






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>The Journal of Academic Social Science Studies, Yıl 2020 Sayı Year: 13 - Number: 79</title>
    <link>https://jasstudies.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=988</link>
    <description>The Journal of Academic Social Science Studies</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>REHBERLİK VE KARİYER PLANLAMA DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ PAYDAŞ GÖRÜŞLERİNE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29025</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29025</guid>
      <author>Serdar ERDEMMehmet GÜROL</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, 8. Sınıf Rehberlik ve Kariyer Planlama Dersi Programının paydaş görüşlerine göre değerlendirilmesidir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasının kullanıldığı araştırmada veriler iki farklı veri toplama yöntemi ile toplanmıştır. Öncelikle Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından yayınlanmış olan Rehberlik ve Kariyer Planlama Dersi Programı üzerinde doküman incelemesi yapılmış ve programın dört temel ögesi olan hedef, içerik, eğitim durumları ve değerlendirme ögeleri incelenmiştir. Daha sonra programa ilişkin paydaş görüşlerinin toplanması amacıyla sınıf rehber öğretmenleri ve okul rehber öğretmenleri ile görüşmeler yapılmıştır. Ayrıca; programın uygulanmasına ilişkin görüşlerin toplanması amacıyla da sınıf rehber öğretmenleri, okul rehber öğretmenleri, 8. sınıf öğrencileri ve 8. sınıf öğrenci velileri ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; programa ilişkin olumlu ve olumsuz görüşlerini bildiren sınıf ve okul rehber öğretmenlerinin görüşlerinin büyük ölçüde örtüştüğü ve olumsuz görüşlerinin ağırlıkta olduğu görülmüştür. Öte yandan Sınıf rehber öğretmenlerinin, okul rehber öğretmenlerinin, öğrencilerin ve velilerin programın uygulamasına ilişkin görüşleri incelendiğinde benzer sonuçlar ortaya çıkmıştır. Program paydaşları dersin önemli ve yararlı bir ders olduğunu söylemekle birlikte program uygulamasına ilişkin daha çok olumsuz görüş belirtmişlerdir. Paydaş gruplarındaki öğretmen, öğrenci ve veliler ders saatinin yetersiz olduğunu, sınıf rehber öğretmenlerinin bu ders için yetersiz kalabildiğini, süreçte veli katılımının zayıf olduğunu, programın 8. Sınıfta uygulanıyor olmasını doğru olmadığını, programdaki açıklamaların yetersiz olduğunu, ders için sınıf mevcutlarının yüksek olduğunu, uygulanan testlerin sayısını yetersiz olduğunu ve uygulanan testlerin yararlı olmadığını belirtmişlerdir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GRAFİK DÜZENLEYİCİLERİN İLKOKUL DÖRDÜNCÜ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN OKUDUĞUNU ANLAMA BECERİLERİNE KATKISI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41517</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41517</guid>
      <author>Erol DURANKübra YÜZGEÇ</author>
      <description>Bu araştırma, “Grafik düzenleyicilerin okuduğunu anlama becerisinin gelişimine katkısı nedir?” sorusuna cevap aramaktır. Araştırmada karma model ve eylem araştırması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Uşak il merkezindeki ilkokul dördüncü sınıfa devam eden 28 öğrenciden oluşmaktadır. Örneklem seçim tekniği olarak kolay ulaşılabilir örneklem tekniği belirlenmiştir. Nicel veriler, araştırmacılar tarafından hazırlanan çalışma kâğıtları ile elde edilmiştir. Hazırlanan bu çalışma kâğıtları, ön test, son test ve kalıcılık testi olarak kullanılmıştır. Nitel veriler ise “Grafik Düzenleyicileri İlköğretim Dördüncü Sınıf Öğrencilerinin Okuduğunu Anlama Becerilerine Katkısı Görüşme Formu” ile toplanmıştır. Uygulama, haftada iki saat olmak üzere, 10 hafta sürmüştür. Araştırmanın birinci alt problemi için elde edilen veriler, bağımlı gruplar t-testi ile ikinci alt problemi için elde edilen veriler ise içerik analizi ve tematik kodlama yoluyla analiz edilmiştir. Araştırmanın ön test ve son test puanları arasında, 29,64 puanlık bir atış görülmektedir. Bu artış manidar bir artıştır. 10 haftalık bir uygulama sonunda, çalışma grubunun puanın düşük düzeyden, iyi düzeye çıkması, grafik düzenleyicilerle okuduğunu anlama çalışması uygulamasının, anlama becerilerine katkı sağlamıştır demek yanlış olmaz. Uygulamanın kalıcı yönünün yüksek olduğu söylenebilir. Çalışma grubundakilerin tamamına yakını uygulamayı beğendiklerini ve faydalı bulduklarını; bu uygulamaların Türkçe derslerinde kullanılmasını istediklerini belirtmişlerdir. Çoğu, okumaya ilişkin olumlu tutum değişikliğine sahip olduklarını söylemişlerdir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YABANCI UYRUKLU ÖĞRENCİLERİN DİNDARLIK EĞİLİMİ İLE SPİRİTÜEL İYİ OLUŞ SEVİYELERİ ARASINDAKİ İLİŞKİDE MANEVİYATIN ARACI ROLÜNÜN İNCELEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40052</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40052</guid>
      <author>Çiğdem DEMİR ÇELEBİHalil EKŞİ , Hanife MUSA</author>
      <description>Türkiye, gün geçtikçe yabancı uyruklu öğrencilerin daha çok tercih ettiği bir eğitim ülkesi haline gelmektedir. Bu süreçte ülkemize gelen yabancı uyruklu öğrencilere yönelik politika geliştirilmesi ve ilgili tedbirlerin alınması için gerekli bilimsel çalışmalara daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Farklı kültür ve dinî yapılardan gelen yabancı uyruklu öğrencilerin anlaşılmasına manevî açıdan bakılan bu araştırmada, yabancı uyruklu öğrencilerin dindarlık eğilimi seviyeleri ile spiritüel iyi oluşları arasındaki ilişkide maneviyatın aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma betimsel tarama deseninde dizayn edilmiş olup çalışmanın örneklemini farklı ülkelerden eğitim almak amacıyla Türkiye’ye gelmiş olan 201 öğrenci oluşturmaktadır. Örnekleme kartopu örneklem yöntemi ile ulaşılmıştır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Dindarlık Eğilim Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği ve Maneviyat Ölçeği veri toplama amacıyla kullanılmıştır. Veriler SPSS 20 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları incelendiğinde dindarlık eğilimi arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki; maneviyat ile spiritüel iyi oluş arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki; spiritüel iyi oluş ile dindarlık eğilimi arasında ise pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Yapılan regresyon analizi sonucunda maneviyatın dindarlık eğilimi ve spiritüel iyi oluş arasındaki ilişkide aracı değişken olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bulguya göre yabancı uyruklu öğrencilerin dinî inanışları ne olursa olsun spiritüel iyi oluşlarının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilecek çalışmalarda maneviyatın önemli bir değişken olarak ele alınması önerilmektedir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN AKADEMİK SAHTEKARLIK EĞİLİMLERİNİN YORDAYICISI OLARAK AHLAKİ İKİLEM</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41471</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41471</guid>
      <author>Esra TEKELHamdi KORKMAN</author>
      <description>Akademik sahtekarlık öğrenciler tarafından ahlaki olmayan bir davranış olarak görülmesine rağmen sürekli yapılan bir eylemdir. Bu bağlamda öğrencilerin akademik sahtekarlığı ahlaki olmayan bir davranış olarak görmelerine rağmen bu davranışı yapmaya neden olan durumu ortaya koymak önemlidir. Bu noktada ahlaki ikilem karşımıza çıkmaktadır. Çünkü öğrenciler akademik sahtekarlık yapmanın yanlış olduğunu kabul etmekte ancak bu davranışı yapıp yapmama noktasında ahlaki ikilemde kaldığında davranışı yapma eğilimindedir. Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin ahlaki ikilemde kalındığında bireylerin kullandığı etik türlerini ortaya çıkaran etik liderlik puanlarının akademik sahtekarlık puanlarını yordama düzeyini belirlemektir. İlişkisel desende tasarlanan araştırmaya kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile belirlenmiş 519 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin akademik sahtekarlık düzeylerini ölçmek için Eminoğlu ve Nartgün (2009) tarafından geliştirilen 22 madde ve (i) kopya çekme eğilimi, (ii) ödev, proje gibi çalışmalarda sahtekarlık eğilimi-genel, (iii) araştırma yapma ve raporlaştırma sürecinde sahtekarlık eğilimi ve (iv) atıflara yönelik sahtekarlık eğilimi olmak üzere dört boyuttan oluşan Akademik Sahtekarlık Eğilimi Ölçeği; öğrencilerin ahlaki ikilemde kaldıklarında kullandıkları karar verme stillerini ölçmek için Langlois, Lapointe, Valois ve de Leeuw (2014) tarafından geliştirilen 23 madde ve (i) bireyi önemseme, (ii) eleştiri etiği ve (iii) adalet etiği olmak üzere 3 faktörden oluşan Etik Liderlik Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre ahlaki ikilemde kalan öğrencilerin kullandıkları etik türler ile akademik sahtekarlık arasında anlamlı ilişkilerin olduğu ve öğrencilerinin etik liderlik stillerinin akademik sahtekarlığı yordadığı saptanmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İKİ DİLLİ ÖĞRENCİLERİN OKUMA KAYGILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30233</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30233</guid>
      <author>Yusuf KIZILTAŞ</author>
      <description>Türkiye’de ana dili eğitim dilinden farklı olan iki dilli öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrenciler gündelik hayatlarında ana dillerini özgürce kullanabilmektedirler. Buna karşın eğitim sürecinde ana dilde (Türkçe) eğitim ile tanıştıklarında çoğu zaman zorlanmaktadırlar. Yaşanan zorlukların sonucunda bir takım sorunların ortaya çıktığını belirtmek gerekir. Iki dilli öğrencilerde görülen sorunların okuma etrafında yoğunlaştığnı söyleyebiliriz. Böyle bir durumda iki dilli öğrencilerde kaygı da kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu çalışmanın amacı; ana dili eğitim dilinden farklı iki dilli ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin okuma kaygılarının; cinsiyet, sınıf seviyesi ve sosyoekonomik düzey değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmaya Van ilinden ölçüt örnekleme yolu ile seçilen okullardan iki dilli 325 (kız 146, erkek 179) öğrenci katılmıştır. Araştırmada iki dilli ortaokul öğrencilerinin okuma kaygılarını belirlemek için Çeliktürk ve Yamaç (2015) tarafından geliştirilen ‘Okuma Kaygısı Ölçeği’ kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin Okuma Kaygıları Ölçeği’nin bütününe ilişkin olarak hesaplanan Cronbach’s alpha katsayısı 0.95 olarak bulunmuştur. Çalışma sonunda elde edilen bulgular, kız öğrenciler ile erkek öğrencilerin okumaya yönelik kaygı düzeylerinin benzer düzeyde olduğunu göstermiştir. 5. sınıf öğrencilerinin de yine okumaya yönelik kaygı düzeylerinin daha düşük düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Yani sınıf seviyesi yükseldikçe iki dilli öğrencilerde okuma kaygı düzeyi de yükselmektedir. Ayrıca sosyoekonomik düzey kötü oldukça öğrencilerin okumaya yönelik kaygılarının da yüksek olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KİŞİLERARASI BİLİNÇLİ FARKINDALIK ÜZERİNE DERLEME ÇALIŞMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40600</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40600</guid>
