






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2018 Sayı  69</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=606</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE İÇERİK TEMELLİ ÖĞRETİM MODELİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28835</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28835</guid>
      <author>Fatih YILMAZ, Ebru KAYA</author>
      <description>Yabancı dil öğretim yöntemlerinden biri olan içerik temelli öğretim modeli, yalnızca hedef dilin öğretilmesi değil aynı zamanda akademik dilin öğretilmesi amacıyla oluşturulmuş bir yöntemdir. Dil ve içeriğin gerçek konular etrafında birleştirildiği ve harmanlanarak işlendiği bir modeldir. Amerika ve Avrupa’da yaygın olarak kullanılan yöntemle ilgili yakın geçmişe kadar Türkiye’de yok denecek kadar az sayıda çalışma yapılmaktaydı. Fakat yöntemin yenilenen yabancı dil müfredatlarına dâhil edilmeye başlanması, yöntemin Türkiye’de ileriki yıllarda artan oranda kullanılacağının göstergesidir. Üniversitelere akademik eğitim almak için gelen yabancı uyruklu öğrencilerin Türkçe Öğretim Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER)’nde sadece temel dil becerileri olarak adlandırılan okuma, yazma, dinleme ve konuşma becerileri geliştirildiği için eğitim gördükleri alanlarda, akademik içerikli dil ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır. Farklı disiplinlerde eğitim alan ve Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilere içerik temelli öğretim yönteminin akademik Türkçeyi öğrenmelerinde katkı sağlayacağı beklenmektedir. Bu çalışmada amaç, yöntemin yabancılara Türkçe öğretirken neden kullanılması gerektiğini göstermek ve uygulamada öğrencilerin tüm dil becerilerini geliştirecek özgün etkinlikler geliştirmektir. Bu amaçla, A1 düzeyi için izleme öncesi-esnası-sonrası, B1 düzeyi için yazma öncesi-esnası-sonrası ve C1 düzeyi için tartışma öncesi-sonrası-esnası olmak üzere her bir düzey için 3, toplam 9 adet özgün etkinlik geliştirilmiştir. Geliştirilen bu etkinlikler aracılıyla yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilerin TÖMER’den mezun olduktan sonra kendi bölümlerinde alacakları eğitim için alan bilgisi ve akademik Türkçe düzeylerinin artması beklenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇEVİRİ EĞİTİMİNDE YAZMA YETİSİNİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28796</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28796</guid>
      <author>Gülhanım ÜNSAL</author>
      <description>Çeviri yaratarak yeniden yazmadır. Çevirmenin bizzat kendisi yazardır. Çeviri sadece erek dilde eşdeğer sözcükleri seçebilecek şekilde kaynak dili anlamak değil, kendisine ayrılan rolü yerine getiren bir metni erek dilde yazmaktır. Nitelikli bir metin yazmak, belli bir dil ve yazılı anlatım anlayışı gerektirir. Çünkü yazmak iletişim kurmaktır. Yazılı üründe planlama, metinleştirme ve gözden geçirme aşamaları mevcuttur. Çeviri metni oluşturmak belli bir yazma yetisi gerektirir. Çevrilecek metni kaynak metinle beraber çok detaylı bir şekilde incelemek ve yöntem, kuram, dil ve metin özelliklerine uygun olarak düzenlemek gerekir. Çevirmen adaylarının, çevirmen sorumluluğu olarak planlama ve gözden geçirme stratejilerini kazanmaları gerekir. Çevirmenin kimin neyi, ne zaman, ne kadar sürede, hangi araçları kullanarak yaptığını belirleyerek çeviriyi planlaması gerekir. Bu noktadan hareketle, bu çalışmada dil öğretimi ve çeviri eğitiminde yazma yetisinin önemi tartışılmış ve bir farkındalık yaratmak amacıyla çevirmen adayı öğrencilerin yazma yetileri üzerine bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular yüzde ve frekans olarak değerlendirilmiştir. Buna göre, yazma yetisinin önemli olduğu ve mutlaka çevirmen adayı öğrencilere kazandırılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca yazma becerisindeki aşamaların çeviri süreçleriyle benzerlik gösterdiği dikkat çekmiştir</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YABANCI UYRUKLU ÖĞRENCİLERE YÖNELİK ÇOKSESLİ TÜRK MÜZİĞİ ÖĞRETİM MODEL ÖNERİSİ VE UYGULAMADAKİ GÖRÜNÜMÜ: MAKEDONYA ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28738</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28738</guid>
      <author>İzzet YÜCETOKER</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, yabancı uyruklu öğrencilere çoksesli Türk müziğinin temelini oluşturan dizi, ritim ve dörtlü armoni elementlerini öğretim yöntemleri ilkelerinden biri olan bilinenden bilinmeyene ilkesi yoluyla öğretebilme ve bu öğretim ilkesine dayalı bir ders örneği hazırlayarak uygulamadaki görünümünü ortaya koymaktır. Ders önerisi formu hazırlanırken çoksesli Türk müziği armoni kitapları ve bu armoni ile yazılan eserler incelenmiş, yapılan incelemeler sonucunda ders öneri modeli oluşturulmuştur. Oluşturulan ders modelinin uygulamadaki görünümünü belirlemek için ise Makedonya Kiev Üniversitesi Konservatuvarında 12 öğrenci ile deney yapılmıştır. 10 ders saati içerisinde 5/8’lik, 7/8’lik ve 9/8’lik aksak ritimler, Hicaz, Kürdi, Karcığar ve Hüseyni dizileri, dörtlü akor kurumları ve çevrimleri öğretilmiş ve piyano çalgısı üzerinde uygulamaları yaptırılmıştır. Ayrıca her konu için bilişsel ön test – son test uygulanmış, elde edilen verilerin bilişsel ve uygulama puanlarının aritmetik ortalamaları alınarak analiz edilmiştir. Elde edilen verilere göre hazırlanan Türk müziği öğretimi ders modelinin bilişsel öğretme yönünün yüksek düzeyde olduğu, uygulama öğretimi yönünün ise orta düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında yabancı uyruklu öğrenciler, aksak tartımları ve makamsal dizileri bilişsel olarak yüksek düzeyde öğrendikleri, akor çevrimlerini ise orta düzeyde öğrendikleri saptanmıştır. Uygulama aşaması sonuçları ise her öğretim aşamasını orta düzeyde uygulayabildikleri sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar ışığında çeşitli öneriler geliştirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ MÜZİK ÖĞRETİMİNE İLİŞKİN TUTUMLARININ METAFORİK ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28783</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28783</guid>
      <author>Tarkan YAZICI</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının müzik öğretimine ilişkin sahip oldukları tutumlarının metaforik anlamda belirlenmesidir. Çalışma, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğrenim görmekte olan 130 sınıf öğretmenliği bölümü öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma metodolojisine uygun araştırma desenlerinden olgu bilim (fenomenoloji) deseninde gerçekleştirilen çalışmada veri toplamak amacı ile “Müzik öğretimi ……………… gibidir; çünkü ……………” ifadesinin yer aldığı sınıf öğretmeni adaylarının müzik öğretimine ilişkin tutumlarını belirleme formu kullanılmıştır. Bu form aracılığı ile katılımcıların müzik öğretimine ilişkin olarak oluşturdukları metaforik tanımlamalar ve bu metaforik tanımlamaların ortak özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın verileri, içerik analizi ve frekans analizi tekniği kullanılarak kategorize edilmiştir. İçerik analizinde temel amaç elde edilen verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşabilmektir. Bu nedenle elde edilen veriler önce kavramsallaştırılmalı, daha sonra da ortaya çıkan kavramlara göre mantıklı bir biçimde düzenlenmeli ve buna göre veriyi açıklayan temalar saptanmalıdır. Kategoriler, olumlu tutum, olumsuz tutum ve hem olumlu hem olumsuz ifadelerin yer aldığı ambivalans başlığı altında 3 kategoride değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, katılımcıların müzik öğretimine ilişkin tutumlarını içeren metaforik tanımlamalardan 99’u olumlu, 21’i olumsuz, 10’u ise hem olumlu hem olumsuz görüş bildiren ambivalans tutum kategorisinde yer alacak biçimde veriler elde edilmiştir. Elde edilen bu veriler ışığında, katılımcıların müzik öğretimine ilişkin metaforik tanımlamalarına göre tutumlarının olumlu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda müzik öğretimine yönelik olumsuz tutumlara ve ambivalans tutumlara sahip olan katılımcıların neden bu tutuma sahip olduklarının araştırılarak, tutumlarının olumlu tutumlara dönüştürülmesinin sağlanması önem kazanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE DERS KİTAPLARI VE ÇOCUK KARAKTERLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28845</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28845</guid>
      <author>Yasin Mahmut YAKAR, Oğuzhan YILMAZ</author>
      <description>Ders kitaplarındaki çocuk karakterlerin sunuluş biçimi çocukların özdeşim kurması ve toplumun hedeflediği sosyal yapıyı ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu nedenle çalışmada Türkçe ders kitaplarındaki kurgusal metinlerde yer alan çocuk karakterlerin özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Böyle bir çalışma yapılmasının sebebi, literatürde Türkçe ders kitaplarındaki çocuk karakterler özelinde yapılmış bir çalışmanın bulunmaması, Türkçe ders kitaplarının çocukların öğrenim süreci boyunca muhatap oldukları bir konumda bulunmaları ve çocuk karakterler üzerinden yapılacak bir çalışmanın yetiştirilmeye çalışılan insan tipini ortaya çıkaracak olmasıdır. Doküman analizi ile kurgulanan çalışmada 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı itibariyle yürürlükte olan 5 ve 6. sınıf Türkçe ders kitaplarından ikişer örnek seçilmiş ve bu örneklerdeki kurgusal nitelikli 40 metin incelenmiştir. Kurgusal metinler NVİVO 11 programının imkânlarından faydalanılarak önce “çocuk” kelimesi odağında betimsel analize tabi tutulmuş, betimsel analiz sonucunda oluşan yeni veri seti üzerinde ise içerik analizi yapılmıştır. Bu içerik analizi sonucunda çocuk karakterlerin özellikleri “olumlu” ve “olumsuz” olmak üzeri iki kategori altında açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda çocuk karakterlerin olumsuz özelliklerden çok olumlu özellikleriyle resmedildiği tespit edilmiştir. Ayrıca metinlerde ahlaki özellikleriyle ön plana çıkan çocuk karakterlerin bilgiye ve çalışmaya dair bir söylemle sunulmadığı; olumsuz eylemlerinden çocuk karakterlerin –bilinçli veya bilinçsiz şekilde- sorumlu tutulmadığı, çocuk karakterlerin kimi davranışlarının olumlu ya da olumsuz niteliği ile ilgili belirsizliklerin bulunduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EMRAH YÜCEL SİNEMA FİLM AFİŞLERİNDEN NEW YORK’TA BEŞ MİNARE VE KİLL BİLL FİLM AFİŞLERİNİN GÖSTERGEBİLİMSEL AÇIDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28808</guid>
