






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2018 Sayı  70</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=607</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>2018 YILINDA İLK DEFA UYGULANACAK OLAN YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI SINAVINA İLİŞKİN LİSE ÖĞRENCİLERİNİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28858</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28858</guid>
      <author>İlknur MAYA, Sedat YAKUT</author>
      <description>Türkiye’de genç nüfusun yüksek olması, eğitim hizmetlerine olan talebi her geçen gün artırmaktadır. Türk eğitim sisteminde, eğitim için artan talebi karşılayabilmek adına Cumhuriyet’ten günümüze kadar olan süreçte tüm eğitim kademelerinde yeni uygulamaların hayata geçirilmiş olduğu bilinmektedir. Yükseköğretim kademesinde uygulamalar ele alındığında, kontenjanların artırılması tek başına yeterli olmamış, aynı zamanda kaliteyi koruyabilmek için üniversitede öğrenim görme hakkına yönelik olarak öğrencilere merkezi sınavdan başarılı olma şartının getirildiği görülmektedir. Böylece, Türk eğitim sisteminde öğrencilerin, ortaöğretim kademesinden yükseköğretim kademesine geçişte merkezi yerleştirme sınav sonucuna göre üniversiteye kabul edildikleri bilinmektedir. Ancak Türkiye’de bu sınavlar, yıllar içinde isimleri veya içeriği değişen şekilde uygulanmıştır ve uygulanmaya devam edilmektedir. Bunun son örneği ise, ortaöğretimden yükseköğretime geçişi sağlayan sınav sisteminde olan değişikliktir. Bu yeni sınav sisteminin adı, “Yükseköğretim Kurumları Sınavı” (YKS) olarak kamuoyunda yer almaktadır. Bu araştırmada, 2018 yılında ilk defa uygulanacak olan Yükseköğretim Kurumları Sınavı hakkında lise son sınıf (12.sınıf) öğrencilerinin görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda veri toplayabilmek için, Çanakkale İbrahim Bodur Anadolu Lisesi son sınıf (12.sınıf) öğrencilerine anket uygulanmıştır. Uygulanan anket beşli likert ölçeğinden oluşmaktadır ve elde edilen veriler IBM SPSS Statistics 21 programında test edilerek analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; lise son sınıf (12.sınıf) öğrencileri, YKS’de oturum sayısının azaltılmasını, YKS’nin 1 hafta sonunu kapsamasını ve YKS’nin birinci oturumunda elde edilen 200 ve üzeri puanın ikinci yılda da kullanılabilecek olmasını olumlu bulmaktadır. Diğer taraftan lise son sınıf (12.sınıf) öğrencileri, YKS’de soru sayılarının ve sürelerinin yeterli olmadığını, YKS’nin önceki sınav sistemine göre kurs merkezine olan ihtiyacı azaltmayacağını ve YKS’nin ilk kez uygulanmasının kargaşaya sebep olacağını düşünmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ STEM EĞİTİMİ KONUSUNDAKİ METAFORİK ALGILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28843</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28843</guid>
      <author>Sema ALTUN YALÇIN, Paşa YALÇIN</author>
      <description>Çalışmada; Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının STEM Eğitimi konusundaki metaforik algılarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte öğretmen adaylarının STEM Eğitimi algılarının tespiti sayesinde almış oldukları eğitimden kaynaklanan olumsuz tutum ve bakış açıları, yanlış ve eksik bilgileri tespit edilerek, öğretmen adaylarının belirtmiş oldukları nedenler doğrultusunda sorunun kaynağının belirlenmesi amaçlanmıştır. Belirlenen sorunlar ışığında; gerekli önemlerin alınması, planlamaların yapılması ve verilen eğitimin içeriğinde mevcut olan yanlışlıkların giderilmesi hedeflenmiştir. Çalışma da nitel araştırma desenlerinden “olgubilim” kullanılmıştır. 2017/2018 eğitim öğretim yılında 162 öğretmen adayı ile gerçekleştirilen bu çalışmaya katılan öğretmen adaylarının belirlenmesinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme kullanılmıştır. Bu araştırma da ölçüt Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının STEM Eğitimi almış olmaları olarak belirlenmiştir. Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarına 14 hafta boyunca teorik ve uygulama temelli olarak STEM Eğitimi verilmiştir. STEM Eğitimi basit materyaller, legolar, robotik, kodlama ve web araçlarının entegrasyonu ile gerçekleştirilerek öğretmen adayının kendi becerilerini geliştirebilecekleri ve öğrencilerine derste uygulayabilecekleri pek çok etkinlik ile zenginleştirilmiştir. Çalışma da; STEM Eğitimi almış olan Fen Bilgisi Öğretmen Adaylarının STEM Eğitimi konusundaki algılarının ve sebeplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için, öğretmen adaylarının her birinden “STEM…. ya benzer; çünkü……”cümlesinin yazılı olduğu kağıdı doldurmaları istenmiştir. Bu çalışmada, elde edilen verilerin değerlendirilmesinde içerik anali¬zi tekniği kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi sonucunda öğretmen adaylarının STEM eğitimi konusunda hiçbir olumsuz metafor kullanmamış oldukları ve oluşturmuş oldukları metaforların STEM Eğitiminin temelini oluşturan pek çok unsuru betimleme özelliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Metaforların özellikle sistem, yapboz, mühendislik, bilim, teknoloji, tasarım, oyun, basit makine, kurgu, zekâ, yeni şeyler üretme vb. olduğu görülmektedir. Buda verilen eğitimin felsefesinin ve oturtulmaya çalışılan temellerin doğru biçimde gerçekleştirildiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Ayrıca bu sonuç öğretmen adaylarının algılarının aldıkları eğitim doğrultusunda şekillendiğinin bir kanıtı olduğu söylenebilir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN ÖNERDİĞİ KİTAPLARI ÖĞRETMENLERİN OKUMA DURUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28790</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28790</guid>
      <author>Ahmet Oguz AKÇAY, M. Serhat SEMERCİOĞLU</author>
      <description>Günümüz bilgi çağında okuma, bilgi ediniminin, düşünce sorgulamasının ve sosyal becerilerin kazanılmasında anahtar bir rol üstlenmektedir. Bu noktada özellikle öğrencilere model olma yolunda öğretmenlere büyük iş düşmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2005 yılında yayınladığı Türkçe Öğretim Programında öğrencilere “okuma ve yazma sevgisi ile alışkanlığının kazandırılması” temel amaçlar içerisindedir. Bu kapsamda Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nün 21 Haziran 2017 tarihinde sayıları bir milyonu aşan öğretmenlere kişisel ve mesleki gelişimlerine katkı sağlaması açısından yaz tatili boyunca okumaları, incelemeleri ve eleştirel bir gözle tartışmaları için 37 adet kitap ve 30 adet film tavsiye edilmiştir. Bu çalışma, genel müdürlüğün tavsiye ettiği kitapları öğretmenlerin ne oranda okunduğunu cevaplamayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında 164 öğretmene anket uygulanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre Türkçe/Sosyal Bilimler öğretmenleri ile Temel Eğitim ve BÖTE alanındaki öğretmenler arasında günlük yaşantıda kitap okuma eylemine harcanan zaman bağlamında, çalışma yılına göre ve Milli Eğitim Bakanlığının 21 Haziranda öğretmenlere yaz tatilinde önerdiği kitaplar hakkında bilgi sahip olup olmadıkları hakkında anlamlı bir fark bulunmuştur. Bunun yanında çalışma yılına göre günlük kitap okuma süreleri arasında ve katılımcıların cinsiyetine göre günlük yaşantıda kitap okuma eylemine harcanan zaman bağlamında anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜZEL SANATLAR EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN DİJİTAL OKURYAZARLIK DURUMLARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28863</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28863</guid>
      <author>Battal GÖLDAĞ, Sevtap KANAT</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, güzel sanatlar eğitimi alan öğrencilerin dijital okuryazarlık durumlarının incelenmesidir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 2017-2018 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim İş Öğretmenliği, Müzik öğretmeliği ile Güzel Sanatlar ve Tasarım fakültesinde öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Örnekleme toplam 310 öğretmen adayı dahil edilmiştir. Öğrencilerin dijital okuryazarlık durumlarını belirlemek amacıyla Ng tarafından 2012 yılında geliştirilen 17 maddeden oluşan ve Hamutoğlu, Güngören Uyanık ve Erdoğan tarafından Türkçe uyarlaması yapılan “Dijital Okuryazarlık Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek 4 faktörlü bir yapıya sahiptir. Bu faktörler tutum, teknik, bilişsel ve sosyal olarak isimlendirilmiştir. Normallik varsayımı incelenmiş ve verilerin normal dağılım özelliği gösterdiği saptanmıştır (basıklık ve çarpıklık katsayıları ± 1 aralığında). Bu nedenle veriler, betimleyici analizler (ortalama ve standart sapma) ile parametrik analizler olan bağımsız gruplar için t-testi, tek yönlü varyans analizi testi (ANOVA) kullanılarak test edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLKÖĞRETİM SEKİZİNCİ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN OLASILIK KAVRAMINA İLİŞKİN OLUŞTURDUKLARI METAFORLAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30163</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30163</guid>
