması ile değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu kapsamda 81 il belediyesinde görev yapan belediye çalışanlarının saptanması amacıyla her il belediyesine 30 adet anket düşecek şekilde 2430 adet anket, buralarda çalışan personele tesadüfi olarak dağıtılmış ve 637 adet anket sağlıklı ve tam doldurulmuş bir şekilde teslim alınmıştır. SPSS Paket Programıyla anketler analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında belediye personelinin mobbing algı düzeyleriyle örgütsel bağlılık algılarının negatif yönde anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu ve ileri yaş düzeyinde çalışan personelin belediyelerde çalışan genç personellere göre örgütsel bağlılık düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL MÜŞTERİ İLİŞKİLERİ YÖNETİMİ VE TÜRKİYE’DEK ÜNİVERSİTELERİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28565</guid>
      <author>Arzu KILIÇ</author>
      <description>Sosyal medya ve sosyal ağlar her kesimi içerisine kapsayarak büyümekte ve çeşitlenmektedir. Buna paralel olarak sosyal medya ve sosyal ağların her geçen gün kullanıcı sayısı artmaktadır. Bu gelişme ile bireyler ve işletmeler karşılıklı iletişime geçme, sorunlarını iletme, çözme ile ilgili imkâna sahip olmaktadır. İşletmeler bu yolla müşterileri ilişkilerini yönetmeye başlamışlardır. Hatta bu süreci doğru stratejilerle yöneterek önemli rekabet avantajına sahip olmaktadırlar. Ülkemizde ki üniversiteler çok sayıda genç yaş grubuna ve onların yakınlarına hitap etmektedir. Üniversite tercih sürecinden itibaren bireyler üniversite hakkında bilgi almak için araştırma içerisine girmektedir. Bilgi aramak için sayısız kaynaktan yararlanmak mümkündür. Ancak günümüzde bireyler bu ihtiyaçlarını üniversitelerin web sitesinden, sosyal medya hesaplarından elde etme eğilimindedir. Bu gelişmeye paralel olarak artık üniversitelerimizde sosyal medya ve ağlarda hesaplar açmakta ve ilgili hedef kesimle iletişime geçmektedir. Bireyler bu hesaplardaki paylaşımları incelemekte soru, öneri ve eleştirilerini iletebilmektedir. Bu karşılıklı iletişim sosyal medya üzerinden müşteri ilişkilerini yönetebilme olanağı sunmaktadır. Ancak bu süreçte üniversitelerin sosyal medyayı kullanarak müşteri ilişkileri yönetimini ne denli gerçekleştirdikleri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışma ile üniversitelerimizin ülkemizde yaygın kullanıcısı olan üç sosyal ağ ( facebook, twitter ve instagram) esas alınarak iki temel unsura ( hayran/takipçi sayısı ve etkileşim oranı) göre sosyal müşteri ilişiklerini yönetimi çalışmalarına dair durum tespiti ortaya konulmaya çalışılmıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YÖRÜK TÜRKMEN TOYLARININ SOSYO - KÜLTÜREL ÖNEMİ VE ALTERNATİF TURİZME KAYNAKLIK EDEBİLECEK GELENEKSEL ÖZELLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28594</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28594</guid>
      <author>Fatih USLU, Şakir FURAL</author>
      <description>Yörük Türkmen geleneğinin önemli bir kültürel miras değeri olan toylar (şölenler) Türkiye’nin çeşitli coğrafi bölgelerine yayılmış olan Yörük Türkmen’lere ait sivil toplum kuruluşlarının ve belediyelerin maddi manevi yardımları ile düzenlenmektedir. Son yıllarda üniversitelerde kurulan Yörük Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezleri ve üniversiteler bünyesinde kurulan Yörük Türkmen öğrenci topluluklarının dâhil olduğu etkinlikler kamuoyunun dikkatini üzerine çekmiştir. Toylar doğal ortam koşulları bakımından son derece iyi imkanlar sunan yüksek yaylalarda, nadiren şehir merkezlerinde