      <author>Seher Merve ERUSMehmet Engin DENİZ</author>
      <description>Bilinçli farkındalık bireyin ruh sağlığına katkı sağlamaktadır. Bu açıdan teorilerin ve araştırmaların odağındadır. Türkiye’de bilinçli farkındalıkla ilgili birçok araştırma bulunmaktadır ancak kişilerarası bilinçli farkındalık güncel ve yeni bir araştırma alanıdır. Kişilerarası bilinçli farkındalığın Türkiye’deki alanyazın için yeni bir kavram olduğu söylenebilir. Güncel alanyazın bireyin içsel deneyimlerine yönelik bilinçli farkındalığını ve kişilerarası deneyimlerine yönelik bilinçli farkındalığını ayırmaktadır. Bilinçli farkındalık, dikkati odaklamanın yoludur. Bu süreç; bilinçli farkındalığın şimdiki anda olma, farkında olma, kabullenme, gözlemleme, yargılamama, tepkisiz olma ve tanımlama özelliklerini içerir. Bireyin etkileşim sürecinde bilinçli farkındalıklı olması kişilerarası bilinçli farkındalık kavramıyla açıklanmaktadır. Kişilerarası bilinçli farkındalık insanlarla etkileşim halindeyken, dikkatlice dinlemeyi, duyguların farkında olmayı, duyguları ve düşünceleri yargılamadan kabul etmeyi ve davranışlara dürtüsel davranmadan cevap verebilmeyi içerir. Bu açıdan kişilerarası bilinçli farkındalığın ilişkilere yönelik katkısı önemli görülmektedir. Kişilerarası bilinçli farkındalığın incelenmesinde araştırmalar; ebeveyn-çocuk ilişkisi, öğretmen-öğrenci ilişkisi ve eş ilişkisi gibi alanlara odaklanmaktadır. Ayrıca belli bir ilişki biçimine odaklanmadan genel olarak kişilerarası bilinçli farkındalığın incelendiği araştırmalarda bulunmaktadır. Yapılan araştırmalar kişilerarası bilinçli farkındalığın etkileşim sürecine olumlu katkısı olduğunu bulmuştur. Bu çalışmada, kişilerarası bilinçli farkındalık kavramının tanıtılması ve içsel bilinçli farkındalıkla arasındaki ayrımın anlaşılması, kişilerarası bilinçli farkındalığın ilişkilere yönelik katkısının açıklanması amaçlanmıştır. Ayrıca Türkiye’de gelecekte yapılacak araştırmalarda kişilerarası bilinçli farkındalığın önemli bir değişken olarak kullanılabileceğine yönelik öneriler sunulmuştur.  &#13;
&#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜ ALTINDAKİ SURİYELİ ÇOCUKLARIN TÜRKÇE ÖĞRENİM DURUMLARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41654</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41654</guid>
      <author>Süleyman KARADAĞTalat AYTAN</author>
      <description>İnsanlar, yaşamlarının büyük kısmında dile ihtiyaç duymuşlardır. Yaşamlarını sürdürebilmek için ana diliyle iletişim kurmaya devam etmiş yahut başka dile yönelmiştir. Başka dile yönelme; diplomasi, eğitim ve kişisel maksatların yanında savaş, doğal afet, göç gibi etmenler ekseninde de gerçekleşebilir. Dil; kişinin iletişim kurmasını, eğitim almasını ve topluma adapte olmasını sağlayan önemli bir mekanizmadır.&#13;
Türkiye'deki Suriyelilerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenimleri ekseriyetle savaş ve göç sebebiyle gerçekleşmektedir. Suriyelilerin hayatlarını devam ettirmeleri, topluma adapte olmaları ve Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı kurumlarda eğitim almaları için öncelikli olarak Türkçe bilmelerine ihtiyaç vardır. Bu araştırmada Şanlıurfa iline bağlı olan Akçakale, Harran ve Ceylanpınar ilçelerindeki Geçici Barınma Merkezlerinde ikamet eden Geçici Koruma Statüsü altındaki Suriyeli velilerin çocuklara sunulan eğitim imkânları ile ilgili memnuniyet düzeyinin, öğrencilerin Türkçeyi anlama düzeylerinin; eğitim çağındaki çocukların okullaşma oranının, velilere imkân sunulması durumunda çocuklarının eğitimine kamp dışındaki eğitim merkezlerinde devam etme eğilimlerinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada yöntem olarak betimleyici model benimsenmiş, alan yazın taraması  sonrasında araştırma soruları belirlenerek anket formu oluşturulmuştur. Oluşturulan anket formu nicel ve açık uçludur. Araştırmada kota örnekleme yöntemi ile toplamda 113 Suriyeli veliden yüz yüze anket ve derinlemesine mülakat yöntemi ile birincil veri elde edilmiştir. Araştırmada yöneltilen sorulardaki yargı ve ifadelerin Suriyeliler tarafından değerlendirilmesi için Likert tipi ölçek kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile analize tabi tutulmuştur.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MORAL SERMAYE ÖLÇEĞİ: GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37006</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=37006</guid>
      <author>Özgür Sami AKGÜLHabib ÖZKAN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin moral sermayelerini ölçebilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Ölçme aracının geliştirilmesi için ilk olarak alan yazın taranmış, sonrasında ahlaklı öğretmenin yapması gereken davranışları karşılayan 66 maddelik bir madde havuzu oluşturulmuştur.  Uzman görüşü doğrultusunda benzer nitelikte, iyi ifade edilmemiş, açık ve anlamlı bulunmayan maddeler ölçekten çıkarılarak 66 maddelik madde havuzu 30 maddeye düşürülmüştür. Araştırmanın evrenini 2018-2019 Eğitim-öğretim yılında Gaziantep ili Şehitkâmil ve Şahinbey ilçelerinde bulunan kamu okullarında görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırma evrenindeki öğretmenler basit seçkisiz örnekleme yoluyla belirlenmiş, ölçeğin yapı geçerliliğinin belirlenmesi için çalışma grubundaki 408 öğretmenden elde edilen verilere açımlayıcı faktör analizi (AFA) yapılmıştır. Ölçeğin Kaiser Meyer Olkin (KMO) değeri .805 olarak bulunmuştur. Bartlett's Sphericity testi sonucunun (x2=746,739 p&lt;.01) anlamlı olduğu, açıklanan varyansın ise %60 olduğu tespit edilmiştir. AFA sonuçlarına göre madde-toplam korelasyon değeri 0,30’un altında olan maddeler, madde ölçme gücünün zayıf olması nedenleriyle ölçekten çıkarılmıştır. &#13;
Daha sonra ölçeğin yapı geçerliliğin incelenmesi amacıyla 20 maddeden oluşan ölçek formuna doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmıştır. DFA sonuçlarına göre ölçek maddelerinin faktör yük değerlerinin 0,32 – 0,66 arasında değiştiği belirlenmiştir. Uyum indeksi değerleri ise RMSEA: 0,074; SRMR: 0,067; GFI: 0,90; AGFI: 0,870; CFI: 0,910; NFI: 0,910; X2/df=3,17 olarak bulunmuştur. AFA sonucunda elde edilen faktör yapısının madde istatistikleri açısından DFA bulguları ile doğrulandığı görülmüştür. Ölçeğin tamamı için hesaplanan iç tutarlılık katsayısı olan Cronbach's Alpha değeri .871 olarak bulunmuştur. Boyut bazında bakıldığında ise tüm boyutların Cronbach's Alpha değerleri .70’in üzerinde çıkmıştır. Çalışma sonunda elde edilen değerler dikkate alındığında moral sermaye ölçeğinin 20 maddeden ve 5 boyuttan oluşan geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir.     &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>VECİHİ TİMUROĞLU’NUN FIRAT’A MASALLAR KİTABI MASAL MIDIR?</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39604</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39604</guid>
      <author>Munise AKSÖZ</author>
      <description>Vecihi Timuroğlu’nun “Fırat’a Masallar” kitabında 11 masal bulunmaktadır. Timuroğlu bu masalların 10 tanesini Türkiye’yi yöre yöre dolaşıp derlemiş, daha sonra kendi biçemi ile kaleme almış ve kitap olarak yayınlamıştır.&#13;
Kitabın içinde bulunan 10 masal Türkiye’nin Hakkâri (Turaç Kız), Silifke (Kızkalesi Efsanesi), Diyarbakır (Amidih Piri), Rize (Avcı Pirim), Tarsus (Kahf Eshabı), Başkale Ağrı Dağının Mağaraları), Suphan Dağı (Ağrı Dağı Efsanesi), Kars (Uğuz) ve Sivas (Ozanların Kenti) yörelerinden derlenmiş, bir anlatı ise Moğol tarihçisi Reşidü’d Din’in Camiü Tevarih  (Ergenekon) kitabından alınmıştır. Kitapta bir tek Fırat’ın Doğumu adlı anlatının hangi yöreden derlendiği yer almamaktadır. Ancak içinde Türkiye haritası üzerinde bulunan birçok yer adı geçmektedir.&#13;
Kitapta masal olarak adlandırılan bu anlatıları ayrı kılan bir yapı göze çarpmaktadır. Bu anlatılar her ne kadar genel anlamıyla masal olarak sınıflandırılmış olsa da masal değillerdir. Anlatılarda birçok edebi türün özellikleri iç içe geçmekte ve halk yazınına ait olmayan yapılar dikkat çekmektedir. Örneğin tek bir anlatının içinde masal, söylence, destan gibi halk edebiyatı türlerinin özelliklerini görmek olasıdır.  Bunun dışında özellikle toplumsal olguları içeren kısımlarda yazarın kendi düşüncelerini de anlatıya eklediği gözden kaçmamaktadır.  Dikkat çeken unsurlardan biri de anlatılarda yer alan yer adlarının gerçek ve Türk edebiyatında bulunan halk şairlerine, anlatılarına da göndermelerde bulunulmasıdır. Anlatının içinde başka bir anlatı da görülmektedir. Kısaca Vecihi Timuroğlu metinlerarasılığı da kullanmıştır.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKÇE EĞİTİMİNDE ŞİİR VE YARATICI DÜŞÜNME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40586</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40586</guid>
      <author>Ahmet DEMİR</author>
      <description>Türkçe eğitimi metin odaklıdır ve edebî metinler, dolayısıyla da şiir, Türkçe eğitiminde metin odaklı öğrenme süreçlerinin başlıca eğitim araçlarından biridir. Edebî metinler, doğrudan yaratıcılık, yaratıcı düşünme ve yüksek hayal gücü içeren bir olgudur ve çocuğun doğasına uygundur. Ortaokul düzeyinde Türkçe eğitiminde, farklı türlerden birçok edebî metin (masallar, şiirler, romanlar, hikâyeler, tiyatrolar, vb.) hedef kitlenin gelişim özelliklerine bağlı olarak anlama becerilerinin geliştirilmesine yönelik araçlar olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, çocukların anlatma becerilerini geliştirmek için çeşitli edebi metinler oluşturmaları teşvik edilir. Türkçe eğitiminde kullanılan edebî metinler, çocuklar için yaratıcı duygular, düşünceler ve hayallerle doludur ve çocuklar için yaratıcı hayal gücü ve yaratıcı düşünme için çok yönlü bir ilham kaynağıdır. Şiir de özellikle dil özellikleri itibariyle yaratıcı düşünmeyle doğrudan ilintilidir.&#13;
Bu çalışmada, şiirin Türkçe eğitiminde yaratıcı düşünmeye açılan bir kapı olduğuna dikkat çekilmektedir. Çalışma, konuyu Türkçe eğitiminin belirli bir alanında somutlaştırmak amacıyla ortaokul seviyesiyle sınırlı tutulmuştur. Bu bakımdan konu, 2018-2019 eğitim-öğretim yılında okutulan, Millî Eğitim Bakanlığı yayını, ortaokul Türkçe dersi ders kitaplarından örnekler de verilerek ele alınmaktadır. &#13;