      <author> Dilek SEZGİN MEMNUN , Şafia TURGUT , Hakan ERGÖL</author>
      <description>Olasılık, durumları ya da olayları tahmin etmeye yönelik eylemleri kapsar ve bireylerin geleceğe yönelik karar almasını etkiler. İnsanoğlu var olduğu dönemden itibaren rastgele olaylarla karşı karşıya kalmaktadır. Günümüzde bu olaylar hakkında fikir üretebilmek, bu olayları yorumlayabilmek ve önlem alabilmek amacıyla, olasılık kullanılmaktadır. Yetişmiş bireylerin öngörülü olmaları da, çok yönlü düşünebilmeleri ve sorunlar karşısında hızlı çözüm üretebilmeleri, olasılık konularının öğretimine verilen önemi gün geçtikçe arttırmıştır. Olasılık konusunun başarılı, etkili ve kalıcı öğretimi ise, öğrencilerin olasılık kavramını doğru bir biçimde algılamaları ve anlamlandırmaları gerektirmektedir. Zihinsel imgeler ise, öğrencilerin kavramlara yükledikleri anlamları ortaya çıkarmada yardımcıdırlar. Bu nedenle, bu araştırmada sekizinci sınıf öğrencilerinin olasılık kavramına ilişkin zihinlerinde oluşturdukları imgelerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, İstanbul ilinde bulunan bir devlet ortaokulunun sekizinci sınıflarında öğrenim görmekte olan öğrenciler ile uygulama gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, araştırmaya katılan sekizinci sınıf öğrencilerine “Olasılık…… gibidir, çünkü…..” cümlesi yöneltilmiş ve öğrencilerden olasılık kavramına ilişkin bir zihinsel imge üretmeleri ve bu imgeyi üretme nedenlerini açıklamaları istenmiştir. Elde edilen zihinsel imgeler araştırma kapsamında açıklanmış ve kategoriler halinde sunulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL MÜDÜRLERİNİN ÖZYETERLİK ALGILARI İLE ONLARIN YÖNETİM TARZLARI ARASINDAKİ İLİŞKİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28913</guid>
      <author>İ.Bakır ARABACI, Ayşe GÜLPINAR</author>
      <description>Her örgüt gibi eğitim örgütleri de roller sistemidir. Kuşkusuz örgütte en önemli rol yöneticilerin rolleridir. Çalışanların yeterlikleri onların beklenen rolleri göstermeleri için önem taşımaktadır. Öz-yeterlik bireylerin kendilerine ait yeti ve yeteneklere ilişkin algı düzeyi olarak tanımlanabilir. Okul müdürleri görevlerinde başarılı olabilmek için gerekli yeterliklere sahip olmaları gerekmektedir. Okul müdürlerinin görevlerinde başarılı olmalarında özyeterliklerinin yanında gösterdikleri yönetim biçim ve tarzları da etkili olmaktadır. Bu araştırma okul müdürlerinin öz yeterlilik algılarının onların yönetim tarzına etkisini saptanmaya çalışmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Bu araştırmanın çalışma evrenini, Şanlıurfa il genelindeki anaokulu, ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 2203 okul müdürü oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 250 okul müdürü oluşturmuştur. Araştırmada olasılıksız örnekleme yöntemlerinden uygun (kolay ulaşılabilir) örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Üstüner (2016) tarafından geliştirilen “Algılanan müdür yönetim tarzı ölçeği” ile okul yöneticilerinin özyeterliliklerine ilişkin algılarını belirlemek için Yıldırım ve İlhan (2010) tarafından uyarlanan “Genel Özyeterlilik Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırma sonuçları okul müdürlerinin öz yeterliliklerine ilişkin algılarının olumlu ve yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmamızda, okul müdürlerinin genel öz yeterlik boyutlarından başlama boyutuna ilişkin yeterlik algıları daha yüksek iken, sürdürme çabası ve yılmama boyutlarına ilişkin algıları daha en düşük düzeydedir. Araştırmada müdürlerin işbirlikçi yönetim tarzlarını benimsedikleri ortaya çıkmıştır</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>OKUL ÖNCESİ DÖNEMDEKİ ÇOCUKLARIN BİLİMLE TANIŞTIĞI NOKTA: COĞRAFYA EĞİTİMİNİN ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28853</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28853</guid>
      <author>Ceylan ÖZBEK AYAZ, Havise GÜLEÇ , Özge ÖZKAN KILIÇ</author>
      <description>Çocukların erken yaşlardan itibaren kendilerini çevreleyen dünyayı tanımaya yönelik olarak ilk merakları oluşmaya ve ilk fikirleri gelişmeye başlar. Bu merak duygusunun çok yoğun olduğu okul öncesi dönemdeki çocuklara coğrafi farkındalık kazandırabilmek için öğretmenlerin etkinliklerinde coğrafyaya yer vermeleri gerekmektedir. Bu doğrultuda araştırmada okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin okul öncesi dönemdeki coğrafya eğitimine yönelik görüşlerini ve coğrafya etkinliklerini okul ortamında kullanma durumlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma Tekirdağ Süleymanpaşa ilçe merkezinde görev yapan toplam 25 okul öncesi öğretmeniyle yürütülmüştür. Nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseninin kullanıldığı araştırmada veri toplama aracı olarak, öğretmenlerin coğrafya eğitimine yönelik görüşlerini belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen “Okul Öncesi Öğretmenlerinin Okul Öncesi Dönemdeki Çocukların Eğitiminde Coğrafya Eğitimine İlişkin Görüşlerine İlişkin Görüşme Formu” kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak geliştirilen görüşme formuna uzman görüşleri doğrultusunda son hali verilmiştir. Toplanan veriler betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiş, sonuçlar frekans ve yüzde değerleri ile ifade edilmiştir. Araştırma sonucunda okul öncesi öğretmenlerinin büyük çoğunluğunun okul öncesi dönemde coğrafya eğitimini gerekli gördükleri, coğrafya eğitiminin çocuklara en çok “yakın çevrelerini tanıma” konusunda kazanımlar sağladığını düşündükleri, coğrafya eğitimine haftada 2-3 kez yer verdikleri, coğrafya eğitimi ile ilgili etkinlikleri daha çok fen etkinliği kapsamında ele aldıkları, coğrafya etkinliklerini uygulama sıklıklarını öncelikli olarak programda yer alan kavramların belirlediği tespit edilmiştir. Ayrıca öğretmenlerin çoğunluğunun okul öncesi eğitim programını coğrafya eğitimi açısından yeterli bulmadığı ve programda ayrı olarak coğrafya etkinliği adı altında yer alması gerektiğini belirttikleri görülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ANA SINIFI ÇOCUKLARI İÇİN MÜZİKSEL KAVRAM VE BECERİLERİ KAZANDIRMAYA YÖNELİK PİYANO DESTEKLİ MÜZİK ETKİNLİKLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28787</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28787</guid>
      <author>Ceren DOĞAN, Belir TECİMER</author>
      <description>Bu çalışmada yer alan piyano destekli müzik etkinlikleri sınıf ortamında temel müzik kavramlarını ve müziksel becerilerini piyano ile çocuklara kazandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Etkinliklerde, çocuğun piyanoyu doğrudan çalması sağlanarak motor ve bilişsel gelişimine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Küçük gruplar için planlanmış olunan bu etkinliklerin çocuğun sosyal gelişimini de desteklemesini planlanmıştır. Etkinlik planlarının hazırlık aşamasında öncelikle alan-yazı taraması yapılarak, mevcut erken çocukluk dönemi piyano öğretimi metotları ve öğretmen rehber kitapları incelenmiş ve bu kaynaklar doğrultusunda kazanım ve göstergeler belirlenmiştir. Etkinliklerin hazırlık sürecinde çocukların bireysel farklılıkları ve gelişimsel özellikleri göz önünde bulundurmuş, öğretimde basitten karmaşığa, somuttan soyuta gitme ilkeleri dikkate alınmıştır. Belirlenen kazanım ve göstergeler doğrultusunda hazırlanan etkinlik planları haftada 2 gün olmak üzere sekiz hafta için düzenlenmiştir. Hazırlanılan planlarda etkinlik süreleri 20 dakikadan oluşmaktadır.Etkinliklerin geçerliliği için öncelikle belirlenen kazanım ve göstergeler, eğitim programları ve öğretim alanında bir uzman tarafından değerlendirilmiştir. Ardından müzik öğretmenliği, okul öncesi eğitimi ve çocuk gelişimi alanlarından 6 uzmanın görüşlerine başvurulmuştur. Uzmanlardan; etkinlikleri amacına uygunluk, açıklık ve anlaşılırlık açısından eleştirmeleri, gerekli gördükleri durumlarda etkinliklerin değiştirilmesi, düzeltilmesi ve çıkartılması ile ilgili görüşlerini belirtmeleri istenmiştir. Etkinlikleri değerlendirirken öncelikle kazanım ve göstergelerinin piyano destekli müzik etkinliklerini kapsama durumu ve 5-6 yaş grubundaki çocukların gelişim düzeylerini dikkate almaları uzmanlardan talep edilmiştir. Hazırlanmış olunan etkinliklerin uzman görüşleriyle güvenilirliği sağlandıktan sonra Çankaya-Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir ilkokuldaki 25 ana sınıfı öğrencisine bu etkinliklerin pilot uygulaması yapılmıştır. Uygulama haftada 2 gün yapılmış ve sekiz hafta devam etmiştir. Etkinliklerin uygulanmasını kolaylaştırmak ve öğrenmede kalıcılığını arttırmak amacıyla çocukların etkinliklere 5-8 kişilik gruplar halinde katılması sağlanmıştır. Geliştirilen piyano destekli müzik etkinliklerinin uzman görüşleri doğrultusunda güvenilirliği, pilot uygulama ile geçerliliği sağlandıktan sonra kazanım ve göstergeler, etkinlik planları, öğrenme araçları, işleniş süreci ve değerlendirme durumları yeniden irdelenerek etkinliklerin son düzenlemesi yapılmıştır. Hazırlanmış olunan etkinliklerin okul öncesi eğitimi ve çocuk gelişimi alanlarındaki sosyal ve bilişsel gelişim öğelerini değerlendiren envanterlerle birlikte deneysel çalışmalarda kullanılması önerilmiştir. Ayrıca erken çocukluk döneminde müziksel kavram ve becerilerin ölçülmesi ile ilgili deneysel çalışmalarda da bu etkinliklerin kullanılabileceği önerilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE PSİKOLOJİK ESNEKLİĞİN YORDAYICISI OLARAK DUYGUSAL ŞEMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28792</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28792</guid>