sosyal ve kültürel dayanışmayı arttırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı Yörük Türkmen aşiretlerinin sosyo – kültürel yaşam özelliklerinin bir dışa vurumu olan toyların önemini vurgulayarak alternatif turizme kaynaklık edebilecek geleneksel özelliklerini incelemektir. Çalışma kapsamında toyların alternatif turizm kapsamında değerlendirilerek Yörük Türkmen örf ve adetlerinin daha geniş kitlelere tanıtılması ile bu kültürel miras değerinin gelecek nesillere kültür erozyonuna uğramamış şekilde aktarılmasını sağlamak hedeflenmektedir. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri benimsenmiş olup, veri toplamak amacıyla yüz yüze görüşme, odak grup görüşmesi ve katılımcı gözlem uygulanmıştır. Yüz yüze ve odak grup görüşmeleri Yörük aşiretlerinin yaşlı üyeleri ile yapılmıştır. Veri toplama işlemlerinin ardından ofis çalışmasına geçilerek elde edilen tüm veriler mevcut literatür ile birleştirilerek çalışmanın sonuç bölümüne aktarılmıştır. Çalışma sonucunda Yörük Türkmen toylarının yaşatılması gereken önemli bir kültürel miras değeri olduğu ve toyların kültür turizmi ile kırsal turizm gibi alternatif turizm türlerine kaynaklık edebilecek geleneksel özellikleri taşıdığı tespit edilmiştir. Ancak son yıllarda toylarda yaşanan bazı fonksiyonel değişiklik ve aksaklıkların kültürel erozyona neden olmaya başladığı ve toyların sürdürülebilirliği ile alternatif turizme kaynaklık eden özellikleri tehdit ettiği tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında tespit edilen sorunlara çözüm önerileri sunularak çalışma sonlandırılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OSMANLI DEVLETİ’NİN ASKERE ALMA KANUNLARINDA BEDELLİ ASKERLİK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28515</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28515</guid>
      <author>Hidayet KARA, Bahattin ÇATMA</author>
      <description>Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra askeri alanda yaşanan bir dizi köklü değişim, askerliğin yapılma şeklini tamamen değiştirmiştir. Osmanlı Devleti’nde askere alma usulü daha önce ocağa dayalıydı ve profesyonel anlamda paralı askerlik mevcuttu. Ocağın kaldırılması ile birlikte askerlik vatan ödevi sayılmıştı. Bu değişimle birlikte Osmanlı tebaası olan her ferdin Tanzimat’ın getirmiş olduğu eşitlikçi anlayış içerisinde askerlik yapması zorunluluğu doğmuştu. Teoride durum böyle olmasına rağmen, II. Meşrutiyet dönemine kadar gayrimüslim tebaa çeşitli zorluklardan dolayı askere alınamamıştı. Askerî alanda yaşanan köklü değişim, askerlik yapacak neferlerin nasıl askere alınacaklarına ve askerlik hizmet sürelerinin ne olacağına dair bir dizi düzenlemenin yapılmasını zorunlu kılmıştı. Tanzimat ile başlayan bu süreçte dört defa (1846, 1870, 1886 ve 1914 tarihlerinde) kura kanunu hazırlanmıştır. Hazırlanmış olan kanunlar askerliği tebaanın ödevlerinden biri olarak sayıp, zorunlu kılsa da fiili askerlik yerine bedelli askerlik yapabilmenin de yolunu açmıştır. Ancak bedel-i nakdi/şahsi özellikle ticaret ve ziraat ile uğraşan ve işleri yerine yürütecek kimsesi olmayanlar için çıkarılmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti’nde bedelli askerlik yapabilmenin temel şartı servet sahibi olmaktı. Bedelli askerlik yapacakların diğer tüm şartlardan önce geçim kaynaklarını satmadan bedel ödeyecek bir mali kuvvete sahip olmaları gerekiyordu. Hazırlanmış olan dört kanunda da bedelli askerliğe bir fasıl ayrılmış ve bedelli askerlik yapacakların uymaları gereken esaslar belirlenmiştir. Bu makalede; Osmanlı Devlet’inde çıkarılan askere alma kanunlarında geçen bedelli askerlik meselesi irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SOSYAL YARDIM YAKLAŞIMI: ELAZIĞ VE MALATYA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28529</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28529</guid>