      <author>Bülent POLAT, Tamer KAVURAN</author>
      <description>Sinema filmleri sanatın yanı sıra bir eğlence sektörü olarak öne çıkmaktadır. Bu eğlence sektörünün pazarlama aşaması ise oldukça farklı süreçlerden geçer. Bir yapımın prodüksiyon öncesinden, prodüksiyon sonrası ve seyirciye ulaşmasına kadar geçen süre zarfında tabi olduğu ticari aşamalar tek tek ele alıp incelenmelidir. Eğer bir yapıtın geniş kitlelere ulaşması hedefleniyorsa reklam elemanları görmezlikten gelinemez. İyi bir pazarlama stratejisi ile yapım sadece belirli bir bölgede değil geniş bir alana yayılma özelliği gösterir ki bu da kâr mekanizması için oldukça önemlidir. Bununla beraber reklam departmanında, yapıtın pazarlanması için belirli stratejiler oluşturur. Dijital platformlarda, görsel basılı organlarda yayınlanması için ortaya çıkarılacak afiş ve broşür gibi elemanlar izleyici kitlesini cezp etmeye yönelik önemli bir adımdır. Afişlerin özellikle Hollywood sinema sektöründeki yeri tartışılmaz bir konumdadır. Afişler, yapıtın kendisini pazarladığı gibi onu geniş kitlelere yayma özelliğine sahiptir. Hollywood sinema tarihine bakıldığında afişin önemi yalnızca görsel algıda oluşan estetik konumla sınırlandırılamaz. Ticari olarak afişin önemi, mevzu bahis yapımcı firmalar için kâr amaçlı bir yatırımdır. Afiş tasarımında günümüzün önemli isimlerinden Emrah Yücel’in bu ticari platformdaki çalışmaları ise oldukça önemlidir. Afiş sanatının algıda seçicilik yarattığı günümüzde Emrah Yücel’in birbirinden farklı tasarımları göstergebilimsel olarak incelenmeye değerdir. Bu çalışmada Emrah Yücel’in tasarlamış olduğu New York’ta Beş Minare ve Kill Bill film afişleri göstergebilimsel açıdan incelenerek toplumda yarattığı algı, sanatsal ve ticari açıdan farkındalığı ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>“LEYLEĞİN ÖMRÜ…”</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28864</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28864</guid>
      <author>Nuran ÖZLÜK</author>
      <description>Günümüz sosyal medya hesaplarında çokça gündeme gelen popüler kültür ögelerinden ölü ya da diri, alanında yetkin/isim yapmış şahsiyetlerin konuşmalarının, görüntülerinin mizah, hiciv, eleştiri amacıyla gündeme getirilmesi dergi ve gazetelerimizde önceden beri mevcuttu. Bu yayınlardan biri olan, yalnızca hikâye neşretmekle basın hayatına giren, zamanla başka türlere de yer veren Seçilmiş Hikâyeler Dergisi’nde de aynı maksatla yazılan, yan başlığı “Fıkralar” olan “Leyleğin Ömrü…” karşımıza çıkmaktadır. Bu sayfaların en önemli özelliği Ocak 1956-Temmuz 1957’de 18 sayı boyunca düzenli olarak devrin kültürel hayatındaki sıcak gelişmelere; Nurullah Ataç, Attilâ İlhan, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Tarık Buğra, Edip Cansever, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Metin Eloğlu, Tahsin Yücel, Ahmet Muhip Dıranas, Ümit Yaşar Oğuzcan, Can Yücel, İlhan Berk, Metin Eloğlu, Haldun Taner, Necati Cumalı, Nezihe Meriç, Muzaffer Erdost, Munis Faik Ozansoy, Vüsat O. Bener, Behçet Necatigil, Erdal Öz, Asaf Hâlet Çelebi, Orhan Duru, Yaşar Nabi Nayır, İlhan Tarsus, Tarık Dursun K., Vedat Günyol, Salim Şengil, M. Sunullah Arısoy, Yılmaz Gruda, Özdemir Âsaf, Şerif Hulusi, Şahap Sıtkı, Nevzat Üstün, Hüsamettin Bozok, Semih Tuğrul, Seyfettin Turhan, Adnan Benk, Ziya Metin, Cüneyt Gökçer, Şakir Sırmalı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam gibi şair, yazar/gazeteci sinemacı, ressamların karakteristik özelliklerine/zaaflarına hazır cevap, yanlış anlama, kelime oyunları, istihzalar ile İçimizden Biri imzasıyla göndermeler yapılmasıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZİLELİ CEYHUNÎ’NİN BİLİNMEYEN DÎVÂNI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28868</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28868</guid>
      <author>Kadir GÜLER</author>
      <description>Türk halk şiiri geleneği, Türkistan’dan Anadolu’ya getirdiğimiz en önemli kültür kodlarımızdan biridir. İslamiyetten önce Türkistan coğrafyasında şaman ve kam tarafından kopuz eşliğinde okunan koşuk dediğimiz Türk kügleri Anadolu’ya taşınmış ve Anadolu’da ozanlar tarafından söylenmeye devam edilmiştir. Anadolu’da geleneksel tasavvuf inancının etkisiyle âşık adını alan Yesevî Türkmenler belirli bölgelere yerleştiler ve bu geleneklerini geliştirerek günümüze taşıdılar. Bu âşıkların bir kesimi onaltıncı asırdan itibaren yeniçeri ocaklarında yetişti. Önemli bir kısmı köy ve oymaklarda ortaya çıktı. Atalık ve dedelik geleneğini devam ettiren bir bölümü de tasavvufî inançla birlikte tekke çevrelerinde yer aldı. On beşinci asırdan itibaren kopuz eşliğinde halk ve tasavvuf şiir geleneğine ait koşmalar ve nefesler okuyan bu şâirlerin Doğu’da Kars ve Erzurum, Orta Anadolu’da Sivas ve Tokat çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. On sekizinci asırdan itibaren şehirleşen halk şiirine aruzla şiir yazma geleneği eklendi. Bu gelenek on dokuzuncu asırda yoğunlaştı ve çoğu halk şairi hecenin yanında aruzu da kullanmaya başladı. On dokuzuncu asırda hem hece hem de aruzla şiir yazan usta şairlerimizden biri de Zileli Ceyhunî’dir. Hayatı ve şiirleriyle ilgili çeşitli yayınlar yapılan Ceyhunî’nin bilinen ama bulunamayan divanı tarafımızdan ortaya çıkarıldı. Ceyhunî Divanı’nda hem koşma ve destanlardan oluşan halk şiiri gelenekleriyle yazılmış şiirler olduğu gibi aruzla yazılan halk şiiri nazım şekillerinden de çok sayıda şiir ihtiva etmektedir. Bu şiirler, Ceyhunî’nin yaşadığı asra ve yöresinin halk şiirine katkılarına yeni bakış açıları getirecektir. Bu makalede on dokuzuncu asırda yaşayan halk şiirimizin usta şairlerinden Ceyhunî’nin Âşık Ceyhunî Baba Sakin-i Zile adlı yazma Divânı tanıtılacak ve koşma, destan, dîvân, semâî, kalendâr ve satranç türündeki şiirlerine yer verilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>"ALTIN DAL"DAKİ AĞAÇ RUHUNUN MİTOLOJİDEKİ İZLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28852</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28852</guid>
      <author>Ece SERRİCAN KABALCI</author>
      <description>İlkel insanların, kutsal ruh ya da yaşamla dolu olduklarını varsaydıkları için bitkileri ve ağaçları hayatlarının ayrılmaz bir parçası hâline getirdikleri görülür. Özellikle ağaçların, canlı bir varlık olarak düşünülerek yağmur yağdırma, güneş açtırma, hayvan sürülerini çoğaltma ve kadınları kolayca doğurtma gücüne sahip olduğuna inanılır. Bu güçlerin, insan biçimindeki varlıklar ya da yaşayan insanlarda gerçekten bedenleşmiş olarak kabul edilen ağaç tanrılara yorulduğu da görülür. Bir ağaç artık ağaç ruhun bedeni olarak değil de, yalnızca onun istediği zaman terk edebileceği meskeni olarak düşünülmeye başlandığında, ilkel düşüncede kutsal bir yer kazanır. Böylece her ağaç, uzun ya da kısa bir süre doğaüstü bir varlığın yaşadığı bir mekân olarak kabul edilir. Bu varlık, ağaçtan ağaca özgürce geçebilir ve ağaçlar üzerinde belli bir sahiplik hakkından yararlanabilir. Böylece bir ağaç ruh olmaktan çıkar ve bir orman tanrısı -ağaç tanrısı- olur. Ağaç ruhunun ilkel yaşamdaki önemini araştırırken bir örnek üzerinden yola çıkan James Frazer, Altın Dal adlı eserinde, Turner’ın “Altın Dal” tablosundan hareketle Nemi rahibinin neden kendisinden önceki rahibi öldürdüğünü ve bunu yapmadan önce neden “Altın Dal”ı koparmak zorunda kaldığını inceler. İlkel yaşamdaki inanışlar çerçevesinde ele aldığı ağaçların bir ruha sahip olduğunu vurgular. Söz konusu örnekler, mitolojik ağaçlarla benzerlik gösterir. Bu çalışmada James Frazer’ın Altın Dal adlı eseri temel alınarak ilkel yaşamdaki ağaç ruhunun örnekleri incelenecek ve mitolojideki karşılıkları araştırılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARŞILAŞTIRMALI EDEBİYAT BİLİMİ'NİN GELECEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28695</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28695</guid>
      <author>Hande İSAOĞLU AKBIYIK</author>