      <author>Sebahat Sevgi UYGUR</author>
      <description>Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin duygusal şemalarının psikolojik esneklik düzeylerini yordayıp yordamadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcılarını 2017-2018 güz dönemi eğitim öğretim yılında Buca Eğitim Fakültesinde ve farklı bölümlerde eğitim alan gönüllü 270 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma grubunun katılımcıları tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmanın verileri Leahy Duygusal Şema Ölçeği, Kabul ve Eylem Ölçeği II ve Kişisel Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 paketi kullanılmış ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, kurulan regresyon modelinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Buna göre, duygusal şemaların alt boyutları olan duygulardan kaçınma, kontrol edilemezlik, uzlaşı, süreklilik, suçluluk, duyguların inkarı, akılcılık, duygulara karşı zayıflık, duyguları zararlı olarak görme, farklılık, onaylanma, hisleri kabullenme, ruminasyon ve anlaşılabilirlik hep birlikte psikolojik esneklik düzeyindeki değişimin %77’sini açıklamaktadır [R=.88, R2=.77, F=9,252; p</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JEFFREY EUGENİDES’ İN MİDDLESEX VE THE VİRGİN SUİCİDE ADLI ROMANLARINDA CİNSİYET KİMLİĞİ KAVRAMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28797</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28797</guid>
      <author>Bülent Cercis TANRITANIR, Liva ADİL</author>
      <description>Günümüzde toplum II. Dünya Savaşı’ndan sonra yitilen canların, kimlik yitimlerinin ve yeni bir hayatın getirdiği sayısız problemle yüzleşmektedir. Ayrıca kadın erkek arasındaki cinsiyet rolleri bakımından ayrımı da birçok soruna sebep olmuştur. Açıkçası cinsiyet kavramı doğrudan kimlik ile ilişkilendirilmiştir. Bunum sonucunda yazarlar bu konuları birçok farklı yorumla tartışmıştır. Dahası, edebiyatta kimlik kavramı farklı manalarda kullanılır; örneğin, milliyet, ırk, etnik ve cinsiyet kimliği. Bu konular geniş bir şekilde işlenmiştir; bundan dolayı, bu makale ünlü ödüllü Amerikalı yazar Jeffery Eugenides’in bakış açısından cinsiyet kimliği kavramını göstermeyi amaçlamaktadır. Middlesex ve Masumiyetin İntiharı adlı romanlarının ikisinde de birçok başka konunun yanında bu konuların üzerinde durmaktadır. Middlesex, çift cinsiyetli bir kişiyi konu almaktadır ve ana karakterin kimlik yoksunluğundan dolayı vermiş olduğu çabayı göstermektedir. Öte yandan, The Virgin Suicide sebebi kimlik yoksunluğu olan ve birbiri ardından intihar eden beş kızın hikâyesidir. Bu makale, yazarın yöntemini ve her iki kitap arasındaki benzerlik ve farklılıkları tartışmaktadır. Makale kimlik kavramı üzerine yoğunlaşmıştır ve buna ek olarak cinsiyet sorunu bu makalenin başka bir meselesidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HERTHA KRAEFTNER’İN “BAŞKENTTE” VE INGEBORG BACHMANN’IN “KÖPEK HAVLAMALARI” ADLI ÖYKÜLERİNDE (POST)MODERN DÜNYADA ÖZYABANCILAŞIM VE ANNE-OĞUL YABANCILAŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28806</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28806</guid>
      <author>Funda KIZILER EMER</author>
      <description>Bu çalışmada, hemen hemen aynı dönemlerde yaşamış ve yaşamlarını intihar ederek sonlandırmış savaş sonrası Avusturya edebiyatının (Nachkriegsliteratur) iki seçkin kadın şair ve yazarı olan Ingeborg Bachmann ile Hertha Kräftner’in seçilmiş düz yazı metinleri karşılaştırılacaktır. Karşılaştırmak üzere seçtiğimiz bu metinlerin orijinal adları şu şekildedir: Ingeborg Bachmann'ın „Das Gebell von Hunden“ ile Hertha Kräftner’in "In der Hauptstadt” adlı öyküsü. (Ingeborg Bachmann'ın öyküsü Kamuran Şipal tarafından Türkçeye çevrilmiştir, ancak Hertha Kräftner’in öyküsü henüz dilimize çevrilmemiştir. Bu nedenle Kräftner’in metninden yapılan alıntılar, tarafımızdan Türkçeye çevrilmiştir). Bu karşılaştırmalı çalışmanın konusu, Ingeborg Bachmann'ın “Köpek Havlamaları” ve Hertha Kräftner’in “Başkentte” adlı seçilmiş metinlerinde ‘anne-oğul ilişkisi’ çerçevesinde izlekselleştirilen, ‘aile ilişkilerindeki yabancılaşma ve özyabancılaşım (kişinin kendisine yabancılaşması)’ sorunsalını ele almaktır. Çalışmanın amacı ise, bu şekilde (post)modern dönemin bireysel ve toplumsal anlamdaki en önemli sorunlarından biri olan yabancılaşma sorununa dikkat çekmektir. Çalışmamızda incelemek üzere seçtiğimiz her iki öyküyü, yöntemsel açıdan; tematolojik olarak ‘ortak konu’ ekseninde karşılaştıracağız. ‘Yabancılaşma sorunsalı’ ekseninde yaptığımız metin analizinde kullandığımız yöntem ise, metin içi (werkimmanent) yorumlama yöntemi, psikanalitik, sosyolojik ve feminist eleştiriyle okur odaklı yaklaşımları (werktranszendental) birbirine harmanlayan ‘eklektik’ bir yöntemdir. Özetle, bu özgün çalışmada; Avusturya edebiyatının iki önemli kadın şair ve yazarı olan Ingeborg Bachmann ile Hertha Kräftner’den seçtiğimiz her iki öyküde, anamalcı (post)modern dönemin büyük şehirlerinde hızla akan zaman temposu içinde yaşayan anonim (eril) öznelerin, kendilerine ve annelerine yabancılaşmasının trajik boyutlarını ‘karşılaştırmalı’ olarak irdelemeye çalışacağız.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ZADIE SMITH’İN KAMBOÇYA BÜYÜKELÇİLİĞİ ROMANININ POSTKOLONYAL OKUMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28922</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28922</guid>
      <author>Ahmet KAYINTU</author>
      <description>Bu makalenin amacı, Zadie Smith’in Kamboçya Büyükelçiliği adlı romanını postkolonyal bir açıdan yorumlamaktır. Postkolonyal teori, ötekilik, çokkültürlülük, ulus, kültürel yabancılaşma, melezlik, bireysel, kültürel ve etnik kimliğin inşasını anlama açısından uygun bir teoridir. Smith’in romanlarındaki kimlik politikaları genellikle kültürel ve ırksal çerçevelere dayanan perspektifler aracılığıyla yorumlanmaktadır. Kısa olup yirmi bir kısma ayrılan bu romanında Zadie Smith, Fildişi Sahili'nden Fatou adında bir kadının, İngiltere'de yaşamını sürdürmek için, Kuzey Batı Londra'da, Willesden'da bir Asya ailesi için hizmetçi olarak çalışmasını konu edinir. Fatou, birbirindeb tamamen farklı olan Asya Kültürü ve beyaz İngiliz kültürünün bir arada bulunduğu bir yerde yaşar. Kendisi de dahil bu grup üyeleri aralarında nerdeyse hiç bir iletişim olmayan, birbirine paralel fakat dağınık hayatlar yaşar. Maaş alamadan yatılı hizmetçilik yapan Fatou’nun çektiği sıkıntılar, ona, kendisini çok daha kötü durumda olanlarla özdeşleştirme cesareti verir. Nihayetinde bir köle olmadığını düşünerek kendini rahatlatır. Romanda yer alan tartışma konularından en önemlisi, şüphesiz İngiltere'nin çok kültürlü yapısıdır. Bir yandan göçmenler geleneksel ve kültürel değerlerini korumak isterken, diğer yandan ev sahibi ülkeler seküler değerlerini tehlikede görür. Fatou, hizmetçi olduğu aile tarafından benimsenmemiştir. Göçmen olarak, yeni kültürü öğrenme ve hak edinme sürecini tamamlamayamamış, ne yeni bir pozisyona edinmeyi başarmış ne de İngiltere'ye karşı duygu, aidiyet ve özdeşleşme eğilimi gösterebilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HEINRICH BÖLL’ÜN “DOKUZ BUÇUKTA BİLARDO”ADLI ESERİ VE TÜRKÇE ÇEVİRİLERİNİN GIDEON TOURY’NİN EREK ODAKLI KURAMINA GÖRE KARŞILAŞTIRMALI İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28815</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28815</guid>
      <author>Lokman TANRIKULU</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı Nobel ödüllü ünlü Alman yazar Heinrich Böll’ün 1959 yılında yayımladığı “Dokuz Buçukta Bilardo (Billard um halb zehn) ” adlı romanı ile farklı çevirmenler tarafından farklı tarihlerde çevirisi yapılmış olan üç ayrı çevirinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Eserler incelenirken ilk olarak süreç öncesi normları, yani dışsal görünümleri, kapak sayfaları, metin içi bölümleri vb. ölçütler göz önünde bulundurulup, sonra çalışmanın amacı kaynak metinden rastlantısal seçilmiş cümle çevirileri ele alınıp, eşdeğerleri bulunmuştur. Kaynak metindeki metinler ile çevrilen metindeki eşdeğerleri arasındaki ilişki Gideon Toury’nin erek odaklı çeviri kuramına göre incelenmiştir. Çeviri normlarının incelenmesinde, süreç öncesi normlar ve çeviri süreci normlarına yer verilmiştir. Sonra eserin çözümlenmesine yer verilmiştir. Sonuç olarak Gideon Toury’nin erek odaklı kuramına göre incelenen üç çeviri eserde kullanılan çeviri stratejileri aynı olsa da, kaynak metne yakın yakın ise “yeterli”, erek metne yakın ise “kabul edilebilir” olarak değerlendirilmektedir. Yapılan çevirilerde en çok birebir çeviri, yer değiştirme, çıkarma, ekleme, uyarlama, yorumlama ve yerlileştirme stratejilerine başvurulmuştur. İnceleme sonunda çeviriler değerlendirildiğinde her üç çeviri de hem kaynak metin dil ve kültüre yakın olduğu için yeterli ve hem de erek metin, dil ve kültüre yakın olduğu için kabul edilebilir bir çeviri olarak değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜFTÎ’NİN TEŞRİFÂTÜ’Ş-ŞU’ARÂ’SINDA OLUMSUZ DEĞERLENDİRMELERDE KULLANILAN ÜSLUP</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28810</guid>