      <author>Murat AYGEN</author>
      <description>Sosyal güvenlik; sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler biçiminde günümüze kadar değişen şekillerde hep var olmuştur. Sosyal güvenlik, sosyal düzen, eşitlik ve refahın sağlanması için artık anayasal bir kavram olarak da karşımıza çıkmaya başlamıştır. Sosyal güvenlik, ihtiyaç duyanlara doğru gerçekleştirdiği yeniden gelir dağılımı ile refahı, toplumun farklı kesimleri arasında dağıtarak, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesinde ve yoksulluğun önlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Devletlerde sosyal güvenlik konusunun bu derece önem kazanması ardından toplumda dezavantajlı durumda bulunan kişilere yönelik de ayırıcı bazı düzenlemelerin oluşturulması gündeme gelmiştir. Bu nedenle devletler anayasalarında kadınlar, çocuklar, özürlü ve yaşlılara yönelik bazı düzenlemelere gitmişlerdir. Bu düzenlemeler yoluyla bu kişilerin toplumda dışlanmaları, ekonomik ve sosyal yönden yaşam standartlarının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Devletlerin sosyal adaleti sağlaması açısından özel olarak korunması gereken kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması kamu vicdanı ve ortaya çıkabilecek sosyal sorunların önüne geçilmesi açısından da önemlidir. Özel olarak korunması gereken kişilere yönelik politikalar her ülkede var olmasına rağmen ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ve benimsedikleri ekonomik modele göre alınan önlemler farklıdır. Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelere göre daha fazla kaynağa sahip olduklarından, bu kişiler lehine olan düzenlemelere daha fazla bütçe ayırabilmekte ve buna bağlı olarak daha geniş tedbirler alabilmektedirler. 1961 Anayasası’nda olduğu gibi 1982 Anayasasında da sosyal güvenlik hakkı anayasal bir hak olarak benimsenmiştir. Ayrıca özel olarak korunması gereken kişiler kapsamında sakatlar, yaşlılar, korunmaya muhtaç çocuklar gibi kesimlere ilişkin sosyal yardım ve hizmetler için özel düzenlemeler getirmiştir. Anayasanın bu alanı düzenleyen 61. maddesi ayrıca devletin, geçimlerini sağlayamayan, fakir ve ihtiyaç sahipleriyle, dul ve yetimleriyle, çocukları ve engellileri koruyacağını ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlayacağını belirtmiştir. Kısacası özel olarak korunması gereken kişiler anayasanın özel olarak belirttiği gruplar olarak sosyal politika içerisinde incelenmesi gereken önemli bir konudur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>L’ANALYSE DE LA TRANSFORMATION DE L’OTAN PAR LA THEORIE CONSTRUCTIVISTE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28391</guid>
      <author>Özden Selcen Özmelek</author>
      <description>NATO, üyeleri arasında transatlantik askeri karşılıklı bağımlılık sistemi yaratmak için 1949 yılında kurulan askeri bir örgüttür. Varoluş amacı iki kutuplu dünyada Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) karşısında ortak bir platform yaratmak iken SSCB’nin dağılması ile NATO da kuruluş amacını yitirmiştir. Bu hal karşısında NATO’nun kendini yeniden tanımlaması her ne kadar örgütsel bir hayatta kalma mücadelesi olsa da bir taraftan yaşadığı değişim bundan çok daha fazlasını ifade etmektedir; çünkü bu dönüşüm, uluslararası sistemdeki döngüsel değişikliklerin NATO'nun meşru yapısal