Şiiri, yaratıcı düşünmeye açılan bir kapı olarak görmek, öğrenme süreçlerini de yaratıcı düşünme yönünde şekillendirmek, bu yönde bir farkındalıkla hareket etmek bakımından da bir gerekliliktir. Şiirin özellikle yaratıcı dil kullanımı bağlamında, öğrencilerin yaratıcı düşünme yeterliliklerini geliştirmek adına önemli bir işlevi yerine getirdiği gözden kaçırılmamalıdır. Bu bağlamda çalışmada, şiir ile ‘yaratıcılık’, ‘yaratıcı düşünme’ arasındaki ilişkiler irdelenmektedir. Şiir türünden metinlerin söz sanatları, metaforlar, imgesellik, alışılmamış bağdaştırmalar, çağrışımsallık gibi dil özellikleri ile ‘yaratıcı düşünme’ arasındaki ilişkiler ortaya konulmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KRIEG UND VERFALL IN DER ÖSTERREICHISCHEN LITERATUR: FAMILIE TROTTA ALS SINNBILD DES WANDELS DER DONAUMONARCHIE</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41742</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41742</guid>
      <author>Halit ÜRÜNDÜ</author>
      <description>Joseph Roth, 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı yazarlarından biridir. Radetzkymarsch romanında Tuna monarşisini ve çöküşünü temel yapı taşlarını çöküş işareti olarak temsil ederek anlatır. Bu çalışmanın amacı, romanda imparatorluğun gerilemesinin sembollerini araştırmaktır. Burada, Tuna monarşisinin önemli sabitlerinden biri olan Trotta ailesi ile semboller karşılaştırılmış ve yazarın bu konudaki sanatsal çalışmaları tartışılmıştır. Trotta ailesi sadece bir düşüş sembolü değil, aynı zamanda eski Avusturya monarşisinin çöküşünün kişisel bir yansıması olarak bilinir. Bu bağlamda çalışmanın konusu dört açıdan ele alınmış ve tartışılmıştır. İlk bölümde Trotta ailesi, Joseph Roth ve Tuna monarşisi ayrıntılı olarak aydınlatılmıştır. İkinci bölümün temasını ise, emperyal ve kraliyet ordusunun düşüşü oluşturur ve k.u.k. olarak adlandırılır. Ordunun durumu da bu bölümde tartışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü, monarşinin düşüşünü metropol ve il bağlamında incelemektedir. Son bölüm, Joseph Roth'un doğal olayları nasıl tasvir ettiğini ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküşü ile nasıl ilişkilendirdiğini açıklamaktadır. En önemli izlekler incelemeler son bölümde özetlenmiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İSTANBUL A1 YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİ DERS KİTABINDA İLETİŞİMSEL DİL YAKLAŞIMI KULLANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41906</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41906</guid>
      <author>Lokman TANRIKULUAzize ALHAN</author>
      <description>Yabancı bir dilin öğretiminde okuma, yazma, dinleme ve konuşma olmak üzere dört temel becerinin ediniminden bahsetmek mümkündür. Bireylerin bu becerileri kullanabilme yetkinliklerine göre Avrupa Ortak Çerçeve Metni kapsamında dil edinme seviyeleri belirlenir. Diğer taraftan dil öğrenmenin temel amacı o dilde iletişim kurabilmektir. Dil öğrenen bireyler, kişisel ve sosyal hayatlarında hedef dili kullanarak kendilerini ifade edebilmek ve o dilde etkileşimde bulunmak istemektedirler. Bu amaçla temel dil becerilerinin iletişimsel düzeyde kullanılabilmesi dil öğrenmenin ve öğretmenin gerekliliklerindendir. Dil öğretiminde kullanılan birçok geleneksel metodun aksine iletişimsel dil yaklaşımı öğrencilerin ders etkinliklerine etkin katılımını gerektiren enteraktif bir ortam sunmaktadır. Öğrenci merkezli, hedef dilde etkileşimde bulunmanın temel alındığı söz konusu öğretim yaklaşımı ile öğrencilerin dilin kavramsal bilgilerine erişmenin ötesinde dili kullanabilme yetisine sahip olmaları amaçlanmaktadır.                                                                       &#13;
Bu çalışmanın amacı yabancılara Türkçe öğretiminde en çok kullanılan kaynak kitaplardan birisi olan İstanbul seti A1 ders kitabında iletişimsel yaklaşımın kullanımının kitaptaki etkinlikler doğrultusunda incelenmesidir. Bu araştırmada dil öğretiminin aynı zamanda kültür öğretimi olduğu ve kültür aktarımının ancak iletişim kanalları yoluyla yapılabildiği gerçeğinden yola çıkarak İstanbul serisi A1 ders kitabı, genel çerçevede kültürel unsurlara yer vermesi bağlamında incelenmiştir. Ayrıca; kitapta yer alan etkinliklerde iletişimsel yaklaşımın kullanımı tartışılmış ve bu becerilerin kullanımının önemi ve dil öğrenmeye etkisi incelenmiştir. Çalışmada; yazma ve konuşma metinleri sınırlılık olarak ele alınmış olup doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, İstanbul A1 yabancılara Türkçe öğretimi ders kitabı iletişimsel yetiyi geliştirmeye ve kültür aktarımına yönelik çeşitli etkinliklere etkili bir şekilde yer verildiği saptanmış ve var olan eksiklikleri gidermek ve geliştirmek için çeşitli öneriler sunulmuştur. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ALEVİ-BEKTAŞİ GELENEĞİNDE TAVŞANLA İLGİLİ İNANÇ VE UYGULAMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42199</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42199</guid>
      <author>Ünsal Yılmaz YEŞİLDAL</author>
      <description>Dinî inanmalar insanoğlunun hayatını yönlendiren ve bazen din dışı farklı unsurlarla birleşerek taassup boyutuna ulaşıp sınırlandıran olgulardır. Bu inanmaların bazıları tamamen dinî gerçeklere dayanırken bazıları dinî gerçekliklerle bezenmiş batıl inançlardan ibarettir. Gerek insanların günlük hayatlarındaki pratiklerde gerekse de halk anlatılarında yaşayan bu inanmalar yüzyıllardır halk arasındaki varlıklarını sürdürmektedir. Bu inanmaların bir kısmı millî hususiyetler göstermekte iken bir diğer kısmı evrensel hususiyetler taşımaktadır. Millî motifleri bünyelerinde barındıran inanmaların kimisi de aynı millet içerisindeki mezhepsel ve/veya meşrepsel farklılıklara göre değişiklik arz edebilmektedir. Türkler tarihleri boyunca farklı inanç sistemleri ile dinlere mensup ve komşu olmuş bir millettir. Günümüzde dahi Türklerin bir kısmı diğerlerinden farklı olarak İslam dışındaki dinlere mensuptur. Yine İslam dairesindeki Türkler de kendi içlerinde farklı mezhep ve/veya meşreplere dâhildir. Uzmanları tarafından Alevi, Bektaşi ve Kızılbaş gibi adlarla anılan Türkmenlerin bir kısmı da bu tip toplulukların önde gelenlerindendir. Bu üç terimin ayrımını yapmak ya da izah etmek çalışmamızın içeriğinin ötesinde bir konu olduğundan çalışma boyunca bu kavramlar genellikle birlikte anılacaktır. Bilindiği üzere dinî ya da dine bağlı inanmaların bir kısmı tabusal varlık ve davranışları doğurmaktadır. Bu varlık ya da davranışlardan bir tanesi de insanların etraflarında gördükleri hayvanlara dair geliştirdikleri inanma ve takındıkları tavırlardır. Türkler arasında kurt/bozkurt ve geyik, Batılı terminolojideki karşılığıyla totem, Türk fikir hayatındaki karşılığıyla hayvan ata/hayvan ana olarak kabul edilmiştir. Atalık ve analık hususiyetleri barındırmasa da Türkler arasında totem olarak kabul edilen hayvanlardan bir tanesi de tavşandır. Bu çalışmada Alevi-Bektaşi toplumların tavşana dair besledikleri inanma ve bu inanmalara bağlı takındıkları tavırların dünyadaki benzerleriyle mukayeseli şekilde arkaik kökenlerine inilmeye çalışılarak tavşana dair bu inanma ve tavırların günümüzdeki karşılıkları üzerinden tespitler ortaya konulacaktır. Bu yolla Türklerin tarih boyunca farklı inançlar üzerinden tavşana bakışı da gözler önüne serilecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLÂSİK TÜRK ŞİİRİNİN ESTETİK ANLAYIŞINDA KELİME İŞÇİLİĞİ “İNCİNMEK” ÜZERİNE HAYÂLLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29124</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29124</guid>
      <author>Ramazan ARI</author>
      <description>Klasik Türk şiiri, dikey yönde ilerleyen bir şiir geleneğidir. Dar ve mahdut bir alanda, birçok sınırlayıcı unsurun tesirinde sanatlarını sergilemek zorunda kalan şâirler, şiirlerinde yoğun bir şekilde kelime işçiliğine yönelmişlerdir. Klasik Türk şiirinin estetik boyutunu da şekillendiren bu durum şekil, ses, ritim, kelime, anlam ve üslup boyutlarının her birinde etkisini gösterir. Bu anlamda, “incinmek” kelimesini hemen her açıdan işleyen şâirlerin, bu kelime etrafında epey zengin bir imaj ve hayal dünyası oluşturdukları söylenebilir.&#13;
Âşığın bu eylem çerçevesinde, daha çok “incinen”, “incinmemesi gereken” ya da “incitme korkusu çeken”; sevgilinin ise “inciten” konumunda olduğu dikkati çeker. Rakîbin de dolaylı da olsa, bu ilişkiye “inciten” görevinde dâhil olduğu söylenebilir. Temel hatlarıyla ifade edilen bu tablo üzerinden şairler, özellikle sevgiliyi “incitme korkusu” etrafında oldukça özgün ve estetik hayalleri şiirlerinde işlemişlerdir.&#13;
Şâirlerin incinmek kelimesi etrafında kurduğu hayallerde, duygu ve düşünce aynıdır. Değişen, bunu ifade ediş şekilleridir. Hiçbiri birbirinin aynı değildir. Biri, bunu tabiattaki bir olayla ilişkilendirir; biri, halk inanışını delil gösterir; bir diğeri tarihe telmih yaparak anlatır; başka bir tanesi gelenekteki bilginin üzerine yeni bir hayalle duygusunu ifadeye döker. Dolayısıyla, bu şiir geleneğinde özgünlük ve estetikliğin ne söylenildiğinin yanında, daha ziyade nasıl söylenildiğiyle ilgili olduğu söylenebilir.&#13;
 “İncinmek” kelimesi üzerinden klasik Türk şiiriyle ilgili yapılan bu çalışmada amaç, hem bu şiir geleneğinin kelime işçiliği özelinde gelişimine dikkat çekmek hem de şairlerin bir kelimeyi şiirlerinde işleyerek nasıl estetik hale getirdiklerini ortaya koymaktır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÜVEN KAVRAMI VE KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDAKİ SİYASİ HABERLERE GÜVENİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER DEĞERLENDİRMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42140</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42140</guid>
      <author>Yakup KİRİŞ</author>
      <description>Siyasal iletişimin kanalı olan kitle iletişim araçlarının, siyasi mesajların alıcısı konumundaki hedef kitlelerde güven tesis etmeye yönelik aktarım yaklaşımları ve hedef kitlelerde siyasal içerikli mesajlara güvenin oluşmasına etki eden koşullar ve etmenler, güven kavramının kapsamlı, bilimsel tespiti ışığında, bulgulanmaya çalışılmıştır.&#13;
Kitlelerin, kitle iletişim araçlarında (medyada) aktarılan siyasi içerikli haberlere güveni konusu ele alınırken konu ve olay seçimine, açıklamaların doğruluğuna ve değerlendirmelere güven incelemelerinin yanında aktarılanların söylemsel bağlamının, sosyal gerçeklik olgusu ve alıcı konumdaki bireylerin kültür, bilgi birikimi vb. etmenlerle oluşan anlamlandırma ve yorumlama mantıklarının da incelenmesi gerekmektedir. &#13;
Bu gereklilik öncelikle kitle iletişim araçlarının, özgün dilsel, retorik gereçlerle şekillendirdikleri güven oluşturucu sunum yöntemlerini inandırıcılık ve okuyucunun ilgisi bağlamında oluşturdukları ve buna göre öznel, sosyal bir gerçeklik üretme çabasında olduklarıyla ilgilidir.&#13;
Medya tarafından retorik stratejilerle şekillenmiş, söylemsel bağlamı olan aktarım diliyle mutlak olmayan bilimsel gerçeklik ile retorik gerçeklikler boyutunun bir araya gelmesi, yani semantik bilgi ile retorik – semiyotik ek bilginin de çağrışımsal ve metaforik olarak aktarılması söz konusudur ve bu yeni türden bir güven sorunsalı oluşturmaktadır.&#13;