      <author>Gökçehan Aysel YILMAZ</author>
      <description>Teşrifâtü’ş-Şu’arâ, 17. yüzyıl şairlerinden Güftî’ye ait olup Türk edebiyatının bilinen tek manzum tezkiresidir. Mesnevi nazım biçimiyle yazılan tezkirede, yazarı Güftî’nin kendisi de dahil 106 adet şaire yer verilmiştir. Büyük bir bölümüne mizahi üslubun hakim olduğu tezkirede, şairlerin fiziksel özellikleri, meslekleri, memleketleri, karakter özellikleri, inançları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bilgilerin bir bölümü incitmeyen, şakacı bir dille; bir bölümü ise küfre varan acımasız bir üslupla yazılmıştır. Güftî, beğendiği şairleri Urfî, Enverî gibi Fars Edebiyatı’nın önemli şairlerine; beğenmediklerini ise Battal Gazi, Hamza-nâme, Geyik-nâme, Timur-nâme, Kelîle ve Dimne gibi tarihi destani hikayeler yazan, tercüme eden şairlere denk tutmuştur. Tezkirede beğenilen şairler ve şiirleri mübalağalı bir dille övülmüş; beğenilmeyenler ise alaycı bir üslupla, hicvedilerek değerlendirilmiştir. Ayrıca Güftî, mana hırsızlığı yapan şairleri de tespit etmiş ve bu şairleri hoş görmeyerek sert bir dille eleştirmiştir. Çalışmamızda Güftî’nin tezkiresinde yer verdiği şairlerin şiirleri hakkındaki olumsuz değerlendirmeler mazmun, mecaz, nükte, cinas, mana ve imla gibi başlıklar altında incelenecektir. Teşrifâtü’ş- Şu’arâ’da şairlerin sanatçı kimliklerine yöneltilen eleştiriler, özgünlük ve kıyaslandığı diğer şairler gibi özellikler altında ele alınacaktır. Ayrıca Güftî’nin değerlendirmelerinde kullandığı benzetmeler ve kurduğu hayallerle oluşturulan eleştiri üslubu incelenecektir. Böylelikle Güftî’nin bir tezkire sahibi olarak şiire bakış açısı, şairlere yaklaşımı, yaşadığı çağın edebiyat dünyasına, edebi zevkine dair görüşleri tespit edilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BURSALI RAHMÎ’NİN YAYIMLANMAMIŞ ŞİİRLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28670</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28670</guid>
      <author>Tülin ARSLAN</author>
      <description>16. yüzyıl şairlerinden Bursalı Rahmî (ö.1567/1568)’nin tezkirelerde, iyi bir eğitim aldığından, genç yaşta şiir söylemeye başlayarak Defterdar İskender Çelebi’nin ve Sadrazam İbrahim Paşa’nın himayesinde kaldığından hatta Kanunî Sultan Süleyman’ın da övgüsüne mazhar olduğundan bahsedilmektedir. Ayrıca tezkirelerde sağlam bir kişilik sahibi ve iyi bir şiir üstadı olduğu da söz konusu edilmiştir. Şairin bir Dîvân’ı, İranlı mesnevi şairi Nizamî’nin Mahzenü’l-Esrâr isimli mesnevisine nazîre olarak söylediği Gül-i Sad-berg mesnevisi ile İranlı şair Hilalî’nin aynı adı taşıyan eserinden tercüme yoluyla yazdığı Şâh u Gedâ adlı aşk mesnevisi vardır. Mecmûalar, Türk kültürüne dair pek çok unsuru ihtiva etmektedir. Mecmû’a-i eş’ârlar ise dîvân şairlerinin şiirlerinin kayıt altına alındığı önemli kaynaklardandır. Bu çalışmanın konusunu, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi ŞR 60 numaraya kayıtlı Mecmû’a-i Eş’ar’da yer alan ve Bursalı Rahmî’ye ait olduğunu tespit ettiğimiz yayımlanmamış 6 gazel oluşturmaktadır. Mecmû’a-i Eş'ar; Bakî, Emrî, Necatî, Rahmî, Ubeydî, Ümidî ve Zatî olmak üzere 16. yüzyıl şairlerinin şiirlerinden müteşekkil bir eserdir. Tertiplenişi bakımından sistematik bir özellik arz eden Mecmû’a-i Eş'ar'da her bir şairin şiirleri için ayrı bir bölümün ayrılmış olduğu izlenimine varılmaktadır. Bursalı Rahmî'nin 24 gazelinin yer aldığı bu mecmuada, başka bir yerde yayımlanmamış olan 6 gazelinin neden kendisine ait olabileceğine dair varsayımlar sunulmuş, söz konusu 6 şiir yeni harflere aktarılarak ve genel itibariyle tanıtılarak verilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KASTAMONU İLİ HESAP İŞİ İŞLEMELERİNİN TEKSTİL TASARIMINA AKTARILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28842</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28842</guid>
      <author>Banu Hatice GÜRCÜM, Nursel BAYKASOĞLU</author>
      <description>İnsanoğlunun var oluşundan bu yana yaşamını daha güzelleştirmek için çevresinde gördüklerini, taş, duvar ve çömlek parçalarına aktarması sonucunda ortaya çıkan olgu, sanat olarak adlandırılmıştır. Bir milletin kültürünü yaymada önemli bir etkiye sahip olan sanat, ayrıca insanları birbirine yaklaştırmada ve belli bir kültür birliğinin oluşmasında da önemli bir etkendir. El sanatları bireysel beceriye dayalı gelenek, yöre ve kültürel özelikleri taşıyan aynı zamanda gelir getirici bir üretim tarzıdır. Türk el sanatları içinde en bilinen tekniklerden bir tanesi olan hesap işi, Türk çeyiz geleneği ile pek çok yöremizde bugüne kadar yaşatılabilmiştir. Hesap işi teknik özelliği gereği, desen kumaşa çizilmeden, bakarak geçirme tekniği ile uygulanan ve müzelerden, evlerdeki eski işlemelerden, antikacılardan alınan örneklerle karakteristik özelliği bozulmadan çalışılan geleneksel bir işlememizdir. Bu işlemedeki ürünler günümüze kadar çevrelerde, mendillerde, panolarda, kuşaklarda vb. kullanılmıştır. Tasarımın temel kaynaklarından biri olan kültürel unsurların günümüz uygulamalarında kullanılması ile kültürel el sanatlarımızın yaşatılması gerekmektedir. Bu nedenle bu araştırmada Kastamonu ilinde yapılan bir etnografik araştırmada kayıt altına alınan hesap işi işlemelerin desen özellikleri, işlenen kumaş özellikleri, renk ve kompozisyon özellikleri incelenerek, geleneksel kullanım alanı dışında tekstil tasarımına aktarılması, böylece Kastamonu iline ait hesap işi örneklerinin sürdürülmesi konusunda bir farkındalık geliştirilmesi amaçlanmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TİRE KENT MÜZESİNİN KÜLTÜREL MİRASI KORUMADAKİ YERİ VE ÖNEMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28895</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28895</guid>
      <author>Ayşegül KOYUNCU OKCA, Ayşegül ELİBOL TÜFEKÇİ</author>
      <description>Kültür; toplumların sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı, maddi ve maddi olmayan ürünler bütünü, sembolik ve öğrenilmiş ürünler ya da özellikler toplamı; insan faaliyetinin toplumsal olarak aktarılan yönlerinin bütünü olarak açıklanmaktadır. Kültürel miras ise bir ülke veya bölgenin tarihi ve kültürü hakkında bilgiler veren, somut ve soyut her türlü taşınır veya taşınmaz varlıklardır. Kent müzeleri; kenti oluşturan kimlikleri, kentin etnik, kültürel, sosyal ve sanatsal bileşenlerini irdeler. Bunların yanı sıra, kentin tarihsel dönüm noktalarını, kentin konumunu ve çevresi ile olan ilişkilerini, gelişim ve değişim temelinde yaşam biçimlerini öncelikli olarak konu alan yapılardır. Aslında geçmiş ile birlikte geleceğin ele alındığı eser temelli değil de kuşaktan kuşağa anlatım temeli olan yapılardır. Kısacası kent müzeleri maddi kültür ögelerinden çok bu ögelerin kültürdeki yeri ve önemine dikkat çekerler. Bir kenti kent yapan en büyük özellik bünyesinde barındırdığı, kentin geçmişinden günümüze taşıdığı tüm serüvenlere şahitlik yapmış olan değerlerine sahip çıkmasıdır. Kent müzelerinin görev ve sorumlulukları arasında silikleşen kent belleğinin hatırlatılması gelmektedir. Bu çalışmada kent müzeciliğinin güzel bir örneği olan Tire Kent Müzesi’nin tanıtımı yapılarak, Tire Kent Müzesinin sadece folklorik ve etnografik malzemelerin sergilenmesi ile yetinilmeyip aynı zamanda kültürel miras niteliği taşıyan geleneksel mesleklerin günümüze ulaştırılıp, yaşatılmasını ve gelecek nesillerin faydalanmasını sağlamak için yapmış oldukları çabalardan bahsedilmiştir. Bu çalışmanın gerçekleşmesi için yöntem anlayışı ışığında amaca ulaşmada gerekli olan verileri elde etmek için alan araştırması yapılmış, gözlem ve söyleşi teknikleri kullanılarak gerekli bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca literatür taraması yapılarak bu çalışmanın bilimsel bir tabana oturtulması sağlanmıştır. Tire Kent Müzesi’nde yaşatılmaya çalışılan geleneksel meslekler tarafımızdan fotoğraflanarak belgelenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MANİSA İLİ GÖRDES İLÇESİ KALEMOĞLU KÖYÜ GELENEKSEL KADIN GİYSİLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28896</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28896</guid>
      <author>Birnaz ER</author>