değişiklikleri olarak yeniden doğmasını yansıtmaktadır. Bu bağlamda, uluslararası ilişkilerin işleyişini anarşi, çıkar, sistem, yapı ve kurum kavramlarına odaklanarak açıklamaya çalışan konstrüktivist (inşacılık) kuram, bahsi geçen örgütsel dönüşümü anlamak ve analiz etmek için kilit noktaları temsil etmektedir. Dolayısıyla, bu makalede, NATO'nun konstrüktivist perspektifle dönüşümünü açıklayan iki ana bölüm bulunmaktadır. Birinci bölümde, NATO'nun kuramsal yönü ve kavramsal dönüşümü, NATO'nun Stratejik Konseptlerinin gelişimi ve bunların NATO'nun askeri yapısı üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bunu yapmak için tarihsel bir bakış açısı izlenmekte ve üzerinde durulan konular Soğuk Savaş öncesi ve sonrası için farklılaştırılmış, böylelikle organizasyonun dönüşümünde oynadığı roller gösterilmek istenmiştir. İkinci bölümde ise NATO faaliyetleri içindeki konstrüktivist yönleri yansıtmak için örgütün işbirliği ve genişlemesi ele alınmıştır. Bu bağlamda, NATO'nun iç ilişkileri, yeni üyelerin kabulü ve Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi diğer uluslararası örgütlerle işbirliği değerlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>28 ŞUBAT POST-MODERN DARBESİ’NİN İSLAMİ DERNEK VE VAKIFLARA ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28660</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28660</guid>
      <author>Berrin BAYBURT, Doğan DUMAN</author>
      <description>1990’lı yıllar Türkiye açısından genel olarak ekonomik sorunlar ve siyasi istikrarsızların yaşandığı bir dönem olarak değerlendirilebilir. Bu dönemin sonlarına doğru, Türkiye’de 28 Şubat 1997’de post-modern darbe girişimi olarak da adlandırılan askeri bir müdahaleye tanık olunmuştur. Refah Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından gittikçe arttığı düşünülen laiklik karşıtı söylem ve uygulamalar, ülke bütünlüğüne yönelik en önemli tehditlerden biri olarak görülmüş, bu durum ise 28 Şubat müdahalesine zemin hazırlamıştır. Yaşanan müdahalenin ardından, bu sürece sebep olduğu belirtilen gelişmelere önlem almak için birtakım düzenlemeler hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla alınması düşünülen önlemler Tedbirler Listesi olarak düzenlenmiştir. Türkiye’de sivil toplum hayatının önemli kurumlarından olan dernek ve vakıflar da 28 Şubat sürecinden etkilenmişlerdir. 1980’lerin ortalarından itibaren sayıca anlamlı bir artış gösteren bu kurumlar, özellikle din eğitimi ve kültürel alanlardaki faaliyetleriyle dikkat çekmekteydiler. Bu faaliyetleri ise kimi çevreler tarafından kuşkuyla karşılanmaktaydı. 28 Şubat süreciyle birlikte çalışmaları “irticai faaliyet” kapsamında değerlendirilen bazı dernek ve vakıflar yakından takip edilmiş ve bunlara karşı birtakım önlemler alınmıştır. 1998’de askeri birimler tarafından hazırlanan bir raporda Türkiye’de toplam 517 dini vakfın bulunduğuna dikkat çekilmiştir. Bu vakıflardan 124 İslami vakfın ise irticai faaliyetlerde bulunduğu ileri sürülmüştür. Süreç içerisinde bu vakıflardan 20’den fazlası irtica gerekçesiyle kapatılmıştır. Araştırmada 28 Şubat müdahalesinin Türkiye’deki İslami dernek ve vakıflara etkisi ve bu doğrultuda sürecin devamında yaşanan gelişmelere değinilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE SİNEMA SEYİRCİSİ: İSTANBUL, ANKARA VE İZMİR ÖRNEĞİNDE BİR İZLEYİCİ ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28534</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28534</guid>
      <author>Neslihan GÖKER</author>