Kitle iletişim araçlarının politik haber sunumlarında kullandıkları retoriğin ve haberlerin söylemsel bağlamının analizi, mesajlardaki güdümleme, örtülü içerikler ve hedeflerin tespitinde önem arz etmekte, dolayısıyla açıklamaların güvenilirliğini ölçebilmek, bir sınıflandırma ve metodik oluşturabilmek ve yeni bazı inceleme yaklaşımları belirlemek adına gereklidir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TAYEB SALİH’İN KUZEYE GÖÇ MEVSİMİ ADLI ROMANINDAKİ ARADA KALMIŞLIK TEMASININ   YANSITILMASI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41927</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41927</guid>
      <author>Serdar TAKVAGökşen ARAS</author>
      <description>On yedinci ve on sekizinci yüzyıllara dayanan Avrupa Emperyalizmi, dünyanın farklı bölgelerindeki insanların hayatlarını şekillendirmiştir. Diğer ulusların geri ve bağımlı oldukları iddiası içerisinde olan yaygın Avrupa ideolojisi uzak bölgelerin kolonileştirilmesine yol açtı. Diğer ulusların güç kullanılarak kolonileştirilmesi, işgalcileri için çalışmak zorunda bırakılan köleleştirilmiş ve baskılanmış yerli insanlar oluşmasına neden oldu. Bu insanların kültürel ve politik açıdan hegemonya altına alındılar dolayısıyla ikinci sınıf bir vatandaş topluluğu yaratılmış oldu. Diğer halkların ekonomik ve kültürel anlamda sömürülmesi, belli bir süre sonra, bağımsızlık elde etme arzusunu harekete geçirdi ve bu istek bağımsız ulusların ortaya çıkmasına sebep oldu. Bağımsızlık sonrası, bir zamanlar sömürülen halklar sömürgecilik sonrası diye adlandırılan yeni bir döneme girdiler. Sözde bağımsızlık, baskılanmış insanların acılarına bir son vermedi, tam tersine ana vatana göç etmekten kaynaklanan aşağılık kompleksi, kölelik, ayrımcılık, ve arada kalmışlık gibi tartışmalı konuların ortaya çıkmasına neden oldu. Çeşitli sebeplerle, yurtlarını terk etmek zorunda bırakılan göçmenler eğitim almanın hayalini kurarken bazıları da para biriktirmek için mücadele etmektedirler. Fakat yerlerinden edilmiş göçmenler, kimliklerinden dolayı öteki diye görüldükleri ana vatanda hoşgörü ile karşılanmamaktadır. Farklı etnik kimliklere sahip göçmenler, aşağılanmakta dolayısıyla ne kendileri ne de öteki ne ulusal ne de Avrupalı olabilmektedirler. Bu bağlamda bu çalışma, kolonileşme sonrası Tayeb Salih’in Kuzeye Göç Mevsimi adlı romanında arada kalmış göçmenleri incelemeyi amaçlamaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KASIMALI BAYALİNOV’UN “KÖL BOYUNDA” ROMANINDA İDEALLEŞTİRİLEN SOVYET KADIN TİPİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40185</guid>
      <author>Reyhan KARKINLI</author>
      <description>20. yüzyılın başlarında Çarlık Rusya, ekonomik, siyasi ve toplumsal olarak büyük sıkıntı içerisinde varoluş mücadelesi vermektedir. Ancak 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali’ne dayanamaz ve yıkılır. Çarlık rejiminin ardından Rusya’da yeni bir dönüşüm, yeniden bir doğuş yaşanır. Sovyet rejimi, buhran içindeki halkı yaşadığı sıkıntılardan kurtarmak için sosyalist bir toplum oluşturmayı hedefler. Yeni toplumsal yapılanma oluşturulurken kadın, temel dayanaklardan biri olarak görülür. Çünkü kadının; doğurgan, sürdürücü, üretken ve koruyucu özellikleriyle yeni sistemin devamlılığının sağlanmasında esas unsur olacağı değerlendirilir. Ayrıca, erkek nüfusun savaşlar sebebiyle azalması, geriye kalanların tekrar cepheye gönderilmesi yeni bir ekonomi ve toplumsal düzende kadını ön plana çıkarır. Erkeğin yardımcısı, ikamesi rolünden başatlığa evirilen kadın, Sovyet toplumunda yeni ideolojinin hayata geçirilmesinde en önemli dayanak haline gelir.&#13;
	Yeni insanı, yeni toplumu, medeniyeti kadının omuzlarında oluşturmak ve yükseltmek isteyen Sovyet rejimi, bu fikrini uygulamaya geçirebilmek adına sanat ve edebiyat adamlarına önemli sorumluluklar yükler. İlkeleri Komünist Parti yöneticileri ve sosyalist teorisyenler tarafından belirlenen sanat ve edebiyatta edebî akım olarak “sosyalist realizm” benimsenir. Toplumun sosyalizme olan inancını pekiştirmek için kadın kahramanlar sembolleştirilerek toplumun onlara özendirilmesi esas alınır. Tüm Sovyet coğrafyasında ırk ve millet ayrımı gözetmeksizin Sovyet tipi bir kadın imgesi oluşturulur.&#13;
	Bu çalışmada Kırgız yazarlarından Kasımalı Bayalinov’un  “Köl Boyunda” (Göl Kıyısında) romanında, idealleştirilen Sovyet tipi kadının,  örnek davranışlarının ve özelliklerinin sosyalist realizm ile nasıl şekillendirildiği üzerinde durulacaktır. &#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GELENEKSEL ÇALGI ORKESTRALARINDA MODERNLEŞMENİN İZLERİ:  ‘BALALAYKA TOPLULUĞU’NDAN ‘KEMENÇE BEŞLEMESİ’ VE ‘GADULKA AİLESİNE’</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40462</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40462</guid>
      <author>Gözde ÇOLAKOĞLU SARI</author>
      <description>Modernleşme çabasındaki bir ülkenin modernleşmenin merkezinden ne kadar uzaktaysa, ulus ve gelenek kavramına o kadar bağlandığı görülür. Türkiye’de modern hareket Osmanlı’da gelişen ve cumhuriyet ile biçimlenen bir süreçtir. Osmanlı’nın son döneminden itibaren pek çok olay, kişi ve akım modernizm ile birlikte okunabilmektedir. Benzer olarak Bulgaristan’da; halkın kendi imajı olan tarih, folklor ve sosyalist ideolojiyle birlikte performanslar daha özel bir biçimde var olmuş, özellikle sosyalist dönem boyunca folklor,  tarih ve çalgılar milli kimliği temsil etme işlevini üstlenmiştir. &#13;
İşte birbirine yakın sayılabilecek on yıllar arasında benzer bir modernleşme geçmişine sahip olan ülkelerde geleneksel çalgılar ile batılı arayışlara gidilmiş ve modernleşmenin izlerinin çok rahat tesbit edilebileceği yeni orkestal yapılar teşkil edilmiştir. Arel’in (1880-1955)  ‘Kemençe Beşlemesi’, Vasily Andreyev’in  (1861-1918) ‘Balalayka Ailesi’, Koutev’in  (1903-1982)  ‘Gadulka Ailesi’ aydınlanma, rasyonalizm ve pozitivizm içinde kendi düşünselliğini cisimleştirmeye çalışan modernist akımın parçaları olmuşlardır. &#13;
Bu makalede ‘modern hareket’in geleneksel çalgılar üzerinden geçişi ele alınacak, ‘batılılaşma’ ve ‘modernleşme’ fikrinin geleneksel çalgılardaki algısı ve izleri balalayka, kemençe ve gadulka çalgı aileleri üzerinden değerlendirilecektir. Bu doğrultuda özellikle tarih bilimine has yöntemler olan kaynak tarama, sınıflandırma, analiz ve sentez yöntemleri kullanılacak, kişisel arşivlere ait kaynaklara yer verilecek, röportajlar özellikle değerlendirilecektir. Modernizm ve batılılaşmaya ilişkin söylemler çalgı aileleri doğrultusunda okunacak, demografik, tarihi - coğrafi özellikler ve sosyal yapı gibi çeşitlendirebileceğimiz pek çok açıdan ‘ortak paydada’ buluşabilen toplumlara dair batılılaşma olgusu, batı orkestrasına alternatif olarak kurulan çalgı aileleri üzerinden incelenecektir. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TASARIM VE SANAT EĞİTİMİ VEREN FAKÜLTELERİN LOGO TASARIMLARININ GRAFİKSEL ANALİZİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40574</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40574</guid>
      <author>Ekin BOZTAŞ</author>
      <description>Grafik tasarımın önemli çalışma alanlarından biri logo tasarımıdır. İyi bir logo tasarımı, kurum kimliğini özgün bir plastik dille, hedef kitlede farkındalık oluşturacak biçimde simgeleme özelliğine sahip olmalı ayrıca çeşitli kullanım alanlarında görsel ve anlatım özelliklerini kaybetmeyecek biçimsel nitelikleri taşımalıdır. Ayrıca logo tasarımı görsel kimliğin oluşturulması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması açısından en temel öğedir.&#13;
Kurumlar, hedef kitleleri üzerinde tanınabilirlik ve farkındalık oluşturabilmek için logo tasarımlarına ihtiyaç duymaktadır. Bu durum üniversiteler ve akademik birimleri olan fakülteler için de geçerlidir. Bu bağlamda ilgili alan uzmanlarını yetiştiren tasarım ve sanat fakültelerinin kendi logo tasarımlarını hazırlama ve seçme süreçleri ve sahip oldukları logoların niteliği kurum kimliği açısından özel bir önem taşımaktadır.&#13;
Bu çalışmada Türkiye’deki üniversitelerde bulunan tasarım ve sanat eğitimi veren fakültelerin kendilerine ait logo tasarımlarına sahip olup olmadıkları araştırılmış, logo tasarımına sahip olan fakültelerin tasarımları grafiksel açıdan değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sürecinde tasarımların kompozisyon kurgularındaki biçimsel yapı ve bu biçimsel yapının oluşturduğu anlam katmanları incelenmiştir. Tipografik unsurlar ele alınmış, renk kullanımları ve görsel sadeleştirilmeler ile stilizasyonlar çözümlenmiştir. Tasarımların farklı mecra ve baskı teknikliklerime göre uygulanabilirlikleri ele alınmıştır. Fakültelerin logo tasarımlarında karşılaşılan olumlu ve olumsuz durumlar ele alınarak, ilgili tasarımların genel ve özel anlatım biçimleri üzerinde durulmuştur. Tasarımlarda kullanımı tercih edilen ortak imgeler tespit edilmiştir. Ayrıca kültürel ve coğrafi özelliklere göre farklılık gösteren imgeler üzerinde durulmuştur.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KLASİK BATI MÜZİĞİ’NDE ORYANTALİST ARAÇLAR: GUSTAV MAHLER’İN DAS LİED VON DER ERDE ESERİNDE UZAK DOĞU İMGESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30179</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=30179</guid>
      <author>Emrah ERGENEAli KELEŞ</author>
      <description>En basit ifadeyle Doğu araştırmaları anlamına gelen Oryantalizm, Doğu’ya ilişkin önyargılı ve Batı-merkezci bakış açısından dolayı, sömürgecilik sonrası dünyada, tartışmaya açılmıştır. Bu tartışmaların merkezinde Edward Said’in Şarkiyatçılık adlı kitabındaki iddiaları ve yaklaşımı yer alır. Said oryantalizmi, mesleki bir uzmanlıkla sınırlandırmayıp onun genel kültür, edebiyat ve ideolojinin yanı sıra toplumsal ve siyasal tavırlar bağlamında da yürürlükte olduğunu göstermeye çalışır. Bir yandan bilgi ile iktidar arasındaki ilişkiyi diğer yandan da Doğu ve Batı’nın tahayyül düzeyinde nasıl inşa edilip konumlandırıldığını sorunsallaştıran oryantalizm tartışmaları, müzikolojik araştırmalarda da kendine bir yer bulmuştur. Bu araştırmalarda Batılı bestecilerin Doğu’yu müzikal olarak inşa ya da temsil etmek için kullandıkları araçlar da (pentatonik gamlar, paralel dörtlü ve beşliler, tiz sesler, gong gibi çalgılar, abartılı süslemeler vb.) incelenmiştir. 20. yüzyılın ortalarına kadar, söz konusu müzikal araç ve teknikler, resmedilen doğulu toplulukların müzikal nitelikleri ve pratiklerinden çok Batının kurduğu Doğu tahayyülüne ve stereotiplere referans vermiştir. Batılı besteciler, batı-dışı toplulukların müzikal pratiklerini yansıtmaktan ziyade kültürel ötekinin stereotipik bir temsilini amaçladıklarından müzikal klişeleri kullanmayı tercih etmişlerdir. Zira dinleyiciler de Batı-dışı otantik müzikal niteliklere aşina olmadığından bestecilerin hedeflediği etki oluşmayacaktır. Ancak sonuçta bu tür besteleme süreçleri, oryantalist düşünme biçimini yeniden üretmiştir. Bu çalışmada örnek olarak Gustav Mahler’in Das Lied von der Erde (1907) adlı eseri ele alınacak ve bestecinin Çin imgesini inşa etmek için kullandığı müzikal araçlar, tarihsel/toplumsal bağlamı ve oryantalizm tartışmaları ile ilişkili biçimde irdelenecektir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE YAPILAN DİN EĞİTİMİ BAŞLIKLI YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA TEZLERİ  ÜZERİNE BİR ANALİZ (1986-2019)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41972</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41972</guid>