      <description>Karşılaştırmalı edebiyat bilindiği üzere edebi çalışmalar alanında değişik toplumlardan ve dillerden edebi türleri ve çalışmaları bir arada tutan ve bir şemsiye görevi görev edebi bir disiplindir. Ancak, son bir kaç yıldır, akademisyenler ve edebiyat eleştirmenleri arasında karşılaştırmalı edebiyat ile ilgili yükselmekte olan bir soru vardır: karşılaştırmalı edebiyat yok mu olmaya başladı?, ya da karşılaştırmalı edebiyat tamamen ölü bir disipline mi dönüşmeye başladı? Aslında bu yargılar ve karşılaştırmalı edebiyatın yok olduğu düşüncesi tamamiyle doğru değildir, ancakyine bazı akademisyen ve edebiyat eleştirmenlerine göre karşılaştırmalı edebiyat artık eski popülerliğini kaybetmektedir, ve modası geçmeye başlamış bir edebi disipline halini almaya başlamıştır.Bu popülerliği geri kazanmak amacı ile karşılaştırmalı edebiyat alanında çeşitli “yenilikler” gerekmektedir. Diğer bir deyiş ile,karşılaştırmalı edebiyatın eski popülerliğini geri kazanması ise ancak bu alana yeni bir soluk getirerek ve değişiklikler yaparak mümkündür. Karşılaştırmalı edebiyat sadece batı dillerinin edebi çalışmalarını kapsamakla kalmamalı, global bir edebi çalışma alanı olduğundan yeryüzünde bulunan tüm edebi türleri ve dilleri bir arada tutmayı hedeflemelidir. Bu alanda başarılı yenilikler yapabilmek için, karşılaştırmalı edebiyat tanımı net bir değişimden geçmelidir. Karşılaştırmalı edebiyatın rolü sadece Avrupalı toplulukların edebi eserlerinin çalışması ya da incelenmesi ile sınırlandırılmamalıdır; aksine, karşılaştırmalı edebiyat çok-kültürlü bir yaklaşım benimsemelidir, ve dünya üzerinde varolan diğer toplumlarında edebi eserlerini inceleyen bir çalışma alanı olmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTALYA İLİ İBRADI İLÇESİ'NDE DERLENEN BİR MASALIN TİP VE MOTİF YAPISI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28820</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28820</guid>
      <author>Berk YILMAZ</author>
      <description>Masallar, Türk sözlü-yazılı kültür belleğini ve geleneğini taşıması açısından Türk halk edebiyatının önemli bir kolunu oluşturmaktadır. Tarihsel süreçte kuşaklar boyu aktarılan pek çok masal günümüz elektronik kültür atmosferinde varlığını benzer veya farklı şekillerde idame ettirmektedir. Bu noktada masalları derleme faaliyetleri önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim zorlu coğrafi koşullara sahip bölgeler verdikleri yoğun göç nedeniyle sözlü kültür ürünlerini daha geniş bir coğrafyaya yaymaktadırlar. Ancak günümüz elektronik çağında masal anlatma geleneğinin giderek azalması, kaynağa ulaşabilme açısından masalları derleme faaliyetlerini önemli kılmaktadır. Bu çalışmada Antalya ili İbradı ilçesinde 1990 yılında derlenen “Padişahın Kızı ile Yeşil Yakup” adlı masal, Eberhard-Boratav ve Aarne-Thompson masal kataloglarına göre tipleri ve motifleri açısından incelenecektir. Sonuç bölümünde ise yapı itibariyle benzerlik gösterdiği emsalleriyle mukayese edilecektir. Masal metninin derlendiği İbradı, ortalama rakımı 1300 metreyi bulmakla birlikte bir yayla hüviyeti taşır. Mevcut fiziki şartları göz önünde bulundurulduğunda derleme faaliyetlerinde yaşanabilecek olası güçlükler anlaşılmaktadır. Bölgede bütüncül bir masal derleme faaliyeti yapılamaması ilgili masalın günümüze kadar gözden kaçmasına neden olmuştur. Masalın konusu padişahın en küçük kızıyla Yeşil Yakup isimli olağanüstü özellikler sergileyen sevdiğinin başından geçen olaylardır. Masalın teması ise eşinin sırrını ifşa eden kızın kaçan eşini aramaya çıkması ve yolda karşılaştığı kişilerden aldığı yardımlar sonucu eşine kavuşması, kavuştuktan sonra da kızın ölmesini isteyen halası ve annesinden eşi yardımıyla kaçmasıdır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAMUEL BECKETT’ İN ‘GODOT’ U BEKLERKEN’ ADLI ESERİNDE İKINCİ DÜNYA SAVAŞI VE KAPİTALİZMİN MODERN BİREY ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28758</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28758</guid>
      <author>Fikret GÜVEN</author>
      <description>Godot'u Beklerken, Samuel Beckett’ ın Godot adında birisinin gelmesi için iki karakterin beklediği tiyatro oyunudur. Bekledikleri karakter asla gelmez ve bu iki karakter beklerken çeşitli tartışmalara girerler. Sonrasında iki diğer karakterle daha karşılaşırlar. Bu oyunuyla, Samuel Beckett, İkinci Dünya Savaşı ve kapitalizminin yarattığı yeni dünya düzeninde, bireyin anlamsız ve psikolojik olarak travmatize olmuş durumunu betimlemiştir. Bu ünlü tiyatro oyununda, yeni ortaya çıkan ekonomik düzen ve insanların çarpık psikolojisi arasındaki etkileşime ortaya konmaktadır. Savaşın ve kapitalizmin neden olduğu travmanın bir sonucu olarak, karakterleri aracılığıyla Beckett, zaman algısını ve varoluşlarının anlamını yitirmiş birey tiplerini temsil etmektedir. Bu kapsamda, bu çalışma, kapitalist ekonomik yapı ile bireysel psikolojinin şekillenmesi arasındaki etkileşimi analiz etmektedir. Bu ikisi birbirini yaratarak, birey üzerinde halihazırda var olan hastalıkları bir kısır döngü içinde şiddetlendirir. Beckett, İkinci Dünya Savaşı'nın sosyo-ekonomik ve psikolojik etkilerini ve bireyleri anlamsız bir döngüye girmesini ve esrarengiz bir biçimde insanları ele geçiren yeni kapitalizmi sorgularken, savaş sonrası insanı ve onun ekonomik, sosyal ve psikolojik çöküşünü tasvir etmektedir. Godot'u beklerken, modern bireyin deformasyonu ve dönüşümü açığa çıkaran bir çalışmadır. Hegelci ve Marksist bakış açıları, tarihin daha iyiye doğru ilerlemesini öngörürken, kapitalizmin bireysel yaşamlar üzerindeki etkisini ortaya koyan Beckett, bu dünyada çok az ümit olduğunu ortaya koymaktadır. Suçu, İkinci Dünya Savaşı'nın etkileri ve yeni kapitalist düzenin ortaya çıkışı olarak öngörürken, Beckett' in betimlediği dünya, hem bugünü hem de geleceği kaybetmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİK TASARIMCI İÇİN ÖZGÜNLÜK</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28764</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28764</guid>
      <author>Fuat AKDENİZLİ</author>
      <description>Bu makalede temel alınacak anlamıyla özgünlüğün izleri sanat alanında Antikçağ’dan beri görülebilmektedir. Antikçağ seramik sanatçılarının eserlerine isimlerini yazarak adlarını duyurdukları bilinmektedir. Benzer şekilde Rönesans sanatçıları da eserlerini imzalayarak tanınırlıklarını artırmışlardır. Burada dikkat edilmesi gereken yazılan isimler ve atılan imzalar ile sadece sanat eserinin değil sanatçının da tanınırlık aracılığıyla bireysellik ve özgünlük kazanmasıdır. Bu bağlamda biri sanatçıya diğeri sanat eserine bağlı iki tür özgünlükten bahsedilebilir. Grafik tasarım alanında durum daha karmaşıktır. Grafik tasarımcılar, çalışmalarını çoğunlukla imzalamazlar. Üretilen tasarım tek değildir, pek çok kopyası bulunur. Grafik tasarımcının adı ise neredeyse görünmezdir. Grafik tasarımcının özgün bir kişilik olarak piyasada varolamaması değersizlik duygusu yaratmaktadır. Başlangıcı Sanayi Devrimi’nde bulunabilecek çalışma şartları grafik tasarımcıyı özgünlükten alıkoymuştur. Önce Arts and Crafts, ilerleyen yıllarda First Things First ve Do It Yourself gibi tasarım hareketleri ve manifestolar grafik tasarımcının özgünlüğünü kazanma çabaları olarak yorumlanabilir. Bu çalışmada grafik tasarımcının, çalışmalarının özgünlüğünden ziyade bir birey olarak toplumsal konumu merkeze alınmıştır. Günümüz grafik tasarımcısının özgün olma bağlamındaki beklentileri ile piyasa koşulları arasındaki uyuşmazlık tarihsel sıra ve sebepleriyle anlatılmaya çalışılacaktır. Grafik tasarımcının toplumsal konumu içerisinde eleştirmen Berman’ın tanımladığı anlamıyla özgün bir tutum geliştirme olanakları sorgulanacaktır. Özgün bir kimlik geliştirmek yönünde atılabilecek adımlar tasarımcı örnekleri ve bu konu hakkındaki açıklamaları üzerinden tartışılacaktır. Bu çalışmanının, grafik tasarımcılara özgünlük ile ilgili bir bakış açısı kazandırması ve alan üzerine çalışan araştırmacılara kaynak oluşturması amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANAT VE HABERCİLİĞİN SINIRINDA-PROTESTO VE GÖSTERİ FOTOĞRAFLARININ SANATSAL BOYUTU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28760</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28760</guid>
      <author>İsmail Erim GÜLAÇTI</author>
      <description>Kaynak taraması ile yapılan ve bu niteliksel çalışma yakın geçmişte dünyada ve Türkiye’de yaşanmış çeşitli protesto ve gösteri olaylarının fotoğraflarına odaklanarak temelde habercilik kaygıları ve basın-yayın sektörü standartları ile çekilen bu fotoğrafları benzerlerinden ayıran sanatsal ve estetik boyutları ve bu ayrımı yaratan fotoğraf temelli ve bağlamsal nedenleri incelemektedir. Fotoğraf ile haberciliğin ilişkisi ve bu kavramların fotoğraf tasarımı özelinde sanatsal ifadesine yönelik kuramsal bir tartışmadan sonra söz konusu estetik ifadeyi örnekleyen farklı zaman ve yerlerde çekilmiş çeşitli protesto ve gösteri fotoğraflarıyla, bu fotoğrafların habercilik işlevinin yanı sıra sahip olduğu sanatsal boyut ile bu boyutu oluşturan fotoğraf tasarımı teknikleri ele alınmaktadır. İster basit bir protesto ister daha geniş kapsamlı bir gösteri olsun foto muhabirleri öncelikle habercilik sorularına yanıt arayan genel plan çekimleriyle fotoğraf çekimine başlamaktadır. Genel plan çekimlerini kimin neyi neden protesto ettiğini ve protestocuların isteklerini ortaya çıkarmak hedefleyen ve protestonun amaçlarını gösteren pankartları, posterleri içeren daha yakın plan çekimler izlemektedir. Bu fotoğrafların dışında fotoğrafı çekilen diğer bir öğe söz konusu protesto ve gösterinin yerini ulusal ve uluslararası kamuoyuna gösterecek protestonun gerçekleştiği ülkenin bayrağı ya da anıtlaşmış binaları gibi sembollerdir. Foto muhabirlerinin bir protesto veya gösteride çektikleri fotoğraflarda habercilik ve estetik değerlerini bir araya getirdikleri son öğe protestoya kendi karakterini kazandıran insanların kolektif tutkusu ya da hareket ‘enerji’sini yansıtan yansıyan kişi sayısı, genellikle bağırarak slogan atan insanlar, havadaki yumrukları ve pankartlar şeklinde somutlaşmış öğelerdir. Çalışma ayrıca protesto ve gösteri fotoğraflarının bu fotoğrafları çeken foto muhabirlerinin ya da fotoğrafçıların sanatsal tercihleri ile olayı bir tanık gibi yansıtmaya dönük habercilik misyonlarının karışımdan doğduğunu ortaya çıkarmıştır. Sanatsal anlatının daha farklı bir bakış açısı oluşturduğu bu karma strateji protesto ve gösterilerin daha güçlü ve düşündürücü fotoğraflar yaratılmasını sağlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TEKSTİL BASKI TASARIMI UYGULAMALARI: TÜRK İSLAM MEDENİYETİ ESERLERİNDEN ESİNLENEREK OLUŞTURULAN ÖZGÜN TASARIMLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28857</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28857</guid>