      <description>Kitle iletişim araçlarının kendi seyircisiyle kurduğu ilişki; tarihsel, sosyo-kültürel ve teknolojik dönemlere göre farklılıklar sergilemektedir. Özellikle günümüzde teknolojik bir yenilik olarak tecrübe edilen dijitalleşme süreçleri seyircinin kitle iletişim araçlarıyla kurduğu bağı önemli ölçüde değiştirmektedir. Sinemanın da diğer kitle iletişim araçları gibi seyirciyle kurduğu ilişkinin toplumsal koşullar ve teknolojik yeniliklerden etkilendiği ve günümüz koşullarında, farklı bir sinema seyirci ilişkisinin ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Çalışma, bu kabulden hareketle Türkiye’de sinema seyircisinin günümüz koşullarında genel özelliklerini belirlemek ve betimlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada alan araştırması yöntemine bağlı kalınarak veri toplama aşamasında anket tekniğine başvurulmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sinema bireylerin gündelik hayatlarında az veya çok yer almakta; bireyleri doğrudan ya da dolaylı bir şekilde etkilemektedir. Bireylerin sinemaya olan ilgisi ve gündelik yaşamlarında sinemanın kapladığı alan ve önem kişiden kişiye farklılıklar göstermekte, sinemaya ilişkin geliştirilen tutum ve davranış kalıpları da bu eksende şekillenmektedir. Bunun yanında değişen ve gelişen teknolojik imkânlar, sinema seyircisinin hem sinemaya gitme, hem de film izleme alışkanlıklarını önemli ölçüde değiştirmiştir. Film izleme pratiklerinin sinema salonlarının dışına taştığı, bireylerin domestik alanlarda film izleme davranışlarını çok daha sık ve yoğun bir şekilde gerçekleştirdiği görülmüştür. Özellikle internetin film izleme davranışları üzerindeki etkisinin oldukça bariz olduğu belirtilmelidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMA HUTBELERİNDE KADIN SÖYLEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28461</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28461</guid>
      <author>Sibel AYDIN</author>
      <description>Bu çalışma da T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ile laik bir ülke olan Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle toplumsal cinsiyet meseleleri üzerindeki işbirliğine biraz ışık tutmayı amaçlamaktadır. 2005 ve 2015 yılları arasında verilen Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan Cuma hutbeleri veri olarak baz alınmıştır. Cuma hutbelerinde imamlar, konuşmaların inanılırlığını artırmak için hadisleri kullanmalarından ötürü, bu konuşmalar Müslümanlar üzerinde önemli bir etkiye sahiptir, bu nedenden ötürü hutbelerini toplumun yönlendirilmesi ve şekillendirilmesi açısından önemli bulmaktayım. Ek olarak, Cuma hutbelerinin önemi, hutbeleri dinlemeye gelen erkeklerin sayısından da kaynaklanmaktadır. Türkiye'de İslami bir gelenek olan Cuma hutbeleri, ağırlıklı olarak Müslüman olan diğer ülkeler gibi Cuma öğlen namazında imamlar tarafından düzenli olarak verilmektedir. İslami siyasi arenaya bakış Türkiye'yi daha çoğulcu yapar, ancak görüşünün aktörleri dini propaganda yapmak için kullanmaya başladıklarında, laiklik ve konseptine aykırı düştüğünü belirtilimelidir. Son zamanlarda, Diyanet İşleri Başkanlığına dini faaliyetler için AKP hükümetince büyük bir bütçe yaratıldı ve yine AKP döneminde Diyanet'in çalışanlar sayısı önemli ölçüde artırıldı. Diyanet bütçesindeki bu artış hükümetin gözünde kurumun öneminin ne boyutta olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Cuma hutbeleri ile devlet yaklaşımları arasında toplumsal cinsiyet konusuna karşı yaklaşımda benzerlikler olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Gerek siyasi politikalar gerekse Diyanet İşleri Başkanlığı Cuma hutbeleri aracılığı ile kadınlara yönelik ataerkil görüşü desteklemekte ve güçlendirmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜRESEL VE YEREL KÜLTÜR İLİŞKİSİ BAĞLAMINDA TELEVİZYON DİZİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28645</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28645</guid>