      <author>Ahmet Ali ÇANAKCI </author>
      <description>Bu çalışmada, 1986-2019 yılları arasında Türkiye’de yapılan ve başlığında “din eğitimi” ifadesi yer alan lisansüstü tezlerin; tür, yıl, yazarın cinsiyeti, yabancı dil, üniversite, yöntem, enstitü, anabilim dalı, bilim dalı, danışman sayısı gibi farklı değişkenler açısından incelenmesi ve analiz edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada tarama modeli benimsenmiş, literatür taraması, doküman incelemesi ve odak grup tartışması yöntemleri kullanılmıştır. Bu bağlamda araştırma, betimsel ve kesitsel bir araştırma özelliği taşımaktadır. Araştırmada, Yükseköğretim Kurulu Yayın ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı Ulusal Tez Merkezi veri tabanında kayıtlı bulunan 415 lisansüstü çalışmanın olduğu tespit edilmiştir. Bunların 328’i yüksek lisans, 87’i ise doktora tezidir. Çalışmada, erişim izni bulunan 272’si yüksek lisans, 78’i doktora olmak üzere toplam 350 lisansüstü tez incelenmiş ve çeşitli değişkenler açısından analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; lisansüstü çalışmalarda yazarın cinsiyeti değişkeni olarak “erkekler”, dil değişkeni olarak “Türkçe”, üniversite değişkeni olarak “Marmara Üniversitesi”, konu alanı değişkeni olarak “örgün din eğitimi”, yöntem olarak “literatür taraması”, enstitü değişkeni olarak “sosyal bilimleri enstitüsü”, anabilim dalı değişkeni olarak “felsefe ve din bilimleri”, bilim dalı değişkeni olarak “din eğitimi”, danışman sayısı değişkeni olarak ise “tek danışman” ön plana çıkmaktadır. Ayrıca, son yıllarda bazı eksikliklerle birlikte din eğitimi ile ilgili yapılan lisansüstü çalışmalar, yeni konu yönelimleri ve yöntem açısından büyük bir ivme kazanmıştır. Bu çalışmaların bilimsel araştırma paradigmalarına dayalı olarak yürütülmesi de nicelik ve nitelik olarak gelişim göstermiştir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>JAPON HALK DİNİ GELENEĞİNDE KAMİ KÜLTÜ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42160</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42160</guid>
      <author>Hüsamettin KARATAŞ</author>
      <description>Japonların kadim dini geleneği Şintoizm, bir başka ifadeyle Kami-no miçi, Japon halkının dini inanışları ve uygulamaları çerçevesinde şekillenen bir yapıya sahiptir. Bu gelenek esas itibariyle Japonlara özgü milli bir din niteliğindedir. Japon halk dini geleneğinin bir ifadesi olarak Şintoizm, atalar kültüne önem atfeden; politeist, natüralist ve antropomorfik karakterleri bünyesinde barındıran bir dindir. Japonlar için Kamilere inanmak aslında onların iradesine uygun davranmaktır. Bu durum Japonlar için geleneğin ötesinde maneviyatla açıklanabilecek bir haldir. Nitekim Japonlar için “Kami Kültü” hayatın her alanında yer alan bir olgudur. Bu yüzden Kamilere inanmak ve onların istedikleri gibi bir hayat sürmek en büyük idealdir. Bu idealin sonunda elbette Kami kadar yüce olmak ya da olağanüstü varlıklar kadar saygı görmek de olasıdır. Bu çalışmada Japon halk dini geleneğindeki “Kami kültü” bazı açılardan ele alınıp incelenmiştir. Bu çerçevede özellikle Japonların korkuyla karışık saygı duydukları Kamileri nasıl anladıkları ve ne şekilde anlamlandırdıkları üzerinde durulmuştur. Zira Kamiler veya Kamisel âlemler, insanoğlunu hayranlığa ve hayrete düşürecek unsurları bünyesinde barındırmaktadır. Bununla birlikte Kamiler, insanların merakını cezbeden esrarengiz olguların, korkunç doğa olaylarının merkezi figürüdür. Aynı zamanda Japonlar için Kamiler ilksel ve doğaüstü varlıklar olmanın ötesinde saygının, bağlılığın, tabasbusun ve tapınmanın bir diğer adıdır. &#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KABUL VE RET BAĞLAMINDA İSLAMÎ GRUPLARIN KABİR AZABI TARTIŞMALARI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42185</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42185</guid>
      <author>Mehmet KILIÇARSLAN</author>
      <description>Ölen birinin cesedine ne yapılması gerektiğine dair ilahî kaynaklı ilk öğretinin bozulmasıyla bu alanda farklı ritüeller oluşmuştur. Bunun en önemli nedenlerinden biri, peygamberlerin tebliğ ettiği tevhid inancından uzaklaşan insanların ahiret kavramı hakkındaki kafa karışıklıklarıdır. Ölümden sonra bir hayatın var olduğuna inananlar, ölülerini bu yeni hayata hazırlamaya yönelik tutumlar sergilemişlerdir. Ölüyü sevdiği eşyalarla ve hatta sevdiği kişilerle birlikte gömme, bedenini korumak için mumyalama ya da yakarak küllerini kutsallığına inanılan çeşitli alanlara serpme bunun en yaygın örneklerindendir. &#13;
Dünyayı imtihan alanı olarak telakki eden inançlarda doğal olarak ölüm sonrası bir azap ve ödül düşüncesi de teşekkül etmiştir. İlahî dinlerden en ilkel kabile dinlerine kadar hemen her inanç türünde adaletin tecellisi için ölüm sonrası bir cezalandırma veya ödüllendirme düşüncesine rastlamak mümkündür. &#13;
İlahî dinler olarak kabul edilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın her üçünde de bir ahiret hayatının varlığı kabul edilir. Ancak Yahudilik ve Hıristiyanlığın kutsal metinlerinde kabir hayatına yönelik ifadeler çok net değildir. Kabir hayatına ve kabir azabına yönelik Kur’an ayetleri de yeterince sarih değildir. Bu nedenle bu iki kavramın varlığını ancak İslam’ın ikinci temel kaynağı olan sünnet sayesinde netleştirmek mümkün olmuştur. Sünnetin Kur’an gibi koruma altında olmaması, kelam-ı kibar ve darb-ı mesel türünden bazı sözlerin yanı sıra pek çok uydurma sözün hadis kitaplarına girmiş olması bazı kesimlerin sünnete karşı olumsuz bir tavır sergilemelerine neden olmuştur. Sünnet üzerinden hüküm çıkarmaya da itikat oluşturmaya da karşı çıkmışlardır. Bu makalede çeşitli İslamî grupların kabir azabı hakkındaki görüşleri delilleriyle birlikte ele alınmıştır. Küçük bir azınlık kabir azabını ya tamamen, ya ruha yönelik boyutuyla ya da bedene yönelik olarak inkâr etmiştir. Buna rağmen İslam ulemasının çoğunluğu kabir azabına işaret eden ayetleri ilgili hadislerle birlikte değerlendirmiş ve kabir azabının var olduğunu söylemiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖMEÇ OVASI (BALIKESİR) VE YAKIN ÇEVRESİNDE JEOLOJİK-LİTOLOJİK ÖZELLİKLER İLE ARAZİ KULLANIMI ARASINDAKİ İLİŞKİLER</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40509</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40509</guid>
      <author>Ali Ekber GÜLERSOYİsmail BULDAN</author>
      <description>Kıyı Ege Bölümü’nün kuzeyinde yer alan Gömeç Ovası ve yakın çevresi, Kazdağı ile Madra Dağları arasında yer alan Edremit havzasının güney kesiminde yer almaktadır. Sahanın jeolojik-litolojik özellikleri arazi kullanımını şekillendiren ve çeşitlendiren doğal etkenlerdendir.&#13;
İnceleme sahasında kristalize kireçtaşları üzerinde (VII. sınıf ) zeytinlikler ve maki/garig, alanları yer alırken, metamorfiklerden (VII. sınıf) oluşan alanlarda ise genellikle zeytinlikler bulunmaktadır. Neojen volkanitler (VI.-VII. sınıf) üzerinde kızılçam, maki-garig, mer’a ve ikincil konut alanları yer almaktadır. Neojen göl sedimentleri (III.-IV. sınıf) üzerinde zeytinlikler yayılış göstermektedir. Tüf katkılı Neojen sedimentlerden (III.-IV.- V. sınıf) oluşan alanlarda zeytinlikler yer alırken, tüfler (VII. sınıf) üzerinde maki-garig ve zeytinlikler bulunmaktadır. Konglomeraların (IV.-V. sınıf) yayılış gösterdiği sahalarda zeytinlik ve kuru tarım alanları yer alırken, birikinti koni-yelpazeleri (IV.-V. sınıf) üzerinde zeytinlik ve yerleşim alanları bulunmaktadır. Alüvyonlar (I.-II.-III.-IV. sınıf) üzerinde ise sulu/kuru tarım, yerleşim, mera alanları yer almaktadır. Suya doygun alüvyal sahalarda ise mera, ikincil konut ve sazlık-bataklık alanlar dikkat çekmektedir.&#13;
Jeolojik-litolojik özellikler toprak oluşumunu ve verimliliğini tayin edebilmektedir. Nitekim Neojen gölsel sedimentler ve alüvyonlar üzerinde gelişen toprakların Katyon Değişme Kapasitesi (KDK) yüksekken tüf, metamorfikler ve volkanitler üzerinde gelişen toprakların KDK’sı oldukça düşüktür. &#13;
Araştırma alanında eğimin % 10’u aştığı ve doğal bitki örtüsünü büyük ölçüde kaybetmiş tüfler, volkanitler ve metamorfiklerden oluşan arazilerde yürütülen tarım faaliyetleri şiddetli erozyona neden olmaktadır. Öte yandan, yer altı suyu rezervi zayıf olan ova tabanında sulu tarım yapılması, tuzlanmaya neden olmakta ve bu durum tarımsal üretimin/verimin düşmesine yol açmaktadır. &#13;
Arazi degradasyonu ve erozyonun önlenebilmesi için arazilerin jeolojik-litolojik özelliklerinin bilinerek buna uygun bir arazi kullanım deseninin oluşturulması gereklidir. Nitekim Gömeç Ovası ve yakın çevresinde anamateryal-toprak-arazi kullanımı ilişkileri çerçevesinde; Neojen gölsel tortul formasyonları ve kolüviyal depolar zeytinlik, eğimli ve yüksek alanlar orman alanı, sahanın kıyı kesimindeki tüf ve volkanitlerden oluşan alan ise turizm yapılaşması için kullanılmalıdır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İNGİLTERE’DE SANAYİ DEVRİMİ VE LUDDİST BAŞKALDIRI (1811-1813)</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40591</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40591</guid>
      <author>Yahya BAĞÇECİ</author>