      <author>Mehmet Zahit BİLİR</author>
      <description>Tarihe ait bilgiler ve eserler tarih, arkeoloji vb. çeşitli bilim dallarıyla insanlara ulaştırılmaya çalışılmaktadır. Tarihin insanlara doğru ve süreklilik arz edecek şekilde ulaşmasında dijital yayıncılığın yanı sıra insanların günlük hayatlarında kullandıkları çeşitli materyal ve malzemeler üzerinden de aktarılabileceği eğitim yolları oluşmaktadır. Yapılan yüksek eser sayısı ve ustalık gerektiren ince sanat işleri bakımından Türk İslam eserleri oldukça geniş bir zenginliğe sahiptir. Bu tarihi zenginlikleri daha çok anlayabilmek ve Türk İslam tarihi eserleriyle insanları bir araya getirebilecek uygulamalardan biriside tekstil baskı tasarım uygulamasıdır. Baskı prosesi tekstil ürünlerinin kullanıma hazır hale getirilmesinde yapılan son işlemlerden birisidir. Tekstil yüzeylerinin çeşitli yöntemlerle renklendirilmesi işlemi olan baskı işlemi, tarihin eski dönemlerinden teknolojinin zirve yaptığı 21.yy’a kadar olan süreçte kesinti olmaksızın uygulanmıştır. Uygulanan baskı metotlarından biriside serigrafi (ipek) baskı metodu olup günümüzde de sıkça uygulanan bir baskı işlemidir. Serigrafi baskı tekniği ile bir den fazla renk oldukça yüksek kalitede tekstil yüzeylerine aktarılabilmektedir. Bu çalışmada Türk İslam medeniyetinin yaptığı çeşitli tarihi cami ve külliyelerde bulunan motifler ve mimari özellikler incelenmiş, daha sonra bu motif ve mimari yapılardan esinlenilerek çeşitli desenler Adobe Illustrator programında tasarlanmış ve oluşturulan desenler serigrafi tekniği ile tekstil yüzeylerine uygulanmıştır. Serigrafi tekniğini uygulayabilmek için oluşturulan desenler ipek germe, emülsiyonlama, kurutma, yıkama, baskı ve fikse işlemleri ile kumaş yüzeylerine aktarılmıştır. Çalışma sonucunda serigrafi baskı metodu uygulaması hakkında bilgi verilmesi, Türk İslam medeniyetine ait eserlerin özelliklerinin gösterilmesi, tekstil baskı tasarımında Türk İslam tarihi eserlerinden esinlenilerek orijinal tasarımlar oluşturulabileceğinin gösterilmesi ve oluşturulan ürünlerle Türk İslam medeniyetine ait bu eserler hakkında çok daha fazla kişinin bilgi sahibi olması ve farkındalık oluşmasının sağlanması hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZEYVE AŞİRET DOKUMALARINA BİR ÖRNEK: BASKİL HACI HASAN BABA TÜRBESİ’NDEKİ HALI YOLLUKLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28847</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28847</guid>
      <author>Naime Didem ÖZ, Elif AKSOY</author>
      <description>Baskil, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan Elazığ iline bağlı bir ilçe olup, ilin batı tarafında yer almaktadır. Tarihin ilk kültür ve medeniyet merkezlerinden olan Mezopotamya ile Anadolu’yu birbirine bağlayan yollar üzerinde bulunan Baskil, eski bir yerleşim yeridir. Baskil’i eskiden göçebe hayat yaşayan, daha sonraları yerleşik hayata geçen Zeyve, İzolu, Cihanbeyli, Parçikan, Direjan, Herdi ve Aluçlu Aşiretleri yurt tutmuştur. Çalışmaya konu olan Baskil Doğancık Köyü Hacı Hasan Baba Türbesi’nde bulunan halılar, ilçede yaşayan Zeyve Aşireti’ne mensup kişiler tarafından camiye bağışlanmıştır. Bundan birkaç yıl öncesine kadar türbede çok sayıda halı bulunmasına rağmen şimdilerde sadece altı adet halı kalmıştır. Bu çalışmada, Zeyve Aşireti’ne ait Baskil Doğancık Köyü Hacı Hasan Baba Türbesi’nde bulunan el dokuması halıları gün ışığına çıkarmak ve bu halıları motif, renk ve kompozisyon açısından incelemek amaçlanmıştır. Ayrıca Zeyve Aşireti halıları ile Doğu Anadolu Bölgesi halıları arasındaki benzerliklerin ortaya çıkarılması da hedeflenmiştir. Baskil Doğancık Köyü Hacı Hasan Baba Türbesi ve çevresine araştırma-inceleme gezisi düzenlenmiş, türbede bulunan halılar tarafımızdan fotoğraflanarak belgelenmiştir. Ayrıca halıların boyutları ölçülmüş, kaliteleri saptanmış, ipliklerin lif türü belirlenmiş ve motifleri ile ilgili ayrıntılı inceleme yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANTİK ÇAĞ ANADOLU, YUNAN VE ÖN ASYA MEDENİYETLERİNİN BEREKET TANRIÇALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28870</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28870</guid>
      <author>Gülser AKTAN</author>
      <description>Antik çağ medeniyetleri, yaşam veren doğanın güçlerine dayalı inanç sistemlerine sahip olmuşlardır. Her bir doğa gücü, tanrı olarak sembolleştirilerek yaşamı ve doğa olaylarını anlamlı kılmaya çalışmıştır. Toprak, tarım, su, hayvancılık gibi insanın beslenmesini sağlayan en önemli güçlerinden biridir. Bereketi veren toprak, dişi karakterle sembolize edilmiş ve çeşitli medeniyetlerde farklı isimlerle anılmıştır. Tarım toplumunun gelişip kent devletlerinden krallıklara dönüşmesi sürecinde, inanç sistemlerindeki tanrıların özelliklerinde, eklemeler ve çıkarmalar şeklinde değişim olmuştur. Ana tanrıça, kent yaşamına geçmiş topluluklarda, tarımla gelen bereketi temsil eden tanrıçaya evrilir ya da bereketle ilgili özelliklerini, başka isimdeki tanrı ve tanrıçalara devreder. Bu çalışma ağırlıklı olarak devletleşmiş tarım toplumlarının ana tanrıça ve toprak anayı bünyesinde taşıyan bereket tanrıçalarını konu etmiştir. Bereket tanrıçası, Antik Yunan, Anadolu, Mezopotamya ve Mısır medeniyetleri kapsamında ele alınmış ve bereket kültüyle ilgili Demeter, Afrodit, Kybele, Hepatu, İştar ve İsis isimli tanrıçalar öne çıkmıştır. Ele alınan tanrıçalar mitolojik öykü ve dönemine ait alçak kabarma, duvar resmi, idol gibi görsel materyaller incelenerek aralarındaki ilişki ortaya konmuştur. Ayrıca bereket tanrıçalarının göksel inanç kaynaklı gezegen sembollerinin de bulunması dikkate değer olup toprakla ilişkisi kurulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak farklı coğrafya medeniyetlerinin bereket tanrıçalarının görsel betimleri ve mitolojik öykülerinde büyük benzerlikler tespit edilmiştir. Bu benzerlikler ticaret, göç, savaş gibi sebeplerle kültürel etkileşime bağlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TASAVVUFÎ ŞİİR ŞERHLERİNİN BİLİNMEYEN BİR ÖRNEĞİ: SÜNBÜL SİNÂN’IN “GELDİM” REDİFLİ ŞİİRİNE 18. YÜZYILDA YAZILAN BİR ŞERH</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28838</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28838</guid>
      <author>Ferdi KİREMİTÇİ</author>
      <description>İslamî Türk edebiyatının önemli geleneklerinden birisi de şerh faaliyetleridir. Başlangıçta Arapça ve Farsça metinler üzerine yapılmaya başlanan bu faaliyetler, daha sonraları Osmanlı’nın hâkim kültür olmasıyla birlikte Türkçe metinler üzerinde de gerçekleştirilmiştir. Türk şerh geleneğinin genellikle dinî-tasavvufî metinler üzerinde yoğunlaştığı görülür. Ancak, zamanla din dışı metinler üzerinde de şerhler yapılmış, bu şerhlerde dîvânlar, mesneviler ve müstakil şiirler gibi pek çok metin klâsik ve modern yöntemlerden yararlanılarak şerh edilmiştir. Şerh edilen metinlerin en eskileri 13. yüzyılda yaşamış mutasavvıflara aittir. Bu çalışmada da 18. yüzyılda kaleme alınmış bir şerh üzerinde durulmuştur. 17. yüzyıl sûfîlerinden olan ve Sünbüliyye tarikatının kurucusu kabul edilen Sünbül Sinân’ın “Geldim” redifli bir şiiri üzerine yazılan bu şerh, Sünbüliyye tarikatının silsilesinden ve bu tarikatın önemli şeyhlerinden biri olan Seyyid Nûreddîn’in hayatından ve kerâmetlerinden bahseden Silsiletü’n-Nûr adlı manzum menâkıbnâmenin iki nüshasının sonunda yer almaktadır. Bu çalışma, giriş ve onu izleyen üç bölümden oluşturulmuştur. Giriş kısmında kısaca şerh kavramı üzerinde durulmuş, birinci bölümde Sünbül Sinân’ın hayatı ve şiirleri hakkında bilgi verilmiş, ikinci bölümde şerh edilen şiirle ilgili tespitlere yer verilmiş, üçüncü bölümde şerh metniyle ilgili tespitlerden bahsedilmiş ve son bölümde ise şerhin tenkitli metni dikkatlere sunulmuştur. Bu çalışmayla, bestelenerek tekkelerde okunan bir şiirle ilgili yapılan bilinmeyen bir şerhi ilim dünyasına tanıtmak, böylece tasavvufî şiir şerhleriyle ilgilenen araştırmacılara katkı sağlamak amaçlanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZERKEŞÎ’NİN (Ö. 794/1392) HANEFİ VE MALİKİ ALİMLERE HABER-İ VÂHİD KONUSUNDA İTİRAZ ETTİĞİ BAZI MESELELER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28848</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28848</guid>
      <author>Mehmet Sait UZUNDAĞ</author>