      <author>Yasemin ÖZKENT</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, küresel dolaşımdaki bir televizyon dizisinin Türkiye’de nasıl uyarlandığını incelemektir. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde küresel-yerel ilişkisi kültürel bağlamda ele alınarak, küreselleşme ve yerelleşme olgusu tartışılmış; televizyon dizileri birer temsil aracı olarak kabul edilerek, küreselleşme-yerelleşme tartışmalarıyla birlikte incelenmiştir. Küreselliğin ve yerelliğin eş zamanlı olarak gerçekleştiği kabul edilerek, süreçlerin kültür boyutu üzerinde durulmuştur. Her ne kadar doğrudan ya da dolaylı küresel akışlar var olsa da, özgün yerel kültürün hiçbir zaman yok olmadığı savlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın araştırma kısmında konuya örnek teşkil edebilecek Desperate Housewives ve yerli uyarlaması olan Umutsuz Ev Kadınları dizileri karşılaştırılmıştır. Bu dizilerin seçilmesinin sebebi yayınlandığı dönemde Amerika’da ve Türkiye’de oldukça popüler olması, küresel-yerel kültür tartışmasına pek çok kod üzerinden uygun zemin hazırlaması, Türkiye’de uyarlanan diziler arasında en fazla reytingi alanlardan biri olmasıdır. Diziler çözümlenirken Amerika ve Türkiye’de yayınlanan bazı bölümleri karşılaştırılmıştır. Amerikan kökenli imgelerin ve değerlerin nasıl yerelleştirildiğini, anlamlandırmaların nasıl oluştuğunu, karakter çiziminde nasıl farklılıklara gidildiğini ve yerel değerlerle örtüşüp örtüşmediğini incelemek amacıyla metin analizi yönteminden yararlanılmıştır. Küreselleşme, yerelleşme ve küresel-yerel kültür kavramları çerçevesinde birtakım kültürel kodlar oluşturulmuştur. Dizi metinleri karakterler, aile ilişkileri, ikili ilişkiler, cinsellik, cinsiyet, geleneksel öğeler başlıkları altında incelenmiştir. Küresel kültürün yerel kültüre eklemlendiğinde kültürel farklılıklardan dolayı farklılaştığı bulgulanmıştır. İki dizi arasındaki küresel ve yerel kültür göstergeleri dikkate değer niteliktedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ANA SINIFLARI VE İLKÖĞRETİM OKULLARINDA YER VERİLEN MÜZİK ETKİNLİKLERİNİN ÖĞRETMENLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ (ANKARA ÖRNEĞİ)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28248</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28248</guid>
      <author>Ceren DOĞAN, Belir TECİMER</author>
      <description>Bu araştırma, Türkiye’de Ankara ilindeki ana sınıfları ve ilköğretim okullarında yer verilen müzik etkinliklerinin öğretmenler açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu genel amaç kapsamında okul öncesi ve ilköğretim sınıf öğretmenlerinin müzik etkinliklerini planlama süreci, etkinliklerde kullandıkları müzik eğitimi araç-gereçleri, öğrenme süreci, ölçme-değerlendirme durumları, öğretmenin müzik öğretimi becerilerini değerlendirme durumları alt amaçları belirlenmiştir. Betimsel bir çalışma olan bu araştırmanın evreni Ankara ilindeki devlet okullarında çalışan toplam 24738 ana sınıfı ve ilköğretim okulu öğretmenidir. Bu evren 18340 ilköğretim sınıf öğretmeni ve 5798 ana sınıfı öğretmeninden oluşmaktadır. Ankara ilinin 25 ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Ana Okulları ve İlkokullar içerisinden her ilçede 2 ya da 3 okul tabakalandırılmış örnekleme metoduyla seçilmiş, toplam 