      <description>Sanayi Devrimi, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin yanı sıra zamanın ekonomik ve sosyal değişimlerinin de etkisiyle ilk kez İngiltere’de ortaya çıktı. Kısa zamanda el zanaatlarının yerini fabrikalar aldı. Üretim teknolojisindeki gelişme, seri üretim, ucuz mallar, ticarette büyüme ve daha fazla kârı beraberinde getirdi. Nitekim bu durum, 1800’lerde İngiltere’nin daha zengin bir ülke haline gelmesini sağladı. Ancak Sanayi Devrimi, çalışma şartlarını daha iyi hale getirmediği gibi çalışanların yaşam standardının yükselmesini de sağlamadı. İşçiler, devrimin bu ilk döneminde sağlıksız ve çoğunlukla tehlikeli fabrikalarda uzun saatler boyunca çalışmak zorunda kaldı. Buna karşılık aldıkları ücretler son derece yetersiz oldu. Üstelik hızla çoğalan fabrikalar, sanayi öncesinin vasıflı işçilerini geçim kaynaklarından mahrum bıraktı. Bir el dokumacısının bir makine ile rekabet etmesi mümkün değildi. Binlerce el dokuma ustası, makineler yüzünden ücretlerinin düştüğüne ya da işlerini tamamen kaybettiklerine şahitlik etti. Nitekim kendilerine “Luddist” ismini veren çoğunlukla dokuma işçilerinden oluşan yetenekli İngiliz emekçileri, hızla değişen koşullara makineleri yok ederek tepki verdi. 1811 yılında başlayan Luddist başkaldırı, kısa bir süre içerisinde Nottinghamshire, Derbyshire, Leicestershire, Lancashire, Cheshire ve Yorkshire gibi yerleşim yerlerine yayıldı ve neredeyse İngiltere’nin tüm merkezi üretim bölgelerini kapladı. Yeni düzeni tehlikeye atan bu isyan hareketi, Hükümet ile iş dünyasının liderlerini ciddi şekilde korkuttu. Sonunda Hükümet, isyanı kontrol altına almak için askerî tedbirlere başvurmak zorunda kaldı. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SURİYELİ MÜLTECİLERE YÖNELİK TUTUMUN DÜŞMANCA NİYET YÜKLEME YANLILIĞI AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40275</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=40275</guid>
      <author>Yeliz KINDAPVezir AKTAŞ , Rojin DEMİREL , Cansu KANAT</author>
      <description>Dünyada her yıl çok sayıda insan çeşitli sebeplerden dolayı vatandaşı olduğu ülkeyi terk etmek zorunda kalmaktadır. Bu bağlamda Türkiye'de son yıllarda özellikle Suriye’deki iç savaş yüzünden binlerce mülteci gelmesine rağmen, mültecilerle yönelik tutumların ele alındığı araştırmaların sınırlı sayıda olduğu görülmüştür. Yapılan bu çalışmada Suriyeli mültecilere yönelik olumsuz tutumun öncüllerinin belirlenmesi amacıyla söz konusu tutumların düşmanca niyet yükleme eğilimi, anne baba eğitimi ve mülteci tanıdığının olup olmaması değişkenleriyle ilişkileri incelenmiştir. Bu amaçla farklı bölümlerde okuyan öğrencilerden, yaşları 18-32 yaş arasından değişen 276 lisans öğrencisi (126 kadın ve 150 erkek) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada Suriyeli Mültecilere Yönelik Tutum Ölçeği ve Düşmanca Niyet Yükleme Ölçeği kullanılmıştır. Suriyeli mültecilere yönelik tutumu yordayan değişkenleri incelemek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Sonuçta anne eğitim düzeyi ve mülteci tanıdığı olma durumunun ve düşmanca niyet yüklemenin Suriyeli mültecilere yönelik olumsuz tutumu pozitif yönde yordadığı görülmüştür. Bulgular, mülteci tanıdığın olup olmamasının, düşmanca niyet yükleme eğiliminin ve anne eğitim düzeyinin Suriyeli mültecilere yönelik olumsuz tutumlar üzerinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Sonuçlar ilgili literatür bağlamında tartışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞ TATMİNİNİN PSİKOSOMATİK ŞİKÂYETLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ: BİR LİTERATÜR İNCELEMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29096</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29096</guid>
      <author>Ahmet Vahdi TÜRKER</author>
      <description>İş tatmininin literatürde birçok tanımlaması bulunsa da genel olarak, bireylerin işe ilişkin elde ettikleri faydalar ile işe yönelik maliyetlerin karşılaştırılması sonucu ortaya çıkan tatmin hali olarak tanımlanabilir. İş tatmini kişinin çalıştığı işin türü, işyerinin özellikleri ve coğrafi konumuna bağlı olduğu kadar, çalışan kişinin eğitim durumu ve cinsiyeti gibi çeşitli demografik özelliklerine bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Günümüzde giderek karmaşıklaşan iş yaşamı, hızlanan yaşam temposu, ilerleyen teknolojinin getirdiği yeni yaklaşımlar nedeniyle daha da ağırlaşan iş stresi göz önüne alındığında iş tatmininin birey psikolojisi açısından oldukça önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, iş tatminini etkileyen faktörlerin irdelenmesi, iş tatmin düzeyi ile iş stresi arasındaki ilişki ve iş stresinden kaynaklanan psikosomatik şikâyetlerin araştırıldığı kaynakların derlenmesidir. Bu kapsamda öncelikle iş tatmini, iş stresi ve psikosomatik şikâyetlerin ele alındığı araştırmalar incelenmiş ve bulgular değerlendirilerek bundan sonra yapılmasına ihtiyaç duyulan araştırmalar için öneriler belirlenmiştir. Bulgulara göre, iş tatmininin çalışanların sağlık durumları üzerinde önemli etkilerinin olduğu, literatürdeki birkaç çalışmada özellikle düşük iş tatmin düzeyi ve stres koşullarında kişilerin psikosomatik şikayetlerinin arttığı gözlenmiştir. Ancak, literatürde çalışanların iş tatmin düzeyi ile psikosomatik şikayetler arasındaki ilişkiyi araştıran çok fazla çalışmaya rastlanmadığından, gelecekte bu alanda daha fazla araştırma yapılması gerektiği vurgulanmıştır. İş stresi faktörleirin üretkenliği ve verimliliği istenmeyen bir biçimde olumsuz etkilediği bilinmektedir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ULUSLARARASI ARENADA TÜRK – MACAR İLİŞKİLERİNİN  DİNAMİKLERİ </title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41651</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41651</guid>
      <author>Alev DURAN </author>
      <description>Türkler ve Macarlar tarih sahnesinde çok eski zamanlardan beri ayrılmaz bir ilişki içinde olmuşlardır. 1526 Mohaç savası sonrası başlayan Osmanlı’nın Macaristan’daki hâkimiyeti bu iki devlet, Osmanlı hâkimiyeti sonrasında da ilişki içinde olmaya devam etmiş, sığınılacak kapı olarak görülen Osmanlı devletine gelen Imre Tökhöly, Ferencs Rakoczy, Lajos Kossuth ve beraberindeki mülteciler ile ilişkiler dostluğa evirilmiştir. Bu dostluk atmosferinin bir göstergesi olarak Corvinaların ait olduğu yere Macaristan’a teslim edilmesi Macaristan’da törenlerle kutlanmasını sağlamıştır. &#13;
Uluslararası perdede gelişen ilişkiler dışında bilim dünyasında da Macaristan’da Turancılık ve Türkoloji faaliyetleri de bu ilişkileri perçinlemiş öğrenci değişimi, uzmanların gelmesi genç cumhuriyetin temellerinin atılması aşamasında da kendini göstermiş, yapılan antlaşmalarla bu perçinlenmiştir.&#13;
Gerek siyasi gerek kültürel ilişkilerdeki bu basamaklar uluslararası arenada Türk- Macar ilişkilerinin ana dinamiklerini oluşturmuştur. Günümüzdeki ilişkilerin temelleri bu esaslar üzerine oturtulmuştur. &#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LÜKS MARKA PAZARLAMASINA DİJİTAL BİR YAKLAŞIM: BURBERRY</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29148</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29148</guid>
      <author>Nurdan TEKEOĞLUKübra KÜÇÜK</author>
      <description>Dijital trasformasyon iş dünyasında devrimsel bir rekabet başlattı. Şirketler bu değişime uyum göstermek, hayatta kalabilmek,rekabetin  gereğini yerine getirebilmek ve konumlarını koruyabilmek için işlerini yürütebilmenin yeni yollarını keşfetmek durumundalar. Mobil iletişim ve sosyal medya « dijital kanallar » diyebileceğimiz, özetle  şirketler ve müşterileri arasında yeni dijital iletişim kanalları yarattı.&#13;
Dijital kanallar bağlanabilirlik özelliği ile dijital devrimde önemli bir rol oynamıştır. Dijital trendler insanlara  bireylerin zaman ve mekan sınırı olmadan iletişim kurabilme, bilgiyi dünyada yayabilme ve işlemler yapabilme imkanı. Buradan hareketle müşteriler artık sadece statik bir bilgiyi arama ya da kaydetme işlemi yanında etkileşimde bulunabilme, bilgi yükleme ve kendi içeriklerini  ağlara yayma imkanına sahiptir.&#13;
Müşteri etkileşimleri iş stratejilerini etkilemiştir.Şirketlerin karşılaştığı en büyük zorluk bu kanallar aracılığıyla müşteri ihtiyaçlarını anlayabilmek, zira dijital dünyada artık geleneksel müşteri segmentasyonu mevcut değildir. Dijital kanalları geliştirip, başlatmaktan ziyade onları işletebilmek ve müşteriye değer yaratabilmek önemlidir.&#13;
Pazarlama ve dizayn edilmiş araştırma, duyguları marka tutum ve davranışlarına etkisi olduğunu ispat ettiği gibi uzun dönemli müşteri ilişkilerinin de ekonomik değerini etkilemektedir. &#13;
Bu makale Forbes’in 2015 en değerli markaları arasında 94. sırada olan ve 2016’da dijital IQ derecelendirmesinde 1. sırada olan Burberry markasının lüks markaların dijital pazarlamasındaki mevcut konumunu değerlendirerek, lüks moda ve marka pazarlamasına genel bir bakış sağlamaktadır.&#13;
Bu makale aynı zamanda başarı elde etmek için dijital pazarlamanın tamamlayıcı önemini göstermektedir. Bu çalışma Burberry’nin dijital müşteri deneyimine duyguların, iş iletişiminin ve dijital kanalların kesişerek nasıl bir fikir verdiğini anlatmaktadır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>AYAKKABI ÜRETİM MALİYETLERİNİN SÜRECE DAYALI FAALİYET TABANLI MALİYETLEME YÖNTEMİ İLE İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29139</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29139</guid>
      <author>Ayşe KURTLUŞeyma ÇAKIR</author>
      <description>Küresel rekabet ortamı, teknolojik gelişmeler, üretim teknolojilerinin gelişmesi, ürün yaşam dönemlerinin kısalması vb. faktörler üretim giderlerinin yapısını değiştirmiştir. Üretim giderleri içinde direkt işçilik giderlerinin payı azalırken genel üretim giderlerini payı ve önemi artmıştır. Genel üretim giderlerinin üretim giderleri içindeki payı geleneksel üretim ortamlarında %15 iken bugün mühendislik, tasarım gibi dolaylı işçiliklerin ve amortismanların artması nedeniyle yaklaşık %60’tır. Bu duruma uyum sağlamak ve daha doğru maliyet bilgilerine ulaşmak için geliştirilen faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi kurulması ve çalıştırılması gibi maliyetli ve zaman alıcı faktörler nedeniyle yetersiz kalmış ve çok fazla uygulama alanı bulamamıştır. Arayışlar neticesinde geleneksel faaliyet tabanlı maliyetlemenin gelişmiş bir versiyonu olan sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi geliştirilmiştir. Çalışmanın amacı, sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemiyle daha doğru maliyet bilgilerine ulaşmak ve yönetimin karar alma sürecine destek olmaktır. Bu amaçla Bursa’da faaliyet gösteren bir ayakkabı üretim işletmesinde çalışmanın uygulaması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre bir çift ayakkabının birim maliyeti geleneksel faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminde 120 TL iken sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminde 88,46 TL’dir. Ayrıca sürece dayalı faaliyet tabanlı maliyetleme yönteminde pratik kapasitenin (172.800 dakika) tamamı değil 127.500 dakikası kullanılmıştır. Ürünlere, atıl kapasite (45.300 dakika) maliyeti değil 180.000 TL üretim maliyetinin 132.727 TL’si dağıtılmıştır. Böylece daha doğru ve gerçekçi maliyet bilgilerine ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EBÜ’L-KASIM ez-ZEHRAVİ VE KİTABU’T-TASRİF ADLI ESERİYLE İLGİLİ RUSÇA ARAŞTIRMALAR</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42229</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42229</guid>
      <author>Fegani BEYLER</author>