      <description>Hadis ve sünnet, mezheplerin hüküm çıkarmada dayandığı temel kaynaklardan ikincisidir. Dolayısıyla bir mezhebin hadis ve sünnet anlayışı, o mezhebin fıkhî meselelerdeki hükümlerinin yönünü belirlemektedir. Hanefî mezhebinin hadis ve sünnet anlayışı, daha çok mezhep imamlarının eserlerinden hareketle ortaya konulduğu söylenebilir. Diğer mezheplerin aksine Hanefîler haber-i vâhidin kabulü için onu kitab'a, mütevâtir ve meşhur habere arzederken; kitab'a, mütevâtir ve meşhur habere muhalefetten dolayı onların birçok haber-i vâhidle amel etmeyi reddettikleri görülmektedir. Hanefîlere göre râvinin rivayet ettiği hadise muhalif davranması durumunda ya o hadisin aslı yoktur o hadis veya neshedilmiştir. Keza onlara göre umûmu'l-belvâ olan konulardaki haber-i vâhidler de yaygınlık kazanmadığı gerekçesiyle reddedilmelidir. Yine haber-i vâhid ile Kur’an’a yapılan ziyâde de caiz değildir. Aynı şekilde İmam Malik’in metodolojisinde Medinelilerin ameli özel bir yere sahiptir. Bu yaklaşım, İmam Malik’ten bir asır önce yayılmış olmasına rağmen, O, bu metodu fetvalarında sık kullandığı için metot, ona nispet edilmiştir. İmam Malik’in bu metodu savunmasının arka planındaki temel saik dinî hükümlerin büyük bölümünün Medine’de inmiş ve uygulanmış olması, amel-i ehl-i Medine’nin, Hz. Peygamber’in sünnetini ve sahabenin uygulamalarını yansıtmasıdır. İşte bu bağlamda İmam Malik’in âhad haberle amel etme konusunda ortaya koyduğu şartlardan birisi haberin Medinelilerin ameline aykırı olmamasıdır. Eğer aykırılık arz ediyorsa İmam Malik bu haberle amel etmemiştir. İmam Malik Medinelilerin amelini âhad haberden üstün tutmuş, onu topluluğun topluluktan yaptığı rivayet olarak değerlendirmiştir. Ancak Şafiî alimlerden biri olan Zerkeşî “el-Bahrü’l-muhît fî usûli’l-fıkh” adlı eserinde gerek Hanefilerin gerekse de Malikilerin Haber-i vâhidin kabul edilmesi için ileri sürdüğü şartları yorumlamak suretiyle tenkit etmiş, kabul etmemiştir. Bu çalışmada Zerkeşî’nin ilgili konulara yaklaşımı irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEVLÂNÂ’DA TAKLİT: NEDENLERİ VE TAKLİTTEN KURTULUŞ YOLLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28784</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28784</guid>
      <author>Nuran DÖNER</author>
      <description>Yüce Yaratıcı, Kutsal Kitâb’ında “insanoğlunu ibadet için yarattığını” buyururken, bazı Kur’an yorumcuları, ibadetin “tanımak” anlamına geldiğini belirtirler. Sufî düşünceye göre insanoğlunun dünyaya geliş amacı, “kendini bilmek”tir. Zira tasavvuf ehli, çokça kullandıkları bir tabirle, “kendini bilenin Allah’ı bileceğini” ifade ederler. Özelde Mevlânâ düşüncesinde de insanın dünyada oluş amacı, kendini bilmesi, hüner ve kabiliyetlerini göstermesidir ki, bunun tam adı kulluktur. Celâleddin Rûmî için bedenin gıdası olduğu gibi, ruhun da gıdası vardır. Ruhun gıdası, öncelikle kendini “bilme” ve “anlama” çabasıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) de bir sözlerinde, her çocuğun gerçeği bilebilecek bir kabiliyette (fıtrat üzere) yaratıldığını söyler. İnsan, dış etkenlerin müdahalesi olmazsa kendi yaratılış gerçeğini seçip gerçekleştirebilecek özellikte doğar. Bununla birlikte çocuk, öğrenmeye öncelikle anne ve babasını taklitle başlar. Taklit, istenen kişi ya da grupların söz, davranış veya tavırlarının, başkaları tarafından aynen tekrarlanması demektir. Çocuklukta bir öğrenme yöntemi olarak kabul edilse de taklit, bir ömür boyu takip edilecek bir yol değildir. Burada Mevlânâ, taklidin karşısına hakikati anlamayı ve içselleştirmeyi koyar. Bu düşüncede Kurân-ı Kerim, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) en güzel örnek olmasını ve model alınmasını teşvik ederken, insanların içinde bulundukları toplumda kendilerinden öncekilerin, onlara bıraktıklarını anlamadan takip etmeleri konusunda da eleştiride bulunmaktadır. Burada model almak, şüphesiz taklit etmek değildir. Model alınan kişinin, neyi, ne zaman, hangi şartlarda niçin yaptığını anlayarak ona uymakla, körükörüne bağlanmak aynı şey değildir. Model alınan kimsenin bir davranışı yaptığı zamandaki amacı tesbit edildiğinde, değişen zaman ve şartlarda ortaya çıkan sorunlara çözüm bulabilmek için yeniden akletmek, anlamak ve tıkanıklığı giderme noktasında “çözüm üretmek”, tabiîdir ki taklidin önüne geçecektir. İslâmî gelenekte Hz. Peygamber’in arkadaşları bir başkasının yaptıklarını anlamadan yapmak bir yana onlar, okuduklarını içselleştirmedikleri bir ibadette de hayır olmayacağını vurgulamışlardır. Nitekim Hz. Ali: “Anlamadan yapılan ibadette, düşünmeden yapılan kıraatte hayır yoktur” demiştir. İslâm düşüncesinin önemli simalarından olan Mevlânâ, “Taklitçi, dere yatağı gibidir. İçinden akıp giden suyu asla içmez. Su, onun içinden akıp gider fakat içenlere nasip olur” derken, aslında hayat kaynağı olan suyun, taklitçiye faydası olmadığını ama “anlamak” isteyen için de âb-ı hayat olacağını ifade eder. Mevlânâ, İnsanı taklide götüren nedenlerin, cehalet, gaflet, akletmeme vb. özellikler olduğunu belirtirken, benlik, kibir, gösteriş arzusu, makam-mevki hırsı, gibi etkenlerin de taklitte ısrara neden olduğunu ifade eder. Yüce Kuran “Sizin için kulaklar, gözler ve kalpler yarattık.”, “hâlâ akletmiyor musunuz” buyururken, Allah’ın insana bilmesi, anlaması için önce kulak, sonra göz, akabinde de kalp verdiğini belirtir. Kulağını vahyin ve peygamberin sesine veren, onlardaki hakikati gören insanlarda, “kalbî bir biliş” de meydana gelecektir. Bu aynı zamanda taklitten kurtuluşun da en önemli reçetesidir. Kişilerin ve toplumların huzuru, insanın kendi içindeki hazineyi açığa çıkarmasından geçer. Kendisi olmanın yolunu bulan insan gelişir ve üretir. Taklit, kişinin üretken olmasını engellerken, gösterişçi, haset ve kıskanç bir toplumun da önünü açmaktadır. Burada kendini “farketme” ve “anlama”, toplumdaki bozulmaları giderecek; doğruluk, merhamet, adalet ve sevginin, barışın, birlik ve beraberliğin kurucusu olacaktır. Taklit insanda bir pranga olduğundan, ondan kurtulan insan da özgürleşecek, Özgürleşen insan da üretecek, üreten insan ve toplum da taklit etme mağlubiyetinden kurtulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇANKIRI MERKEZ İLÇE GELENEKSEL KONUTLARININ MİMARİ BEZEMELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28836</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28836</guid>
      <author>Uğur DEMİRBAĞ, Nur URFALIOĞLU</author>
      <description>Çankırı tarihi kent dokusunun önemli bir bölümünü evler oluşturur. Çankırı kalesinin güney ve batı yamaçlarında yoğunlaşan yapılar bazı yöresel farklılıklar dışında geleneksel Türk evi özelliklerini taşırlar. Genel bir sınıflandırmayla Çankırı, ahşap çatkı arası kerpiç dolgulu, çıkma destekleri düz, kapalı sofalı ev tipleri ile Kuzey Anadolu kuşağında izlenen sivil mimarlık örneklerini bünyesinde barındırır. Şehrin eski iskân alanında evlerin esas cepheleri arazi yapısına uygun olarak güneye bakmaktadır. Kuzey yüzleri kapalıdır. Esas cephelerin güneşten ve yamaç manzarasından faydalanması açık sofalı evlerin inşasına olanak vermiştir. Evlerin en eski örnekleri açık sofalı plan tipindedir. Yapılar genellikle jips taşından örülmüş ahşap çatkı arası kerpiç dolgu ile inşa edilmiştir. Ahşap malzeme yapılarda kapı, pencere, tavan, döşeme, yüklük, gusülhane, pervaz ve çatı saçaklarında işlenmeden kullanılırken, kimi yapılarda ise yapıların tavanlarında, merdiven korkuluklarında, kapılarında, çıkma pervazlarında, şerbetlik ve dolaplarında çeşitli süslemeler yapılarak kullanılmıştır. Konutlarda genellikle geometrik ve bitkisel bezemeler kullanılmıştır. Süslemelerde genellikle geometrik olarak kare, dikdörtgen, baklava dilimli şekilde motifler kullanılırken bitkisel bezeme olarak ise yaprak ve papatya motifleri kullanılmıştır. Bu süslemeler iç mekan tavanda, kapılarda ve raflarda karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında çıtakâri ve kündekâri tekniğinde yapılmış süslemeler de bulunmaktadır. Bezeme konutların cephelerinde daha az rastlanmaktadır. Süsleme cephelerde özellikle kapı yüzeylerinde ve alınlıklarında görülmektedir. Bunun yanı sıra üst katı taşıyan ahşap konsollarda karşımıza çıkmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BÖLGESEL EKONOMİNİN KALKINMASI İÇİN SERBEST BÖLGELERİN ÖNEMİ: ARTVİN HOPA BÖLGESİ VE HOPA LİMANI ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28873</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28873</guid>
      <author>Veysel TATAR, Meriç Burçin ÖZER</author>
      <description>Serbest bölgeler, ihracata yönelik yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, işletmeleri ihracata yönlendirmek ve uluslararası ticareti geliştirmek amacıyla kuruldukları bölgelere birçok fayda sağlamaktadır. Ülkemizde 1980’li yıllarda gelişen dış ticaret aynı zamanda bazı problemleri de gündeme getirmiştir. Bundan dolayı 6/6/1985 tarihinde 3218 sayılı “Serbest Bölgeler Kanunu” kabul edilmiştir. Bu günlerde, ekonomilerin yakınlaşması, imalat ve pazarlamanın uluslararası seviyelere taşınması serbest bölgelerin kuruldukları bölgelere çok önemli değereler sağlayacağının açık bir garantisidir. Bu faaliyetin ekonomik olarak en önemli katkıları; dış ticaret hacmi, yabancı sermaye girişi ve istihdam artışının sağlanmasıdır. Türkiye, Karadeniz’e sınırı olan ülkelerle ticaret hacminin artmasına önem vermiş ve bu yönlü ekonomik politikaları geliştirmiştir. Rusya en önemli ticaret ortağımız haline gelmiş, aynı zamanda, Gürcistan, Bulgaristan, Ukrayna ve Romanya ile kayda değer ticaret rakamlarına ulaşılmıştır. Türkiye’de kurulan serbest bölgelerin üç tanesi Karadeniz bölgesinde olup, Trabzon, Samsun ve Rize illerinde faaliyet vermektedir. Ancak bölge ekonomisinin daha da güçlenmesi için bu sayı yeterli değildir. Artvin ili, Hopa bölgesi lojistik potansiyeli ve sağladığı lojistik hizmetleri ile hem uluslararası ticarete hem de Türkiye'nin iç pazarına değerli katkılar sağlamaktadır. Bu katkıların başında ise en önemli tesis olan Hopa Limanı gelmektedir. Bu bağlamda, bu çalışma, Türkiye'nin önemli bir limanı olarak görülen Hopa İlçesi'nin kara lojistiği ile Karadeniz Bölgesinde lojistik üs ve serbest bölge olma yolundaki çalışmalar ile mevcut durumu incelemeyi ve yapılması gerekenlerin analizini amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK TARİHİNDEKİ SÜREKLİLİĞİN CUMHURBAŞKANLIĞI FORSUNA YANSIMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28821</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28821</guid>