      <description>Kalemoğlu köyü değişen hayat şartları ve tarzına rağmen kendi öz gelenek ve göreneklerini korumuş Manisa ili Gördes ilçesinin nadir köylerinden biridir. Günümüzde Kalemoğlu köyünde “Uskufa” diye nitelendirilen geleneksel giysileri yüzyıllar öncesinden günümüze farklı isimlerle anılarak, farklı kumaş özellikleri ve farklı kullanım amaçlarını geride bırakarak gelmiştir. Üçetek şeklindeki desenli ipek kumaşlardan yapılan geleneksel giysiler (Uskufa) pembe ve yeşil renklidir. Pembe ve yeşil Uskufalar gelin giysisi olarak, kız ve erkek evi tarafından geline çeyiz olarak hazırlanmaktadır. Geleneksel kıyafetlerinin üzerinden bellerine, el dokuması önlük bağlanmakta ve bu dokumanın bele tutturulmasında ise çarpana dokuma olarak da bilinen kolon dokumaları kullanmaktadırlar. Halen Kalemoğlu köyü kadınları geleneksel giysilerini, evlenme düğünlerinde, sünnet düğünlerinde, kına gecelerinde ve hatta bazı kadınlar günlük yaşamlarında da giyinmektedirler. Gelişen teknolojiye ve aradan geçen zaman dilimine rağmen kullanılan kumaşlar ve kalıplarda geçmişe bağlı kalındığı, günümüzde çok fazla değişikliğe uğramadan giyildiği tespit edilmiştir. Bu çalışmada Manisa ili Gördes ilçesine bağlı Kalemoğlu köyündeki tarihi eser niteliğinde olan giysiler ile günümüzde var olan kadın giysileri, kaynak kişilerden elde edilen bilgiler doğrultusunda fotoğraflarla tanıtılmış; bu giysiler düğünlerde giyilen giysiler ve günlük giyilen giysiler olarak sınıflandırılmış; giysilerin kumaş ve desen özellikleri açıklanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİK TASARIMINDA DİSTOPYA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28914</guid>
      <author>Rahşan Fatma AKGÜL</author>
      <description>Felsefe ve sanat tarihi bağlamında ütopya, düşünce tarihi açısından çok sayıda tartışmanın anahtar kavramı olarak yer almıştır. 1516 yılında Thomas More’ un yazdığı Ütopya eseri, ütopyanın sanatla doğrudan bağının kurulduğu bir başlangıç olarak kabul edilir. Postmodern dönem düşünsel anlamda bir distopya dönemidir. Distopya olarak postmodern düşünce hedefe ulaşmadan biten yolculuğa acı çekmeden bakabilmektir. Bu bağlamda Bauman Foucault, Gramsci, Froster, Deleuze, Zizek ve Bourdieu gibi teorisyenlerin liberal ütopyanın eleştirisine yönelik distopik analizleri, distopyanın kuramsal dayanaklarını oluşturmuştur. Çok sayıda sanatçı bu savlara ilgi duymuş, ürünlerinde söz konusu analizleri somutlaştırmıştır. Distopya bir tür kara ütopya olarak da algılanmış, postmodern duyarsızlığın modernliğe karşı tepkisizlik olarak algılanmasını sağlamıştır. Distopya; modern insanın hayallerinden vazgeçmesi, kendisine hedef belirleyememesi, belirlediği hedefte ilerleyemeden yorulması, her parlak fikrinin kısa zamanda önemsizleşmesi gibi bir olumsuz evren içerir. Bu evren zaman zaman sanat ürünün kendini var etmeye çalıştığı evrendir. Edebiyatla başlayan distopya; sinema ve tiyatro alanlarında yoğunluk kazanırken grafik tasarımı bu dönüşümden kendini uzaklaştıramamış, çok sayıda marjinal grup ve sanatçı topluluğu üretimlerinde distopik yöntemi seçmiştir. Araştırma 20. yüzyıldan başlayan sanatta distopya düşüncesini irdeleyerek, söz konusu düşüncenin grafik tasarımlarında somutlaşma biçimini tartışacaktır. Araştırmada literatür tarama yöntemi ile distopya düşüncesini tartışan görüşler seçilip; bu görüşlerin öncelikle sanata daha sonra da grafik tasarımına yansıması irdelenecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PIET MONDRIAN VE KAZIMIRMALEVICH ÖRNEKLEMİNDE SOYUT YAPITLARIN SOMUT İSİMLERLE ADLANDIRILMASI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28822</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28822</guid>
      <author>Tolga ŞENOL, Mahpeyker YÖNSEL</author>
      <description>Piet Mondrian Neo-plastik sanatın uygulayıcısı ve savunucusudur. Önceleri doğa soyutlamalarından elde ettiği kompozisyonlar çalışmışken sonraları teozofinin etkisiyle platoncu bir yoruma ulaşmıştır. Esas gerçekliği resmetme adına yüzeyde birbirine dayanmış siyah dikey-yatay çizgiler, beyaz, sarı, kırmızı ve maviden oluşan dörtgen renk alanları kullanarak oluşturulmuş çalışmalar pure soyut ifade taşırlar. Bununla birlikte Sanatçının Amerika’ya göçü sonrası Pure soyut olan yapıtları ise nesnel ifadeyi ya da çeşitli melodileri karşılayan isimlerle adlandırılmıştır. Kazimir Malevich süprematist sanat akımın kurucusudur. Yüzeyde doğasal olanın yıkılıp yok edilmesi ve duyumculuğun en temel öğretisi olan akım çerçevesinde incelenen yapıtlar, bazen akımın ismi ve numara ile adlandırılırken bazen de nesnel ifadelerle ilişkilendirilerek isimlendirilmişlerdir. Çalışmanın amacı; P. Mondrian ve K. Malevich’in soyut yapıtlarına nesnel isimler vermelerinin yapıtı algılama adına izleyicide oluşturabileceği etkiyi ve sanatçıların bu yaklaşımlarıyla neyi amaçladıklarını çözümleyebilmektir. Çalışmanın örneklemini Mondrian ve Malevich’in nesnel isimlerle adlandırdıkları eserlerden örnekler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak sanat eseri inceleme ve literatür tarama yöntemleri kullanılmıştır. Mondran’ın Amerika’ya göçü sonrası soyut eserlerine nesnel isimler verdiği bilgisine ulaşılırken Malevich’in nesnel isimler verdiği soyut yapıtlarındaki biçimlerle, verilen isimlerin bağlantısız olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular çalışmanın önemi açısından tartışılmıştır. Piet Mondrian ve Kazimir Malevich’in soyut yapıtlarını doğru bir biçimde anlamlandırma adına yapılmış bu çalışmanın sanat eğitimcileri ve öğrencileri için kaynak olarak sunulması öngörülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SERGİLEME TASARIMINDA ZİYARETÇİ VE MEKAN</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28883</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28883</guid>
      <author>E. Jessica McKIE</author>
      <description>1850’lerden günümüze kadar çeşitlenerek gelen sergi anlayışı, hem kullanım amacına hem de hedef kitlesine göre farklılık gösterecek şekilde değişmiş ve kendi içerisinde araştırma alanları oluşturmuştur. Sergileme tasarımıyla yapılabilecek algı yönlendirmeleri, kontrollü deneyimler yaratabilmeye olanak sağlamaktadır. Araştırmada, ilgili algı yönetimi konusunda temel oluşturacağı düşünülen, sergileme-ziyaretçi-mekan başlıkları örneklerle incelenmiştir. Sergileme tasarımında mesajın iletileceği ziyaretçi için mekan, özne ve nesne görevlerini aynı anda üstlenebilmektedir. Ziyaretçilerin deneyiminin kontrolünün sağlaması noktasında, sergileme ve mekan ilişkisinin etkin olduğu düşünülmektedir. Günümüz teknolojilerinin sağladığı olanaklarla tasarlanan sergilemelerde, ziyaretçilerin farklı deneyimler yaşaması sağlanabilmektedir. Bu düşünceden yola çıkarak, yeni teknoloji ile tasarlanan sergileme örnekleri incelenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda, ziyaretçi-mekan ilişkisi bağlamında, eserle etkileşim içerisine girilebilmesine olanak sağlayan çoklu ortam teknolojilerinin ziyaretçi deneyimlerine katkıda bulunduğu ve sergileme sırasında yapılmak istenen algı yönlendirmelerinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEMLÜKLER DÖNEMİNDE KALAVUN HASTANESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28892</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28892</guid>
      <author>M. Fatih YALÇIN</author>
      <description>Ortaçağ İslam dünyasında Bağdat, Şam ve Kahire gibi önde gelen şehirlerde devlet adamları tarafından muazzam hastaneler yaptırılmış ve bu yapılar uzun yıllar ayakta kalarak hastalara hizmet etmişlerdir. Memlükler döneminde de devlet adamları eliyle hastaneler yaptırılmaya devam edilmiştir. Bunlar arasında XIII. yüzyılın sonlarında Memlük Sultanı Kalavun (678-689/1279-1290) tarafından Kahire’de bir külliye içinde yapılan hastane öne çıkmaktadır. Bu külliyede hastane ile birlikte medrese ve türbe de yer almaktaydı. Vakıf gelirlerinin çokluğu, geniş imkanlara sahip olması ve meşhur hekimlerin burada çalışması gibi özellikleri dolayısıyla döneminin en önemli hastanelerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu hastane, asırlar boyunca hem hastaların tedavi edildiği bir sağlık kurumu hem de öğrencilere tıp ilminin öğretildiği eğitim kurumu olarak işlev görmüştür. Bu hastanenin açılışından kısa bir süre sonra dönemin ünlü hekimi İbnü’n-Nefîs’in (ö. 687/1288), kitaplarını buraya bağışlamış olması, hastanede tıp eğitimine verilen ehemmiyeti göstermektedir. Yine dönemin önde gelen bazı hekimlerinin burada ders vermesi, Kalavun hastanesinin tıp eğitimi hususunda gözde bir konumda olduğunu düşündürmektedir. Günümüze ulaşan vakfiyesinde net bir şekilde ifade edildiği üzere, burada zengin ya da fakir ayrımı yapılmaksızın hastalar ücretsiz tedavi edilmektedir. Elinizdeki çalışmada, Kalavun hastanesinin yaklaşık iki buçuk yüzyıllık bir tarihî kesiti üzerinde durulacaktır. Hastanenin vakfiyesi ile dönemin kronikleri ve biyografik eserleri doğrultusunda hastanenin yapılma sebebi, söz konusu süre zarfında hastanede tedavi gören hastalara hizmet verilen klinik alanlar ve hastalara sunulan hizmetler ile tıp eğitiminde hastanenin rolü ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYNU’L-A’YÂN ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28907</guid>