      <description>IX.-XIII. yüzyıllarda Türk-İslâm Dünyasında matematik, tıp, kimya, astronomi, fizik, optik, mekanik, zooloji, botanik, mineraloji, coğrafya vd. bilim alanlarında büyük başarılar elde edilmiştir. Önde gelen bilim tarihçilerine göre, Türk-İslâm Dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan bilginler, Yunan ve Bizanslı seleflerini yalnızca geride bırakmamışlardır. Onlar sonraki yüzyıllar için bu bilim dallarının gelişim yollarını da belirlemişlerdir.&#13;
Bu seçkin bilginler arasında dünya tıp tarihinde silinemez izler bırakan çok sayıda hekimden de söz etmek mümkündür. Onlardan biri, Endülüslü cerrah-hekim Ebü’l-Kâsım ez-Zehrâvî’dir. O, cerrahi alanına yaptığı sağlam ve özgün katkılarla bilinmekte ve Türk-İslâm Dünyasında cerrahinin kurucusu olarak kabul edilmektedir.&#13;
Zehrâvî birçok eser kaleme almıştır. Bunlardan bir tıp ansiklopedisi niteliğindeki Kitâbu’t-tasrîf li-men ʿaceze ʿani’t-te’lîf adlı kitabı günümüze ulaşmıştır. Kitap, Türk-İslâm Dünyasından çok, Avrupa ülkelerinde dikkat çekmiş ve etkili olmuştur. Kitabın farklı bölümleri başta Latince olmak üzere, İbranice, Fransızca, İngilizce vd. dillere tercüme edilmiştir.&#13;
Türk-İslâm Dünyasında yetişmiş olan bilim insanlarının özel olarak araştırıldığı Rusya’da da Zehrâvî’nin bilimsel mirası tüm yönleriyle ele alınmıştır. Tasrîf, İbn Sînâ’nın el-Kânun fî’t-Tıbb adlı eserine oranla geç olsa da Rusçaya tercüme edilmiştir.&#13;
Bu makalenin amacı, Zehrâvî ve başlıca eseri Tasrîfle ilgili Rusça çalışmaları -mevcut olanaklar çerçevesinde- tespit etmek, bu çalışmalar arasından öne çıkanları ortaya koymaktır.&#13;
Son olarak bu makale, Zehrâvî ve Tasrîfle ilgili Türkçe literatüre bir katkı sunma amacı taşımaktadır. Böylece, makalenin yazarı, ülkemizde devam eden ve gelecekte gerçekleştirilmesi düşünülen ilgili araştırmalara kaynak ve malzeme dizini bakımından yararlı olmayı da ummaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KANT ESTETİĞİNDE REFLEKSİF YARGI YETİSİ VE TÜMEL İLETİLEBİLİRLİK KAVRAMLARI AÇISINDAN BİR FORM BİÇİMLENDİRİCİ OLARAK DEHA</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29127</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29127</guid>
      <author>Fırat İLİM</author>
      <description>Estetik tarihinin en temel kuramsal çalışmalarından biri, şüphesiz, Immanuel Kant’ın üçüncü kritiği, Yargı Yetisinin Eleştirisi’dir.. Immanuel Kant bu çalışmasında yargı yetisi ve teleoloji üzerine bir inceleme sunarken Estetik teorinin sanat alanı dışında da kapsayıcı bir epistemolojik vizyon sunması gerektiğinin derinliğine farkındadır. Bu bakımdan onun en temel katkıları refleksif yargı yetisinin pratik dolayımı ve bu süreçte dehanın rolüne dair tartışmalarıdır. Bu bildiride Immanuel Kant’ın yargı yetisine dair incelemesinin temel bileşenleri özetlenerek açıklanacak ve özel olarak da refleksif yargı yetisine odaklanılarak dehanın epistemik öncülük rolü tartışılacaktır. Burada ayırt edici olarak, dehanın yalnızca güzel sanatlar ya da genel olarak sanat alanında değil, pratik dolayımı gerektiren her tür yargı sürecinde bu işlevi yerine getirme biçimine vurgu yapılacaktır. Bu bakımdan söz konusu tartışma G. W. F. Hegel, Yeni-Kantçılık, 20. yüzyıl Marksizmi ve Manchester Antropoloji Ekolü ekseninde ele alınacak ve sanat alanına ek olarak politik teoloji, siyaset felsefesi ve kültürel antropoloji alanlarından örneklerle işlenecek. Diğer taraftan belirleyici yargı yetisi ve refleksif yargı yetisi ayrımlarını da içerecek bir biçimde genel olarak yargı yetisinin işlevi günümüzde yalnızca biz insan türü için değil, makine öğrenmesi açısından yapay zeka programları için de özel olarak sorgulanmalıdır. Bu açıdan çalışmamız varsayımsal bir makine öğrenmesi sürecini de kapsayacak ve sorularını bu yolda sağduyuyu varsaymadan da sunmayı deneyecektir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPORDA MARKALAŞMADA DİJİTALLEŞME VE SOSYAL MEDYANIN KULANIMI</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39481</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39481</guid>
      <author>Gülberk Gültekin SALMAN</author>
      <description>Bu çalışmanın amacı, sporda marka inşasının kullanılan araçların ve sporun dijitalleşmesiyle nasıl geliştiğini incelemektir. Bu çalışma spor dünyasındaki dijitalleşme ve sosyal medya ile markalaşma çalışmalarına sadece takımlar veya kulüpler tarafında değil, sporcular tarafında nasıl geliştiğine bakmaktadır. Diğer taraftan spor çevresi üretkenliği artırmak üzere farklı dijitalleşme araçlarını ve türlerini kullanarak gelecekte performansı bambaşka boyutlara çekebilecektir. Ayrıca, spor ve medyanın farklı ve ters ilişkisi düşünüldüğünde, medya spor ile ilgili gerek sporcu ve teknik direktör veya antrenör gerekse de takım ve diğer paydaşların haber peşinde koşmaktadır, ancak sosyal medyanın spor paydaşlarının direk iletişimi ile tehtid altındadır. Diğer taraftan, Sosyal medya takipçileri takımlar ve sporcular açılarından incelenerek bu aracın marka inşaası için nasıl kullanılabileceği anlaşılacaktır. Takımların ve sporcuların kendileri ile ilgili bilgiyi direk yayınlamaları marka inşası için güçlü bir araç olduğu için Sosyal medya kullanımı bir strateji olarak kullanılabilir. Dijitalleşme, e-sporun ortaya çıkmasıyla farklı marka inşa platformları doğmuştur. E-spor icra eden ve takipçi sayısının çokluğu bu alana olan ilgiyi artırmıştır. E-spor etkinliklerinin büyümesi ve seyirci sayısının artması da yine bu platformun markalar için bir mabed haline geldiği aşikardır. Hergün artan takipçi sayısına bağlı olarak marka inşası için önemli bir platform haline gelmiştir. E-spor ile marka inşa etmek spor ekosistemi içerisinde önemli bir yer almaktadır.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PSİKOLOJİK DANIŞMANLARIN VE DANIŞMAN ADAYLARININ ERKEN DÖNEM UYUM BOZUCU ŞEMALARININ DANIŞMA ÖNCESİ VE SÜREKLİ KAYGI DÜZEYLERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29097</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=29097</guid>
      <author>Hatice Deniz GÜNAYDIN</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı psikolojik danışmanların ve danışman adaylarının erken dönem uyum bozucu şemalarının danışma öncesi ve sürekli kaygı düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın çalışma grubu 2012-2013 eğitim-öğretim yılında Konya merkezde çeşitli okullarda görev yapmakta olan 233 psikolojik danışman ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü öğrencilerinden oluşan 202 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmada; erken dönem uyum bozucu şema puanlarını belirlemek amacıyla “Young Şema Ölçeği Kısa Form 3”, danışma öncesi ve sürekli kaygı puanlarını belirlemek için “Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri”; cinsiyeti, yaş ile ilgili bilgilerini belirleyebilmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Formu” kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre psikolojik danışmanların duygusal yoksunluk, duyguları bastırma, kusurluluk ve fedakârlık dışındaki tüm erken dönem uyum bozucu şemalarının (başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, onay arayıcılık, iç içelik, haklılık, terk edilme, cezalandırıcılık, dayanıksızlık, mükemmeliyetçilik) durumluk kaygı ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikolojik danışmanların erken dönem uyum bozucu şemalarının on sekizi de sürekli kaygı düzeyleriyle anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Danışman adaylarının ise duygusal yoksunluk, haklılık ve mükemmeliyetçilik dışındaki tüm erken dönem uyum bozucu şemalarının (başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma, onay arayıcılık, iç içelik, fedakârlık, terk edilme, cezalandırıcılık, kusurluluk, dayanıksızlık) durumluk kaygı ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu bulunmuştur. Psikolojik danışman adaylarının fedakârlık ve cezalandırıcılık dışındaki bütün şemaları (duygusal yoksunluk, başarısızlık, karamsarlık, sosyal izolasyon, duyguları bastırma, onay arayıcılık, iç içelik, haklılık, terk edilme, kusurluluk, dayanıksızlık, mükemmeliyetçilik) sürekli kaygı düzeyleriyle pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişkilidir.</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SİVAS SANCAĞI KİLMİGAD KAZASININ 1838 TARİHLİ NÜFUS DEFTERİ VERİLERİNE GÖRE MESKÛN ERKEK AHALİSİNİN DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ VE EŞKÂLLERİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41550</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41550</guid>
      <author>Sezgin ZABUN</author>
      <description>Çalışmada yer alan Kilmigad kazası, nüfus kayıtlarının tutulduğu tarihte (1838) Sivas sancağına tabii kazalardan biridir. Günümüzde ise,  idari taksimatta yer almamaktadır. Kayıtları tutulan köylerin büyük çoğunluğu günümüzde Sivas ili Yıldızeli ilçesine tabiidir. Birkaç köy ise Tokat ili Artova ve Yeşilyurt ilçelerine tabiidir. Osmanlı Devleti’nde nüfus defterlerinin kaydedilmesi genelde askere alınacakların belirlenmesi ile ilişkilendirilir.  Erkek nüfusun demografik yapısı ölüm, doğum oranları, ortalama ömür ve eşkâl özellikleri konularında önemli bilgiler içermektedir. Erkek nüfus bilgilerinin sağlıklı tutulmuş olmasından hareketle, erkek çocuklar dâhil, toplam nüfus erkek nüfusun iki katı olacak şekilde hesaplanabilir. Çünkü erkek nüfusu kadar yaklaşık olarak kadın nüfusunda olduğu pek çok kaynakta yer almaktadır. Yaş aralıkları arasındaki dağılımdan hareketle, doğum-ölüm oranları, ortalama ömür konularında fikir yürütülebilir. Bu çalışmada 1838 tarihli Osmanlı nüfus defterleri ekseninde, Sivas sancağına bağlı Kilmigad kazasındaki 49 pare köyün erkek nüfusunun demografik özellikleri ve eşkâlleri belirlenmiştir. Veriler, nüfusun yaş dağılımı açısından oldukça çarpık bir dağılım gösterdiğini ortaya koymaktadır. Nüfusta en fazla payı olan (% 34.5) yaş grubu 0-10 yaş grubu iken, en az payı olan (% 2.6) yaş grubu ise, 61-70 yaş grubudur. 0-10 yaş grubunun % 41’nin 10 yaşını tamamlamadan öldüğü görülmektedir. Bu durum çocuk ölüm oranlarının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, tedavi imkânlarının yetersizliğine ve salgın hastalıkların yaygınlığına yorulabilir. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MONDROS MÜTAREKESİ’NİN İMZALANMA SÜRECİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41474</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=41474</guid>
      <author>Neslihan BOLAT BOZASLAN</author>