      <author>İlker ALP</author>
      <description>Türkler, M.Ö.’ki yüzyıllardan itibaren anavatanları Orta Asya’dan ayrılarak Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılmışlardır. Hâkimiyet kurdukları coğrafî alanlarda dünya tarihine yön veren birçok devlet ile imparatorluk kurmuşlardır. Fakat atalarımızın çok geniş coğrafî bölgelere yayılmalarından, değişik din ile kültürlerin etkisi altına kalmalarından, devletlerin (şahıs, hanedan, boy, coğrafî bölgelerin etkisiyle farklı isimler taşımalarından ve rejim değişikliklerinden dolayı, Türk tarihinin başlama, sürekliliği ve bütünlüğü konularında farklı görüşler öne sürülmektedir. Öyle ki Türk tarihinin; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından, Osmanlı Hanedanıyla başlatılmasından, Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden, Türklerin Anadolu’ya gelmelerinden itibaren ele alınmasından taraf olanlar vardır. Bu farklı yaklaşımlarla, Türkiye’nin millî nitelik taşıyan ve önde gelen tarihçileri, Türk tarihini, Türk milletinin Orta Asya’da tarih sahnesinde yer almasından itibaren başlatarak günümüze kadar bir bütünlük içinde ele alınmasını savunmaktadırlar. Bu bakış açısını benimseyenlere göre; Türk tarihi, Orta Asya’dan başlayarak günümüze kadar bir bütünlük ve süreklilik içinde gelmektedir. Hanedanlar, rejimler, coğrafi bölgeler, dinler, devlet adları değişmiştir. Ama Türk milleti, Türkçe, Türklerin sosyo-kültürel ve içtimaî yapısı her zaman var olmuş ve gelişerek devam etmiştir. Devletleri kuran ve tarihi yapan ana unsur millettir. Bu sebeple millî tarih, Türk milletinin tarih sahnesine çıkmasıyla başlatılmalıdır. Ulu önder Atatürk de Türk tarihinin, Orta Asya’dan başlatılmasının gerektiği ve Türklerin tarih sahnesine çıktığı dönemden itibaren günümüze kadar bölünmez bir bütünü teşkil ettiği kanaatindedir. Bu sebeple onun talimatıyla Türk Bayrağı üzerine 16 ışınlı güneş ve çevresine 5’er ışınlı 16 yıldızdan oluşan “Cumhurbaşkanlığı Arması” işlenmiştir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Forsu veya Amblemi yürürlüğe girmiştir. Armadaki yıldızlar tarihte kurulmuş ve dünya hâkimiyetinde etkili olan bağımsız büyük Türk devletlerini ifade ederken, güneş ise sonsuzluğu, dolayısıyla mevcudiyetini her zaman devam ettirecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin simgesidir. Bu çalışmada; Türk tarihinin Orta Asya’dan (M.Ö. 3000 yıllarından itibaren) günümüze kadar bölünmez bir bütünlüğü teşkil ettiği ve 16 Türk Devleti Forsunun (Ambleminin); Türklerin binlerce yıllın tarihî, siyasî, iktisadî, içtimaî, sosyo-kültürel birikimini ifade ettiği, tarih sahnesinde yer alan bütün Türk boylarını ve siyasî teşekküllerini temsil ettiği, bu sebeple Forsun; Türk tarihi, kültürü ve bütün dünya Türklüğü için büyük bir manevî değere sahip olduğu vurgulanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÇANAKKALE’NİN AYVACIK İLÇESİ KÖSEDERE KÖYÜNDEKİ OSMANLI YAPILARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28749</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28749</guid>
      <author>Zekiye UYSAL</author>
      <description>Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Kösedere köyü, günümüzde daha çok tarım faaliyetleriyle tanınır. Burada 2010 yılında A.O. Uysal başkanlığındaki yapılan ve benim de katıldığım yüzey araştırmasında Osmanlı dönemine ait çeşitli maddi kültür varlıkları tespit edilmişti. Bunlar bir cami ve yanındaki hamam ile caminin önündeki bir kitabe, çeşme, ilkokul binası, konutlar ve tarihi mezarlıktır. Yüzey araştırması sırasında cami, hamam ve çeşmenin rölövesi çıkarılmıştı. Bu makalede, köydeki ilkokul, konutlar ve mezarlık hariç olmak üzere diğer eserler ele alınmıştır. 19. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen cami, ahşap çatılı bir yapı olup batı cephesinde ahşap direkli, bağdadi kemerli son cemaat yerine sahiptir. Minaresi yenilenmiştir. Harimde ahşap tavan, kıble duvarı ve mihrabın bezemeleri 19. yüzyıla uygundur. Caminin doğu tarafındaki harabe hamam küçük boyutludur. Kösedereli Mehmed Ağa tarafından M.1845 yılı civarında yaptırılmıştır. Soyunmalık ve külhanı yıkılmıştır. Sadece kare planlı ılıklık ve sıcaklığı ile su deposu ayaktadır. Hamam, plan özellikleri bakımından Selçuklu devrinden itibaren köşk ve konaklarda gördüğümüz bir tipi yaşatır. Caminin önündeki musalla taşının üzerine monte edilen kitâbenin Kösedere Köprüsü’ne ait olduğu anlaşılmıştır. Kitabeye göre M. 1852-1853 tarihinde İzzet Ağa tarafından yaptırılan köprü 20. yüzyılda yıkılmıştır. Köprünün sadece ayak kalıntıları görülebilmektedir. Kösedere’de tespit ettiğimiz çeşme kitabesiz bir anıttı. İki cepheli çeşme, üslup açısından 18. yy.ikinci yarısı ve 19. yüzyıla uygun düşmekteydi. 2010 yılında incelediğimiz çeşme yakın tarihlerde tamamen yıkılmış yok olmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ÖZEL SİGORTA ŞİRKETLERİNİN VERİMLİLİĞİNİN DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28780</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28780</guid>
      <author>Ahmet KAR, Bayram ŞAHİN</author>
      <description>Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye büyüyen bir sigortacılık sektörü sektörüne sahiptir. Ancak, sektörün prim tutarlarının yüksek olması ve yüksek enflasyon gibi Türkiye’ye özgü dezavantajları da bulunmaktadır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin artan rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmesi için prim-harcama dengesini gözeterek performans ve verimliliklerini değerlendirmesi, sektör içerisinde diğer şirketlerle etkinlik mukayesesinin yapılması son derece önem arz etmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de faaliyet gösteren hayat dışı sigorta şirketlerinin 2005-2015 yılları arasındaki etkinlik düzeylerini değerlendirerek yıllar itibariyle yaşanan değişimi tespit etmek ve daha etkin şekilde faaliyetlerini sürdürebilmeleri için ne tür iyileştirmeler yapılması gerektiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu çalışma, Türkiye’de faaliyet gösteren yerli ve yabancı sermayeli tüm hayat dışı sigorta şirketlerini kapsamış ve toplam 50 sigorta şirketi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Analiz için gerekli veriler T.C. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’nın yayınlamış olduğu Türkiye’de Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetleri Hakkındaki Raporlardan elde edilmiştir. Bu çalışmada girdi değişkenleri olarak toplam öz sermaye, toplam personel sayısı ve maddi varlıklar, çıktı değişkenleri olarak ise dönem net kar/zararı ve alınan primler kullanılmıştır. Etkinlik ölçümü için EMS (Efficiency Measurement System) paket programı aracılığıyla Veri Zarflama Analizi (VZA) kullanılmıştır. CCR yaklaşımı ile yapılan analiz neticesinde %100 etkin şirket sayısının en fazla 2012 ve 2013 yıllarında olduğu, BCC yaklaşımına göre ise 2009 yılında olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak sigortacılık sektöründeki rekabetin artması şirketlerin kaynaklarını etkin şekilde kullanmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle politika yapıcıların her dönem verimlilik, karlılık ve sürdürülebilirliklerini kontrol etmesi önerilmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TURİZM EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN KARİYER STRESLERİNİN BELİRLENMESİ : GİRESUN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28774</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28774</guid>
      <author>Eray TURPCU, Hakan AKYURT</author>
      <description>Günümüz eğitim ve iş hayatı ilişkisinde, eğitimlerine devam eden öğrencilerin diplomalarını aldıktan sonra hangi işi yapacaklarına ilişkin stresleri önemli bir konudur. Üniversite tercih aşamasında başlayan bu stres faktörü, eğitim yaşamları boyunca da devam etmektedir. Gelecekle ilgili kariyer streslerine yönelik öğrenci algılamalarının belirlenmesi, stres kaynaklarının azaltılmasına olanak sağlayacak çözümlere ulaşılmasını kolaylaştıracaktır. Bu çalışmanın amacı, Giresun Üniversitesi Bulancak Kadir Karabaş Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu ve Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulunda turizm eğitimi alan lisans ve önlisans öğrencilerinin kariyer streslerini belirlemektir. Çalışma, öğrencilerin eğitimleri sırasındaki kariyer streslerinin belirlenmesi ve çözüm yollarının araştırılmasına ışık tutması bakımından önem arz etmektedir. Bu amaç doğrultusunda, 223 öğrenciye yüzyüze anket tekniği ile kariyer beklentileri ve endişelerine yönelik olarak sorular sorulmuştur. Anket formuyla elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Veriler analiz edilirken, öğrencilerin demografik ifadelerinin yorumlanmasında frekans ve yüzde dağılımı yapılmış, kariyer stresine yönelik algılamaların hangi boyutlardan oluştuğunu ve ölçeğin geçerliliğini sağlamak amacıyla da açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Elde edilen boyutların demografik özelliklere ilişkin farklılıkları test etmek amacıyla ikili değişkenler için t-testi, üç ve daha fazla değişkenler için ise varyans analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgular, öğrencilerin kariyer stresleri ile ilgili en büyük endişelerinin iş bulma baskısı olduğunu, bunun ardından ikinci en önemli stres kaynağının kariyer belirsizliği ve bilgi eksikliği olduğunu ve üçüncü önemli stres faktörünün ise dışsal çatışma boyutu olduğunu ortaya çıkarmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURULUŞTAN TANZİMAT’A OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA PARA KREDİ VE FAİZ POLİTİKALARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28834</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28834</guid>