      <author>Mehmet KILIÇARSLAN</author>
      <description>Osmanlı’nın ilk resmi Şeyhülislamı Molla Fenârî, siyasî, ilmî, fikrî… her türlü gruplaşma ve ayrışmanın yaşandığı, ilimlerde branşlaşmanın tamamlandığı, tefsir, fıkıh, kelam, felsefe, dil vb. hemen her alanda çeşitli ekol ve medreselerin oluştuğu, oluşan bu ekollerin kendi görüşlerini ispat niyetiyle çeşitli eserler kaleme aldıkları bir dönemin ardından dünyaya gelmiştir. Aynu’l-A’yân, onun başyapıtlarından biridir. Görünüşte bir Fatiha suresi tefsiri olan Aynu’l-A’yân’ın Mukaddime bölümünde Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılabilmesine yönelik 170 sayfalık usul bilgisi yer alır. Kur’an’a dilciler gibi sadece lafız nazarıyla bakarak sarf, nahiv, lügat ve belagat çerçevesinde yaklaşmaz. Bazı tasavvufçular gibi hiçbir ayet veya hadise dayanmayan indi çıkarımlar ya da ilham kaynaklı sübjektif yorumlar üzerinden ayetleri açıklamayı da muteber görmez. Ayetlerin literal tahlilini yaparak lafız bağlamında herhangi bir müşkil kalmayacak şekilde onları zahiren açıkladıktan sonra tasavvuf, kelâm, felsefe ve ahlak disiplinlerinin verileri ışığında bâtınî manalarına yönelir. Bu arada hadis, fıkıh, fıkıh usulü de yararlandığı disiplinlerdendir. Hakâik, tezkir, terğib, terhib, meârif başlıkları altında ayetlerle muhataplara verilmek istenen mesajları tespit etmeye, öze ulaşmaya gayret eder. Fatiha suresi ise onun Mukaddime’de belirlediği esasların uygulanma alanıdır. 7 ayet 24 kelimelik Fatiha suresini 206 sayfa boyunca açıklaması, tüm Kur’an’ın bu minval üzere tefsir edilmesi özleminin bir yansıması gibidir. Bu makalede onun usulü belirlenmeye, hangi başlıklar altında ne tür konuları ele aldığı gösterilmeye çalışılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLAHİYAT FAKÜLTELERİ HAZIRLIK SINIFLARINDA OKUTULAN DERS KİTAPLARININ DİL BECERİLERİ ÖĞRETİMİNDEKİ ROLÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28945</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28945</guid>
      <author>Yaşar ACAT</author>
      <description>Din faktörü gibi dış etkenler sebebiyle her müslüman Arapçaya, Hz. Peygamberin çevresine hitap ederken kullandığı Kur’an dili olması hasebiyle bir aidiyet duygusu beslemiştir. Arapça, Arap ve Arap olmayan müslümanların Kuran ve Hadisleri anlama gayesiyle derinlemesine araştırmalar yaptıkları İslam’ın dilidir. Arapça, din dili olması hasebiyle Türkiye, Nijer, Nijerya, Çad, Pakistan, Malezya, Senegal gibi ülkelerde öğretilmektedir. Bu makalede İlahiyat Fakültelerinde okutulmakta olan Arapça ders kitaplarının Arapça öğretimindeki etkisi ile bu ders kitaplarının dersin amaç ve hedeflerini gerçekleştirme konusunda ihtiyaca ne oranda cevap verdikleri araştırılmıştır. Yabancılara yönelik yapılan Arapça öğretiminde kitabın önem arz etmesi İlahiyat Fakültelerinde okuyan öğrencilerin zaman içinde kitapla aralarında güçlü bir bağ tesis etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu tür kitapların, konuları bakımından hayatın her alanını kuşatacak şekilde geniş olması, öğrencileri usandırmayacak şekilde ilgi çekici bilgilerle zenginleştirilmesi ve hacim itibariyle küçük tutulması dil eğitimini olumlu şekilde etkileyecektir. Burada ders kitabı ile kastedilen şey kendisi ile bilimsel ve eğitsel faydaların elde edildiği ve hedeflenen bilgiyi ihtiva edebilecek şekilde tasarlanan materyaldir. Çünkü ders kitabı, eğitim programlarının hedeflerini gerçekleştirme konusunda önemli olmasının yanı sıra dersin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işlenmesi, üretkenlik uygulamalarına bağlı kalınması ve daha etkin bir biçimde eğitim yöntem ve tekniklerine uyulması açısından da göz ardı edilemez bir gereçtir. Son olarak da öğrencilerin dil becerilerini geliştirmede faydası olduğu düşünülen ders kitapları ile ilgili elde edilen sonuç ve tavsiyeler zikredilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KÜTAHYA BAŞMELEK KİLİSESİ’NDEKİ BOZULMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28818</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28818</guid>
      <author>Hicran Hanım HALAÇ, İpek DEMİR</author>
      <description>Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu toprakları, Osmanlı Devleti döneminde farklı dil, din ve kültürden kişilerin bir arada yaşadığı bir yer olmuştur. Osmanlı devleti izlediği hoşgörü politikalarıyla azınlıklara çeşitli haklar tanımıştır. Dönemin hukuk anlayışıyla farklı dinlere ait yapıları yıkabilecekken izlenen hoşgörü politikasıyla dini yapıların yapılması veya onarılması sağlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin desteğiyle azınlıklar için yapmış tarihi yapıların birçoğu ne yazık ki günümüze ulaşamamıştır. Kullanıcılarının alandan gitmesiyle yapılar zamanla kullanılmaz hale gelmiş ve kaderine terk edilmiştir. Kütahya Rum ve Ermeni azınlıkların yaşamış olduğu kentlerdendir. Kentte Osmanlı Devletinin desteğiyle yapılmış birçok eser olmasına rağmen birçoğu günümüze ulaşamamıştır. Dini özgürlüklerden kente kazandırmış günümüze ulaşamayan Ermeni Kilisesi ve günümüzde harap durumda olan Rum Kilisesi bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında, 1885 yılında hizmete açılıp 1956 yılına kadar kilise olarak hizmet verip daha sonrasında Türk Kızılayı bünyesinde depo olarak kullanılan günümüzde ise kaderine terk edilen Başmelek Rum Kilisesinin malzeme bozulmaları ele alınmaktadır. Yapı üzerindeki izlerin, eski-yeni fotoğrafların karşılaştırılması, benzer yapıların incelenmesiyle yürütülen çalışmada tarihi yapılarda bozulmalara neden olan etkenler ile hasarlar tespit edilmiştir. Bu etkenler, iç ve dış etkenler olarak iki ana başlık altında incelenmiştir. Tarihi yapılarda yapılacak olan koruma-onarım uygulamalarında öncelikli olan durumunun tespit edilmesidir. Makale kapsamında kilisede farklı nedenlerle çeşitli bozulmaların tespiti ile ileriki süreçte yapılmasını ümit ettiğimiz koruma çalışmalarına altlık oluşturabilecek bir çalışma olması hedeflenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRK TARIM SEKTÖRÜNÜN REKABET GÜCÜ: GIDA VE CANLI HAYVAN ÜRÜN GRUBU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28803</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28803</guid>
      <author>Betül ALTAY TOPCU</author>
      <description>Bu çalışmada, Türk tarım sektörünün en önemli alt sektörlerinden birisi olan gıda ve canlı hayvan sektörünün global ölçekteki rekabet gücünün, 2000-2016 dönemi için, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (Revealed Comparative Advantage-RCA), Açıklanmış Simetrik Karşılaştırmalı Üstünlük (Revealed Symmetric Comparative Advantage-RSCA) ve Ticaret Dengesi indeksleri (Trade Balance Index-TBI) ile ölçülmesi amaçlanmıştır. Gıda ve canlı hayvan sektörüne ait on alt sektörün rekabet gücü, Uluslararası Standart Ticaret Sınıflaması’na (Standard International Trade Classification -SITC Rev.3) göre iki dijitli veriler ile analiz edilmiştir. Çalışma ekonomi açısından önemi dolayısıyla kilit bir sektörün analiz edilmesi ve uygulanacak tarım politikasında öncelik verilmesi gereken alanların tespit edilmesi açısından önem arz etmektedir. İndeks sonuçlarına göre, Türkiye ele alınan dönemde balıklar, kabuklular, yumuşakçalar ve su omurgasızları ve bunların müstahzarları dışında kalan canlı hayvan ve tahıl dışında kalan diğer hayvan yemlerinde karşılaştırmalı dezavantaja sahip ve net ithalatçı konumdadır. Bu ürün grupları dışında kalan ürünlerde ise karşılaştırmalı üstünlüğe sahiptir. Özellikle de sebze ve meyve; şeker, şeker mamulleri ve bal gibi ürün gruplarında karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ve net ihracatçı konumdadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SELÇUKLU-MERVANOĞULLARI İLİŞKİSİ VE DİYARBEKİR BÖLGESİ’NİN SELÇUKLU HAKİMİYETİNE ALINMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28814</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28814</guid>
      <author>Bahattin KELEŞ</author>
      <description>Diyarbakır, Jeopolitik önemi açısından ilkçağlardan bu yana Akdeniz'i Basra Körfezine ve Karadeniz'i de Mezopotamya'ya bağlayan çok önemli stratejik bir konumda yer almaktadır. Diyarbakır, hem İslam öncesi hem de İslam sonrası dönemde önemini koruyarak günümüze kadar gelmiştir. M.S. 639 yılından sonra bölgenin büyük bir kısmı başta Diyarbakır, Mardin, Urfa gibi şehirler olmak üzere Arap Müslümanlarının eline geçmiştir. Bu devirden sonra Diyarbakır sırasıyla; Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Büveyhiler ve Mervanoğulları (Mervaniler)'nın eline geçmiştir. Bu devletler sayesinde İslamiyetle tanışmış olan Diyarbakır'da günümüze kadar pek çok eser intikal etmiştir. Selçuklu ve Artuklu dönemlerine kadar, Diyarbakır'da hakimiyet kurduktan sonra devlet olarak karşımıza çıkan uluslardan biri de Mervanoğulları olmuştur. Mervanoğulları'nın Diyarbakır'da hakimiyet kurmalarına kadar geçen süre zarfında Oğuzların 1085-1093 yılları arasında buraya sık sık akınlar düzenlediği görülmektedir.Türklerin Anadolu'ya ilk geliş tarihleri sayılan Selçuklu devrinden önce de Diyarbakır ve civarına akınlar yapmaya başlamış ve bu dönemde bu akınlar daha da yoğunlaşarak devam etmiştir.Selçuklu Sultanı Alp Arslan zamanında Mervanoğulları hakimi Nizamuddevle Nasr, Sultan Alp Arslan'a gelerek bağlılığını arz etmiştir. Mervaniler, 1085 yılından yıkılışlarına kadar geçen süre zarfında Selçuklular'a bağlı bir Emirlik olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SAVUNMA VE SALDIRI SİSTEMİ OLARAK KULELERİN TARİHSEL GELİŞİMİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28850</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28850</guid>