      <description>Birinci Dünya Savaşı’nın beklenenden uzun sürmesi Osmanlı Devleti’ni ekonomik, siyasi, askeri ve toplumsal açıdan zor duruma düşürmüştür. Savaşın son yılı İttihat ve Terakki Hükümeti istifa etmiş, üstelik Talat Paşa, Cemal Paşa, Enver Paşa gibi önemli isimler yurtdışına kaçmıştır. Cephelerde Osmanlı askerlerinin mevcutları iyice erimiştir. Bununla birlikte Irak, Suriye cephelerinde olduğu gibi cephelerden yenilgi haberleri artmaya başlamıştır. Bir yanda enflasyonist hareketler artarken diğer yanda toplumsal hayatta değişimler ve dönüşümler yaşanmıştır.  Yaşanan bu sorunlar nedeniyle Osmanlı Devleti savaşı sona erdirmek için çareler aramaya başlamıştır. Başlangıç itibariyle doğrudan barış görüşmelerine başlamak yerine bunu müttefikleri aracılığı ile yapmak istemiştir. Bu amaçla öncelikle İspanya aracılığı ile Amerika’yla görüşmeler yapmış sonrasında da Fransa ve İngiltere ile temaslarda bulunmuştur.  Uzun süren temaslar neticesinde Osmanlı Devleti’nin neredeyse umudunu kaybetmeye başladığı bir dönemde General Towsend’in yardımları neticesinde İngiltere ile barış görüşmelerine başlanmıştır. Fakat Mütareke görüşmelerine başlanması öncesi ve sonrasıyla Osmanlı Devleti’nde ciddi siyasi krizlere neden olmuştur. Özellikle barış görüşmelerine kimin gideceği hususunda tartışmalar yaşanmıştır. Ahmet İzzet Paşa, Nureddin Paşa, Erkan-ı Harbiye Reisi Sadullah ve Hariciye müsteşarı Reşat Hikmet Bey’i göndermek istediğini söylemiştir. Fakat Padişah, asker göndermenin doğru olmayacağını, birbirinin kanını dökmüş kimselerin barış yapma konusunda başarısız olacağı gerekçesi ile bu isimlerin gönderilmemesini belirtmiştir. Padişah, Damat Ferit Paşa’nın gitmesini önerirken Sadrazam Ahmet İzzet Paşa bu isme kesinlikle karşı çıkmıştır. Damat Ferit Paşa’nın gönderilmesini meclis de  istememiştir. Meclis birinci murahhas olarak Bahriye nazırı Rauf Bey’in gönderilmesini istemiştir. Meclisin ve Ahmet İzzet Paşa’nın desteği ile görüşmelere Rauf Bey gitmiştir.  Çalışmamızda Mondros Mütarekesi’nin imzalanma sürecinde Osmanlı Devleti’nde yaşanan siyasi gelişmeler, meselenin perde arkası ele alınmıştır. </description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ’NİN ELEŞTİRİLERİ: TÜRKİYE’DE MUHALEFET PARTİLERİ ÜZERİNDEN BİR İNCELEME</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39936</guid>
      <author>Umut Turgut YILDIRIM</author>
      <description>Hükümet sistemi tartışmaları, Türk siyasal gündeminin uzun dönemdir vazgeçilmez konularındandır. Akademik çevreler, siyasetçiler, bürokrasi ve toplumun yanında demokratik yaşamın tabii unsurları olan siyasi partiler de bu tartışmaların öznesini oluşturmaktadır. Hükümet sistemi tartışmalarının günümüzdeki içeriğini belirleyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş, Türkiye’deki siyasi partilerin propagandalarında önemli yer tutmaktadır. Bu açıdan düşünüldüğünde, siyasi partilerin Türkiye’de parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş süreci ve sonrasındaki tepkileri/görüşleri/yaklaşımları, hem yeni hükümet sisteminin değerlendirilmesi hem de uygulanabilirliği konularında oldukça önemli belirtiler içermektedir. &#13;
Bu düşünceden hareketle çalışmada, hükümet sistemi değişikliğine geliştirdikleri eleştiriler bağlamında Türkiye’deki muhalefet partilerine odaklanılmıştır. Fakat çalışmanın sınırlandırılması sebebiyle, Türk siyasal yaşamının tüm aktif muhalefet partileri kapsama dâhil edilmemiş, parlamentoda temsilcisi bulunan partilerin yaklaşımları incelenmiştir. Bu minvalde, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Demokrat Parti, Büyük Birlik Partisi (BBP) yaklaşımları incelenen partiler olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda partilerin 2018’de yürürlüğe giren partili cumhurbaşkanlığı sistemi olarak da adlandırılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirileri de çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışmadaki temel amaç, muhalefet partilerinin sistem eleştirilerinin ya sistemi destekleyen söylemlerinin odak noktalarının karşılaştırmalı analizle ortaya konulmasıdır. Bu amaçla çalışma, seçilen muhalefet partilerinin söylemlerini, Türkiye’de hükümet sistemi tartışmalarının siyasal gündem haline geldiği 2010 yılından itibaren incelemektedir. Çalışmanın sonucunda ifade edilebilir ki; CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, HDP, TİP ve Demokrat Parti yürürlüğe giren hükümet sistemini belirli açılardan eleştirirken, MHP ve BBP yeni sistemi belirgin şekilde desteklemiştir. Partilerin eleştirileri, çoğunlukla taraflı cumhurbaşkanı, kuvvetler ayrılığının ihlali ve yeni sistemin Türkiye’ye uyum sorunu üzerinde yoğunlaşırken, karar alma süreçlerindeki tıkanıklıkların giderilmesi ve istikrarlı yönetim, yeni sistemi destekleyen partilerin temel gerekçelerini oluşturmuştur. Muhalefet partilerinin eleştirilerinin temel söylemler üzerinde benzerlik taşıdığı da ayrıca belirtilmelidir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DIŞ TİCARET FİNANSMANINDA FAKTORİNG VE FORFAİTİNG TEKNİĞİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39935</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=39935</guid>
      <author>Şükrü SÜRÜCÜHaldun SOYDAL , Hakan ACET</author>
      <description>20. yüzyılda bilim ve teknolojide meydana gelen ve 21. yüzyılda da hızla devam eden gelişmeler sonucunda küreselleşmenin ülkeler üzerindeki etkisi daha da artmaktadır. Uluslararası rekabetin arttığı günümüz dünyasında dünya ülkeleri tek bir pazara doğru hızla yol almakta, otonom bir ülkenin düşünülmesi ütopya haline gelmektedir.&#13;
Döviz kurlarında ve faiz oranlarında meydana gelen değişmeler işletmeler için bir risktir. İşletmelerin satış faaliyetleri ve büyüme kapasiteleri için önemli olan bu unsurlara karşı modern finansman teknikleri olan faktoring ve forfaiting hizmetlerine yönelmeleri hız kazanmaktadır. Faktoring ve forfaiting hizmetlerinden yararlanan işletmeler, bu hizmetler sayesinde alacağın risk yönetimine ilişkin zaman harcamaları gerekmezken, zamanlarını pazarlama, yönetim, satış, büyüme gibi politikalara harcayabilmektedirler.&#13;
Faktoring, mal veya hizmetlerini kredili olarak satan işletmelerin alacaklarını faktoring şirketine devretmesine dayanan bir yöntemdir. Faktoring işleminde kesinlikle olması gereken unsur vadeli bir alacağın olmasıdır. Faktoring işleminde alacağın devrinin yanı sıra finansman, hizmet ve teminat gibi hizmetler de sunulmaktadır. Sermaye yapısı zayıf olan, kredibilitesi düşük olan, pazarlama konusunda sorun yaşayan küçük ve orta ölçekli işletmeler için faktoring işlemi tercih edilebilir bir finansman tekniğidir. &#13;
Forfaiting işlemi genellikle ihracat sonucunda ortaya çıkmaktadır. Forfaiting işleminin vadesi 10 yıla kadar uzayabilmektedir. Belirli bir ödeme planına bağlanan alacakların geri rücu hakkı olmadan tahsilatını gerçekleştirecek olan bir forfaitera veya bankaya belirli bir komisyon ve iskonto maliyetine katlanarak devredilmesidir. Poliçe ve bonolara bağlanmış alacaklar, forfaiting işleminin konusunu oluşturan alacaklardır.&#13;
Uluslararası ticaretin ve ülkeler arasında karşılıklı bağımlılığın arttığı günümüzde modern finansman teknikleri olan faktoring ve forfaiting hizmetlerinin bilinirliğinin artırılması önem arz etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada faktoring ve forfaiting hizmetleri incelenmiştir.&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MARMARİS’İ ZİYARET EDEN TURİSTLERİN ALIŞVERİŞ DENEYİMLERİNE İLİŞKİN MEMNUNİYET DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=36949</guid>
      <author>Çağrı SÜRÜCÜAydan BEKAR , Nisan YOZUKMAZ , Ramazan İNAN</author>
      <description>Alışveriş, turizmin önemli bir parçası ve aynı zamanda önemli bir motivasyon aracıdır. Bununla birlikte turistler tarafından gerçekleştirilen önemli aktivitelerden biridir. Destinasyonlarda turizme yönelik hizmet veren mağaza, çarşı, alışveriş merkezleri gibi yerlerin özellikleri turistlerin alışveriş deneyimlerinde dolayısıyla memnun olma düzeyleri üzerinde önemli faktörlerdir. &#13;
Bu araştırma Marmaris’i ziyaret eden turistlerin alışveriş deneyimlerine ilişkin memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi için gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Marmaris’i ziyaret eden ve alışveriş yapan yabancı turistler oluşturmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre turistler alışveriş deneyimlerinde alışveriş yerlerine ilişkin en çok alışveriş yerlerinin fiziksel özellikleri ile ürün özelliğini ve ulaşılabilir olmasını yeterli bulurken; müşteri ile iletişimi daha az yeterli bulmaktadırlar. Alışveriş yerlerinin yeterliliğine ilişkin unsurların genel memnuniyet düzeylerine etkisinin önem sırasına göre ürün özelliği ve ulaşılabilirlik ve mağaza/pazarın fiziksel özellikleri olduğu; müşteri ile iletişim unsurunun turistlerin alışverişe ilişkin memnuniyet düzeylerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir (p&gt;0,05).&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TOPLUMSAL DİNAMİKLER ÇERÇEVESİNDE TÜRK AİLE YAPISININ DEĞİŞİMİ: MEDYANIN AİLE KURUMUNA ETKİSİ</title>
      <link>https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42073</link>
      <guid isPermaLink="true">https://jasstudies.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=42073</guid>
      <author>Seçil UTMA</author>
      <description>Toplumun en küçük yapı taşı olan aile; biyolojik, ekonomik, hukuksal ve toplumsal yönleri bulunan toplumsal bir birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde toplumsal yapıda meydana gelen her değişim, Türk aile kurumunu yakından etkilemiştir. Geçmişten günümüze maddi ve manevi değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında köprü vazifesi gören aile kurumu, toplumsal alanda meydana gelen her değişimin etki ve sonuçlarının en belirgin olarak izlendiği toplumsal kurumların başında gelmektedir. Sanayileşme, modernleşme, kentleşme gibi olgulardan direkt olarak etkilenen aile kurumu ve aile içi ilişkiler, son yıllarda iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte bir dönüşüme uğramıştır. Bireylerin, televizyon, internet, cep telefonu gibi medya teknolojileri aracığıyla evlerinin içinde dış dünya ile bağlantı halinde olması,  aile üyeleri ile iletişim konusunda kopukluklar yaşamasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Gelişen medya teknolojisi sayesinde sosyal ve duygusal paylaşımlar azalırken, özellikle televizyon ve internet ile birlikte aile, aynı evi paylaşan bireylerden oluşan bir topluluk haline gelmeye başlamıştır. Aile içerisinde sosyal ve duygusal paylaşımların azalması, ilgi, sevgi ve desteğin bu araçlar aracılığıyla karşılanmasına yol açmıştır. Kitle iletişim araçlarının kullanımını yaygınlaşması ile birlikte geleneksel aile yapısında hızlı bir dönüşümün yaşandığı göze çarpmaktadır. Ancak tüm bu etkenlere rağmen Türk aile yapısı, hem çağdaş hem de geleneksel özelliklerini korumaya devam etmektedir. Çalışmada Türk aile yapısının değişim ve dönüşümü ve bu gelişmelere etki eden unsurlar değerlendirilerek, yeni medya teknolojileri başta olmak üzere kitle iletişim araçlarının aile kurumu üzerindeki etkileri kuramsal olarak ele alınmıştır. &#13;
&#13;
</description>
      <pubDate>2024-10-28</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