      <author>Nurullah KARTA</author>
      <description>Altı yüzyılı aşkın bir süre varlığını sürdüren Osmanlı İmparatorluğu ekonomik politikaları büyük ölçüde tarım ekonomisine dayanmakta idi. Esasında Osmanlı İmparatorluğu’nda şehirleşme ile birlikte loncalar aracılığıyla iş bölümü gelişmiş mübadele hacmi genişlemiş, tebaanın devlete vermek zorunda olduğu vergiler ve kamu masrafları dikkate alındığında parasal olaylara dayanan bir ekonomi söz konusuydu. Devlet, zaman zaman yüz yüze geldiği birçok tehdit ve tehlikeyi, pragmatizm, esneklik ve müzakere yöntemiyle aşmayı başarmıştı. Özellikle dış tehditler karşısında ayakta kalabilmiş olmasında normatif iktisat anlayışının payı büyüktür. Merkezi yönetim, mülkiyet ve toprak rejimi, vergilendirme, fiyat politikası ve sikke tashihi gibi somut politikaları bir yönüyle kurumsallaştırmıştı. XV. ve XVI. Yüzyıllarda Batı dünyasında olduğu gibi banka, kambiyo gibi gelişmeler söz konusu olmasa da buna benzer Osmanlı İmparatorluğu’nda yaygın bir uygulama alanı olarak ortaklıklar (mudaraba) yoluyla yatırımlar söz konusuydu. Ayrıca faizin bir şekilde kullanıldığı, kredi mektuplarının kullanımı, sarrafların faaliyeti ilkel bir tür bankacılık yapıldığı söz konusu idi. Bu değerlendirmeler çerçevesinde Osmanlılarda Banka, sigorta, poliçe ve faiz politikaları ile mali müesseselerin işleyişi üzerinde durulacak ve Batılı anlamda bu kurumların neden gelişmediğine yönelik değerlendirilmelerde bulunulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KURUMSAL İTİBAR BİLEŞENLERİNİN MARKA SADAKATİ İLE İLİŞKİSİ: GSM OPERATÖRÜ KULLANICILARINA YÖNELİK BİR ALAN ARAŞTIRMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28696</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28696</guid>
      <author>Selma KARABAŞ, Işılay CEYLAN</author>
      <description>Kurumlar maddi kaynakları dışında, sahip oldukları çeşitli değerleriyle var olur ve farklılaşırlar. Kurumun gerek entelektüel sermayesi gerekse bilgi-teknoloji ve donanımları ile uzun dönemde elde ettiği değerlerinin iyi yönetilmesi gerekir. Bu süreçte, tüketici ve tüm paydaşların kurumu nasıl algıladığı kurumun itibarının korunması açısından önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kurumsal itibar bileşenlerinin araştırma örneklemi bağlamında hangi faktörlerle temsil edildiğini ve kurumsal itibar bileşenlerinin marka sadakati ile ilişkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, Çankırı’da ikamet eden 18 yaşından büyük GSM operatörü kullanıcısı 250 kişiyle birebir anket yöntemiyle elde edilen veriler kullanılmıştır. Kolayda örnekleme yöntemiyle elde edilen veriler, “Faktör Analizi” ve “Korelasyon Analizi”ne tabi tutulmuştur. Faktör analizi sonuçlarına göre; kurumsal itibarın dört faktör ile açıklanabildiği (duygusal güven, performans ve liderlik, müşteri değeri ve sorumluluk duygusu) tespit edilmiştir. Kurumsal itibar ile marka sadakati arasındaki ilişkiyi ölçmek için yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre; kurumsal itibar ile marka sadakati arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>UYGUR-ÇİN ÇATIŞMASININ KÖKENLERİ VE BOYUTLARI ÜZERİNE BİR ANALİZ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28828</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28828</guid>
      <author>Ayşe ÇİÇEK</author>
      <description>Doğu Türkistan Uygurları ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında yaşanan çatışmalar, uzun bir tarihçesi olan asimetrik ve etnopolitik bir çatışma örneği olarak bugün hala varlığını sürdürmektedir. 20. Yüzyılın ikinci yarısında iki kez bağımsızlık girişiminde bulunmasına rağmen Doğu Türkistan Cumhuriyeti, uzun süre ayakta kalamamış ve Çin Halk Cumhuriyeti tarafından işgal edilmiştir. Bu çalışmada Uygur- Çin çatışmasının kökenleri ve boyutları betimleyici yönteme başvurularak ortaya konulmuştur. Teorik kısımda ise çatışma, etnopolitik çatışma ve asimetrik çatışma kavramlarının yanı sıra kendi kaderini tayin hakkı konusundaki farklı yaklaşımlar ele alınmıştır. Söz konusu çatışmayı ortaya çıkaran salt insan hakları ihlalleri değil, aynı zamanda Uygurların siyasi ve iktisadi karar alımından dışlanmış olmalarıdır. Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan Uygurlar siyasette ve önemli kadrolarda nüfuslarıyla orantılı olarak temsil edilmemektedirler. Çatışmayı ortaya çıkaran ve besleyen nedenler; Uygurların kendi kaderini tayin hakkını kullanamaması, Çin’in pamuk, kömür, altın ve bakır gibi hammaddelerini sömürmesi, Han- Çinlilerinin 1950’li yıllar itibariyle Doğu Türkistan’a (Sincan) göç ettirilmesi, Çin’in din, eğitim- dil, sağlık, çalışma, ekonomi, çevre ve güvenlik politikalarında uygulamış olduğu baskı ve ayrımcılık politikalarıdır. Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri Uygurların insan haklarıyla ilgili farkındalık yaratma çabalarına rağmen üçüncü taraf olarak sınırlı bir rol oynamışlardır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ise Sincan Bölgesi’nde işlenen insanlık suçlarına karşı “koruma sorumluluğu” nu yerine getirmemektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞLETMELERİN UYGULADIKLARI REKABETE DAYALI FİYATLANDIRMA STRATEJİLERİNİN MÜŞTERİ MEMNUNİYETİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA: NİĞDE VE YÖRESİ KUYUMCU İŞLETMELERİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28801</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28801</guid>
      <author>Ruhan İRİ</author>
      <description>Bu çalışma, işletmelerin pazarlama faaliyetleri kapsamında uyguladıkları rekabete dayalı fiyatlandırma stratejilerinin müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisini araştırmaya yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. 01-28 Şubat 2018 tarihleri arasında, Niğde ve yöresindeki kuyumcu esnafı ile yapılan yüz yüze görüşmeler neticesinde elde edilen veriler ve bilgiler doğrultusunda, kuyumcular tarafından 7 yıl boyunca ara verilmeden sürdürülen rekabete dayalı fiyatlandırma ile müşteri memnuniyeti arasındaki ilişkiye yönelik olarak içerik çözümlemesi yöntemi yapılarak sonuçları değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, Niğde ve yöresindeki kuyumcuların altın pazarlamasında yaptıkları rekabete dayalı fiyatlandırma ile müşteri memnuniyeti konularında yaşadıkları sorunlara da yer verilmiştir. Gerçekleştirilen çalışma, keşifsel bir araştırma olup, araştırma mevcut durumu belirlemeye yönelik tanımlayıcı durum tespiti yapmak amacındadır. Yine araştırma daha önce bu alanda çalışma yapılmaması ve ileride bu alanda yapılabilecek araştırmalara ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın araştırma evrenini, Niğde ve yöresindeki toplam 41 kuyumcu işletmesi ve bu işletmelerde, işyeri sahibi, pazarlama elemanı, satıcı veya tezgahtar olarak çalışan iş görenler oluşturmaktadır. Her kuyumcu işletmesinden rastgele en az bir işyeri sahibi, yöneticisi, pazarlamacısı veya çalışanı toplam 41 pazarlamacı örneklem alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 hazır paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde, bazı tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda, rekabete dayalı fiyatlandırmanın müşteri memnuniyeti üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu, Niğde ve yöresindeki kuyumcu işletmelerinin yaptıkları rekabete dayalı fiyatlandırmadan müşterilerin memnun olduğu sonucunu ortaya çıkmıştır. Yine kuyumcu işletmeleri tarafından pazarlama faaliyetlerinde rekabete dayalı fiyatlandırma yapmak istemedikleri, pazardaki rekabete dayalı fiyatlandırmanın kuyumcu esnafı arasında yaşanan rekabete dayalı zorunluluktan kaynaklandığı gözlemlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CONTRIBUTION OF EMIGRANTS TO THE LOCAL DEVELOPMENT OF CENTRAL REGION OF TOGO</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28875</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28875</guid>
      <author>Abdou-Wahabi ABDOU</author>