      <author>Çağatay YÜCEL</author>
      <description>Mimarlık bir sanattır. Tarih biliminde olduğu gibi kökleri tarih öncesi zaman dilimine gider. Mimarlık tarihi, eski kültürlerin ve medeniyetlerin yapı kalıntılarını inceleyen bilimdir. Eski kültürlerin savunma yapıları, yerleşmeleri farklı insan gruplarının saldırılarından korumak ve gözlerden saklamak için, taş, ahşap, sıkıştırılmış toprak, kerpiç gibi malzemeler kullanılarak inşa edilmiş yapılardır. Savunma duvarı ise, savunma güçlerini saldırganların silahlarından korurken, aynı zamanda onları gizleyerek yapacakları manevralar için bir perde görevini de yerine getirir. İnsanoğlunun savunma yapılarıyla ilk konumu, Paleolitik Çağ’da mağaralar olurken, yerleşik yaşama geçişiyle birlikte Anadolu’da Çatalhöyük’te görülmektedir. ETÇ’de kent devleti kavramının yerleşimiyle birlikte tahkimat sistemleri gelişmeye başlamıştır. Sur duvarları (hisarlar), devasa kapılar, mancınıklar, koçbaşları gibi savunma yapılarına ek olarak kuleler de büyük önem arz etmektedir. Yerleşim yerinin özelliğine göre önce kaleler, sonra kuleler ve en yakın konuma duvarlar yapılarak kentler koruma altına alınıyordu. Hangi dönemde olursa olsun şehir kapılarını, kuleleri, sur bedenlerini kısacası şehrin tahkimat yapılarını yaptıranlar, savunma sistemlerini estetik bir kalitede inşa ettirmişlerdir. Savunma sistemi, yalnızca savaş alanında değil aynı zamanda barış ve huzur ortamında da ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünde caydırıcı rol oynamıştır. Kuleler önceleri savunma amaçlı mimari yapılarken daha sonra saldırı amaçlı da kullanıldığını görmekteyiz. Öyle ki bu yapılar hem savunmada hem de savunmayı delmede önemli bir pozisyonda olduklarından bir uygarlığı yıkıp bir uygarlığın doğuşuna katkı sağlamışlardır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ TUTUKLU GAZETECİLER SORUNU</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28890</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28890</guid>
      <author>Önder DENİZ</author>
      <description>Olayları, olguları ve fikirleri farklı yöntemlerle okuyucuya aktarılmasında aracılık eden gazeteler, Türkiye’nin çok partili hayata geçmesiyle birlikte siyasal yapıyı doğrudan etkileyen bir yapı kazanmıştır. 1946 Seçimlerinden 1950 Seçimlerine kadar geçen sürede gazeteler, ilk defa iktidar mücadelesi içindeki partilerin siyasi propagandalarına yer vermişlerdir. Bu dönemde gazetecilerin siyasi görüşleri doğrultusundaki yazıları, demokrasinin gelişmesinde etkili olmuştur. 1950 Seçimleri öncesi vaatler gazetelerin manşetlerini süslemektedir. Toplumun her kesimine özgürlük ve mutluk vaatleri içinde bulunan Demokrat Parti, seçimler öncesi iktidara en yakın parti olmuştur. Liberal söylemlerle ile iktidara gelme mücadelesi veren DP’nin vaatlerinden basında nasibini almıştı. Seçimden sonra tek başına iktidar olan DP, basına verdiği sözleri yerine getirmiştir. Bu doğrultuda basın özgürlüğünün ön planda tutulduğu ve basın işgücünü koruyucu iki kanun yürürlüğe girmiştir. Gazete patronlarının ve gazetecilerin sorunları, hükümet tarafından ciddiye alınmakta ve çözülmeye çalışılmaktadır. Basın-hükümet ilişkileri üç yıl boyunca hiç olmadığı kadar iyi düzeyde seyretmiştir. Basın-hükümet arasındaki iyi hava 1954 Seçimleri öncesi bir anda tersine dönmüştür. Hükümet için muhalif yazarlar, seçim öncesi büyük tehlike oluşturmaktaydı. Bu tehlikenin ortadan kaldırılma düşüncesi, basın özgürlüğü ile bağdaşmayan bir kanunla olmuştur. Neşir Yoluyla Veya Radyo İle İşlenecek Bazı Cürümler Hakkında Kanunun, Türkiye’de muhalif yazarları susturmayı hedeflemiştir. Kanun en can alıcı noktası ise gazeteciye ispat hakkının tanınmamasıdır. Kanun yürürlüğe girmesi ile birlikte bir anda mahkemelerde yargılanan gazeteci sayısı binli sayılara ulaşmıştır. Gazeteciler, eleştiri özelliği taşıyan yazıları, yazamayacak duruma gelmişlerdir. Gazeteciler neredeyse her gün mahkûm olan gazetecilerin haberini vermekteydi. DP iktidarının son yıllarında Türk basınının en önemli sorunu, hapisteki gazeteciler olmuştu.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR MEKÂN İNCELEMESİ OLARAK BEŞİKTAŞ’TA DÜKKÂNLAR (1750-1850)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28941</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28941</guid>
      <author>Serdar GENÇ</author>
      <description>Osmanlı şehirlerinde, sosyoekonomik ve ticari hayatın ana unsurunu dükkânlar oluşturmaktadır. Çarşılarda, bedestenlerde, mahalle aralarında, iskele/limanlarda han ve kervansaraylarda konumlanmış olan dükkânlar çeşitli esnaf kollarının imalat ve satış yapıp hizmet verdiği mekânlardır. Bunun yanında dükkânlar han odası veyahut mahzen olarak da kullanılmışlardır. Hatta berber dükkânları gibi bazı dükkânlar reayanın toplanma mekânı olmaları itibarıyla zaman zaman siyasi otoritenin hışmına da uğramışlardır. Çoğunlukla bir usta ile kalfa ya da çırağın faal olduğu bu dükkânlar Osmanlı esnaf teşkilatının devamı hususunda temel yapı taşlarıdır. Nitekim esnaf ile ilgili yapılmış çeşitli çalışmalar olmakla birlikte bu çalışmalarda çarşıların teşekkülü, esnaf kolları ve dükkânlarla ilgili sayısal birtakım veriler değerlendirilmiştir. Fakat esnaf kollarının faaliyet gösterdiği mekânlar olarak dükkânların içeriği ile ilgili son derece sınırlı bilgiler mevcuttur. Bu çalışmada amaç Beşiktaş kasabasındaki çeşitli esnaf kollarına ait dükkânlar üzerine odaklanmaktır. Bunlardan attar, berber, kahvehane, çörekçi, gözlemeci, sebzeci, leblebici, aşçı, kebapçı ve turşucu vb. dükkânları örneklem alınmıştır. Hem gıda imal edip satan hem de hizmet sektöründe yer alan esnaf kollarından seçilen bu örneklemler doğrultusunda dükkânlardaki alet edevat ile emtia tespit edilip dükkânlara dair bir tasavvur ortaya konmuş olacaktır. Bu dükkânlar incelenirken başlıca kaynak Beşiktaş şer’iye sicilleridir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AMERİCAN HİSTORY X FİLMİNİN ALIMLAMA ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28910</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28910</guid>
      <author>Bünyamin UZUN, Enes BALOĞLU</author>
      <description>Bu çalışma farklı demografik özelliklere sahip kişilerin medya mesajlarını nasıl algıladıkları ve bu mesajları nasıl okuduklarını tespit etmek amacıyla hazırlandı. Bu anlamda çalışma bir izleyici araştırması olarak tasarlandı. Çalışmanın temeli özellikle İngiliz Kültürel Çalışmaları içerisinde farklı bir boyut kazanan okuyucu-izleyici araştırmalarına dayanmaktadır. İngiliz Kültürel Çalışmalarının öncülerinden olan Stuart Hall’un kodlama kodaçımı modeli bu çalışmanın dayanağını oluşturmaktadır. Hall her okuyucu ya da izleyicinin medya mesajlarına karşı farklı bir okuma gerçekleştireceğini savunur. Bu anlamda Hall üç ayrı okuma (Egemen, Muhalif ve Müzakereci) ortaya koyar. Okuyucu ya da izleyici kendi özelliklerine, içinde yetiştiği kültüre, dünya görüşüne vb. etkenlere ve o olaya bakışına göre medya mesajlarına okuma gerçekleştirir. Yani bu görüş izleyici ya da okuyucuyu aktif olarak konumlandırmaktadır. Bu çalışma 1998 Amerikan yapımı “American History X” filminin izleyiciler tarafından nasıl alımlandığını incelemek amacıyla tasarlandı. Çalışma kapsamında seçilen 20 kişiye önce film izletildi ve daha sonra derinlemesine mülakat tekniği uygulanarak görüşme yapıldı. Çalışmada örneklem oluşturulurken siyasal görüşleri farklı olan kişilerin seçilmesine özen gösterildi. Film ırkçı bir genç üzerinden genel olarak ırkçılığı anlatan bir filmi olması dolayısıyla çalışma nefret suçları bağlamında gerçekleştirildi. Buna bağlı olarak farklı siyasal görüşlere sahip kişiler çalışmanın örneklemine seçildi. Farklı siyasal görüşler doğrultusunda ırkçılığa bakış ve filmde verilen mesajların okumasının farklılığı tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HASTANE VE HEKİM SEÇİMİNDE SOSYAL MEDYANIN YERİ: SAKARYA İLİNDE BULUNAN ÖZEL HASTANELERDE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28846</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28846</guid>
      <author>Pınar KİRİŞ, Elvan OKUTAN</author>