50 okuldan yaklaşık 150 öğretmene ulaşılması planlanmıştır. Veri toplama aracı araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir ve okul öncesi ve ilköğretim sınıf öğretmenlerinin müzik etkinliklerini planlama süreci, etkinliklerde kullandıkları müzik eğitimi araç-gereçleri, öğrenme süreci, ölçme-değerlendirme durumları, öğretmenin müzik öğretimi becerilerini değerlendirme durumları alt bölümlerinden oluşan 43 soru içermektedir. Elde edilen verilerin frekans yüzde ve standart sapma analizleri yapılmıştır ve öneriler getirilmiştir. Araştırma sonucunda örneklemi oluşturan öğretmenlerin ağırlıklı olarak tüm sınıfın dahil olduğu müzik etkinlikleri uyguladığı görülmüştür. Çocuklar etkinliklerde eğitim müziği çalgılarını kullanmamaktadır, ayrıca öğretmenlerin de şarkı öğretiminde piyano, bağlama ve gitar gibi enstrümanları pek kullanamadıkları ortaya çıkmıştır. Öğretmenler müzik etkinliklerinde yansılama, müzikli oyunlar, hikayeler, drama ve koro çalışmalarını tercih etmektedir. Öğretmenler müzik etkinliklerinde ritim çalgıları kullanılmasında, sınıf dışı müzik etkinlikleri planlamada, müziksel doğaçlama etkinliklerinde, çocukların ilgi ve seviyelerine uygun müzik videoları seçerek izletmekte sorun yaşamaktadır. Öğretmenler ayrıca mesleki eğitim süreçlerinde müzik bilgisi ve müzik öğretim yaklaşımları hakkında yeterli donanıma sahip olamadıkları fikrindedir. Bu sonuçlar kapsamında okul öncesi ve ilköğretim lisans programlarında müzik ve müzik eğitimi derslerinin içeriği ve kredisinin arttırılması, müzik öğretmenliği lisans programlarında erken çocukluk döneminde müzik eğitimine yönelik derslerin bulunması ve bu alan için özel bir program açılması önerilmiştir. Hizmet içi eğitim programlarında erken çocukluk dönemi müzik eğitimi alanında sertifika programları açılarak Türkiye’de erken müzik eğitiminin kalitesinin arttırılması üzerine önerilerde bulunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SEDANTER KADINLAR İLE VE GÜREŞÇİ KADINLARIN ÖFKE DÜZEYLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28533</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28533</guid>
      <author>Emrah ATAY, Halil TANIR , Erkan ÇETİNKAYA , Emre KAYA</author>
      <description>Öfke, insanın doğuştan getirdiği ve yaşamın ilk yıllarında gelişen duygusal bir tepkidir. Öfke düzeylerinin kontrol edilememesi sporcunun yaptığı spora, kendine ve toplumda zarar verebilir. Bu çalışmanın amacı sedanter ve güreş yapan kadınların öfke düzeylerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya yaşları 14,98±1,25yıl, boyları 162,00±0.06cm, ağırlıkları 54,15±11,51 kg olan, 109 (%46,4) sedanter, 126 (%53,6) güreşçi 235 kadın gönüllü olarak katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Spielberger tarafından geliştirilen ve Özer tarafından Türkçe’ye uyarlanan “Durumluk Sürekli Öfke Ölçeği” (DSÖÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde sosyal bilimler için geliştirilmiş istatistiksel yöntem kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uyup uymadıklarına Kolmogorov-Smimirnov testi ile karar verilmiştir. Verilerin değerlendirmesinde Mann-Whitney U testi testi kullanılmıştır. Veriler %95 güven aralığında ve 0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Durumluk Sürekli Öfke Ölçeğinin sürekli öfke alt boyutunda güreşçilerin sedanterlere oranla öfke düzeyi yüksektir. Aradaki fark önemli düzeyde değildir (p&gt;0.05). Öfke içe alt boyutunda güreşçilerin öfke düzeyi sedanterlerin öfke düzeyinden önemli derecede yüksektir (p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