      <description>Suriyeli mültecilerin komşu ülkelere ve Avrupa'ya doğru büyük çaplı yerlerinden edilmesine bağlı olarak yaşanan mevcut göç krizi, bir yandan göç konusundaki tartışmayı yeniden canlandırırken, diğer yandan Afrika ülkelerinden Avrupa'daki “Eldorado” ya göç olgusunu şaşırttı. 1980'lerden önce, fakir ülkelerden göç, bu ülkeler için kayda değer bir kayıp olarak görülüyordu. 2000'li yıllarda göçmenler kalkınma uygulayıcıları tarafından Afrika ülkelerinin gelişiminde önemli aktörler olarak algılandılar. Günümüzde göçmenler, Afrika hükümetleri tarafından, kalkınma için gerçek ortaklar olarak görülmektedir. Ancak, katkıları genellikle sadece ekonomik düzeyde tutulmaktadır. Aslında, göçmenlerin kendi toplumlarının gelişimine katkısı çoğu zaman parasal ve parasal olmayan gönderdiklerini indirgenmektedir. Ancak özellikle derneklerde örgütlenen göçmenler, kültürel ve insani düzeylerde de hareket etmektelerdir. Orta Togo Bölgesi, çoğu Togoluların göç ettiği bölgelerden biridir. Ailelerine para ve maddi mal gönderirler ve topluluklarının gelişimi için çalışıyorlar. Ancak, bu eylemlerin faydalanıcıların yaşam koşulları üzerindeki gerçek etkisi halen devam etmektedir. Bu Bölgeden gelen göçmenlerin eylemlerini anlamak için, bu genç erkekleri ve kadınların gitmesini sağlayan sebeplerin anlaşılmasını da gerektirir. Bu çalışma, göçmenlerin Togo'nun Orta Bölgesi'nin gelişimine olan etkisinin gerçek etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Aslında, eylemlerinin toplumun mikro ve mezo düzeyindeki nüfus yaşam koşulları üzerinde bir etkisi vardır. Her şeyden önce, bu çalışma göç ve göç alan bölgelerin gelişimi arasındaki ilişkiyi sorgulamaya çalışmakta ve diaspora'nın bu bölgelerin yerel kalkınmasına yönelik eylemlerinin kârlılığını maksimize etmek için bazı alternatifler önermeye çalışmaktadır. Bu çalışma mevcut literatüre dayanmakla birlikte, özgünlüğü, esas olarak, çalışma ortamının ampirik çalışmalarını ve saha verilerini dikkate alması gerçeğinde yatmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİLDİŞİ SAHİLİ TOPLU TAŞIMA İŞLERİNDE RÜŞVET SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28825</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28825</guid>
      <author>Amara KEITA, Issouf KOUAKOU , Amani Augustin KOUADIO</author>
      <description>2010 yılında iktidara gelmesi üzerine, Fildişi Sahili'nde mevcut hükümet Fildişi Sahili'nin ortaya çıkışını 2020 yılına kadar beş yıllık dönem için bir öncelik haline getirdi. Bunu yapmak için, Başkanlık Programı acil durum (PPU) başlatıldı. Sosyo-ekonomik aktivitenin neredeyse tüm sektörlerinde. Yol altyapıları önemli bir maddi ve gayri maddi yatırım yaşamıştır. Sektörün yeniden canlandırılması gerektiğine göre, yolun akışkanlığı, ülkenin o zamana kadar ulusal ekonominin akciğerleri olan iki limana daha fazla yatırımcı çekiyor. Bununla birlikte, yol raketi, yol sektörünün gelişimi yoluyla ulusal ekonomiyi canlandırma isteğini engellemektedir. Her yıl Ivorian ekonomisi tarafından kayıt altına alınan kayıplar 1 milyon dolara yakındır. Bu çalışmanın ekonomiye, yol tutuşunun haksızlığa uğradığı bu duruma göre, bu çalışmanın, rahiplerin davranışlarının altında yatan faktörleri analiz ettiği düşünülmektedir. Serbest görüşmeler ve nicel verilerin toplanması yoluyla nitel yöntemler, yol raketinin kimliklerini ve eğitim bölgelerini tespit etmemize ve daha sonra müdahale mekanizmalarına ve raketle mücadeleye detaylı bir bakış atmamıza olanak sağlamıştır. Görüldüğü gibi, her aktör eylemlerini meşrulaştırma ve meşrulaştırma mekanizmalarını kurar, dolayısıyla bazı yazarlar tarafından ilerletilen dayanışma kavramı, taşeron ve rahibe arasındaki ilişki ilişkisinde çalışmanın analizinde ilginç bir yer tutmuştur. Dahası, Abobo-Adjamé ekseninin (çalışma analizinin çerçevesi) ifade edildiği durumda, dayanışmanın bu zamansallığının “tarihe göre mağduriyet” duygusunun ideolojisiyle güçlendirildiği vurgulanmalıdır. Böylece raket uygulaması, ödenecek bedeldir. Bu mağdurun temsilini azaltmak için, hapsetme de dahil olmak üzere bir mağduriyet uygulaması geliyor.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖZCAN ALPER SİNEMASI VE TOPLUMSAL HAFIZA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28826</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28826</guid>
      <author>Hasan Sezer FENER</author>
      <description>Toplum, birçok karşıtlığı içinde barındırır. Yaşanan olaylar, hissedilen gerçeklikler, karşıtlık içeren durumlar ve benzer olgular süreç içinde taşınır ve bağlı bulunduğu toplumun geçmişini oluşturur. Toplumun geçmişi, o toplumu oluşturan bireylerle etkileşim halindedir. Geçmiş olgusunun etkisi her bireyde farklı şekildedir ve bu etki karşıt motivasyonlara sahip iki zıt kültürü oluşturur: hatırlama kültürü ve unutma kültürü. Sinemanın geçmişle ilişkilendirilmesi, uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Geçmiş, sinema dolayımında yeniden inşa edilir ve gerçeklikler yeniden oluşturularak öznel tarih anlatısı oluşturulur. Egemen söylemin inşasında yer alan ana akım sinemanın aksine politik sinema, eleştirel yaklaşımı benimseyerek sunulmak isteneni değil; yaşanmışı, nesnel gerçekleri ve üstü örtülen geçmişi gözler önüne serer. Özcan Alper, yönetmenliğini üstlendiği filmlerde yaşanmış ve üstü örtülmüş gerçekleri gün yüzüne çıkarma misyonunu üstlenmiş, politik sinemanın Türkiye’deki önemli temsilcilerinden biri olarak kabul görmüştür. Filmlerinde yer verdiği hayata dönüş operasyonu, faili meçhul cinayetler, varlık vergisi ve 1915 yılında Ermeni halkın yaşadıkları gibi konular, toplumsal hafıza ile sinemanın ilişkilendirilmesinde örnek teşkil ettiğinden dolayı Özcan Alper sineması bu çalışmanın iki ana ekseninden biri olmuştur. Bu bağlamda Özcan Alper’in Sonbahar (2008), Gelecek Uzun Sürer (2011) ve Rüzgarın Hatıraları (2015) filmleri değerlendirilmiş, toplumsal hafıza kavramı ve sinema ilişkilendirilerek Özcan Alper sinemasının toplumsal hafızaya yönelik etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda Özcan Alper sinemasında toplumsal hafızanın inşasında aktif rol oynandığı ve toplumda hatırlama kültürünün oluşması misyonunun üstlendiği görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SOSYAL MEDYADA BİR SİBER ZORBALIK ÖRNEĞİ: MİNA BAŞARAN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28900</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28900</guid>
      <author>Hüseyin YAŞA, Tuğçe Esin PINARBAŞI</author>
      <description>Yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, sosyal medya gündelik hayatın içerisinde geniş bir yer tutmaya başlamıştır. Bireyler sosyal medya hesaplarından istedikleri kişiye, istedikleri zamanda ulaşabilmektedir. Bu noktada zaman ve mekân kavramına yüklenen anlamların farklılaşması gibi kavramlar ve kişilerin davranışları da değişikliğe uğramıştır. Gündelik hayatta yaşanan olumsuzluklar ve zorbalıklar da dijital ortamlara taşınmaya başlamıştır. Geleneksel zorbalık, şekil değiştirerek sanal ortamlarda gerçekleştiği zaman “siber zorbalık” çerçevesinde değerlendirmektedir. Siber zorbalık, kısaca bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanarak bir birey ya da gruba yapılan teknik ya da ilişkisel tarzda zarar verme davranışları olarak özetlenebilir. Bu çalışmada, şiddetin bir türü olan ve sosyal medya platformlarında sürdürülen "siber zorbalık" konusu ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı 11 Mart 2018 tarihinde Mina Başaran’ın Bekarlığa Veda Partisi dönüşünde kendisi ve 8 arkadaşını taşıyan uçağın İran topraklarına düşmesinin ardından sosyal medya üzerinde gerçekleşen siber zorbalık kavramı çerçervesinde söylemsel pratikleri ele alarak analiz edilmesidir. Çalışma sosyal medya platformundan biri olan Twitter ile sınırlandırılmış olup, #minabaşaran, #minabasaran hashtagi altında siber zorbalığa yönelik atılan olumsuz tweetler Betimsel Analiz yöntemiyle uçağın düştüğü günden itibaren üç günlük süre (11,12,13 Mart 2018) boyunca çözümlenmiştir. Çalışmada gerçekleştirilen analiz neticesinde, siber zorbalık içeren tweetlerin genel olarak yaşam tarzlarına yönelik, sosyo-ekonomik statü farklılığı üzerinden üretildiği sonucuna varılmıştır. Olumsuz içerikler, empati kurulmadan temellendirilen gerekçeler üzerinden üretilerek, Twitter’da dolaşıma sokulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM KAYGI DÜZEYİ: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28889</guid>
      <author>Nesrin ÖĞÜT, Emre Osman OLKUN</author>
      <description>Geçmişle kıyaslandığında günümüz dünyasında daha fazla insan uluslararası düzeyde seyahat ediyor, farklı bir ülkede yaşıyor ve eğitim alıyor. Bireyler için yabancı bir ülkede eğitim görme ve yaşama deneyimi, kendi ülkelerindeki hayata kıyasla alışkın olmadıkları bir çevreden dolayı, hem zihinsel hem de duygusal olarak zorlayıcı olabilir. Kişiler iletişim konusunda yüksek bir kaygı yaşarlarsa başkalarıyla iletişimden kaçınma veya geri çekilme eğilimi gösterirler. Uluslararası öğrenciler, sadece küreselleşmiş dünyayı anlamaya katkısı için değil, getirdikleri ekonomik faydalar gibi daha pratik nedenlerden ötürü yüksek öğrenimde çok değerlidir. İşte bu çalışmada Neuliep ve McCroskey (1997) tarafından geliştirilen Kültürlerarası İletişim Kaygı Ölçeği kullanılarak, kültürlerarası iletişim kaygı düzeyi Selçuk Üniversitesinde eğitim gören Türk ve yabancı öğrenciler örneğinde incelenmiştir. Yöntem olarak saha araştırmasının kullanıldığı araştırmada 436 öğrenciye yüz yüze anket uygulanmıştır. Çalışmada, Selçuk Üniversitesinde eğitim gören Türk ve yabancı öğrencilerin farklı kültür ortamına girdiklerinde iletişim kaygısı taşıyıp taşımadığı, Neuliep ve McCrosky’nin 5’li likert tipinde hazırladığı ve 14 farklı ifadeden oluşan Kültürlerarası İletişim Kaygısı Ölçeğine verilen yanıtlarla belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, belli değişkenler doğrultusunda kültürlerarası iletişim kaygı düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı da analiz edilmiştir. Faktör analizi sonuçlarına göre, Neuliep ve McCrosky’nin ölçeğindeki gibi iki faktör grubunun ortaya çıktığı saptanmıştır. Faktör grubunun yedisi negatif yedisinin de pozitif ifadelerden oluştuğu görülmüştür. Araştırma sonuçları; katılımcıların kültürlerarası iletişim kaygı puanının, orta düzeyin biraz üzerinde olduğuna işaret etmektedir. Yine farklı ülkelere mensup arkadaşa sahip olan öğrencilerin sahip olmayan öğrencilere nazaran daha düşük iletişim kaygılarının olduğunu göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