      <description>Sosyal medya, hızlı bir şekilde gelişen teknoloji ve bilgi teknolojilerinin kullanımının artmasıyla birlikte kullanım alanı gelişen bir alandır. Her gün sosyal medya üzerinden milyonlarca insan iletişim kurmakta, paylaşım yapmakta, bilgi alışverişinde bulunmakta, boş zamanlarını değerlendirmekte ve bunun gibi farklı amaçlarla da kullanılmaktadır. Gelişen bu alan karşısında gerek bireyler gerekse değişikliklere ayak uydurmak isteyen kurumlar hedef kitlelerine ulaşmak, bilgi, öneri toplamak üzere sosyal medyayı yaygın olarak kullanmaya başlamamışlardır. Günümüzde yalnızca kurumlar değil hekimler ve hastanelerde sosyal medya üzerinde tüketicilerine ulaşmaya çalışır. Tüm bu düşüncelerden hareketle bu çalışma ile amaçlanan ise hekim/hastane tercihindeki sosyal medyanın bireylerin davranışları üzerindeki etkisini görmektir. Araştırmada, Fener ve Çimen (2016)’nin çalışmalarında kullanmış olduğu anket formu kullanılmış. Çalışma Sakarya il merkezindeki özel hastanelerden hizmet almış 221 kişiye anket formunun uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 23,0 programı yardımıyla analiz edilmiş ve elde edilen verilerin değerlendirilmesinde güvenilirlik analizi, keşfedici faktör analizi, değişkenler arasındaki ilişkilerin testinde korelasyon ve regresyon analizleri, gruplar arası farklılıkların testin de ise t-testi ve One-way Anova analizleri yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, sosyal medya araçlarının kullanım durumu yüksek (%79,2), sosyal medya vasıtasıyla hastane ve hekimleri araştıran katılımcıların oranıysa %68,8 iken tedavi ve tedavi yöntemlerini araştıran % 71,9’dur. Sosyal medya aracılığıyla hizmet alım düzeyininse (%22,2) düşük olduğu saptanmıştır. Katılımcıların çoğunluğunun %60,6’sını kadınlar ve 21- 30 yaş (% 36,2) arasındaki gruplar oluşturmaktadır. Hekim/hastane tercihi öncesi sosyal medyada birey davranışları hekim/hastane tercihi sonrası sosyal medyada birey davranışları üzerinde pozitif yönde etkili(r= 0,637) olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DEMOKRATİK YÖNETİM GELENEĞİNDE HÜKÜMET SİSTEMLERİ VE TÜRKİYE’DE BAŞKANLIK SİSTEMİNE GEÇİŞİN GEREKÇELERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28908</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28908</guid>
      <author>Selim ÇIN</author>
      <description>Bu çalışmanın konusu demokratik yönetim geleneğinde uygulanan hükümet sistemleridir. Modernite sonrası insan aklının ortaya koyabildiği en adil yönetim yaklaşımının demokratik yönetimler olduğu düşüncesi akademik çalışmaları da demokratik yönetim geleneğine yoğunlaştırmıştır. Demokrasiye olan bu yaklaşım, aynı zamanda demokrasinin yönetim alanı açısından meşruiyet unsurunun temel dayanak noktası haline gelmesini sağlamıştır. Bu sebeple demokrasi dışındaki çeşitli yönetim anlayışları direkt olarak anti-demokratik ve modern dönemin siyasal konjonktürü açısından meşruiyetten yoksun olarak kabul edilmeye başlamıştır. Nitekim bu çalışmanın kapsamı da sadece demokratik yönetim gelenekleri ile sınırlandırılacak, çeşitli ülkelerde uygulanmakta olan anti-demokratik yönetim sistemleri çalışmanın kapsamı dışında tutulacaktır. Temelde yönetim sürecinde halkın söz sahibi olması ve halkın iradesi ve tercihleri ile yönetim kadrolarının belirlenmesine dayanan demokrasi, bu yönetim anlayışı mahfuz tutularak, devleti oluşturan yasama, yürütme ve yargı gibi erklerin birbiri ile olan ilişkilerine göre farklı sistemleri de beraberinde getirmiştir. Demokratik yönetim sistemlerinin kendi içlerinde sahip olduğu farklılıklar demokratik yönetim yaklaşımında parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi gibi farklı hükümet sistemlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Çalışmada günümüz siyasal konjonktüründe uygulanan demokratik yönetim gelenekleri ekseninde parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi ve başkanlık sistemlerinin özellikleri ve farklılıkları ele alınarak Türkiye’de 2018 yılında uygulanmaya başlanan başkanlık sistemi esaslı Cumhurbaşkanlığı Hükümeti Sistemi’ne geçiş için öne çıkan gerekçeler aktarılacaktır. Fakat çalışmanın kapsamının sınırlandırılması gereği bu yeni sistem teknik olarak analiz edilmeyecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İZMİR’DE MEGALİ İDEA’NIN SON GÜNLERİ: 30 AĞUSTOS 1922’DEN 15 EYLÜL 1922’YE YUNAN BASININDA “KÜÇÜK ASYA FELAKETİ”</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28952</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28952</guid>
      <author>Gürhan YELLİCE</author>
      <description>1919-1922 Türk-Yunan Savaşı her iki ulusun da tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Bu önemli tarihsel olay, savaştan galip ayrılan Türkler için, yıkılan bir İmparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kurulması konusunda yeni bir başlangıç yaratmış, öte yandan, Megali İdea hayali büyük bir hüsranla sonuçlanan Yunanlılar nezdinde etkileri günümüze dek sirayet eden büyük bir travmaya yol açmıştı. 30 Ağustos 1922 Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldığı, 9 Eylül 1922 ise Türk Milleti’nin özgürlük ve bağımsızlığının kesin olarak güvence altına alındığı tarihlerdi. Buna karşın bu tarihler Yunanistan açısından “Küçük Asya Macerası’nın” son bulduğu ve uzun bir tarihsel süreç boyunca hayali kurulan Megali İdea projesinin büyük bir hayal kırıklığı ile son bulduğu tarihlerdi. Genel olarak Türk-Yunan Savaşı ve özellikle de bu tarihlere ilişkin ulusal ve uluslar arası literatürde çok sayıda çalışma mevcutsa da yenilginin Yunan siyaseti ve kamuoyunda nasıl bir etki yarattığını bilhassa Yunan basınındaki yansımaları üzerinden etraflıca ele alan ve değerlendiren bir çalışma bulunmamaktadır.30 Ağustos 1922-15 Eylül 1922 tarihleri arasındaki 15 günlük süreci mercek altına alan bu çalışmanın amacı genel olarak Yunan tarihinde “Küçük Asya Felaketi” (Mikrasiatiki Katastrofi) olarak değerlendirilen yenilginin Yunan kamuoyu ve siyasetinde yol açtığı etkilerin Yunan basınındaki yansımalarını ortaya koymaktır. Bu süreçteki Yunan gazeteleri toplamda üç gruba ayrılarak değerlendirilecektir. Kralcı basın, Venizelos yanlısı basın ve Komünist Rizospastis. Kralcı basında ağırlıklı olarak Embros ve Skrip, Venizelos yanlısı basında ise temelde Patris ve Makedonia’nın görüşleri ortaya konulacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİR DEVRİMİNİN FETAL ÖLÜMÜNE İLİŞKİN OTOPSİ RAPORU: MEHÂ HASEN’İN UMTİ SABÂHAN EYYETUHE’L-HARB ROMANI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28893</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28893</guid>
      <author>Adnan ARSLAN</author>
      <description>2011 yılında Suriye’nin Der’a ilinde, duvarlara Suriye rejimi aleyhine yazılar yazan çocukların karakolda alıkonulup işkenceye maruz bırakılmasına tepki olarak, Hama’da başlayıp akabinde diğer Suriye illerine sıçrayan halk gösterileri, birkaç ay içerisinde kanlı bir iç savaşa dönüşmüştür. O tarihten günümüze kadar on binlerce sivilin ölümüne ve milyonlarca insanın yurtlarını terk etmesine neden olan bu iç savaşın, siyasi ve askeri sonuçları hakkında pek çok akademik çalışma yapılmıştır. Ancak yaşanan iç savaşın sonuçları sadece siyasi ve askeri olmakla sınırlı değildir. İç savaşın; milyonlarca Suriyelinin savaş ortamından uzaklaşarak Suriye içinde güvenli bölgelere ya da Suriye dışında komşu ülkelere göç etmek zorunda kalmaları sonucu entegrasyon sorunu ile karşı karşıya kalması, aynı aile üyelerinin çatışan kesimler arasında farklı tarafı tutmalarından dolayı aile içi anlaşmazlıklar yaşanması ve bazı Suriyelilerin başta rejim karşıtı hareketlere taraf olup daha sonra muhaliflerin tavırlarından rahatsız olarak hiçbir tarafa destek vermeyip güven bunalımı yaşayan bir kesimin ortaya çıkması gibi birçok sosyal sonucu olmuştur. Bu çalışma, Suriyeli roman yazarı Mehâ Hasen’in Umti sabâhan eyyetuhe’l-harb romanında yansıtılan bu sosyal sorunları ve devrimin başarısız oluşundaki arka planı ele alacaktır. Girişte Suriye iç savaşının dünden bugüne nasıl başlayıp ve geliştiğine dair bilgi verilecektir. Birinci bölümde Mehâ Hasen’in hayatı ve romancılığına değinilecektir. İkinci bölümde ise, Umti sabâhan romanında, Suriye’de yaşanan iç savaşın yol açtığı sosyal sorunlar ve devrimin akamete uğramasındaki etkenler başlıklar halinde ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE SECRET OF THE BEAUTY OF THE SPEECH OF THE PROPHET</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28795</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=28795</guid>
      <author>Fatıma Zahra NAHMAR</author>
      <description>The Prophet, may Allah's peace and blessings be upon him, singled out a number of characteristics in which the Prophets, Messengers, and Creation were distinguished by the most important of which is the Prophet's Hadith. This is in honor of his position and honor for his position. And the impact of the human, scientific, spiritual and moral perfection of the Prophet (PBUH) at the height of his position, addresses the following problems: What is the secret of the aesthetics of the Prophet's statement? And what made him influential in the soul?</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


